Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

4 yılda tam 41 insan Türkiye cezaevlerinde kanser olup öldü

Temmuz 2016 ile Ocak 2021 arasında Türkiye cezaevlerinde tam 41 insan kanser nedeniyle hayata veda etti. 9 kanser hastası ise hala tutsak.

BOLD ÖZEL | SEVİNÇ ÖZARSLAN 

KURGU: BARBAROS KAYA

Cezaevlerindeki hak ihlalleri birçok insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Özellikle son 4 yılda pek çok insan kanser olup ya cezaevinde öldü ya da tahliye edildikten kısa bir süre sonra sevdiklerine veda etti.

Hasta tutuklular için bugün en büyük sorun sağlık hizmetlerine zamanında ulaşamamak. Koronavirüs salgını nedeniyle bu zorluk ikiye, üçe katlandı. Cezaevinde sadece kanser olup ölenler yok elbette. Kalp krizi, beyin kanaması, beyin tümörü, koronavirüs nedeniyle de hayatını kaybeden çok fazla insan var. Hazırladığımız haber “Temmuz 2016 ile Ocak 2021 arasında cezaevinde kanser olup ölenleri” kapsıyor. Ortaya çıkan ve bilinen vaka sayısı 41. Bu sayı daha da fazla olabilir. Bazı aileler gördükleri baskı ve yaşadıkları hukuksuzluklar nedeniyle yaşadıklarını saklıyor, susmayı tercih ediyor.

Cezaevinde kanser olduktan sonra ilk hayatını kaybeden kişi öğretmen Fatih Korkmaz. Bartın Cezaevinde tutukluyken beyin kanserine yakalanan Korkmaz 25 Ekim 2016’da hayatını kaybetti. Son kişi ise çok genç bir öğrenci. Sincan Cezaevinde lenf kanserine yakalanan kursiyer teğmen Ercan Dağhan 4 Ocak 2021’de vefat etti.

“KEŞKE EŞİM ÖLMEDEN KONUŞSAYDIM”

Akademisyen Ahmet Turan Özcerit, tıbbı mümessil Deniz Hakan Şen, polis memuru Kadir Eyce, öğretmen Engin Erol, işadamı Medeni Arifoğlu, yönetmen Fatih Terzioğlu, gazeteci Mevlüt Öztaş, komiser Ümit Gökhasan, öğretmen Tacettin Toprak, askeri öğrenci Yusuf Kurt sosyal medyada en çok gündeme gelen isimler olduğu için ölüme giden süreçte neler yaşadıkları biliniyor. Bold Medya olarak bu hastaların maruz kaldığı haksızlıkları belgeleriyle ortaya koyduk.

Ancak ne yaşadığı bilinmeyen birçok kanserli var. Bazıları hakkında çok az bilgiye ulaştık. Özellikle ilk dönemlerde vefat edenler hakkında bilgi, belge ve fotoğraf yok denebilir. Son 2-2,5 yıldır ölenlerle ilgili nispeten daha çok bilgi vardı. Aile yakınlarının da zaman geçtikte maruz kaldıkları hukuksuzlukları ortaya çıkarmada daha bilinçlendikleri görülüyor.

Malatya ve Bingöl cezaevlerinde kaldıktan sonra böbrek kanserine yakalanan Bingöllü işadamı Medeni Arifoğlu 25 Ocak 2020’de hayatını kaybetti. Nuran Arifoğlu eşinin neler çektiğini, bir hasta yakını olarak resmi süreçlerde kendisinin neler yaşadığını ancak eşinin vefatından sonra anlatabilmiş ve bir pişmanlığını da şöyle dile getirmişti: “Keşke eşim ölmeden önce konuşsaydım.”

ŞU ANDA CEZAEVLERİNDE KAÇ KANSERLİ VAR?

Şu anda Türkiye cezaevlerinde tespit edebildiğimiz 9 kanserli hasta bulunuyor. Lenf kanseri Ali Kaya Rize Kalkandere Cezaevinde, testis kanseri Ahmet Karakuş Manisa T Tipi Cezaevinde tutuklu. Tiroid kanseri Abdülaziz Örpek ile bağırsak kanseri Ali Osman Ünal Kırşehir Cezaevinde. Cilt kanseri Ahmet Polat Önel 4 yıldır Kandıra Cezaevinde kalıyor. Lösemi Rıdvan Yıldız Silivri, lösemi Yasin Akaslan ise Sincan Cezaevinde tutuklu. Adının açıklanmasını istemeyen iki kanser hastası daha var. E. K. Antalya L Tipi Cezaevinde, 1 kişi de Amasya’da.

İŞTE 4 YILDA BİLE BİLE ÖLÜME GÖNDERİLEN 41 CAN 

1- Fatih Korkmaz (30), öğretmen, beyin kanseri, Bartın Cezaevi,25 Ekim 2016.

2- Ahmet Kemal Kaya (71), iş adamı, kanser, Isparta Cezaevi, 19 Kasım 2016.

3- Hüseyin Penbe (62), din kültürü öğretmeni, kanser, Samsun, Erzurum ve Sincan cezaevleri, 29 Mayıs 2017.

4 – Selman Aşçı (32), Kimse Yok mu Derneği gönüllüsü, bağırsak kanseri, İzmir Şakran Cezaevi, 27 Aralık 2017.

5- Lokman Ersoy (48), öğretmen, kolon kanseri, Balıkesir Kepsut Cezaevi, 8 Ocak 2018.

6- Naim Çıtır, iş adamı, Konya Aktif Sanayici ve İşadamları Derneği Kurucu Başkan, kanser, Konya Cezaevi, 21 Ocak 2018.

7- Ahmet Turan Özcerit (49), akademisyen, bağırsak kanseri, Balıkesir ve Sakarya cezaevleri, 12 Şubat 2018.

8- Nihat Baymiş, kan kanseri, İzmir Şakran Cezaevi, 26 Şubat 2018.

9- Deniz Hakan Şen (42), tıbbi mümessil, mide kanseri, Silivri Cezaevi, 6 Mart 2018.

10- Kadir Eyce (33), polis, mide kanseri, Sivas Cezaevi, 11 Nisan 2018.

11- Cemal Gürer, öğretmen, kanser, Elazığ Cezaevi, 25 Nisan 2018.

12- Yıldırım Sarp, emniyet müdürü, kanser, Diyarbakır Cezaevi, 27 Nisan 2018.

13- Ali Hocaoğlu, esnaf, mide kanseri, İzmir Şakran Cezaevi, 6 Mayıs 2018.

14- İsmail Ülker (42), emniyet müdürü, kolon kanseri, 17 Haziran 2018.

15- Bayezıt Yıldırım, işadamı, kanser, 2 Temmuz 2018, Bursa Cezaevi.

16- Bahri Demirulus (78), emekli öğretmen, kanser, 30 Temmuz 2018.

17- Mehmet Ali Başar, muhasebeci, lenfoma kanseri, Silivri Cezaevi, 23 Eylül 2018.

18- Elmas Cankurt (63), gazeteci, kanser, Kırklareli Cezaevi, 5 Ekim 2018.

19- İsmail Aygün (56), esnaf, kolon kanseri, Bursa Cezaevi, 20 Kasım 2018.

20- Recep Türk, postacı, pankreas kanseri, Samsun Bafra Cezaevi, 25 Kasım 2018.

21- Vasıf Bayram (65), mali müşavir, mide kanseri, Sakarya Ferizli Cezaevi, 13 Aralık 2018.

22- Ramazan Üzer, başçavuş, kanser, 30 Aralık 2018.

23- Mehmet Ali Tokel, öğretmen, akciğer kanseri, Antalya Cezaevi, 6 Ocak 2019.

24- Saim Uyanık, okul müdürü, beyin kanseri, Adana Cezaevi, 15 Mart 2019.

25- Mustafa Çelikbilek (35), yazılım uzmanı-mühendis, beyin kanseri, Sincan Cezaevi, 22 Nisan 2019.

26- Yavuz Bölek (52), emniyet müdürü, kolon kanseri, İzmir Şakran Cezaevi, 16 Haziran 2019.

27- Tacettin Toprak (36), fen bilgisi öğretmeni, mesane kanseri, Manisa T Tipi Cezaevi, 24 Ağustos 2019.

28- Bilal Gülfidan (27), kursiyer subay, testis kanseri, Ankara Sincan Cezaevi, 15 Ekim 2019.

29- Mustafa Ali Mutlu (34), uzman çavuş, mide kanseri, 18 Ekim 2019.

30- Engin Erol (41), öğretmen, lenfoma kanseri, Erzurum H Tipi Cezaevi, 19 Aralık 2019.

31- Medeni Arifoğlu (51), iş adamı, böbrek kanseri, Malatya-Bingöl cezaevleri, 25 Ocak 2020.

32- Özgür Doğan, edebiyat öğretmeni, Manisa Salihli ve İzmir Kırklar cezaevleri, akciğer kanseri, 7 Nisan 2020.

33- Caner Durukan (42), sağlık memuru, bağırsak kanseri, Nevşehir Cezaevi, 3 Haziran 2020.

34- Yusuf Uzun (36), muhasebe öğretmeni, kanser, Kandıra Cezaevi, 7 Ağustos 2020.

35- Mevlüt Öztaş (49), gazeteci, pankreas kanseri, Afyon Cezaevi, 19 Ağustos 2020.

36- Fatih Terzioğlu (40), yönetmen, mide kanseri, Silivri Cezaevi, 23 Ağustos 2020.

37- Ahmet Kaplan (48), emekli trafik polisi, akciğer kanseri, İskenderun Cezaevi, 10 Kasım 2020.

38- Yusuf Kurt (25), askeri öğrenci, kemik kanseri, Silivri Cezaevi, 21 Kasım 2020.

39- Ümit Gökhasan (46), komiser, mide kanseri, Afyon Cezaevi, 23 Kasım 2020.

40- Mustafa Kılıç, kanser.

41- Ercan Dağhan (31) kursiyer teğmen, lenf kanseri, Sincan Cezaevi, 4 Ocak 2021.

BOLD ÖZEL

‘Hayalet komutan’ Heysem Topalca Susurlukvari kazaya kurban gitti

Susurluk kazasının neredeyse aynısı meydana geldi ve bu kez Suriye silah ticaretinin, Türkiye’deki kanlı olayların beyni Heysem Topalca’yı tır biçti.

BOLD – Suriye’deki çatışmaların başladığı yıllardan itibaren ‘Hayalet Komutan’ ve ‘İkinci Yeşil’ olarak ismi sık sık MİT’le birlikte anılan Suriye uyruklu Heysem Topalca, Susurluk benzeri bir kazayla hayatını kaybetti.

www.turkishminute.com’dan Cevheri Güven’in haberine göre; Topalca’nın içinde bulunduğu araç Konya’nın Karapınar ilçesinde 10 Şubat’ta bir tırla çarpıştı. Topalca olay yerinde can verdi. Reyhanlı patlaması, IŞİD’ın Niğde saldırısının organizatörlüğü, Suriye’ye silah sevkiyatı, El Nusra’ya Sarin Gazı temini dahil onlarca büyük olayda ismi geçen Topalca’nın ölümü kamuoyundan gizlendi.

(Kaza yerinden fotoğraf. Heysem Topalca’nın içinde bulunduğu araç)

Karapınar- Konya yolu Akçayazı Mahallesi Merdivenli mevkisinde 10 Şubat 2021’de saat 21:00 sıralarında içinde Heysem Topalca’nın bulunduğu 68 KH 911 plakalı otomobil ile 06 KH 8433 plakalı tır çarpıştı. Otomobilde bulunan Heysem Topalca (54), Macit El Hacı Ali (33) ve Bilal El Muhammed (21) yaşamını yitirdi. Döne Abdullah (55), Nureddin El Hac Ali (19), Abdullah El Hac, İbrahim El Muhammed (30) ve Halit Bargut (15) da yaralandı. Araçta bulunanlar Konya Şehir Hastanesi ve Karapınar Devlet Hastanesine götürüldü. Hayatını kaybeden üç kişi, otopsi işlemlerinin ardından Hatay’ın Yayladağı ilçesine defin için gönderildi. Kaza sonrası gözaltına alınan tır şoförü Mustafa Usta ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

(Heysem Topalca (solda) Suriye’deki çatışmalar sırasında görülüyor)

Hayalet Komutan

Araçta hayatını kaybeden Heysem Topalca (Hytham Qassap), Suriye iç savaşının başladığı 2010 yılından beri Türkiye’nin gündeminde olan bir isim. Hakkında Türkiye’de mahkûmiyet ve yakalama kararı bulunan Topalca’nın Konya’da rahatça hareket edebilmesi oldukça dikkat çekici.

11 Mayıs 2013’teki Reyhanlı patlaması ve 20 Mart 2014’te Niğde Ulukışla’daki IŞİD saldırısı davalarının ‘firari’ sanığı olan Topalca hakkında Adana 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 29 Aralık 2015’te verdiği 12 yıl kesinleşmiş hapis cezası var. Topalca bu cezayı ‘Sarin Gazı Davası’ olarak bilinen Suriye’ye kimyasal silah yapımında kullanılabilecek maddelerin sokulması nedeniyle aldı.

Topalca’nın yakalama kararları ve kesinleşmiş cezalarına rağmen Konya’da bulunması, Susurluk benzeri bir kazayla hayatını kaybetmesi ve bu bilginin kamuoyundan gizlenmesi oldukça dikkat çekici.

(Heysem Topalca)

Hayalet Komutan ve Reyhanlı Patlaması

Heysem Topalca’nın ismi Suriye’deki çatışmaların başladığı 2010’dan beri birçok kez gündeme gelse de en çarpıcısı 11 Mayıs 2013’teki Reyhanlı Patlaması sonrası oldu. 53 kişinin hayatını kaybettiği patlama sonrası gözaltına alınan ve tutuklanan sanıklardan Yusuf Nazik ve Mehmet Gezer, Topalca’yı kendilerini tuzağa düşürmekle suçladı. İkili, “Reyhanlı’dan mal geçirmek için iş birliği yapıyorduk. Patlamada kullanılan minibüsler kaçakçılık için hazırlanmıştı” dedi. Topalca’nın kaçakçılık için hazırlanan minibüslere patlayıcı yerleştirdiği bilgisi üzerine Emniyet’in yaptığı incelemede, Topalca’nın Türkiye’de iki kez gözaltına alındığı ve bırakıldığı, arandığı dönemde bile sık sık Türkiye’ye giriş yaptığı tespitine yer verildi.

Emniyet Genel Müdürlüğünün El Kaide raporunda Topalca’nın 2011-2014 yılları arasında 873 kez Türkiye’ye giriş çıkış yaptığı ifade edildi. Topalca’nın Özgür Suriye Ordusu’nun toplantılarına katıldığı, El Kaide ve El Nusra örgütleriyle de bağlantısının olduğu raporda vurgulandı.

(2013’te Reyhanlı’daki patlamada 53 kişi hayatını kaybetti)

Sarin Gazı davasında 12 yıl ceza aldı

Reyhanlı patlamasından kısa süre sonra 28 Mayıs 2013’te Adana Polisi, Suriye’deki El Kaide örgütüne bağlı Ahrar-ı Şam ve El Nusra Cephesi’ne kimyasal bomba yapımında kullanılan bazı kimyasal maddelerin temin edilmeye çalışıldığı yönünde ihbarı üzerine çeşitli adreslere operasyon düzenledi. Gözaltına alınan biri Suriyeli 5 kişi tutuklandı. Suriyeli olan Heysem Topalca’ydı.

Polisin, 2 kilo sarin gazı yakaladığı belirtildi. Ancak dönemin Adana Valisi Hüseyin Avni Coş, resmî açıklamasında maddenin sarin gazı olmadığını, antifriz olduğunu savundu. İlk duruşmada Heysem Topalca dahil tüm sanıklar serbest bırakıldı. Sanıkların tamamı 17 Temmuz 2013’te tahliye edildikten sonra ele geçirilen kimyasal malzemenin laboratuvar sonuçları geldi. Raporda malzemelerin kimyasal silah üretmede kullanılabileceği, bu kişilerin de kimyasal silah elde etme girişiminde bulundukları belirtildi. Rapor iddianameye girince savcılık, daha önce serbest bırakılan Heysem Topalca hakkında yakalama kararı verdi. Ancak Topalca izini kaybettirmişti.

Olayla ilgili hazırlanan iddianamede, Makine Kimya Endüstrisi’nden sarin gazı üretmek için gerekli maddeleri temin etmeye çalışan ve maddelere rahatlıkla ulaşan sanıkların ödemeleri Arabistan üzerinden yaptıkları ve sadece kimyasal madde değil, havan topu yapılmak üzere krom boru siparişi verdikleri de kaydedildi.

Adana 9. Ağır Ceza Mahkemesindeki dava 29 Aralık 2015’te sonuçlandı. Mahkeme, Heysem Topalca hakkında 12 yıl hapis cezasına hükmetti. Ceza, terör örgütü üyeliğinden verilirken kimyasal silah temin etme suçunun hazırlık aşamasında kaldığı bildirildi.

(Tır dorsesinin zeminine gizlenmiş olarak yakalanan havan topları)

Havan topları yakalandı

Sarin Gazı iddianamesinde geçen havan topları ise 7 Kasım 2013’te tesadüfen yakalandı. Adana’da “Bir tırda uyuşturucu taşınıyor” ihbarı sonucu yapılan aramada, çok sayıda mühimmat bulundu. Tırın içinde Konya ile Adana’da üretildiği belirlenen 953 adet havan topu başlığı ve 10 füze rampası vardı. Polis, mühimmatın El Kaide’ye bağlı El Nusra’ya gönderilmek istendiğini belirledi. Tırın şoförü ilk sorgusunda, talimatları Heysem isimli kişiden aldığını söyledi. Heysem Topalca tır şoförünün ifadesinden sonra yakalandı, ifadesi alındı. Ancak MİT’in devreye girmesiyle serbest bırakıldığı öne sürüldü.

(Topalca’nın aracıyla çarpışan tır)

IŞID saldırısının organizatörü

MİT’e çalıştığı için Türkiye’de korunduğu iddialarıyla sık sık gündeme gelen Heysem Topalca’nın isminin karıştığı bir başka dosya ise Niğde’nin Ulukışla ilçesinde bir astsubay, bir polis ve bir vatandaşın hayatını kaybettiği IŞİD saldırısı.

20 Mart 2014’te İstanbul’a gitmek üzere Hatay’dan yolan çıkan IŞİD üyeleri Benyamin Xu, Çendrim Ramadani ile Muhammed Zakiri, Ulukışla-Adana Otoyolu’nun Gedeli viyadüğünde bulundukları taksiyi durdurmak isteyen güvenlik güçlerine otomatik silahlarla ateş açtı. Jandarma Astsubay Üstçavuş Adil Kozanoğlu ile polis memuru Adem Çoban çatışma sonrası hayatını kaybetti.

Davanın iddianamesinde sanık olan Topalca hakkında mahkeme yakalama kararı çıkardı. İddianamede, şüpheliler Çendrim Ramadani, Benyamin Xu ve Muhammed Sakiri’nin Suriye’deki IŞİD’e bağlı kamptan, İstanbul’da silahlı ve bombalı eylem yapmak için ayrıldıkları öne sürüldü. Bu kişilerin Topalca tarafından Yayladağı’ndan yasa dışı yollarla Türkiye’ye sokulduğu ve İstanbul’daki bağlantılarının da yine Topalca tarafından ayarlandığı aktarıldı.

(Niğde saldırısını gerçekleştiren IŞİD üyesi)

Gazeteci Bünyamin Aygün kaçırıldığında yanındaydı

Milliyet Gazetesi muhabiri Bünyamin Aygün, Aralık 2013’te kaçırıldığında da yanında Heysem Topalca vardı. Aygün, Suriye’ye gitti ve Heysem Topalca’yla buluştu. Topalca’nın kullandığı araçla ilerlerken önleri kesildi ve IŞİD’e bağlı radikal bir kol tarafından kaçırıldılar. Milliyet muhabirinin kaçırıldığı Türkiye gündemine girince MİT üzerinden pazarlık başladı. 17 gün sonra ilk olarak Heysem Topalca serbest bırakıldı. Bünyamin Aydın’ın anlattığına göre 6 Ocak 2014’te Heysem Topalca geri geldi ve Bünyamin Aygün’e “Merak etme kurtuldun sen, ben geri geleceğim, şimdi senin pazarlıkların devam ediyor” dedi. Pazarlıklar sonucu Milliyet muhabiri Aygün de serbest bırakıldı.

Jandarma raporu

Suriye ile ilgili hemen her iddianamede ismi geçen Heysem Topalca’ya ilişkin bilgileri 2013 ve 2014 yılındaki Emniyet ve Jandarma raporlarında bulmak mümkün. Ardından iki kurumda yapılan büyük tasfiyeden sonra Heysem Topalca’nın ismi tekrar gündeme gelmedi.

Jandarma Genel Komutalığının 9 Haziran 2014 tarihli raporunda Topalca ile ilgili şu bilgiler yer aldı:

– Suriye’den kaçak yollarla tarihi eser getirip Türkiye’de satılmasının organize edilmesi.

– Halep sanayi bölgesindeki makinelerin çalınarak Türkiye’de satılması.

– El Kaide ve Nusra Cephesi’ne sürekli Türkiye üzerinden mühimmat temin edilmesi.

– Reyhanlı’da patlayan araçları gönderen kişi olması.

– Adana’da ele geçirilen 931 adet havan mermisinin sahibi olması.

– Cund el Şam örgütü ile ilişkisinin bulunması.

Heysem Topalca’nın ailesi Hatay’ın Yayladağı İlçesi’nde ikamet ediyor. Topalca, Lazkiye’nin kuzey kırsalındaki Türkmenlerin kurmuş olduğu ve Türkiye’den de cihatçıların katıldığı Özgür Suriye Ordusu Yüksek Askeri Konseye bağlı Bayır Bucak Türkmen Tugayı’nın bileşenlerinden El Huva Billa Taburu’nun bir süre liderliğini de yaptı.

“Heysem Topalca’yı MİT korudu”

Heysem Topalca’nın yakalama kararları ve hakkındaki 12 yıl mahkumiyete rağmen nasıl olup da Türkiye’de özgürce dolaşabildiği sorusunun cevabı ise Mehmet Aşkar’ın IŞİD’in Niğde Saldırısı ile ilgili verdiği ifadede gizli.

Bir asker, bir polis ve bir sivilin hayatını kaybettiği Niğde’deki saldırıya dair davada yargılanan sanık Mehmet Aşkar, ifadesinde şunları söyledi:

“MİT’e çalıştığını söyleyen Heysem Topalca ile Yayladağı sınırında silah taşırken askerlere yakalandık ama birkaç telefon görüşmesinden sonra bırakıldık ve teslimatı gerçekleştirdik.”

Niğde saldırısından günler önce beraat

Topalca’nın korunduğu başka bir dava ise ‘evrakta sahtecilik’ olayıydı. 2013 yılı haziran ayında, Heysem Topalca ve babası Muhammed Topalca, resmî belgede sahtecilik suçundan yargılanmaya başladı. Volkswagen marka Suriye plakalı bir aracın ruhsatında oynama yaparak Türkiye’ye sokmuşlardı. Ancak ruhsata kayıtlı şase numarası ile motordaki şase numarası farklı olmasına rağmen Topalca ve babası beraat etti. Beraat kararı, Toplaca’nın isminin karıştığı Niğde’deki IŞİD saldırısından sadece 8 gün önce verildi.

Topalca’nın partneri Nuri Gökhan Bozkır Ukrayna’da

Topalca gibi Suriye’ye silah ticareti gerçekleştiren bir başka isim ise eski bir asker olan Nuri Gökhan Bozkır. Özel Kuvvetler Komutanlığında görevli eski Yüzbaşı Bozkır, 2015’te Ukrayna’ya gitti ve geri dönmedi. Bozkır 2019 yılında Ukrayna’da iltica başvurusu yaptı. MİT tarafından Suriye’ye silah kaçakçılığında kullanıldığını, Türkiye’ye iade edilmesi durumunda hayati tehlikesinin bulunduğunu savundu.

(Nuri Gökhan Bozkır, Ukrayna’da duruşma sırasında)

Nuri Gökhan Bozkır, 2012-2015 yılları arasında Türkmenlere 49 defa silah sevkiyatı yaptığını söyledi.

Türkiye’nin iadesini istediği Bozkır, mahkemedeki savunmasında Türk hapishanelerinde kendisi gibi tehlikeli tanıkların ‘kalp krizi’ sonucu öldüğünü söyledi. Buna örnek olarak hapiste hayatını kaybeden eski bir subay arkadaşını gösterdi.

Bozkır’ı doğrular biçimde Heysem Topalca, şüpheli bir kazayla sessizce hayatını kaybetti ve Türkiye medyasında konuyla ilgili hiçbir haber yer almadı.

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Nusret Dede’ye ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdiler ama kalp ilacını vermiyorlar

Tutuklandığından bu yana ilk kez ailesiyle görüşen ve gardiyanların kolunda görüşe getirilen hasta tutuklu Nusret Muğla’ya ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verildi. Günde 14 ilaç kullanan 84 yaşındaki Muğla’ya kalp ilacı bittiği halde yenisi de verilmedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

1,5 ay önce tutuklanıp Manisa T Tipi Cezaevine gönderilen 84 yaşındaki Nusret Muğla dün ilk defa ailesiyle kapalı görüş yaptı. Koronavirüs aşısı olduğu için 20 dakika görüşe geç getirilen Muğla kalp, tansiyon, romatizma, prostat, böbrek sorunları ve beyinde denge bozukluğu nedeniyle günde 14 ilaç kullanıyor. 6 Ocak 2021’de Manisa’daki evinde tutuklandığında tüm ilaçlarını yanına alan Muğla’nın Latixa adlı raporlu kalp ilacı bitti, yeni ilaç ise henüz verilmedi.

“O İLACI ALMAMASI BİZİ TEDİRGİN EDİYOR”

Nusret Muğla’nın oğlu Mustafa Said Muğla, “Raporlu olduğu halde yenisini vermiyorlar. Nedenini bilmiyorum. Bizden rapor da istemediler. Sisteme girdiklerinde hangi ilaçları kullandığını görüyorlar. O ilacı almaması bizi tedirgin ediyor. Babamla dün ilk defa görüş yaptık. Gardiyanların kolunda geldi” dedi.

“CEZAEVİNDE KALABİLİR” RAPORU VERİLDİ

Tutuklu bulunduğu süre içinde Manisa Şehir Hastanesi doktor heyetine götürülen Nusret Muğla’ya düz bir yerde olmak koşuluyla ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verildi. 14 kişilik koğuşta 22 kişiyle birlikte kalan Muğla’nın İzmir Menemen R Tipi Cezaevine sevk edilmesi bekleniyor. Mustafa Said Muğla, “Şu anda babam merdivenli koğuşta kalıyor. Sayıları da çok fazla. Avukatlarımız rapora itiraz edecekler. Tekrar doktora götürülecek. Karantinadan normal koğuşa yeni geçmişti tekrar karantinaya alacaklar” diye konuştu.

HALİL KARAKOÇ’A DA AYNI RAPOR VERİLDİ

Muğla ile aynı davada yargılanan ve aynı gün tutuklanan 82 yaşındaki Halil Karakoç’a da ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verildi. Kalçasındaki kırıktan dolayı daha önce ameliyat geçiren Halil Karakoç yürümekte zorlanıyor, kişisel bakım ihtiyaçlarını eşinin yardımıyla karşılayabiliyordu. Şeker, kolesterol, kalp, mide rahatsızlıkları için ilaçlar kullanan Halil Karakoç’un son sağlık durumu bilinmiyor.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Nusret Muğla ve Halil Karakoç’un cezalarını Yargıtay onayladığı için 6 Ocak’ta tekrar tutuklandılar. Nusret Dede, Manisa T Tipi Cezaevinde daha önce 7 ay, Halil Karakoç ise 18 ay kalmıştı. Uzun yıllar Manisa’da ayakkabıcılık yapan Muğla, Bank Asya’ya para yatırdığı, Manisa’daki Feza Derneği’ne üye olduğu ve Nevbahar adlı grup kurdukları için 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Bülent Arınç’ın 84 yaşındaki arkadaşı Nusret Muğla tutuklandı

82 yaşındaki emekli imam Halil Karakoç da tutuklandı

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

İki çocuğu tacizden 16 yıl alan Yaşar Özdemir’e ‘fetö’ ve ‘şehit’ söylemiyle tahliye

Yaşar Özdemir, iki çocuğu cinsel tacizden 16 yıl aldı. Temyizde avukatını AKP’li Başkanla değiştirince ülkeyi özetleyen bir dava ortaya çıktı.

CEVHERİ GÜVEN | BOLD ÖZEL

Yaşar Özdemir (72) iki kız çocuğuna cinsel istismar suçlamasıyla tutuklandı ve 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ancak kısa süre sonra özgür kaldı ve hakkındaki suçlamalar düşürüldü. Özdemir’i bu ağır suçtan kurtaran üç faktör, günümüz Türkiyesi’nin özeti gibi. Özdemir önce avukatını kovup AKP’li bir avukatla anlaştı, ardından taciz ettiği kız çocuklarının ailesini Gülenist olmakla suçladı. Son olarak asker oğlu Suriye’de YPG’ye karşı savaşırken “şehit” olunca, günümüz Türkiye’sinde Özdemir’i hapisten çıkarmak hiç de zor olmadı. Özdemir şimdi özgür, iki kız çocuğu ise travma tedavisi görüyor.

72 yaşındaki emekli Devlet Demir Yolları görevlisi Yaşar Özdemir, 2017 yılında “çocuğun cinsel istismarı” suçlamasıyla tutuklandı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı davaya başlangıcında müdahil oldu ve dava Kamu Hukuku adına açıldı. Özdemir, 11 yaşındaki ve 14 yaşında iki kız kardeşe cinsel tacizle suçlanıyordu. Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılama sonucunda Yaşar Özdemir, 31 Mayıs 2018’de suçlu bulunarak toplamda 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. (Dosya-Karar No: 2017/426 Esas – 2018/261)

Yaşar Özdemir’in yargılandığı mahkeme dosyasından…

Dosya İstinaf Mahkemesinde onandıktan sonra Yargıtay’a gönderildi. Yargılama boyunca sanık Yaşar Özdemir kendisini “Çocukların anne ve babası Fetöcü, evimi satmıştım, benden borç istediler vermediğim için bana bu iftirayı attılar” şeklinde savundu.  Mahkemede ve İstinaf’ta bu savunma inandırıcı bulunmadı. Mahkeme çocukların detaylı psikolojik muayenelerin yaptırmış ve taciz olayıyla ilgili uzman psikolog eşliğinde ifadelerini almıştı. Ayrıca iki çocuğun ailesinin sundukları başka deliller ve olayları doğrulayan şahitler de vardı. Bilirkişi ve psikolog raporunda, tekrarlı olarak gerçekleşen cinsel istismar detaylı biçimde yer aldı. Çocukların istismar nedeniyle yaşadıkları travma, kaygı bozuklukları, dikkat dağınıklığı, uykusuzluk da detaylı biçimde anlatıldı.

Yaşar Özdemir’in mahkumiyet kararı.

AKP İLÇE BAŞKANI AVUKAT HER ŞEYİ DEĞİŞTİRDİ

Ancak Yargıtay aşamasında Sanık Yaşar Özdemir önce avukatını değiştirdi ve AKP’yle güçlü bağları olan AKP Dinar İlçe Başkanı Nazif Metehan Aydın’ı avukatlığına atadı. Bu sırada Suriye’deki Zeytindalı Harekatı’nda sanık Yaşar Özdemir’in yüzbaşı oğlu şehit oldu.

Sanık Yaşar Özdemir “şehit babası” sıfatıyla nitelenmeye başlandı. Sanığın damadı ve kızı da polisti. Sanığın kızı Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Daire Başkanlığı Aile İçi ve Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Şube Müdürü.

AKP’li yeni Avukat Aydın ve sanığın devlet görevlisi çocukları üzerinden başlatılan “şehit babasını dava eden Fetöcü aile” lobisi sonuç verdi ve Yargıtay 14. Ceza Dairesi, psikolog ve bilirkişi raporlarına ve delillere rağmen 09 Eylül 2019 tarihinde Yaşar Özdemir hakkındaki mahkumiyet kararını bozdu ve sanığı tahliye etti.

Ardından Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin heyeti kendi verdikleri 16 yıl 8 ay mahkumiyet kararının tam tersi bir karar aldı ve sanık Yaşar Özdemir’in beraatine hükmetti.  Ancak mahkeme, daha önce verdiği 18 yıl hapis cezası kararındaki tüm delilleri, şahitleri, anlatımları tek tek sıraladıktan sonra Yargıtay’ın verdiği bozma kararına uydu. Mahkeme bir bakıma baskı nedeniyle Yargıtay’ı işaret etmiş oldu. 26 Aralık 2019’da verilen beraat kararı, tacize uğrayan iki kız çocuğunun ailesi tarafından temyize götürüldü. Dosya halen Yargıtay’da mahkumiyet kararını bozan 14. Ceza Dairesi’nde bekliyor.

Yaşar Özdemir’i beraat ettiren karar.

AİLE ÖFKELİ: ÇOCUK SAPKINI BİR ADAM TOPLUMA SALIVERİLDİ

Kararın ardından aile, siyasi baskılarla kararın değiştirildiği düşüncesiyle Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) bildirimde bulundu:

“Yaşar Özdemir 2 kızıma tekrarlı olarak cinsel istismar suçundan 16 yıl 8 ay ceza almıştı. Dava Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Psikolog raporu, ses kaydı, tanık ifadesi ve çocukların ifadeleri delil olarak sunulmuştu. İstinaf onayladıktan sonra Yargıtay bozdu. Konya 1. Ağır Ceza da ilk celsede beraatine karar verdi ve çocuk sapkını olan adam topluma salıverildi. ‘Bunların ailesi Fetöcü, deliller yetersiz’ dendi. Delillerle suç sabit iken adam beraat ettirildi. Maalesef herkes işin kolay tarafını bulmuş. Suçu işleyenler fetö söylemini kullanarak işin içinden çıkmaya çalışıyor. Anne baba olarak bizler en ağır suçlu dahi olsak çocuklarımızın hakkı savunulmayacak mı? Böyle davalarda çocukların ifadesi bile yeterlidir ki ayrıca deliller de sunulmuştur. Bu olay çocuklarımın psikolojisini bozdu. Hala çocuklarımın psikolojik travması düzelmediği için terapi almaya devam etmektedirler.”

ÖZDEMİR AİLESİ OLAYI KAPATMAYA ÇALIŞTI

Olayın psikolog tarafından ortaya çıkartılmasının ardından Özdemir ailesi olayı kapatmak için mağdur kız çocuklarının ailesi üzerinde baskıya başladı. Yaşar Özdemir acilen kliniğe yatırıldı. Ancak bir süre sonra sessizce çıkartıldı.

Olayın mağduru iki kız çocuğunun travma tedavisi aradan geçen yıllara rağmen devam ediyor.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0