Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Türkiye’ye Libya’da ağır suçlama: Varlıklarını genişletmek için kaosu destekliyor

Doğu Akdeniz’de doğalgaz ve enerji güvenliğinde söz sahibi olmak isteyen Türkiye’nin tezleri, ağır yara aldı. Libya Ulusal Ordusu komutanlarından Tuğgeneral Xalid El Mehcûb, Türkiye’yi 10 yıldır iç savaşın devam ettiği Libya’da, “kaos rolünü üstlenmekle” suçladı. Türkiye için “Savaşın sürmesini destekleyerek, bölgedeki varlıklarını da genişletmeyi hedefliyorlar” dedi.

BOLD – Türkiye, Libya’da yürüttüğü politika sebebiyle zaman zaman sert eleştirilere muhatap oluyor. Son eleştiri Libya Ulusal Ordusu komutanlarından Tuğgeneral Xalid El Mehcûb’dan geldi. Mehcûb, Türkiye’yi Libya’daki savaşı destekleyerek, bölgedeki varlıklarını genişletmeye çalışmakla suçladı ve ülkedeki kaostan sorumlu tuttu.

MEHCÛB: LİBYA’DAKİ KAOSTAN TÜRKİYE SORUMLU

Mezopotamya Ajansı’na konuşan Mehcûb, Libya’da uzun bir süredir devam eden savaşın artık bitmesini ve ülkenin istikrara kavuşmasını istediklerini belirtti. Kalıcı bir ateşkesin olabilmesi için de tüm uluslararası güçlerin sorumlu davranması gerektiğini ifade etti. Bazı aktörlerin savaşın bitmesini istemediğini vurgulayan Mehcûb, Türkiye’nin Libya’da her anlamıyla kaosun sürmesi için elinden geleni yaptığını ve bunun için de “çeteleri” kullandığını ileri sürdü.

Mehcûb, Libya’ya götürülen paramiliter grupların Suriye’den getirildiğini hatırlatarak, şunları ifade etti: “Bunların transfer ve naklini yapan da Türkiye oldu. Türkiye onları önce Suriye’den Türkiye’ye daha sonra da havayolları ile Türkiye’den Libya’ya getirdi. Bu çetelerin Libya’ya getirilmesi de ticari bir anlaşma sonucu gerçekleştirildi. Türkiye o çetelerin transferinde büyük bir para kazanıyor. Bazı uluslararası güçlerden büyük paralar alıyor. Çok küçük bir payını savaşması için çetelere veriyor. Ancak diğer bütün parayı da kendisine alıyor. Türkiye mobilize olarak kullandığı bu çete ticaretiyle birlikte çökmüş ekonomisini de düzeltmek istiyor. Her anlamıyla ekonomilerini düzeltmek için girişimlerde bulunuyorlar. Yine Libya’nın talan edilen zenginliğine de bu amaçla saldırıyor.”

Peki Türkiye’yi böylesine ağır ithamlarla karşı karşıya bırakan ve dış politikada sıkıntılar yaşatan Libya, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve iktidarın dış politikası için neden bu kadar önemli?

KADDAFİ’NİN 2011’DE ÖLDÜRÜLMESİ DÖNÜM NOKTASI OLDU

Libya’ya ilk Türk askeri, Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1500’li yıllarda ayak bastı. O tarihten sonra da Osmanlı ve Türkiye, Libya ile irtibatı koparmadı. Libya’nın kaderini değiştiren olay ise 1960’larda ülkede zengin petrol yataklarının keşfedilmesi oldu. 1969’daki devrimle ülkenin başına Muammer Kaddafi geldi. 42 yıl süren iktidar 2011’deki Arap Baharı sonrası Kaddafi’nin öldürülmesiyle bitti.

Kaddafi’ye karşı protestolar başladığında Libya; Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile kıta sahanlığı gerilimi yaşıyordu. O dönemde Türkiye ile vizeler kalkmıştı. Serbest ticaret anlaşması görüşmeleri sürüyordu. Ancak Mayıs 2011’de Erdoğan Kaddafi’ye çekilme çağrısı yaptı. Fransa ve ABD’nin ülkede başlattığı daha sonra NATO’nun devraldığı operasyona Türkiye de katıldı.

LİBYA İLE TİCARET DARBE ALDI

Kaddafi devrildikten sonra Erdoğan Libya’yı ziyaret etti. Geçici hükumetle güvenlik ve işbirliği anlaşması imzalandı. İki ülke arasında ticaretin azalması bu sayede engellendi. Türkiye Müteahhitler Birliği’nin rakamlarına göre Libya’da yaşanan karışıklıklar sırasında ülkede faaliyet gösteren Türk firmalarının yarım kalmış projelerinin toplam tutarı 19 milyar dolardı. 2000 yılında Libya’da faaliyet göstermeye başlayan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ise iddiaya göre Fizan Çölü’nden petrol rezervleri keşfetti ancak karışıklıklar sebebiyle üretime geçemedi. İç savaşa rağmen dış ticaretin sürdüğü Libya’ya MÜSİAD’ın rakamlarına göre 2018 yılında 1,5 milyar dolar, 2019 yılında ise 1,9 milyar dolar civarında ihracat yapıldı.

DOĞU AKDENİZ’DE ZENGİN DOĞALGAZ KAYNAKLARI İLGİ ÇEKTİ

Bu sırada güney Kıbrıs, Yunanistan, Mısır ve İsrail de Doğu Akdeniz’de petrol ve doğal gaz konusunda işbirliğini artırdı. Doğalgazın Avrupa’ya taşınması için EastMed boru hattı projesinde de anlaştılar. Türkiye bu sahaların ruhsatlarını tanımlayarak bölgeye kendi gemilerini gönderdi. Ardından 2019’da Ulusal Mutabakat Hükumeti ile imzaladığı anlaşmayla Türkiye ve Libya arasında deniz sınırı oluştu. Türkiye ile Libya, bağlayıcı bu anlaşma ile Akdeniz’in batısında kendi münhasır ekonomik bölgesini belirledi ve anlaşmadan yaklaşık 41 bin kilometrekarelik alan etkilendi. Böylece Libya, Akdeniz’de sadece sosyal ve ticari açıdan değil enerji güvenliği açısından da çok önemli hale geldi. Zira, Doğu Akdeniz havzası trilyonlarca metreküp enerji rezervine sahip. Kamuoyunda Mavi Vatan olarak da adlandırılan doktrin böylece Türkiye açısından hayata geçirilmiş oldu.

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise anlaşmadan sonra Aralık 2019’da bir televizyon programına katılmış ve Libya yönetiminden askeri yardım çağrısı gelmesi halinde Türk askerinin bölgeye gidebileceğini açıklamıştı. Açıklamadan kısa bir süre sonra da Meclis’ten geçirilen tezkere ile Türk askeri Libya’ya gönderildi.

“BİRKAÇ TANE ŞEHİT”

Libya’daki çatışmalar sürerken iki MİT mensubu da şehit düştü. Erdoğan 22 Şubat 2020’de İzmir’deki yol açılışı töreninde “(Libya’da) Birkaç tane şehidimiz var. Ama birkaç tane şehidimizin karşılığında 100’e yakın lejyonerlerden etkisiz hale getirdik. Şehitler tepesi boş kalmayacak”  diyerek olayı duyurmuştu. 3 Mart’ta şehitlerin cenaze törenini haber yapan gazeteciler için ise yargı süreci başlatıldı. Öte yandan haberlerden önce İYİ Parti Milletvekili Ümit Özdağ, 24 Şubat’taki Meclis konuşmasında, Libya’daki saldırı ve MİT mensupları hakkında bilgiler vermişti.

Diğer yandan Mısır, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs anlaşmaya karşı çıktı. Türkiye anlaşmayı el Serrac’ın başında bulunduğu Ulusal Mutabakat Hükumeti ile yaptı. Ancak Libya’da iki ayrı yönetim ve silahlı güç var. Biri ülkede kontrol alanı açısında üstünlüğü elinde tutan ve Mısır, BAE,  Rusya, Fransa, Yunanistan ile Güney Kıbrıs’nın desteklediği Tobruk’taki General Hafter. Diğeri ise BM, Türkiye, Katar ve bazı Avrupa ülkelerinin desteklediği Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükumeti.

Türkiye Hafter’e karşı savaşan birliklere silah ve askeri teçhizat desteği vermek ve asker göndermek için Serrac hükumetiyle bir anlaşma imzaladı. TBMM Libya’ya asker gönderilmesi için tezkereyi onayladı. 9 Ocak’ta Sirte’yi ele geçiren General Hafter, Rusya lideri Putin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılan ateşkes çağrısını kabul etti. Ancak Moskova’daki görüşmelerde ateşkes anlaşmasını imzalamadı.

TÜRKİYE’DEN ULUSAL MUTABAKAT HÜKUMETİNE DESTEK

2019 sonunda Türkiye ile Libya arasında askeri muhtıra imzalandı. Böylece Libya Ulusal Mutabakat Hükumeti ve General Hafter karşısında gücünü dengelemeye başladı. Plana göre Akdeniz’de deniz sınırı anlaşmasıyla Ortadoğu’dan Batı’ya, Batı’dan Ortadoğu’ya geçişlerde kontrol, Türk ve Libya Deniz Kuvvetleri’ne geçecekti. Böylece Rumlar, Yunanistan, Mısır ve İsrail, Doğu Akdeniz’de istediği hareket edemeyecekti. Yani Libya’daki savaş, Akdeniz’deki enerji mücadelesi için kritik önemde.

AKP iktidarı ve Erdoğan, Libya ile imzalanan anlaşmayı iç siyasette de kullandı. Ne var ki, gelinen süreçte birçok problem yaşanıyor. Türkiye’nin hamlesi karşısında Doğu Akdeniz’e kıyısı olmayan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Güney Kıbrıs ile savunma ve iş birliği anlaşması imzaladı. F-16 uçaklarını gerektiğinde Türkiye’ye karşı kullanılmak üzere Girit Adası’na konuşlandırdı. Mısır ve Yunanistan Doğu Akdeniz’de askeri iş birliğini en üst seviyeye çıkardı.

MISIR’DAN KRİTİK İMZA

Mısır, Türkiye için Doğu Akdeniz’de en kötü senaryo olan Yunanistan-Mısır Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlandırma anlaşmasını imzaladı. Daha düne kadar Libya’da Türkiye’nin oyun kurucu rolünün devam etmesi bir ulusal güvenlik meselesi iken, taraflar Mısır’ın ev sahipliğinde yapılan Libya görüşmelerinde yeni anayasanın aralık sonunda yapılacak seçimler öncesinde referanduma sunulmasını kararlaştırdılar. Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu’nun (UNSMIL) girişimi ile yapılan “Libya Anayasa Komitesi” görüşmelerinde varılan mutabakatın ayrıntıları, şubat ayında yapılacak görüşmelerde ele alınacak. Görüşmelerde referandum tarihinin belirlenmesi ve aralık ayında yapılacak seçimlere ilişkin de bir yol haritasının şekillendirilmesi planlanıyor. Anlaşmaya göre yabancı savaşçıların ve askerlerin Libya’dan ayrılması gerekiyor. Bu durumda Türkiye askerlerini Libya’dan çekmek zorunda kalacak. Yeni kurulacak hükümetin ve Temsilciler Meclisinin ise, Türkiye ile yapılan MEB Anlamasını onaylayacağı meçhul.

ABD TÜRKİYE KARŞITI BLOKTAN YANA

Diğer yandan ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken yazılı bir soru önergesine verdiği cevapta; Doğu Akdeniz’de, İsrail-Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki iş birliğini destekleyeceklerini ifade etmişti. Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, yeni ABD yönetiminin Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konusunda Türkiye karşıtı cepheyi daha kuvvetli bir şekilde destekleyecek.

Erdoğan yönetimi, Biden yönetiminin bu tavrını öngördüğü için, AB ile ilişkileri daha fazla germemek adına, Oruç Reis sismik araştırma gemisinin faaliyetlerini Antalya Körfezi ve açıkları olarak duyurmuştu.

Diğer yandan yaşanan gerilim sırasında Yunanistan batı kıyılarında İtalya ile olan sorunlarını çözdü. İyon Denizi’nde karasularını 12 deniz mili olarak ilan etti. Diplomatik olarak AB ve ABD’nin desteğini arkasında aldı. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov Deniz Hukuku Sözleşmesine göre, her ülkenin karasularını 12 deniz miline kadar ilan etme hakkı var diyerek, Yunan tezlerine zımni destek verdi.

Gündem

Pişkin rektör: Bütün sülale Katip Çelebi Üniversitesinde

İzmir Katip Çelebi Üniversitesinde rektöründen dekanına kadar 27 kişi birbiriyle akraba çıktı. CHP’nin soru önergesinin ardından Rektör Saffet Köse, kadrolaşmanın detaylarını resmi yazıyla paylaştı.

BOLD – Üniversite kadrolarına eş, dost ataması devam ediyor. Katip Çelebi Üniversitesinde 27 kişi birbiriyle akraba olduğu rektörün TBMM’ye gönderdiği belge ile ortaya çıktı. Sözcü’den Başak Kaya’nın haberine göre CHP Milletvekili Mahir Polat’ın TBMM’ye verdiği soru önergesine Rektör Prof. Saffet Köse şu cevabı gönderdi:

“Şube müdürlüğünden daha üst görev niteliğinde bulunan kadrolardan 16’sının şube müdürlüğü kadrolarına sınavsız olarak atamasının yapıldığı; rektör, rektör yardımcısı, dekan ve öğretim görevlileri arasından tespit edilebilen 27 kişinin birbiri arasında akrabalık bağı bulunduğu görülmüştür.”

CHP Milletvekili Mahir Polat “Binlerce vatandaşımız sınavlarda alın teri dökerken bu kadrolara birileri sınavsız geliyor. Kul hakkından bahsedenler, eş dost atamaları için kul hakkı yiyor” dedi.

EŞİNİ ATAMIŞTI

Denizli’de 15 Temmuz’dan sonra vekaleten Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğü’ne atanan, ardından 19 Nisan’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından asaleten rektörlük ataması yapılan Prof. Dr. Hüseyin Bağ, Bereketli İmam Hatip Ortaokulu’nda öğretmen olarak görev yapan eşi Derya Bağ’ı, Pamukkale Üniversitesi İslami İlimler Enstitüsü’ne enstitü sekreteri olarak atamıştı.

Okumaya devam et

Gündem

Soma için yeniden yargılama talebi: 301 madenci için 500 bin lira manevi 5 bin lira maddi tazminat

Yargıtay’ın verdiği bozma kararını değiştirmesi üzerine, Soma’da hayatını kaybeden 301 madencinin avukatları, Anayasa Mahkemesine başvurdu. Avukatlar, yeniden yargılamanın yanı sıra 500 bin lira manevi 5 bin lira da maddi tazminat talep etti.

BOLD – 13 Mayıs 2014’te 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma’daki maden faciasına ilişkin davada Yargıtay’dan çıkan ‘bozma’ kararın ardından, madencilerin ailelerinin avukatları yeni bir adım attı. Avukatlar, Anayasa Mahkemesine başvurarak yeniden yargılama talep etti. Avukatların Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuruda, hayatını kaybeden 301 madencinin yaşam hakkının ihlal edildiği ve devletin yaşam hakkını korumaya yönelik pozitif yükümlülüklerinin ihlal edildiği ifade edilirken, her bir başvurucu için 500 bin lira manevi, 5 bin lira da maddi tazminat talebinde bulunuldu.

ETKİLİ BAŞVURU HAKKI İHLAL EDİLDİ

Independent Türkçe’den Can Bursalı’nın haberine göre başvuruda ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13. ve Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının da ihlal edildiği belirtilirken, ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama istendi. 301 madencinin hayatını kaybettiği Türkiye tarihinin en büyük iş cinayetiyle ilgili davanın görüldüğü Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların bilinçli taksirle ölüme ve yaralamaya sebep olma suçlarından cezalandırılmasına karar vermiş, aralarında madenin patronu Can Gürkan’ın da olduğu sanıklar 15 ile 22 yıl arasında hapis cezasına çarptırılmıştı.

İstinaf mahkemesinin de onayladığı cezanın ardından, tutuklu bulunan patron Can Gürkan tahliye edilmiş, dosya Yargıtay’a taşınmıştı. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 30 Eylül 2020’de yerel mahkemenin verdiği kararı bozarak, sanıkların bilinçli taksirle ölüme sebep olma ve yaralama suçlarından değil, olası kastla öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğini belirtti. Yargıtay’ın bozma kararına göre, sanıkların 301 kez öldürme ve 162 kez yaralama suçunu işledikleri gerekçesiyle cezalandırılması gerekiyordu.

MAHKEME HEYETİ DEĞİŞTİRİLDİ

Yargıtay’ın 30 Eylül 2020’de verdiği bozma kararının ardından dava için yeni duruşma gününün verilmesinin beklendiği sırada, 12. Ceza Dairesinin üyeleri değişti. Üye değişikliğinden hemen sonra iki Yargıtay savcısı, 12. Ceza Dairesinin 30 Eylül 2020’de verdiği karara itiraz etti. Üyeleri değişen Yargıtay 12. Ceza Dairesi, itirazı kabul etti ve sanıkların 301 kez olası kasttan öldürme ve 162 kez yaralama suçundan cezalandırılmasına yönelik kararını geri çekti. Yeni kararda, sanıkların bilinçli taksirle öldürme suçundan cezalandırılması istendi.

13 Nisan’da Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek davada, sanıklara en çok 22 yıl hapis cezası verilebilecek. Soma Davası’nın avukatları da Yargıtay’ın bozma kararındaki değişikliğin ardından Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Okumaya devam et

Gündem

5’li Çete’den TEDAŞ’ta büyük vurgun

Elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinin ardından 12 yıl geçmesine rağmen TEDAŞ, ne kendine ait milyarlarca lirasını ne de 6 bin 745 taşınmazını geri alabildi. Devam eden dava TEDAŞ aleyhine sonuçlanırsa, alamadığı paralarının üzerine bir de faiz ödemek zorunda kalacak.

BOLD – TEDAŞ özelleştirmesinde ilginç detaylar ortaya çıktı. TEDAŞ, AKP’nin 21 bölgeye ayırarak özelleştirdiği elektrik dağıtım şirketlerinden, geçmiş dönem elektrik tüketiminden kaynaklanan 2,9 milyar lirasını tahsil edemedi. Ayrıca şirketlerin kasalarındaki paralar ve binlerce taşınmaz da geri alınamadı.

HEM ŞİRKETLER GİTTİ HEM PARALAR

Birgün’ün haberine göre Sayıştay denetim raporlarında kamu zararına yol açan önemli tespitler yer aldı. 12 yıldır bir türlü çözülemeyen büyük kamu zararının altından ise 5’li Çete olarak da isimlendirilen ve hükumete yakın müteahhitler çıktı.

BÜYÜK ZARARIN ALTINDA TANIDIK ŞİRKETLER

Söz konusu kamu zararları Cengiz-Kolin ortaklığına verilen Çamlıbel, Limak’ın aldığı Uludağ, Çalık Enerji’nin aldığı Yeşilırmak ile AKSA’ya verilen Fırat dağıtım şirketlerinin özelleştirme sırasında kasalarında kalan paraya ilişkin. Özelleştirme sırasında genel müdürlük talimatlarına aykırı olarak kasa ve bankada tutulan 26 milyon 175 bin TL de özel şirketlere kaldı. Bu tutarın dağılımı ise şirketlere göre şöyle:

  • Çamlıbel EDAŞ: 4 Milyon 564 Bin 166 TL (Cengiz-Kolin)
  • Uludağ EDAŞ: 12 Milyon 861 Bin TL (Limak)
  • Yeşilırmak EDAŞ: 5 Milyon 477 Bin 870 TL (Çalık)
  • Fırat EDAŞ: 3 Milyon 272 bin 750 TL (AKSA)
TEDAŞ’IN PARASININ ÜZERİNE BİR DE FAİZ İSTEDİLER

Yaklaşık 30 milyon liralık alacak yıllarca ödenmeyince TEDAŞ Genel Müdürlüğü, alacağını 12 Mart 2014 tarihinde yasal faizleri ile birlikte istedi. Çamlıbel ve Uludağ EDAŞ toplam 17 milyon 425 TL anapara borcunu 25 Mart 2014’te ödedi ancak yasal faizini vermedi. Yeşilırmak ve Fırat EDAŞ ise 8 milyon 750 bin TL’lik anapara borcu ve yasal faizleri ödemedi.

Ancak, anapara borcunu ödeyen Uludağ ve Çamlıbel EDAŞ, TEDAŞ Genel Müdürlüğü aleyhine Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açtığı dava ile ödedikleri tutarın faiz işletilerek geri verilmesini istedi. Hâlâ süren yargılama sırasında mahkemeye sunulan bilirkişi raporunda LİMAK, talebinde haklı görülmedi. Cengiz-Kolin Ortaklığı’nın aldığı Çamlıbel EDAŞ’ın davası da Sayıştay raporu hazırlanırken sürüyordu.

Yeşilırmak ve Fırat EDAŞ’tan olan toplam 8 milyon 750 bin TL’lik alacağın tahsili sağlanamadı. Bu arada kasalarda kalan ve şirketler tarafından repo işlemi de yapılan tutarların tamamı hâlâ kamuya geri dönmedi.

BİNLERCE TAŞINMAZ DA HALA ALINAMADI

Bu arada paraların yanı sıra özelleştirilen şirketlerin binlerce gayrimenkulü de şirketlerde kaldı. TEDAŞ adına tescili yapılması gereken Türkiye Elektrik Kurumu’nda 57 bin 25, elektrik dağıtım şirketleri adına kayıtlı ise 6 bin 745 adet taşınmaz bulunduğu belirlendi.

2009’da başlayan ve 2013’te sona eren elektrik dağıtım şirketlerine hisse devri öncesinde, taşınmazların tapu devirlerinin TEDAŞ adına yapılacağı belirtildi. Ancak iddiaya göre, tapu müdürlüklerindeki iş yoğunluğu, personel eksikliği gibi nedenlerle TEDAŞ adına tapu devirleri gerçekleştirilemedi. Sayıştay denetim raporunda, özelleştirme sonrasında elektrik dağıtım şirketlerinin tüzel kişiliklerini korusa da hisseleri devralan şirketler tarafından yönetildiği, taşınmaz tescillerinin TEDAŞ adına yapılmasının zorunlu olduğu belirtildi.

TEK ve şirketlerde kalan taşınmazların TEDAŞ adına tescili için 11 milyon 176 bin TL gerektiği belirtilerek, TBMM’den bu ödeme yapılmadan tescili sağlayacak bir düzenlemenin geçirilmesi önerildi.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0