Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

ABD’li gazeteciden çarpıcı iddia: Donald Trump’ı KGB büyüttü

Gazeteci Craig Unger’in yazdığı bir kitap, Rus gizli servisi KGB’nin eski ABD Başkanı Donald Trump’la ilişkide olduğuna dair ilginç iddialar içeriyor.

BOLD– ABD’li gazeteci Craig Unger’ın “Amerikan Kompromat: KGB, Donald Trump’ı Nasıl Yetiştirdi?” Donald Trump ile Rusya’nın derin ilişkisine dair çarpıcı iddialara yer verdi. Sovyetler Birliği’nden iltica eden Ruslar, eski CIA görevlileri ve FBI’a karşı çalışan ajanlarla yapılan röportajlar, Trump’ın bir Rus varlığı olduğu ihtimalini dikkate sunuyor.

70’Lİ YILLARDA İLK TEMAS

Craig Under’in iddiasına göre Trump’ın Rusya ile ilişkisi 1976’da Manhattan bölgesinde yeni otel ve gayrimenkul yatırımları yaptığı sırada başladı. Manhattan’daki yeni oteli için yüzlerce televizyon satın alan Trump, bunun için Ukrayna Odessa’dan Manhattan’a göç eden Ukraynalı bir Yahudi olan Sam Kislin’in Joy-Lud Electronics adlı mağazasını tercih etti. Ancak Sam Kislin sıradan bir satıcı değildi.

Kislin’in mağazası ABD’de yaşayan ve Sovyetler’e dönmeye karar veren içlerinde ajanların da bulunduğu Ruslar’ın uğrak yerlerinden biriydi. Sam Kislin ayrıca Ukrayna Odessa’da da mağaza işletiyordu. Eski bir KGB görevlisi olan Yuri Shvets, Craig Unger’a Kislin’in KGB için çalışıyor olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu söyledi. Trump’ın oteli için Sovyetler Birliği’nden yayın almayı sağlayan çift sistemli televizyon tercih etmiş olması da şüpheleri artıran bir diğer etken.

Bu alışverişin ardından Kislin’in emlak milyarderi Trump’a politik olarak yakın durmasıyla başlayan ilişkinin Trump’ın da KGB aracılığıyla, para aklayan Rus mafyasına milyonlarca dolarlık konut satmasıyla birçok kez iflastan kurtulması şeklinde devam ettiği de kitaptaki iddialar arasında.

İLK EŞİ KGB BAĞLANTILI

Trump’ın 1977’de evlendiği ilk eşi Ivana Trump eskiÇekoslovakya gizli servis StB’nin KGB ile işbirliği yaptığı Zlin kentinde doğup büyümüştü. Ivana’nın babasının da KGB’ye Trump hakkında bilgi verdiği biliniyor.

Unger, 1987’ye gelindiğinde bir KGB yetkilisinin Moskova’da otel inşası için Trump’ı davet etmesini de şöyle yorumladı: “Bu davetle, Trump’ın KGB ile ilişkisine ve gelecekte Rusya’nın ABD demokrasisini etkilemesine zemin hazırlandı.” Unger, Trump, ABD Başkanı olduğunda ödeme yapma zamanının geldiğini ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e istediği her şeyi verdiğini yazıyor. Gazeteci, Trump’ın başkanlığı kazandığı 2016 seçimlerine Rusya’nın müdahale ettiğini kabul etmesine de dikkat çekiyor.

Dünya

Avrupa 2021 yazında seyahatlerin kolaylaştırılması için aşı kimliğine odaklandı

Avrupa Birliği, koronavirüs tedbirlerini sonlandırıp hayatın bir an önce normale dönebilmesi için bir yandan aşı kampanyalarına hız verirken diğer yandan da ‘aşı pasaportu’ çalışmalarını başlattı. Aşı pasaportu çalışmalarında son durum ne?

BOLD – Avrupa’da, Kovid-19 salgını ile mücadele amacıyla uygulanan kısıtlamaların kaldırılarak seyahat özgürlüğüne yeniden yeşil ışık yakılması beklentisi gün geçtikçe artıyor.

Avrupa Birliği (AB) de bir yandan, olağanüstü kısıtlamalarla salgını kontrol altında tutmaya çalışan, diğer yandan da artan seyahat özgürlüğü taleplerine yanıt verebilmenin yollarını arıyor. Ancak mutasyona uğramış virüsün daha hızlı bulaşan varyantlarının hızla yayılması seyahat kısıtlamalarının kısa vadede hızlı adımlarla gevşetilmesi ihtimalini zora sokuyor.

Aşı çalışmalarının da yeteri kadar hızlı ilerlememesi nedeniyle 2021 yazında insanların seyahat taleplerinin önünü açabilmek için düşünülen bir diğer tedbir ise ‘aşı kimliği’ ya da diğer adıyla ‘dijital seyahat kartı’.

Çalışmalarına hız verilen dijital aşı kimliği ile en azından AB içinde seyahat kısıtlamalarının kademeli olarak gevşetilmesi umut edilse de, bunun beklentilere ne ölçüde yanıt verebileceği ile ilgili belirsizlikler sürüyor.

AB ÇALIŞMALARI BAŞLATTI, DSÖ KARŞI ÇIKIYOR

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen, üye ülke vatandaşlarının iş ya da turizm amaçlı olarak AB içinde ve dışında güvenli bir şekilde seyahat edebilmeleri için ‘aşı pasaportu’ çalışmasını başlattıklarını ve mart ayı içinde yasa teklifini sunacaklarını duyurdu.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), şubat ayının başlarında, uluslararası seyahatlerde ayrılış veya girişlerde Kovid-19 aşılaması kanıtına karşı olduğunu ifade eden rapor yayınladı.

DSÖ, “Aşıların sınırlı bulunabilirliği göz önüne alındığında, gezginlerin tercihli aşılanması, şiddetli Kovid-19 hastalığı açısından yüksek risk altında olduğu düşünülen öncelikli insanlar için yetersiz aşı tedarikine neden olabilir” sonucuna vardı.

NE AD VERİLECEK?

‘Kovid pasaportu’, ‘aşı pasaportu’, ‘aşı seyahat belgesi’ gibi pek çok farklı isim gündeme geldi, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen hafta başında yaptığı açıklamayla son noktayı koydu. Von der Leyen belgenin ‘Dijital Yeşil Kimlik’ adını taşıyacağını, ilgili yasa teklifinin de bu ay içinde üye ülkelere sunulacağını duyurdu.

NE ZAMAN HAZIR OLABİLİR?

Dijital Yeşil Kimlik için hedef Haziran ayı. AB Komisyonu tarafından hazırlanan yasa teklifinin, 17 Mart’ta Avrupa Parlamentosu’nun, 25 Mart’ta ise AB liderlerinin onayına sunulması bekleniyor.

Kabul edilmesi halinde, dijital kimlik uygulamasının hayata geçirilebilmesi için, 27 AB üyesi ülkenin, ilgili ulusal veri tabanı sistemlerinin birbiriyle uyumlandırılması gerekiyor. Güvenilir dijital platformlarda, öngörülen kriterlerle uyumlu bir şekilde bu verilerin toplanabilmesi için teknik altyapı düzenlemelerinin yapılması gerekecek. Komisyon, bunun için üç aylık bir süreye ihtiyaç duyulacağı görüşünde. Uzmanlar ise takvimin sarkabileceğine dikkat çekiyor.

AB’nin karmaşık karar alma mekanizması göz önüne alındığında, sistemi uygulamaya koymanın en iyimser senaryoyla haziran sonu veya temmuz başı olacağı tahmin ediliyor. Ancak bu tarihin daha da ileriye sarkabileceği belirtiliyor.

HER ÜLKE İÇİN AYNI MI OLACAK?

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ‘farklı ulusal çözümleri birbirine bağlayacak’ bir platform fikrini ortaya koydu. Bu da Avrupa Birliği genelinde geçerli tek bir belge olmayacağı anlamına geliyor.

DAHA ÖNCE BİR BENZERİ VERİLDİ Mİ?

Aslında bu uygulama yeni değil. Dünya Sağlık Örgütü, bazı Afrika ülkelerine girerken, ‘sarı humma’ gibi hastalıkların önlenmesi için ‘sarı kart’ adını verdiği bir uygulama başlatmış, bu ülkelere girerken aşı yaptırılması zorunlu hale getirilmişti.

AB’yi beklemeyen Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) gibi bazı uluslararası kurumlar, ‘travel pass’ adı verilen bir seyahat belgesiyle gidilecek ülkelere göre ilgili belgelerin yer almasını içeren bir uygulamayı Kasım ayında başlattı bile.

AŞI PASAPORTU KİMLERE VERİLECEK?

Bir kişinin AB içinde ve dışında seyahat edebilmesi için verilecek belgede, ‘aşı olan, aşı olması olanaksızsa yakın tarihte Kovid testi negatif çıkan ve daha önce bu virüse yakalanarak vücudu antikor üretebilen’ kişilerin dolaşımına izin verilmesi planlanıyor.

HANGİ ÜLKELER DESTEKLİYOR?

Ekonomisi büyük ölçüde turizme bağlı olan Yunanistan, Avrupa’da böyle bir sistemi destekleyen ilk ülke oldu. Atina hükümeti, İsrail’le turistlerin karşılıklı olarak özgürce giriş yapabilmesini müzakere ediyor.

İspanya, Malta ve Portekiz gibi Güney Avrupa’daki diğer turizm ülkeleri de bu girişimi destekledi. Bu ülkelere ek olarak, olumlu sinyaller gönderen Belçika ve Macaristan’ın yanı sıra farklı araçları deneyen Polonya, Danimarka, İsveç ve Estonya da destek verdi. Danimarka ve İsveç, vatandaşlarının yurtdışına seyahatleri için elektronik sertifikaların uygulamaya konulduğunu açıkladı.

Almanya ve Fransa, aşılama kampanyaları hala çok az ilerlediği için önce ihtiyatlı yaklaştı. Ancak 25 Şubat’ta video konferans yöntemiyle yapılan AB zirvesinden sonra iki ülke tutumunu değiştirince, Komisyona AB üyeleriyle ortak bir belge üzerinde çalışma talimatı verildi.

HANGİ BİLGİLER YER ALACAK? İÇERİĞİ, MAHİYETİ VE ÜCRETİ NE OLACAK

AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, bu kimliklerde yer alması hedeflenen bilgileri, ‘kişinin Kovid-19 aşısı olduğuna dair kanıt, henüz aşı olamamış kişilerde test sonuçları, Kovid-19’u atlatmış olanların ise sağlık durumları hakkında bilgiler’ olarak sıraladı.

“Dijital Yeşil Kimlik” bir nüfus cüzdanı ya da pasaport gibi değil, dijital olacak. Dijital kimliklerin, sahtesinin üretilmemesi ve tüm üye ülkelerde kolaylıkla okunabilecek nitelikte olması için düşünülen alternatiflerden birisi, uçak biniş kartı gibi, akıllı telefonda taşınabilecek ya da çıktısı alınabilecek, QR (karekod) içeren bir belge olması. Dijital kimliği almak için, ücret ödenip ödemeyeceği ise henüz bilinmiyor.

AŞI OLANLARA KESİN BİR SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ MÜ SAĞLAYACAK?

Hayır. Bu konuda AB’de genel geçer bir siyasi mutabakat sağlanmış değil. Almanya ve Fransa gibi üye ülkeler dijital aşı kimliği ile salgın nedeniyle uygulanan seyahat kısıtlamalarının gevşetilmesi konusunun ilişkilendirilmemesini istiyor.

Oysa Avusturya, Yunanistan, İspanya, Portekiz ve Bulgaristan gibi turizmi canlandırmak isteyen ülkeler, aşı olmuş olanlara seyahat etme özgürlüğü tanınmasını istiyor, hatta tek taraflı olarak bu kişilere kolaylık tanıyan adımlar atıyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron gibi diğer AB üyesi ülkelerin liderleri ise tek başına aşı olmuş olanlara seyahat kolaylığı sağlanmasına itiraz ediyor, bu yöndeki kararları frenliyor.

HUKUKİ İTİRAZLAR NELER?

AB genelinde sadece çok küçük bir azınlık aşı olabildi. Oxford Üniversitesi verilerine göre bu oran AB’nin toplam nüfusunun sadece yaklaşık yüzde 7’sine tekabül ediyor. Siyasiler ve uzmanlar, aşı olabilmiş küçük bir azınlığa seyahat etme ayrıcalığı tanınmasının, toplumdaki ‘adalet’ anlayışına darbe indirebileceği uyarısında bulunuyor.

Alman hükümeti, kimsenin aşı olmaya zorlanmayacağını açıklamıştı. Şimdi sadece aşı olmuş olanların seyahat edebilmesine imkan sağlayacak bir düzenlemenin, dolaylı olarak aşı zorunluluğu anlamına geleceği, seyahat özgürlüğü kısıtlamasının da aşı olmayanlara ‘yaptırım’ ya da ‘ceza’ olarak yorumlanabileceği belirtiliyor. Alman Etik Kurulu da, devletlerin aşı olanlara ayrıcalık tanımaması gerektiğini savunuyor.

Hukuki açıdan böyle bir belgenin serbest dolaşım ilkesine aykırı olduğu görüşleri dile getiriliyor. Hukukçular, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkındaki Anlaşma’nın 26’ıncı maddesinin, sağlık krizi gibi olağanüstü durumlarda, bu tür araçların kullanılmasının yolunu açtığını, Birlik içindeki yurttaşların serbest dolaşımı ilkesine aykırılık içermeyeceği görüşünü savunuyor. Ancak hukuki olarak Avrupa Komisyonu’nun, bunu getirme yetkisi yok. Bu nedenle talimat zirvede liderlerden geldi.

Hukukçular bu kararın başka bir yasal tuzak içerdiğine de dikkat çekiyor: Aşıya erişim zorluğu ve her vatandaşın ya da her ülkenin eşit koşullarda aşıya ulaşma şansının olmaması. Özellikle en son aşılanacak olan genç nüfus için büyük bir adaletsizlik yaşanacağı eleştirileri yapılıyor.

TIBBİ İTİRAZLAR NELER?

Tıbbi ve bilimsel açıdan da çekinceler gündeme getiriliyor. Aşı olanların, virüsü üçüncü kişilere bulaştırıp bulaştırmadığı henüz tam olarak bilinmiyor. Bu nedenle araştırmacılar, bir aşı sertifikasının, tam bir sağlık garantisi sağlamadığını savunuyor.

Bir diğer sorun ise bağışıklığın süresi. Aşıların ne kadar süre ile bağışıklık sağladığı bilinmediği için bu pasaportlarda bir çeşit son kullanma tarihi olmalı deniliyor.

RİSKLERİ NELER?

Avrupa Birliği en çok ‘sağlık sırlarının gizliliği’ ilkesinin çiğnenmesinden ve ‘sahte pasaportlar, sahte testler…’ gibi bir takım güvenlik eksikliklerinin oluşmasından endişe ediyor. Hatta bu konuda tam bir karaborsa sektörün ortaya çıkması riski de var.

Bloğun katı veri koruma yasası olan GDPR, Avrupa çapında aşı sertifikasının kapsamını ve kullanımını kısıtlıyor.

Aşı kartı ile özel tıbbi veriler, bu tür gizli bilgilere nadiren veya hiç erişemeyen bireyler ve kuruluşlar tarafından erişilebilir hale gelecek.

Dijital pasaportların hacklenmesi ve sahte olabilme ihtimali; kötü niyetli takip ve ticari amaçlarla kullanılma durumları uzmanları korkutan diğer gerekçeler arasında yer alıyor.

DİJİTAL Mİ BASILI KAĞIT MI OLACAK?

Avrupa Komisyonu’nun planını kısmen rayından çıkarabilecek bir başka engel de AB ülkeleri ve vatandaşları arasındaki dijital bölünme.

Von der Leyen’in dediği gibi, yeşil geçiş, dijital olacak. Bu durumda yapılan tahminlere göre, AB nüfusunun en az dörtte biri özellikle de dijital platformları kullanmayan yaşlı nüfus bu sistemin dışında kalabilir.

AŞI OLANLARA NE TÜR AVANTAJLAR SAĞLAYACAK?

Dijital Yeşil Kimlik kartı ile kimlere, ne tür avantajlar sağlanacağına hem üye ülkeler tek başlarına, hem de özel şirketler, restoranlar, tiyatrolar ve sinemalar karar verebilecek. Halihazırda, aşı olmuş olanlara kolaylık tanıyan AB üye ülkeleri ve özel şirketler var.

Örneğin Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail, aşı olmuş olanlara seyahat kolaylığı tanınması konusunda anlaştı. Yunanistan, İngiltere ile de benzer bir anlaşma için görüşmeler yürütüyor. Polonya, Romanya ve Estonya, aşı olduklarına dair belgeleri sunanlara, ülkeye serbestçe seyahat etme imkanı tanıyorlar. Polonya ayrıca yurtdışı seyahatlerinden dönenlere uygulanan karantina zorunluluğunu, aşı olmuş olanlar için kaldırdı. Diğer bazı üye ülkeler de benzer adımlar atıyor.

Aşıyı şart koşan özel turizm şirketleri de var. Örneğin Alltours, Ekim ayı itibariyle otellerinde ancak aşı olmuş olan kişileri konuk edeceğini duyurdu.

Suudi Arabistan hac için aşı olma şartı getirdi

Okumaya devam et

Dünya

Sinovac aşısı Brezilya mutasyonuna karşı etkili olmayabilir

Brezilya’da yapılan bir araştırma, Türkiye’nin de aldığı Çinli Sinovac’ın Kovid-19 aşısının ilk olarak Brezilya’da tespit edilen koronavirüs varyantına karşı yeterli antikor oluşturamayabileceğini ortaya koydu.

BOLD – İngiltere, Güney Afrika ve Brezilya’da ortaya çıkan koronavirüs varyantları sadece salgının hızını artırdıkları için değil, aşıların üzerlerinde etkili olamayacağı yönündeki haberler nedeniyle de endişe yaratıyor. Brezilya’da yapılan son klinik araştırma da söz konusu kaygıları doğrular nitelikte.

Çalışmada, Türkiye’nin de aldığı Sinovac’ın CoronaVac aşısı uygulanan sekiz kişiden alınan plazma örnekleri koronavirüsün P.1 adlı verilen ‘Brezilya mutasyonunu’ yeterli bir şekilde etkisiz hale getirmede başarısız olduğu görüldü.

Başkentteki Sao Paulo Üniversitesi, ABD’deki Washington University School of Medicine ve diğer bazı kurumlardan araştırmacılar, “Bu sonuçlar P.1 virüsünün, CoronaVac aşısı tarafından sağlanan antikorların nötrolize edici etkisinden kaçabileceğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Brezilya’da yapılan önceki klinik deneylerde de CoronaVac vurulan sekiz kişiden alınan antikorlar test edilmiş, aşı ile üretilen antikorların, P.1 varyantını durdurmada diğer tiplere göre daha az etkili olduğu bulunmuştu.

P1 şu anda Brezilya’nın geri kalanına yayılıyor ve 24 ülkede daha görüldü.

SİNOVAC YENİ AŞI GELİŞTİREBİLİR

Türkiye, Endonezya, Çin ve Brezilya’da toplu aşılamalarda kullanılan aşının üreticisi Sinovac konuyla henüz bir açıklama yapmadı.

Ancak şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Yin Weidong, geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında yaptığı açıklamada, şirketin, gerekirse varyantlara karşı yeni bir aşı geliştirmek için mevcut araştırma ve üretim kapasitesini tam olarak kullanabileceğini söyledi.

CEVAPSIZ SORULAR

Ancak Sinovac yeni bir aşı geliştirse de bazı sorular cevapsız kalıyor.

  • Eldeki satın alınan aşılar ne olacak?
  • Şu an eldeki aşıyı vurulanlar Brezilya mutasyonu ile karşılaştıklarında hasta olacaklar mı? Yani uygulanan Sinovac aşısı insanları hastalığın bu mutasyonuna karşı korumayacak mı? Korumadığı ortaya çıkarsa Sinovac aşısı olanlar yeniden bu mutasyona etkili aşı mı olacaklar?
  • Sinovac yeni varyanta karşı aşıyı ne kadar sürede üretecek?
  • Sadece Çin’den Sinovac aşısını alan ve diğer aşı üreten firmalarla bu konuda anlaşma imzalamayan Türkiye, bu süre içerisinde soruna nasıl çözüm bulacak?

Suudi Arabistan hac için aşı olma şartı getirdi

Okumaya devam et

Dünya

Sisi’ye dostluk eli: Ankara ile Kahire arasındaki gerilim yumuşuyor

Mısır’ın Akdeniz’de doğalgaz ile ilgili çıktığı ihalede Ankara’nın hassasiyetlerini gözetmesi Türkiye ve Mısır arasında son bir yılda olumlu yönde değişen havayı yumuşattı. AKP’nin politikaları sonucu bölgede yalnızlığa itilen Türkiye, Sisi yönetimine dostluk eli uzattı.

BOLD – Mısır’ın Doğu Akdeniz’de hidrokarbon faaliyetleri için çıktığı ihalede ilan ettiği alanı 28. meridyenin doğusunda, yani Türkiye’nin 2019’da Birleşmiş Milletler’e bildirdiği Türk kıta sahanlığının güney sınırında sınırlandırması Ankara ve Kahire arasında buzları iyice yumuşattı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, çarşamba günü Gürcistan Dışişleri Bakanı David Zalkalian ile düzenlediği basın toplantısında, bir soru üzerine, “Doğu Akdeniz’de en uzun karası ve kıyıları olan iki ülke olarak ilişkilerimizin seyrine göre biz de yarın deniz yetki alanları konusunu Mısır’la müzakere edebiliriz, kendi aramızda da ileride bir anlaşma imzalayabiliriz” dedi.

Bakan Çavuşoğlu, Mısır’ın Türkiye’nin kıta sahanlığına saygı gösteriyor olmasını olumlu karşıladıklarını kaydederken, Kahire’nin bu tavrını geçen sene Yunanistan ile imzaladığı deniz yetkilendirme anlaşması sırasında da gösterdiğini anımsattı.

“BİZ GÖRÜŞMÜYORUZ İSTİHBARAT TEŞKİLATI GÖRÜŞÜYOR”

Türkiye ile Mısır arasında görüşmeler, geçen yıl başladı. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen yıl Ağustos ayında yaptığı bir açıklamayla Türkiye ve Mısır istihbarat servisleri arasında görüşmeler yapıldığını duyurmuştu.

Erdoğan, atadığı bürokratların ve ‘sır küpü’ olarak adlandırdığı Hakan Fidan’ın başında bulunduğu istihbarat teşkilatının Mısır’la yaptığı görüşmelerde de kendisini ve AKP hükumetini işin dışında tuttu.

Yıllardır hakaret ettiği ve BM’nin Genel Kurul toplantısı sırasında aynı masada yemek yemeyi reddettiği Abdülfettah Sisi hükumeti ile yürüttüğü görüşmeleri tabanına ve kamuoyuna açıklamakta zorlanacak olan Erdoğan, PKK’yla yürütülen görüşmelerde olduğu gibi aynı sözleri kullandı: “Biz görüşmüyoruz istihbarat teşkilatı görüşüyor. Biz görüşmüyoruz devlet görüşüyoruz.”

ÇAVUŞOĞLU-ŞÜKRİ GÖRÜŞMESİ

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da Mısır’la normalleşme açısından bazı girişimlerin olduğunu kaydetmiş ve hatta Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri ile 2020’de yapılan İslam Konferansı Örgütü toplantısı sırasında yüz yüze görüştüğünü ve ilişkileri normalleştirmek için bir yol haritası üzerinde çalışma teklifinde bulunduğunu bildirmişti.

Türkiye’nin tepkisine neden olan 6 Ağustos 2020 tarihli anlaşmayla Yunanistan ve Mısır, Doğu Akdeniz’de deniz sınırlarını belirlemiş ancak Kahire yönetimi Atina’nın girişimlerine karşın sınır çiziminin Meis Adası’ndan başlatılmasına karşı çıkmıştı. Yunanistan da böylece adaların otomatik olarak kıta sahanlığı yarattığı tezinden geri adım atmış olmuştu.

Bakan Çavuşoğlu geçen sene yaptığı açıklamalarda da Mısır’ın Türk kıta sahanlığının güney sınırını kabul ediyor olmasından Ankara’nın memnuniyet duyduğunu kayda geçirmişti.

TÜRKİYE, MISIR’A YÖNELİK VETOLARI KALDIRDI

Bu temaslar neticesinde Türkiye ve Mısır karşılıklı jestler yaptılar ve birbirlerini uluslararası örgütlerde engellemekten vazgeçmeye başladılar. En somut adım ise Türkiye’den geldi. Türkiye, Mısır’ın NATO toplantılarına katılımına koyduğu vetoyu 2020 içerisinde kaldırdı.

TÜRKİYE-MISIR İLİŞKİLERİ

Türkiye, Mısır’da 2013 yılının Temmuz ayında Abdülfettah es-Sisi’nin Muhammed Mursi’yi darbeyle devirmesine en sert ve en uzun tepki veren ülkeler arasında yer almıştı. Türkiye ve Mısır, darbeden sonraki süreçte diplomatik ilişkilerini maslahatgüzar seviyesine çekmişler ve temaslarını en alt düzeye indirmişlerdi.

Erdoğan, Mısır’daki darbe yönetimini ve Sisi’yi hakarete varan sözlerle eleştirmiş, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2014 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun gerçekleştiği New York’ta, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’un verdiği yemeğe Sisi’yle aynı masaya verildiği için katılmamış ve “Aynı masaya oturup darbecileri meşrulaştıramam” diyerek tepki göstermişti.

Erdoğan, 2018 ve 2019 yıllarında da Sisi’ye yönelik BM toplantılarında aynı tavrını sürdürmüştü.

TÜRKİYE, BÖLGEDE YALNIZLIĞA İTİLDİ

Türkiye’nin darbeye karşı çıkması, Sisi’yi ağır dille eleştirmesi Mısır’ın yeni yönetiminin en büyük destekçileri olan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) de tepkisine neden olmuş ve Ankara’nın bölgesel ilişkilerinde olumsuz sonuçlar doğurmuştu.

Türkiye’nin Filistin meselesi nedeniyle İsrail’le de ilişkilerin bozulması ve bu genel olumsuz durumun Yunanistan ve Güney Kıbrıs tarafından Doğu Akdeniz hidrokarbon zenginlikleri açısından Ankara’ya karşı kullanılması Türkiye’yi bölgede yalnız bırakmıştı. Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı bloğa Fransa, İtalya ve Ürdün de dahil olmuştu.

Erdoğan, son dönemde bu yalnızlığı gidermek için İsrail’e yeniden dostluk eli uzattı. Ancak Doğu Akdeniz2de ve Orta Doğu’da şartlar değiştiği için daha önce Ankara’nın uzattığı dostluk eline hemen karşılık veren İsrail bu kez Ankara’ya temkinli bir karşılık verdi.

Ankara, bu yalnızlık dolayısıyla son olarak Fransa’ya dostluk elini uzattı ve Erdoğan ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, beş aydan sonra ilk kez geçtiğimiz günlerde telefonda görüştü.

MISIR’IN NORMALLEŞME İÇİN 3 ŞARTI BULUNUYOR

Türkiye’nin Mısır ile ilişkileri normalleştirme çabasına Kahire genel prensip olarak olumlu bakıyor. Temasların devam ediyor olması da bunun somut bir göstergesi olarak görülüyor. Ancak Kahire, normalleşmeyi bir süreç olarak ve Ankara’nın atacağı adımların bir sonucu olarak değerlendirme niyetinde.

Kahire’nin Ankara ile ilişkileri düzeltme sürecinde üç temel koşulu bulunuyor. Bunlardan en önemlisi Erdoğan başta olmak üzere Türk devlet yöneticilerinin Mısır Devlet Başkanı Sisi’ye dönük ağır eleştiri içeren konuşmaları durdurmaları. Erdoğan’ın son dönemde Mısır liderliğini hedef almaktan vazgeçmesi bunun bir karşılığı olarak görülüyor.

İkinci bir koşul ise darbeden sonra Mısır’dan kaçarak Türkiye’ye yerleşen Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerin Kahire yönetimine karşı faaliyetlerine izin verilmemesi. İstihbarat kurumları arasında en çok konuşulan konuların başında Mısır’ın bu rahatsızlığı olduğu kaydediliyor.

Üçüncü önemli bir unsur ise Türkiye’nin Libya’daki askeri varlığı. Mısır’ın komşusu Libya’da Trablus hükümetini destekleyen Türkiye, Suriye’den çok sayıda radikal silahlı unsuru bu ülkeye getirmekle suçlanıyor. Bu konudaki en son açıklamayı Mısır Dışişleri Bakanı Şükri, 3 Mart’ta yapılan Arap Birliği toplantısında yaptı.

Mısır basınında çıkan haberlere göre, Arap Birliği dışişleri bakanlarının Türkiye’nin bölgedeki askeri müdahalelerini ve bazı Arap ülkelerindeki asker konuşlandırmalarını tamamen reddettiğini açıklayan Şükri, Türk politikalarının daha fazla kutuplaşma ve anlaşmazlıktan başka bir şeye hizmet etmediğini belirtti.

KÖRFEZ ÜLKELERİNİN KATAR’LA İLİŞKİLERİ YUMUŞATMASI

Ankara-Kahire ilişkileri açısından olumlu etki yapacak bir gelişme de başta BAE ve Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin Katar’a uyguladıkları blokajı kaldırmaları ve ilişkileri yeniden tesis etmeleri oldu. Katar ile Körfez arasındaki yumuşamanın Türkiye’nin de genel olarak hem Körfez hem de Arap ülkeleriyle ilişkilerine olumlu yansıması bekleniyor.

BİDEN ETKİSİ

Türkiye’nin son dönemde tavrını değiştirmesinde önemli etkenlerden birisi de ABD’de Joe Biden’ın iktidara gelmesi.

Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs üzerinden Avrupa Birliği (AB) ile de sorun yaşayan Türkiye, son dönemde ‘pozitif gündem’ söylemi ile AB ile ilişkilerini de düzeltmek istiyor.

Foreign Policy: Türkiye-ABD ilişkileri ‘diplomatik mayın tarlası’

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0