Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Bu kaçıncı ölüm: Tutuklu öğretmen koronavirüsten hayatını kaybetti

17 gündür Samsun Devlet Hastanesi yoğun bakımında yatan tutuklu İngilizce öğretmeni Önder Ateş dün koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti.

BOLD – Cezaevlerinde koronavirüsten ölüm haberleri gelmeye devam ediyor. Samsun Cezaevinde tutuklu olan KHK’lı İngilizce öğretmeni Önder Ateş (45) koğuşta koronavirüs kaptıktan sonra vefat etti. Dün öğlen saatlerinde kalbi duran Ateş’in hemen tahliye edildiği öğrenildi.

“MÜDÜRE KAÇ KERE SORDUM, SUSTU”

Ateş’in ölüm haberini duyuran HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu,Kaçıncı? Kaç defa Samsun Cezaevi için bilgi istedim, telefona çıkmadı @ctekurumsal müdürüne sordum, sustu! Samsun Cezaevinde tutuklu KHK’lı İngilizce öğretmeni Önder Kılıç kovid tedavisi gördüğü Samsun Devlet Hastanesinde bugün vefat etti. Öldükten sonra tahliye vermişler!”

17 gündür Samsun Devlet Hastanesi yoğun bakımda yatan Ateş’i ailesi ölümünden 1-2 saat önce görebildiği belirtildi. Samsun T Tipi Cezaevinde geçen ay koronavirüs salgını başlamış ve B6 koğuşunda kalan 22 kişinin testi pozitif çıkmıştı, 4 kişi ise yoğun bakıma kaldırılmıştı.

CEZAEVLERİNDE KORONAVİRÜSTEN ÖLENLER

Bugüne kadar cezaevinde birçok mahpus koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Bilinen ölüm vakaları şöyle:

KHK’lı öğretmen Ersoy Karamustafa: Manisa T Tipi Cezaevi

KHK’lı Emniyet mensubu Kahraman Sezer: İskenderun Cezaevi

Avukat Metin Yüksel: Düzce Cezaevi

Bursa Telekom Müdür Yrd. Hüseyin Özen: Bursa H Tipi Cezaevi

Şoför Kemal Polat: Kahramanmaraş Türkoğlu Cezaevi

Polis memuru Veysel Atasoy: Kütahya Tavşanlı Cezaevi

KHK’lı memur Yunus Gökgöz: Buca Kırıklar Cezaevi

Arif Yıldırım: Sincan Cezaevi

Mehmet Yeter: Bafra Cezaevi

İsmet Nice: İzmir Şakran Cezaevi

Samsun T Tipi Cezaevinde 22 mahpusun korona testi pozitif

 

BOLD ÖZEL

Organlarıyla 5 kişinin hayatını kurtaran hakim Nurfer Akgül’e ‘KHK’ sansürü

Beyin kanaması sonucu 2 Eylül’de hayatını kaybeden KHK’lı Yargıtay tetkik hakimi Nurfer Akgül, bağışladığı organlarla 5 kişiye hayat oldu. Akgül’ün ölümünü 1. sayfasından duyuran Hürriyet başta olmak üzere iktidar medyası ve internet siteleri KHK’lı hakim olduğunu yazmadı. “Hukukçu” demekle yetindiler.

BOLD ÖZEL – Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 15 Kasım 2016’da aldığı kararla Yargıtay tetkik hakimliğinden ihraç edilen Nurfer Akgül 2 Eylül’de geçirdiği beyin kanaması sonucunda 38 yaşında hayatını kaybetti. Üç yıl önce organlarını bağışlayan Akgül’ün kalbi, akciğeri, karaciğeri ve iki böbreği başka insanlara nakledildi.

İHRAÇTAN SONRA İKİ ÜNİVERSİTE OKUDU

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Nurfer Akgül, ihraç olduktan sonra bilişim hukuku alanında master yaptı, çocuk gelişimi okudu, bir süre de avukat olarak çalıştı. Akgül, olay günü, 30 Ağustos 2021’de iki oğlu, bir arkadaşı ve onun çocuklarıyla birlikte Kocaeli’nden Ankara Beypazarı’na tatile gidiyordu.

Mudurnu civarında rahatsızlanan Akgül, aracını yol kenarına çekerek 112’yi aradı. Çekmeseydi araba uçurumdan uçacaktı. Gelen sağlık ekiplerince Bolu İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Akgül’ün beyin kanaması geçirdiği tespit edildi. İki gün sonra Akgül’ün beyin ölümü gerçekleşti.

“BİR GÜN ÖLECEĞİZ, İNSANLAR BİZE DUA EDER”

Akgül ailesi, üç yıl önce organlarını bağışlayan Nurfer Akgül’ün 11 yaşındaki oğlu Adem Eymen’in okulun ilk günü yazdığı otobiyografiyle gündeme geldi. Baba Alper Akgül hem kendisini hem de herkesi çok duygulandıran oğlunun otobiyografisini sosyal medya hesabından paylaştı. Eymen, otobiyografisinde annesinin fren yaparak durması sayesinde araçtaki 5 kişinin ve organlarını bağışlayarak da 5 kişinin daha hayatını kurtararak toplamda 10 kişinin hayatını kurtarıp melek olduğunu yazmıştı.

Eymen’in otobiyografisi iktidar medyasında, internet sitelerinde birinci sayfadan haber oldu. Hürriyet haberi “Ağlattın bizi Eymen” başlığıyla duyurdu. Ancak hiçbiri gazeteci Nurfer Akgül’ün KHK’lı Yargıtay tetkik hakimi olduğunu yazmadı. Nurfen Akgül organlarını bağışladıktan sonra ailesine “Bir gün öleceğiz en azından arkamızda açık bir kapımız olsun, insanlar bize dua ederler.” demişti.

Nurfer Akgül’ün ihraç kararı 17 Kasım 2016’da Resmi Gazete’de yayınlandı.

Okumaya devam et

Gündem

Ankara’da gizli bir gözaltı merkezinde 6 ay işkence gören Ayten Öztürk ilk kez ekrana çıktı

Ankara’da işkence gören Ayten Öztürk, yaşadıklarını ilk kez ekranda anlattı: “Çırılçıplak soyuldum, copla tecavüz girişiminde bulundular, askıya astılar, bayıltana kadar elektrik verdiler. Arkamızda devlet var dediler.”

BOLD – Lübnan Havaalanı’nda 8 Mart 2018 yılında gözaltına alınıp Türkiye’ye getirilen ve Ankara’da gizli bir gözaltı merkezinde 6 ay işkence gördüğünü daha önce mahkemede ifade eden Ayten Öztürk serbest kaldıktan sonra ilk kez ekrana çıktı.

HDP Kocaeli Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Youtube Kanalı ÖFG TV‘ye konuk olan Ayten Öztürk’ün anlattıkları Türkiye’de işkencenin sistematik olarak devam ettiğini bir kez daha kanıtladı:

“Başıma çuval geçirdiler. Gözümü bağladılar. ‘Bize senin hakkında sonsuz yetki verildi. Arkamızda devlet var, eğer konuşmazsan buradan çıkış yok’ dediler. Göz kapaklarım da birbirine yapışmıştı. Açmak için sıvı döktüler, ışığa bakamıyordum. Askıya alındım. Ellerimi duvarda bulunan halkalara kelepçelediler. Havada değildim, ayaklarım hafif yere değiyordu. Tabanca şeklindeki bir aletle vücudumun açık yerlerine elektroşok verdiler. O halde yaklaşık 1 ay kaldım. Ben birazcık güçlenince bu defa çıplak soyma, el ve copla taciz, elektrik verme gibi fiziki işkencelere başladılar. Ellerim kelepçeli bir şekilde askıdayken, el ve baş parmaklarıma bir şey bağlıyor ve bayıltana kadar elektrik veriyorlardı.

ANF’den Zeynep Durgut’a da konuşan 47 yaşındaki Öztürk, Suriyeli Lazkiyeli  bir ailenin ferdi olarak dünyaya geldi. Abisi devlet tarafından infaz edildi. Ablasını F Tipi cezaevlerine karşı 2000 yılında yapılan ölüm orucunda kaybetti. Yengesi ‘Hayata Dönüş’ katliamında yakıldı. Kendisi de defalarca gözaltına alındı, işkencelerden geçirildi ve tutsak edildi.

2010 yılında sürekli baskı altında tutulduğu Türkiye’den Suriye’ye geçen Öztürk, 2018 yılında Lübnan Havalimanı’ndan Avrupa’ya giderken Lübnanlı yetkililer tarafından Türkiye’ye teslim edildi. Ankara’daki gizli bir gözaltı merkezinde 6 ay boyunca çeşitli işkencelere maruz bırakıldı. 3 yıllık bir tutukluluktan sonra ev hapsi kararıyla serbest bırakılan Öztürk’ün yaşadığı işkenceler kendi anlatımıyla şöyle:

“ÇIRILÇIPLAK SOYUP BİR HÜCREYE ATTILAR”

“2018’de Lübnan Havalimanı’ndan Avrupa’ya geçmek isterken bir pasaport sorunu nedeniyle gözaltına alındım. 6 gün göçmenler bürosunda gözaltında tutuldum. Serbest bırakılacağımı düşündüm ama öyle olmadı. Altıncı günde Türk Büyükelçiliği’nden biri geldi, beni gördü. ardından Lübnanlı yetkilileriyle aralarında bir anlaşma olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü aynı akşam 13 Mart 2018 gecesi gözlerimi kapatıp ellerimi de kelepçeleyerek havaalanına götürdüler ve bilmediğim şahıslara teslim ettiler. 

Havalimanına vardığımızda, gözlerimdeki bağı ve kelepçeleri çözdüler. Özel bir girişten geçtikten sonra bu defa teslim ettikleri başka şahıslar tarafından tekrar gözlerim bağlandı, ellerim kelepçelendi, başıma çuval geçirildi ve uçağa bindirildim. Uçakta biri Türkçe konuşup, ‘Sakin bir yolculuk geçirelim Ayten’ dediğinde o zaman Türkiye’ye teslim edildiğimi anladım ve getirilir getirilmez işkence başladı zaten. Uçaktan inerken slogan atmaya başladım. Ağzımı bantladılar. Ardından hızla beni bir yere soktular. Orada çırılçıplak soyup bir hücreye attılar. Sonra kendilerinin verdiği pijamaya benzer erkek kıyafeti verdiler. Onları giymek zorunda kaldım. Sürekli o kıyafetle kaldım. Ara ara değiştiriyorlardı. 

“ARKAMIZDA DEVLET VAR, KONUŞMAZSAN BURADAN ÇIKIŞ YOK”

Ellerimi tekrar arkadan kelepçelediler ve kollarıma girip, bir oda olduğunu düşündüğüm bir yere götürdüler. Orada bir ses, ‘Biz seni tanıyoruz, senden bazı bilgiler istiyoruz, aslında her şeyi biliyoruz sadece onaylamanı istiyoruz. Konuşacak mısın?‘ diye sordu. Konuşmayacağımı söylediğimde, ‘Biraz düşün daha yeni geldin, dinlen’ denilerek tekrar hücreye götürüldüm. ‘Burası senin bildiğin hiçbir yere benzemez, burada süre yok, bize senin hakkında sonsuz yetki verildi. Arkamızda devlet var, eğer konuşmazsan buradan çıkış yok’ dediler. 

Lübnan Havalimanı’nda gözaltına alınır alınmaz açlık grevine başlamıştım. İşkence merkezinde açlık grevini sonlandırmam için baskı ve zorla müdahaleye maruz  kaldım. Bir ay boyunca başımda çuvalla, ellerim arkadan kelepçeli ve gözlerim bağlıydı. Nefes almakta zorlanıyordum. Günde iki bardak su verdikleri için açlık grevimin 25’inci gününde fenalaştım. Bant gözlerime yapışmıştı ve ancak tıbbi müdahaleyle çıkartıldı. Göz kapaklarım da birbirine yapışmıştı. Açmak için sıvı döktüler, ışığa bakamıyordum. Revir gibi yerdi ve orada ilk defa şekerli su gibi bir şey verdiler. Daha sonraki günlerde bir bardak şekerli içecek vermeye başladılar.

İlk günlerde psikolojik işkence yapıldı. Daha sonra fiziksel işkenceler başladı. Benimle sürekli ilgilenen r’leri telaffuz etmekte zorlanan bir adam vardı. Hızla kilo vermeye başlayınca zorla müdahale ettiler. Kemere benzeyen lastiklerle zorla sedyeye sabitlendim. Ayaklarım koli bandıyla bağlandı ve zorla serum verildi. İlk o zaman kadın sesi duydum. Gözlerim yine bantlıydı. Bir komisyondan bahsediyordu, ‘Komisyon gelecek, şöyle yapın’ diye sürekli talimat veriyordu.

“VÜCUDUMA TABANCA GİBİ BİR ALETLE ELEKTROŞOK VERDİLER”

Ayten Öztürk’ün gördüğü işkenceleri anlattığı mahkemede yaptığı 12 sayfalık savunmasını ilk kez Bold Medya yayınlanmıştı.

Daha sonra askıya alındım. Ellerimi duvarda bulunan halkalara kelepçelediler. Havada değildim, ayaklarım hafif yere değiyordu. Tabanca şeklindeki bir aletle vücudumun açık yerlerine elektroşok verdiler. Biri elektroşok veriyor, bir diğeri başımı tutup yukarıya kaldırıyor, üçüncü bir kişi de şekerli bir sıvıyı veya çorbayı zorla açtığı ağzımın içine boşaltıyordu. Üstüm başım hep kirleniyordu. Ama banyo yapmayı reddediyordum. O halde yaklaşık 1 ay kaldım. Günleri hep sayıyordum. Aynı süreç içerisinde aralarla aynı işkenceyi gördüm. En az 5 kez aynı yöntemi uyguladılar. Dertleri aslında yemek yemem veya yememem değildi. Konuşmamı istiyorlardı. Ama ilk etapta açlık grevini bahane ederek işkence yapıyorlardı.

Bir süre sonra gerçek niyetlerini öğrenebilmek için az miktarda da olsa sıvı almaya karar verdim. Çünkü açlık grevinden de ölebilirdim ama öldürmemek için çok uğraştılar. Hatta ‘Hayır burada ölmeyeceksin’ diyerek açıkça da söylediler. Ben birazcık güçlenince bu defa çıplak soyma, el ve copla taciz, elektrik verme gibi fiziki işkencelere başladılar. Elektrik, elektroşoktan farklıydı. Çok daha fazla acı veriyordu.

“COPLA ARKADAN TECAVÜZE YELTENDİLER”

Ellerim kelepçeli bir şekilde askıdayken, el ve baş parmaklarıma bir şey bağlıyor ve bayıltana kadar elektrik veriyorlardı. Tabut gibi bir yerde uzun bir süre ayakta bekletme işkencesi de vardı. Ayaklarım aşırı şişmişti ve bu yüzden de bağlayamıyorlardı. İşbirliği yapmamı istiyor ve bunun için de her şeyi deniyorlardı. Elektrik verdiler, gözlerimi uzun süre ışığa tuttular, copla arkadan tecavüze yeltendiler.

Ben çok kötüleşince bu defa su işkencesine götürdüler. Tuvalet ve banyonun olduğu bir yerde üzerime tazyikli hortum tuttular. Kafamda çuval vardı ve suyu çuvalın içine doldurup boğmaya çalıştılar. Fenalaşınca hem çuvalı hem de gözlerimdeki bandı çıkardılar. Orada ilk defa çevreyi gördüm. Bana işkence eden iki kişi vardı, sivil giyinmişlerdi ve yüzleri kar maskeliydi. Hatta birinin maskesinin üzerinde kuru kafa resmi vardı. Daha sonra da gözlerimi açtıklarında yine kar maskeli şahıslar görmüştüm. Sadece gözleri gözüküyordu ve sanki içki veya uyuşturucu kullanmış gibi çevreleri mosmor olan gözleri yuvalarından dışarı uğramış gibiydi. Bana işkence edenler daha tecrübeli gibiydiler ve onlar sivil giyinimliydiler, daha genç olanlar daha atletik tipteydi ve siyah giyinimliydiler.

Birisine devrim diyorlardı, diğer birine Hacı. Ama hepsi kar maskeliydi. Sadece bir defa su işkencesindeyken biri sanırım yanlışlıkla kapıyı açtı. Yüzü açıktı. Bu süreçte tek açık gördüğüm yüz onunki oldu. Kapıyı açması ve kapatması bir oldu. Uzun boyluydu, gözleri küçüktü, alnı açıktı. O yüzü gördükten sonra bu defa daha da öfkelendiler ve elektroşoku da getirip ıslak vücuduma uyguladılar. Öleceğimi düşündüm. Ama elektroşok su ile temas ettiğinde elektrik çarpması olmadı. Sadece sarsma oldu. Gördüğüm elektrik işkencesinde parmaklarım çok acıdı, hatta çürüdü. Yanık izleri ve iltihaplar oluşmuştu.

Daha sonra cezaevindeyken koğuş arkadaşlarım 898 yanık izi saydı. Aradan 3 sene geçmesine rağmen hâlâ izleri var. Çıldırmış bir halde ‘Konuşacak mısın?’ diye bağırıyorlardı ve ben ‘hayır’ dedikçe daha fazla elektrik veriyorlardı. Öfkeyle verdikleri için her seferinde bayıldım. Kendime gelmemi bekleyip bu kez de cop ve elle taciz ediyorlardı. Bu durum 6 ay sürdü.

“O PENSE İLE DİLİMİ KAVRAMIŞLARDI”

İşkence odasında bir gün gözlerimi açtılar. O zaman gördüm nasıl bir yer olduğunu. Yarım bir yükselti olan bir yerdi. Bir tarafından bir büro ve Atatürk resmi, diğer tarafında ise işkence yapılan yer vardı. Bir sehpanın üzerinde cop, kırbaç, pense duruyordu. O pense ile dilimi kavramışlardı, ‘Konuşmuyorsun, hiç konuşmayasın diye tamamen keselim mi?’ diye tehdit etmişlerdi. Parmaklarıma vurmuşlardı. Kırbaçla ise ayaklarım çok şişken arkadan vuruyorlardı. Kaldırıp, oturtup copu arkadan sokmaya çalışıyorlardı. Çıplak iken bir tekerleğin içine oturtmuşlardı ve orada da cop ile tecavüze yeltendiler.”

Daha sonra gözlerimi hücre içinde açmaya başladılar. Yaklaşık 3-5 metrekarelik bir hücreydi. Kapı dahil her tarafı halıfleks kaplıydı. Kapıya vursan duyulmuyordu, sadece üstünde parmaklık gibi bir şey vardı, o da çok yüksekteydi. Hücrede 24 saat kamera ile gözetleniyordum. Yatak yoktu. Ya uzanıyordum ya oturuyordum. Yer sertti ve o yüzden her tarafım ağrıyordu. Küçük bir havalandırma vardı. Günde belirli saatlerde sadece tuvalet ihtiyacımı karşılamam için kapıyı açıyorlardı.

“BAŞKALARININ İŞKENCE SESLERİNİ DUYUYORDUM”

Başkaları da vardı bulunduğum noktada. Onların işkence seslerini duyuyordum. Resmi bir binanın alt katı olduğunu düşünüyorum çünkü üst katta belirli sürelerde ayak sesleri duyuyordum. Nasıl bir yerde bulunduğunu anlamak için, götürülüp getirilirken sürekli adımlarımı sayıyordum. Hiç merdiven çıkmıyordum. Sanırım tek katlı bir yerde tutuluyordum.

Oraya getirildiğim günden itibaren günleri saymaya başladım. Her ayın kaç çektiğini biliyorum. Bir süre sonra saatleri de anlamaya başladım çünkü bir rutinleri ve kendilerine göre sözde bir disiplinleri vardı. Mesela kaç kişi olduğunu da oradan anlıyordum. 7 hücre olduğunu düşünüyorum. Çünkü 7 hücrenin kapısı açılıp, kapatılıyordu. Tutulanların hepsi erkekti, tek kadın bendim çünkü bana işkence edenler sürekli, ‘Burası kadınlara göre değil, sen buraya dayanamazsın’ diyorlardı. Ama kendi aralarında yaptıkları konuşmada da ‘Bu kadar dayananı görmedik’ dediklerini duydum.

“KANLAR İÇİNDE KALIYORDUM”

Bir keresinde yüzümü açtıklarında ayna verdiler. Aylar sonra ilk kez yüzümü gördüm. Yüzüm neredeyse simsiyah olmuştu. İşkencelerden sonuç alamadıklarında hücreye gelip dövüyorlardı. Kanlar içinde kalıyordum. O yüzden de yüzüm çok şişmişti. Fiziki işkence kesintisiz 25 gün sürdü. Önceleri, işkenceci, faşist olduklarını her defasında vurguluyordum bağırarak ama onlarla girebileceğim en ufak diyalogu bile kendilerine göre bir kazanç olarak gördükleri için bir zaman sonra artık hiç konuşmamaya karar verdim. Öyle ki bırakıldıktan sonra emniyete götürülüp ilk kez avukatımla konuştuğumda, kendi sesime ne kadar yabancılaştığımı fark ettim. Hiç kimse benim orada tutulduğumu bilmiyordu. Hatta babam o süreçte merakından vefat etmiş. Sadece Lübnan’da gözaltına alındığım ve orada 6 gün tutulduğum kayıtlarda var, sonraki süreç yok.

“TEDAVİ EDİP TEKRAR İŞKENCEYE BAŞLIYORLARDI”

Son 15 gün beni tedavi etmeye çalıştılar. Ne zaman tedavi etseler tekrar işkenceye başladılar. O nedenle hep ikinci aşamaya geçeceklerini düşünüyordum, çünkü her defasında bunu söyleyip duruyorlardı. Ama ne olursa olsun oradan mutlaka çıkacağımı hep düşündüm. Ya cenazem ya da kendim çıkacaktım. Ama sonuçta çıkacaktım. Sonunda yine oda olduğunu düşündüğüm yere götürüldüm. Oradaki şahıs bana, ‘Ne yaparsak yapalım konuşmayacağını tekrarla’ dedi. Ben de zaten konuşmakta güçlük çektiğim için kelimeleri yuvarlayarak söyledim. O zaman çok öfkelendiler. Sonra sürükleyerek hücreye attılar.

“ANKARA’NIN YÜKSEK BİR YERİNE BIRAKTILAR”

Sonra tekrar aynı odaya götürdüler ve aynı şahıs, ‘Süren doldu. Seni adalete teslim edeceğiz’ dedi. 6 ay sonra ilk kez elbiselerimi verdiler. Ellerimi tekrar ters kelepçelediler, gözümü bant ile kapattılar ve kapıları yandan açılan bir araca bindirdiler. Bir süre sonra arabadan indirip bir araziye bıraktılar. Son ana kadar infaz edileceğimi düşündüm ama kelepçelerimi ve göz bandımı çözüp hızlıca gaza basıp gittiler. 6 ay sonra ilk kez doğal havayı soludum. Bırakıldığım yer, Ankara’nın yüksek bir yeriydi. Şehir ışıkları aşağıda gözüküyordu. Akşam saatiydi. Bırakıldıktan birkaç dakika sonra bu kez polisler geldi ve ‘Kimsin? Kimliğini göster’ diyerek beni gözaltına aldılar. Senaryo olduğu çok belliydi. Beni Ankara TEM şubeye götürdüler.

Emniyette 3 gün gözaltında kaldıktan sonra tutuklanıp Sincan F Tipi Cezaevi’ne gönderildim. Tutuklanmadan önce savcıya maruz kaldığım işkenceleri anlattım ama hiç dikkate alınmadığını belirtti. Okmeydanı’nda bir kişinin linç edilmesi olayıyla ilgili olarak hakkımda arama kararı çıkartılmıştı. SEGBİS’le ifade verdikten sonra serbest bırakıldım ama 3 yıllık yargılama sonucunda iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldım. 10 yıldır süren bir davaydı. Tutuklu yargılanan tek bir kişi yoktu. Deli raporu olan bir kişinin, ‘Kaldırımda bir kadın ve erkek gördüm’ beyanı dışında da hakkımda somut delil olmamasına rağmen azmettirici olarak bana ceza verdiler. Bu davadan 3 yıl tutuklu kaldım ve ev hapsiyle serbest bırakıldım. İşkenceyle ilgili yaptığım suç duyurusu sanki hiç yaşanmamış gibi, ‘kovuşturmaya yer yok’ kararıyla kapatıldı.

“60 KİLODAN 40’A DÜŞTÜM”

İşkence merkezinde 60 kilodan 40 kiloya düştüm. Ağır işkencenin izleri hala bedenimde var. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nda (TİHV) tedavim sürüyor.  işkence sırasında abimi, ablamı, yengemi, yine sistem nedeniyle kaybettiğim yoldaşlarımı düşünüyordum. Onlarla kafamda sohbet ediyordum. Ama bir program dahilinde bunu yapıyordum. Okuduğum kitapları, yaptığım bazı tartışmaları tekrar tekrar kafamdan geçiriyordum. Grup Yorum marşlarını düşünüyordum, içimden onları söylüyordum. Onlar bana çok güç verdi.

Kafamda sürekli üretiyordum. Uyuşturucu kullanan insanlarla ilgili ne yapılabilir, yoksul insanlar için ne yapılabilir? diye düşünüyordum. Çözüm üretmeye çalışıyordum. Öylece kendi kafamda bir dergi tasarladım. O dergide neler yer alabilir, karikatürler, yazılar, hep bunlarla kafamı meşgul ettim. Hafızamı yitirebilirdim, o yüzden sürekli kafamda kelime oyunları yapıyordum. Bir kelime söylüyordum, son harfiyle bir kelime daha türetiyordum. Ya da şehir, yazar, sanatçı gibi şeyleri de unutmamak için kafamda yarışma yapıyordum sürekli.

Bazı matematik işlemleri, analizler yapıyordum. Karanlığa kendimi teslim etmemek için beynimi diri ve dinç tutmaya çalışıyordum. Bedenim oradaydı ama zihnim hep dışardaydı. Bu aynı zamanda bir adalet, bir hukuk mücadelesidir ve yaşadığım bu işkencenin peşini hukuki anlamda bırakmayacağım. Onlar bu işkenceleri gizlemek için her yolu denediler, ben de bu işkenceleri anlatmak için her yolu deneyeceğim.”

Ayten Öztürk Türkiye’deki işkenceleri anlattı: Askı, elektrik, tecavüz, tabutluk

Okumaya devam et

Gündem

Tutuklu komiser eşi Esmahan Demirhan’a 8 gün boyunca işkence altında tedavi

Tutuklu komiser Mustafa Demirhan’ın eşi Esmehan Demirhan İstanbul’da gözaltına alındı. Korona testi pozitif çıkan Demirhan, 8 gün boyunca kelepçeli tedavi gördü.

BOLD – 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda görevli olduğu için meslekten atılarak tutuklanıp cezaevine konulan polislerin eşlerine ve çocuklarına yönelik gözaltı ve tutuklamalar da hız kesmeden devam ediyor.

Ömer Köse’nin eşi Semra Köse’den sonra müebbet hapis cezası verilen tutuklu eski komiser Mustafa Demirhan’ın eşi Esmahan Demirhan 20 Eylül’de İstanbul’da gözaltına alındı. Koronavirüs testi pozitif çıkan Demirhan hastaneye kaldırıldı ve 8 gün boyunca yatağa kelepçeli halde işkence altında tedavi edildi.

“DÜŞMAN CEZA HUKUKU”

Esmahan Demirhan’a yaşatılanları avukatı Sümeyra Bulduk Twitter hesabından “düşman ceza hukuku” olarak niteleyerek duyurdu.

Bulduk, şunları yazdı: “Müvekkilim Esmahan Demirhan hasta yatağından, ağır covid geçirirken gözaltına alındı. 4 günlük gözaltı kararı bitmesine ve uzatma kararı verilmemesine rağmen hastanede 8 gün yatağa kelepçeli olarak, işkence altında, tedavi gördü. Şikayetlerimiz sonucu 9. gün kelepçesi çıkartıldı.”

İstanbul TEM’de tarafından 20 Ağustos Cuma günü gözaltına alınan Esmehan Demirhan iyileştikten sonra dün emniyete getirildi. Esmehan Demirhan’ın Bylock kullandığı iddiasıyla gözaltına alındığı öğrenildi.

 

Okumaya devam et

Popular

Shares