Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Avrupa 2021 yazında seyahatlerin kolaylaştırılması için aşı kimliğine odaklandı

Avrupa Birliği, koronavirüs tedbirlerini sonlandırıp hayatın bir an önce normale dönebilmesi için bir yandan aşı kampanyalarına hız verirken diğer yandan da ‘aşı pasaportu’ çalışmalarını başlattı. Aşı pasaportu çalışmalarında son durum ne?

BOLD – Avrupa’da, Kovid-19 salgını ile mücadele amacıyla uygulanan kısıtlamaların kaldırılarak seyahat özgürlüğüne yeniden yeşil ışık yakılması beklentisi gün geçtikçe artıyor.

Avrupa Birliği (AB) de bir yandan, olağanüstü kısıtlamalarla salgını kontrol altında tutmaya çalışan, diğer yandan da artan seyahat özgürlüğü taleplerine yanıt verebilmenin yollarını arıyor. Ancak mutasyona uğramış virüsün daha hızlı bulaşan varyantlarının hızla yayılması seyahat kısıtlamalarının kısa vadede hızlı adımlarla gevşetilmesi ihtimalini zora sokuyor.

Aşı çalışmalarının da yeteri kadar hızlı ilerlememesi nedeniyle 2021 yazında insanların seyahat taleplerinin önünü açabilmek için düşünülen bir diğer tedbir ise ‘aşı kimliği’ ya da diğer adıyla ‘dijital seyahat kartı’.

Çalışmalarına hız verilen dijital aşı kimliği ile en azından AB içinde seyahat kısıtlamalarının kademeli olarak gevşetilmesi umut edilse de, bunun beklentilere ne ölçüde yanıt verebileceği ile ilgili belirsizlikler sürüyor.

AB ÇALIŞMALARI BAŞLATTI, DSÖ KARŞI ÇIKIYOR

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen, üye ülke vatandaşlarının iş ya da turizm amaçlı olarak AB içinde ve dışında güvenli bir şekilde seyahat edebilmeleri için ‘aşı pasaportu’ çalışmasını başlattıklarını ve mart ayı içinde yasa teklifini sunacaklarını duyurdu.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), şubat ayının başlarında, uluslararası seyahatlerde ayrılış veya girişlerde Kovid-19 aşılaması kanıtına karşı olduğunu ifade eden rapor yayınladı.

DSÖ, “Aşıların sınırlı bulunabilirliği göz önüne alındığında, gezginlerin tercihli aşılanması, şiddetli Kovid-19 hastalığı açısından yüksek risk altında olduğu düşünülen öncelikli insanlar için yetersiz aşı tedarikine neden olabilir” sonucuna vardı.

NE AD VERİLECEK?

‘Kovid pasaportu’, ‘aşı pasaportu’, ‘aşı seyahat belgesi’ gibi pek çok farklı isim gündeme geldi, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen hafta başında yaptığı açıklamayla son noktayı koydu. Von der Leyen belgenin ‘Dijital Yeşil Kimlik’ adını taşıyacağını, ilgili yasa teklifinin de bu ay içinde üye ülkelere sunulacağını duyurdu.

NE ZAMAN HAZIR OLABİLİR?

Dijital Yeşil Kimlik için hedef Haziran ayı. AB Komisyonu tarafından hazırlanan yasa teklifinin, 17 Mart’ta Avrupa Parlamentosu’nun, 25 Mart’ta ise AB liderlerinin onayına sunulması bekleniyor.

Kabul edilmesi halinde, dijital kimlik uygulamasının hayata geçirilebilmesi için, 27 AB üyesi ülkenin, ilgili ulusal veri tabanı sistemlerinin birbiriyle uyumlandırılması gerekiyor. Güvenilir dijital platformlarda, öngörülen kriterlerle uyumlu bir şekilde bu verilerin toplanabilmesi için teknik altyapı düzenlemelerinin yapılması gerekecek. Komisyon, bunun için üç aylık bir süreye ihtiyaç duyulacağı görüşünde. Uzmanlar ise takvimin sarkabileceğine dikkat çekiyor.

AB’nin karmaşık karar alma mekanizması göz önüne alındığında, sistemi uygulamaya koymanın en iyimser senaryoyla haziran sonu veya temmuz başı olacağı tahmin ediliyor. Ancak bu tarihin daha da ileriye sarkabileceği belirtiliyor.

HER ÜLKE İÇİN AYNI MI OLACAK?

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ‘farklı ulusal çözümleri birbirine bağlayacak’ bir platform fikrini ortaya koydu. Bu da Avrupa Birliği genelinde geçerli tek bir belge olmayacağı anlamına geliyor.

DAHA ÖNCE BİR BENZERİ VERİLDİ Mİ?

Aslında bu uygulama yeni değil. Dünya Sağlık Örgütü, bazı Afrika ülkelerine girerken, ‘sarı humma’ gibi hastalıkların önlenmesi için ‘sarı kart’ adını verdiği bir uygulama başlatmış, bu ülkelere girerken aşı yaptırılması zorunlu hale getirilmişti.

AB’yi beklemeyen Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) gibi bazı uluslararası kurumlar, ‘travel pass’ adı verilen bir seyahat belgesiyle gidilecek ülkelere göre ilgili belgelerin yer almasını içeren bir uygulamayı Kasım ayında başlattı bile.

AŞI PASAPORTU KİMLERE VERİLECEK?

Bir kişinin AB içinde ve dışında seyahat edebilmesi için verilecek belgede, ‘aşı olan, aşı olması olanaksızsa yakın tarihte Kovid testi negatif çıkan ve daha önce bu virüse yakalanarak vücudu antikor üretebilen’ kişilerin dolaşımına izin verilmesi planlanıyor.

HANGİ ÜLKELER DESTEKLİYOR?

Ekonomisi büyük ölçüde turizme bağlı olan Yunanistan, Avrupa’da böyle bir sistemi destekleyen ilk ülke oldu. Atina hükümeti, İsrail’le turistlerin karşılıklı olarak özgürce giriş yapabilmesini müzakere ediyor.

İspanya, Malta ve Portekiz gibi Güney Avrupa’daki diğer turizm ülkeleri de bu girişimi destekledi. Bu ülkelere ek olarak, olumlu sinyaller gönderen Belçika ve Macaristan’ın yanı sıra farklı araçları deneyen Polonya, Danimarka, İsveç ve Estonya da destek verdi. Danimarka ve İsveç, vatandaşlarının yurtdışına seyahatleri için elektronik sertifikaların uygulamaya konulduğunu açıkladı.

Almanya ve Fransa, aşılama kampanyaları hala çok az ilerlediği için önce ihtiyatlı yaklaştı. Ancak 25 Şubat’ta video konferans yöntemiyle yapılan AB zirvesinden sonra iki ülke tutumunu değiştirince, Komisyona AB üyeleriyle ortak bir belge üzerinde çalışma talimatı verildi.

HANGİ BİLGİLER YER ALACAK? İÇERİĞİ, MAHİYETİ VE ÜCRETİ NE OLACAK

AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, bu kimliklerde yer alması hedeflenen bilgileri, ‘kişinin Kovid-19 aşısı olduğuna dair kanıt, henüz aşı olamamış kişilerde test sonuçları, Kovid-19’u atlatmış olanların ise sağlık durumları hakkında bilgiler’ olarak sıraladı.

“Dijital Yeşil Kimlik” bir nüfus cüzdanı ya da pasaport gibi değil, dijital olacak. Dijital kimliklerin, sahtesinin üretilmemesi ve tüm üye ülkelerde kolaylıkla okunabilecek nitelikte olması için düşünülen alternatiflerden birisi, uçak biniş kartı gibi, akıllı telefonda taşınabilecek ya da çıktısı alınabilecek, QR (karekod) içeren bir belge olması. Dijital kimliği almak için, ücret ödenip ödemeyeceği ise henüz bilinmiyor.

AŞI OLANLARA KESİN BİR SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ MÜ SAĞLAYACAK?

Hayır. Bu konuda AB’de genel geçer bir siyasi mutabakat sağlanmış değil. Almanya ve Fransa gibi üye ülkeler dijital aşı kimliği ile salgın nedeniyle uygulanan seyahat kısıtlamalarının gevşetilmesi konusunun ilişkilendirilmemesini istiyor.

Oysa Avusturya, Yunanistan, İspanya, Portekiz ve Bulgaristan gibi turizmi canlandırmak isteyen ülkeler, aşı olmuş olanlara seyahat etme özgürlüğü tanınmasını istiyor, hatta tek taraflı olarak bu kişilere kolaylık tanıyan adımlar atıyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron gibi diğer AB üyesi ülkelerin liderleri ise tek başına aşı olmuş olanlara seyahat kolaylığı sağlanmasına itiraz ediyor, bu yöndeki kararları frenliyor.

HUKUKİ İTİRAZLAR NELER?

AB genelinde sadece çok küçük bir azınlık aşı olabildi. Oxford Üniversitesi verilerine göre bu oran AB’nin toplam nüfusunun sadece yaklaşık yüzde 7’sine tekabül ediyor. Siyasiler ve uzmanlar, aşı olabilmiş küçük bir azınlığa seyahat etme ayrıcalığı tanınmasının, toplumdaki ‘adalet’ anlayışına darbe indirebileceği uyarısında bulunuyor.

Alman hükümeti, kimsenin aşı olmaya zorlanmayacağını açıklamıştı. Şimdi sadece aşı olmuş olanların seyahat edebilmesine imkan sağlayacak bir düzenlemenin, dolaylı olarak aşı zorunluluğu anlamına geleceği, seyahat özgürlüğü kısıtlamasının da aşı olmayanlara ‘yaptırım’ ya da ‘ceza’ olarak yorumlanabileceği belirtiliyor. Alman Etik Kurulu da, devletlerin aşı olanlara ayrıcalık tanımaması gerektiğini savunuyor.

Hukuki açıdan böyle bir belgenin serbest dolaşım ilkesine aykırı olduğu görüşleri dile getiriliyor. Hukukçular, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkındaki Anlaşma’nın 26’ıncı maddesinin, sağlık krizi gibi olağanüstü durumlarda, bu tür araçların kullanılmasının yolunu açtığını, Birlik içindeki yurttaşların serbest dolaşımı ilkesine aykırılık içermeyeceği görüşünü savunuyor. Ancak hukuki olarak Avrupa Komisyonu’nun, bunu getirme yetkisi yok. Bu nedenle talimat zirvede liderlerden geldi.

Hukukçular bu kararın başka bir yasal tuzak içerdiğine de dikkat çekiyor: Aşıya erişim zorluğu ve her vatandaşın ya da her ülkenin eşit koşullarda aşıya ulaşma şansının olmaması. Özellikle en son aşılanacak olan genç nüfus için büyük bir adaletsizlik yaşanacağı eleştirileri yapılıyor.

TIBBİ İTİRAZLAR NELER?

Tıbbi ve bilimsel açıdan da çekinceler gündeme getiriliyor. Aşı olanların, virüsü üçüncü kişilere bulaştırıp bulaştırmadığı henüz tam olarak bilinmiyor. Bu nedenle araştırmacılar, bir aşı sertifikasının, tam bir sağlık garantisi sağlamadığını savunuyor.

Bir diğer sorun ise bağışıklığın süresi. Aşıların ne kadar süre ile bağışıklık sağladığı bilinmediği için bu pasaportlarda bir çeşit son kullanma tarihi olmalı deniliyor.

RİSKLERİ NELER?

Avrupa Birliği en çok ‘sağlık sırlarının gizliliği’ ilkesinin çiğnenmesinden ve ‘sahte pasaportlar, sahte testler…’ gibi bir takım güvenlik eksikliklerinin oluşmasından endişe ediyor. Hatta bu konuda tam bir karaborsa sektörün ortaya çıkması riski de var.

Bloğun katı veri koruma yasası olan GDPR, Avrupa çapında aşı sertifikasının kapsamını ve kullanımını kısıtlıyor.

Aşı kartı ile özel tıbbi veriler, bu tür gizli bilgilere nadiren veya hiç erişemeyen bireyler ve kuruluşlar tarafından erişilebilir hale gelecek.

Dijital pasaportların hacklenmesi ve sahte olabilme ihtimali; kötü niyetli takip ve ticari amaçlarla kullanılma durumları uzmanları korkutan diğer gerekçeler arasında yer alıyor.

DİJİTAL Mİ BASILI KAĞIT MI OLACAK?

Avrupa Komisyonu’nun planını kısmen rayından çıkarabilecek bir başka engel de AB ülkeleri ve vatandaşları arasındaki dijital bölünme.

Von der Leyen’in dediği gibi, yeşil geçiş, dijital olacak. Bu durumda yapılan tahminlere göre, AB nüfusunun en az dörtte biri özellikle de dijital platformları kullanmayan yaşlı nüfus bu sistemin dışında kalabilir.

AŞI OLANLARA NE TÜR AVANTAJLAR SAĞLAYACAK?

Dijital Yeşil Kimlik kartı ile kimlere, ne tür avantajlar sağlanacağına hem üye ülkeler tek başlarına, hem de özel şirketler, restoranlar, tiyatrolar ve sinemalar karar verebilecek. Halihazırda, aşı olmuş olanlara kolaylık tanıyan AB üye ülkeleri ve özel şirketler var.

Örneğin Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail, aşı olmuş olanlara seyahat kolaylığı tanınması konusunda anlaştı. Yunanistan, İngiltere ile de benzer bir anlaşma için görüşmeler yürütüyor. Polonya, Romanya ve Estonya, aşı olduklarına dair belgeleri sunanlara, ülkeye serbestçe seyahat etme imkanı tanıyorlar. Polonya ayrıca yurtdışı seyahatlerinden dönenlere uygulanan karantina zorunluluğunu, aşı olmuş olanlar için kaldırdı. Diğer bazı üye ülkeler de benzer adımlar atıyor.

Aşıyı şart koşan özel turizm şirketleri de var. Örneğin Alltours, Ekim ayı itibariyle otellerinde ancak aşı olmuş olan kişileri konuk edeceğini duyurdu.

Suudi Arabistan hac için aşı olma şartı getirdi

Dünya

İstanbul’daki Afganistan Zirvesi ikinci kez ertelendi

Afganistan’daki barış sürecini desteklemek amacıyla önce 16 Nisan’da İstanbul’da yapılaması planlanan, ardından 24 Nisan- 4 Mayıs tarihleri arasına ertelenen zirve Taliban’ın katılmayacağını açıklamasının ardından ikinci kez ertelendi.

BOLD – Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İstanbul’da 24 Nisan’da başlaması öngörülen Afganistan konferansının Ramazan ayı sonrasına ertelendiğini açıkladı.

Türkiye’nin ev sahipliğindeki Afganistan barış sürecine ilişkin toplantının ilk olarak 16 Nisan’da İstanbul’da başlaması öngörüldü. Taliban’ın itirazı üzerine 24 Nisan-4 Mayıs arasına ertelendi. Ancak özel bir televizyon kanalına konuşan Bakan Çavuşoğlu, bu toplantının ramazan ayı sonuna ertelendiğini duyurdu.

Çavuşoğlu, ‘‘NATO’nun kararlı destek misyonu ve ABD’nin çekilme kararından sonra acele etmeye gerek yok. Baktık ki ertelemek yararlı olacak. Katar, ABD ve BM ile istişareler yaptık’’ dedi. Çavuşoğlu Katar Dışişleri Bakanı ile görüşmesinin ardından konferansı Ramazan sonrasına ve bayram sonrasına erteleme kararı aldıklarını bildirdi. Çavuşoğlu, toplantıya 21 ülke ve 3 uluslararası örgütten temsilcilerin katılacağını söyledi.

Başkan Joe Biden geçen hafta tüm ABD askerlerinin 1 Mayıs’tan başlayarak 11 Eylül’e kadar Afganistan’dan çekileceklerini böylece ABD’nin en uzun savaşının sona ereceğini bildirmişti. Konferans bu gelişmenin ardından Afgan hükümetiyle Taliban arasında bir barış anlaşmasına varılması amacıyla düzenlenecekti.

ABD VE NATO AFGANİSTAN’DAN ÇEKİLDİKTEN SONRA NE OLACAK?

Taliban Afganistan’da 1996’dan ABD işgali ile devrildiği 2001 yılına kadar iktidardaydı. O tarihten bu yana ülkede geniş çaplı bir isyan hareketi yürüten grup, hala geniş bir bölgede kontrol sahibi.

ABD ve NATO güçlerinin ülkeden çekileceklerini açıklaması Afganistan’ın yeniden tam kapsamlı bir iç savaşın eşiğine gelebileceği ve El Kaide militanları için güvenli sığınak olabileceği endişesine neden olmuştu.

Ocak ayında Birleşmiş Milletler’in yayınladığı bir rapor Afganistan’da 500 kadar El Kaide savaşçısının bulunduğunu ve bunların İslamcı terörist gruplarla yakın ilişkiler içinde olduğunu bildirmişti. Taliban ise El Kaide’nin Afganistan’daki varlığını reddediyor.

Biden, Afganistan’dan asker çekme planını açıkladığı sırada ABD’nin tehditleri izleyeceğini, terörle mücadele kapasitesini yeniden organize edeceğini ve ABD’ye Afganistan’dan gelebilecek tehditleri önlemek için önemli kaynaklarını bölgede tutmaya devam edeceğini bildirmişti.

2 BİN KAYIP, TRİLYONLARCA DOLARLIK HARCAMA

ABD, 2001’den bu yana süren tarihinin en uzun süreli savaşında 2 bin askerini kaybetti ve trilyonlarca dolar harcadı.

Geçen yıl Şubat ayında imzalanan anlaşma, Taliban’ın sözlerini tutması halinde tüm askerlerin 14 ay içinde çekilmesini öngörüyordu. Taliban’ın taahhütleri arasında, El Kaide ve diğer militan grupların kontrolleri altındaki bölgede faaliyet göstermesine izin vermemek ve ulusal barış görüşmelerine devam etmek bulunuyordu.

Taliban ise Afgan hükumetiyle görüşmelere başlamak için, esir takası yapılmasını ve binlerce mensubunun serbest bırakılmasını istiyordu.

Eylül 2020’de Doha’da başlayan yüz yüze görüşmelerde önemli bir ilerleme sağlanamadı. Taliban, anlaşma uyarınca uluslararası güçlere saldırılarını durdursa da Afgan hükumetiyle savaşmaya devam etti. Taliban geçen ay, 1 Mayıs’a dek ABD askerleri çekilmezlerse yeniden yabancı güçlere saldıracakları tehdidinde bulunmuştu.

NATO misyonu kapsamında, ABD’nin Afganistan’da yaklaşık 2500 askeri bulunuyor.

ABD İSTİHBARAT RAPORU: TALİBAN TÜM ÜLKEDE İKTİDAR OLUR

Nihai bir anlaşmaya varılmadan yabancı güçlerin ülkeden çekilmesi halinde, Taliban’ın tüm ülkede iktidar olabileceğinden korkuluyor.

Washington’un çekilme planının açıklanması ABD istihbaratının Afganistan’da bu yıl bir barış anlaşması olasılığını düşük gördüğünü açıklamasının ardından geldi. Raporda ABD liderliğindeki koalisyonun desteğini çekmesi halinde Afgan hükumetinin Taliban şiddetiyle mücadele etmesinin zor olacağı uyarısında bulunuldu.

ABD istihbaratının Kongre’ye gönderdiği rapor, Kabil yönetiminin savaş alanında yenilgiye uğramayı sürdürdüğü ve Taliban’ın askeri zafer elde edeceğinden emin olduğu şeklinde tespitler içeriyor.

Biden’ın kararı eski Başkan Donald Trump döneminde asker çekmek için belirlenen 1 Mayıs tarihini geciktirmiş olacak. Taliban, ABD askerlerinin çekilmesinin gecikmesi durumunda şiddetin yeniden başlayacağı tehdidinde bulunmuştu.

ABD’NİN EN UZUN SAVAŞI

Taliban’ın El Kaide ile bağlantıları 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin 2001 yılındaki işgalinin esas nedeniydi. El Kaideli teröristler 9 Eylül 2001’de kaçırdıkları uçaklarla New York’taki Dünya Ticaret Merkezi ikiz kulelerini ve başkent Washington dışındaki Pentagon binasını hedef alarak yaklaşık 3 bin kişinin ölümüne neden olmuştu.

Afganistan’da şu an 2 bin 500 kadar ABD askeri bulunuyor. 2011’de ülkedeki ABD askerlerinin sayısı 100 bin ile en yüksek seviyesine çıkmıştı. Afganistan’daki savaşta 2 bin 400 ABD askeri bugüne kadar hayatını kaybetti ve binlercesiyse yaralandı.

ABD’nin mali kaybının ise trilyonlarca dolar olduğu belirtiliyor.

Rabia unutuldu: AKP, Meclis’te Türkiye-Mısır dostluk grubu kurulması için teklif verdi

Okumaya devam et

Dünya

Yunanistan, Suudi Arabistan’a Patriot hava savunma sistemi gönderiyor

Yunanistan, Suudi Arabistan’daki kritik enerji kaynaklarının korunması amacıyla Riyad yönetimi ile Patriot hava savunma sistemi anlaşması imzalandığını açıkladı. Anlaşma kapsamında bir Patriot bataryası Suudi Arabistan’a konuşlandırılacak.

BOLD – Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ve Savunma Bakanı Nikos Panagiotopoulos, Suudi Dışişleri Bakanı Faysal bin Farhan ile Riyad’da bir araya geldi.

Dendias, görüşme sonrası yapılan basın açıklamasında anlaşmayı, “Bir Patriot bataryasını buraya, Suudi Arabistan’a taşımak için anlaşma imzaladık” sözleriyle duyurdu.

Yunan Dışişleri Bakanı, “Bu anlaşma, Körfez ülkeleriyle iş birliği açısından ülkemiz için büyük bir adım ve aynı zamanda Batı’nın enerji kaynaklarının güvenliği için bir katkıdır” ifadelerini kullandı.

Yemen’deki iç savaşta Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon ile savaşan İran destekli Husi güçleri, son zamanlarda Körfez ülkesindeki petrol rafinelerine sık sık drone saldırıları düzenliyordu.

YUNANİSTAN’DA ÇOK ULUSLU ASKERİ TATBİKAT

Yunanistan’da ABD, Fransa, Birleşik Arap Emirlikleri, İspanya, Kanada, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Kesiminin katılımıyla çok uluslu ‘İniohos 21’ askeri tatbikatı düzenleniyor. Korfu Adası’ndan (Kerkira) Meis’e ve Trakya’dan Girit’e kadar tüm Atina FIR hattı içerisinde icra edilen tatbikatta Yunanistan’ın kara, hava ve deniz kuvvetleri unsurları yer alıyor.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, ülkede her yıl gerçekleştirilen çok uluslu “İniohos 21” askeri tatbikatının, Yunanistan’ın Akdeniz havzası bölgesindeki stratejik konumunu ve bölgedeki birçok ülkeyle sıkı iş birliğini yansıttığını belirtti

12 Nisan’da başlayan ve 22 Nisan’a kadar sürecek tatbikata ABD’den F-16 uçakları, MQ-9 İHA’lar ve bir KC-135 tanker uçağı, Fransa’dan Rafale ve Mirage savaş uçakları, BAE’den F-16’lar, İspanya’dan F/A 18 Hornet savaş uçakları, İsrail’den F-15 ile F-16’lar, Kanada’dan CGI- Air Weapon Managers sistemi ve Rum kesimi AW 139 tipi bir helikopter ile katılıyor.

Miçotakis, Yunanistan’ın yer aldığı bölgenin gittikçe istikrarsızlaştığını ifade ederek, “Yunanistan savunma imkanlarını güçlendirmeye ve silahlı kuvvetlerini yükseltmeye devam edecektir.” diye konuştu.

Ukrayna Gerilimi: Rus savaş gemileri Karadeniz’de tatbikatta, ABD Büyükelçisi ülkesine dönüyor

Okumaya devam et

Dünya

Türkiye ile İsveç arasında YPG krizi: İsveç Büyükelçisi dışişlerine çağrıldı

İsveç dışişleri ve savunma bakanlarının Suriye’deki PYD ve YPG’lilerle yürüttüğü görüşmeler üzerine İsveç’in Ankara Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığına çağrıldı.

BOLD – İsveç Dışişleri Bakanı ve ardından Savunma Bakanının Suriye’deki PYD, YPG ve YPG’nin büyük çoğunluğunu oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) yöneticileriyle görüşmeler gerçekleştirmesi İsveç-Türkiye ilişkilerini bir kez daha gerdi.

İsveç’in Ankara Büyükelçisi Staffan Herrström, Dışişleri Bakanlığına çağrıldı ve Türkiye’nin ‘İsveç makamlarınca terör örgütlerine verilen destek konusunda rahatsızlığı’ iletildi.

İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde’nin Mart ayı sonunda Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Eş Başkanı İlham Ahmed ile internet üzerinden görüştüğü, yakın ilişkilerin ve desteğin süreceği mesajını verdiği medyaya yansımıştı.

Ardından İsveç Savunma Bakanı Peter Hultqvist’in, SDG komutanı Mazlum Kobani kod adlı Ferhat Abdi Şahin ile video konferans yoluyla yaptığı görüşmede uzun vadeli işbirliği ve yardım taahhüdünde bulunduğu kaydedilmişti. İsveç’in SDG kontrolündeki Haseke kentinde bir irtibat ofisi açmaya hazırlandığı ifade edilmişti.

‘ULUSLARARASI HUKUKU ÇİĞNEME’ UYARISI

Dışişleri Bakanlığı’na çağrılan Büyükelçiye “İsveç’in Suriye’nin kuzey doğusunda PKK/YPG terör örgütünün güdümündeki ayrılıkçı Suriye Demokratik Güçleri ve Suriye Demokratik Konseyi ile son dönemde kamuoyuna açık şekilde temaslarını arttırmasından duyulan rahatsızlık” iletildi.

Görüşmede ayrıca İsveç’in muhatap aldığı şahısların AB tarafından da terör örgütü olarak kabul edilen PKK mensupları olduğu ve İsveç’in ‘bu tehlikeli siyasetiyle’ Türkiye’nin güvenliğini hedef alanlara destek olmakla kalmayıp, uluslararası hukuku da açıkça çiğnediği, böylece ikili ilişkilere ciddi zarar vermeyi sürdürdüğü’ uyarısı yapıldı.

YPG, PYD VE SDG

Halk Savunma Birlikleri (YPG), 2003’te PKK terör örgütünün Suriye kolu olarak kurulan Suriye Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) askeri kanadı konumunda. 2011’de kurulan YPG, ABD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı mücadelede en önemli müttefiki konumundaydı. YPG, IŞİD’le mücadele amacıyla kurulan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) omurgasını oluşturuyor.

AB ve ABD, PKK’yı terör örgütü olarak tanımasına rağmen PYD ya da YPG ile ilgili olarak bu tür bir karar alınmış değil. Türkiye ise PYD ve YPG’nin hala PKK’nın Suriye kolu olma özelliğini sürdürdüğünü vurgulayarak her ikisini de terör örgütü olarak kabul ediyor.

Rusya-Bulgaristan casusluk krizi: Moskova 2 Bulgar diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0