Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

ABD Suriye’yi Rusya Türkiye’yi bombalıyor

Joe Biden’in ABD başkanı seçilmesi ve göreve başlamasıyla yönünü batıya dönen Türkiye, Rusya’yı kızdırdı. Rusya dün yine Suriye’de Türkiye’nin kontrolündeki toprakları bombaladı. Türkiye’den kınama dahi gelmedi.

BOLD – Türkiye üzerinden Suriye’de güç savaşı kızıştı. ABD’nin uzun bir aradan sonra Suriye’de rejim güçlerini bombaladı. Rusya ise buna ABD’ye yakınlaşmaya çalışan Türkiye’nin kontrolündeki toprakları bombalayarak karşılık verdi. Rusya, Fırat Kalkanı bölgesindeki bombalamalarına devam ediyor.

TÜRKİYE YİNE KINAMADI

Rusya, Suriye’nin kuzeyindeki Cerablus ve Bab ilçelerinde iki ayrı noktaya balistik füze saldırısı düzenlendi. Saldırılar Fırat Kalkanı bölgesinde gerçekleştirilirken, bir önceki saldırıda meydana gelen ölüm ve yaralanmalar bu kez yaşanmadı. Çok namlulu roketatar sistemi ve balistik füzelerle akaryakıt tankerlerinin park noktaları hedef alındı. Türkiye’den Rusya’yı kınamaya yönelik bir mesaj yayınlanmadı.

RUSYA GEÇEN YIL DA 36 MEHMETÇİĞİ ŞEHİT ETTİ

Rusya tarafından Suriye’de Türkiye’ye yönelik bu bombalamalar ilk değil. Geçen yıl Şubat ayında Türk askerinin İdlip’teki üssü Rusya tarafından vuruldu. Saldırıda 36 Türk askeri şehit oldu. Saldırı sonrası AKP’li Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan kabinesi ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüşmek için Moskova’ya gitti. Bu ziyaret Putin’in Türk heyetini kapıda bekletmesiyle hafızalara kazındı.

RUSYA TÜRKİYE’Yİ BOMBALIYOR

Independent Türkçe’de yer alan habere göre Rusya’nın geçen hafta Suriye’de Türkiye’nin kontrolündeki toprakları bombalamasının ardından Putin’i desteklemesiyle bilinen TV kanalının sitesinde ilginç bir makale yayımlandı. İsmi İstanbul “Tsargrad” olan kanalın sitesindeki Aleksandr Ziganov imzalı makalede, “Rusya geçen sene İdlip’te 30 ila 60 Türk askerini indirdi ve Türkiye bunu yuttu” ifadesine yer verildi. Makalede Rusya’nın Suriye’de geniş bir kara harekatına hazırlandığı, asıl hedefin Türkiye olduğu vurgulandı.

LAVROV’DAN ÇAVUŞOĞLU’NA “GEÇ GEÇ” HAREKETİ

Geçen yıl Rusya’da yaşanan kapıda bekletme skandalının bir benzeri de geçen hafta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov görüşmesinde yaşandı. Görüşme öncesi basına verilen poz sonrası Çavuşoğlu’nun sözünü kesen Lavrov, Çavuşoğlu’na eliyle konuşmayı kesip yerine geçmesini söylediği görüntüler Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın twitter adresinden yayınlanması dikkat çekti.

 

 

 

Devlet vatandaşa yine ağzını bozdu: Çakal, lan, terbiyesiz herifler…

Dünya

Hazır gıda uyuşturucu gibi!

İngiltere’de Dr. Chris van Tulleken, 4 hafta boyunca işlenmiş gıda yiyerek bir deney yaptı. Deney sonucunda kilo alan ve vücudunda yağ biriken Tulleken, beyninin bir uyuşturucu madde bağımlısınınkiyle aynı hale geldiğini söyledi.

BOLD – Türkiye’de ve dünyada insan sağlığını tehdit eden hazır gıdalarla ilgili çarpıcı deney süresinde Tulleken’in halsizleştiği, kötü uyuduğu, mide ekşimesi ve kabızlık gibi sorunlar da yaşadığı not edildi. Ayrıca libidosunun da azaldığı kaydedildi.

PLASTİĞE SARILMIŞSA VE FABRİKADA ÜRETİLİYORSA

Daily Mail’e yaptığı deneyin detaylarını aktaran Dr. Tulleken, bir ay boyunca, bilimsel gözetim altında ultra işlenmiş gıdalar tükettiğini kaydetti. Doktor, aşırı işlenmiş gıdalar için ise şu tanımı yaptı: “Bir fabrikada hazırlanmışsa, plastiğe sarılmışsa ve tipik olarak evinizin mutfağında bulamayacağınız bir bileşen içeriyorsa (dengeleyiciler, nemlendiriciler, koruyucular, tatlandırıcılar ve benzeri) o zaman bu bir ultra işlenmiş gıdadır.”

BEYİN DAHA FAZLASINI İSTİYOR

Hazır gıda sektörünün yiyecek yapmakla ilgili fizik ve kimyanın tüm yönlerini incelediklerine işaret eden Tulleken, “Beynimiz için bağımlılık yaratan nitelikte sonuçlar elde edebiliyorlar. Bu araştırmalar; beynimizin “daha fazlasını istiyorum” demesini sağlamak için tam olarak doğru tuz, yağ, şeker ve çiğneme kombinasyonunu içeriyor. Amaç sizi beslemek değil; en ucuz malzemeler kullanılarak ve aşırı tüketilmek üzere tasarlanmış yiyecekler yapmak.” diye konuştu.

ALKOL, SİGARA VE UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞIYLA AYNI

Ultra işlenmiş gıda tüketiminden bir ay sonra yapılan MRI taramasının sonucunu da anlatan Tulleken, “Beynimin ödül merkezi ile otomatik davranışları harekete geçiren alanlar arasındaki bağlantılarda önemli bir artış olduğu görüldü. Beynim bana aşırı işlenmiş yiyecekleri istemeden yememi söylüyordu. Bu tam olarak alkol, sigara veya uyuşturucu bağımlısı bir kişide görebileceğiniz türden bir şeydir. Ve gecenin yarısı bile bu yiyeceklerden neden daha fazla istediğimi açıklıyordu.” dedi.

Okumaya devam et

Dünya

Almanya’dan çarpıcı araştırma: İslam entegrasyona engel değil

Almanya Federal Göç ve Mülteci Dairesi, Almanya’da yaşayan Müslümanlarla ilgili ilginç bir çalışma gerçekleştirdi. Müslümanların yaşamının incelendiği çalışma, dinin günlük yaşam üzerindeki etkisini ve İslam’ın entegrasyona neden engel olmadığını açıklıyor.

BOLD – Almanya Federal Göç ve Mülteci Dairesi’nden (BAMF) Sosyolog Katrin Pfündel ve Ekonomist Dr. Kerstin Tanis Almanya’da yaşayan Müslüman nüfusu araştırdı. Haber portalı DTJ’de yayınlanan röportajda Pfündel ve Tanis araştırmaya dair merak edilen soruları yanıtladı.

MÜSLÜMAN NÜFUSTA BÜYÜK ARTIŞ

Almanya’da 5,3 – 5,6 milyon arasında Müslüman yaşıdığıı belirten Pfündel, “Yakın ve Orta Doğu’daki Müslüman ülkelerden artan göçler sonrası bu sayının 2015’ten bu yana yaklaşık 1 milyon arttığını söyledi.

Bu sayının Almanya’da toplam nüfusun oranı yüzde 6,5’ine dek geldiğini söyleyen Pfündel, “‘Almanya’da Müslüman Yaşamı 2020’ araştırmamızın bir parçası olarak, Almanya’daki Müslüman yaşamın çok çeşitli olduğu sonucuna vardık. Türk kökenli Müslümanlar, Müslüman halk arasında en büyük menşe grubu olmaya devam ediyor. Almanya, ancak birkaç yıl önceki gibi artık mutlak çoğunluk değil” diye konuştu.

KÖKENE VE İNANCA GÖRE FARKLILAR VAR

Müslüman toplumların özelliklerine de değinen Pfündel: “Çalışma için günlük dini uygulamaların çeşitli yönlerini topladık. Müslümanlar için çok farklı anlamları olduğu gösterilmiştir. Örneğin yüzde 39’u her gün ibadet ediyor. Ancak yaklaşık dörtte biri hiç ibadet etmiyor. Dini yiyecek ve içecek kurallarına uyanların oranı yüzde 70. Dini bayramların kutlanması da Müslümanlar için çok önemli. Burada kökene veya inanca göre farklılıklar vardır. Bir örnek vermek gerekirse: Kuzey Afrika’daki Müslümanların yüzde 85’i oruç tutarken, Güneydoğu Avrupa’dan gelen Müslümanların sadece yüzde 40’ı oruç tutuyor” dedi.

ENTEGRASYON SÜRECİ ABARTILIYOR

Dinin entegrasyon üzerindeki etkisine değinen Tanis kıyaslama yapabilmek için de Müslümanlarla Hristiyanları karşılaştırdıklarını söyledi. Karşılaştırma sonucuyla ilgili Tanis: “Neredeyse hiç fark yoktu. Çalışmanın kendisinde, örneğin Almanca bilgisi, eğitim nitelikleri veya Almanya’ya bağlanma gibi çeşitli göstergelere başvurduk. Verilerimiz, sosyal köken, Almanya’da kalış süresi veya göç tarihi gibi etkileyen faktörlerin entegrasyon için basit dini bağlılıktan daha yüksek bir açıklayıcı değere sahip olduğunu göstermektedir. Her şeyi açıklığa kavuşturacak olursak: Dini bağlılığın entegrasyon süreci üzerindeki etkisinin genellikle abartıldığı sonucuna varıyoruz” ifadelerini kullandı.

MÜSLÜMANLARIN 3’TE 2’Sİ ALMANLARLA TEMAS HALİNDE

Tanis, Müslümanların topluma sosyal katılımıyla ilgili de: “Sosyal içerme, entegrasyon sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu bağlamda, örneğin, menşe ülkeleriyle ilgili Alman dernek ve derneklerine üyelikleri ve ayrıca Alman kökenli kişilerle temas sıklığını sorduk. Bu iki göstergeye bakarsak, Müslümanların büyük çoğunluğunun Almanya’da oldukça iyi entegre olduğunu görürüz. Günlük temaslarla ilgili olarak, örneğin, tüm Müslümanların üçte ikisinin genellikle Alman kökenli insanlarla temas halinde olduğu görülebilir. Bu mahalleyi, aileyi ve aynı zamanda arkadaş çevresini de etkiler. Temas sıklığı işyerinde en yüksektir ve neredeyse yüzde 100’dür” şeklinde konuştu.

Bazıları naz yapsa da erken seçim yükleniyor

Okumaya devam et

Dünya

Türkiye AB savunma projesinde yer almak için başvurdu

Türkiye‘nin, AB ülkelerinin savunma alanında ortak çalışmalarına çerçeve oluşturan Yapılandırılmış Daimi İşbirliği (PESCO) projesinde yer almak üzere başvurduğu ileri sürüldü. Türkiye ile ilgili kararda Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın tepkisi belirleyici olacak.

BOLD – Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin savunma alanında yoğun işbirliğine çerçeve oluşturan Yapılandırılmış Daimi İşbirliği’nin (PESCO) bir projesinde yer almak üzere resmen başvurdu.

Alman Welt am Sonntag gazetesinin diplomatik kaynaklara dayandırdığı habere göre Türkiye, yer almak istediği PESCO projesinin koordinasyonundan sorumlu olan AB ülkesi Hollanda’ya bu konuda geçen hafta resmi başvuru yaptı.

Türkiye’nin yer almak istediği milyarlık projenin ‘askeri hareket kabiliyetinin iyileştirilmesini’ içerdiği bildiriliyor. Hollanda, askeri birliklerin ve askeri araç ile teçhizatın Avrupa içinde naklinin iyileştirilmesine dair projeninin koordinasyonunu yürüten üye ülke.

Kasım 2020’den bu yana AB üyesi olmayan ülkeler de PESCO projelerine katılabiliyor. PESCO 24 AB üyesi ülkesi müşterekliğinde yürütülüyor.

AB ÜYESİ OLMAYAN ÜLKELER HANGİ ŞARTLARLA KATILABİLİYOR?

Avrupa Birliği dönem başkanlığını Almanya’nın yönettiği 2020’nin ikinci yarısında, AB üyesi olmayan ülkelerin de PESCO projelerinde yer alabilmesinin önü açılmıştı.

AB üyesi olmayan ülkelerin belli siyasi, yasal ve maddi kriterleri yerine getirmesi şartıyla projelere dahil olması mümkün. Bu kriterlerin başında da söz konusu ülkenin AB’nin değerlerini paylaşması, ayrıca AB ülkeleri ile iyi komşuluk ilişkileri ilkeleri çerçevesinde davranması, ortak güvenlik ve savunma çıkarlarıyla çelişecek adımlar atmaması şartı bulunuyor.

Mayıs ayı başında Brüksel’de düzenlenen AB ülkeleri savunma bakanları toplantısında Türkiye’nin dahil olmak istediği projeye ABD, Kanada ve Norveç’in de katılabilmesi yönünde izin çıkmıştı. PESCO projeleri, katılımcı ülkelerin tamamı veya bir kısmının iştiraki ile yürütülebiliyor. AB Konseyi de projeye dahil olmak isteyen AB üyesi olmayan ülkelerin gerekli şartları yerine getirip getirmediğini denetlemekle yükümlü.

2017 yılında kurulan PESCO, proje üyesi ülkelere savunma kabiliyetlerini işbirliği içinde geliştirme, operasyonel hazırlık yürütme ve askeri kuvvetlerin katkılarını artırma imkanı tanıyor. PESCO kapsamında şu ana kadar eğitim, kara formasyon sistemleri, deniz ve hava sistemleri, siber güvenlik gibi alanlarda biri tamamlanmış, 46 da süren proje bulunuyor.

GÜNEY KIBRIS VE YUNANİSTAN’IN TAVRI BELİRLEYİCİ OLACAK

Geçen yıl Doğu Akdeniz’deki gerilimlerin yaşandığı göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin AB’nin ortak savunma projesine iştirak için başvuruda bulunmasına Yunanistan ile Güney Kıbrıs’ın tepkisinin ne olacağı merak konusu. Welt am Sonntag gazetesine konuşan, adını vermek istemeyen diplomatlar, “Türkiye ile PESCO çerçevesinde yapılacak bir işbirliğinin AB ile NATO arasındaki işbirliğini iyileştirimesi dışında Türkiye ile Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasında da normalleşme sağlamasını umut ediyoruz” dedi.

PESCO, Avrupa Birliği’nin güvenlik ve savunma alanındaki hareket kabiliyetini iyileştirme ve söz konusu alanlardaki zaafiyetin kapatılması amacını hedefliyor. Avrupa’da askeri birliklerle araç ve teçhizatların nakliye ve hareketliliğini kapsayan ve Türkiye’nin de dahil olmak üzere başvurduğu iddia edilen proje 46 PESCO projesinden sadece biri.

Avrupalı yetkililere göre, birliğin koyduğu şartlar dolayısıyla Rusya ve Çin, PESCO projelerinde yer alamaz. Son dönemde Avrupa Birliği ile ilişkileri bozulan Türkiye’nin de yer almaması gerekiyor. Avrupalı diplomatlar Türkiye’nin projeleri alınması durumunda kapının bütün ülkelerin katılımına açılmış olacağını belirtiyor.

EURACTIV sitesi, Kasım ayında yaptığı haberde Türkiye’nin Güney Kıbrıs’la problemleri çözülmediği sürece, Doğu Akdeniz’de de Yunanistan ve Fransa ile yaşadığı gerilim dinmeden Türkiye’nin PESCO projelerine alınmamasının kararlaştırıldığını iddia etmişti.

Türkiye’nin projeye katılımını ‘Truva Atı’ gibi gören Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın Ankara’nın başvurusuna karşı çıkması bekleniyor.

Arabistan Türkiye’nin verileri inandırıcı bulunmuyor

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0