Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Koronavirüs pandemisine rağmen halklar sokaklarda hakkını aradı

2019 yılı sonbaharından beri dünyanın dört bir tarafında halklar sokaklara döküldü. Orta Doğu’da Irak ve Lübnan sonu gelemeyen protestolarla sarsıldı. Fransa, ‘Sarı Yelekliler’ eylemlerini durduramadı. ABD’de polis şiddeti ve ırkçılığa karşı eylemler ise uzun süre dünya gündemini meşgul etti.

BOLD ANALİZ – Kolombiya’da bir süredir koronavirüs pandemisine rağmen sokaklara dökülen halk, yoğun protestolarla hükumete vergi reformu yasasını geri çektirdi. Ülkedeki protestolar, pandemi sürecinde hak arayışı içindeki diğer ülkeleri akıllara getirdi.

2019 sonbaharı ile birlikte birçok ülkedeki iç huzursuzluklar eylemlerle kendini göstermeye başladı. Özellikle halkta yolsuzluklar ve ekonomik sıkıntılarla siyasilere karşı oluşan tepkiler Irak, Lübnan ve Fransa’da hala devam eden sokak eylemlerine yol açtı.

Eylemler koronavirüs pandemisi nedeniyle hız kesse de tamamen son bulmuş değiller.

Son dönemde insanları sokaklara döken bir diğer etken ise siyah ABD vatandaşı George Floyd’un gözaltına alınırken ölmesi oldu. ABD’de aylarca süren ve ülke yönetimini oldukça zorlayan eylemler neredeyse bütün kıtalara yayıldı.

Son dönemde insanları sokaklara döken diğer nedenler ise Çin’de 2019 sonuna çıkan koronavirüs pandemisine karşı alınan önlemler ve kadına karşı şiddet oldu.

IRAK VE LÜBNAN’DA SONU GELEMEYEN PROTESTOLAR

Orta Doğu’da iki ülkede, Irak ve Lübnan, kökeninde siyasi istikrarsızlık, yolsuzluklar ve ekonomik problemlerin bulunduğu protestolar uzun süre devam etti, kısmen de olsa devam ediyor.

Özellikle Irak’ta protestolara güvenlik güçlerinin sert müdahalesi nedeniyle binden fazla kişi hayatını kaybetti, 30 binden fazla kişi yaralandı. Protestolar koronavirüs pandemisi nedeniyle yavaşlasa da zaman zaman küçük çaplı eylemlerle hala devam ediyor.

Lübnan’da 17 Ekim 2019’da başlayan ve ‘Ekim Hareketi’ adını alan protestolar da hala devam ediyor. Biri polis 12 kişinin öldüğü ve 2 bine yakın kişinin yaralandığı protestolar salgın nedeniyle yavaşlasa da tamamen bitmiş değil.

Sudan’da ekonomik ve siyasi gerekçelerle başlayan ‘Milyonların Yürüyüşü’ adlı protestolar 2020 yılı Haziran ayından beri devam ediyor.

FRANSA ‘SARI YELEKLİLER’ VE ‘GÜVENLİK YASASI’ PROTESTOLARI

Fransa’da 2018 yılı Kasım ayında ülkedeki dar ve orta gelirli insanların geçim sıkıntıları nedeniyle başlattıkları ve üzerlerinde giydikleri ‘Sarı Yelekler’ nedeniyle adı ‘Sarı Yelekliler Hareketi’ne çıkan protestolar yakaşık bir buçuk yıl sürdü.

Fransa’nın tamamına yayılan protestolara milyonlarca kişi katıldı. Protestolar ancak koronavirüs salgınının bütün dünyada hızını arttırması ile birlikte 2020 yılı Mayıs ayında son buldu.

Ülkede 6 ay sonra bu kez Emmanuel Macron hükumetinin çıkarmak istediği ‘Güvenlik Yasası’ nedeniyle yüzbinler sokaklarda döküldü. 2020 yılı Kasım ayından başlayan protestolar zaman zaman küçük çaplı da olsa devam ediyor.

11 kişinin öldüğü, 4 bin 500’e yakın kişinin yaralandığı eylemler Avrupa’dak birçok ülkeye sıçradı.

SİYASİ, EKONOMİK VE YOLSUZLUKLA ALAKALI PROTESTOLAR

Son bir buçuk yıl içinde siyasi yolsuzluklar ve ekonomik problemler nedeniyle birçok ülkede de eylemler gerçekleşti.

İsrail’de başı yolsuzluk dosyaları ile dertte olan Başbakan Binyamin Netanyahu’ya karşı eylemler koronavirüs pandemisine rağmen 14 aydır sürüyor.

Şili’de 2019 yılı Kasım ayında ‘metro ücreti artışına’ karşı başlayan gösteriler bu yılın başına kadar sürdü.

Bulgaristan’da ise 2020 yılı Temmuz ayında yolsuzluklara karşı halkta oluşan tepkiyle başlayan eylemler 6 ay sürdü.

Tayland’da Temmuz 2020’de başlayan eylemler küçük çaplı da olsa hala devam ediyor.

Hindistan’da geçen yıl Eylül ayında ‘tarım yasasına’ karşı başlayan ve milyonlarca köylünü katıldığı protestolar da hala bitmiş değil.

Rusya’da ise muhalif lider Aleksey Navalny’nin ülkeye dönüşü ve hapse atılması nedeniyle protestolar Ocak ayından beri devam ediyor. On binlerin katıldığı eylemler sonrası Navalny bağlantılı grup ülkede yasadışı ilan edildi.

Politik tutuklamalar sonrası eylemlerin baş gösterdiği bir diğer ülke ise Bolivya. Bu yıl Mart ayında başlayan eylemlere 50 binden fazla kişi katıldı ve protestolar hala sürüyor.

Suriye, Tunus ve Libya’da da insanlar yaşam koşulları ve işsizliği protesto etmek için sokaklara indi.

MYANMAR’DA DARBE VE SONRASI YAŞANAN PROTESTOLAR

Myanmar’da 1 Şubat’ta yaşanan askeri darbe sonrası başlayan protestolar ise don dönemin en kanlı olayları olarak tarihe geçti. Darbeden hemen sonra başlayan eylemlerde bugüne kadar 800’e yakın kişi yaşamını yitirdi. Binlerce kişi tutuklandı.

BELARUS DEVLET BAŞKANLIĞI SEÇİMİ VE SONRASI PROTESTOLAR

Belarus’ta 4- Ağustos tarihlerinde yapılan seçimi 5 dönemdir ülkeyi yöneten Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko’nun 6. kez kazandığınıın açıklanması ile birlikte eylemlerin fitili ateşlendi. Aylarca süren eylemlerde 4 kişi öldü, bin 500’e yakın kişi yaralandı ve 30 binden fazla kişi gözaltına alındı. 50 kişi ise hala kayıp.

ABD SEÇİM SONUÇLARINI PROTESTO VE KONGRE BASKINI

3 Kasım 2020’de yapılan başkanlık seçim sonucunu beğenmeyen ve usulsüzlük yaşandığını iddia eden Cumhuriyetçi Parti’nin Başkan Adayı Donald Trump’ın tetiklediği protestolar da ABD’yi uzun süre meşgul etti.

Protestolar 6 Ocak 2021’de meydana gelen ABD Kongresi baskını ile zirveye çıktı. Beş kişinin öldüğü ve çok sayıda kişinin yaralandığı baskın sonrası oluşan tepki aynı zamanda eylemlerin sonunu da getirdi.

HONG KONG’DA ÇİN YÖNETİMİNİ PROTESTOLAR

Hong Kong’da ise suçluların Çin’e iadesini kolaylaştıran yasa çalışması aylarca süren protestoları tetikledi. 2019 yılı Nisan ayında başlayan protestolar 2020 yılı Ağustos ayına kadar 1 yıl 3 ay sürdü.

Hong Kong özerk yönetimi, protestolar sonrası yasa çalışmasını geri çekmek zorunda kaldı.

GEORGE FLOYD’UN ÖLÜMÜ: POLİS ŞİDDETİ VE IRKÇILIK PROTESTOLARI

Son bir yıl içerisinde dünya gündemini en çok meşgul eden konulardan birisi de ABD’de George Floyd isimli siyah bir Amerikalı’nın beyaz bir polis tarafından öldürülmesi oldu.

Polis memuru Derek Chauvin’in dizini Floyd’un boynuna basarak öldürmesi sonucu ABD’de başlayan protestolar birçok ülkeye yayıldı. Polis şiddetini ve ırkçılığı protesto eden yüz binlerce insan sokaklara döküldü.

ABD’de aylarca süren protestolarda 25 kişi hayatını kaybetti, 14 binden fazla kişi tutuklandı. Yağma ve mala zarar verme sonucu milyarlarca dolarlık maddi hasar oluştu.

Protestolar Avrupa’nın birçok ülkesine yayıldı. Almanya, Fransa ve İngiltere’de protestolar Haziran ayı boyunca sürdü. Protestolar Avustralya ve Yeni Zelanda’ya kadar yayıldı.

KORONAVİRÜS ÖNLEMLERİNE KARŞI PROTESTOLAR

Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüs (Kovid-19), son bir yılda yeni bir protesto türünü ortaya çıkardı: Karantina Karşıtı Protestolar.

Salgının hızla yayılması ve ölümlerin artması üzerine dünya üzerinde neredeyse bütün devletler hastalığa karşı tarihte görülmemiş önlemleri devreye sokmak zorunda kaldı. İnsanlar evlere kapandı, ülkeler arası seyahatler durma noktasına geldi.

Birçok ülkede komplo teorileri ile de beslenen aşırı sağa meyilli gruplar salgına karşı alınan kapanma tedbirlerini protesto etti.

Brezilya, Kolombiya, İsrail, Almanya, ABD, İngiltere, Sırbistan, Rusya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti ve Hollanda’da halk alınan tedbirleri de ihlal ederek sokaklara indi. Eylemler tedbirlerle bağlantılı olarak hala sürüyor.

Salgının ilerleyen aşamlarında ise koronavirüse karşı hükumetlerin hastalıkla mücadelesini başarısız bulan kişiler sokaklara döküldü. Koronavirüs pandemisinin en çok etkilediği iki Latin Amerika ülkesi Brezilya ve Paraguay, bu tür gösterilere ev sahipliği yaptı.

‘KADINLARA KARŞI ŞİDDET’ PROTESTOLARI

Son bir yıldır gündemden düşmeyen bir diğer konu da ‘kadınlara karşı şiddet’ oldu.  Kadınlara karşı şiddeti protesto eden eylemciler geçen yıl Mart ve Nisan aylarında Meksika ve Arjantin’de sokaklara indi. Eylemler yaklaşık bir ay sürdü.

Türkiye’nin de 20 Mart 2021’de AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı bir kararnameyle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi protestoları beraberinde getirdi.

Kolombiya halkının zaferi: Vergi reformunda geri adım

Analiz

Sedat Peker’in son videosu Hizmet Hareketine kurulan tuzağı deşifre etti

Hizmet Hareketi’ne yönelik kurulan kumpaslarla ilgili itiraflara bir yenisi daha eklendi. Daha önce AKP’li Şamil Tayyar ve Serkan Kurtuluş’un gündeme getirdiği Fetö Borsası iddiasını bu kez de suç örgütü lideri Sedat Peker doğruladı. Peker, “Yarısını istiyor bizim derinciler” dedi.

BOLD ANALİZ – Hizmet Hareketi mensuplarının mallarına çökülmesiyle ilgili bir itiraf da organize suç örgütü lideri Sedat Peker’den geldi. Peker birçok iş adamının mallarına haksız yere çöküldüğünün belirterek, bununla ilgili tapu kayıtlarının incelenmesinin yeterli olacağının altını çizdi.

SERKAN KURTULUŞ DA AÇIKLAMIŞTI

Arjantin’e kaçan ve AKP’nin birlikte iş yaptığı suç örgütü lideri Serkan Kurtuluş da Türkiye’de devlet-mafya ortaklığının ne kadar güçlü olduğunu anlatmıştı. Kurtuluş, eski Başbakan Binali Yıldırım ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın da bulunduğu FETÖ Borsası itiraflarında bulunmuştu. Kurtuluş, Rahip Brunson’a suikast, Rus uçağının düşürülmesi, Suriye’de yaşananlarla ilgili anlattıkları sonrasında FBI harekete geçmişti.

AKP’Lİ TAYYAR DA İTİRAF ETTİ

AKP’li Şamil Tayyar da illerde oluşturulan FETÖ borsaları ile ilgili katıldığı bir televizyon kanalında açıklamalar yapmıştı. Tayyar, “Gaziantep’te çok ciddi FETÖ borsası var. Milyon dolarlar dönüyor. Ben bunu söylüyorum. Evet, itirafçı adı altında iş adamlarını serbest bırakıyorlar. Türkiye’nin birçok yerinde var bu. Ben milletvekiliyim her konuşmam suç duyurusudur. Bununla ilgili daha bugün suç duyurusunda bulundum, HSK teftiş kuruluna. Sadece televizyonda konuşmuyorum. HSK ne yapmış? Bir yerde problem var” demişti.

KÜÇÜK VE METİNER DE BORSANIN PARÇALARI

AKP’ye yakın gazeteci Cem Küçük ve AKP’li Mehmet Metiner’in de Kayseri’de oluşturulan Fetö Borsası’nın elemanları olduğu öne sürülmüştü. Gazeteci Mehmet Tahsin, Cem Küçük ve Mehmet Metiner’in iş adamlarına giderek haklarında gizli soruşturma olduğunu söyleyerek korkuttukları, ardından çözme vaadiyle şantajla para kopardıklarını yazmıştı.

YARISINI İSTİYOR BİZİM DERİNCİLER

Sedat Peker, son yayınladığı videoda borsa iddialarını doğruladı. Peker, “Tapu dairelerine bir yazı yazılsın. Bakın tapuların yarısı nerelere gitmiş. Parası olan FETÖ’cülükten yırtıyor, para olmayan cezaevinde. Bu nasıl bir adalet?  Adam ‘FETÖ’den alınırsam hepsi gidecek devlete’ diyor. Yarısını istiyor bizim ‘derin’ciler” demişti.

İngiltere’de 53 parlamenterden Türkiye’yle ilgili mektup: Kaygı duyuyoruz

Okumaya devam et

Analiz

Teşkilat’ın katliamcısı: Dr. Bahaeddin Şakir kimdir?

İttihatçıların istihbarat örgütü Teşkilat-ı Mahsusa’nın önemli isimlerinden Bahaeddin Şakir, Ermeni Tehciri sırasında yapılan katliamları organize etti. Birinci Dünya Savaşı sonunda Türkiye’yi terk etti ancak Berlin’de bir suikasta kurban gitti.

BOLD – Dr. Yüksel Nizamoğlu, TR724’te yayınlanan yazısında İttihat ve Terakki merkez heyetinin en önemli isimlerinden Dr. Bahaeddin Şakir’i anlattı.

Nizamoğlu, Bahaeddin Şakir ile ilgili şu bilgileri paylaştı: “İttihat ve Terakki’nin merkez heyetinin en önemli kişilerinden birisi Dr. Bahaeddin Şakir’dir. O, adeta cemiyetin derin yapısının lideri gibidir ve cemiyetteki görevinden dolayı İttihat ve Terakki hükümetlerinde bakanlık yapmamıştır. Buna karşılık İttihatçıların istihbarat teşkilatı olarak oluşturduğu, yurt içi ve yurt dışında operasyonlar yapan Teşkilat-ı Mahsusa’nın önemli isimlerinden biri olmuştur. Teşkilat-ı Mahsusa adına Kafkas cephesinde bulunmuş ve tehcir sırasında yapılan katliamların organizatörü olmakla itham edilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonunda önde gelen diğer İttihatçılar gibi Türkiye’yi terk eden Bahaeddin Şakir, Ermenilerin takibinden kurtulamayacak ve Berlin’de bir suikast sonucunda hayata veda edecektir.”

Bahaeddin Şakir’in dikkat çeken hayatının detayları için işte yazının devamı…

İTTİHATÇI-İHTİLALCİ BAHAEDDİN ŞAKİR

1874 yılında dünyaya gelen Bahaeddin Şakir’in doğum yeri olarak İstanbul ve İslimiye şeklinde iki farklı yer belirtilmektedir. O henüz on sekiz yaşında iken Askeri Tıbbiye’yi yüzbaşı rütbesiyle birincilikle bitirmiş ve sonrasında İttihat ve Terakki içinde Dr. Nazım ve Dr. Rusuhi gibi “Doktor” olarak anılan üç kişiden biri olmuştur.

İttihat ve Terakki’nin ilk üyelerinden olan Bahaeddin Şakir, sonradan resmî “veliaht” ilan edilecek olan şehzade Yusuf İzzeddin Efendi’nin doktorluğunu yapmış hatta onun verdiği paraların Jön Türklere ulaştırılmasında aracı olmuştu. Ancak yurt dışındaki İttihatçılarla haberleştiği gerekçesiyle Erzincan’a sürgün edilecek ve buradan firar ederek Paris’e gidecektir.

Avrupa’da iken cemiyetin geçirdiği sarsıntıdan çıkmasında ve Ermeni örgütleriyle iş birliği yapmasında aktif bir rol üstlenmiştir. O Balkan komitelerini ve Ermeni ihtilal komitelerini, Avrupa’daki sosyalist ve anarşist örgütleri inceleyerek İttihat ve Terakki’nin bir fikir kulübünden ihtilalci ve komitacı bir kimliğe dönüşmesini sağlayan ve orduda örgütlenmeden başarıya ulaşılamayacağını öngören kişidir.

Firarında ve Paris’te kaldığı dönemde en çok yardımı, Ermeni entelektüel Diran Kelekyan’dan gören Bahaeddin Şakir, Arif Cemil’e göre 24 Nisan 1915’te Ermeni aydınlarının Ayaş ve Çankırı’ya sürülmesi sonrasında onun ortadan kaldırılmasını organize eden kişi olmuştur.

“Hıristiyanlara düşmanlığıyla bilinen” Dr. Nazım’dan etkilenen Bahaeddin Şakir, önce İslamcılık sonra da Türkçülük düşüncesini savunmuş, Prens Sabahattin tarafından ortaya atılan adem-i merkeziyetçilik fikrine ise şiddetle karşı çıkmıştır.

Bahaeddin Şakir, İttihat ve Terakki’nin Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ile birleşmesinde önemli bir rol oynamış hatta meşrutiyetin ikinci defa ilanı için Erzurum’u seçmiş, bunun için Hüseyin Tosun’u buraya göndermişse de Vali’nin örfi idare ilanıyla hedef gerçekleşmemiş ve meşrutiyet Manastır’da ilan edilmişti.

Bahaeddin Şakir’in meşrutiyetin ilanı sonrasında İttihatçıların Padişah ve Sadrazam’la muhatap olmaları için oluşturduğu heyette yer alması, İttihatçıların yayınladığı Şura-i Ümmet gazetesinin imtiyaz sahipliğini üstlenmesi, onun cemiyet içindeki ağırlığını göstermektedir. Yurda dönüşünde Mekteb-i Tıbbiye’deki görevine iade edilen Bahaeddin Şakir, 1918’e kadar resmen hem bu görevini hem de atandığı Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı’nı devam ettirmiştir.

TEŞKİLAT-I MAHSUSA’DA

Bahaeddin Şakir’in Ermenilere karşı ilk hareketi olarak 1909’da Adana’da yaşanan olaylar gösterilmektedir. Benzer bir durum Arnavutlara karşı da yaşanmış, Dr. Nazım ve Dr. Bahaeddin Şakir, Arnavutların silahsızlandırılması için hükümete baskı yaparak Arnavutların küstürülmesine ve isyanlarına neden olmuşlardır. Bu durumun ağır bir faturası Balkan Harbi’nde çıkacak ve Osmanlı Devleti, Arnavutların desteğinden büyük ölçüde mahrum kalacaktır.

Balkan Harbi’nde Edirne’de görev yapan Bahaeddin Şakir, Bulgarlara esir düştü ve İstanbul’a dönüşünde Teşkilat-ı Mahsusa’da siyasi bölüm şefi olarak yer aldı. İttihat ve Terakki’nin savaşa girme kararında etkili isimlerden birisi olduğu gibi savaş esnasında Kafkas cephesinde aktif olarak bulundu. Görevi, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kafkasya operasyonları kapsamında Rus egemenliğindeki Türkî toplulukları ayaklandırmaktı.

Bunun için Erzurum’a geldi ve kurduğu Kafkas İhtilal Cemiyeti ile Kafkas topluluklarını harekete geçirmeye çalıştı. Ayrıca III. Ordu bölgesinde gönüllü alaylar oluşturarak “Bahaeddin Bey Müfrezesi” denilen bu birliklerle Ruslara karşı savaştı. Ancak bu faaliyetleri, mülkî ve askerî erkanın üzerinde bir konum sergilemesi, İttihat ve Terakki temsilcisi olarak parti kimliğiyle hareket etmesi komutanların şikayetlerine yol açtı.

Bahaeddin Şakir, 1915 Mart’ında İstanbul’a döndü ve bundan sonra Teşkilat-ı Mahsusa adına dışarıda bir isyan çıkarma yerine Ruslarla iş birliği yapma ihtimaline binaen Ermenileri hedef alan planlar yapmaya başladı.

TEHCİRDEKİ ROLÜ

Bahaeddin Şakir, tehcir kararının alınmasında ve uygulanmasında en önemli isimlerden birisi olarak değerlendirilmektedir. Diğer iddia ise oluşturduğu “özel örgüt” vasıtasıyla tehcir esnasında yaşanan katliamları organize ettiği şeklindedir.

İttihatçı aydınlardan Ahmet Rıza Bey’in “mutaassıp bir vatansever” olarak tanımladığı, Yahya Kemal’in “saplandığı fikirleri şiddet ve hiddetle savunduğunu” ifade ettiği Bahaeddin Şakir’i, Hüseyin Cahit tam bir “jakoben” olarak tarif etmiştir.

Bahaeddin Şakir, Ermenileri “iç düşman” olarak değerlendirmiş ve tehcir sırasındaki faaliyetlerini buna göre organize etmiştir. Bu nedenle Süleyman Askerî tarafından programda “yağma ve talan olmadığı” şeklinde uyarılmış, M. Şükrü Bleda’ya göre benzer ikazlar birçok kez Merkez-i Umumi tarafından da yapılmıştır.

6 Mart 1916’da III. Ordu komutanlığı görevine başlayan Vehip Paşa, mütareke döneminde “Tehcir ve Taktil Mahkemelerinde” okunan raporunda tehcirin bir katliama dönüşmesiyle ilgili olarak onu suçlamakta ve otomobiliyle gezerek katliam emirleri verdiğini ifade etmektedir. Paşa’ya göre bununla ilgili delil olmamasının nedeni, Bahaeddin Şakir’in emirleri “şifahi” olarak vermesiydi.

Yine Trabzon Tehciri Davası’nda Trabzon tehcirinin planlanmasında onun etkili olduğu ve emirleriyle bölgedeki Ermenilerin bir kısmının çocuklarıyla birlikte öldürüldüğü hatta denize döküldüğü iddia edilmiştir.

Bahaeddin Şakir MamuretülAziz Tehciri Davası’nda gıyabında yargılanmış ve idama mahkûm edilmiştir. Gerekçelerde çok ağır iddialar yer almakta ve suçlarının sabit olduğu belirtilmektedir. Bunlar, Teşkilat-ı Mahsusa reisi sıfatıyla Trabzon ve Erzurum’a giderek hapisten tahliye edilen kişileri Ermeniler aleyhine teşkilatlandırmak, onlar vasıtasıyla Ermenileri öldürtmek, mallarını yağma ettirmek, valilere gönderdiği şifrelerle Ermenilerin imhası için emirler vermekti.

Bunun yanında herhalde vicdanını rahatlatmak için olsa gerek, eşinin anlatımına göre iki yetim Ermeni çocuğunu evlatlık olarak İstanbul’a getirmiş ve onları yetiştirmiştir.

YURT DIŞINA KAÇIŞI

Bahaeddin Şakir bir ihtilalci olarak Mehmet Reşad’ın ölümüyle tahta çıkan ve “tam bir İttihatçı düşmanı olan” Vahdettin’i tahttan indirme planları da yapmıştır. 1918’de Mondros Mütarekesi sonrasında ülkeyi terk eden İttihatçı liderler arasında yer almış ve ölümüne kadar yaşayacağı Berlin’e gitmiştir.

Enver Paşa ile Millî Mücadele için Bolşeviklerin yardımını alma amacıyla Moskova’ya giden, Bakü’de toplanan Doğu Halkları Kurultayı’na katılan kişilerden birisi de Bahaeddin Şakir’dir.

1921’de yeniden Berlin’e döndü ve 1922 yılında eski Trabzon Valisi Cemal Azmi ile bir suikasta kurban gitti. Ancak suikastçılar yakalanamadı. Bugün Dr. Bahaeddin Şakir’in mezarı Berlin’de bulunmaktadır.

Öldüğünde eşi ve çocukları Berlin’de parasız kaldılar. Atatürk devrinde Bahaeddin Şakir’in ailesine Ermenilerden geriye kalan mallardan Osmanbey’de dört katlı bir bina, İnönü devrinde de Galata’da dükkân hissesi verilmesi, cumhuriyet idaresinin katliam iddialarına rağmen ailesine sahip çıktığını göstermektedir.

Ayrıca belli zamanlarda mezarının taşınması gündeme getirilmektedir. En son “İttihatçı” olmasıyla bilinen Celal Bayar bıraktığı vasiyetinde bu talebi dile getirmiştir.

Bahaeddin Şakir’in bir hatıratının olmaması nedeniyle hakkındaki iddialara nasıl bir cevap verdiğini bilmek mümkün değildir. Yine tehcir davalarında bizzat yargılanamaması da suçlamalarla ilgili önemli bir boşluktur.

Buna karşılık hakkında ortaya atılan iddialar ve mahkemelerde şahitlerin verdiği ifadeler, tehcirin katliama dönüşmesinde önde gelen isim olduğunu ortaya koymaktadır. Bugün de soykırım iddialarının temelindeki en önemli kişinin Dr. Bahaeddin Şakir’in icraatları olduğu görülmektedir.

Sonuçta belki de jakobenliğinin bir sonucu olarak Diyarbakır Valisi Dr. Reşit’in dediği gibi “Türklüğü hekimliğine galebe çalmış” ve bu felaketlerde başrolde yer almıştır.

Okumaya devam et

Analiz

AKP sonrası hayal kırıklığı olur mu?

Ekonomide dibe vuruş muhalefetin AKP’ye karşı kullandığı en büyük koz haline geldi. CHP ve İyi Partinin başını çektiği Millet İttifakı bu kozu iyi değerlendirirken, insan hakları ihlalleri ise gündemin gerisinde kaldı. Oysa siyasetçisinden gazetecisine, avukatından memuruna milyonlarca insan, yargı eliyle Cumhuriyet tarihinde eşine az rastlanır mağduriyetler yaşadı. Kötü ekonomi AKP’yi halkın gözünden düşürse de alternatiflerinin hak ihlalleri karşısında umut veremediği görülüyor.

BOLD – CHP ve İyi Parti’nin başını çektiği Millet İttifakı, AKP hükumetinin ekonomik başarısızlığını gündemde tutmayı başarıyor.
Muhalefet sayesinde Türkiye’nin konuştuğu, Merkez Bankasının kayıp 128 milyar dolarlık rezervi, bakanlıklarda ortaya devasa yolsuzluklar, partililerin astronomik maaşları AKP’yi zor durumda bıraktı.
Kötü ekonomi üzerinde yapılan muhalefet başarılı ilerlese de ülkenin tek sorunu ekonomi yönetimi değil. Ne CHP ne de İyi Parti, insan hakları ihlalleri konusunda yeteri kadar politika üretmiyor.
Yüzbinlerce KHK’lı Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri görülmeyen hak ihlalleriyle yaşam mücadelesi veriyor.

MECLİS’TE BİLE HAK İHLALİ VAR

Halkın seçtiği milletvekilleri bir sosyal medya paylaşımı yüzünden vekillikleri düşürülüp yaka paça Meclis’ten dışarı atılıyor, tartaklanarak gözaltına alınıyor.
Meclis’teki 3. Büyük partinin lideri yaklaşık 4,5 yıldır 10 milletvekiliyle birlikte hapiste. HDP’nin seçilmiş 48 belediye başkanı mahkeme kararı olmadan görevlerinden el çektirildi. 19 Belediye başkanı ise cezaevine atıldı.
Türkiye, en çok gazetecinin tutuklu olduğu ülkeler listesinde açık ara lider.

VALİLERİN PANDEMİ BAHANESİ

Hak ihlalleri koronavirüs pandemisiyle başka bir boyut kazandı. Çanakkale Cezaevinde olduğu gibi koronavirüsten ölen mahkumlar siyasetin gündemine hiç gelmedi.  İl valileri pandemiyi bahane ederek, kadın hakları aktivistleri, sağlık çalışanları ve muhalefet partilerinin barışçıl protesto gösterilerini yasaklıyor.
Ekrem İmamoğlu’nun türbe ziyaretinde olduğu gibi, kanunda yer almayan suçlardan siyasi rakiplere soruşturmalar açılıyor. Canan Kaftancıoğlu’na 7 yıl önceki paylaşımları yüzünden 10 yıl hapis cezası verildi.
Terör suçlarından yargılanan sanıkları savunan avukatlar, müvekkilleriyle aynı suçlardan tutuklanma ve yargılanma riskiyle karşı karşıya.

MAFYA BİLE ŞİKAYETÇİ

Organize suç örgütü liderliğinden hükümlü Sedat Peker, evine yapılan polis operasyonunda, operasyonun saati, şekli ve basına servis ediliş şekliyle kendisinin, eşinin ve çocuklarının haklarının ihlal edildiğinden şikayet etti.
Hak ihlalleri listesi uzun. Tahribatın büyüklüğü yüzünden muhalefetin sadece ekonomi üzerinden hükumeti köşeye sıkıştırması bile, ilk seçimde yönetim değişikliğine neden olabilir. Fakat AKP’nin mevcut alternatifleri, eylemleri ve söylemleriyle mağduriyetlerin giderilmesi konusunda pek de umut vermiyor.

Türkiye’yi en doğru anlatan tarihi fotoğraf: Turist gören emekçi Türk

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0