Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

İsrail’in Gazze’ye hava saldırılarında 9’u çocuk 25 kişi hayatını kaybetti

İsrail polisi ile Filistinliler arasında Mescid-i Aksa’da yaşanan olayların üçüncü gününde, gerilim Gazze Şeridi’ne sıçradı. Hamas, İsrail topraklarına 300 roket atarken, İsrail hava operasyonlarıyla karşılık verdi. İsrail’in hava saldırılarında 9’u çocuk en az 25 kişinin yaşamını yitirdiği açıklandı.

BOLD – Kudüs’te yükselen gerilim bölgenin geneline yayıldı. Gazze’den İsrail’e 300’den fazla roket atıldı. İsrail ise Gazze’de 130 ‘askeri hedefi’ vurduğunu, 15 ‘Hamas ve İslami Cihad militanın’ öldürüldüğünü açıkladı. İsrail’in hava saldırılarında 9’u çocuk biri yaşlı kadın en az 25 kişinin yaşamını yitirdiği, 115 kişinin yaralandığı açıklandı.

Son 24 saatte Mescid-i Aksa ve çevresinde İsrailli güvenlik güçleriyle Filistinliler arasındaki çatışmalar da 700’den fazla kişinin yaralandığı bunlardan 500’ünün hastanede tedavi gördüğü belirtiliyor.

İsrail’de ise Gazze’den atılan roketlerden dolayı Aşkelon kentinde 2 kadın hayatını kaybetti.

ÇATIŞMALAR GAZZE’YE SIÇRADI

İsrail ve Gazze arasında Pazartesi akşam ve Salı sabahı karşılıklı roket ve hava saldırıları yaşandı.

İsrail ordusu Gazze’de 130 ‘askeri hedefi’ vurduğunu ve 15 ‘Hamas ve İslami Cihad militanın’ saldırılarda öldürüldüğünü açıkladı.

İsrail’in hava saldırılarında dokuzu çocuk biri yaşlı kadın 25 kişinin yaşamını yitirdiği, 115 kişinin yaralandığı bildirildi.

Gazze’deki Hamas militanları, İsrail güvenlik güçlerinin Mescid-i Aksa’daki Filistinlilere müdahalesi nedeniyle İsrail’e yönelik roket saldırıları düzenledi. Hamas ve diğer grupların Gazze’den 300’den fazla roket attığı belirtilirken, İsrail’in Demir Kubbe Hava Savunma Sistemi roketlerin çoğunu havada imha etti.

İsrail’de Magen David Ambulans Hizmetleri’nin Başkanı Eli Bin, Gazze Şeridi’nden Filistinliler’in fırlattığı roketlerin, ülkenin güneyindeki Aşkelon kentinde iki kadının ölümüne yol açtığını söyledi. İsrail’de toket saldırılarında 7 kişinin de yaralandığı bildirildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da Kudüs Günü etkinlikleri kapsamında katıldığı programda, Hamas’ın ‘kırmızı çizgiyi aştığını’ ve büyük bir şiddetle karşılık vereceklerini belirtti.

Hamas lideri İsmail Haniye, Salı sabahı erken saatte yaptığı açıklamada, ‘İsrail, Kudüs’te ve Mescid-i Aksa’daki tüm terör sahnelerine son verene dek’ roket saldırılarının süreceğini söyledi.

KUDÜS GÜNÜ GERİLİMİ

Günlerdir süren olayların, İsraillilerin ‘Kudüs Günü’ kutlamasına denk gelmesi gerginliği daha da artırdı. Birçok İsrailli, İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal ettiği, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın yıldönümüne denk gelen günü İbrani takvimine göre ‘Kudüs Günü’ olarak kutluyor. Bu yıl bu takvime göre Kudüs günü 9-10 Mayıs’a denk geliyor.

Kudüs’teki gerginlik nedeniyle İsrail yönetimi pazartesi günü Yahudilerin ‘Kudüs Günü’ nedeniyle düzenlediği ‘bayrak yürüyüşü’ rotasını değiştirmek zorunda kaldı.

İsrail yönetimi, Yahudilerin bayrak yürüyüşünün Doğu Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinde bulunan Şam Kapısı’ndan yapılması planında geri adım attı. Güvenlik kurumlarının verdiği tavsiye sonucu, Yahudilerin yürüyüş için Şam Kapısı yerine Yafa Kapısı’ndan girmesi kararlaştırıldı.

Rotanın değişmesiyle Yahudilerin, Kudüs günü kapsamında yapacağı bayrak yürüyüşünde Eski Şehir’in Müslümanlara ait bölgelerinden geçmesi de engellenmiş oldu.

MESCİD-İ AKSA’NIN BAHÇESİNDEKİ AĞAÇLAR TUTUŞTU

Son 24 saatte Mescid-i Aksa ve çevresinde İsrailli güvenlik güçleriyle Filistinliler arasındaki çatışmalar da 700’den fazla kişinin yaralandığı bunlardan 500’ünün hastanede tedavi gördüğü belirtiliyor.

Gerginlik zaman zaman cami içerisine de taşınırken gece saatlerinde Mescid-i Aksa avlusunda yer alan ağaçlar tutuştu.

Mescid-i Aksa’daki ağaçların tutuştuğu sırada Ağlama Duvarı önünde  ‘Kudüs Günü’ kutlaması yapan Yahudilerin sevinç gösterileri yapması sosyal medyada büyük tepki çekti.

İsrail Başbakanlık Sözcüsü Ofir Gendelman, olayları “planlı bir isyan” olarak tanımladı. Filistin lideri Mahmud Abbas ise Mescid-i Aksa’ya çevresindeki olayları, ‘uluslararası kamuoyunun önündeki yeni bir sınav’ olarak niteledi.

Doğu Kudüs’teki gerginlik, Nisan ayının son haftasında Filistinlilerin Ramazan geleneği olan, oruçlarını eski kentin Şam Kapısı’nın merdivenlerinde açmalarının engellenmesiyle başlamıştı.

Ayrıca Filistinliler, Şeyh Cerrah Mahallesi’nde 30’dan fazla ailenin evlerinden tahliye edilmesi planına tepki gösteriyor.

FİLİSTİN GENELİNDE OLAYLAR

Kudüs ve Gazze’deki gerginlik bölgedeki birçok kente de yayıldı.

Tel Aviv’in güneydoğusundaki Lod kentinde İsrailli silahlı bir kişinin ateş açması sonucu yaralanan 3 Filistinliden biri hayatını kaybetti.

İsrail güçlerinin, Batı Şeria’da İsrail’in Kudüs ve Gazze’deki saldırılarını protesto etmek için düzenlenen yürüyüşlere müdahale etmesi sonucu ise 13 Filistinli yaralandı.

GERİLİMİ AZALTMA ÇABALARI

Yaşanan gerilimi azaltmak için Türkiye’nin de aralarında olduğu ülkeler bölge liderleri ile temaslar kuruyor.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ürdün Kralı 2. Abdullah ve Kuveyt Emiri Şeyh Nevvaf ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Mısır ve Katar’ın da gerginliği azaltmak için devrede olduğunu belirtiyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Hamas tarafından düzenlenen roket saldırılarını kınadı ve ‘hemen durdurulması’ çağrısı yaptı.

Blinken açıklamasında, “Tüm taraflar gerilimi azaltmalı ve yatıştırıcı adımlar atmalı” dedi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin pazartesi günkü acil toplantısından sonra bir açıklama yapılmadı. ABD’nin kamuoyu önünde yapılacak açıklamaların ters etki yapacağı endişesi taşıdığı belirtiliyor.

Avrupa Birliği (AB), Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’de şiddetin durması gerektiğini belirterek, “taraflara gerginliği düşürme’ çağrısında bulundu.

Doğu Kudüs’te yaşananların perde arkası: Bölge neden önemli?

Dünya

Biden-Putin zirvesi: ABD Çin’e karşı Rusya’yı yanına çekmek mi istiyor?

Rusya ile Batı dünyasının ilişkileri iki tarafın da itiraf ettiği gibi Soğuk Savaş’tan beri en kötü günlerini yaşıyor. Bu ortamda Biden ve Putin, İsviçre’nin Cenevre kentinde bir araya geldi. Avrupa ziyaretinde Washington’un geleneksel müttefikleri ile bağlarını yeniden güçlendiren ABD Başkanı Biden’ın Çin’e odaklanmak için Rusya ile gerilimi düşürmek istediği belirtiliyor.

BOLD – ABD Başkanı Joe Biden ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında gerçekleşecek zirve TSİ ile 14.00’te başladı. Toplantının yaklaşık 4 saat sürmesi bekleniyor. Her iki taraf da ikili ilişkilerin dibe vurduğunu kabul ediyor ve şu an iki ülkenin de birbirlerinin başkentlerinde büyükelçileri yok.

İki ülke arasında var olan birçok anlaşmazlığın üstüne ABD Başkanı Joe Biden’ın Mart ayında Putin’i “katil” olarak nitelendirmesi ilişkileri iyice germişti.

Rusya, Washington’daki büyükelçisini geri çağırmış; ABD de Moskova büyükelçisini Nisan ayında ülkeye geri çağırmıştı.

ABD Başkanı Joe Biden ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bugün İsviçre’nin Cenevre kentinde bir araya geldiği zirve, 1985’ten sonra kentte düzenlenen ikinci ABD-Rusya zirvesi oldu.

Cenevre’de, Kasım 1985’te dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan ile eski SSCB Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov arasında yapılan tarihi zirveden 36 yıl sonra, ABD-Rusya zirvesi heyecanı yaşanıyor.

Zirve, Cenevre Gölü kıyısında, 18. yüzyılda bir parkın içinde inşa edilen Parc de La Grange’de yapılıyor.

Görüşmenin ardından Putin’in TSİ 18.30’da, Biden’ın ise TSİ 20.00’de ayrı ayrı basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor.

Görüşmenin ikili olması planlanmıyor. İlk aşamada Putin, Biden ve dışişleri bakanları Sergey Lavrov ile Antony Blinken’ın hazır bulunacağı görüşmeye daha sonra çoğunlukla danışmanlardan oluşan heyetlerin de katılması bekleniyor.

Biden-Putin görüşmesinde yoğun bir gündem var. Bunların başında da silahsızlanma anlaşmaları, Ukrayna sorunu, Ortadoğu meselesi, Suriye’deki durum, İran’ın nükleer programı, Libya ve Afganistan geliyor. Biden’ın Rusya’daki insan hakları ihlalleri, bağımsız medya ve muhalefete yönelik baskılar, Rus hackerlerin saldırıları ve Rusya’nın müttefiki Belarus yönetiminin Rynair’e ait bir uçağı zorla Minsk’e indirerek yolculuk eden bir gazeteciyi gözaltına alınmasını da gündeme getireceği belirtiliyor. Ancak bunlar buluşmanın bilinen gündemi. ABD’nin odağındaki asıl meselenin ise Çin olduğu tahmin ediliyor.

ASIL HEDEF ÇİN Mİ?

Uzmanlara göre görüşmenin arka planındaki asıl mesele Çin’e karşı ortaklık olabilir.

Uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Raimund Kramer’e göre ABD, Rusya ile ilişkilerinde normalleşme istiyor. Kramer’e göre bunun başlıca nedeni ise Çin.

Potsdam Üniversitesi Öğretim Üyesi ve dış politika dergisi WeltTrends’in Genel Yayın Yönetmeni Kramer, “Biden’ın Avrupa gezisinin temelinde Çin’e karşı ortaklıklar oluşturma hedefi yatıyor. Bunu G7 zirvesi ile NATO ve AB liderleriyle yaptığı zirvelerin akabinde Putin ile görüşecek olması zaten gözler önüne seriyor” diyor.

ABD, RUSYA İLE SORUN YAŞAMAK İSTEMİYOR

Time dergisi köşe yazarlarından ABD’li dış politika uzmanı Ian Bremmer, Biden ve Putin’in Çin’i açıkca konuşmayacaklarıra dikkat çekiyor. Bremmer’e göre ABD’nin küresel alanda kendine en büyük rakip olarak gördüğü ülke Çin, bu durum da ABD’nin Rusya stratejisini etkiliyor.

Ian Bremmer, “Biden, Putin’den hoşlanmıyor ve Rusya’nın stratejik açıdan çok değerli olduğunu düşünmüyor. Ama ABD-Çin ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda, Çin’in dünyadaki etkisi ve gücüne bakıldığında, ayrıca diğer ülkeleri Çin’e karşı birleştirmenin zorluğu da hesaba katıldığında Biden, Rusya ile sorun yaşanması istenmiyor” yorumunu yapıyor.

Düşünce kuruluşu Liberal Modernizm Merkezi Direktörü Ralf Fücks de Bremmer gibi düşünüyor. Arka planda Çin’in oldukça yoğun hissedildiğini söyleyen Fücks, dolayısıyla Rusya ile sorun yaşanmasının ABD’nin işine gelmediğini belirtiyor. Fücks, “ABD için bu, Çin’e yönelik stratejik çizgi belirlerlemeye çalışılırken yaşanan ikincil bir problem. Putin için ise Çin’le ilişkileri genişletmek stratejik bir seçenek ve zaten hayata da geçiriliyor” diyor.

RUSYA ÇİN’DEN KORKMUYOR MU?

Rusya’nın Kırım’ı ilhak ettiği 2014’ten bu yana Moskova-Pekin ilişkileri ise daha da derinleşti. Rusya’nın Kırım’ı işgali nedeniyle uygulamaya konan yaptırımlar Rusya’ya doğrudan dış yatırımlarının durması sonucunu doğurdu. Ekonomisi yıllardır kötüleşen ve düşen reel gelir nedeniyle halkın öfke içinde olduğu Rusya’nın Çin’e yönelme çabası da kısmen başarı sağladı. Çin’in ekonomik büyümesinden pay almaya çalışan Rusya, yeraltı kaynaklarını Çin’e aktarmak için hatlar kuruyor ve Çin’e Rus yapımı modern silah sistemleri satıyor.

Rusya’nın güvenlik ve dış politikaları konusunda uzman Almanya Dış Politikalar Topluluğu’ndan Sarah Pagung, “Rusya, Çin’e askeri uydu sistemi kurma konusunda da destek oluyor. Ancak o alanda oldukça dikkatli, nitekim sonunda Çin’in Rus teknolojisini kopyalayıp bağımsız hale gelmesini istemiyor” diyor. Uzman Ralf Fücks’e göre Rusya bu nedenle Çin’i stratejik bir partner olarak görmekten ziyade Çin’den korkuyor.

Rusya Üniversitesi Kuzey Amerika Araştırmaları Bölümü Başkanı Vikctoria Zhuravleva da “Çin’e çok yakın olmak Rusya için tehlike” diye konuşuyor. Zhuravleva, ABD’nin de Rusya için Çin’e karşılık ikisinin arasında hareket edebilecek dengeleyici unsur olabileceğini düşünüyor. Zhuravleva’ya göre bu güç mücadelesinde bir tür denge rolü arayışında olan Moskova, kendini çok kutuplu bir dünyanın merkezinde görüyor. Berlin Hür Üniversitesi Doğu Avrupa Enstitüsü Başkanı Prof.Dr. Katharina Bluhm da bu denge politikasının Rusya’nın en sevdiği pozisyon olduğu görüşünde. Bluhm, “Rusya’nın en sevdiği Asya ile Batı arasında aracı rolü oynadığı politika” diyor ve ekliyor: “Oysa bu aracılık rolü tamamen ilüzyon, çünkü Çin, Rusya’ya böyle bir rolü üstlenmesine izin vermez.”

“BİDEN’IN MESAJI AVRUPALILARA YÖNELİK”

Biden-Putin görüşmesinin arka planındaki tek konunun Çin olduğu görüşünü bütün uzmanlar paylaşmıyor. German Marshall Fonu’ndan Kristine Berzina’ya göre ABD Başkanı’nın Avrupa gezisinin temeli müttefiklere verilen bir dayanışma mesajı. Rusya’nın istikrarı bozan bir güç olarak algılandığını düşünen Berzina’ya göre Washington, Rusya’nın giderek artan tehditkar ve savaşçıl tutumunu reddettiğini vurgulamayı öncelikli hedef olarak görüyor.

Harvard Kennedy School’un Belfer Merkezi Rusya uzmanlarından Torrey Taussig de benzer görüşte. Taussig, “ABD öncelikli olarak Çin’e odaklanıyor, ancak aynı zamanda Rusya’nın Avrupa ve Amerika’daki Batılı demokrasilerde büyük bir karmaşa yaratabileceğinin de farkında” diyor. Taussig’e göre ayrıca her iki ülkenin uluslararası silahlanmanın kontrolü konusunda çıkarlarının kesiştiği noktalar da var. Taussig, bu nedenle de görüşmede ilerleme kaydedilebileceğini düşünüyor.

BİDEN’IN ÇİN’E YÖNELİK ADIMLARI

Biden’ın Avrupa gezisi öncesinde ABD ile Çin arasında gerginlik de tırmanışa geçmişti. ABD, Çin’in itirazlarına rağmen önce Tayvan ile bir ticaret anlaşması imzalanacağını duyurmuş ve G7 zirvesinden iki gün önce de Amerikan Senatosu, Çin’in küresel çaptaki teknolojik hakimiyetiyle mücadele için 244 milyar dolarlık bir ekonomik paketi kabul etmişti. G7’den bir gün önce de Savunma Bakanı Llyod Austin, Pentagon’dan Çin’in askeri gücüyle mücadeleye odaklanmalarını istedi.

ABD Başkanı Biden’ın ilk yurtdışı gezisinde iki haftadır katıldığı G7 ve NATO zirveleri ile ABD-Avrupa Birliği toplantısının sonuç bildirgelerinde Çin, hedefe konulmuştu.

NATO 2030 planında Çin’i hedefe koydu

Okumaya devam et

Dünya

Enes Kanter yazdı: Orhan İnandı’nın kaçırılması Washington Post’ta

NBA yıldızı Enes Kanter, iki hafta önce Bişkek’te kaçırılan Kırgız vatandaşı eğitimci Orhan İnandı’nın yaşadıklarını The Washington Post’a yazdı. Kanter yazısında, “Kim yapıyor olursa olsun, ABD’nin bu tür kaçırılma olaylarına karşı duruşa önderlik etmesi ve uluslararası desteği sağlamasının zamanı geldi” dedi.

BOLD – Enes Kanter, Hakan Fidan’ın başında olduğu Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından kaçırılan ve 15 gündür haber alınamayan Orhan İnandı olayını Washington Post gazetesi için yazdı.

2017’de Endonezya’da kendisinin de kaçırılma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını aktaran Kanter, Washington Post‘taki yorum yazısında, dünya liderlerine Türkiye’nin uluslararası arenadaki kaçırma ve zorla alıkoyma eylemlerine bir dur demeleri çağrısı yaptı.

Kanter ayrıca Türkiye’nin, delil göstermeden suçladığı Fethullah Gülen’in yeğeni Selahattin Gülen’i de Kenya’dan kaçırıp hapse attığını belirtti.

Yazıda şu ifadeler yer alıyor: “2016’daki başarısız darbe girişiminden bu yana, Türkiye’nin dünyadaki diplomatik misyonları kendi vatandaşlarına yönelik ajanlık faaliyeti yürütüyor, muhaliflerin aktivitelerini gözetliyor ve onları kaçırıyor. Uluslararası kamuoyunun bu hamlelere karşı etkili bir tepki verememesi Türkiye hükümetinin de bu küresel yasa dışı işleri yürütmeye devam etmesini kolaylaştırıyor.”

NBA yıldızı Kanter, aynı zamanda bu vakanın The Washington Post’ta yazarken Suudi Arabistan’ın İstanbul Konsolosluğu’nda öldürülen Cemal Kaşıkçı vakasına benzerliğini de gündeme getirdi.

Belarus’ta geçen haftalarda uçağı indirilerek tutuklanan muhalif aktiviste karşı AB’nin hızlıca gösterdiği tepkiyi ve uyguladığı yaptırımları hatırlatan Kanter, şu çağrıyı yaptı:

“Binlerce Türk muhalif son beş yılda Erdoğan’ın baskıcı rejiminden kaçtı ve her biri bir sonraki kaçırılma vakasının kurbanı olmaktan korkuyor. Bu sadece yabancı ülkelerde güvence bulan Türkler için korku dolu bir atmosfer yaratmakla kalmıyor, o ülkelerin egemenliğini de baltalıyor.

ABD için bu türlü adam kaçırma ve örtülü iade işlemleri karşısında, her kim yaparsa yapsın, inisiyatif alma ve uluslararası destek bulma zamanı. Türkiye’nin başka ülkelerdeki yasadışı faaliyetlerini göz ardı etmek, olsa olsa başka diktatörlerin de bu yolları denemeye başlamasına yol açar.”

ENES KANTER’İN THE WASHINGTON POST’TAKİ YAZISININ TAMAMI:

 

Washington Post’taki “Türkiye’nin uluslararası zulüm ve adam kaçırma kampanyası durdurulmalı” başlıklı yazı şöyle: 

“2017’de okul çocukları için bir basketbol kampı yapmaya gittiğim Endonezya’da, sabah saat 2:30 civarında otel odamın kapısının yüksek sesle çalınmasıyla uyandım. Menajerim telaşla bana ‘Ülkeyi hemen terk etmeliyiz’ dedi.

Türk istihbarat ajanlarının beni yakalayıp Türkiye’ye geri göndermek için yola çıktıkları ortaya çıktı. Üç saat sonra, Singapur’a ve ardından Romanya’ya acil bir uçuşta kendimizi bulduk. Türkiye beni tutuklama şansını kaçırdı ama pasaportumu iptal etti ve beni Romanya’da mahsur kalmaya zorladı.

Geçen ay Türk ajanlar tarafından kaçırılan ve ülkenin başkentindeki Türk Büyükelçiliği’nde tutulduğuna inanılan Kırgızistan’daki Türk eğitimci Orhan İnandı’nın aksine ben şanslıydım. Uluslararası çağrılara rağmen, İnandı’nın akıbeti hala bir sır.

Bu (Suudi Arabistan’ın) Cemal Kaşıkçı (yı ortadan kaybetmesi) tarzı gözaltı, Türkiye’nin Türk muhalifleri bulma, kaçırma ve geri getirme amaçlı küresel çaptaki kampanyasının bir parçası.

Eski (ABD) ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn’e 2016 yılında Türk din adamı Fethullah Gülen’in zorla (ABD’den) kaçırılmasına yardım etmesi için milyonlar teklif edildi. Türk hükumeti, Pensilvanya kırsalında yaşayan Gülen’i ülkenin tüm sıkıntılarından dolayı sorumlu tutuyor.

Geçen ay Türkiye, istihbarat ajanlarının Gülen’in Kenya’da bir öğretmen olan yeğenini yakalayıp Türkiye’ye geri getirdiğini açıkladı. Türk hükümeti yıllardır Gülen’in ABD’den iadesini talep ediyor ancak Washington Türkiye’nin Gülen’in elle tutulur bir yanlış yaptığına dair herhangi bir kanıt sunmadığını söylüyor.

Gülen’in öğretilerinden ilham alan Türk eğitimci İnandı, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Kırgızistan’a giderek bugün ülkede en başarılı bilim-temelli olarak bilinen okulları açtı.

(Bu yüzden bugün) Kırgızistan’da milletvekilleri ve yetkililer de dahil olmak üzere on binlerce insanın kaçırılan eğitimciyi bulmak ve serbest bırakmak için seferber olmasına şaşmamalı.

İnandı’nın durumu, kaçırılan ve Türkiye’ye getirildiğinde kaçınılmaz şekilde tutuklama ve olası işkencelerle karşı karşıya kalan 100’den fazla Türk vatandaşına benziyor. Freedom House’a göre, Türkiye son altı yılda dünyanın bütün ülkelerinden daha fazla sayıda yurtdışından insan kaçırdı.

2016’daki başarısız askeri darbe girişiminden bu yana, Türkiye’nin dünyadaki diplomatik misyonları büyük ölçüde vatandaşlarını gözetlemeye, faaliyetlerini takip etmeye ve muhaliflerin kaçırılmasını organize etmeye odaklandı. Uluslararası toplumun bu kaçırmalara ortak bir tepki gösterememesi, Türk hükümetini bu küresel yasa dışı faaliyetlerini sürdürmeye teşvik etti.

Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Konsolosluğu’nda öldürülmesi üzerine uluslararası tepkilerin en ön saflarında yer alan Türkiye’nin, ABD dahil dünyanın birçok ülkesinde benzer suç faaliyetlerinde bulunması şaşırtıcıdır. Bir zamanlar ABD’nin en yakın müttefiklerinden biri olan Türkiye, son on yılda Batı’dan uzaklaşmaya devam etti ve giderek artan bir şekilde Rusya’ya yakınlaşıyor.

Başkan Biden’ın cumhurbaşkanı olduktan üç ay sonra Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan’ı aramaya karar vermesi şaşırtıcı değildi, bu Washington’un Türkiye’den duyduğu hoşnutsuzluğun açık bir örneği idi. Bu ilişkinin bozulması büyük oranda Erdoğan’ın kendi isteği doğrultusunda Türkiye’yi dönüştürmek için muhalefet üzerindeki baskıyı arttırması nedeniyle gerçekleşti.

Erdoğan, iktidarını pekiştirmek amacıyla, 2016’dan bu yana çeyrek milyondan fazla insanı muhalefeti cezalandırmak için kullanılan muğlak terör suçlamaları ile mahkum etti. Baskı o kadar sınır tanımıyor ve amansız ki ben de dahil olmak üzere yurtdışındaki Türk muhalifler ‘Erdoğan’ın uzun kollarını’ hissettik.

Belarus geçen ay Litvanya’ya giden bir uçağı rotasını değiştirmeye zorlayıp muhalif bir gazeteciyi kaçırdığında, Avrupa Birliği öyle birleşik bir cephe sergiledi ve Minsk’e yaptırım uyguladı ki bu uluslararası suç faaliyetleri konusundaki kırmızı çizgileri vurgulamak için önemli bir önlemdi.

Bu tür bir somut uluslararası tepki, Türkiye’nin bitmek bilmeyen küresel adam kaçırma kampanyasında eksiktir. Son beş yılda binlerce Türk muhalif Erdoğan’ın baskıcı rejiminden kaçtı ve her biri bir sonraki kaçırılacak ben olabilirim korkusuyla yaşıyor.

Yabancı ülkelerde sığınak bulan Türkler için bu durum korkulu bir ortam yaratmakla kalmıyor, bu ülkelerin egemenliğini de sarsıyor. Kim yapıyor olursa olsun, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu tür kaçırılma olaylarına karşı duruşa önderlik etmesi ve uluslararası desteği sağlamasının zamanı geldi.

Türkiye’nin diğer ülkelerdeki yasadışı eylemlerini görmezden gelmek, sadece diğer diktatörleri de aynısını yapmaya teşvik eder.”

PROTESTOLAR DEVAM EDİYOR

26 yıl önce ailesiyle birlikte Kırgızistan’a göç eden Orhan İnandı, 31 Mayıs akşamı Hakan Fidan’ın başında olduğu Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından evinin önünde kaçırıldı. Arabası evinden 7-8 kilometre uzaklıktaki bir mahallede kapıları açık halde bulundu. Arabada İnandı’nın ceketi, iki telefonu ve gözlüğü vardı.

Eşi Reyhan İnandı’nın yaptığı açıklamaya göre 15 gündür haber alınamayan Orhan İnandı Bişkek’teki Türk Büyükelçiliği’nde tutuluyor. Dünyaca ünlü insan hakları kuruluşları, uluslararası gazeteciler ve Avrupalı parlamenterler İnandı’nın kaçırılmasını ikinci Cemal Kaşıkçı vakası olarak değerlendiriyor.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi ise 11 Haziran’da Orhan İnandı için Türkiye’yi de bağlayan bir ‘tedbir kararı’ verdi. Buna göre İnandı’nın ortaya çıkarılması, işkence ve kötü muamele varsa buna maruz bırakılmaması, mani olunması, fiziksel ve zihinsel bütünlüğünün korunması, ailesiyle irtibatının sağlanması, ailesine bilgi verilmesi gerekiyor.

Günlerdir hükumet meydanında Orhan İnandı’nın ortadan kaybolmasını protesto eden Kırgız halkı ve meclisi de İnandı’nın bulunması için çağrı yapıyor. Protestolar bu sabah da hükümet meydanında sessiz bir şekilde devam ediyor.

Öte yandan geçen hafta Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunan Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Erdoğan’a Orhan İnandı hakkında sorular sordu. Erdoğan ise İnandı’yı tanımadığını, hiçbir bilgiye sahip olmadığını söyledi. Gülen Hareketi taraftarları hakkında hiçbir şey duymak istemediğini de sözlerine ekledi.

Bişkek Büyükelçiliği Reyhan İnandı’nın mektubunu almıyor

Kaçırılan eğitimci Orhan İnandı hakkındaki BM kararı ne anlama geliyor?

Okumaya devam et

Dünya

Kudüs’teki ‘Bayrak Yürüyüşü’ gerilimi artırdı: İsrail Gazze’ye hava saldırısı düzenledi

Pazar günü güvenoyu alan ve siyasi yelpazede değişik görüşleri temsil eden 8 partiyi bir araya getiren İsrail koalisyon hükumeti, Doğu Kudüs’teki ‘Bayrak Yürüyüşü’ sonrası gerilimin artması üzerine Çarşamba gecesi Gazze’yi vurdu.

BOLD – Doğu Kudüs’te artan gerilim bölgede fitili yeniden ateşledi. İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nde Filistin direniş gruplarına ait iki mevziye ‘kendilerine atılan ateş balonlarına karşılık vermek amacıyla’ hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Bu gelişmeyle İsrail ordusu, 21 Mayıs’taki ateşkesten bu yana Gazze’ye ilk kez hava saldırısı gerçekleştirmiş oldu.

Çarşamba gecesi Gazze Şehri’nde saldırıların etkisiyle patlamalar duyuldu. Henüz bombardımanda ölen ya da yaralanan olup olmadığı bilinmiyor.

Twitter hesabı üzerinden açıklama yapan bir Hamas sözcüsü de, “Filistinlilerin cesur direnişlerine devam edeceğini ve Kudüs’teki kutsal mekanlar üzerindeki haklarını savunmayı sürdüreceklerini” duyurdu.

İsrail itfaiyesi, Salı günü Gazze’den atılan ateş balonlarının İsrail’e düşerek 20 yerde alev aldığını açıklamıştı. Boş arazilerde alev alan balonlar can kaybı ya da yaralanmaya yol açmadı.

Mayıs ayında yine Bayrak Yürüyüşü’yle tırmanan gerilim de İsrail’in Gazze’ye hava bombardımanı başlatmasıyla sürmüş; 11 gün süren ve en az 254 Filistinlinin hayatını kaybettiği saldırı 21 Mayıs’taki ateşkesle sona ermişti.

ATEŞKES KIRILGAN, İSRAİL’DE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK

İlki 1996-1999 yılları arasında olmak üzere, 2009 yılından beri İsrail’i aralıksız 12 yıldır yöneten Benyamin Netanyahu döneminde İsrail Gazze’ye defalarca saldırı düzenledi. 2012, 2014 ve 2021 yıllarında Benyamin Netanyahu hükumetleri Gazze’ye 3 büyük harekat düzenledi.

Netanyahu’nun popülist ve aşırı sağcı koalisyon hükumetleri döneminde İsrail-Filistin arasında gerilim hiç düşmedi.

İsrail’de Pazar günü göreve gelen 8 partili yeni hükumet bölgede umutları arttırmıştı. Ülke tarihinde ilk kez İsrail vatandaşı Arapları temsil eden bir parti koalisyon hükumetine kabul edildi. Siyasi yelpazede değişik görüşleri temsil eden 8 partiyi bir araya getiren hükumette sol İşçi Partisi de yer alıyor.

Ancak son yaşananlar bölgede değişen bir şey olmadığını gösterdi. Mayıs ayındaki ağır bombardımanın izlerini ve enkazını hala kaldıramamış olan Gazze, ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu gördü.

Sağcı Naftali Bennett başbakanlığındaki koalisyon hükumeti Gazze’den gelen en küçük tehdit karşısında ‘hava saldırısı’ kartını çekti.

GERİLİM DOĞU KUDÜS’TEKİ ‘BAYRAK YÜRÜYÜŞÜ’ İLE ARTTI

Naftali Bennett Başbakanlığı’ndaki yeni hükümetin pazar günü güvenoyu alması ve Salı günü yürüyüşe izin vermesiyle birlikte, 21 Mayıs’tan bu yana ilk kez yeniden gerilim tırmandı.

İsrail polisinin yürüyüş öncesi “temizlemek” için gittiği Doğu Kudüs’teki yürüyüş notasında, plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanıldı.

Yürüyüşün kutsal mekanlarına ilerlemesini istemeyen Filistinliler bölgede toplanmıştı. Polis müdahalesinde 30’dan fazla kişi yaralandı, 17 kişi gözaltına alındı.

Sosyal medyada yayılan videolarda, yürüyüşe katılan bazı İsraillilerin çevredeki Filistinlilere “Araplara ölüm” diye bağırdığı duyuluyor.

İsrail’de bazı gruplar, İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal ettiği, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın yıl dönümünü İbrani takvimine göre “Kudüs Günü” olarak kutluyor.

Bugün yapılan bayrak yürüyüşü de, aslında İbrani takvimine göre 9-10 Mayıs’a denk gelen tarihte planlanmıştı. Ancak Nisan ayından itibaren yaşanan gerilim sebebiyle yürüyüş ertelenmişti.

Yürüyüşe onay veren yeni hükümetin dışişleri bakanı Yair Lapid, yürüyüşe katılanların ırkçı ve şiddet içerikli sloganlar atmasını eleştirdi

Lapid, “İsrail bayrağının nefret ve ırkçılığı çağrıştırdığı bazı radikallerin varlığı korkunç ve tahammül edilemeyen bir durum. Bir kişinin eline İsrail bayrağını alıp diğer taraftan ‘Araplara ölüm’ diye bağırması akıl almaz bir şey.” dedi.

MAYIS AYINDA 11 GÜN SÜREN SALDIRILAR

İsrail’in Gazze Şeridi’ne 10 Mayıs’ta başlattığı saldırılar 11 gün boyunca sürmüş ve Hamas ile varılan ateşkes doğrultusunda 21 Mayıs’ta sona ermişti. İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 66’sı çocuk, 39’u kadın olmak üzere 254 Filistinli hayatını kaybetmişti. İsrail tarafında ise Hamas’ın fırlattığı roketler nedeniyle en az 11 İsrailli yaşamını yitirmişti.

İsrail’de yeni hükumetin ilk ciddi sınavı: Kudüs’teki gerginlik yeni bir savaşın habercisi mi?

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0