Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Biden’dan yaraları saracak hamle: Kudüs Konsolosluğu yeniden açılıyor

ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Trump döneminde kapanan ve Washington’un Filistin’le ilişkileri yürüten Kudüs’teki ABD Konsolosluğu’nun yeniden açılacağını açıkladı. Biden yönetimi, Trump döneminde tamamen İsrail lehine kayan ve ABD’nin geleneksel Ortadoğu politikalarını altüst eden yaklaşımını yeniden dengelemeye çalışıyor.

BOLD – ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ülkesinin Kudüs Konsolosluğunu yeniden açacaklarını duyurdu, ancak ne zaman açılacağına dair bir tarih vermedi. Blinken’ın bu açıklamalarının ABD’nin Filistin’le Trump döneminde zayıflayan bağlarını yeniden güçlendirmeyi hedeflediği belirtiliyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Gazze’deki 11 günlük savaşın ardından sağlanan ateşkesin kalıcı olması için bölgeyi ziyareti kapsamında Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile Ramallah’ta görüştü.

Blinken, Ramallah kentinde Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’la görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Devlet Başkanına da söylediğim gibi, ben ABD’nin Filistin yetkilileri ve Filistin halkıyla ilişkilerini, karşılıklı saygı ve Filistin ile İsrail’in eşit ölçüde güvenlik, özgürlük fırsatı ve haysiyet hak ettiği görüşünün paylaşıldığı inancıyla yeniden inşa etme vaadinin altını çizmek için buradayım” diye konuştu

ABBAS YÖNETİMİNİ GÜÇLENDİRME ÇABALARI

İsrail ile Hamas arasında 11 gün süren çatışmaların ardından varılan ateşkesi desteklemek amacıyla bölgede bulunan Blinken, Gazze’ye yardım için uluslararası desteği harekete geçirme sözü verdi. Ayrıca Filistinlilere, 5,5 milyon doları Gazze’ye acil yardım olmak üzere toplam 40 milyon dolara yakın yardımda bulunacaklarını açıkladı.

Böylelikle Biden yönetiminin Filistinlilere yönelik Amerikan yardımının 360 milyon doları aşması bekleniyor. Trump yönetimi bu yardımı neredeyse tamamen kesmişti.

ABD son olaylarda arka plana itilen ve uluslararası toplum tarafından tanınan Batı Şeria’daki Filistin yönetiminin lideri Abbas’ı yeniden güçlendirme çabasında. Mahmut Abbas hala Filistin halkının temsilcisi ve uzun süredir duran barış sürecinin kilit ortağı olarak görülüyor.

Filistin yönetimiyle diplomatik ilişkileri yürüten ofis olarak uzun yıllar hizmet veren konsolosluğun faaliyetleri, eski Başkan Donald Trump’ın döneminde azaltılmış, ABD’nin başkent Tel Aviv’deki büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınmasının ardından büyükelçikle birleştirilmiş ve kapatılmıştı.

TRUMP, ABD’NİN GELENEKSEL ORTADOĞU POLİTİKASINI ALTÜST ETTİ

ABD yönetimleri İsrail’in en büyük destekçisi olsa da Donald Trump yönetimine kadar Washington belirli bir denge politikası çerçevesinde hareket ediyordu.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun ‘İsrail’in Beyaz Saray’da sahip olduğu en iyi arkadaş’ ifadesiyle tanımladığı Donald Trump, ABD’nin geleneksel Ortadoğu politikasını altüst etti.

Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan ve ABD’nin Tel Aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyan Trump, Filistin yönetimiyle diplomatik ilişkileri yürüten ofis olarak uzun yıllar hizmet veren Kudüs Başkonsolsluğu’nu da kapatmıştı.

Filistin yönetimine yardımları neredeyse tamamen kesen Trump, 1967 yılında Suriye’den işgal edilen Golan Tepeleri’ni de İsrail Devleti’nin bir parçası olarak kabul etti.

Trump, damadı Jared Kushner’in hazırladığı ve İsrail’in 1967 savaşındaki kazanımlarının büyük kısmını garanti altına alan Ordadoğu barış planını uygulamak için ise görev süresi bittiği için zaman bulamadı.

ABD’NİN KUDÜS’Ü İSRAİL’İN BAŞKENTİ OLARAK TANIMASI

Doğu Kudüs’ü 1967 yılındaki Altın Gün Savaşı’nda işgal eden İsrail, 1980 yılında çıkardığı ‘Kudüs Yasası’ ile Filistin’in kuracağı bir devletin başkenti olarak gördüğü şehrin doğusunu da kapsayacak şekilde Kudüs’ü ‘bütün ve birleşik’ olarak İsrail’in başkenti ilan etti.

BM Güvenlik Konseyi, aynı yıl aldığı iki kararla bu yasanın uluslararası hukuku ihlal ettiğini kabul etti ve yasanın geçersiz olduğunu ilan etti. ABD, kararları veto etmemiş ancak oylamada çekimser kalmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul eden kararı 6 Aralık 2017’de imzaladı.

Donald Trump, 6 Aralık 2017’de BM Güvenlik Konseyi’nin bu konuda aldığı 2 karara ve ülkesinin 37 yıllık politikasına ters düşerek ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul ettiğini duyurdu.

Trump, ayrıca ABD’nin Tel Aviv’deki Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıayacağını açıkladı.

ABD’NİN TEL AVİV’DEKİ BÜYÜKELÇİLİĞİ’Nİ KUDÜS’E TAŞIMASI

İsrail’in Kudüs Büyükelçiliği’ni Trump’ın kızı Ivanka Trump ve ABD Ticaret Bakanı Steven Mnuchin yaptı.

Trump’ın 2017’deki açıklamasının ardından ABD, 14 Mayıs 2018’de İsrail’in bağımsızlığının ilan edilişinin 70. yıldöneminde Kudüs’teki Büyükelçiliği’ni açtı.

Gazze sınırında açılışı protesto eden Filistinlilere İsrail Ordusu’nun yaptığı müdahale sonucu 58 kişi hayatını kaybetti.

Bugün itibariyle ABD ile birlikte sadece 2 ülkenin, Kosova ve Guatemala, büyükelçilikleri Kudüs’te bulunuyor. Brezilya, Honduras, Macaristan, Moldova ve Romanya da elçiliklerini Kudüs’e taşıyacağını açıkladı.

Paraguay, 2018 yılında elçiliğini kısa süre ile Kudüs’e taşıdı ancak daha sonra elçilik yine Tel Aviv’e taşındı.

ABD’NİN KUDÜS’TEKİ BAŞKONSOLOSLUĞU’NUN KAPATILMASI

ABD’nin Kudüs’te Filistinlilerle ilişkileri yürütmek için Osmanlı döneminden beri (1844) bir konsolosluğu bulunuyordu. Trump yönetiminin 2018 yılı Mayıs ayında İsrail Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması sonrası Ekim ayında dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Kudüs Başkonsolsluğu’nun elçilik ile birleştirileceğini açıkladı.

Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Kudüs’ü ziyareti sırasında şu anda ABD Kudüs Büyükelçiliği’nin Filistin İşleri Birimi olarak hizmet gören binayı ziyaret etti ve görevli personelle görüştü.

Filistin yönetimiyle diplomatik ilişkileri uzun yıllar yürüten konsolosluk 4 Mart 2019’da resmi olarak İsrail ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği ile birleştirildi. Agron Caddesi’nde bulunan tarihi bina ‘İsrail Büyükelçiliği’nin Filistin İşleri Birimi’ haline getirildi.

O güne kadar direkt olarak ABD Dışişleri Bakanlığı ile kontakt kuran Kudüs Konsolosluğu, ABD’nin Kudüs’e taşınan İsrail Büyükelçiliği’ne bilgi vermeye başladı.

FİLİSTİN’İN WASHİNGTON’DAKİ TEMSİLCİLİĞİNİN KAPATILMASI

10 Eylül 2018’de ABD Başkanı Donald Trump, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün İsrail ile barış görüşmelerine başlamamasını gerekçe göstererek Filistin’in Washington’daki temsilciliğinin kapatılmasını emretti.

Tepkilere rağmen ofis, bir gün sonra kapatıldı.

FİLİSTİN’E YARDIMLARIN KESİLMESİ

ABD Başkanı Trump, 2018 yılında çıkan terör yasalarını (Taylor Force Act) gerekçe göstererek 31 Ocak 2019’da Filistin yönetimine yapılan mali yardımları durdurdu.

İSRAİL’İN GOLAN TEPELERİNİ İLHAK ETMESİNİN TANINMASI

ABD’nin direkt Filistin’le bağlantılı olmasa da Ortadoğu sorununun bir parçası olan İsrail’in 1967 yılında Suriye’den işgal ettiği Golan Tepeleri’ni İsrail’in bir parçası olarak tanıması da Washinton’un geleneksel politikalarında köklü bir değişime neden oldu.

Donald Trump, 25 Mart 2019’da imzaladığı bir kararla Golan Tepeleri’nin İsrail’in bir parçası olduğunu kabul etti. Böylece dünyada ilk kez İsrail dışında bir devlet BM Güvenlik Konseyi’nin açık kararlarına rağmen İsrail’in bölgeyi ilhakını tanımış oldu.

TRUMP YÖNETİMİN SEMBOLİK ADIMLARI

Trump yönetimi, İsrail-Filistin dengesinde bazı sembolik adımlar da attı. Adımlar sembolikti ancak İsrail’in 1967 yılında işgal ettiği bölgelere meşruiyet kazandıracak nitelikteydi.

Donald Trump, 22 Mayıs 2017’de İsrail’in 1967’te işgal ettiği Doğu Kudüs’te bulunan Ağlama Duvarı’nı ziyaret eden görevdeki ilk ABD Başkanı oldu.

ABD Başkanı Donald Trump, 2017 yılı Mayıs ayında Ağlama Duvarı’nı ziyaret etti. Daha önce ABD başkan adayları Ağlama Duvarı’nı ziyaret etmişti. Ancak Trump, İsrail’in 1967 yılında işgal ettiği Doğu Kudüs’te bulunan Ağlama Duvarı’nı ziyaret eden görevdeki ilk ABD Başkanı oldu.

Ayrıca 2020 yılı sonlarında dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İsrail’in işgal ettiği Batı Şeria’da inşa ettiği ve uluslararası toplum tarafından ‘illegal’ kabul edilen bir Yahudi yerleşim birimini ziyaret eden ilk ABD dışişleri bakanı oldu.

BİDEN YÖNETİMİ TRUMP’IN İZLERİNİ SİLEBİLECEK Mİ?

20 Ocak’ta görevi devralan Biden yönetimi, aynı ayın sonlarında İsrail-Filistin sorununda iki devletli çözüme bağlı olduğunu açıkladı.

Biden yönetimi ayrıca Filistinli mültecilere yardım eden Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Teşkilatı’na (UNRWA) yaptığı mali yardımlara yeniden başlayacağını açıkladı. Trump yönetimi 2018 yılında UNRWA’ya yardımları durdurmuştu.

Kapatılan Kudüs Başkonsolsluğu’nu yeniden açacak olan ve Filistin’e yardımları yeniden başlatma sözü veren Biden yönetimin, ABD’nin Ortadoğu politikası üzerindeki Trump hayaletini tamir edip edemeyeceğini ise zaman gösterecek.

Suriye iç savaş ortamında ikinci kez cumhurbaşkanlığı seçimine gitti

Dünya

Yunan askerleri, AB için çalışan tercümanı dövdükten sonra Türk tarafına bıraktı

Yunanistan’ın ayrım gözetmeden bütün sığınmacıları acımasızca Türk tarafına geri ittiği bir kez daha kanıtlandı. Yunan güvenlik güçlerinin, göçmen zannettikleri ancak AB sınır teşkilatı Frontex için çalışan bir tercümanı dövdükten ve bütün eşyalarını aldıktan sonra sığınmacılarla birlikte Türk tarafına bıraktığı ortaya çıktı.

BOLD – Yunanistan, sığınmacılara yönelik geri-itme politikasını bir süredir neredeyse tavizsiz ve acımasızca uyguluyor. İnsan hakları kuruluşlarının ve uluslararası örgütlerin tepkisini çeken uygulamaya bir yenisi daha eklendi.

Yalnız bu kez durum biraz farklı. Bu kez itilen bir göçmen değil. Yunanistan’ın da üye olduğu Avrupa Birliği için çalışan bir tercüman.

Yunan güvenlik güçleri, Türkiye sınırında göçmen zannetikkleri ancak aslında Avrupa Birliği (AB) için çalışan bir tercümanı dövdükten sonra bir göçmen grubu ile birlikte Türk tarafına bırakmış. Eylül ayında yaşanan olay Yunan tarafının göçmenlere karşı geri itme politikasını acımasızca ve ayrım gözetmeden uyguladığını bir kez daha kanıtladı.

Göçmenlere yönelik hak ihlalleri ve geri-itme vakalarında hep Yunanistan’ın tarafından yer alan Avrupa Birliği’nin şimdi taraf olduğu bu rurum katrşısında ne yapacağı merakla bekleniyor.

FRONTEX ÇALIŞANI TERCÜMAN DURUMU AB YETKİLİLERİNE İLETTİ

Durumu Yunanistan için daha da karmaşık hale getiren ise Türk tarafına bırakılan kişinin Avrupa Birliği üyesi İtalya’da resmi olarak ikamet eden, Afgan asıllı bir kişi olması.

Aynı zamanda bu kişi göçmen akınını denetlemek ve hak ihlallerini önlemek için bölgeye yerleştirilen AB’nin sınır teşkilatı Frontex için bölgede görev yapıyordu.

Tercüman, yaşadığı olayla ile ilgili delilleri Avrupa Birliği yetkililerine de sunmuş.

AB GÖÇ KOMİSERİ: ANLATTIKLARINDAN SON DERECE ENDİŞELENDİM

Durum Avrupa Birliği yetkililerine iletilince AB Komisyonu’nun İçişleri ve Göç’ten Sorumlu Üyesi Ylva Johansson, geçen hafta Cuma günü tercümanla bizzat görüşmüş.

Görüşmeden sonra açıklamalarda bulunan Johansson, “25 Kasım’da (bu) kişiyle doğrudan, derinlemesine yaptığım görüşmeden sonra, anlattıklarımdan son derece endişelendim” dedi.

Tercümanın kendisine sınırdan itilen ve bazen de hırpalanan en az 100 göçmene tanık olduğunu anlattığını söyleyen Johansson, “Kişisel hikayesine ek olarak, bunun münferit bir vaka olmadığı iddiası ciddi bir meseledir” ifadelerini kullandı.

AB Göç Komiseri Johansson, konuyu pazartesi günü de Yunan Vatandaş Güvenliği Bakanı Takis Theodorikakos ile görüşmüş ve Yunan bakan iddiaları araştırma sözü vermiş.

AB, ŞİKAYETİNİ İNANDIRICI BULDU

The New York Times’a konuşan tercüman, Frontex’e yaşadıkları ile ilgili bir şikayette bulunduğunu ve Avrupa Birliği yetkililerinin “bulunduğu pozisyon, sunduğu belgeler, görüntülü ve sesli kayıtlar” dolayısıyla şikayetinin inandırıcı ve güvenilir olduğunu kendisine ilettiklerini söyledi.

DÖVÜLDÜ, ELBİSELERİ ÇIKARILDI, BELGELERİ VE PARASI ALINDI

Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınırı belirleyen Meriç Nehri civarında Frontex için çalışan tercüman, Selanik’e gitmek için yola çıkmış. Mola verdiği sırada Yunan güvenlik güçleri, Frontex tercümanını göçmenlerle birlikte bir otobüsün içine zorla bindirmiş.

Tercüman, kendisinin ve birçok göçmenin dövüldüğünü ve elbiselerinin çıkarıldığını; polisin telefonlarını, paralarını ve belgelerini ellerinden aldığını söyledi.

Kendisinin kim olduğunu anlattığında polis tercümanının açıklamalarına gülerek inanmamış ve bir kez daha dövmüş. Ardından içinde çocukların ve kadınların da bulunduğu 100 göçmenle birlikte bir depoya götürülen Frontex tercümanı, botlara bindirilerek Meriç Nehri üzerinden Türk tarafına itilmiş.

Türk tarafına itilen tercüman, daha sonra İstanbul’a ve İtalyan başkonsolosluğuna ulaşmış. İtalyan konsolosluğunun sağladığı belgelerle de 18 Eylül’de ikamet ettiği İtalya’ya varmış.

“BU POLİTİKANIN BAŞARISIZLIĞI DEĞİL, BİZZAT BİR POLİTİKA”

Avrupa Parlamentosu milletvekili Hollandalı siyasetçi Sophie in ‘t Veld’e göre, tercümanın anlatımları, göçmenlere ve sığınmacılara yönelik Avrupa Birliği’nin hızla şiddetlenen gaddarca siyasetinin bir parçası.

Hollandalı siyasetçi, durumu şöyle özetliyor: “Bu politikada yaşanan bir başarısızlık değil. Bizzat politikanın bir parçası.”

Meriç’i geçip mahsur kalan 17 kişi donmamak için acil yardım istedi

Okumaya devam et

Dünya

Meriç’i geçip mahsur kalan 17 kişi donmamak için acil yardım istedi

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın insan hakları ihlallerinden kaçan 17 kişi Yunanistan tarafında mahsur kaldı. Aralarında 5’i çocuk ve 4 kadının bulunduğu 17 kişi Meriç Nehri’nin kenarından dünyaya yardım çağrısında bulundu.

BOLD- Çektikleri videoyla insani yardım çağrısında bulunan Türkiye’den gelen göçmenler, bebeklerin soğuktan donmak üzere olduklarını duyurdu.  Susuzluk, zorlu arazi ile soğuk hava nedeniyle çocuklar ve bebeklerle hareket edemediklerini belirten göçmenler, “Sığınma başvurusunda bulunmak istiyoruz.” diyor.

SOĞUKTA BEBEKLERİN AĞLAMA SESLERİ

Videoya konuşan kadın bir göçmen, “Hayatımız büyük tehlikede. Küçük çocuklarımız da var yanımızda. Bu noktada biran evvel insani yardım istiyoruz” dedi. Konuşma sırasında etraftaki bebeklerin ağlama sesleri videoya girdi.

ERDOĞAN’DAN KAÇIYORUZ, SİYASİ SIĞINMA İSTİYORUZ

Yalçın Toker ismindeki bir göçmen ise İngilizce olarak çektiği videoda dünyaya yardım çağrısında bulundu. Yunanistan tarafından bulunduklarını belirten Toker, “Meriç Nehri’ni geçtik ve 01 Aralık itibariyle Yunanistan tarafında bekliyoruz. Toplam 17 kişi (5 çocuk ve bebek, 4 kadın ve 8 erkek). Ne yazık ki susuzluk, zorlu arazi ve soğuk hava nedeniyle çocuklar ve bebeklerle hareket edemiyoruz. Diktatör Erdoğan’dan umutsuzca kaçıyoruz. Siyasi sığınma başvurusunda bulunmak istiyoruz. Nazik ve umutsuzca acil yardıma ihtiyacımız var.” ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

Analiz

Dünyayı korkutan Omicron varyantı hakkında bilmeniz gerekenler: Hangi aşı etkili?

Güney Afrika’da tespit edilen ‘Omicron varyantı’ bu yıl biteceği söylenen Kovid-19 pandemisiyle ilgili dünya çapında endişelere yol açtı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından ‘kaygı verici’ statüsüne aldığı varyant hakkında bilmeniz gerekenler…

BOLD ANALİZ – Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ilk olarak Güney Afrika’da tespit edilen koronavirüs varyantı B.1.1.529’u ‘endişe verici varyant’ kategorisine aldı ve varyanta Yunan alfabesinin 15. harfi olan Omicron adını verdi.

DSÖ, ilk belirlemelere göre bu varyantın hastalığı geçiren kişileri tekrar etkileme potansiyelinin bulunduğunu açıkladı. Örgüt, varyantın özelliklerini tam olarak anlamanın birkaç hafta sürebileceğini duyurdu.

Türkiye’de de endişelere yol açan yeni varyant hakkında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından Pazartesi günü yaptığı açıklamada yeni varyanta Türkiye’de rastlanmadığını belirtirken, Türkiye’nin yeni varyanta karşı tedbir aldığını hatırlattı.

Bakan Koca, 26 Kasım’daki açıklamasında da yeni varyanta karşı önlem olarak Botsvana, Güney Afrika Cumhuriyeti, Mozambik, Namibya ve Zimbabve’den Türkiye’ye girişlerin durdurulduğunu belirtti.

OMİCRON HAKKINDA NELER BİLİNİYOR?

Omicron varyantı ilk olarak Güney Afrika tarafından Dünya Sağlık Örgütü’ne 24 Kasım’da bildirildi. Dünya Sağlık Örgütü, varyantı daha öncekiler gibi (Alfa, Beta, Delta) Yunan alfabesinden bir harfle isimlendirdi: Omicron.

30 Kasım itibariyle bütün kıtalarda tespit edildi. 21 ülke ve bölgede 253 vaka kayıtlara geçti.

Varyant hakkındaki en önemli bilgi, çok sayıda mutasyona uğramış olması. Virüs şu ana kadar çıkan varyantlar içerisinde orijinal virüsten en fazla farklılık gösteren varyant olarak biliniyor.

Güney Afrika Salgın Hastalıklarla Mücadele ve Araştırma Merkezi Başkanı Profesör Tulio de Oliveira, varyantta ‘sıradışı bir mutasyonlar bileşimi’ olduğunu söyledi.

Profesör Tulio de Oliveira, “Bu varyant, daha önce dolaşımda olan varyantlardan çok farklı” dedi ve ekledi: “Varyant bizi şaşırttı. Evrim sürecinde büyük bir sıçrama ve beklediğimizden çok daha fazla sayıda mutasyona uğramış.”

Bir basın toplantısıyla bulguları açıklayan Oliveira, varyantta 50 mutasyon olduğunu ve bunların 30’dan fazlasının virüsün dış yüzeyindeki protein çıkıntılarında bulunduğunu söyledi.

Bu çıkıntılar virüsün vücuttaki sağlıklı hücrelere girebilmesinde hayati rol oynuyor ve bu nedenle mevcut koronavirüs aşıları bu çıkıntıları etkisizleştirmeyi hedefliyor.

Virüsün bizim sağlıklı hücrelerimizle ilk temasını sağlayan kısımlarına iyice yakından bakıldığında bu bölümde orijinal virüse göre 10 farklı mutasyon olduğu görülüyor. Oysa dünyada en son hızla yayılan Delta varyantının bu kısmında sadece 2 mutasyon vardı.

Bu düzeyde bir mutasyonun muhtemelen virüsü yenemeyen tek bir hastadan yayıldığı düşünülüyor.

BELİRTİLERİ NELER?

Hafta sonu açıklamalarda bulunan ve ilk Omicron varyantı hastalarını tespit edip bunu üst mercilere aktaran Dr. Angelique Coetzee de, “Genelde olağandışı semptomlar görülüyor. Aşırı halsizlik gibi. Fakat vakaların hiçbirinde tat ve koku kaybı yok” dedi.

Güney Afrika’daki Ulusal Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü’nde görevli Dr. Wassila Jassat da, “Tshwane kentinde tespit edilen Omicron vakalarından hastaneye kaldırılanların yüzde 87’si aşı olmayanlar” dedi.

AŞILAR VARYANT KARŞISINDA ETKİSİZ Mİ?

Aşıların yeni varyanta karşı etkili olup olmadığı tam olarak bilinmiyor. Konu ile ilgili çalışmalar sürüyor. Dünya Sağlık Örgütü de varyantın özelliklerini tam olarak anlamanın birkaç hafta sürebileceğini duyurdu.

BioNTech ve Moderna şirketleri mevcut aşılarının yeni varyanta etkisini incelemeye başladıklarını duyurdu. Moderna ayrıca Omicron’a özel yeni bir hatırlatma dozu üzerinde çalışacaklarını açıkladı.

Dünyada Kovid-19’a karşı ilk aşıyı geliştiren BioNTech şirketinin kurucularından Uğur Şahin, Omicron varyantı nedeniyle paniğe gerek olmadığını söyledi.

Omicron varyantı hakkında iki hafta sonra genel verileri topladıktan sonra kesin bir sonuca varabileceklerine dikkati çeken Uğur Şahin, “Yeni Omicron varyant nedeniyle herhangi bir korku duymaya gerek yok. Paniğe gerek yok. Varyantın çok farklı mutasyonları olduğunu biliyoruz. Aşının bu varyanta daha az etki sağladığını ama ağır hastalıktan da koruduğunu biliyoruz” dedi.

Aşının iki düzeyde koruma sağladığını ifade eden Şahin, ilkinin antikor ikincisinin de t-hücreleri denilen bağışıklık hücreleri olduğunu belirterek, “Aşı, ağır hastalık seyrine karşı koruma sağlıyor. Ağır hastalık seyrine de koruma sağladığı için bir güven sağlıyor. Üçüncü doz aşı olduktan sonra oldukça iyi bir korumanın sağlandığına eminiz” diye konuştu.

OMİCRON AŞI OLANLARA BULAŞIYOR MU?

Omicron varyantı ile kapsamlı bir analiz hazırlayan İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Guardian, iki doz aşı olanların bu virüsten ne kadar korunabildiğini uzmanlara sordu. Şu an kullanılan koronavirüs aşılarının bağışıklık sistemini, virüsün başak proteinine (spike protein) etkisine karşı hazırladığına dikkat çeken uzmanlar, “Omicron varyantında bu proteinde 30’dan fazla mutasyon var. Bunlardan 10’u RBD adı verilen bölgede. Delta varyantında bunun sayısı 2” açıklamasını yaptı.

Fakat bu kadar değişikliğe rağmen koronavirüs aşılarının ya da önceden Kovid-19 atlatmış olmanın koruma sağlayacağı belirtiliyor.

Imperial College London’da bağışıklık dalında profesör olarak görev yapan Danny Altman, “Eğer mutasyona bakarsanız, antikor hedeflerinizin parça parça olduğunu görürsünüz. Ancak Güney Afrika’dan gelen haberlere göre hastaneye kaldırılanların durumu ağır değil gibi gözüküyor. Hastaneye kaldırılanlar aşı olanlardan ziyade aşı olmayanlar ve bu durumda aşının halen koruma sağladığını söyleyebiliriz” dedi.

VARYANTA KARŞI NE GİBİ TEDBİRLER ALINDI?

Varyant hakkında DSÖ’nün açıklaması dünya çapında borsaları etkiledi. Açıklamanın yapıldığı 26 Kasım Cuma akşamı İngiltere’deki FTSE 100 endeksi yüzde 3,6 değer kaybetti. FTSE 100, pandeminin ilk günlerinden bu yana bir günde bu kadar değer kaybetmemişti. ABD’de Dow Jones endeksi yüzde 2,5, Nasdaq ise yüzde 2,2 değer kaybetti.

Dünyada korkuya neden olan Omicron varyantı nedeniyle birçok ülke yeni tedbirleri yürürlüğe koydu.

İlk olarak çeşitli Afrika ülkelerine uçuşlar durduruldu. Maske kullanımı tekrar hatırlatıldı, henüz yeni varyanta etkisi olup olmadığı kesinleşmese de virüsün yayılmasına engel olacağı düşünülerek üçüncü doz aşılar hızlandırıldı.

Türkiye, İngiltere, AB, Avustralya, Kanada ve ABD’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda ülke, Güney Afrika ve bazı komşularından seyahatleri yasakladı veya kısıtladı.

Dünya Sağlık Örgütü, koronavirüsün yeni varyantı Omicron’un ortaya çıktığı Afrika ülkelerine yönelik seyahat kısıtlamalarını eleştirerek üye ülkeleri varyanta karşı ‘akılcı’ ve ‘orantılı’ tedbirler almaya çağırdı.

Erdoğan, en büyük Türk savunma sanayi şirketini Körfez sermayesine mi satıyor?

Okumaya devam et

Popular

Shares