Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Ankara’nın NATO’da Belarus yanlısı tavrı ittifakın tepkisini çekti

Belarus yönetiminin muhalif bir gazeteciyi tutuklamak için hava korsanlığına varan eylemlerine yönelik NATO’nun vereceği resmi tepkiyi Türkiye’nin yumuşatmaya zorlaması ittifak içerisinde tepkiyle karşılandı. Türkiye, son zamanlarda ittifak içerisinde yaşanan krizlerin merkezine yerleşti.

BOLD – NATO üyesi 30 ülke, gazeteci Roman Pratasevich’i tutuklamak için Ryanair uçağının Minsk’e indirilmesi adımını kınayan iki paragraflık bir bildiri yayımladı. Ancak Baltık ülkeleriyle Polonya’nın başını çektiği söz konusu kınamada herhangi bir cezai yaptırım yer almadı.

Ortak metin, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in kamuoyuna yaptığı açıklamalardan daha az sert ifadeler içerdi. Stoltenberg, olayı ‘devletin adam kaçırması’ ve ‘çirkin’ sözleriyle tanımlamıştı.

BELARUS’U RAHATSIZ EDECEK İFADELER METİNDEN ÇIKARILDI

Reuters’ın iki diplomatik kaynağa dayandırdığı haberine göre ‘Ankara, Belarus’a, Batı yaptırımına verilen destekten bahsedilmemesi ve yine bu ülkedeki siyasi mahkumların serbest bırakılması çağrısında bulunulması’ yönündeki cümlelerin metinden çıkarılması konusunda ısrar etti.

Aynı kaynaklar, NATO’nun Belarus’la işbirliğinin askıya alınması yönündeki ‘tehdit dilinin’ de Ankara’nın ısrarıyla metinden çıkarıldığını belirttiler.

Üçüncü bir diplomat da, Ankara’nın baskısının esas olarak yaptırım önerilerini detaylı olarak açıklayan Avrupa Birliği’nden daha farklı bir ifade kullanmayı amaçladığını ifade etti. Söz konusu öneriler arasında Belarus Havayollarının AB hava sahasını ve AB havalimanlarını kullanmasının engellenmesi ile AB havayollarına Belarus’tan kaçınmaları çağrısında bulunulması yer alıyordu.

BİRÇOK MÜTTEFİK TÜRKİYE’YE ÇOK KIZMIŞTI

Diplomatlardan biri, Stoltenberg’in daha fazla ‘bölünmeyi’ önlemek için NATO’nun web sitesinde yayınlanan son metin için Türkiye de dahil tüm müttefiklerin desteğini aldığını söyledi.

Diplomatlar, Türkiye’nin yumuşatılmış metin konusundaki ısrarının, başta Polonya, Litvanya ve Letonya olmak üzere bazı müttefikleri üzdüğünü ve daha sert ifadelerin yer alması için bastırdıklarını dile getirdi.

Müzakere sırasında hazır bulunan Avrupalı diplomatlardan biri, “Birçok müttefik Türkiye’ye çok kızmıştı. NATO’nun (olaya) yanıt vermesi önemliydi ve Ankara’nın Belarus lideri Alexander Lukashenko’yu neden savunmak istediği de net değildi.” sözleriyle içeride yaşananları anlattı.

RUSYA’YI MEMNUN ETME ÇABASI MI?

Türkiye’nin sergilediği tavrın nedenlerinin bilinmediği dile getirilse de diplomatlar, Ankara’nın Belarus’un en yakın müttefiki Moskova ile bağlarını korumaya ve Minsk’e günlük uçuşlarını devam ettiren Türk Hava Yolları aracılığıyla Belarus’la ekonomik ilişkilerini sürdürmeye çalışabileceği ihtimallerini dile getirdiler.

Bir başka olasılığın da, Türkiye’nin bu yaz Rus turistleri ülkeye çekme amacı taşıdığı değerlendirmesinde bulunuldu.

UÇAK İNDİRME VAKASINDA NELER YAŞANDI

Ryanair havayolu şirketine ait yolcu uçağı Pazar günü, Yunanistan’ın başkenti Atina’dan Litvanya’nın başkenti Vilnius’a gidiyordu.

Belarus Litvanya’ya giden uçağın yolunu, hava sahası üzerindeyken bir savaş uçağıyla kesti. “Bomba tehdidi” iddiasıyla Minsk’e inmeye zorladı.

Uçakta bulunan muhalif gazeteci, Nexta grubunun eski editörü 26 yaşındaki Roman Pratasevich gözaltına alındı.

Görgü tanıkları gözaltına alınan gazetecinin çok korkmuş göründüğünü ve yanındaki yolculara idam cezasına çarptırılabileceğini söylediğini anlattı. Belarus, Avrupa’da hala idam cezasını kaldırmamış tek ülke.

Ryanair’e ait uçak, gazetecinin gözaltına alınması sonrasında yoluna devam etti ve Litvanya’nın başkenti Vilnius’a planlanan varış saatinden yaklaşık yedi saat sonra, yerel saatle 21.25’te vardı.

Belarus Devlet Başkanı Aleksander Lukaşenko, olayla ilgili yaptığı açıklamada “Yolcu uçağını indirmek hakkımızdı” dedi.

Parlamentoda milletvekillerine seslenen Lukaşenko, yolcu uçağının “bomba ihbarı nedeniyle indirildiğini” ve Mig-29 tipi savaş uçağı tarafından yolunun kesildiği haberlerinin “kesinlikle yalan” olduğunu iddia etti.

66 yaşındaki Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko 1994 yılından bu yana iktidarda ve geçen yılın Ağustos ayında sonucu tartışma yaratan seçimleri kazandığını ilan ettiğinden bu yana ülkede çok sayıda muhalif isim tutuklandı, bir kısım muhalif de yurt dışına kaçtı.

KRİZLERİN ODAĞINDAKİ TÜRKİYE VE SİLAH AMBARGOLARI

AKP iktidarındaki Türkiye, son yıllarda NATO içerisinde krizlerin merkezine oturdu.

Ankara; Libya’daki politikası konusunda Fransa, Suriye konusunda ABD ve Akdeniz’de enerji kaynakları konusunda Yunanistan ile çatışıyor.

Ankara ayrıca, NATO’nun ‘Batı’yı istikrarsızlaştırmaya çalışan bir düşman’ olarak tanımladığı Rusya’dan hava savunma füzeleri satın aldı.

Özellikle Suriye’nin kuzeydoğusuna düzenlediği Barış Pınarı Harekatı sonrası NATO müttefikleri ABD, Almanya ve Kanada Türkiye’ye kısmi silah ambargosu uyguluyor. S-400 krizi ile birlikte ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı yaptırımlar ise Washington’un 1975-1978 arasında Ankara’ya uyguladığı silah ambargosu günlerini hatırlatıyor.

FRANSA İLE AKDENİZ’DE ‘FIRKATEYN’ KRİZİ

Türkiye ve Fransa, geçen yıl 24 Ekim’de ilan edilen ateşkese kadar Libya iç savaşında farklı grupları destekledi. Türkiye Tablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükumeti’ne destek verirken, Fransa Tobruk merkezli Libya Temsilciler Meclisi’ne destek verdi.

Her iki ülke de bu grupların askeri güçlerine Birleşmiş Milletler’in silah ambargosuna rağmen ciddi anlamda destek verdi. Bu sırada iki ülke savaş gemileri geçen yıl Haziran ayında Akdeniz’de Libya açıklarında karşı karşıya geldi.

Akdeniz’de NATO misyonu çerçevesinde görev yapan Fransa’ya ait Courbet isimli firkateyn Tanzanya bandıralı ‘Çirkin’ adlı gemiyi Libya’ya silah taşıyarak BM’nin silah ambargosunu ihlal ettiği şüphesiyle Akdeniz’de arama girişiminde bulundu. Paris, bunun üzerine Courbet firkateyninin Çirkin adlı gemiye eşlik eden Türk savaş gemileri tarafından taciz edildiğini öne sürdü.

Türk askeri kaynakları ise Fransa’nın taciz iddiasını yalanlayarak, tam tersine Fransız gemisinin denizciliğe aykırı süratli manevralarının krize neden olduğunu öne sürdü.

Fransa, Türk savaş gemilerinin Courbet’ye üç kez radar kilidi attığını belirterek bu davranışları ‘aşırı agresif’ olarak tanımladı ve Türkiye’yi NATO’yu şikayet etti.

Fransa’nın şikayeti üzerine NATO soruşturma başlattı. Soruşturma Eylül ayında tamamlandı. NATO, Fransa ve Türkiye’yi küstürmemek için raporu kamuoyuna açıklamama kararı aldı.

O günlerde olayı yorumlayan Avrupalı bir diplomat, Paris ve Ankara arasındaki krizle ilgili ittifakın tutumunu “sorun halının altına süpürüldü” diyerek  özetledi. Diğer bir diplomat, stratejik konumu ve askeri gücü itibarıyla NATO’nun Türkiye’yi hedef göstermekten özenle kaçındığı saptamasında bulundu.

NATO’NUN BEYİN ÖLÜMÜ GERÇEKLEŞTİ

2019 yılı Aralık ayında gerçekleştirilen ve NATO’nun 70. kuruluş yıldönümünün kutlandığı Londra Zirvesi öncesi Türkiye, NATO’daki başka bir krizin merkezinde yer aldı.

Türkiye’nin 2019 sonbaharında Suriye’nin kuzeyine düzenlediği Barış Pınarı Harekatı sonrası, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın harekata karşı çıkmaması ve konunun ittifak içerisinde istişare edilmemesi üzerine “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” ifadelerini kullandı.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO Zirvesi öncesi Macron’un açıklamalarına, “Türkiye’yi NATO’dan çıkarmak, çıkarmamak… Bu senin haddine mi? Böyle bir şeyin kararını senin verme yetkin var mı? … Sayın Macron bak, Türkiye’den sesleniyorum, NATO’da da söyleyeceğim, önce sen kendi beyin ölümünü bir kontrol ettir. Çünkü bu ifadeler ancak senin türündeki beyin ölümü gerçekleşmiş olanlara yakışır” diye karşılık verdi.

NATO’nun 70. kuruluş yıldönümünü kutladığı Londra Zirvesi, Türkiye – Fransa gerginliği ve ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti mi’ tartışması gölgesinde geçti.

SURİYE VE KÜRT GRUPLAR KONUSUNDA ANLAŞMAZLIK

NATO içinde ABD ile Türkiye arasında uzun süredir kriz oluşturan konulardan birisi de ABD’nin IŞİD’le mücadele kapsamında Suriyeli Kürt gruplara verdiği asker destek.

Türkiye, PKK’nın Suriye kolu YPG’yi ve YPG’nin büyük çoğunluğunu oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) terör örgütü olarak kabul ediyor.

ABD ise YPG ve SDG’yi 2014 yılının ortasından beri IŞİD’e karşı mücadelede aktif olarak destekliyor ve silahlandırıyor. Washington bu kapsamda YPG ve SDG’ye binlerce TIR silah yardımı gönderdi.

Türkiye, YPG ile mücadeleyi PKK ile mücadelenin bir parçası olarak görüyor ve Ankara bu amaca yönelik Suriye’nin kuzeyinde YPG’nin kontrolündeki bölgelere iki sınır ötesi askeri harekat gerçekleştirdi.

2018 yılı Ocak ayında düzenlenen Zeytin Dalı Harekatı ile YPG’nin Afrin’deki hakimiyetine son verildi.

Ekim 2019’da başlayan Barış Pınarı Harekatı ile de Türkiye, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Resulayn ve Tel Abyad’daki YPG hakimiyetine son verdi. Harekat özellikle ABD ve Fransa’nın tepkisini çekti.

ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı öncesi gönderdiği mektubun üslubu büyük yankı uyandırdı. Mektupta, Trump Erdoğan’a “Gel birlikte iyi bir anlaşma için çalışalım… Sert bir adam olma. Aptal olma…. Seni arayacağım” şeklinde seslendi.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron ise dönemin ABD Başkanı Trump’ın harekata karşı çıkmaması ve konunun ittifak içerisinde istişare edilmemesi üzerine “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” ifadelerini kullandı.

BARIŞ PINARI HAREKATI SONRASI TÜRKİYE’YE SİLAH AMBARGOLARI

Türkiye’nin 2019 sonbaharında gerçekleştirdiği Barış Pınarı Harekatı sonrası ABD Kongresi, Türkiye’ye üstü örtülü bir silah ambargosu uygulamaya başladı. Türkiye’nin kritik silah alımlarını bekleten ABD Kongresi, Türkiye’nin Pakistan’a 30 adet T-129 ATAK helikopteri satışında olduğu gibi içerisinde Amerikan firmalarının ürettiği teknolojiler bulunan ürünlerin 3. ülkelere satışına ‘ihracat lisansı’ vermiyor.

Barış Pınarı Harekatı sonrası ayrıca Türkiye’nin NATO’daki diğer müttefikleri Almanya ve Kanada da Türkiye’ye kısmi silah ambargosu uygulamaya başladı.

Berlin, Türkiye’ye deniz kuvvetleri dışında silah satışını durdururken; Kanada Türkiye’nin ürettiği silahlı veya silahsız insansız hava araçlarında (SİHA-iHA) kullanılan kritik teknolojilerin satışını askıya aldı. Bir ara bu satışları yeniden başlatan Kanada, Türkiye’nin ürettiği İHA ve SİHA’ların Azerbaycan tarafından Dağlık Karabağ’da Ermenilere karşı kullanılması üzerine 2020 sonbaharında ihracatı önce askıya aldı, geçtiğimiz aylarda da tamamen durdurdu.

DOĞU AKDENİZ ENERJİ KAYNAKLARI VE YUNANİSTAN’LA KRİZ

Türkiye’nin Yunanistan’la Ege’de kıta sahanlığı ve hava sahası üzerinden yaşadığı sorunlar ve Kıbrıs konusunda yaşadığı problemlerin geçmişi NATO içerisinde çok eskilere gidiyor.

Ancak son zamanlarda bu krize Ege ve Akdeniz’in altında bulunan hidrokarbon kaynaklarının önem kazanmasıyla yeni bir kriz eklendi. İki ülke Ege ve Akdeniz’in altındaki doğalgaz ve petrol kaynaklarını araştırmak için münhasır ekonomik bölgeler oluşturmaya başladı.

Türkiye’ye çok yakın birçok Ege adasının kıta sahanlığı ve hava sahasının ‘varlığı ve genişliği’ konusundaki anlaşmazlığın bir benzeri iki ülkenin sahip olacağı münhasır ekonomik bölgelerin ‘genişliği’ konusunda yaşanmaya başladı.

Türkiye, Anadolu ana karasının hemen yakınındaki çok küçük Yunan adalarının binlerce kilometrekarelik münhasır ekonomik bölge oluşturamayacağını iddia ediyor. Antalya’nın karşısındaki Meis adası bu anlamda iki ülkeyi karşı karşıya getirdi.

2020 yılının Ağustos ayında Türkiye ile Yunanistan Meis adası yüzünden savaşın eşiğine geldi. İki ülkenin fırkateynleri birbirine o kadar yaklaştı ki Türkiye’nin Kemal Reis fırkateyni ile Yunanistan’a ait Limnos fırkateyni ada çevresinde çarpıştı. Kriz, Almanya’nın arabuluculuğu ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye tehditleri sonrası Ankara’nın Ege ve Akdeniz’deki sondaj ve sismik araştırma gemilerini çekmesi sonrası biraz olsun dindi.

Ancak şimdilik yatışan krizin ileride NATO müttefiki iki ülkeyi yeniden savaşın eşiğine getirmesi ve ittifak içerisinde ciddi bir çatlak oluşturma potansiyeli bulunuyor.

S-400 ALIMI VE ABD’NİN TÜRKİYE’YE YAPTIRIMLARI

Ankara’nın Rusya’dan S-4000 hava savunma sistemleri alımı ise son zamanlarda NATO içerisinde Türkiye’nin merkezinde bulunduğu en önemli kriz.

2019 yılı Temmuz ayında Rusya’dan ilk S-400 bataryası parçalarının Ankara Mürted Askeri Üssü’ne gelmeye başlamasıyla birlikte ABD, önce Türkiye’nin F-35 savaş uçağı projesindeki katılımını askıya aldı, ardından tamamen iptal etti.

Türkiye’nin parasını ödediği ve ABD’de Türk pilotların ve teknik personelinin eğitimlerini sürdürdüğü 6 adet F-35 savaş uçağı ABD Hava Kuvvetleri’ne devredildi, Türk pilotların ve teknik personelinin eğitimleri de durdurularak Ankara’ya geri gönderildi. ABD ayrıca Türk firmaların F-35’ler için ürettiği 1005 parçayı başka ülkelerin firmalarından almaya başladı ve Türk firmaları 12 milyar dolarlık iş kaybına uğradı.

ABD, S-400 alımı dolayısıyla Türkiye’ye karşı CAATSA (ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası) yaptırımlarını uygulama kararı aldı. Eski Başkan Donald Trump’ın 14 Aralık’ta açıkladığı CAATSA yaptırımları da 7 Nisan’da resmen devreye girdi.

CAATSA yaptırımları, ABD’nin Türkiye’ye Kıbrıs Barış Harekatı sonrası 1975-1978 arasında uyguladığı silah ambargosu günlerini hatırlatıyor.

ABD’nin özellikle Savunma Sanayii Başkanlığı’na yarar sağlayacak kredilere uluslararası finans kuruluşlarında karşı çıkma zorunluluğu, gelecekte Türkiye’nin Avrupa ülkeleriyle gelişmiş silah platformları geliştirmesindeki ortaklıkları tehdit edebilecek potansiyele sahip. 

Savunma Sanayii Başkanlığı’na mal ve teknoloji transferi için ihracat lisansı verilmesi yasağı ise hem Türkiye’nin ABD’den silah alımını hem de ABD’nin Türkiye’ye sağladığı ürünlerin ve teknolojilerin Ankara tarafından 3. ülkelere ihracını engelliyor.

CAATSA yaptırımları, ABD Kongresi’nin Barış Pınarı Harekatı sonrası Ankara’ya uyguladığı fiili silah ambargosunu yasallaştırdı.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkileri, Türkiye’nin Suriye’de Washington’un düşmanları Rusya ve İran ile hareket etmesi, Türkiye’nin Rusya’dan 2. Patriot bataryası, Su-35 veya Su-57 savaş uçakları alımı ihtimali konusu ABD’yi ve dolayısıyla NATO’yu rahatsız eden diğer konular olarak öne çıkıyor.

ABD ve Türkiye’nin NATO’daki müttefikleri Erdoğan yönetimi altındaki Türkiye’nin 2016’daki başarısız darbe girişiminin ardından otoriterliğe saplanmasını da endişeyle izliyor.

Ancak NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip, Avrupa ile Orta Doğu arasında stratejik bir konumda bulunan ve Karadeniz ile Akdeniz kıyılarına sahip olması Türkiye’yi NATO müttefiklerinin gözden çıkaramayacağı bir ülke konumuna getiriyor. Bu nedenle AKP iktidarının dış politikadaki NATO’yu ve müttefiklerini rahatsız eden politikaları ve ‘problem ülke’ olarak öne çıkması kısmen cezalandırılsa da ilişkiler tamamen kopartılmıyor.

Biden’dan yaraları saracak hamle: Kudüs Konsolosluğu yeniden açılıyor

Dünya

Almanya, Ziraat’i mercek altına aldı: Bilançolarda dengesizlik var

Almanya, Ziraat Bankası’nın ülkedeki mali tablolarını mercek altına aldı.Bankanın kredi işlemleri ve bilançolarında dengesizlik olduğu ifade ediliyor. Mali denetim kurumu BaFin, daha önce de Ziraat Bankası Almanya’nın başına yapılacak Genel Müdür atamasını kabul etmemişti.

BOLD – Almanya’nın mali denetim kurumu BaFin, Ziraat Bankası’nın Almanya’daki birimi ‘Ziraat Bank International AG’nin bilonçolarını incelemek istedi.

“BİLANÇODA DENGESİZLİKLER VAR”

Reuters Haber Ajansı’nın üç farklı kaynaktan edindiği bilgiye göre, bazı kredi işlemleri ve bankanın bilançosu hakkındaki endişeler nedeniyle bu talepte bulunuldu ve şu açıklama yapıldı:

“Bankanın bilançosunda uyuşmayan bazı rakamlar var. BaFin olarak bu dengesizliklerin nedenini inceleyeceğiz”

BaFin ve Ziraat Bankası yetkililerinin konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçındığı belirtilirken ismi verilmeyen bir hükümet yetkilisinin Reuters’a verdiği bilgiye göre Alman düzenleyici kurum Ziraat tarafından yapılan bazı işlemlerden rahatsız. Yetkili “Bazı verilerle ilgili bir dengesizlik olduğunu düşünüyorlar… Bu konular tartışılıyor. Bu sorunların sonunda çözülmesini bekliyoruz” şeklinde konuştu.

İKİ KURUM GÖRÜŞMELER YÜRÜTECEK

İddialarla ilgili Ziraat Bankası International AG ve mali denetim kurumu Bafin’in görüşmeler yürüteceği, görüşmelerin başarısız olması durumunda BaFin’in birkaç seçeneği olduğu belirtiliyor.

Bu seçenekler arasında BaFin’in bankanın büyük ölçekli krediler vermesini yasaklaması, yapılanları incelemesi için özel bir müfettiş göndermesi veya bankanın birkaç alanda iş yapmasını sınırlaması olduğu ifade ediliyor.

DAHA ÖNCE GENEL MÜDÜR ATAMASI REDDEDİLMİŞTİ

Ziraat Bank International AG, Almanya’da, Türkiye’nin varlık bakımından devlete ait en büyük işletmesi olarak faaliyet gösteriyor ve Berlin dahil yedi şehirde şubesi bulunuyor.

Ziraat Bankası’nın Frankfurt’ta önerilen genel müdürünün atanmasını da BaFin’in daha önce onaylamamıştı. Ancak bu durumun bankadaki endişelerle doğrudan ilgili olmadığı, bu kişinin bazı şartları yerine getirmemesi ile ilgili olduğu ifade edildi.

Gazeteci Elmas Topçu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Almanya Federal Finansal Denetleme Kurulu BaFin Ziraat Banka’sının Almanya’daki kuruluşu Ziraat International’i büyüteç altına almış. İsim vermeyen kaynaklar, bilançolarındaki düzensizlikten bahsediyor. Ziraat International’e atanan yeni yöneticiyi de BaFin reddetmiş. Alman denetleme kurumu BaFin, Ziraat International’e atanan yeni yöneticiyi de ‘uygun değil’ gerekçesiyle reddetmiş. Adamlar Türkiye’de yapılan kanka atamaları ile verilen hediye kredileri de biliyordur, aptal değiller ya” yorumunu yaptı.

Sezgin Baran Korkmaz’ın tutukluluğu devam edecek

Okumaya devam et

Dünya

Malta’da iki Türk öğretmen tutuklandı

Yunanistan’dan yola çıkarak Malta üzerinden Belçika’ya gitmeye çalışan iki Türk öğretmen dün akşam Malta’da tutuklandı. Rabia Yavuz ve Müzekka Deneri’ye geçerli olmayan bir pasaport kullandıkları için 6 ay hapis cezası verildi.

BOLD – Malta Times sitesinin haberine göre 26 Temmuz pazartesi günü Malta Havaalanında gözaltına alınan Rabia Yavuz ve Müzekka Deneri, dün çıkarıldıkları mahkemeden sonra tutuklandı. Rabia Yavuz’un 3 yaşındaki oğlu ile Deneri’nin 5 yaşındaki oğlu, Malta’nın çocuk esirgeme kurumu Appogg’a teslim edildiği öğrenildi.

Yavuz ve Deneri’nin avukatı Christopher Chircop, mahkemede yaptığı savunmada müvekkillerinin 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’den ayrılmak zorunda olan öğretmenler olduğunu, Yunanistan’a sığındıklarını ve çocuklarına daha iyi bir yaşam sunma umuduyla Belçika’ya gitmek istediklerini, tatile gitmediklerini ifade etti. Bunun diğer olaylardan farklı değerlendirilmesini isteyen Christopher Chircop mahkemeden af talebinde bulundu.

KARARI DUYUNCA GÖZYAŞLARINA BOĞULDULAR

Chircop, çocukların yabancı bir ülkede annelerinden koparılıp dil ​​engeli ve tanıdık olmayan geleneklerle karşı karşıya kalırlarsa travma yaşayacaklarını da sözlerine ekledi. Ancak mahkeme her iki öğretmene de sahte pasaportla geçmeye çalıştıkları için 6 ay hapis cezası verdi.

Kararı çevirmen yardımıyla öğrenen 27 yaşındaki Rabia Yavuz ile 29 yaşındaki Müzekka Deneri’nin mahkemede gözyaşlarına boğulduğu, hıçkıra hıçkıra ağladığı ve yardım istediği öğrenildi.

“ÇOCUKLAR ANNELERİYLE BİR ARAYA GELECEK”

Avukat Nurullah Albayrak Twitter’dan bugün yaptığı açıklamada “İki hanımefendi çocuklarıyla beraber, Malta’ya geçerli olmayan bir seyahat belgesiyle giriş yaptıkları ve iltica etmek istemediklerini söyledikleri için normal olarak yasa dışı ülkeye girildiği gerekçesiyle hukuki süreç başlatıldı. İçerideki hanımefendilerle eşleri bu sabah görüntülü olarak görüştü. Çocuklarla anneler bugün bir araya geliyor. Malta’dan avukat ayarlandı ve sürece müdahil olundu. Gerekli koordinasyon sağlandı. Hukuki süreç aileleriyle birlikte takip ediliyor.”

Okumaya devam et

Dünya

Sezgin Baran Korkmaz’ın tutukluluğu devam edecek

Avusturya’da mahkeme, Türkiye ve ABD tarafından kara para aklama soruşturması kapsamında iadesi istenen Sezgin Baran Korkmaz’ın tutukluluk halinin kaldırılmasına ilişkin yapılan itirazı kabul etmedi.

BOLD – Avusturya’daki Wels Bölge Yüksek Mahkemesi, Türkiye ve ABD tarafından kara para aklama soruşturması kapsamında iadesi istenen Sezgin Baran Korkmaz’ın tutukluluk halinin kaldırılmasına ilişkin yapılan itirazı reddetti. Korkmaz’ın tutukluluk hâli 22 Eylül’e kadar uzatıldı

Wels Savcılığı Basın Biriminden Savcı Christoph Weber, Korkmaz’ın Wels Bölge Mahkemesinin 5 Temmuz’da aldığı tutukluluk halinin devam etmesine yönelik karara yapılan itirazın, Yüksek Mahkemece kabul edilmediğini aktardı.

Firar etme tehlikesi gerekçesiyle tutuklanmasına hükmedilen şahsın tutukluluk halinin devam etmesine karar verildiğini belirten Weber, Korkmaz’ın tutukluluk halinin 22 Eylül’e kadar devam edeceği bilgisini paylaştı.

Weber, 5 Ağustos’ta yapılması öngörülen Korkmaz’ın 3’üncü duruşmasının da başka bir tarihe ertelendiğini kaydetti.

ABD VE TÜRKİYE İADESİNİ İSTİYOR

SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz, ABD’nin talebi üzerine 19 Haziran’da Avusturya’nın başkenti Viyana’ya yaklaşık 250 kilometre uzaklıkta bir kasabada emniyet güçlerince gözaltına alınmıştı.

Korkmaz’ın 5 Temmuz’da görülen 2. davasında tutukluluk halinin devam etmesine hükmedilmiş, Korkmaz da bu karara itiraz etmişti.

Korkmaz’ı hem ABD hem de Türkiye ‘kara para aklama’ suçlarından yargılamak için Avusturya’dan istiyor.  Korkmaz’ın tutukluluk hali konusunda kararı Wels Bölge Yüksek Mahkemesi verecek. Ancak Korkmaz’ın iade talebi bu mahkemeden farklı olarak başka bir üst mahkeme tarafından değerlendirilecek.

Uluslararası yargılama usulüne göre mahkeme, ABD ve Türkiye’den gönderilecek dava dosyalarını inceledikten sonra Korkmaz’ın iki ülkeden birine iade kararı verecek.

Korkmaz ile ilgili ABD’de 2 ayrı dava bulunuyor. Bunlar birinde Korkmaz için 225 yıl, diğerinden de 25 yıl olmak üzere her 2 davada Korkmaz için istenen en fazla ceza 250 yıl.

Türkiye’de Korkmaz için istenen toplam ceza ise 10 yıl.

AB Ankara’ya yine sopa gösterdi: Kapalı Maraş meselesinde ‘yaptırım’ tehdidi

Okumaya devam et

Popular

Shares