Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

HDP’li Deniz Poyraz’a 6 kurşun: Resmen katliama gelmiş ama kimseyi bulamamış!

HDP’li Hüda Kaya’nın Sadat ile ilişkili olduğunu öne sürdüğü eski sağlık çalışanı Onur Gencer, HDP İzmir İl Başkanlığını basıp parti üyesi Deniz Poyraz’ı 6 kurşunla katletti. Olay yerinde polise teslim oldu. HDP İzmir İl Eş Başkanı Abdülkadir Baydur, binada kimse olmadığı için katliam yaşanmadığını söyledi.

BOLD – İzmir’in Konak ilçesinde bulunan HDP İzmir İl Başkanlığına gelen eski sağlık çalışanı 27 yaşındaki Onur Gencer, iddiaya göre üzerinde taşıdığı silahla birlikte ikinci katta bulunan parti binasına girerek kapıyı açan parti üyesi ve çalışanı Deniz Poyraz’ı (38) vurdu. Cumhuriyet’ten Muhammed Özmen ve Mehmet İnmez’in haberine göre, cinayet sonrası olay yerinden ayrılmayan Gencer, yangın söndürme tüpünü camdan aşağı attı. Olay yerinde polis tarafından gözaltına alınan Gencer’in ilk ifadesinde şunları söylediği belirtildi: “Kimseyle de bağlantı kurmadım. Terör örgütü PKK’dan nefret ettiğim için böyle bir şey yapmak istedim.”

ANNESİNİN YERİNE ÇALIŞMAYA GELMİŞTİ

Olay sonrası bina önüne gelen parti üyeleri saldırıya tepki gösterdi. Polis, geniş güvenlik önlemleri alırken slogan atan vatandaşlar arasında zaman zaman gerginlik yaşandı. Öldürülen Deniz Poyraz’ın, partide çay servisi yapan annesi Fehime Poyraz’ın rahatsızlığı sebebiyle bir günlüğüne onun yerine işe gittiği belirlendi. Poyraz’ın saldırı sırasında binada yalnız olduğu öğrenildi. Savcının incelemesinin ardından Poyraz’ın cenazesi, otopsi yapılmak üzere cenaze aracıyla İzmir Adli Tıp morguna kaldırıldı. Parti çalışanını öldüren Onur Gencer’in Deniz Poyraz’ın cesedinin fotoğrafını çekerek ‘Leş1’ diyerek WhatsApp hikâyeleri üzerinden paylaştığı ortaya çıktı.

KATLİAMA GELMİŞ!

HDP MYK üyesi Mahfuz Güleryüz, yaşananların göz göre göre geldiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Aylardır binamız hedef gösteriliyordu. Emniyetle görüştük, valilikle görüştük. Katliam olacağını haber verdik” dedi. HDP İzmir İl Eş Başkanı Abdülkadir Baydur ise bir internet sitesine yaptığı açıklamada “Deniz’i katlettikten sonra kapısını açamadığı başkanlık odasının da anahtar deliğine silah sıkmış. Resmen katliama gelmiş ama kimseyi bulamamış. O saatlerde genellikle ben ve sayman arkadaşımız orada oluruz. Sayman arkadaşımız havaalanına gitmiş. Benim de korona karantinam bugün bitti. O nedenle biraz geç geldim partiye. Tesadüfen yaşıyoruz. Bütün odaları tek tek arayıp kimseyi bulamayınca silah sıkmış.Daha önce de gerekli tedbirlerin alınması için güvenlik güçleri ile görüştük. Olayın şahsi olmadığını ve daha organize bir güç olduğunu tahmin ediyoruz.”

TÜRKİYE’NİN SİYASİ HAYATINA SALDIRI

CHP il ve ilçe yöneticileri HDP il binası önüne geldi. CHP İzmir İl Başkanı Yücel, “Bir siyasi partiye silahlı bir saldırı yapıldı. Hangi siyasi partiye yapılırsa yapılsın bu Türkiye’nin siyasi hayatına yapılmıştır. Arkasında kimler var, ne var ne yok zaman gösterecek. Bunun arkasını hem İzmir Emniyeti’nin hem de İçişleri Bakanlığının soruşturması, arkasındaki kişi ya da kişileri adalete teslim etmesi gerekiyor” dedi.

6 KURŞUNLA KATLEDİLDİ

MA’nın aktardığına göre Onur Gencer’in Deniz Poyraz’ı katletmesiyle ilgili olay yeri inceleme raporu ortaya çıktı. Poyraz’ın 6 kurşunla öldürüldüğü vurgulanan raporda şu ifadeler yer aldı:

“Harici muayenede, kafada ostoksipitalde bir adet, sol diz çevresinde ve sol bacak üst kısımda toplam 4 adet, sağ bacak orta-alt kısmında 2 adet bazılarının etrafı ekimozlo ateşli silah yaraları ile kafada sağ temporo-oksipitalde yaklaşık 7-8 cm’lik kemiğe kadar inen, kenarları düzgün ve altındaki kemik dokuda kırk olan açık yara bulunduğu görüldü. Olay yeri şartlarında ve kanamalı olması nedeniyle özellikle saçlı deri içinde başka bulgu yara olup olmadığının otopsi işlemi sırasında daha ayrıntılı bakılması kanaatine varıldı.”

İzmir Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunda da ölümün ateşli silah sonucu gerçekleştiği ve laboratuvar tetkikleri sonucu ayrıntılı otopsi raporunun hazırlanacağı belirtildi.

Gündem

Yunanistan’daki hasta mülteciler yardım bekliyor

Türkiye’den Yunanistan’a sığınmak zorunda kalan hasta mülteciler için yardım kampanyası başlatıldı. Acil durumdaki 15 hasta için başlatılan kampanya, tüm hastalar için yapılmaya devam edecek.

BOLD – Kimi beyin felci, kimi kanser, kimi yürüyemiyor. Kimi kanser tedavisi görüyor, kiminin ise acilen karaciğer nakli olması gerekiyor. Ciddi sağlık sorunlarına rağmen Türkiye’den göç etmek zorunda kalan hasta mülteciler Yunanistan’da yardım bekliyor.

HASTALARLA TEK TEK GÖRÜŞÜLDÜ

Merkezi ABD’de olan insan hakları kurumu Advocates of Silenced Turkey (AST), hasta mültecilerin sağlıklarına kavuşabilmesi bir yardım kampanyası başlattı. ilk etapta durumu acil olan 15 hasta için bu kampanyayı başlattıklarını söyleyen AST’nin Başkanı Murat Kaval, tedaviye muhtaç daha birçok hastanın bulunduğunu belirtti. 15 hasta için 160 bin dolara ihtiyaç olduğunu belirten Kaval, bugüne kadar bu miktarın yarısını toplayabildiklerini söyledi.

Hastalarla bire bir görüşerek, belgelere dayanılarak kampanya başlattıklarını ifade eden Kaval, Gofundme’deki kampanya sayfalarında güvenlik gerekçesiyle bazı hastaların gerçek isimlerinin ve soyadlarını yazılmadığını da sözlerine ekledi. İşte o hastalar:

SİNEM VE MERYEM YÜRÜMEK İSTİYOR

Üçüz olarak dünyaya gelen 7 yaşındaki Sinem ve Meryem serebral palsi hastası (beyin felci). 8 aydır Atina’da yaşıyorlar. 10 yaşına kadar ameliyat olurlarsa yürüyebilme şansları var. Yürüyebilmeleri için acil ameliyat olmaları ve iyi bir fizik tedavi almaları gerekiyor.

9 AMELİYAT GEÇİRDİ

Yüzde 52 engelli olan ve doğuştan tek böbreğiyle yaşayan Melek Hanım’ın hipertansiyon, şeker ve Akdeniz ateşi rahatsızlıkları bulunuyor. Bugüne kadar 9 kez ameliyat olan Melek Hanım, 10 aylık cezaevi sürecinden sonra Atina’da oğlu ile yaşıyor. Eşi de 3,5 yıldır cezaevinde.

6 AYLIKKEN HAPSE GİREN MEHMET BEBEK

28 haftalıkken dünyaya gelen Mehmet Bebek, doğumda oluşan rahatsızlıklar nedeniyle uzun süre yoğun bakımda kaldı. Daha 6 aylıkken annesiyle birlikte cezaevine girdi. Serebral palsi (beyin felci) teşhisi konulan Mehmet Bebek, 1 kez gözünden, 3 kez de bacaklarından ameliyat oldu. Türkiye’de uzun süre fizik tedavi gördü. Ailesiyle birlikte yaklaşık 1 yıldır Atina’da yaşayan Mehmet Bebek, yeniden ameliyat olmak zorunda kaldı. Tedavisi daha bitmedi. Gerekirse tekrar ameliyat edilecek.

BEYNİNDE TÜMÖR VAR

Beyninde tümör olan Meryem Hanım, iki çocuğunu ve hapisteki eşini Türkiye’de bırakıp 4 yaşındaki kızıyla Yunanistan’a göç etmek zorunda kaldı. Yaklaşık 10 aydır Atina’da yaşıyor. Aynı zamanda vertigo ve yüksek tansiyon hastası olan Meryem Hanım’ın, tümör nedeniyle en kısa sürede tedavi edilmesi gerekiyor.

CİĞERİNDE KİST OLAN SERHAT BEBEK

Annesiyle birlikte cezaevinde kalan Serhat’ın 4 yaşında başlayan şiddetli ağrılar sonucunda ciğerinde kist olduğu ortaya çıktı. Annesi ve iki kardeşiyle birlikte yaklaşık bir yıldır Atina’da yaşayan Serhat’ın sağlığına kavuşabilmesi için acil tedaviye ihtiyacı var. Serhat’ın babası ise hala Türkiye’de cezaevinde.

CEZAEVİNDE KANSER OLDU

Beş yıl içinde cezaevlerinde birçok insan kanser oldu. Bu hastaların kimi duyuldu kimi de sessiz sedasız bir köşede beklemeyi tercih etti. 8 aydır Atina’da yaşayan İsa bey, cezaevinde apandist kanserine yakalandı, bir yıl süren başvuru sürecinden sonra tahliye edildi. 30 yaşındaki İsa bey, acilen tedavi olması gerekiyor.

BACAKLARINDAN 8 KEZ AMELİYAT GEÇİRDİ

Kalçası çıkık olarak dünyaya gelen 51 yaşındaki Yasemin hanım yüzde 47 engelli. Bacaklarından 8 kez ameliyat oldu. Sol bacağı 10 cm kısa olduğu için 5 kez daha ameliyat geçirerek protez bacaklarıyla yaşamak zorunda kaldı. 17 Aydır Atina’da yaşıyor. Daha iyi yürüyebilmesi için özel medikal ayakkabıya ve fizik tedaviye ihtiyacı var.

KARACİĞER NAKLİ BEKLİYOR

24 yaşındaki Mehmet bey, cezaevinden çıktıktan sonra hastalandı. 9 aydır Atina’da yaşamak zorunda kalan Mehmet Bey’in acilen karaciğer nakli olması gerekiyor. Ayrıca yemek borusundaki varislerinde kanama olduğu zaman ölüm riski bulunuyor.

SIRTINDA KESEYLE DÜNYAYA GELDİ

Sırtında kese ile dünyaya gelen Taha bebeğe anne karnındayken meningomyosel (omurilik kanalı adı verilen bölgesinin açıkta kaldığı bir rahatsızlık) ve hidrosefali (beyin sulanması) teşhisi konuldu. Ayrıca kalça çıkıklığı mevcut. 2 ameliyat geçiren Taha bebek, şu an ayaklarını hissetmiyor. Özel gereksinim raporu bulunan Taha bebeğin beyin cerrahi, nöroloji, üroloji, nefeoloji ve ortopedi bölümlerinde düzenli takibinin yapılmasına, medikal malzemeye ve fizik tedaviye ihtiyacı var.

17 AY CEZAEVİNDE KALDI, BEYNİNDE TÜMÖR ÇIKTI

17 ay cezaevinde kalan Fatma Hanım’ın beyninde hipofiz bezi tümörü bulunuyor. 7 aydır Atina’da tek başına yaşayan Fatma Hanım, tümör nedeniyle oluşabilecek bağırsak kanseri ve görme kaybı nedeniyle acilen tedavi olmayı bekliyor.

KALP AMELİYATI OLDU, HASTANEDEN ÇIKINCA GÖZALTINA ALINDI

Türkiye’de yaşadığı sıkıntı ve stres nedeniyle kalp krizi geçiren Halit Bey, kalp damarlarının yüzde 97’si kapalı olduğu için kalp ameliyatı oldu. Hastaneden çıkıp eve geldikten 1 saat sonra polisler eşini ve kendisini gözaltına aldı. Bir yıldır Atina’da yaşayan Halit Bey’in, tedavisine devam edebilmesi için ilaçlarını almaya ihtiyacı var.

4 YILDIR AİLESİNDEN AYRI, ATİNA’DA KANSER TEDAVİSİ GÖRÜYOR

Dört yıldır ailesinden uzakta olan ve iki yıldır da Atina’da yaşayan Gül Hanım’ın geçirdiği kanser tedavisinden sonra tekrar oluşan rahatsızlıkları için acilen ameliyat olması gerekiyor.

8 AYDIR ÇOCUKLARIYLA ATİNA’DA

Eşi yaklaşık 5 yıldır cezaevinde bulunan Neşe Hanım, 8 aydır çocuklarıyla Atina’da yalnız yaşıyor. Kalp kası kalınlaşması bulunan Neşe Hanım, Atina’dayken aniden hastalanınca rahatsızlığını öğrendi ve acilen tedavi olması gerekiyor.

TEKERLEKLİ SANDALYEYLE YUNANİSTAN’A GEÇTİ

12 yaşındaki Nezaket’e anne karnındayken omurilik açıklığı, skolyoz teşhisi konuldu. Ayağındaki şekil bozukluğu nedeniyle yürüyemeyen Nezaket, 1 yıl cezaevinde kalan babasıyla birlikte Yunanistan’a geçti. Yaklaşık 10 aydır Atina’da yaşayan Nezaket’in ameliyat olması gerekiyor. Acilen yeni bir tekerlekli sandalyeye, medikal malzemeye ve yoğun bir fizik tedaviye de ihtiyacı var.

KAMPANYAYA BAĞIŞ YAPMAK İÇİN TIKLAYIN

Okumaya devam et

Gündem

Planlı ve organize katliam: Mahallede tek Kürt olduğum için uğraşıyorlar

Konya’da katledilen Dedeoğulları Ailesi’nin avukatı, saldırının tek kişi tarafından yapılmadığına dikkat çekti. Katliamın planlı ve organize olduğunu savundu. Yaşar Dedeoğulları’nın ise katledilmeden önce “Mahallede ben tek Kürt olduğum için benimle uğraşıyorlar” dediği ve koruma talep ettiği ortaya çıktı.

BOLD – Konya’nın Meram ilçesinde 12 Mayıs’ta 60 kişilik ırkçı grubunun saldırısına uğrayan Dedeoğulları Ailesi’nden 7 kişi, 30 Temmuz’da saldırı yapan grupta yer alanların akrabası Mehmet Altun tarafından katledildi. Dedeoğulları ailesine yönelik ilk saldırıdan bugüne yaşanan hukuki süreci, katliamı duyuran aile avukatı Abdurrahman Karabulut anlattı.

BİRER BİRER TAHLİYE EDİLDİLER

MA’nın haberine göre Dedeoğulları Ailesi’ne yönelik 12 Mayıs’ta gerçekleşen saldırı dosyasına 15 Haziran’da dahil olduğunu aktaran Karabulut, tutuklanan 6 kişinin yanı sıra saldırıda bulunan diğer kişilerin tutuklanmasına yönelik hukuki bir mücadele yürütmeye başladıklarını söyledi. Müvekkilleriyle birlikte saldırıda yer alanların tespit edilmesi ve tutuklanmalarına yönelik her taleplerinin aksine tutuklanan saldırganların birer birer tahliye edilmelerine tanık olduklarını ifade eden Karabulut, “Kısa sürede 6 kişiden 4’ü tahliye oldu. Aile tedirgin olmaya başladı. Hal böyle olunca, aileyle sürekli görüşüyorduk. Aile yeni bir saldırı olabileceğini bizimle paylaşıyorlardı” ifadelerini kullandı.

SALDIRIYA UĞRADIKTAN SONRA POLİS KORUMAYA GELECEK!

Saldırının ardından hem müvekkilleri hem de saldırıyı gerçekleştiren ancak tutuklanmayanlar için süreli koruma kararı verildiğini belirten Karabulut, “Süreli ve çağrı üzerine koruma verilmişti. İşlevselliği olmayan bir koruma sistemi var. Bir saldırıyla karşılaşacaksınız, polisi çağıracaksınız, polis gelip bakıp, gidecek. Bu işlevsiz koruma, bizim müvekkillere de verilmişti” dedi.

Irkçı saldırıda bulunanların serbest bırakılmasını, cezasızlık politikasının yeni saldırılara zemin hazırladığını ve saldırganları cesaretlendirdiğini defalarca farklı mecralarda dile getirdiklerini aktaran Karabulut, şöyle devam etti:

IRKÇILARA CESARET VERİLDİ

“Cezasızlık politikası yeni saldırıların önünü açmakta ve ırkçı saldırıları gerçekleştiren kişileri cesaretlendirmekteydi. Son olayda da bu şekilde oldu. Defalarca uyarmamıza ve söylememize rağmen, yeni tutuklamalar talep etmemize rağmen, yargı adeta saldıranları koruyucu bir tavırla hareket etti. Bizler olmamış bir şeyi olmuş gibi gösteremeyiz. Bu ahlaki, vicdani, hukuki değildir. Bunda ırkçı saik varsa ve müvekkilimin beyanıyla sabitse, onların bize yansıttığı gibi yargılama sürecinde dile getirmek zorundayız. Dolayısıyla İçişleri Bakanı, valilik, başsavcılık başta olmak üzere hükümet yetkilileri olaya vakıf olmadan bunun ırkçı saikle olmadığını, basit sıradan bir komşu kavgası olduğunu, 10 yıl öncesine dayanan karşılıklı hakareti gündeme getirerek buna bağlaması, olayın gerekçesini örtbas etmekten başka bir şey değildir.”

SUÇU ÖRTBAS EDENLER DE SUÇLU

Saldırının ırkçı olduğunu 5 müvekkilinin 12 Mayıs’ta yapılan saldırının ardından verdikleri ifadede de belirttiklerini hatırlatan Karabulut, şunları söyledi:

“Serap Dedeoğulları, ‘Sizi buradan kaldıracağız dediler. Biz Kürt olduğumuz için saldırdıklarını düşünüyoruz’ diyor. Yine katledilen Yaşar Dedeoğulları ‘Yahya Çalık isimli şahısla aramda 10 yıldır husumet var. Husumetin sebebi bizim Kürt olmamız nedeniyle kaynaklanmaktadır’ diyor. Saldıranların ırkçı saikle saldırdığı kendi ifadelerinde sabitken toplumsal hassasiyet gerekçesiyle böyle bir suçu örtbas edenler, en az suçu işleyenler kadar sorumludur. Böyle bir açıklamayı kabul etmiyoruz.”

SAVUNMA HAKKI NASIL İHLAL EDİLDİ?

Katliamın ardından olay yerine gittiğini anlatan Karabulut, “Dedeoğulları Ailesi’nde de eksik olabileceğini düşündüğümüz delillerin toplanması açısından yargılamaya faydamız olurdu ama bizi olay yerine 2 saat boyunca almadılar. Israr ve girişimlerimiz sonucu olay yerine alındık ama alındığımızda da delillerin çoğu toplanmıştı. Avukatın olay yerine en azından gözlemci olarak alınmaması, savunma hakkının ihlali demektir, bu da ciddi bir hak ihlalidir. Olay yeri evin bahçesinin içerisiydi, dar bir alandı. Bahçeden içeri girmedik, biz sadece bahçe duvarının önüne kadar gidebildik. Orada gözlemleyebildik. Toplanan deliller hakkında bilgi veriliyordu ama ne kadar eksik bilemiyoruz” diye belirtti.

BUNLAR NEDEN ÇIKIYORLAR?

Katliam günü saat 16.30 sularında katledilen aile büyüğü Yaşar Dedeoğulları ve oğlu Barış Dedeoğulları’nın ofisine geldiğini, soruşturma dosya üzerinden son değerlendirmelerini yaptıklarını söyleyen Karabulut, “Neden bunlar çıkıyorlar? Neden yeni tutuklamalar olmuyor? Dolaylı olarak haberler geliyor bize, biz tedirginiz, dediler. Bir saldırı olabileceğini hissediyorlardı. Böyle bir saldırı karşısında evlerine kamera düzeneği kurmuşlardı. Nitekim bu saldırıda da faili ortaya çıkaran bu kamera kaydı oldu. Aile kendilerine yönelik yeni bir saldırı oluşabileceğini düşündükleri için kendi güvenliklerini kendileri sağlamışlardı” şeklinde konuştu.

ATV VE SABAH ALGI OLUŞTURMAK İÇİN KULLANILDI

Kamera kayıtlarının savunma makamına verilmeden ATV ve Sabah grubuyla paylaşılmasına tepki gösteren Karabulut, algı oluşturmak için katledilenlerle saldırgan arasında geçen arbede kısmının kamuoyuna yansıtıldığını belirtti. Karabulut, oluşturmak istenen algıyı ise şöyle anlattı: “Müvekkillerim katile saldırmış, o da kendini korumak istemiş gibi bir algı yaratılmak isteniyor. Temelinde bu zihniyet vardır. Bunların artık ne olduğunu çok iyi biliyor ve tanıyoruz. 45 dakikalık kamera kaydı var. Katil önce olay yerine geliyor, konuşuyor. Başsavcının anlatımına göre sonra silah ve benzinle gelerek, aileyi katlediyor. Ama onlar işine gelen kısmı yayınlayıp, kamuoyunda saldıran Dedeoğulları ailesiymiş gibi algı yaratılmaya çalışılması, vicdansızlık ve ahlaksızlıktır. Başsavcı kamera kayıtlarını bugün bize teslim edeceğini söyledi. Kamuoyuyla da paylaşacağız.”

AZMETTİRİCİLER ORTAYA ÇIKARILABİLİR

Saldırganın 12 Mayıs’ta Dedeoğulları’na saldıranların akrabaları olmasının, önceki saldırının devamı niteliğinde olduğuna ilişkin şüpheleri doğrulamış olduğunu vurgulayan Karabulut, olayın azmettiricileri, yardım edenlerinin kimler olduğunun da soruşturmanın genişletilmesiyle ortaya çıkacağına işaret etti. Soruşturma dosyasına henüz gizlilik kararı konulmadığını belirten Karabulut, “Tabi son dakika bir gizlilik kararı konulmaz ise bugün dosyayla ilgili belgeleri almaya çalışacağız” dedi.

PLANLI VE ORGANİZE SALDIRI

Saldırı üzerinden geçen 4 güne rağmen tespit edilen failin yakalanmamasının saldırının planlı ve organize yapıldığının göstergesi olduğunun altını çizen Karabulut, şunlara dikkat çekti: “Katil ve yahut katille işbirliği yapan kişiler, bu organizasyonu yapmışlar. Katliamın ardından nasıl kaçacaklarını, HTS kayıtlarından ve telefon sinyallerinden nasıl kurtulacaklarının planını yapmışlar ve birileri ustaca bunu yönlendirmiş. Yoksa emniyet tarafından spontane gelişen cinayet vakalarında ya da başka suçlarda suç sonrası çok kısa sürede failler yakalanıyor. 4 gündür yakalanmamasının en büyük sebebi, katliamın önceden tasarlanarak, planlı ve tek kişi tarafından yapılmadığının göstergesidir. Yönlendiren birilerinin var olduğunun, planlamayı yapanlar arasında profesyonel kişiler olduğunun da göstergesidir.”

BAŞSAVCI NEDEN ÇEKİNİYOR?

Başsavcının failin geçmişine, herhangi bir silah eğitimi alıp almadığına dair bir bilgi paylaşımından kaçındığını sözlerine ekleyen Karabulut, “Otopsi raporunu incelediğimizde, 7 müvekkilimizde vücutlarına isabet eden 20 tane kurşun tespit ettik. Bundan isabet etmeyenler yok. Başsavcı olay yerinde başka kovanlar olduğunu da söyledi. Bu şunu gösterir ya silah birden fazla şarjörle kullanılmıştır. Biliyorsunuz en fazla bir silah 15+1 mermi alır. 20 tane vücutlara isabet eden kurşun var. Kimisine 5, kimisine 4 kurşun isabet eden var. Kurşunların birçoğu da kafalarına isabet etmiş. Çok profesyonel bir saldırı olduğunu, bu çok net ortaya koyar ya da birden fazla silahın olduğu şüphesini bizde uyandırıyor. Bunlar aynı zamanda birden fazla saldırgan olma ihtimalini de gösteriyor” ifadelerini kullandı.

HER AN HERKESE SALDIRABİLİRLER!

Etkili bir soruşturma yapılması için Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) avukatlarıyla birlikte süreci takip ettiklerini ifade eden Karabulut, meslektaşlarıyla birlikte soruşturma ve kovuşturmanın etkili yürütülmesi için mücadele edeceklerini söyledi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamalarını eleştiren Karabulut, “Süleyman Soylu; ‘Bu katliamın yapılmasını provoke edenler, farklı mecralara çekmeye çalışanlar, ırkçı saikle olduğunu söyleyenler, en az onlar kadar alçaktır’ sözleriyle bizleri de hedef gösteriyor. Bunun başka bir izahı olamaz. Soylu’nun açıklamalarından cesaret alanlar, her an herkese saldırabilirler” diye belirtti.

TEHDİTLERE BOYUN EĞMEK YOK

Kendisinin de tehdit edildiğini dile getiren Karabulut, devamında şunları söyledi: “Cenazenin defnedildiği gün, ofisim ismini vermeyen biri tarafından aranarak, hakaretler ve tehditler yapılmış. Asla hiçbir şekilde geri adım atmayacağız. Elbette hukuki çerçevede tedbir alacağız. Ama zerre kadar kimseden korkmuyoruz. Katledilen müvekkillerimin emanetinin sorumluluğunu yerine getirmek için son nefesime kadar çalışacağım.”

TARAFLAR ARASINDAKİ ‘HUSUMET’İN PERDE ARKASI

İktidar yetkililerinin ve iktidara yakın medyanın “husumet” tartışmalarına değinen Karabulut, şu bilgileri paylaştı: “Müvekkilim bana anlattı. Husumetin de tamamen ırkçı saiklerle olduğunu ve daha önceki tartışmaların da bu saiklerden kaynaklandığını bana izah etti. Şunu söylediler; 2008-2009 yıllarında Diyarbakır’da bir çatışma olmuş. Bu çatışma esnasında güvenlik görevlileri hayatını kaybetmiş. Bu haberlere çıkınca, saldırganlardan biri, zannedersem Veli Keleş, müvekkilimin olduğu yerde tüm Kürtlere küfrediyor. Yaşar Dedeoğulları kendisinin ses çıkarmadığını, sonra yeniden bütün Kürtlere küfrettiğini ve bundan sonra da müvekkilimde ‘Neden küfrediyorsun’ şeklinde cevap verdiğini söylüyor. Olay bundan ibaret. Kediymiş, el feneriymiş… Bunlar hiçbir zaman insan öldürmeyi gerektirecek sebepler olamaz. 50-60 kişinin organize bir şekilde toplanıp, 4’ü kadın 7 kişiye saldırmasına sebep olamaz. Bu akıl dışıdır ve hayatın olağan akışına da uygun değildir. Kimse bunları sebep olarak gösterip, olayın üstünü örtmeye çalışmasın. Varsa bir suç saiki, ortaya çıkarılsın. Müvekkilimin iddialarına itibar etmeyebilirsiniz ama ciddiye almak zorundasınız. Ciddiye alın, soruşturun, eğer yoksa böyle bir saik, ‘biz araştırdık, soruşturduk, delillerde böyle bir şey ortaya çıkmadı’, denilirse bu anlaşılır. Ama peşin fikirle bunu inkar edip, müvekkillerimi yalancı çıkarmaya kimsenin hakkı yok.”

KAÇ KİŞİNİN ÖLMESİ GEREKİYOR?

Cezasızlık politikasının bu tür saldırılara zemin hazırladığı uyarısında bulunan Karabulut, sözlerini şöyle sürdürdü. “Biz bunları yaşadık. Türkiye daha bunu ne kadar tecrübe edecek. 7 kişi değil de 70, 700 ya da 7 bin kişinin mi ölmesi gerekiyor? Bu tecrübe artık yargı ve devlet aklına fazlasıyla yeter. Cezasızlık politikası yeni saldırıların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bugün bizde tehdit ediliyoruz. Biz de mi bu saldırıya maruz kalalım? Hem yasal düzenlemelerin yapılması hem de yargının daha hassas yaklaşması gerekiyor.”

KÜRT OLDUĞUM İÇİN…

Irkçı saldırıda katledilen Yaşar Dedeoğulları’nın katledilmeden önce “Mahallede ben tek Kürt olduğum için benimle uğraşıyorlar” dediğini aktaran kuzeni Halis Boran, ailenin tehditlerle ilgili şikayetlerine rağmen korunmadıklarını öne sürdü.

Dedeoğulları ailesinden 7 kişinin katledilmesi, iktidar tarafından “husumet” sözleriyle adli vaka olarak yansıtılmaya çalışıldı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da Kürt aileye yönelik ırkçı katliamın “Bunun Türk-Kürt meselesiyle ilgisi yok” diyerek, husumet olduğunu savundu. Katledilen Dedeoğulları ailesinin yakınları, iktidarın söylemlerinin aksine, ailenin Kürt oldukları için katledildiklerini söyledi. Dedeoğulları ailesinin 1992 yılında Kars’tan Konya’ya geldiklerini aktaran Yaşar Dedeoğulları’nın kuzeni Halis Boran, katliam öncesi yaşanan saldırı ve aileye yönelik tehditleri anlattı. Yaşar Dedeoğulları’nın Meram’ın Hasanköy Mahallesi’nde kendine arsa aldığını ve ev yaptığını belirten Boran, kamuoyuna yansıyan ve iktidar sözcülerinin ısrarla “husumet” olarak lanse ettiği olayın 15 yıl önce gerçekleştiğini söyledi.

KÜRTLERE HAKARET VE KÜFÜR ETTİ

Husumetin ise Yaşar Dedeoğulları’nın yanında işçi olarak çalıştığı Veli adlı kişinin Kürtlere hakaret ve küfürleri nedeniyle yaşandığını dile getiren Boran, “15 yıl önce Veli adında birine işçi olarak çalıştığı zaman, mola veriyorlar. Molada radyoyu açıyorlar. Radyoda 5 tane askerin öldüğü duyuruluyor. O arada Veli, dönüp Kürtlere hakaret ediyor, küfrediyor. İkinci kez küfrettiğinde, Yaşar Dedeoğulları da ‘Ben de Kürt’üm, neden küfrediyorsun?’ diyor. Orada kavga çıkıyor. Millet araya giriyor, bunları ayırıyor. Husumet, o günden bugüne devam ediyor” diye anlattı.

BENİ TEHDİT EDİYORLAR

Boran, Yaşar Dedeoğulları ile arasında geçen bir diyalogu şöyle anlattı: “Yaşar, ‘O mahallede ben tek Kürt olduğum için benimle uğraşıyorlar, beni tehdit ediyorlar’ dedi. ‘Buraları terk et, biz burada Kürtleri yaşatmayız diyorlar’ tehditlerini aktardı. Bu durum en son bu yıl Ramazan ayında 60 kişilik saldırıyla devam ediyor. Saldırıya uğrayanlardan Metin Dedeoğulları bir hafta yoğun bakımda kaldı. Hepsine hastanelik etmişlerdi. Yaşar’a ‘burayı terk et, bunlar seni yaşatmazlar’ dedim. Yaşar ise ‘Ben bu yıl biraz bostan ekmişim, bostanımı kaldırayım, bu mahalleyi terk edeceğim’ dedi. Fakat kendisine müsaade etmediler. Yaşar, Meram Kaymakamlığı’na, Emniyet Müdürlüğü’ne, savcılığa tehdit edildiklerini anlattı. Bize koruma verin, ailemizi koruyun, dediler. Ama maalesef korunamadı. İçimiz yanıyor, 7 insani katlettiler.”

EMNİYET MÜDÜRÜ ENGİN DİNÇ’TEN MORGDA ŞOV

Katliamın ihmaller nedeniyle yaşandığını ifade eden Boran, mağduriyetin katliam sonrasında da sürdüğünü söyledi. Boran, “Morga cenazeleri almaya gittiğimizde, Konya Emniyet Müdürü (Engin Dinç) oraya geldi. Orada bir konuşma yapmak istedi. Ben kendisine şunu söyledim; ‘Bizim 7 canımız gitti. Bu konuda biraz bize yardımcı olun, müsamaha gösterin, bırakın insanlar gelip, gitsinler.’ O da ‘Sen olayı başka yöne çekiyorsun’ diyerek, beni provokatörlükle suçladı. Polislere ‘Adamı alın’ diyor” dedi.

Boran, “Yedi tane tabut defnettik, içim yandı” diyerek, yakınlarının Kürt oldukları için hedef alındığını belirtti.

KARDEŞ OLAN BU ZULMÜ YAPMAZ

Ailenin yakınlarından Gülbahar Yakut da Dedeoğulları ailesine yönelik saldırıları hatırlatarak, “Zulmedip, bıraktılar. Zilan Katliamı’nda da böyle yaptılar. Aynı o dönem gibi olmuş. Bu zulümdür. Kürtlere yapılan hakarettir. Kürt-Türk kardeş diyorlar ama kardeş olsalardı bu zulüm yapılmazdı” şeklinde konuştu.

Okumaya devam et

Analiz

Tayyip Erdoğan’ı çay fırlatarak protesto ettiler: Mutlu musun?

Sosyal medyada AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın cayır cayır yanan Marmaris’te vatandaşlara çay dağıtmasına tepki gösteren videolar dikkat çekti. Bir sosyal medya kullanıcısı Erdoğan’ın tavrını turistlere “Mutlu musunuz?” sözleriyle çay fırlatarak eleştirdi. Rap şarkıcısı Şehinşah ise konserinde izleyicilerine çay fırlattı.

BOLD ANALİZ – AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sel felaketi yaşayan Rize’nin ardından yangınlarla boğuşan Marmaris’te düzenlediği mitingde çay dağıtması vatandaşların tepkisini çekti.

Özellikle sosyal medyada Erdoğan’ın mitingindeki tavrını mizahla eleştirenlerin çektiği videolar onbinlerce kez izlendi.

TURİSTLERE ÇAY FIRLATTI

Begüm isimli sosyal medya kullanıcısı, yoldan geçenlere Erdoğan gibi çay fırlatarak ‘Mutlu musunuz?’ diye sordu. Videoda ‘Are you happy?’ ifadesiyle çay atılan turistler ise büyük şaşkınlık yaşadı. Videoda “Memnun musun her şeyden?” sorusuna bir dükkan sahibi, iktidardan memnun olmadığını söylerken, çay fırlatıldıktan sonra ise “Hah şimdi memnunum” cevabı izleyenleri güldürüyor.

ŞEHİNŞAH DA KONSERDE ÇAY FIRLATTI

Erdoğan’ın yangın bölgesi Marmaris’te çay fırlatışını rap müzik sanatçısı Şehinşah’ta düzenlediği konserde izleyenlerine çay atarak eleştirdi.  Şehinşah, “Bir sürprizim var umarım beğenirsiniz” diyerek izleyicilere çay fırlattı.

AYIP DENEN BİR ŞEY VAR YETER ARTIK

Erdoğan, Marmaris ziyaretinde düzenlediği miting ve dönüş yolunda yolda bekleyenlere çay fırlatması büyük tepki çekmişti. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Erdoğan’a “Ayıp denen bir şey var yeter artık” diyerek tepki göstermişti.

Rant sevdası Türkiye’yi yaktı

Okumaya devam et

Popular

Shares