Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Hayatını kaybeden gazeteci Mehmet Kamil Oğuz’un ardından….

Yeni Şafak ve Zaman’ın eski muhabirlerinden Mehmet Kamil Oğuz iki gün önce kanserden hayatını kaybetti. En son TMSF’de görev yaparken işten atılan ve sonrasında tutuklanan Mehmet Kamil Oğuz’u yakın arkadaşı anlattı.

BOLD – 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan ve 1 yıla yakın hapis yatan gazeteci Mehmet Kamil Oğuz (50) önceki gün hayatını kaybetti. 3 Haziran’dan bu yana Yeşilyurt Katip Çelebi Atatürk Hastanesi’nde kanser tedavi gören Oğuz, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyordu.

KHK ile kapatılan Zaman gazetesi ve Yeni Şafak’ın eski muhabirlerinden olan Mehmet Kamil Oğuz, uzun yıllar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nda (TMSF) basın danışmanı olarak görev yaptı.

Gazeteciliğe Van’da başlayan Oğuz, daha sonra İstanbul’da çalıştı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu yıllarda Erdoğan’ı bir gazeteci olarak takip etmiş, Erdoğan’ın ilk ihale yolsuzluklarını, yüzde 10-15 komisyonlarını ortaya çıkarmıştı.

Mehmet Kamil Oğuz’un muhabirliğe ilk başladığı yıllardan vefat edene kadar yaşadıklarını arkadaşı Ali Güler TR724’te yayınlanan yazısından yazdı:

“İlk tanıştığımızda o İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bakan ve gününü belediyede geçiren bir muhabirdi. Belediye başkanı da yeni seçilmiş olan Recep Tayyip Erdoğan’dı. O günlere dair hatıraları vardı, anlatırdı.

Gençti, enerjikti, hayat doluydu. Onu tanıdığım 26 yıl boyunca da hep öyle oldu.

Mehmet Kamil Oğuz’dan bahsediyorum. Bitlis Adilcevaz’lıydı. Okumak için Van’a gitmiş, gazeteciliğe merak sarmış, bölgenin belki de Türkiye’nin ilk yerel TV’sinde kuruluşunda çalışmıştı. Bir dönem Orta Asya’da üniversite okuma çabası ve sonrasında da 22 yıl sürecek İstanbul hayatı.

95 yılının başları, Zaman Gazetesi bir türlü ayağa kalkamamış, çalışanlarına hayatı zindan eden bir yönetimle, bir o yana bir bu yana sürükleniyordu. Tayinler, maaşların 3-4 ay geriden verildiği, hatta maaşların bartırla alınan mallarla ödenmeye çalışıldığı bir dönem. Yazık ettiler o zaman onca insana.

Erzurum’a tayin edilince ‘gitmeyeceğim’ dedi. İşten çıkarıldı. Yeni Şafak’ta işe başladı. Bugün, Yeni Şafak’takiler ‘ne Zaman’ı bizde daha çok emeği var’ dese haklılar belki. Ama o Zaman’ın eski muhabiri olarak kaldı…

Yeni Şafak’tan ayrıldığında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nda (TMSF) işe başladı. Artık devlet kurumunda çalışan bir gazeteci, bir basın danışmanıydı. 15 yıl sürdü. Kamil Oğuz Zaman’da çalıştığı sürenin üç katı bir dönem geçirdi TMSF’de. Şimdi duyuyoruz ya 3-5 yerden maaş alanlar, el altından iş halleden, lüks arabalara binip, lüks otellerde tatil yapan gazeteciler. İşte istese Kamil Oğuz da küpünü doldururdu. Elinde imkânın âlâsı vardı. Ama geride zorla alabildiği bir evden başka bir şey bırakmadı. TMSF’de çok mobinge maruz kaldı. Yılmadı işini daha iyi yaptı. Ama istenen belki de işini doğru yapması değildi. 15 Temmuz’u fırsat bilip işten attılar. 15 yıl sonra bir kez daha işinden atılmıştı Kamil…

İşsiz kalmanın, evine ekmek götürememenin ne olduğunu bilir misiniz? 25 yıllık gazeteci Mehmet Kamil Oğuz hiçbir birikimi olmadığı halde ortada bırakıldı. Yıllarca emek verdiği, hakkını alamadığı TMSF’de buruşturup atılan bir kağıt parçası muamelesi gördü. Hayat enerjisi yine tükenmedi. Evini barkını toparladı kayınpederinin gölgesine sığındı. İş buldu, marketlerde yöneticilik yaptı. Öz geçmişinde yazdığı TMSF’yi kimsenin bilmediğini söylerdi. ‘Sen bizim iş için epey büyüksün’ deyip işe alınmadığını anlatırdı gülerek. Yine hayat doluydu, enerjikti.

EŞİYLE AYNI CEZAEVİNDE GEÇEN GÜNLER

15 Temmuz sonrasında gazeteciler sudan bahanelerle susturulmaya başlayınca çok üzüldü. Arkadaşları cezaevine düştüğünde ağladı, ağladı. ‘Yapma Kamil. Bu kadar üzüntü sana zarar’ dense de yürekli insanın merhametini, hakkaniyetini, dostluk hissiyatını kim engelleyebilir?

Derken yeni bir süreç başladı. Önce eşini aldılar. İzmir’den Antalya’ya götürdüler. Eşini ziyarete gittiğinde ‘sende de vardır bir şeyler’ diyerek onu da attılar içeriye. İstedikten sonra herkesi bahane bulup alabileceğin bir anlayışın kurbanı oldu o da. Eşiyle aynı çatı altında cezaevinde yattı. Çocukları İzmir’den Antalya’ya gidemedi. Küçük kızları travma yaşadı. Abileri sanki kırk yaşındaymış gibi iki günde büyüdü. İçlerine attılar onlara boca edilen kötülükleri. Zulmün adı olmazmış…

NEM DUVARI GAM DA İNSANI YIKARMIŞ

Aylar sonra cezaevinden çıktığında İzmir’in güzel ilçesinde bir daha iş bulamadı. Zulüm budur işte. İşten atmakla kalmayıp, işe girmesine de engel olmaktı.

Ayakta kaldı, dik durdu, çabaladı. Ama son bir senedir o eski halinden eser yoktu Kamil’in. Gardı düşmüş, sorunların üstesinden gelmekte zorlanan, üzüntüyle yatıp kalkan bir insan oluvermişti. Nem duvarı, gam da insanı yıkarmış. Öyle de oldu. Bir kaç ay süren ağrılar ve sonrasında kanser teşhisi.

İki ayı bulmayan süreçte, ağrılarından yürüyemeyen bir insana dönüştü o hayat dolu insan. Herkesin yardımına koşan Kamil Abileri, zulmün eserini göreceği şekilde hastaydı, yataktan kalkamıyordu.

Sonra… Belinden ameliyat oldu, kemoterapi başladı. Ama… Kovid 19’a yakandı. Ve gün gün kötüye gitti.

BİR GECE ANİDEN SÖNDÜ CİĞERLERİ

Yoğun bakıma alınmadan bir gün önce görüşmüştük. ‘İyiyim, ama ciğerlerim, zorlanıyorum nefes alırken’ demişti. Ve bir gece aniden sönüverdi ciğerleri. Yoğun bakıma oğlu ve kardeşi götürürken ‘hakkınızı helal edin’ demişti. Sesini bir daha duyamadık Kamil’in o günden sonra. Entübe ettiler, uyuttular. On beş gün uzaktan kan değerlerine, filmlerine bakan, doktorlara gösteren 25 yıllık gazeteci arkadaşı, kaderdaşı bir değerin biraz düzelmesiyle umutlandı. Umutlanmak istedi. Bizlerde de umutlanmak istedik. Çünkü biz umutlanmak ve Kamil’in sağlığına kavuşması için dualara, gözyaşlarına sarılmış bir ümit bekliyorduk.

Ama olmadı… Mehmet Kamil Oğuz, 9 Temmuz 2021 cuma günü cuma namazına iki saat kala hayata veda etti.

Bir Kamil geçti şu Dünyadan. Adı gibi mi olur insan, kemale ermiş çok güzel bir insandı dostumuz.

Geride gözü yaşlı bir eş ve üç çocuk bıraktı. Ellerinde doğruluktan başka bir şeyleri olmayan acılı ailesi kaldı.

Suskunlar, acılarını içlerine gömdükleri belli. Dilerim bu acı onları da yıkmasın. Sessizlik tehlikelidir. Baba ve annenin maruz kaldığı zulmün acısını kat be kat hisseden o üç evlat desteğe muhtaç. Manen olduğu kadar madden de…

KAMİL’İ BİR AVUÇ İNSAN UĞURLADI

Çalıştığı yerlerde (Zaman’da, görev yaptığı İstanbul Büyüksehir Belediyesinde, Yeni Şafak’ta, TMSF’de) dostları, arkadaşları vardı. Ama işte… öyle cami avlusundan taşan yığınlar yoktu. Üç beş dost, akrabaları ve ailesi.

Kamil Oğuz bizim için erken bir kayıp. Yaşadığı üzüntü ve acının bedelini hayatıyla ödedi.

‘MAHKEMEYE BİR ŞEY VERMEMİZ GEREKİR Mİ?’

Oğlu, ‘6 yıl 3ay ceza alan babamın ölümüyle ilgili mahkemeye bir şey vermemiz gerekir mi?’ diye sordu. İçim acıdı. Babasını ve annesini bahanelerle içeri alanlara yine de…

Kamil’i kaybettik. Biz de onunla kaybolduk. Yüreğimize kor düştü.

Dostları şu iki aylık süreçte onla birlikte hasta oldu, tansiyonu, şekeri çıktı. Covit oldu en yakın dostu Kamil’le birlikte.

Sevgili dostum. Seni iyi ki tanımışım. 25 yıllık bir arkadaşımı, dostumu, kardeşimi, komşum, kaderdaşımı kaybettim. Ne yediğimi ne içtiğimi anladım bu süreçte.

Eşi, çocukları ve en çok da küçük kardeşi… Kamil’in dostu olan biraderinin hissettiklerini anlatamam. Çünkü ateş düştüğü yeri yakıyor.

Oturup hüngür hüngür ağlamak istedim. Gözlerim kimsenin olmadığı yer aradı. Evinde Kamil’in sesini tekrar duyar gibi oldum. ‘Burada oturmuştur, şurada yemek yemiştir’ diyerek.

KAMİL YOLCULUĞA ÇIKTI DOSTLAR

İçlerine gömdükleri acılarıyla, gözyaşlarıyla anne ve üç çocuğu kaldı. Yapanlar, edenler belki Kamil’in o acılarla göçtüğünü bilmeyecek. Umurlarında da olmayacak. Allah’ım senin gücün namütenahi. Biz sınırlarını bilemeyiz. Kamil’e kim bu acıları yaşatmışsa, imzası olandan, sözlü emir verenleri, koluna girip götürenleri, işsiz bırakıp ölüme mahkum edenleri (ki sen onları biliyorsun. Biz bilemeyiz hepsini) sana havale ediyoruz. Sen adilsin. Biz bir şey diyemeyiz. Ama insanız ve gönlümüzden geçeni yine de sana iletmek isteriz. Onlar kimlerse, sen onları bu dünya hayatları bitmeden yaptıklarını yüzlerine vur ve adaletin, hakkaniyetin nasıl sağlandığını göster ve onlarda bunun başlarına neden geldiğini anlasın.

Kamil’i kaybettik. Güzel bir insan geçti bu Dünyadan. Her kayıp bir acı ve biz acılarla yaşamaya çalışacağız.

Biz Kamil’i iyi bilirdik Allah’ım. Sen affedicisin, Kamil kulunu da affet… İstiratgâhını Cennet bahçelerine çevir. Bizleri de günü geldiğinde Kamil’e komşu eyle… AMİN.

Gündem

Peker: Türkiye’de bürokrasi ve siyasetle iç içe bir narko yapı yaratılmaya çalışılıyor

Son paylaşımlarını güvenlik gerekçesiyle gazeteci Erk Acerer’in sosyal medyası üzerinden yapan organize suç örgütü lideri Sedat Peker, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu zora sokacak açıklamalarda bulundu. Soylu’nun yüzlerce kilo eroinle yakalanan kişiyi emniyette müdür yaptığına dikkat çeken Peker, Türkiye’de bürokrasi ve siyasetle iç içe bir narko yapı oluşturulmaya çalışıldığını öne sürdü.

BOLD – Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in, Birleşik Arap Emirlikleri’nin izin vermemesi nedeniyle gazeteci Erk Acarer’in hesabından yeni iddialar paylaştı. Peker, gazeteci Acarer’in hesabından yaptığı paylaşımlarda; ’emniyet içindeki 500 bin TL’lik rüşvet’ ve ‘İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun oğlu Sadık Soylu’nun arkadaşından çıkan kokain’ iddialarını ortaya attı.

UYUŞTURUCUDAN HAPİS YATAN KİŞİ EMNİYETTE MÜDÜR YAPILDI

Peker ayrıca, AKP Genel Başkanvekili Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım’ın kendisine yönelik ‘hakaret’ ve ‘iftira’ suçundan dava açmasına “boşuna beni tahrik ettin” diyerek iddialarını pekiştirdi. Peker, paylaşımlarında Mehmet Ağar’ın oğlu AKP Milletvekili Tolga Ağar’a ilişkin yeni bir iddiada bulundu. Ağar’ın, Anadolu Adliyesi’nde görevli Cumhuriyet Savcısı Burak Dağ’ın nikah şahidi olduğunu yazan Peker, Ağar’ın ayrıca Dağ’a Paramount Otel’de balayı yaptırdığını ifade etti. Peker, Foto Film Şube Müdürü Ekrem Eren Ermiş’in 2011 yılında yüzlerce kilo eroinle ilgili bir suç örgütüne yapılan operasyonda suç örgütüne yardım ettiği gerekçesiyle tutuklanıp, cezaevine girip, bir süre cezaevinde kaldıktan sonra serbest kalan kişi olduğunun altını çizdi. İşte Peker’in gazeteci Erk Acarer’in sosyal medyası üzerinden yaptığı açıklamalar:

 

 

Turkey Tribunal Mahkemesi kararını verdi: Türkiye insanlığa karşı suç işledi, sorumlular ağır cezalar alabilir

Okumaya devam et

Gündem

Hayrettin Karaman’dan tartışılacak bir fetva daha

17 25 Aralık sonrası “Yolsuzluk başka hırsızlık başkadır” fetvasıyla tepki çeken Yeni Şafak gazetesi yazarı ilahiyatçı Hayrettin Karaman’ın şimdi de iktidara zarar verecek haksızlık ve yanlışları söylemenin caiz olmadığı fetvasını WhatsApp grupları üzerinden yaydığı iddia edildi.

BOLD – Yeni Şafak gazetesi yazarı Hayrettin Karaman’ın WhatsApp grupları üzerinden “İktidara zarar verecekse haksızlık ve doğruları söylemek caiz değildir” dediği ileri sürüldü.

İKTİDARI UYARMAK YERİNE CEMAATİ UYARIYOR

Karar gazetesi yazarı Akif Beki, Hayrettin Karaman’ın muhafazakar camiada AKP ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirilere karşı WhatsApp grupları üzerinden “iktidara zarar verecekse doğruları söylemek caizdir diyemem” uyarısı paylaştığını ileri sürdü. Akif Beki, “Dünyaya adalet bize bulgur mu!” başlıklı yazısında, “Cumhurbaşkanı giderken söyledi, Amerika dönüşü bizzat ilgilenmek suretiyle marketlerdeki fahiş fiyat zulmünün üstüne üstüne gidecek. Bu, zulmün mağduru millet de dişini sıkıp adaletin bize getirilmesini bekliyor demek değil mi? Yönetenler beklentinin farkında, yardımcı medyaları da bunu biliyor ama önceliği dünyaya veriyorlar ne hikmetse, ülkelerinden başlamıyorlar. İlahiyatçı Hayrettin Karaman Hoca da ‘yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele edip adaleti tesise önce bizden başlasanız’ diye iktidarı uyarmak yerine cemaati uyarıyor” diye yazdı.

KARAMAN: İKTİDARA ZARAR VERECEKSE DOĞRULARI SÖYLEMEK CAİZDİR DİYEMEM

Beki yazısının devamında şunları kaydetti: “Cemaate hayrı zaten yok da… Böyle savunmak iktidara da iyilik değil, yanlışta ısrara teşvik ediyor. Tersini yapsa belki iktidar yanlışlarını düzeltecek, homurdanmayı ve şikayeti kesmesi için cemaati uyarmasına da gerek kalmayacak. Herkes kazanacak. Din de haksızlığa alet edilmeyecek. Fakat Hoca, şu tarz uyarılarını kah Yeni Şafak kah WhatsApp gruplarından sürdürüyor: “Bu iktidardan pek çok beklentiniz gerçekleşti, camiayı hayretle izliyorum, bak demedi demeyin, sonra Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olursunuz, iktidara zarar verecekse haksızlık ve yanlışlardan şikayetle doğruları söylemek caizdir diyemem.

ERDOĞAN CEVABINI DEFALARCA VERDİ

Yani dünyanın bizden karşılanacak bir adalet, ümmetin bir iyi liderlik beklentisi var ama muhafazakar dindar camianın böyle beklentileri olmasın mı! Müslümanlar haksızlığı, yolsuzluğu, adaletsizliği, kötü yönetimi bırakıp eldeki bulgurla yetinsin, işlerine mi baksınlar! Bu da dinin gereği ve ahlaki bir teklif öyle mi?

Siyasetçilerden seçmenin beklentisi, dünya işlerinin adaletle yönetilmesi değil de… Bu dünyada siyasetin haksızlıklarına sessiz kalıp fedakarlıklara katlanması karşılığında ahiretinin kurtarılması mıdır? Cevabını, Cumhurbaşkanı Erdoğan defalarca verdi oysa. “Siyaset yapıyoruz, tekkeye mürit aramıyoruz” da dedi…

“Adaletle yürüdüğümüz, halkın hizmetinde olduğumuz sürece bize destek verin. Yoksa sakın ha…Biz halkımızı, liderlerin kulları olarak görmüyoruz. Böyle bir şeyi de kabul etmiyoruz. Sadece fikrin, ilkenin peşinde olması lazım insanın. Futbol takımı tutar gibi siyasi parti tutamayız. Bu alışkanlıkları bir defa bırakmamız lazım” da dedi…

Hoca’ya daha ne desin! Dünyaya adalet, ümmete iyi liderlik layıkken bize bulgur mu düşecek, kısmetimize razı mı olalım yani?”

HIRSIZLIK YOLSUZLUK DEĞİLDİR

Karaman 21 Aralık 2014’te Yeni Şafak’ta yayımlanan yazısında, “Yolsuzluk başka hırsızlık başkadır” ifadesini kullanarak, “Yolsuzluk da ayıp, günah ve suç olduğu halde tarifi ve hükmü bakımından hırsızlık değildir, hukuki sonuçları ve cezası farklıdır. Siyasetçiler birbirine, aslında öyle olmadıkları halde “hırsız, hain, şerefsiz vb.” diyorlar, keşke demeseler; ama ağzından çıkan her sözün hesabını vereceğine iman eden dindarlar ancak, hüküm giymiş hırsıza hırsız ve hüküm giymiş yolsuza yolsuz demek durumundadırlar. Aksi halde yalan söylemiş ve iftira etmiş olurlar” demişti.

 

Erdoğan köprüleri attı, dolar 29 Eylül’e kilitlendi

Okumaya devam et

Gündem

Eski MİT’çi Altaylı’nın Erol Olçok ve Davutoğlu’na verdiği gizli belge deşifre oldu

Eski MİT’çi Enver Altaylı’nın telefonundaki ‘Rusya istihbaratına ait’ denilen belge yayınlandı. Devletin gizli kalması gereken belgesini yayınlamanın suç olduğunu belirten Altaylı, aynı belgeyi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a en yakın isim Erol Olçok ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’na verdiğini açıkladı.

BOLD – Gülen Hareketine yönelik yargılamalar çerçevesinde tutuklanan ve 42 yıl 6 aya kadar hapis cezası talebiyle yargılanan eski Milli İstihbarat Teşkilatı mensubu Enver Altaylı, telefonunda bulunan ve ‘Rusya’ya ait istihbarat belgesi’ olduğu belirtilen dosyaya ilişkin savunma yaptı.

Independent bahsedilen belgeyi yayınlayınca Türkiye Cumhuriyeti devletinin gizli belgesi dünya kamuoyunun önüne düştü. Independent Türkçe’de de yer alan habere göre Altaylı, savunmasında 2017 Ağustos’unda tutuklanmasına, devletin hassas kurumlarına sızmış Rus ajanları ve bazı Rusçu yazarların neden olduğunu söyledi.

RUS İSTİHBARAT TEŞKİLATINA AİT BELGE

Haberde, FSB Müdür Yardımcısı Sirotkin tarafından FSB Başkanı Brotnikov’a sunulduğu belirtilen ve Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın dosyasına giren rapor da yayınlandı. Altaylı’nın telefonundan çıkan Rusya Federasyonu İstihbarat Teşkilatı (FSB) Başkanı Alexander Bortnikov’a sunulmak üzere, FSB Müdür Yardımcısı General Sirotkin Gennadyeviç tarafından Türkiye’nin istikrarsızlaştırılması için hazırlandığı belirtilen bir rapor çıktı.

‘DEŞİFRE EDİLMESİ SUÇ’

Bu raporun iddia makamı tarafından dosyaya konularak deşifre edilmesinin suç olduğunu söyleyen Altaylı, mahkemeyi de uyardı: “Gizli tutulması Türkiye’nin güvenliği açısından, Türkiye-Rusya ilişkileri açısından şart olan bu belge iddia makamı tarafından dünyaya ilan ediliyor. Suç işliyor. Ruslar böylelikle, Türk devletinin elinde olan gizli bir bilgiden haberdar edilmiş olmaktadır. Yani beni casuslukla suçlayan iddia makamı, aslında devletin gizli bir bilgisini Ruslar ile paylaşmaktadır.”

‘EROL OLÇOK’A VERDİM’

Altaylı, Türkiye’nin 24 Kasım 2015’te hava sahasını ihlal eden Rusya Federasyonu Hava Kuvvetleri’ne ait SU-24 savaş uçağını düşürdükten sonra hazırlandığı belirtilen raporu, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde şüpheli şekilde öldürülen Erol Olçok’a verdiğini ve onun aracılığıyla üst düzey devlet görevlilerine ulaştırılmasını sağladığını anlattı.

‘DAVUTOĞLU’NA ULAŞTIRILMASI İÇİN BİLGİN’E TESLİM ETTİ’

Altaylı savunmasında, Rusya’nın, Türkiye’ye karşı atacağı adımların yer aldığı raporu, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’na ulaştırması için Çankaya Köşkü’nde bir araya geldiği Başbakan Başdanışmanı Feridun Bilgin’e teslim ettiği bilgisini de verdi. Altaylı, bu belgeyi devlet görevlilerine teslim ettiği için kendisinin suçlanamayacağını, böyle bir yargılamanın ancak Rusya Federasyonu savcıları tarafından yapılabileceğini belirtti.

BİLGİN DOĞRULADI: RAPORU DAVUTOĞLU’NA TESLİM ETTİM

Independent Türkçe’ye konuşan Feridun Bilgin, Altaylı’yla bir araya geldiklerini ve FSB’nin üst düzey yöneticileri tarafından hazırlandığı ileri sürülen raporu aldığını ifade etti. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun liderliğindeki Gelecek Partisi’nin Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Bilgin, “Raporu başbakana teslim ettim. İlgili kurumlar gereğini yapmıştır” ifadesini kullandı.

Biden’dan umduğunu bulamayan Erdoğan rotayı Putin’e çevirdi

Okumaya devam et

Popular

Shares