Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Erdoğan’ın kapalı Maraş çıkışı BM Güvenlik Konseyi’ne taşınıyor

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, KKTC’yi ziyareti sırasında kapalı Maraş bölgesinin bir kısmının daha açılacağını açıklamasına tepkiler sürüyor. Rum yönetimi, konuyla ilgili olarak BM Güvenlik Konseyi’ne başvuruda bulundu. Açıklamaya ABD, AB, Rusya, İngiltere ve Fransa da tepki göstermişti.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hafta başında gerçekleştirdiği iki günlük Kuzey Kıbrıs ziyaretinde, daha önce sahildeki küçük bir bölümü geçişlere açılan Kapalı Maraş’ın bir bölümünün daha açılacağını duyurmuş, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, meseleye, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi nezdinde sert bir yanıt verilmeye çalışıldığını açıklamıştı.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Erdoğan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki açıklamaları nedeniyle BM Güvenlik Konseyi’ne başvururken, BM Genel Sekreter Guterres gelişmelerden “derin kaygı” duyduğunu belirtti.

Guterres’in sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, “Tarafların, kalıcı bir anlaşma arayışını tehlikeye atacak, tek taraflı adım atmaması konusunda Genel Sekreter’in defalarca çağrı yaptığı” vurgulandı.

Sözcü Ferhan Hak, kapalı Maraş bölgesi ile ilgili Birlemiş Milletler’in duruşunun değişmediğini, varolan Güvenlik Konseyi kararları ile hareket edildiğini söyledi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) 11 Mayıs 1984’te aldığı 550 numaralı kararda “Güvenlik Konseyi, Maraş’ın herhangi bir bölümüne kendi sakini dışındaki insanların yerleştirilmesi çabalarını kabul edilmez olarak niteler ve bu bölgenin BM yönetimine devredilmesi çağrısında bulunur” ifadelerine yer veriyor.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kurban Bayramı’nın ilk gününe de denk gelen Kıbrıs harekatının 47. yıldönümünde yaptığı konuşmada, “Maraş’ta hayat yeniden başlayacaktır” dedi. Erdoğan, açılımın, Kapalı Maraş’ın yüzde 3,5’una tekabül eden pilot bölgeyi kapsayacağını söyledi.

ERDOĞAN’IN AÇIKLAMALARINA TEPKİLER

Bu açıklama sonrası başta ABD ve Rusya olmak üzere birçok ülkeden tepki mesajları geldi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, “Maraş’ın bazı kısımlarının Kıbrıs Türklerinin kontrolüne geçmesi açıklamalarını kınıyoruz” açıklaması yaptı ve Güvenlik Konseyi üzerinden sert bir yanıt verileceğini söyledi.

Blinken, Erdoğan’ın ve Kuzey Kıbrıs’ın iki devletli çözüm çağrıları için de “Biz Kıbrıs’ta, tüm bölgenin de faydasına olacak olan iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon temelli çözümü destekliyoruz” açıklaması yaptı.

ABD’nin Siyasi İlişkilerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland da, iki bağımsız devletli çözümü kabul etmediklerini duyurdu.

Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian, Çarşamba sabah yaptığı açıklamada Güney Kıbrıs Dışişleri Bakanı Nikos Christodoulides ile görüştüğünü, Maraş’ın bir kısmının açılması konusunda Rum yönetimine destek verdiğini ve konuyu Birleşmiş Milletler gündemine getireceklerini açıkladı.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias da ani bir adımla Güney Kıbrıs’a giderek burada, “Türkiye’nin adımları cevapsız kalamaz” ifadesini de içeren açıklamalar yaptı.

İngiltere, Rusya ve Avrupa Birliği de Maraş’ın yeniden açılması ile ilgili Erdoğan’ın açıklamalarına tepki gösterdi.

KAPALI MARAŞ BÖLGESİ

Ada’da kuzey ve güneydeki Türk ve Rum yönetimleri arasında 1974’teki Barış Harekatı ile oluşan tampon bir bölge var. Tampon bölgenin en doğusunda, dünyanın en güzel sahillerinden birine sahip, 1974 öncesi Ada’nın turizm gelirlerinin yüzde 53’ünün geldiği Maraş bölgesi, 46 yıldır kapalıydı.

Bölgedeki mülklerin çoğu, o dönem uluslararası turizm yatırımcılarına ve Rumlara ait. Kuzeyde yaşarken 1974 sonrası Ada’nın güneyine kaçan Rumlar, Kapalı Maraş bölgesindeki mülkleri için iade veya tazminat talep edemedi. Bunun sebebi de buranın “askeri bölge” statüsünde olmasıydı.

Türk tarafı, Maraş’ı müzakerelerde güçlü bir pazarlık kozu olarak elinde bulunduruyor.

Kapalı Maraş’ın sahildeki yaklaşık 2 kilometrelik kısmı ve sahilin arka caddesi olan Demokrasi Caddesi, 8 Ekim 2020’de, polis ve asker kontrolünde yaya geçişleri için açıldı.

İlk kez bir Kıbrıslı Rum, Titina Loizidou, kuzeyde bıraktığı mülkü için “tapusu kendisine ait olduğu halde kamulaştırıldığı” gerekçesiyle tazminat talep etti.

AİHM, 1996’da Türkiye’nin “işgalci güç olduğu gerekçesiyle her türlü hak ihlâlinden sorumlu olduğuna” hükmetti ve 1998’de de Türkiye’nin Loizidou’ya tazminat ödemesine karar verdi.

Bunun üzerine 2006’da KKTC’de oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu (TMK), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de (AİHM) onayıyla, tazminat talepleri için ilk başvurulacak yer oldu.

Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvuranların üç seçeneği var:

  • Kıbrıslı Rumlar, kuzeyde bıraktıkları taşınmazları için kamulaştırılmış olması halinde tazminat alabiliyor;
  • Güney’de taşınmazlarını bırakan Kıbrıslı Türklerin eş maddi değerdeki mülkleriyle takas yapılabiliyor;
  • Rumlar, Kuzey’de ilan edilen devletin sınırları içinde kalan mülklerinin iadesini sağlanıyor ve evlerine geri dönebiliyor.

Bugüne kadar çoğu kişi tazminat ve takas talep ederken sadece beş kişi mülkünün iadesini istedi. Bunların da ikisi kuzeye geçerek Türklerle bir arada, eski evlerinde yaşamaya başladı.

Kapalı Maraş’ta bu taleplerin karşılanması, mülklerin “kamulaştırılmadığı veya iskana açılmadığı” gerekçesiyle mümkün olmadı. Üstelik AİHM de Kapalı Maraş bölgesinde mülkü olan bir Kıbrıslı Rumun, Myra Xenides-Arestis’in başvurusunu aynı gerekçeyle reddetti.

Xenides-Arestis, hukuki kamulaştırma veya istimlâk söz konusu olmadığı için kamulaştırma tazminatı talep etmedi, bunun yerine mülkiyetine erişiminin ve kullanımının engellendiği döneme dair kira bedeli istedi.

Başvuruyu 2005’te karara bağlayan AİHM, “Maddi-manevi tazminat hususunda hüküm verme aşamasına gelinmediğini” belirterek tazminat hükmünü erteledi.

Bu tarihten sonra TMK’ya Kapalı Maraş bölgesindeki malları için başvuran Kıbrıslı Rumların başvuruları, bugüne kadar yanıtsız kaldı.

Tayyip Erdoğan’ın müjdesi AKP’lileri de memnun etmedi

Dünya

Yurtta israf cihanda israf!

Yurttaki müsrifliği tartışılan Erdoğan, yurtdışında da itibardan tasarruf etmiyor. CHP’den, New York sokaklarındaki kalabalık Erdoğan konvoyu için “Yurtta israf cihanda israf” eleştirisi geldi.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, kendisine ait “İtibardan tasarruf olmaz” sözünün hakkını veriyor. Ülkenin 4 bir yanını ve yavru vatan Kıbrıs’ı saraylarla süsleyen Erdoğan’ın bir düzine uçaktan oluşa filosu olduğu da muhalefet liderleri tarafından sıkça dile getiriliyor.

Erdoğan, devlet kurumlarının başına atadığı bürokratlara da oldukça cömert davranıyor. Ballı maaşlar alan bürokratlar devlet kasasından alınan ultra lüks araçlara binerken, sultanların saraylarını aratmayan makam odalarında mesai yapıyor.

Muhalefet ise Erdoğan’ın müsrifliğinin ülkeyi uçuruma sürüklediğini söylüyor.

ABD’DE GÖVDE GÖSTERİSİ

Birleşmiş Milletler Genel Kurul Toplantısı başta olmak üzere bir dizi ziyaret için, oldukça kalabalık bir heyetle ABD’nin New York kentine gitti.

Oysa, BM online olarak yapılacak genel kurula liderleri çağrılmadı. Ancak Erdoğan geniş bir heyetle ABD’ye gitti.

Erdoğan’ın şehirdeki konvoyunun görüntülerini paylaşan CHP Genel Başkan Başdanışmanı ve İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözüne atıf yaparak, “Erdoğan’ın ABD konvoyu… Yurtta israf, cihanda, israf” dedi.

İşte o görüntüler:

Online zirveye Erdoğan’ın kalabalık heyetle gidecek olması doları fırlattı

Okumaya devam et

Dünya

İsviçre’de sıcak gelişmeler: Erdoğan o davayı neden engellemek istedi?

AKP Hükumeti, İsviçre’nin Cenevre kentinde bugün başlayan Turkey Tribunal Mahkemesi’ni iptal ettirmek için girişimlerde bulundu. Erdoğan rejiminin hukuksuzluklarının yargılandığı otele, İsviçreli ve Belçikalı makamlara mahkemenin iptali için baskı yapıldı. Mahkemenin canlı yayın linklerine de siber saldırı düzenlendi.

BOLD – Turkey Tribunal Mahkemesi, AKP’nin engelleme girişimlerine karşı başladı. 5 gün boyunca İsviçre’nin Cenevre kentinde görülecek olan davalar, Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla engellenmek istedi. İsviçre’deki engelleme girişimlerinin ayrıntıları, Turkey Tribunal’ın basın açıklamasıyla anlatıldı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

  • Turkey Tribunal Mahkemesi, Türk diplomatların davaları engelleme girişimlerine karşı kararlı…
  • 20 Eylül 2021 Pazartesi günü Cenevre’de, Türk rejiminin insanlığa karşı suç iddialarını soruşturmak üzere bağımsız Turkey Tribunal Mahkemesi’nin açılışı yapıldı.
  • Lansmandan önce, davaları susturmak için bir girişimde bulunan Cenevre’deki Türk daimi misyonu, tedarikçilerimize etkinliği iptal ettirmeleri için diplomatik baskı uyguladı.
  • Turkey Tribunal Mahkemesi, uzmanların raporlarını değerlendirmek ve işkence ve kaçırılma mağdurlarının tanık ifadelerini dinlemek için dünyaca ünlü uluslararası yargıçlar, hukuk uzmanları ve akademisyenleri bir araya getirdi.
  • Mahkeme, Türk Hükümetinin rejim muhaliflerine sistematik işkence, yurt içinde ve yurt dışında yasadışı insan kaçırma ve insanlığa karşı suçlardan suçlu olup olmadığını araştıracak.
  • Dünyanın dört bir yanından altı bağımsız yargıç, 24 Eylül 2021 Cuma günü delillere dayanarak hükmünü açıklayacak.
  • Mahkemenin gerçekleşmemesi için yapılan girişimlere yanıt olarak, Türkiye Mahkemesi Başkanı Prof. Dr. Em. Belçika eski Devlet Bakanı Johan Vande Lanotte, şunları söyledi: “Belçika ve İsviçre’deki hükümetler üzerindeki diplomatik baskı, çalışanlara ve tedarikçilere gözdağı verilmesi ve web sitemize yapılan saldırılar bizi durduramayacak. Tam aksine; mahkemenin nihai görüşünün ne olacağına bağlı olarak, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne somut davalarla bir şikayet hazırlayacağız.”
  • Cenevre’deki Türk diplomatik misyonuna altı raporun kopyaları sunuldu ve yanıt vermesi için altı haftadan fazla süre cevap beklenildi.
  • Türk makamları da Turkey Tribunal Mahkemesine katılmaya davet edilmiş ve her gün sunulan delilleri yanıtlamaları için süre tanınmıştır.
  • Johan Vande Lanotte, mahkemeyi engellemek için getirilen baskıyı açıkladı: “Belçika Hükümeti, Brüksel’deki Türk temsilciler tarafından, (onursal bir unvan olan) Devlet Bakanı olduğum için beni acil olarak uyarması için temasa geçti. Açıkçası bu kabul edilmedi. Burada Cenevre’de Türk Büyükelçiliği Mahkeme için bizimle çalışan tedarikçilere ekonomik sonuçları olacağına dair baskı yaptı. Fahri profesör olduğum Ghent Üniversitesi de baskı gördü.”

Okumaya devam et

Dünya

Erdoğan rejimi yargılanıyor: Ankara’daki spor salonu Guantanamo gibiydi

AKP rejiminin 15 Temmuz sonrası yaptığı ağır işkencelerin yargılandığı Türkiye Tribünali’nde Tarih Öğretmeni Erhan Doğan, yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarını tutamadı. Doğan, “Ankara’daki spor salonu Guantanamo gibiydi. İfadeye odasının duvarında kan izleri vardı. 3-4 kişi sivil giyimli polis benim kafamı duvara vurdular. Geceleri soyup soğuk su döküp, jopla dövüyorlardı” dedi.

BOLD – AKP rejiminin güvenlik güçlerinin yaptığı işkencelerin yargılandığı Türkiye Tribünali’nin öğleden sonraki oturumunda eski öğretmen Erhan Doğan, 15 Temmuz sonrası gözaltında yaşadığı işkence ve kötü muameleyi anlattı.

İsviçre’nin Cenevre kentinde düzenlenen Türkiye’deki işkence olaylarının yargılandığı Turkey Tribunal Mahkemesinde işkencenin tanıkları yaşadıklarını anlattı. Eski Tarih Öğretmeni Erhan Doğan, 15 Temmuz sonrası gözaltına alındıktan sonra Ankara TEM’e götürüldüğünü, orada polisin “10 tane isim verirsen seni bırakırız yoksa ailenin ve senin hayatını karartırız” diyerek tehdit ettiklerini söyledi. İfade işlemi için spor salonu gibi bir binada tutulduklarını söyleyen Doğan, “Bize o köpekleri getirin dediler. 3 kişi beni darp etmeye başladı. Öldürmekle tehdit ettiler. Bizi spor salonu gibi bir yere götürdüler. Orada Guantonamo’daki gibi turuncu kıyafetli gözaltında insanlar vardı. Bizi götürdükleri odanın duvarında kan izleri vardı. Orada 15 Temmuz’da gözaltına alınan askerler sorgulandığını öğrendim” dedi. Çırılçıplak soyulma, jopla dövme, Filistin askısı ve darp gibi işkencelere uğradığını kaydeden Doğan, “Bana işkence uyguladıkları yerde önümden üç bayan geçti, onların çığlıkları çok ürkütücüydü ‘nolur bize tecavüz etmeyin’ diyorlardı. Onların haykırışları hala kulağımda” derken gözyaşlarını tutamadı.

ERHAN DOĞAN’IN İFADESİ ŞÖYLE:

“Gözaltına alındıktan sonra 3’ü beni dövmeye başladılar. Benden 10 tane isim istediler. Bu isimleri verirsen seni bırakırız, dediklerimizi yapmazsan ailenin ve senin hayatın karartırız dediler. Evrak imzalamamı istediler. Bizi Ankara TEM’e götürdüler. Bize o köpekleri getirin dediler. 3 kişi beni darp etmeye başladı. Öldürmekle tehdit ettiler. Bizi spor salonu gibi bir yere götürdüler. Orada Guantonamo’daki gibi turuncu kıyafetli gözaltında insanlar vardı. Bizi götürdükleri odanın duvarında kan izleri vardı. Orada 15 Temmuz’da gözaltına alınan askerler sorgulandığını öğrendim. Birkaç koridordan geçip beni sorguya götürdüler. 3-4 kişi sivil giyimli polis benim kafamı duvara vurdular. Üst yöneticiler kimdir, bizi 10 tane isim ver. Ben 20 yıldır bu grubun içerisindeyim, terör faaliyetine katılan bir tane insan görmedim. Ben vicdanen bunu kabul etmedim. 2-3 gün işkenceler devam etti. Geceleri bizi götürdüklerinde bizi soyup soğuk su döküp jopla dövüyorlardı. El ve ayaklarımızı Filistin askısı dedikleri şekilde askıda tuttular. Filistin askısına astıklarında ben bütün kemiklerimin kırıldığını düşündüm. Yürüyemiyordum polisler koluma girip götürüyorlardı. Doktor muayenesine götürdüler. Doktor birşeyin var mı diye sordu. Ben de görmüyor musunuz? dediğimde kadın doktor kafasını öne eğdi. Sonra polisler doktor hanım biz tekrar geleceğiz dediler. Tekrar götürüp, işkence yaptılar. Polisler doktor bir şey sorduğunda sen cevap vermeyeceksin biz cevap vereceğiz dediler. Doktora tekrar götürdüler. Bu kez polisler benim yerime hiçbir şeyi yok sapasağlam dediler. Spor salonuna tekrar götürdüler.

KADINLARIN HAYKIRIŞLARI HALA KULAĞIMDA

Bana işkence uyguladıkları yerde önümden üç bayan geçti, onların çığlıkları çok ürkütücüydü ‘nolur bize tecavüz etmeyin’ diyorlardı. Onların haykırışları hala kulağımda.

İstediklerimizi yapmazsan, senin eşin var çocuğun var, aynısı onların başına gelebilir diye tehdit ettiler. O gece hayatımın en zor gecesiydi. Ondan sonra ben intihar etmeye karar verdim. Tuvalette intihar etmeyi düşündüm. Fakat inancım gereği yapamadım. Çok dua ettim. Bir gün sonra mahkeme çıkarıldık. Mahkemeye çıkmamıza sevindim. İnşallah tutuklanırım cezaevine gideriz diyordum. Bize işkence yapanlar bizimle mahkeme salonuna girdi. Hakim yüzümüze dahi bakmıyor. Emniyette ifadeniz alınmış ekleyeceğiniz bir şey var mı deyip tutukladı. Sonra Sincan Cezaevine götürüldük. Cezaevi koşulları çok ağırdı. Ekstra kısıtlamalar getirmişlerdi. Çünkü 16 kişilik koğuşta 50-55 kişi kalıyorduk. Bir tane tuvalet ve banyo vardı. Tuvalete gitmek için yarım saat sıra bekliyorduk. Gardiyanların tavrı çok incitici, Sürekli hakaret eden tavırları vardı.”

TÜRKİYE’DE HALA İŞKENCE YAPILIYOR

Oturumu yöneten moderatörün “Türkiye hükümetinin avukatları olsalardı size çapraz sorular soracaklardı. Tam olarak onlara da aynı sözleri söyler miydiniz?” sorusuna Erhan Doğan, şunları söyledi: “Bunları her anlattığımda yaşıyor gibi oluyorum. Üzerimin soyulması, dört beş kişinin size vurması, avret mahallerinize vurması… Benim için dip nokta. En onur kırıcı şey o bayanların çığlıkları. 5 yıl oldu geçti. Ama dün gibi. Bana işkence yapanları hayatta unutamam. Umarım bir gün işkenceyi yapanlarla yüz yüze gelip onların yüzüne haykırmak isterim. Çünkü onurum zedelendi. 40 yaşındayım. Bundan sonra işkenceyi yapanlar ve emirlerini verenlerle mücadele edeceğim. Biz akşam eve gittiğimizde başını koyup yatarken Türkiye’de hala işkence yapılıyor. Türkiye yetkililerinin yüzüne de haykırırdım. Alevilere, Kürtlere de işkenceler yapıldı. Umarım işkenceyi yapanlar ve emrini verenler hak ettikleri cezayı alırlar.”

EREN KESKİN: TÜRKİYE’DE YARGI BAĞIMSIZ DEĞİL

İnsan Hakları Derneği Başkan Yardımcısı ve avukat Eren Keskin, Türkiye Tribünal oturumuna Youtube üzerinden katıldı. Keskin, şunları söyledi: “Sadece düşüncelerimiz nedeniyle silahlı bir grubun, terör örgütünün üyesi olarak kabul ediliyoruz. Bu sadece saçma. Son 30 yıldır insan hakları avukatı olarak çalışıyorum ve ilk kez terörist olarak hüküm giydim. Elimde silah bile tutmadım, her zaman barışçıl çözümlerden yana oldum. Ama bugün silahlı bir grubun üyesi olarak etiketlendim. Yargının durumuna gelince Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri yargı bağımsız değil. Ancak AKP-MHP ittifak döneminde biz avukatlar, hakimlerin ve savcıların odalarına bile giremiyoruz. Biz savunma tarafı olarak yargının dışında tutuluyoruz. Her an cezaevine girmeyi bekliyorum. Sadece düşüncelerimiz gerekçesiyle silahlı terör örgütü üyesi kabul ediliyoruz.”

ELİME SİLAH ALMADIM AMA TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ OLARAK YARGILANIYORUM

Eren Keskin’e katılımcı bir hukukçu tarafından, “İşkence gören bazı kişilerin raporlarını okuduk. Siyasi bir şeyleri yok. Çocuklarını bazı okullara gönderdikleri için işkence gördüler. Siz ve sizin gibi avukatlar güvende misiniz?” sorusu yöneltildi. Keskin, “Özgür Gündem’de yayın yönetmeni olduğum ve destek verdiğim için hakkımda silahlı örgüt üyesi olarak yargılanıyorum. Elime silah almış değilim, polisin silahının dışında silah görmedim ama silahlı terör örgütü üyesi olarak yargılanıyorum” cevabı verdi.

Okumaya devam et

Popular

Shares