Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Türkiye-Mısır ilişkileri: Kahire’yi ikna için nelerden vazgeçildi?

Türkiye ve Mısır, 2013 senesinden bu yana kestikleri siyasi ilişkileri yeniden tesis etmek için başlattıkları süreci devam ettiriyorlar. 5-6 Mayıs günlerinde Kahire’de ilk kez aynı masa etrafında buluşan Türk ve Mısırlı diplomatlar, salı ve çarşamba günleri 2. tur görüşmeleri Ankara’da gerçekleştirecekler.

BOLD ANALİZ – Ankara ile Kahire arasında ikinci tur görüşmeler bugün Ankara’da başlıyor. Mısır’la diplomatik ilişkileri sekiz yıldır en alt seviyede tutan Ankara, Doğu Akdeniz ve Libya’da Türkiye karşıtı cephenin güçlenmesi üzerine Kahire ile başlattığı diplomatik teması sürdürüyor.

5-6 Mayıs tarihlerinde Kahire’de yapılan ortak iş birliği toplantılarının ikincisi bugün ve yarın Ankara’da yapılacak.

İlk tur görüşmelerde olduğu gibi Türk heyetine Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal, Mısır heyetine ise Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Hamdi Loza başkanlık edecek.

Her iki ülkenin dışişleri bakanlıklarından yapılan açıklamalarda görüşmelerde ikili ilişkiler ve bölgesel konuların ele alınacağı bilgisi dışında bir ayrıntıya yer verilmedi. İlk turda olduğu gibi, Ankara’daki görüşmelerin ardından kısa bir ortak açıklama yapılması bekleniyor.

İLİŞKİLERİN NORMALLEŞMESİ İÇİN YOL HARİTASI HAZIRLANACAK

Ankara görüşmelerinin en temel konusu siyasi ilişkilerin normalleşmesi için bir yol haritası çıkarılması.

Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Başdanışmanı İbrahim Kalın, 25 Ağustos’ta verdiği bir demeçte, Mısır ile ilişkileri doğru zemine oturtmak için görüşmelerin devam ettiğini ve bu alanda da yakında ‘somut adımların’ atılmasının öngörülebileceğini dile getirmişti.

Tarafların ‘karşılıklı güven’ ilişkisi kurup, ikili ilişkiyi ilerletip ilerletmeyeceği ise en büyük merak konusu.

Türkiye’nin 2013 yılında Mısır’da Abdülfettah Sisi’nin Mursi’yi darbeyle devirmesine sert tepki göstermesi, iki ülke arasındaki ilişkilerde gerginliğe yol açmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Mısırlı mevkidaşı Sami Şükrü arasında bu yıl Nisan ayında yapılan yoğun telefon görüşmeleri ile de iki ülke arasında yakınlaşmanın adımları atılmıştı.

Dış politikadaki yalnızlığı gidermek için AKP yönetimi, Mısır’ın yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail ve Suudi Arabistan ile yakınlaşmaya ve aradaki problemleri çözmeye çalışıyor.

İKİ ÜLKE KARŞILIKLI OLARAK BÜYÜKELÇİ ATAYACAK MI?

İki ülke arasında ilişkileri normalleştirmek için atılabilecek en somut adım, Türkiye ve Mısır’ın karşılıklı olarak büyükelçi atamaları ve 2013’ten bu yana maslahatgüzar seviyesinde yürütülen diplomatik ilişkileri normal düzeye çıkarmaları olarak görülüyor.

Sembolik öneminin yanı sıra büyükelçilerin atanması Türkiye ve Mısır arasında uzlaşılan olası bir yol haritasının daha etkin ve sorunsuz uygulanabilmesi için büyük önem taşıyor.

Büyükelçi atanması konusunun ilk tur görüşmelerinde de gündeme geldiği biliniyor. Ancak görüşmelerden sonra Mısır basınında yer alan yorumlarda Kahire tarafının bu adımın atılması için Türkiye ile başlatılan sürecin kalıcılığı ve somutluğu konusunda daha fazla kanıt ve eylem gerektiğini Türk tarafına ilettiği kaydedilmişti.

MASADAKİ KONULAR NELER OLACAK

Tarafların dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde Kahire’de masaya oturmasıyla başlayan diplomatik temas sürecinde öne çıkan üç ana gündem maddesi ise Doğu Akdeniz, Müslüman Kardeşler, Libya ve Tunus olması bekleniyor.

AKP yönetimi, son dönemde Mısır’la ve bölge ülkeleri ile ilişkilerini normalleştirmek için 2013 yılından bu yana uyguladığı ‘agresif’ dış politikayı terk etmek zorunda kaldı.

Doğu Akdeniz, Müslüman Kardeşler, Libya ve Tunus politikalarında u-dönüş yaptı ve dış politikada kullandığı dili yumuşattı.

AKP, RABİA’YI UNUTTU

Türkiye ile Mısır arasında temasların artmasının ardından, İstanbul’dan yayın yapan Müslüman Kardeşler’in (İhvan) Mekameleen, El Sharq ve Vatan adlı televizyonlarının yayınlarına Ankara’nın talimatıyla müdahale edildi. İstanbul’dan yayın yapan Mısırlı muhalif kanallar uyarının ardından canlı yayın ve haber akışlarına son verdi. Kanallarda dizi ve dini programlar yayınlanmaya başlandı, Mısır yönetimi ve Sisi’ye eleştiren programlar yayından kaldırıldı.

Önce tonu düşürüldü yayınlar daha sonra tamamen yasaklandı. TV yayınları kesilen ancak sosyal medya araçları üzerinden faaliyetlerini sürdüren Mısırlı muhalif gazeteciler, Haziran ayından itibaren bu mecraları da kullanamaz oldular.

Kahire yönetiminin, İhvan’a ait kanalların ve sosyal medya kullanıcılarının Sisi yönetimine yönelik eleştirilerinden büyük rahatsızlık duyduğu ifade ediliyordu.

AKP Hükumeti, Nisan ayı sonunda Mısır’la ilişkileri normalleştirme adımları kapsamında TBMM’de Mısır ile parlamentolar arası dostluk grupları kurulmasına ilişkin meclis başkanlığına teklif sundu ve teklif TBMM Genel Kurulunda oylanarak kabul edildi.

AKP yönetimi, daha önce çok ciddi tepki gösterdiği İhvan mensuplarına yönelik idam kararlarına bu dönemde ses çıkarmadı. Nisan ayından sonraki dönemde toplam 34 İhvan mensubunun idam cezası Mısır mahkemelerince onandı ancak Cumhuriyet Halk Partisi bile idam cezalarına tepki verirken AKP iktidarından bu cezalara ilişkin bir açıklama yapılmadı.

TÜRKİYE, TUNUS’TAKİ GELİŞMELERE DE SESSİZ KALDI

Türkiye-Mısır ilişkileri açısından Mayıs ayından sonra yaşanan en önemli gelişmelerden biri de Tunus’ta Cumhurbaşkanı Kays Said’in 25 Temmuz’da Başbakan Hişam el-Meşişi’yi görevden alıp Meclis’in yetkilerini süresiz olarak dondurması oldu.

Müslüman Kardeşler ağıyla bağlantılı en-Nahda hareketinin lideri ve aynı zamanda Meclis Başkanı olan Raşid el Gannuşi, Cumhurbaşkanı Said’in kararını siyasi bir darbe olarak nitelemiş ve karşı çıkmıştı.

En-Nahda ve Gannuşi ile çok iyi ilişkileri olan Türkiye’nin Tunus’ta gelişmelere nasıl tepki vereceği merak konusu olmuştu. Siyasal İslamcı yönetimlerine karşı atılan bu tür adımlara geçmişte çok sert tepki verip darbecilikle suçlayan AKP hükumeti, Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan bir açıklama dışında Tunus’taki gelişmeleri gündeme almamayı tercih etti.

Dışişleri açıklamasında “Tunus’ta Cumhuriyet Bayramının kutlandığı 25 Temmuz 2021 tarihinde halkın iradesini temsil eden Meclis’in faaliyetlerinin askıya alınmasından derin endişe duyuyoruz,” ifadelerine yer verildi. Tunus Cumhurbaşkanı Said’in doğrudan hedef alınmaması dikkat çekerken, açıklamada “Tunus anayasasının hükümleri çerçevesinde demokratik meşruiyetin en kısa sürede yeniden tesis edilmesini temenni ediyoruz,” beklentisi de kayda geçirildi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan da Tunus konusunda tepkisel bir açıklama yapmadı ve tam tersine Tunus Cumhurbaşkanı Said ile 2 Ağustos’ta telefonla görüştü.

Ankara’nın bu konuyu siyasi gündemine almaması başta Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır olmak üzere Arap dünyası ile ilişkilerini normalleşme çabalarına engel oluşturmaktan kaçınmak istemesinin bir göstergesi olarak görüldü.

BAE İLE YAKINLAŞMA

Türkiye’nin Mısır ile yürüttüğü süreç Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile de sürdürülmekte olan diplomatik çabadan bağımsız değil. Arap Baharı’nın oluştrduğu demokratik rüzgarın kendi monarşik yönetimlerini yıkacağı korkusunda olan Suudi Arabistan ve BAE, süreci tersine çevirmek için sembol ülke Mısır’da Sisi tarafından yapılan darbeyi desteklemiş ve sonrasında da ayakta kalması için önemli ekonomik destek sağlamışlardı.

Mısır ile BAE yönetimleri arasında o dönemden bu yana çok yakın ilişkiler kuruldu. BAE, Mısır’ın özellikle bölgesel konularda izleyeceği politikaları derinden etkileyecek düzeyde bir ağırlık oluşturdu.

Türkiye, 2013 yılından bu yana gerginlik yaşadığı, 15 Temmuz’un finansörü olmakla suçladığı BAE ile de yakınlaşma sinyalleri veriyor.

BAE’ni terör örgütlerine destekle suçlayan Türkiye, Veliaht Prens Muhammed bin Zayed el Nahyan’ın danışmanı Muhammed Dahlan hakkında İnterpol’den ‘kırmızı bülten’ talebinde bulunmuştu. Ankara, Dahlan’ı 15 Temmuz’u finanse etmek, anayasal düzeni değiştirmeye çalışmakla suçlamıştı.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan 18 Ağustos’ta BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnoun bin Zayed Al Nahyan’ı kabul etti. Erdoğan, BAE veliaht prensiyle de bu kabulün ardından görüştü. İki ülke dışişleri bakanları da aynı dönemde yoğun bir telefon diplomasisi yürüttü. Hem Ankara’dan hem BAE’den iki ülke yönetimlerin ikili ilişkileri geliştirme iradesini ortaya koyduğuna dair açıklamalar yapıldı.

Türkiye ile BAE arasında son dönemde üst düzeyde kurulan diyalog ve ilişkilerin hızlı bir şekilde ilerlemesi Ankara-Kahire hattındaki süreci de olumlu şekilde etkileyecek bir gelişme olarak görülüyor.

MISIR, LİBYA’DAKİ TÜRK ASKERİ VARLIĞININ TAMAMEN SONA ERMESİNİ İSTİYOR

Türkiye ve Mısır diyaloğunun önemli başlıklarından bir diğeri ise Libya. Bu ülkeyle çok uzun bir kara sınırı bulunan Mısır, BAE ve Fransa ile Rusya gibi ülkelerle birlikte ülkenin doğusunda konuşlu General Halife Hafter güçlerini destekliyordu. Hafter’e verilen desteğin önemli bir nedeni, başkent Trablus’ta konuşlu Ulusal Mutabakat Hükümeti’nde ağırlığın siyasal İslamcı figürlerin elinde olmasıydı.

Türkiye’nin 2019 sonunda Trablus ile yaptığı anlaşma sonucunda Libya’ya asker göndermesi ve Hafter’in ilerleyişini durdurması dengelerin tamamen bozulmasına ve BAE ile Mısır’ın tepkisine neden olmuştu.

Libya’da siyasi barış sürecinin sıkıntılara karşın devam etmesi, kurulan geçici hükümetin 24 Aralık seçimleri için çabalarını sürdürmesi, başta Türkiye, Rusya, BAE ve Mısır gibi dış güçlerin pozisyonlarında yumuşamaya yol açtığı görülüyor.

Libya’daki tarafların pozisyonlarını yumuşatmasına rağmen Mısır tarafı, Libya konusunun tamamen gündemden düşürülmesi için Türk askeri varlığının bu ülkeden çıkmış olması gerektiğini ifade ediyor.

MISIR, DOĞU AKDENİZ’DE KURDUĞU İTTİFAKLARI ÖNEMSİYOR

Türkiye’nin Mısır ile normalleşme amaçlarından biri de Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile yaşadığı münhasır ekonomik bölge tartışmasında elini güçlendirmek ve Doğu Akdeniz’deki yalnızlığına son vermek. Mısır ile Yunanistan’ın Ağustos 2020’de yaptığı gibi deniz yetkilendirme anlaşması imzalamak istediğini saklamayan Ankara, bu adımla Doğu Akdeniz’de aleyhine olan dengeyi değiştirmek niyetinde.

Mısır daha önce Güney Kıbrıs ile de benzer anlaşma imzalamış ve Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail, Filistin, Ürdün ve İtalya ile birlikte hidrokarbon faaliyetleri için işbirliği öngören East Med Forum’un parçası olmuştu. Mısır, bunun da ötesinde Güney Kıbrıs ve Yunanistan ile ilişkilerini stratejik bir düzeye çıkarmış, imzaladığı savunma anlaşmalarıyla Türkiye’ye de mesaj vermişti.

Mısır, Türkiye ile normalleşme sürecinin Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la kurduğu savunma ve enerji alanlarındaki işbirliğini etkilemeyeceği mesajını daha önce Atina ve Lefkoşa’ya iletmişti.

Bu nedenlerle Mısır’ın Türkiye ile deniz yetkilendirme anlaşması için hızlı hareket etmeyeceği, siyasi sürecin inşa edilmesi sonucunda teknik çalışmaların başlatılabileceği ancak bunun da zaman alacağı ifade ediliyor.

Erdoğan 15 Temmuz’u finanse etmekle suçladığı Birleşik Arap Emirlikleri ile anlaşma yaptı

Analiz

JP Morgan, kur sistemiyle ilgili uyardı: Enflasyonu artıracak, Hazine’ye yük getirecek

Uluslararası Yatırım Bankası JP Morgan, Erdoğan’ın kurtuluş reçetesi olarak sunduğu kur korumalı TL mevduat sisteminin risklerine dikkat çekti. Sistemin enflasyonu arttıracağını, kur farkını ödeyecek Hazine’nin de büyük bir yük altına gireceği uyarısı yaptı. Doları 10 liraya kadar düşüren sistem bir ay geçmeden etkisini yitirdi. Kur 13,60 liraya yükseldi. Peki bundan sonra ne olacak?

BOLD ANALİZ – JP Morgan’ın son Türkiye raporunda geçen yılın sonunda yaşanan döviz krizi ele alındı. Rapora göre geçtiğimiz haftalarda Türkiye’de yerleşiklerin döviz talebinin normalleştiğine işaret edildi.

Bunun arkasında kur korumalı TL mevduat uygulaması ve mevduat faizlerindeki yüksek para getirisinin olduğuna vurgu yapıldı. Merkez Bankası’nın rezervlerinin de istikrar kazandığı vurgulandı.

MERKEZ BANKASI FAİZ İNDİRİRSE

Merkez Bankası’nın politika faizinde indirimlere gitmesi halinde kur korumalı TL mevduat sisteminin büyük hasar göreceğine işaret eden JP Morgan, enflasyonda yeni sürpriz yaşanması halinde de vatandaşların yeniden dolar ve Euro’ya yöneleceğinin altını çizdi. Banka, “Enflasyonda yükseliş olmazsa ve Merkez Bankası yeni indirimler yapmazsa, siyasette olmadık olaylar yaşanmazsa yurtiçi yerleşiklerin döviz talebinin istikrarlı seyretmesini bekleriz.” değerlendirmesi yaptı.

KUR KORUMALI TL MEVDUAT SİSTEMİNE NEGATİF BAKIYORUZ

Raporunda “Kur korumalı TL Mevduat Sistemi konusunda negatifiz” yazan JP Morgan, kur korumalı TL mevduat sisteminde karşılaşılabilecek krizleri sıraladı: “Çünkü maliyet ve enflasyon riski içiriyor. Kur korumalı TL mevduat uygulaması Hazine ve Maliye’nin sırtında bir risk. Enflasyonu arttırabilecek yeni bir faktör. Bu sisteme şirketlerin ne kadar ilgi göstereceği bilinmiyor.”

SİSTEM ÇÖKERSE BANKALARDA 1 DOLAR KALMAYACAK

Aralık ayında döviz krizi yaşanırken vatandaşların bankacılık sisteminden çektikleri dövizi yastık altına taşıdıklarına vurgu yapan JP Morgan, kur korumalı TL mevduat sisteminin tutmaması halinde yastık altına kaçışların hızlanacağı uyarısı yaptı. Uluslararası yatırım bankasının raporunun satır aralarındaki gerçek ise büyük krizin habercisi. Erdoğan’ın yeni ekonomi modeli olarak sunduğu sistemin çatırdaması halinde Cumhuriyet tarihindeki krizlerin hepsinden büyük mali çöküş yaşanacak. Hazine garantisinin bile dövizdeki artışı durduramadığını gören vatandaşlar bankalardaki paralarını çekecek. Türk Lirasını dövize yatırma iştahı iyice katlanacak. Halk 1 dolarını bile bankada tutmaktan vazgeçecek.

DAHA BÜYÜK KRİZLER KAPIDA

Bu durumda ise bankacılık krizi kaçınılmaz olacak. Fatura yine Türkiye’de yaşayan 84 milyon insana kesilecek. Türk tipi başkanlık sisteminin geldiği 2018 yılından bu yana değersiz para, yüksek enflasyon her gün gelen zamlarla karşı karşıya kalan halk, daha büyük krizlerle boğuşmak zorunda kalacak.

Bu kez Minik Serçe avladı: Erdoğan’ın çarklarına kimse yetişemiyor

Okumaya devam et

Analiz

Bu kez Minik Serçe avladı: Erdoğan’ın çarklarına kimse yetişemiyor

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerinden yaptığı geri dönüşlere ünlü sanatçı Sezen Aksu’yu da ekledi. Cami kürsüsünden Sezen Aksu’yu hedef alarak ‘Dillerini kopartırız’ diyen Erdoğan, kamuoyunun tepkisi üzerine geri vitese attı. Erdoğan, daha önce de ‘One minute’, çözüm süreci ve Mavi Marmara açıklamalarından çark etmişti.

BOLD ANALİZ – Erdoğan, Minik Serçe lakabıyla ünlenen ünlü şarkıcı Sezen Aksu’yu hedef alan sözlerinden geri adım attı. AKP içinden gelen tepkiler sonrası Aksu’yu kastetmediğini söyleyen Erdoğan, NTV yayınında “Benim oradaki hitabımın muhatabı Sezen Aksu değildir. Aksu, Türk müziğinin önemli bir ismidir, insanımızın duygularına tercüman olmuş bir sanatçımızdır.” dedi.

Erdoğan’ın 2002 yılında iktidara geldiği günden bu yana yaptığı birbirini yalanlayan çok sayıda açıklaması bulunuyor. İsrail, Mavi Marmara, PKK ile yürütülen çözüm süreci, ABD ile Brunson tartışması, Rusya ile uçak krizi konularında yaptığı tarihi çarklar arşivlerde duruyor.

İşte Erdoğan’ın tarihi geri viteslerinden bazıları:

PKK İLE GÖRÜŞEN ŞEREFSİZDİR

23 Ağustos 2010 tarihinde “PKK ile görüşen şerefsizdir bunu herkes bilsin” diyen Erdoğan, Oslo görüşmelerinin sızması sonrası geri vites yaptı. 27 Eylül 2012 tarihinde “PKK ile görüşme talimatını ben verdim” dedi.

HDP İLE YAPILAN DOLMABAHÇE MUTABAKATI

PKK ile yürütülen Çözüm Süreci’nde bakanlarına Dolmabahçe görüşmesi talimatı veren Erdoğan, kamuoyunun tepkisi üzerine U dönüşü yaptı. HDP’li milletvekilleri ile AKP’li bakanların ortak mutabakat açıklamasının üzerinden 20 gün geçince Erdoğan, “Dolmabahçe mutabakatını doğru bulmuyorum” dedi.

MAVİ MARMARAYI BANA MI SORDUNUZ

Erdoğan, İsrail’e insani yardım götüren Mavi Marmara gemisinin İsrail askerleri tarafından baskına uğraması üzerine İsrail’e tepki gösterdi. Önce Mavi Marmara gemisi organizasyonunu düzenleyenlere sahip çıkan ve “Otorite biziz ve bizden izin aldılar” diyen Erdoğan, İsrail ile yakınlaşmak için geri U dönüşü yaptı. “O gemiyi götürürken bana mı sordunuz?” açıklamasıyla önceki sözlerini yalanlayan Erdoğan, Mavi Marmara mağdurlarının açtığı davaları kapattı.

RUS UÇAĞINI DÜŞÜRDÜK

27 Ekim 2015 tarihindeki mitingde Suriye’de düşürülen Rus savaş uçağının sınır ihlali yaptığı için düşürüldüğünü söyledi. Aradan bir yıl geçmeden Rusya Devlet Başkanı Putin’in ayağına giderek özür diledi.

BU FAKİR BRUNSON’U VERMEZ

“Kusura bakma bu fakir görevde olduğu sürece Brunson’u alamazsın” diyen Erdoğan, ABD Başkanı Trump’un “Aptal olma” başlıklı mektubunun ardından geri adım attı. Erdoğan’ın talimatıyla Rahip Brunson serbest bırakılıp ABD’ye döndü.

DENİZ YÜCEL ÖZEL UÇAKLA GÖNDERİLDİ

Alman vatandaşı tutuklu gazeteci Deniz Yücel’i “Bu can bu bedende olduğu müddetçe vermeyeceğiz” açıklaması yapan Erdoğan, Almanya Başbakanı Merkel’in bastırmasıyla geri adım attı. Deniz Yücel tahliye edildi ve aynı gece özel uçakla Almanya’ya döndü.

IMF BİZDEN BORÇ İSTEDİ SONRA VAZGEÇTİ

“IMF bizden borç istedi” diyen Erdoğan, dünya basınının konuyu gündeme getirmesi üzerine “IMF bizden borç almaktan vazgeçti” açıklaması yaptı.

ERMENİ SOYKIRIMINI BİDEN’E SORACAĞIM

13 Haziran 2021 tarihinde ABD Başkanı Biden ile görüşmede ABD’nin 1915 olaylarını Ermeni soykırımı olarak tanıması meselesini gündeme getireceğini söyleyen Erdoğan, 1 gün sonra çark etti. Görüşme sonrası yapılan basın toplantısında “Hamdolsun Ermeni soykırımı meselesi gündeme gelmedi” dedi.

Erdoğan bir imzayla çetesine 6 milyar TL daha kazandırdı

Okumaya devam et

Analiz

Muhalefet, Ankara’nın göbeğindeki işkenceye sessiz: Vaatler sözde kaldı

Başta toplumun tüm kesimleriyle helalleşme çağrısında bulunan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu olmak üzere muhalefet parti liderleri, Ankara Emniyet’inde yaşanan işkenceyi görmezden geliyor. Parti liderleri, Ankara Emniyet’e kendileri gitmediği gibi partileri adına bir heyet de göndermedi.

BOLD ANALİZ – Her seçim döneminde veya işkence sonrası yaşanan ölümlerde işkenceyi lanetleyen ve işkencecilerin cezalandırılmaları ile ilgili nutuklar atan muhalefet parti liderleri, Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin de doğruladığı Ankara Emniyetindeki işkenceyi görmezden geliyor.

Yaklaşık on gündür Ankara Emniyet’te birçok işkenceden geçirilen Gülen Hareketi mensuplarına yapılanlarla ilgili muhalefet parti liderlerinden herhangi bir açıklama gelmedi.

İŞKENCE ORTAYA ÇIKARILDI

Gülen Hareketi mensuplarına yönelik ‘yeniden yapılanma’ soruşturmaları kapsamında gözaltına alınanlar on gündür Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesinde sorgulanıyor. Ev hanımı, hukukçu, öğrenci, polis ve askerlerden oluşan gruba işkence yapıldığı ortaya çıktı. İşkenceyi Ankara Barosu da hazırladığı raporla teyit etti. Baro işkence ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunacak.

PARTİLERDEN SES YOK

Ankara Emniyet Müdürlüğü’ndeki işkencelere, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu dışında siyasilerden ses yok. Sık sık işkence raporu yayınlayan CHP ve diğer muhalefet partileri, genel merkezlerine birkaç dakika mesafedeki Ankara Emniyet’e işkencelerin son bulması için heyet dahi göndermiyor.

KILIÇDAROĞLU, HELALLEŞMEK İÇİN ÖLMELERİNİ Mİ BEKLİYOR?

Seçim beyannamesinde “yurttaşlara dönük işkenceye varan şiddeti, eziyeti ve onur zedeleyici tüm uygulamaları sonlandırma” sözü veren CHP, yapılan bu işkencelere sessiz. Geçen aylarda helalleşme çağrısı da yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Helalleşme yüzleşmek, barışabilmek, devam edebilmek demektir. Bunu yarası olan topluluklarla yapacağız” deyip, helalleşecekleri arasında başta devlet tarafından hapishanelerde işkence görenler olmak üzere mağdur edilen birçok grubu sıralamıştı.

KARAMOLLAOĞLU, “TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ” DEMİŞTİ

İktidarın insan hakları ihlallerine yönelik açıklamaları ile dikkat çeken Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da Ankara Emniyet’teki işkencelerle ilgili açıklama yapmadı. Karamollaoğlu, işkence yapıldıktan sonra helikopterden atılan Osman Şiban ve Servet Turgut’la ilgili yaptığı açıklamada, “İşkence, bir insanlık suçudur. Van’da iddia edilen ve vahim bir şekilde hepimizi endişelendiren işkence iddialarının ise araştırılmasını istiyor ve konunun takipçisi olacağımızı belirtmek istiyorum” demişti.

DAVUTOĞLU: İŞKENCE YAPANLARI LANETLİYORUZ

2015 yılında Başbakanlığı döneminde yaptığı bir konuşmada “Emniyet teşkilatımız kullandığı güç ile özgürlük ve güvenlik dengesini sarsacak bir yapı içinde olamaz. İnsanlık onurunu zedeleyecek ve 90’lı, 80’li yıllarda bazen kötü örneklerle hatırladığımız işkence gibi faaliyetler içinde olamaz” diyen Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu da geçen yıl 12 Eylül’ün yıldönümünde yaptığı açıklamada ise “Cezaevlerinde insanlara işkence yapanları bir kez daha lanetliyoruz” demişti.

BABACAN: İŞKENCE YAPANLARI SORGULAYIN

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise partisinin 1. Olağan Van İl Kongresinde yaptığı konuşmada işkence konusuna değinerek, “İşkence, adeta bir ceza politikası haline dönüştü. İnsan onurunu çiğneniyor. Kamu gücünü kullanan hiç kimsenin vatandaşa kötü muamele yapma hakkı yoktur” ifadelerini kullanmış, AKP’ye işkenceyi geri getiren iktidar olarak hatırlanmaması için sorumluları yargılamasını önermişti.

AKŞENER, İŞKENCE YAPILAN EV KADINLARINI GÖRMEDİ

İşkencelerle ilgili açıklaması bulunmayan İyi Parti lideri Meral Akşener ise iki ay önce partisinin 4. kuruluş yıldönümü kutlamalarında yaptığı konuşmada kadınlar üzerinden işkenceye dikkat çekip, “Kadınların fiziksel, psikolojik ve ekonomik olarak, baskı, şiddet ve işkence görmesini, görmezden gelmeyeceğiz. Öldürülen her kadın, devletin sorumluluğundaydı. İktidardakiler, onlara sahip çıkmadı. Ama bizimle birlikte, kadınlar artık sahipsiz kalmayacak” demişti. Akşener, şu an Ankara Emniyet’te işkence gören ev kadınları ile ilgili hiç bir açıklama yapmadı.

Erdoğan bir imzayla çetesine 6 milyar TL daha kazandırdı

Okumaya devam et

Popular

Shares