Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

KHK’lı hakime ısmarlama ceza: “Başkanım Süleyman Bozoğlu’na 7 yıl 6 ay az olur”

Otizmli iki oğlu olmasına rağmen tutuklanan ve 16 ay hapis yatan KHK’lı hakim Süleyman Bozoğlu, yaşadığı hukuksuzlukları bugün Avrupalı yargıçlar ve insan hakları uzmanlarının önünde anlattı. Yargılandığı mahkemenin savcısının hakimden ricasını kulaklarıyla duyduğunu ifade eden Bozoğlu, “Hukukun ve adaletin ne olduğunu anlatmaktan başka çaremiz yok.” dedi.

BOLD – 15 yıl hakimlik yaptıktan sonra ihraç edilen Süleyman Bozoğlu Turkey Tribunal‘in bugünkü son oturumunda ihraç sürecini, otizmli çocuklarını ve bir hukukçu olarak 15 Temmuz’dan sonra maruz kaldığı hukuksuzluklara dair konuşma yaptı.

KHK’lı hakim Süleyman Bozoğlu Türkiye’de en son Yargıtay Genel Kurulu Raportör hakimiydi. Aynı zamanda hakimler ve savcılar tarafından kurulan ilk meslek örgütü Hakimler ve Savcılar Derneği’nin (YARSAV) üyesiydi. 2012-2014 yılları arasında YARSAV Yönetim Kurulu Üyeliği de yaptı.

8 ve 15 yaşlarında otizmli ve yüzde 98 engelli iki oğlu bulunan Bozoğlu, 22 Temmuz 2016’da tutuklandı. 16 ay 1 gün tutuklu yargılandıktan sonra 8 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılıp çocuklarının durumu göz önünde bulundurularak tahliye edildi.

Süleyman Bozoğlu, 15 Temmuz gerçekleştiğinde otizmli iki oğlunun eğitimi, gelişimi ve tedavi süreçleriyle daha yakından ilgilenmek üzere bir yıllık bir izne ayrılmıştı. Ama olaydan tam 6 gün sonra Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs ve terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla tutuklandı.

Süleyman Bozoğlu, ailesiyle birlikte artık bir Avrupa ülkesinde yaşıyor.

Kırıkkale savcısının hakkında gözaltı verdiğini öğrendikten sonra avukatlarıyla birlikte ifade vermeye giden Bozoğlu, savcının kendisine delil sunmak yerine Ankara Başsavcısının, ekinde bir hakim-savcı listesi olan yazısını gösterdiğini ifade etti. Savcının odasındayken uzun namlulu polislerin kapıya geldiğini anlatan Bozoğlu, savcıya yaptığı soruşturmanın usule aykırı olduğunu, kanunlara göre bir hakime soruşturma açma yetkisinin olmadığını hatırlattığını belirtti.

Süleyman Bozoğlu, konuşmasında tutuklanma ve yargılanma sırasında haklarından nasıl mahrum edildiğini, iddianamesindeki usulsüzlükleri, bunları ortaya çıkarmasının engellendiğini ve hakkında ifade veren tanıkların yalan beyanlarını çürütmesine de izin verilmediğini aktardı.

Mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla ilgili başından geçen somut olayları da anlatan Bozoğlu, “Aleyhime iki hakim tanıklık yaptı. Benim bunların dediklerini çürütmek için yaptığım talebim kabul edilmedi. Mahkeme heyeti benim onurumu kırmak için huzurlarında kelepçelettiler. Mahkemenin savcısı başkana hitaben hepimizin duyabileceği şekilde çok net bir ifade kullandı. ‘Başkanım Süleyman Bozoğlu’na 7 yıl 6 ay az olur’ dedi. Bunu ben duydum. Askerler de duydular ve telaşlandılar. Beni apar topar alt kattaki başka bir yere götürdüler. Bir sonraki celsede savunmamı yaptım. 8 yıl 1 ay 15 ceza verildi.” dedi.

Hakkında soruşturma açılan 2 bin 745 hakim arasında adı bulunan Süleyman Bozoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bazı başlıklar şöyle:

“15 Temmuz 2016 tarihinde ben görevde değildim. Eylül 2015’te ücretsiz izne ayrılmıştım. O gece çocuklarım ve eşimle birlikte evimdeydim. Evim Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne yaklaşık 900 metre uzaklıkta. Bu şu açıdan önemli. Ankara Emniyet Müdürlüğü o gece ciddi çalışmaların olduğu yerlerden biriydi. O gece biz de çok korktuk. Çocuklarım sabaha kadar ağladı. Eşimle birlikte onları sakinleştirmek için uğraştık. Gecenin ilerleyen saatlerinde Ankara Başsavcı vekili daha o gece kalkışmaya katılan askerler gözaltına alınmadan 2 Anayasa Mahkemesi Üyesi, onlarca Danıştay ve Yargıtay üyesi, binlerce hakim savcı hakkında gözaltı kararı verildiğine ilişkin canlı yayındaki açıklaması üzerine bir gariplik olduğunu ben de hissettim.

“POLİSLER UZUN NAMLULU SİLAHLARLA SAVCININ KAPISINA GELDİ”

16 Temmuz’da açıklanan listede benim de ismim vardı ve evimde beklemeye başladım. 21 Temmuz günü evde usule aykırı şekilde, benim olmadığım sırada bir arama yapıldı. Ben o gün büyük oğlumun doktoruyla görüşmeye gitmiştim. Ardından arama tutanaklarından hakkımdaki gözaltı kararını Kırıkkale savcısını verdiğini anladım ve iki avukatımla birlikte Kırıkkale savcısının odasına 22 Temmuz günü gittik. Savcı benim hakkımda Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs ve terör örgütü üyeliğinden Ankara Başsavcılığı’nın soruşturma başlattığını ve ifademi alması gerektiğini söyledi. O sırada polislere haber verilmiş. 4-5 polis uzun namlulu silahlarla savcının kapısının önüne geldiler.

“HAKKIMDA SORUŞTURMA YAPMA YETKİSİ OLMAMASINA RAĞMEN”

Savcıya elindeki delillerin ne olduğunu sorduk. Sadece Ankara Başsavcısının yazısı ve ekinde bir hakim savcı listesi olduğunu ifade etti. Bu yazı ve listeyi de bize göstermedi. Anket tarzında sorular sordu. Ben hepsini cevapladım. Savcıya yaptığı soruşturmanın usule aykırı olduğunu, benim hakkımda soruşturma yapma yetkisinin bulunmadığını ifade ettim. Çünkü hakim ve savcılar hakkında soruşturmanın nasıl yapılacağını kanunda açık olduğunu ve bu şartların soruşturma dosyasında olmadığını, benim bir suçüstü halinde bulunmadığımı açıkça belirttim. Buna rağmen savcı talimatı yerine getirmesi gerektiğini söyledi ve beni tutuklamaya sevk edeceğini söyledi.

Bu arada çocuklarımın durumlarıyla ilgili bilgi verdim, raporlarını sundum ama buna rağmen tutuklamaya sevk etti. Ardından Sulh Ceza Hakimi’nin önüne gittik. Hakimden ısrarla şunu talep ettim. Çocuklarımın sağlık durumlarını ifade ederek özellikle büyük oğlumun bana çok bağımlı olduğunu, o yaşa kadar bütün eğitim ve tedavileriyle benim ilgilendiğimi, tutuklanmam durumunda ağır sonuçları olacağını açıkça anlattım. Gelişim ve sağlık raporlarını hakime sundum. Avukatlarım da ısrarla benim adli kontrol şartıyla bırakılmamı istedi. Ancak Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs, terör örgütü üyeliği ve anayasal düzeni yıkma teşebbüsü sırasına başka bir suçlamayla beni tutuklamaya karar verdi.

11 AY İDDİANAME DÜZENLENMEDİ

Cezaevinde en büyük sorun avukat görüşüydü. Ben tutuklandıktan hemen sonra avukat görüşmeleri sınırlandırıldı. Yarım saat olarak belirlendi. Görüntülü ve sesli kayıt alınması uygulaması getirildi. Yaklaşık 5 ay da görüşme sırasında bir memur yanınızda bekliyordu. Böyle bir ortamda görüşmeler yapıldı.

Yaklaşık 11 ay sonra hakkımda iddianame düzenlendi. İddianame düzenleninceye kadar tutukluluk devam kararları dosya üzerinden verildi. Hakim karşısına çıkarılmadım. Tutuklama incelemeleri dosya üzerinden yapıldığı için herhangi bir hakim görmedim. tutukluluk devam kararları bana bazen 3, bazen 4, bazen 5 sonra bana tebliğ edilmedi. Dolayısıyla tutukluluğa itiraz hakkımı da kullanamadım.

Öte yandan tutukluluk devam kararlarında bizim kanunumuzda önemli olan 30 günlük azami ve emredici süreye de uyulmadı. Bu ne demek? Hakim 30 günlük süre içinde tutukluluk devam kararıyla ilgili inceleme yapması ve devam ya da tahliyeye karar vermesi gerekir. Bunlar 36 günde, 40 günde yapıldı. Bu kanunumuza aykırıdır. Kişinin tahliye edilmesi gerekir ama bu uygulama yapılmadı.

HAKKIMDAKİ DİJİTAL DELİLLER BANA HİÇBİR ŞEKİLDE VERİLMEDİ

Yargılama aşamasında avukat görüşlerinden kısıtlamalar devam etti. Böyle bir ortamda sağlıklı hukuki yardım almak mümkün olmadı. Avukatlarıma yazdığım mektuplar idare tarafından okunuyor ve üzerine “Görüldü” mührü vuruluyordu. Bu da etkin savunma hazırlığı yapmamıza engel oldu. İddianame bana mahkeme tarafından tebliğ edildikten sonra mahkemeden bana dosyadaki kağıt ve dijital tüm delillerin bana gönderilmesini istedim. Fakat mahkeme bu talebimi karşılamadı. Özellikle dijital delillere avukatlarım dahi ulaşamadı. Çünkü dijital deliller CD olarak değil, mahkemenin kasasında saklanıyormuş.

İddianamede bahsedilen özellikle iki tutanak var. Mahkemeden onların Ankara Başsavcısından istenerek tarafıma gönderilmesini talep ettim. Mahkeme bu talebi de karşılamadı. Bu tutanaklar hakim ve savcılar hakkında yapılan soruşturmanın usulsüzlüğünü ortaya koyan tutanaklardı. Çünkü iddianamenin giriş kısmında soruşturmanın 15 Temmuz gecesi başladığı yazılmış. Fakat bir sonraki paragrafta 18 Temmuz tarihinde tutulan iki tutanak sonrasında soruşturmanın başladığı ve genişletildiği yazmakta. Bu usulsüzlüğü ortaya çıkarabilmem için tutanaklara ulaşmam gerekiyordu. Fakat mahkeme bunları bize ulaştırmadı. Bu tutanaklar Ankara Başsavcılığı’nın kasasında hala saklanıyor.

TANIKLARIN ANLATIMLARINI ÇÜRÜTME HAKKIM ELİMDEN ALINDI

Tanık beyanlarıyla ilgili anlatmak istediklerim var. Mahkeme benim hakkımda iki tanık dinledi. Bu tanıkların ortak özellikleri, geçmişe hakim olan, benimle aynı soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla soruşturma geçiren ve sonrasında etkin pişmanlıktan yararlanan kişilerdi. Bu tanıkların biri açık tanıktı. Tanık Kazım Uslu. Diğeri gizli tanıktı. Tanık Sinop adıyla kayıtlarda geçiyor. Daha sonra kimliği deşifre oldu: Süleyman Savut. Ben bu tanıkların anlatımlarını çürütmek için bazı taleplerde bulundum. Mahkeme bu talepleri de kabul etmedi ve tanıkların anlatımlarını çürütme hakkım elimden alındı.

AMAÇLARI RENCİDE ETMEK, ONURUMU KIRMAK VE KÜÇÜK DÜŞÜRMEKTİ

Mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla ilgili başımdan geçen iki olayı da aktarmak istiyorum. İlk olay birinci duruşmada meydana geldi. Duruşmanın sonunda henüz mahkeme bitmeden, mahkeme başkanı ara kararları yazdırdığı sırada mahkemenin üyesi, askerlere hitaben ‘Duruşma bitti, sanığı kelepçeleyin ve duruşma salonundan çıkarın’ dedi. Bunun üzerine askerler telaşlandılar ve beni mahkemenin huzurunda, eşimin, arkadaşlarımın ve avukatlarımın bulunduğu ortamda kelepçelediler ve hızlıca dışarı çıkardılar. Bu bizim yasal mevzuatımıza göre yasak bir uygulamadır. Çünkü tutuklu sanık mahkeme huzurundayken asla kelepçelenmez. Neden yaptılar? Beni herkesin önünde rencide etmek, onurumu kırmak, küçük düşürmek için.

SAVCININ SUÇLAMALARI ÇOK AĞIRDI

İkinci olay da ikinci duruşmada meydana geldi. Savcı mütaalasını açıkladı. Ben ve avukatlarım, mütaalaya karşı savunma yapmak için süre istedik. Aynı zamanda çocuklarımın sağlık durumlarını da dile getirmek suretiyle tahliye talebinde bulunduk. Mahkeme başkanı bana, ‘Tahliyenizi hükümle birlikte değerlendireceğiz, eğer süre istemezseniz tahliyenizle ilgili bir karar vereceğiz.’ Ben şunu anladım. Beni tahliye etmek istiyor ama süre talep etmemi de istemiyor. Fakat ben savcının suçlamaları çok ağır olduğu için sürede ısrar ettim. Tahliye konusunda da ısrarcı oldum. Fakat mahkeme bunu uygun görmedi, tutukluluğumun devamına karar verdi ve bana yaklaşık bir aylık bir süre verdi.

“BAŞKANIM SÜLEYMAN BOZOĞLU’NA 7 YIL 6 AY AZ OLUR”

Bu sefer beni kelepçelemeden duruşma salonundan dışarı çıkardılar. Orada bir bekleme alanı var. Tutuklular duruşmadan önce orada bekliyor. Orada askerler, ben ve bir de benden sonra duruşmaya girecek olan tutuklu hakim vardı. Mahkemenin savcısı başkana hitaben hepimizin duyabileceği şekilde çok net bir ifade kullandı. ‘Başkanım Süleyman Bozoğlu’na 7 yıl 6 ay az olur’ dedi. Bunu ben duydum. Başkan bir şeyler söyledi ancak onu ben duyamadım. Askerler de duydular ve telaşlandılar. Beni apar topar alt kattaki başka bir yere götürdüler. Bir sonraki celsede savunmamı yaptım. 8 yıl 1 ay 15 gün vermek suretiyle beni tahliye etti.”

Profesör Lanotte, Turkey Tribunal’de işkencenin fotoğrafını gösterdi

Gündem

Diyanet “baldız fetvası’ haberlerine “algı operasyonu” dedi

Diyanet, Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan ve sosyal medyada yayılan “baldızla zina yapmanın nikâhı düşürmeyeceği” haberi ile ilgili açıklama yaptı. Açıklamada algı operasyonlarıyla zihinlerin bulandırılmaya çalışıldığı öne sürüldü.

BOLD – Diyanet İşleri Başkanlığı, “baldız fetvası” olarak gündeme gelen haberle ilgili açıklama yaptı. Yapılanın algı operasyonu olduğu iddia edildi.

“BU FİİLİ HELAL GÖRMEDİKÇE NİKAHLARINA ZARAR VERMEZ”

Cumhuriyet’te dün yer alan haberde Din İşleri Yüksek Kurulu’nun ‘Fetvalar‘ adıyla yayınladığı kitabın 2015’te yapılan üçüncü basımında “baldızla zina yapmanın nikâhı düşürmeyeceği”nin belirtildiği iddia edildi. Haberde fetvada “Kuran’da, zinaya ilişkin, ‘Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur‘ buyrulduğu aktarılan fetvada, ‘Bu sebeple zina büyük günahlardan olmakla beraber eşlerden birinin zina etmesi, bu fiili helal görmedikçe nikâhlarına zarar vermez” cümlesinin yer aldığı belirtildi.

“BAĞLAMINDAN KOPARILDI” İDDİASI

Diyanet İşleri Başkanlığı, birçok haber sitesinde yer alan ve sosyal medya gündemine giren haberle ilgili açıklamasında, birtakım medya mecralarında 2015 yılında basılan bir kitapta geçen ifadelerin “bağlamından koparılarak ve çarpıtılarak Diyanet İşleri Başkanlığı’yla ilgili insaftan, vicdandan, gerçeklikten yoksun paylaşımlar yapıldığı” belirtildi.

ALGI OPERASYONLARIYLA ZİHİNLER BULANDIRILMAYA ÇALIŞILMAKTA

Fıkhi metinler ve hükümler üzerine yorum yaparak yanlış anlaşılmalara ve vahim sonuçlara yol açılmasının büyük bir cehalet olduğu öne sürülen açıklamada, “Bir kez daha ifade edelim ki zina, Allah’ın açıkça haram kıldığı çirkin bir fiil ve büyük bir günahtır. Bu menfur davranışın aile çevrelerine taşınması, aynı zamanda korkunç bir ahlaki yozlaşma ve toplumsal felakettir. Her mümin tarafından bilinen bu kadar net bir konuda algı operasyonlarıyla zihinleri bulandırmaya çalışmak insanlık dışı bir davranıştır” denildi.

 

TÜGVA, kullandığı ERP yazılımı için Gülen Hareketi’ni suçladı

Okumaya devam et

Gündem

Balyoz davasında yeniden yargılanan Çetin Doğan: Hazırladığımız plan değil, senaryo

Yargıtay’ın bozduğu Balyoz davasının ilk duruşması İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Davada yeniden yargılanan Çetin Doğan, hazırladıklarının plan değil senaryo olduğunu öne sürdü. Avukatlar mahkemenin beraat kararında ısrarcı olmasını isterken, dava 18 Şubat’a ertelendi.

BOLD – Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin, 7 sanık hakkındaki beraat kararını bozmasının ardından Balyoz davası İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlandı. 28 Şubat davasından hükümlü Çetin Doğan’ın savunmasının alındığı ilk duruşmada avukatlar mahkemeden beraat kararlarında ısrar etmesini istedi.

DAVA YENİDEN GÖRÜLMEYE BAŞLANDI

Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararının ardından yeniden görülen “Balyoz” davasında yargılanan 237 kişi hakkında beraat kararı verildi. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine, Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 7 kişi hakkındaki beraat kararını bozdu. İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün yapılan duruşmaya hükümlü Çetin Doğan SEGBİS üzerinden, diğer sanıklar ise avukatları ile katıldı. Duruşmada Yargıtay’ın bozma kararına karşı görüşler alındı.

HAZIRLADIĞIMIZ PLAN DEĞİL, SENARYO

Duruşmaya SEGBİS üzerinden katılan Doğan, hakkındaki iddiaları reddederek, yargının büyük ölçüde siyasetin vesayeti altında olduğu ve temyiz edilen davanın Yargıtay’ın raflarından indirilmesi için uygun koşulların oluşturulduğunu öne sürdü. Hazırladıkları senaryonun plan gibi algılandığını öne süren Doğan, gelecekte yaşanabilecek askeri/politik gelişmeler dikkate alınarak hazırlanan senaryolar bağlamında 05-07 Mart 2003 tarihlerde icra edilen Plan Semineri için de özgün bir senaryo hazırlandığını kaydetti.

DURUŞMA 18 ŞUBAT’A ERTELENDİ

Doğan’ın savunmasının ardından sanık avukatları bozma kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek daha önce İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği beraat kararında direnmesi gerektiğini belirttiler. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na “itiraz yetkisini kullanma” talepli dilekçelerin akıbetlerinin sorulmasına karar veren mahkeme duruşmayı 18 Şubat 2022 tarihine erteledi.

 

TÜGVA, kullandığı ERP yazılımı için Gülen Hareketi’ni suçladı

 

Okumaya devam et

Gündem

TÜGVA, kullandığı ERP yazılımı için Gülen Hareketi’ni suçladı

Kendisine özel ERP yazılımı ile Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğü verilerine ulaşabildiği ortaya çıkan TÜGVA, 83 milyon kişinin verilerine görebildiği ERP programı konusunda Gülen Hareketi’ni suçladı. TÜGVA, bunun kendilerine kurulan bir “kumpas” olduğunu iddia etti. 

BOLD – TÜGVA’nın tüm Türkiye’yi fişlediği özel yazılımı ERP’nin detaylarını, eski bir vakıf çalışanı gazeteci Cevheri Güven’le paylaştı. Güven’in konuyla kamuoyu ile paylaşması sonucu vakıf bunu yalanlama yoluna gitti. TÜGVA, ERP yazılı ile ilgili de Gülen Hareketi’ni suçladı.

TÜGVA, ESKİ ÇALIŞANIN İTİRAFLARINI YALANLADI

Gazeteci Cevheri Güven, 83 milyonun AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu TÜGVA tarafından fişlendiğini eski bir vakıf çalışanının itirafları sonrasında ortaya çıkardı. Kullandığı yazılımla istediği kişilerin bilgilerine ulaşabildiği iddiasına ilişkin açıklama yapan TÜGVA, bu iddiayı reddetti. Konuyla ilgili paylaşılan videonun gerçeği yansıtmadığı öne sürülen açıklamada, videodaki sözde programın vakıflarına kumpas olması için Gülen Hareketi tarafından hazırlandığı iddia edildi.

CHP, KONUYU MECLİS’E TAŞIDI

TÜGVA’nın ERP isimli yazılım ile Türkiye’deki herkesin kişisel bilgilerine ulaştığının ortaya çıktığını belirten CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen ise konuyu Meclis gündemine taşıyıp İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya ERP ile ilgili sorular yöneltti. Önergesinde TÜGVA’nın vatandaşların kişisel bilgilerini nasıl ele geçirdiğini soran Antmen, Bakan Soylu’ya TÜGVA’ya yardımcı olan bu kişiler hakkında ne tür hukuki ve idari işlemler yapılacağını sordu.

 

 

 

Her şeyimiz TÜGVA’nın elinde! 80 milyonun fişlendiği yazılım

Okumaya devam et

Popular

Shares