Connect with us

Gündem

ByLock’la ilgili dikkat çeken rapor: MİT’in Türk yargısına verdiği yasadışı bir dava aracı

Tutuklu Avukatlar İnisiyatifi, AKP kontrolündeki yargının açtığı ve 90 binden fazla kişiyi mağdur eden ByLock davaları hakkında bir rapor yayınladı. Raporda, “Bylock verileri, hukuka uygun bir delil olmayıp, MİT tarafından Türk yargısına verilen kötü niyetli bir kovuşturma aracıdır. ByLock verisine dayanılarak verilen tüm mahkumiyet kararları iptal edilmeli” tespiti yapıldı.

BOLD -The Arrested Lavyers İnititiative(Tutuklu Avukatlar İnisiyatifi), 15 Temmuz sonrası Türkiye’de Gelen Hareketi gönüllülerine açılan ByLock davalarıyla ilgili bir rapor hazırladı.

“Türkiye’deki Kötü Amaçlı ByLock Davalarına İlişkin Hukuki ve Teknik Konulara Dair Rapor” başlıklı rapor, üç uluslararası bilirkişi raporu ve yakın zamanda ortaya çıkan ABD Federal Mahkemesi belgesine dayanılarak hazırlandı. AKP hükumeti, ByLock’un sahibi David Keynes’i AİHM’deki davaları çürütmek amacıyla Türkiye’ye getirerek etkin pişmanlık hükümleri kapsamında bir süre tutuklu yargılamış ve ByLock’un münhasıran Gülen Hareketi gönüllüleri tarafından kullanıldığı iddiasını ortaya atmıştı. Raporda, Türk hükumetinin münhasır kullanım iddiasının yanlışlığına dikkat çekiliyor.

BYLOCK: MİT’İN YARGIYA VERDİĞİ KÖTÜ NİYETLİ BİR KOVUŞTURMA ARACI

Raporda, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ByLock verilerine müdahale ettiği, ilgili dijital verilerin bir yargı merciinin emri ve denetimi olmaksızın elde edildiği ve bu verilerin hakim kararıyla yapılması gereken adli kimlik doğrulamasından önce işlendiği ve böylelikle delil vasfını kaybettiği belirtildi. Raporda “ByLock verileri, hukuka uygun ve kabul edilebilir bir delil olmayıp, Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından Türk yargısına verilen kötü niyetli bir kovuşturma aracıdır. Onbinlerce kötü niyetli kovuşturmanın tek çaresi, kısmen de olsa ByLock verisine dayanılarak verilen tüm mahkumiyet kararlarının iptal etmek ve daha sonra bu şekilde mahkum edilen herkese, AİHM ve BM kararlarının dikkate alınacağı adil bir yargılanma hakkı tanımaktır.” denildi.

MÜNHASIR KULLANIM İDDİASI KANITLANAMADI

Raporda şu tespitler yapıldı: “a) ByLock uygulamasının kullanımına ilişkin resmi açıklamaların sürekli değiştiği ve birbirini tekzip ettiğini, (değişen kullanıcı sayısı verileri 215bin, 122bin, 102bin, 90bin),
b) Aynı şekilde kullanıcı tespitine dair kriterlerin de (mavi, turuncu, kırmızı kullanıcı, 3 kez bağlanma kriteri, Mor beyin hatası vb) sürekli olarak değiştirildiği ve hala da güvenilir ve bilimsel olarak teyit edilebilir olmadığını,
c) Türk makamlarının münhasır kullanım iddiasının yanlışlığının kanıtlanmış olduğunu,
d) ByLock ile ilgili dijital verilerin parçalanarak bütünlük ve güvenilirliğini yitirdiğini, adli imaj alma işleminin geciktirilerek verilerin bozulduğunu,
e) MİT’in resmi ByLock Teknik Raporu’nda temel dijital adli tıp ilkelerine uyulmadığını ve ayrıca tutarsızlıklar ve veri manipülasyonu izleri olduğunu,
f) ByLock uygulaması ile ilgili dijital verilerin bir yargı merciinin emri ve denetimi olmaksızın elde edilmiş olması ve bu verilerin hakim kararıyla yapılması gereken adli kimlik doğrulamasından önce işlendiği ve böylelikle delil vasfını kaybettiği,
g) İdari soruşturmalar yoluyla elde edilen ByLock ile ilgili verilerin adli işlemlerde hukuka aykırı olarak kullanıldığını,
h) ByLock ile ilgili internet trafiği meta verilerinin yasal olarak öngörülen süreden daha uzun süre saklandığını ve bu nedenle delil olarak kullanılamayacağını, açıklamaktadır.”

YASAL KANIT NİTELİĞİNİ KAYBETTİ

Raporda, yukarıdaki bulguların birçoğunun AİHM ve BM İnsan Hakları organları gibi uluslar üstü mekanizmaların kararlarında da doğrulandığı ifade edildi. Uzman bilirkişi incelemeleri ışığında hazırlanan raporda, “ByLock kullanımına ilişkin verileri en azından hukuka aykırı olarak elde edilmiş bulgu haline getirdiğini ve kanıt bütünlüğü, gerçekliği, güvenilirliği ve doğruluğu ile ilgili dikkate değer şüpheler oluşturduğunu ve böylece onu yasal kanıt olarak nitelemesinden mahrum bıraktığı” sonucuna varıldığı vurgulandı.

BYLOCK’UN ÜZERİNDE YASADIŞILIK GÖLGESİ VAR

İngilizce olarak hazırlanan 34 sayfalık raporda şu tespitler yapıldı: “ByLock verilerinin nasıl elde edildiği ve işlendiği konusundaki çelişkili açıklamalar ve sürekli değişen kullanıcı tespit kriterleri (mavi, turuncu, kırmızı kullanıcı, 3 kez bağlanma kriteri vb), uygulamayı kullandığı iddia edilen kişi sayısına dair sürekli değişen iddialar (215bin, 122bin, 102bin, 90bin), savunma makamının kendisi aleyhine ByLock delillerini elde etme ve inceleme imkanından mahrum bırakılması, kolluk kuvvetlerinin mahkemelere yazdıkları yazılarda yer alan verilerin adli prosedürler için temel olamayacağına dair uyarılar birlikte bir bütün olarak ele alındığında, verilerin fabrikasyonu, değiştirilmesi veya bozulmasına ilişkin kuvvetli şüpheler yaratmaktadır. Ayrıca ByLock uygulaması ile ilgili dijital verilerin/delillerin hem sanıklardan hem de avukatlarından saklanması da delillerin üzerine ağır bir gölge düşürmekte ve adil yargılanma hakkının ihlalini teşkil etmektedir.”

BİRÇOK SANIK DİJİTAL VERİLERİ İNCELEYEMEDİ

Avrupalı çok sayıda hukukçu ByLock’la ilgili hazırlanan raporu inceleyerek görüşlerini paylaştı. Avukatlara Yönelik Saldırıları İzleme Komitesi Uluslararası Halk Avukatları Derneği Eş Başkanı Profesör Stuart Russell, Türkiye’de ByLock verilerinin savunmaya verilmemesiyle ilgili, “Tam ve uygun savunma hakkı, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve temel insan hakları için esastır. Dolayısıyla, bir sanığın yasal işlemlerde kendisine karşı kullanılan dijital verileri inceleme hakkından mahrum bırakılması, hukukun üstünlüğünün açık bir ihlalidir.” dedi.

DELİLLERE MÜDAHALE EDİLMESİ HUKUKUN İHLALİDİR

Dünya Hukukçular Birliği Başkanı İspanyol Avukat Javier Cremades ise, “Türkiye’deki ByLock kovuşturmalarında sanıkların aleyhlerindeki delilleri incelemek hakkından mahrum bırakılması ve dijital verilerin Türk makamları tarafından manipüle edilmesi hukukun üstünlüğünün ihlalidir.” ifadelerini kullandı.

BYLOCK DAVALARI ‘BLACK MİRROR’ SENARYOSUNU ARATMIYOR

Berlin’deki Hertie School’da akademisyen olarak görev yapan Dr. Emre Turkut, raporlar ilgili şunları söyledi: “Bu rapor, bir gün uyandığınızda kullanmış olduğunuz sıradan bir anlık mesajlaşma aplikasyonunun, hükümetinizin belirli bir grup üzerindeki baskısının merkezi haline gelebileceğine dair tüyler ürpertici bir uyarı görevi görüyor. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden bu yana, Black Mirror dizisi senaryolarını aratmayacak bir biçimde binlerce insan bir dijital delile / bulguya dayanılarak zulme uğradı/mahkum edildi. Bu rapor, Türkiye’deki ByLock soruşturmalarının/mahkumiyetlerinin neden hem kanıtların doğasında var olan bir dizi hata, yanlılık ve belirsizlik hem de kanıtın üretilmesi/yorumlanmasında yer alan insan faktörü ile gölgelendiğini ikna edici bir şekilde göstermektedir.”

MİT TARAFINDAN MANİPÜLE EDİLMİŞ BİR DELİL

İtalyan İnsan Hakları Federasyonu Başkan Yardımcısı Eleonora Mongelli de, raporla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu rapor, ByLock’un hukuka uygun ve kabul edilebilir bir delil olmadığını, aksine Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından Türk yargısına sağlanan kötü niyetli bir kovuşturma aracı olduğunu göstermektedir. Sanıklara ve avukatlarına, MİT tarafından manipüle edilmiş olabileceğine dair şüpheler olan delilleri inceleme fırsatı da verilmemekte, yani bu araç da sanıkların adil yargılanma hakkı gözetilmeden kullanılmaktadır. İtalya İnsan Hakları Federasyonu (FIDU), devam etmekte olan yargı tacizinden derin endişe duymaktadır. ByLock kullanımının suç sayılması da geçtiğimiz Ekim ayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sunduğumuz (Sağlam-Türkiye davası) üçüncü taraf bilirkişi raporu konularından biriydi. Türk makamlarını, hüküm giyen herkese, raporda belirtildiği üzere AİHM ve BM kararlarını da riayet edilen adil bir yargılanma fırsatı verilmesi güvence altına çağrısında bulunmaya devam ediyoruz.”

ByLock’la ilgili raporun tam metni buradan indirilebiliyor.

AİHM’nin kararı sonrası hükumetten ByLock’u kurtarma planı: Programın sahibi Keynes 5 yıl sonra tutuklandı

Bylock’un sahibi David Keynes, sessiz sedasız tahliye edildi

 

Gündem

Hakan Şükür’den Erdoğan’a: Sahte imza ile evimi gaspettiniz

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın paylaşımını yorumlayan eski milli futbolcu Hakan Şükür, kendilerine Cumhurbaşkanlığı hukukçusu diyen kişilerin sahte imza ile Türkiye’deki evine girip oturduklarını, hukukun da bir şey yapamadığını söyledi.

BOLD – Galatasaray’ın ve Milli Takımın eski yıldız oyuncusu Hakan Şükür sosyal medya hesabından AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a sorular yöneltip, sahte imza ile evinin gasp edildiğini söyledi.

GERÇEKTEN Mİ? AİLEMİ PERİŞAN ETTİNİZ

Erdoğan’ın, “Herkes bilsin ki Türkiye, demokratik bir hukuk devletidir. Bu milletin hakkını, hukukunu hiç kimse çiğneyemez, bu millete hizmet edenlerin kılına kimse dokunamaz, kardeşliğimizi hiçbir sinsi senaryo bozamaz” paylaşımını alıntı yapan Şükür, “Gerçekten mi? Ülkeme hizmet ettim diye beni partinize davet edip Türkiye’yi dolaştırdınız. Şimdi terörist diyorsunuz. Ailemi perişan ettiniz.” dedi.

EVİME SAHTE İMZA İLE GİRİP OTURANLAR VAR

Şükür, Cumhurbaşkanlığı hukukçusuyuz diyen kişilerin evini gasp ettiklerini de belirterek, “Cb hukukçusuyuz diyerek evime sahte imza ile girip oturanlar var ve hukuk bi şey yapmıyor. Her şeyimi futboldan kazandım el koydunuz” ifadelerini kullandı.

 

 

Kılıçdaroğlu: Parayı gönderen oğlun Bilal, alan kızın Esra

Okumaya Devam Et

Gündem

Kılıçdaroğlu: Parayı gönderen oğlun Bilal, alan kızın Esra

CHP lideri, Erdoğan ailesinin ABD’ye gönderdiği paralarla ilgili isim verdi. Kılıçdaroğlu Bilal Erdoğan’ın gönderdiği parayı ablası Esra Albayrak’ın aldığını öne sürdü.

BOLD – Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vakıf süsü verilmiş paralel yapılarla yurt dışına devasa paralar aktardığı ve bu yapıların TÜRGEV ve Ensar olduğu yönündeki sözlerine açıklık getirdi. TURKEN vakfının servet ve insan transferi için paravan olarak kullanıldığını belirten Kılıçdaroğlu, Bilal ve Esra Albayrak’ın adını verdi.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından şu bilgileri paylaştı:

HERKESİN ARTIK BİLDİĞİNİ BURADAN SÖYLEYEYİM

Erdoğan, aile içinde anlaşırsınız ve çıkar milletimize doğruları söylersiniz diye bekledim ama görüyorum ki sen, davalarla algı yaratma peşindesin. O zaman ortamı daha fazla bulandırmana izin vermeden, herkesin zaten artık bildiğini buradan da söyleyeyim.

TRANSFER EDEN OĞLUN BİLAL, ALAN KIZIN ESRA

Bu vakıflar üzerinden paraları transfer ettiren, oğlun Bilal Erdoğan. Parayı alan tarafta ise kızın Esra Albayrak var. Kardeş kardeş vakıflar yönetiyorlar, para transfer ediyorlar birbirlerine. TURKEN paravan bir vakıftır, amacı ABD’ye servet ve insan transferidir.

BİNA BİTTİĞİNDE KİME AİT OLACAK?

Güya yurt yapıyorlarmış. Nerede yapıyorlar devasa plazayı? Manhattan’da. ABD’nin en pahalı finans merkezinde. Finans merkezine yapılan bu ultra lüks bina bittiğinde kime ait olacak? Türkiye’ye mi ait olacak, yoksa paravan vakfa mı? Bu vakıf kimin Erdoğan?

BU VAKIFLARI KARA PARA MERKEZİ HALİNE GETİRDİN

Aynı paravan kurum, çiftlik de satın alıyor. Neden alıyorlar bu çiftliği Erdoğan? Senin dava açmanı bekliyordum, öncelikle kara para merkezi haline getirdiğin bu vakıfların bu devasa paraları nereden aldıklarını açıklamalarını isteyeceğim o davada.

SENİN PARAVANLAR BU BİLGİYİ HALA GİZLİYOR

Ayrıca 2021-2022 yıllarında ülkemizden bu paravana daha ne kadar para transfer edildiğini de soracağım. Malum bu bilgiyi hala gizliyor senin paravanlar. Erdoğan, aile üyelerin paralel hayat kurma telaşı içindedirler. Şimdi kurmaylarını ara ve bu akşam aHaber’e koşmalarını söyle.

AMACIM PARA KAÇIRMA SİSTEMİNİ İFŞA ETMEK

Buradan “Bu da rakam mı ki” diyen aklıevvellere sesleniyorum: Milletten çalınan 1 kuruş bile rakamdır ve haramdır! Ayrıca paylaşmamın sebebi yolsuzluğa dikkat çekmek değildir -zaten onu herkes biliyor-, amacım bir para kaçırma sistemini ifşa ederek çalışamaz hale getirmektir.

1 LİRANIN ÇALINMASINI ÖNLERSEM BUNUNLA GURUR DUYARIM

Bu paravan vakıflarla bir sistem kurulduğunda zaten rakamlar kaçınılmaz şekilde devasa hale gelir. Bu yüzden sistemi anlamak gerekir. 1 liranın dahi çalınmasını önleyebilirsem, ben bununla gurur duyarım.

FAKİR FUKARADAN UTANIN

Son olarak şunu söylüyorum: İnsanımıza tepeden bakmaya son verin, insanımız o 1 Lira’ya bile muhtaç hale getirilmiştir. Bu milletin fakir fukarasından utanın. Utanın ve uyanın.”

 

Geçinemeyen halkı hedef alan Erdoğan: Birileri çıkıp ‘aç kaldık’ diyor, aç kalan yok

Okumaya Devam Et

Gündem

Yargı mensuplarına işkence rapor haline getirildi

Sınır Aşan Hukukçular Derneği, 15 Temmuz sonrası hakim ve savcılara yapılan işkenceleri rapor haline getirdi. 15 Temmuz’un ardından 5 binin üzerinde yargı mensubunun meslekten uzaklaştırıldığına dikkat çekilen raporda ürkütücü ayrıntılar da yer alıyor.

BOLD – Sınır Aşan Hukukçular Derneği (Cross Border Jurists-CBJ) üyesi KHK’lı Cumhuriyet Savcısı Mustafa Doğan, 15 Temmuz sonrasında yaşanan süreçte Türkiye’de hakim ve savcılara yönelik işkenceleri raporlaştırdı. Raporda ürkütücü ayrıntılar yer alıyor. 4 bölümden oluşan raporda işkence yöntemlerine dair de ayrıntılı bilgiler veriliyor.

HÜCREDE TUTULAN BAŞSAVCI KONUŞMA YETENEĞİNİ KAYBETTİ

KHK’lı savcı Mustafa Doğan, ‘Uzun Süre Hücre Hapsi’ yöntemini anlattığı bir bölümde şu ifadeleri kullanıyor: “Bu raporun yazarı olarak, doğrudan tanıklığıma dayalı olarak somut bir örnek vermem gerekirse, cezaevinde hücrede tutulan eski başsavcı T.A. konuşma yeteneğini kaybetmeye başlamıştır. Durumunun anlaşılması üzerine ailesinin de baskılarıyla cezaevi idaresi duruma müdahale etmek zorunda kalmış ve konuşma terapilerine başlanmıştır.”

YARGIYI TAMAMEN KONTROL ALTINA ALDILAR

17/25 Aralık büyük yolsuzluk soruşturması sonrasında Erdoğan rejiminin gerçeklerin ortaya çıkması için hukukun önünü açmak yerine hukuktan uzaklaşmayı tercih ettiği hatırlatılan raporda, “Bu çerçevede yargı ve güvenlik bürokrasisini kendilerine göre şekillendirdiler ve tamamen kontrol altına aldılar. Defalarca Anayasa ve yasalarda değişiklikler yaptılar.” deniliyor.

İHRAÇ EDİLEN YARGI MENSUBU SAYISI 5 BİNİ GEÇTİ

TR724’ün haberine göre ülkede yaşanan kaostan yargının da fazlasıyla nasibini aldığı aktarılan raporda, “Erdoğan ve AKP’nin emirleri yerine hukuku tercih eden hâkim ve savcılar hedefe konuldu. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkeme üyeleri ile ilk derece mahkemeleri, askeri yargı ve Sayıştay’da görev yapan hâkim, savcı ve raportörler mesleklerinden atıldılar. Hala da ihraçlar devam etmektedir. Mesleklerinden atılan yargı mensuplarının sayısı 5000’i geçti” ifadelerini kullanılıyor.

YARGI MENSUPLARI AĞIR İŞKENCE GÖRDÜ

Haklarında hiç bir somut suçlama olmaksızın ihraç edilen yargı mensuplarının neredeyse tamamı hakkında silahlı terör örgütü üyeliği, yöneticiliği veya silahlı terör örgütüne yardım gibi son derece absürt suçlamalar yapıldığı kaydediliyor. Haklarında soruşturma başlatılan binlerce hakim ve savcının tutuklandığı aktarılıyor: “Bir kısmı çok ağır işkence gördü. Onlarcası hala tek başına hücrede tutulmakta ve işkence bu şekilde devam etmektedir.”

AVUKATLAR DA CADI AVINDAN NASİBİNİ ALDI

Cadı avından avukatların da nasibini aldığı belirtilen raporda, “Yüzlerce avukat sadece savundukları müvekkillerinin aidiyetleri, düşünceleri ve eylemleri gerekçe gösterilerek tutuklandılar ve çoğu hala cezaevinde” deniliyor.

RAPORUN TAMAMI İÇİN
https://www.crossborderjurists.org/tr/turkiyede-hakim-ve-savcilara-yonelik-iskence-raporu-mayis-2022/

Eski MİT’çi Darıcılı, Gülen Hareketi üyelerinin nasıl kaçırıldığını anlattı: Afrika’dan rüşvetle getiriyoruz, Almanya’da mümkün değil

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar