Bizimle iletişime geçiniz

Kültür

Diktatörlüğün psikolojisi

Bir yurttaş yaşadığı şehrin meydanına çıkıp hapis veya şiddet endişesi yaşamadan özgürce konuşabilmekte midir?

İktidarı, düzenli olarak yinelenen adil seçimlerle değiştirme imkânı var mıdır?

Çoğulcu sistem azınlıkların hak ve özgürlüklerini yasal garanti altına almakta mıdır ve bu yasal garanti pratikte uygulanmakta mıdır?

Uluslararası normlarda bağımsız bir yargı var mıdır?

Bu sorular ABD’de yaşayan İran asıllı akademisyen Fathali Moghaddam’in “Diktatörlüğün Psikolojisi” isimli kitabından alınma. Bir toplumun demokratiklik düzeyini ölçüyorlar.

Kitabın sayfaları içinde ilerledikçe soyut akademik ifadeler yerine kolay anlaşılır ve net bir anlatımla yazarın modelini kavramaya başlıyorsunuz.

Moghaddam, Nazi Almanyası ve İran İslam Devrimi’ni esas almakla beraber Güney Amerika diktatörlüklerine kadar uzanan geniş bir alanı kullanarak görüşlerini açıklıyor.

İranlı yazara göre her toplum tam demokrasiden tam diktatörlüğe salınan bir sarkacın ucundadır.

İranlı yazar Moghaddam

Dolayısıyla her toplum için “adil olmayan seçimlerle işbaşına gelmiş tek bir kişinin ya da hizipleşmiş bir grubun topluma hükmetmesi, güvenlik güçlerini kullanarak muhalefeti bastırması ve özgür seçimler yoluyla iktidardan indirilememesi” olarak tanımlanan diktatörlüğe kayma ihtimali vardır.

DİKTATÖR FIRSATLARI KAÇIRMAZ

Potansiyel diktatörün ihtiyaç duyduğu tek şey “fırsat”tır. Tarihi bir tesadüf ya da planlı bir girişim olması fark etmez. Ekonomik ve politik belirsizlik, iç ve dış tehditler tek olmayı isteyenler için ideal zeminlerdir. Çünkü bu durumlar; toplumsal çaresizlik hissini doruğa çıkarır.

Artık “sıçrama tahtası” yerine oturtulabilir. Öncelikle toplumdaki istikrarsızlık algısı sürekli olarak canlı tutulur sonra da diktatörlük topluma krizden çıkmanın eldeki en kolay ve kazançlı yöntemi olarak sunulur. Nazi Almanya’sının doğuşu bunun tipik bir örneğidir.

Diktatörün seçimle ya da devrimle işbaşına gelmesi pek bir şey fark ettirmemektedir. Hatta denebilir ki devrimle gelen diktatörler seleflerinden daha gaddar olmaktadırlar. Moghaddam, bu görüşüne delil olarak çarlık Rusya’sına son veren Stalin ve İran şahını deviren Humeyni’yi örnek göstermektedir.

Yazara göre potansiyel diktatör işbaşına geldikten sonra değişen ilk şey söylemlerdir. Bu değişim muktedirin konumunu sağlamlaştırma sürecine göre birkaç aydan birkaç yıla kadar değişiklik gösterebilmektedir.

Yönetime adayken sürekli olarak “haklar”dan bahseden lider, tek adamlık pozisyonunu güçlendirdikten sonra artık sadece “sorumluluk ve görev”lerden söz etmeye başlar.

Humeyni, yönetimi tüm kurumlarıyla ele geçirdikten sonra sık sık vatandaşın en önemli görevinin İslami(!) hükümete itaat etmek olduğunu vurgulamaya başlamıştı.

DİKTATÖRÜ KORUYAN ÇELİK ÇEMBER

Diktatör bir sonraki aşamada kendi etrafında çelik bir çember kurmak durumundadır. Mevcudiyetini ancak böyle koruyabilecektir. Moghaddam’a göre bunun yolu, Freud’un “İnsan kalabalıklarını tutkuyla bir araya getirmek daima mümkündür, yeter ki onlara öfkelerini kusabilecekleri başka kalabalıklar gösterin.” olarak formüle ettiği “grup dışı tehdit ve grup içi kenetlenme”den geçmektedir.

Oyalayıcı savaş, sınır tehditleri, inancın ya da yaşam tarzının tehlikede olduğu iddiası, dış mihraklar vb. söylemler kemikleşmiş bir grup yaratmak için elverişli yöntemlerdir. Nitekim Hitler’in devriminin tamamlanması savaş sayesinde mümkün olmuştur.

Böylece bir toplum, dönüştürülmeye hazır hale gelmiştir. Lider, riayetten çok sadakate önem verir. Çünkü sadakatte liderin insanlardan beklediği davranışları kendisinin de sergilemesi mecburiyeti yoktur.

Milgram deneyleri denen psikolojik çalışmanın verilerine göre korku ve grup kenetlenmesiyle harekete geçen bireyler öncelikle liderin açık emirlerine itaat ederler. Lider sonraları sadece ima eder.

Üçüncü aşamada ise kitle artık liderin görüşleri doğrultusunda kendiliğinden harekete geçmekte ve hatta bu eylemlerin kendi isteği olduğuna inanmaktadır.

Hangi eylemler mi? Tabiî ki her şeye rağmen bir türlü eksik olmayan muhalifleri sindirme. Bu diktatörlüğün gerçekleşmesinin son aşamasıdır.

Kamusal alanda azami kontrol, muhaliflerin tecridi ve yok edilmesi diktatörün geleceği açısından çok önemlidir. Öfkeyle kenetlendirilmiş grup bunu gönüllü olarak yapar.

İktidarı eleştiren her konuşmayı –sebebi ne olursa olsun- kendiliğinden harekete geçerek hainlik olarak yaftalayan bir kitleden daha iyi müttefik düşünülemez. Artık işlem tamamdır:

“İran’da hükümetin yolsuzlukları hakkında konuşmaya cüret etmek ‘İslam karşıtlığı’ ve ‘sapkınlık’la damgalanmıştı.” (syf140)

Okumaya devam et
Reklamlar

Kültür

Nomadland Oscar’a damga vurdu: En İyi Yönetmen ödülünü ilk kez Asyalı bir kadın aldı

2021 Oscar Ödül Töreni bu yıl dünyanın farklı yerlerinde kurulan stüdyolarda yapıldı. Nomadland filmi 3 dalda Oscar aldı. En iyi yönetmen ödülünü alan Chloe Zhao, bu kategoride Oscar alan ilk Asyalı kadın oldu.

BOLD – Oscar ödülleri olarak bilinen Akademi Ödülleri’nin 93’üncüsü dün gece Los Angeles’ta koronavirüs pandemisinin gölgesinde sahiplerini buldu.

Korona önlemleri nedeniyle geçen yıllara oranla çok az sayıda kişinin davet edildiği tören, Los Angeles’ta geleneksel olarak Oscar ödül törenlerine ev sahipliği yapan Dolby Tiyatrosu ile dünyanın farklı yerlerinde kurulan stüdyolarda yapıldı. Oscar adaylarından belirlenen bu mekanlardan birinde bizzat törene katılmaları istendi.

Çin asıllı Yönetmen Chloe Zhao

Bu yıl Oscar’a yönetmenliğini Chloe Zhao’nun yaptığı ‘Nomadland’ damgasını vurdu. Altın Küre de dahil olmak üzere bu yıl verilen birçok ödül töreninden zaferle dönen ‘Nomadland’ Oscar’ın da favorisiydi.

FİLMDE PROFESYONEL OLMAYAN İSİMLER DE YER ALDI

Frances McDormand

Nomadland’in hikayesi Frances McDormand’in canlandırdığı ve ABD’nin batısında karavanıyla göçebe olarak yaşamını sürdüren, geçici işlerle para kazanan ve yol boyunca kendi gibi göçebe insanlarla tanışan Fern isimli kadın karakter etrafında şekilleniyor. Filmde oynayanların çoğu profesyonel oyuncu değil, gerçek hayatta da göçebe yaşayan isimler.

‘Nomadland’ En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Kadın Oyuncu dallarında Oscar’ın sahibi oldu.

Zhao, En İyi Yönetmen dalında Oscar kazanan ilk Asyalı kadın oldu. Çin asıllı Zhao, aynı zamanda En İyi Yönetmen dalında Oscar kazanan ikinci kadın oldu.

Zhao, “Bu ödülü, tüm zorluklara karşın iyilik için direnme inancına ve cesaretine sahip olan herkes için alıyorum. İnsanlar doğuştan iyilerdir. Ben dünyanın her yerinde, her zaman tanıştığım insanların içinde iyiyi bulabildim” dedi. ABD’li aktris Frances McDormand ‘Nomadland’daki rolü ile üçüncü Oscar’ını kazandı.

HOPKİNS, 83 YAŞINDA OSCAR ALDI

Anthony Hopkins

En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar’ın sahibi ‘The Father’daki rolü ile Anthony Hopkins oldu. İkinci Oscar’ını kazanan İngiliz oyuncu, ‘The Father’da bir demans hastasını canlandırıyor. Film, En İyi Uyarlama Senaryo dalında da ödül kazandı.

83 yaşındaki Anthony Hopkins, bu ödülü alan en yaşlı kişi olarak kayda geçti.

EN İYİ YARDIMCI KADIN VE ERKEK OYUNCULAR

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü Minari filmindeki rolüyle Yuh-Jung Youn aldı ve bu kategoride ödül alan ilk Koreli aktris olarak tarihe geçti.

Ödülünü Brad Pitt’ten alan Yuh-Jung Youn, “Bay Pitt, sizinle sonunda tanıştığıma çok memnun oldum” sözleriyle izleyicileri güldürdü.

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ını ise ‘Judas and the Black Messiah’taki rolü ile Daniel Kaluuya kazandı.

1960’larda ABD’deki siyahların hareketi Kara Panter Partisi’ni (Black Panther Partisi) anlatan filmde H.E.R., Dernest Emile II und Tiara Thomas’ın seslendirdiği “Fight For You” En İyi Özgün Şarkı dalında Oscar’ını kazandı.

Siyahları konu eden bir diğer film ‘Ma Rainey’s Black Bottom’ En İyi Kostüm Tasarımı ve En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı dallarında Oscar aldı. Film, siyah caz şarkıcısı Ma Rainey’in hayatından bir kesit sunuyor.

‘MANK’ 2 DALDA ÖDÜL KAZANDI

En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülleri de dahil toplam 10 dalda ödüle aday gösterilen David Fincher imzalı ‘Mank’ En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Yapım Tasarım dallarında ödül kazandı.

En İyi Yabancı Film ödülünü Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’in ‘Druk’ (Another Round) kazandı.

En İyi Belgesel kategorisinde ‘My Octopus Teacher’ Oscar ödülünün sahibi oldu.

En İyi Özgün Senaryo Ödülü’nü, ‘Promising Young Woman’ filmiyle Emerald Fennell kazandı.

En İyi Ses ödülünü ‘Sound of Metal’ filmi aldı. Sound of Metal’in ikinci Oscar’ı ise En İyi Film Kurgusu kategorisinden geldi.

‘Two Distant Strangers’, En İyi Kısa Film ödülünü aldı. Filmin yönetmenlerinden Travon Free, ödülünü alırken “ABD’de polis tarafından öldürülen siyahları” hatırlattı.

En İyi Kısa Animasyon ödülü, ‘If Anything Happens I Love You’ filmine verildi.

En İyi Animasyon kategorisinde ise Walt Disney yapımı ‘Soul’ filmi Oscar’ın sahibi oldu. Soul’un ikinci Oscar’ı ise En İyi Özgün Müzik kategorisinden geldi.

En İyi Kısa Belgesel ödülünü “Colette” adlı belgeselle Anthony Giacchino ve Alice Doyard aldı.

En İyi Görsel Efekt kategorisinde Tenet, Oscar’ın sahibi oldu.

50 at Almanya’ya mı kaçtı?

Okumaya devam et

Kültür

Gülen’in son kitabı: Hakk’a Adanmışlar Yolu

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Çağlayan dergisinde kaleme aldığı başyazıları ‘Hakk’a Adanmışlar Yolu’ adıyla kitaplaştı. Gülen’in Nisan 2017 ile Eylül 2019 tarihlerinde kaleme aldığı yazılara yer verilen kitap, Hizmet Hareketi mensuplarına Türkiye’de uygulanan Tenkil Sürecini de anlatıyor.

BOLD – Süreyya Yayınlarından çıkan kitap, Gülen Hocaefendi’nin Nisan 2017 ve Eylül 2019 tarihlerinde kaleme aldığı yazılara yer veriyor. Çağ ve Nesil serisinin son kitabı olan Hakk’a Adanmışlar Yolu, Hizmet hareketinin Türkiye’de tenkile tabi tutulduğu süreci anlatması açısından önem taşıyor.

Kitap son süreçte yaşananlara farklı açılardan yaklaşıyor. İman, İslam ve ihsan çizgisinden çıkmamaya önem gösteren Gülen, yaşanan süreci, tenkili ve soykırımı satır aralarında anlatıyor.

Kitap, Amerikada ANT Stores (www.antstores.com) Avrupada Kitap Dünyası (www.kitapdunyasi.eu) mağazalarından satın alınabilir.

Anne-babası gözaltına alınan Zeynep bebek evde yalnız bırakıldı mı?

Okumaya devam et

Kültür

Muhittin Akgül’den yeni kitap: Hakkı Tutup Kaldırmak

Prof. Dr. Muhittin Akgül’ün Hakkı Tutup Kaldırmak isimli kitabı ABD ve Avrupa’da satışa sunuldu. Takdim yazısını Prof. Dr. Suat Yıldırım’ın kaleme aldığı kitapta hayatlarını hakkı ilan ve ila’ya adamış ve bu uğurda zulme ve haksızlıklara maruz kalmış örnek şahsiyetlerin hayatı anlatılıyor.

BOLD –  Süreyya Yayınları tarafından yayınlanan kitabında Prof. Akgül, insanlık tarihinin başından beri hakkın safında yer alan büyük rehberlerin gayretlerini Kur’ân-ı Kerîm’den örneklerle ortaya koyuyor

Hz. Âdem’in (aleyhisselam) oğlu Hâbil, Hz. Âsiye, Firavun sarayındaki mü’min yetkili, ölümü göze alarak Hz. Musa’ya (aleyhisselam) iman eden sihirbazlar, Hz. İsa’nın (aleyhisselam) havarileri, Habîb-i Neccâr, Ashab-ı Kehf , Ashab-ı Uhdûd’un müthiş işkencelerine ragmen hak yoldan dönmeyenler, Habeşistan kralı Necâşi Ashame anlatılıyor.

Kitaba hakkın zirvedeki temsilcisi son Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (aleyhissalatu vesselam) hakkı ikame için gerçekleştirdiği faaliyetler ile mühür basılıyor. Böylece eser, şimdi yaşayan ve gelecekte yaşayacak olan hak temsilcilerine ve onu temsil eden kutlulara tuttukları yolun, Hak Teâlâ’nın peygamberlerinin yolu olduğunu açıklayarak, onlara manevi bir kuvvet ve gıda veriyor. Şimdi yaşayan ve gelecekte yaşayacak olan Hakk temsilcilerine ve hakkı temsil eden kutlulara, örnek almaları ve hayatlarını benzetmeleri gerekli ideal örnekleri nazara veriyor.

Kitap Amerika’da www.antstores.com, Avrupa’da www.kitapdunyasi.eu mağazalarında satışa sunuldu. Kitabın dijital versiyonu ise 15 Nisan’da Apple ve Google mağazalarından satışa sunulacak.

 

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0