Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Bir Özel Harekât polisinin “hendek operasyonu” anıları-3

“Şehitler zaten cennete gittiler, ölenler de zaten cehennemin dibine gittiler diye düşünülüyor. Ve zafer kazanıp vatanı kurtardık diye bakıyorlar. Neyin savaşını verdik?”

CEVHERİ GÜVEN / BOLD

Ahmet Gün, Türkiye’nin yakın dönemdeki en kanlı sürecine içeriden tanıklık etmiş Özel Harekâtçı bir polis. Tarihe “Hendek Süreci” olarak geçen; Cizre, Sur, Lice, Nusaybin ve Derik operasyonlarının tamamında sahadaki çatışmalarda görev almış.

Cizre bodrumları, Nusaybin’deki işkenceler ve Derik Operasyonu dahil tarihe geçecek çok önemli hatıralarını BOLD’a anlattı.

Gün yazı dizisinin üçüncü ve son bölümünde; devletin Çözüm Süreci’ni bir fişleme dönemine dönüştürmesini, ağır insan hakları ihlalleri sonrası özel harekâtçıların kendi aralarındaki konuşmaları, Hendek Süreci sonrası Kürt ev sahibiyle yaşadığı diyalogları, mayına basarak yaralanmasını, yaralı halde Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihracını, tutuklanmasını ve mülteciliğe giden günlerde yaşadıklarını anlattı.

(Şu an İsviçre’de bir mülteci kampında yaşıyor oluşu, görev yaptığı şube ve katıldığı operasyonları birlikte düşündüğümde şahsi güvenliğine zarar verebileceğim endişesi ve bunun sorumluluğunu taşıyamayacak olmam sebebiyle ismini değiştirip Ahmet Gün ismini verdiğimi tekrar hatırlatmak istiyorum.)

Ahmet Gün, hendeklerin kazıldığı günlerde halkın henüz evlerinde olduğunu ve 155’e gelen ihbarlara işlem yapılmadığını belirtiyor.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE HALK FİŞLENDİ

Fethullah Gülen’in fikirlerinden genç yaşlardan beri etkilendiğini söyleyen Ahmet Gün’e göre, devlet nasıl sessiz sedasız tüm cemaat mensuplarını yıllar içinde fişleyip, bir gecede hepsini tasfiye ettiyse, benzeri Kürt Hareketi için Çözüm Süreci’nde oldu.

Sürecin verdiği rahatlıkla PKK’ya yakınlık gösteren, bu yönde açıklamalar yapan, en azından Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) içinde daha fazla bulunan isimler, şu an o dönemki fişlemeler üzerinden kitleler halinde operasyona maruz kalıyor.

Sözkonusu dönemde Abdullah Öcalan’a yönelik övücü sözler söyleyenler Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AKP) mensup ise herhangi bir soruşturma yapılmıyor:

“2013’te Çözüm Süreci’nin noktalanmaya geldiği aşamalarda Batman’a tayin oldum. Lojman çıkmamıştı dışarıdan ev tuttum. Birimimi söylemedim ama mesleğimi söyledim ev sahibine. Kürt ve Anadolu’nun yaşı başı yerinde insanlarındandı. Muhabbetimiz de güzeldi. Sonra işler bozuldu 6-7 Ekim olayları, Kobani olayları patlak verdi. Çözüm Süreci baltalandı.

Sokaklara mevziler inşa edilirken de polise müdahale etmeme emri verildiği iddia ediliyor.

EV SAHİBİNİN SÖYLEDİĞİ O CÜMLE

Ev sahibi benden uzaklaşmaya başladı. Bir gün çayımı içmeye geldi. Evi boşaltmamı istedi. Dedi ki, ‘mahalle baskısı var üzerimde, herkes senin mesleğini biliyor, niye evimi kiraya verdiğimi sorguluyorlar’. Çözüm Süreci bittikten sonra yaşananları gerekçe gösterdi. Olayların nereden nereye geldiğine bakın.

Önce devlet sahadan çekilerek, sahada tek otorite olarak örgüt bırakıldı. Çözüm süreci boyunca özellikle kırsal kesimde, devlet sahadan çekildiği için Halka bir adres gösterilmişti tek otorite vardı arazide o da örgüttü. İnsanlar örgütle açık ilişkiye geçtiler. En azından HDP’nin içinde çok göründüler, etkinliklerine katıldılar.

İnsanlar bu süreçte adeta devlet tarafından fişlendi. Sonra Çözüm Süreci’nde insanların örgütle girdikleri ilişkiler nedeniyle Çözüm Süreci’nde yaptıkları nedeniyle cezalandırmaya geçti devlet.”

“DEVLET YALANCI GÜVEN AŞILADI”

Ahmet Gün’ün sözlerini teyit eden gelişmeler Selahattin Demirtaş dahil pek çok Kürt siyasetçi ve sıradan vatandaşlar için geçerli.

HDP’li siyasetçiler için Öcalan’ın Diyarbakır Meydanı’nda okuttuğu mektup ve o dönem yaptıkları açıklamalar tutuklama hatta mahkumiyet nedenine dönüştürüldü. Pek çok Kürt vatandaş ise o dönemin rahatlığıyla yaptıkları sosyal medya mesajları delil gösterilerek tutuklandılar.

Gün’e göre bu yalancı bir güvendi: “İnsanlar savaşmadan da legal mücadeleyle birşeyler yapabileceğine inandı Çözüm Süreci’nde. Her şey güllük gülistanlık gidiyor. Devletin yanlışına yanlış denebiliyor. Herşey rahatlıkla konuşuyor, herkesle her türlü görüşme yapılabiliyor.

Yalancı bir güven aşılandı insanlara sonra dım dızlak ortada bırakıldılar. Nasıl 15 Temmuz 2016’da atletle tank durdurabileceğine inandırıldıysa kitleler, o zaman da devlete dur denilen yerde durdurulabiliyormuş diye inandırıldı insanlar.”

“KENDİ ARAMIZDA KONUŞUYORDUK”

Meydanlarda Öcalan’ın mektuplarının okutulmasını seyrettikten sonra, şehirleri yerle bir eden operasyonlara katılmak bir özel harekâtçı için makasın iki ucunun açıldığı son nokta belki de. İşlerin nereden nereye geldiği bu sebeple özel harekâtçılar arasında da tartışma konularından biriymiş:

“O zamanda tartışanlar oluyordu ama geçmişini bildiğim, daha insancıl, Allah’tan korkan özel harekâtçılar kendi aralarında konuşuyorlardı. İş başından kurguydu görüyorduk. Hendekler göz göre göre kazdırıldı, sonra da operasyonları uzatma ve yıkımın boyutunun büyümesi üzerine sürdürüldü.

Bu iş ahlaken, hukuken, operasyon olarak böyle olmaz diye konuşuyorduk ama eyleme geçmeyen hiçbir şeyin anlamı yok. Ve bundan dolayı ben kendime özeleştiri getiriyorum.

Bugün asla bir asker Menbiç’e girme emrini uygulamamalı bunca yaşananlardan sonra. Ben de o gün hendek operasyonlarına katılmamalıydım.

“AÇIĞA ALINDIM, İHRAÇ EDİLDİM, CEZAEVİNE GİRDİM”

Ama çevrenizdeki beş insanın ortalaması kadarsınız diye bir söz duymuştum. Benim çevremde de hep Özel Harekatçılar vardı. Biz eyleme geçmese de kendi içimizde sorguluyorduk çünkü gerek aile gerekse Hizmet Hareketi’nden aldığımız bir terbiye, ahlak vardı, bunları kabullenemiyordum, bir yerde tıkanacağı belliydi. Rabbim daha fazla bizi sınamadı. Açığa alındım, ihraç edildim, cezaevine girdim..

Duvarlara Esadullah Timi yazabilenlerin muhasebe yaptığını zannetmiyorum. Şehitler zaten cennete gittiler, ölenler de zaten cehennemin dibine gittiler diye düşünülüyor. Ve zafer kazanıp vatanı kurtardık diye bakıyorlar. Neyin savaşını verdik diye düşünen yok. Önce kendi ellerimizle hendekleri kazmalarını izledik, sonra da geri kapatmak için onlarca şehit verdik yüzlerce insan öldürdük. Yani bunu sorgulanabileceği bir atmosfer yok.”

MAYINA BASTIĞI AN

Ahmet Gün, 29 Haziran 2016’da Mardin Derik’te yola zırhlı araçla seyahat halindeyken yola döşenen mayının patlaması sonucu ağır yaralanır. Geriye dönüp baktığında bunu hayırlı bir olay olarak görüyor ve “Allah beni çekip aldı o sürecin içinden” diye düşünüyor.

Hastanede tüm bu süreci ve yanlışları aklından geçirdiği günlerde 15 Temmuz gerçekleşir. 17 Temmuz’da hastane odasındayken bir telefon gelir:

“Yaralıyken önce Kızıltepe, sonra Gaziantep Tıp Fakültesi’ne getirilmişim. Üç dört gün kendimde değildim. 15 Temmuz’dan sonra 17’sinde biri telefon açtı. Batman Emniyeti’nden aradığını beni açığa alacağını söyledi. Ben de gelebilirsin ama ben Gaziantep’te hastanedeyim ve gaziyim dedim. Şaşırdı tabi. Ortalık toz duman.

Aradan bir süre geçti işi Gaziantep Emniyeti’ne paslamışlar. Gelip hastane odasında beni açığa aldılar. Hastaneden çıkmadan da KHK’yla ihraç edildim. Ne ben ne ailem üzülmedim. Küçük çocuklarım var ama ne bir yeri aradım ne de başka bir şey. Bu süreçlerin parçası olmaktan kurtuldum.”

“GAZİ POLİS OLARAK YARALI HALDE KELEPÇELENİP TUTUKLANDIM”

Ahmet Gün o tarihten sonra artık bir “KHK’lı ihraç” olarak mağdurlar limanına demir atmıştır. Dahası, geçmişte “teröristleri” gözaltına alan biri olarak şimdi kendisi “terörist” olarak cezaevine konacaktır:

“Bir sabah karakoldan aradılar. Ertesi gün için Gaziantep Adliyesi’nde talimat bürosunda olmamı istediler. Neyse gittim. Kolum bacağım sarılı ama takım elbisemi giymiştim.

Girdim ifadeye. Hakkımda Bylock ve itirafçı ifadesi olduğunu söylediler. Ben kabul etmedim tabi. 7-8 dakika sürmedi hemen tutuklamaya sevkedildim. Hakim de yine 7 dakikada tutukladı. SEGBİS’le tabi. Her yanım sarılı bunu görüyorlar.

Gazi olduğumu da biliyorlar. Bunu kullanmadım, arkasına sığınmadım. Zaten o taraflı da değillerdi. Ailemin gözünün önünde tutuklandım. Polise dedim ki SEGBİS odasında, bak zaten yaralıyım, ailem kapının önünde şu kelepçeyi arabada tak.

Ailemin gözünün önünde beni böyle götürme dedim. Kabul etmedi. Odanın içinde kelepçeyi taktı, ailemin önünden beni geçirdi.”

CEZAEVİ GÜNLERİ BAŞLAR

Terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla tutuklanan Ahmet Gün için artık hapishane günleri başlamıştır:

“13 ay Gaziantep H Tipi Cezaevi’nde kaldım. Bu sürede tedavimle zerre kadar ilgilenmediler. Kalıcı hasarlar oluşabilir diye defalarca dilekçe yazdım belgelerle. Bir kere hastaneye sevkettiler. Onun da sonucunu bile söylemediler.

Cezaevi kalabalıktı koğuş 6 kişilikti 14 kişi kalıyorduk, yerde yatanlar vardı ama genel olarak şartlar 15 Temmuz sonrası atmosferinde olabileceğinin ortasıydı. Başka bir mağduriyet yaşamadım cezaevinde.

Yargılamanın sonunda 6 yıl 3 ay örgüt üyeliğinden ceza aldım. Hakkımda itirafçı olan meslektaşım mahkeme salonunda; ‘Ben ismini verdim ama kendisinin vatana zerre kadar ihanet etmeyeceğine garanti ederim’ dedi. Yine de ceza aldım.”

“MÜLTECİ KAMPINA GİRDİK HERKES TELÖRGÜLERE YAPIŞMIŞTI”

Tahliye olduktan sonra Türkiye’de sosyal ölümle başbaşa bırakılmış bir Gülen Cemaati mensubudur artık. İş bulamaz, ekonomik zorluklar, tüm bu yaşadıkları nedeniyle eşinin psikolojik sorunları ile baş başa kalır ve çareyi bir mülteci botuna binmekte bulur:

“Herkes gibi bir kaçakçı bulup, Yunanistan’a geçtik. Yunanistan’da bizi ailecek sadece erkeklerin olduğu bir kampa koydular. O günlerde dünya kupası vardı. Televizyonlar koridorlarda. Herkes maçı izlemek için telörgülere yapışmış. Biz de koridora girince telörgülere yapışmış onlarca erkek. Maç izlediklerini farkedemedik tabi. Çocuklar ve karım öyle bir korktu ki. Sabaha kadar ağladılar. Beş gün orada kaldık ama tek kadın eşim, ömrümden 5 yıl yedi o günler.

Sonrasında İsviçre’ye geldim ailemle. Çocuklarım daha küçük. Şu an mülteci kampındayım. Hendek süreci, yaralanmam, tutuklanmam, Mülteci yolculuğu derken eşim yoğun psikolojik tedavi almak zorunda kaldı. Ağır bir ilaç var Türkiye’de 10 mg ile başlamıştık. Yunanistan’da 20 oldu şimdi 40 miligram yaptı doktorlar. Geçmişten sıyrılamıyor.”

HASAR TESPİTİ DAHA YAPILMADI

Ahmet Gün, 8,5 yıl Tunceli’den Cizre’ye çatışmalı bölgelerde görev yapmış bir Özel Harekatçı olarak yaşadıklarına ilişkin notlar alıyor. Hendek Süreci’ni ise Türkiye’nin henüz anlamadığını düşünüyor:

“Depremlerden sonra hasar tespiti yapılır ya. Bu yaşananların hasar tespiti yıllar sonra yapılabilecek. Faturası çok ağır olacak. Orada o insanlara neler yapıldığını ben gördüm ama onlar yaşadı.”

BİR ÖZEL HAREKAT POLİSİNİN HENDEK OPERASYONU ANILARI-1

BİR ÖZEL HAREKAT POLİSİNİN HENDEK OPERASYONU ANILARI-2

BOLD ÖZEL

Adalet tiyatrosu: Sahnede yakalayıp cezaevine attılar!

Tiyatrocu Mustafa Salim, sahnede gösteri yaptığı sırada polisler tarafından gözaltına alındı. Hakime ifade vermeden tutuklanarak cezaevine atıldı. 3.5 ay sonra mahkemeye çıkan Salim, hiç savunma yapmadan tahliye oldu. Salim aylar sonra tekrar gözaltına alındığında ise sinema setindeydi.

BOLD ÖZEL – Derin Sahne Tiyatrosu’nun Silifke İlçe Emniyet Müdürlüğü için organize edilen  ‘Yarınlara Geç Kalmadan’ oyunu için sahneye çıkan Mustafa Salim, polisler tarafından önce alkışlandı. Sonra aynı polisler tarafından terör suçlaması ile gözaltına alındı. İfade vermek için Emniyete götürülen Mustafa Salim o anları “ Bir arkadaş çağırmış da çay içmeye gidiyormuşuz gibi oldu” sözleri ile anlattı.

SAVCI KIZINCA MAHKEME YERİNE DİREK CEZAEVİNE GÖNDERDİ

Terör örgütü üyesi iddiası ile ifadesi alınan Mustafa Salim gözaltındaki ilk gecesini nezarette geçirdi. Trajik bir güne uyandığını söyleyen Mustafa Salim hakim karşısına bile çıkarılmadan demir parmaklıkların ardına gönderildi. Hiç görmediği hakimin tutuklama kararı ise günler sonra cezaevine gönderildi.

İfadesinde savcı, Salim’e Hizmet Hareketi’ne yakınlığı ile bilinen Canik Başarı Üniversitesine neden gittiğini sordu. Yüzde 100 burs kazandığını belirten Salim, kendini “Savcı Bey! Okulun açılışına zamanın Cumhurbaşkanı, Başbakanı geldi. Ben bu insanlara güvenmeyeceksem kime güveneceğim bu devlette” sözleri ile savundu. Bu sözlerine savcının çok sinirlendiğini anlatan Salim şöyle devam etti:

“Savcı ters ters baktı. İçtiği sigarayı yüzüme üfledi. ‘Sayın savcım kayda değer bana bir şey sorun. Yoksa ben gitmek istiyorum’ deyince vurdu masaya elini. ‘Sen kimsin? Ben savcıyım burada. Çık dışarı! Alın bunu buradan!’ dedi.”

HAKİMİ SONUNDA GÖRDÜ AMA SAVUNMA YAPMASINA İZİN VERİLMEDİ

Mustafa Salim’in cezaevine girmesi gibi tahliye olması da bir hukuk garabetiydi. 3.5 ay sonra tek sayfalık bir iddianame ile bu kez hakim karşısına çıkabildi ama savunma yapmasına yine izin verilmedi. Hakim “Savunmaya gerek yok” diyerek 6 yıl 3 ay ceza verdi. Ardından tahliye etti.

SİNEMA SETİNDE İKİNCİ KEZ GÖZALTINA ALINDI

Mustafa Salim, yarım kalan oyunculuk hayalini tamamlamak için kararlıydı. Kısa film yarışması için Kayseri’ye gitti. Polisler bir kez daha gözaltına aldı. Bu kez sinema filmi yarım kaldı. Sorgusunun ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Salim, hakim ile olan diyaloğunu hayatı boyunca unutamayacağını söyledi. İkinci seferde, telefon görüşmesindeki ifadeleri için gözaltına alındığını belirten Salim “Tahliye olduktan sonra telefonumu dinlemişler. Silifke’deyken bir arkadaşın iddianamesinde suç gerekçesi Kuran-ı Kerim öğreticisi yazıyordu. Telefonda konuşurken bunu bir arkadaşıma söylediğim için beni çağırmışlar. Hakim, ‘Sen ne demek istiyorsun. O zaman bütün imamlar suçlu mu’ diye sordu” cümleleriyle ifade anısını anlattı.

Mustafa Salim ilk davasından 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. İkinci davası ise devam ediyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Yüzde 60 engelli Bilal Danış’ı cezaevinde esir tutuyorlar

Cezaevinde iki kez mide kanaması geçiren, 15 gün önce de koronavirüs teşhisi konulan yüzde 60 engelli Bilal Danış’ın cezaevinde yatması gereken süre dolduğu halde tahliye edilmiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Türkiye cezaevlerinde tahliye hakkı doğduğu halde serbest bırakılmayan birçok mahpus var. 5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanunu’nda yapılan son düzenlemeye göre engelli tutuklular cezasının son 3 yılını, diğerleri ise son bir yılını dışarıda geçirmesi gerekiyor.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Kasım 2016’da gözaltına alınıp bir gün sonra tutuklanan yüzde 60 engelli Bilal Danış, Bank Asya hesabı, kapatılan bir etüt merkezinde sigortasının olması ve içeriği olmayan mesajlaşma programı Bylock kullandığı gerekçesiyle 9 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

4 yıldır İzmir Şakran 2 No’lu T Tipi Cezaevinde tutuklu olan Danış’ın cezaevinde kalması gereken süre 20 Kasım 2020’de doldu. Son 3 yılını dışarıda geçirebilmek için dilekçe yazıp cezaevi yönetimine veren Danış’a hala bir cevap verilmedi.

Geçen yıl ekim ayında iki kez üst üste mide kanaması geçiren Bilal Danış, bir kolunu 2010 yılında meydana gelen bir trafik kazasında kaybettiği için hapse girdiğinden bu yana sağlık sorunları yaşıyor. İki kez mide kanaması geçiren, bağırsaklarında da sürekli sancısı ve kanaması olan Danış’ın tedavisi salgın nedeniyle aksadı. İki aydır sağlık kurulu raporu için hastaneye gidip gelen Danış, 13 Kasım 2020’de tek başına kaldığı karantina hücresinde koronavirüse yakalandı.

“BÜTÜN İŞLERİNİ TEK KOLUYLA YAPMAYA ÇALIŞIYOR”

Cezaevi kampüsünün içindeki hastanede tedavi gören 30 yaşındaki Danış, 8 gün sonra tekrar hapse gönderildi. Şu anda yine tek kişilik koğuşta yaşıyor ve bütün işlerini tek koluyla yapmaya çalışıyor.

Bold Medya’ya konuşan annesi Mukadder Danış, “Tek koluyla bulaşığını, çamaşırını, her şeyini kendisi halletmeye çalışıyor. Geçen cuma görüşe gittik. Eline eldiven geçirmişti. Nasıl yaptın dedim, dişimle dedi. Koğuştayken arkadaşları yardımcı oluyordu. Kantinden aldığı paketleri de dişiyle açıyor. Acaba o yüzden mi virüs kaptı?” dedi.

“KOĞUŞ ARKADAŞLARI İLTİHABI BOŞALTTI”

Oğlunun hapse girdiğinden beri çok çektiğini ifade eden Danış,  “İlk dönemde yerde yatıyordu. Yatağını tuvalet kapısının önüne koymuşlar. Birinin ayağı kayınca oğlumun kırık koluna basabilmiş, kaç zaman onun ağrısını çekti. Sırtında, omurilik üzerinde çıban çıktı. Günlerce onunla uğraştık. En sonunda koğuştaki arkadaşları iğnenin ucuyla iltihabı boşalttılar. Hangi zamandayız? Nelere mecbur kalıyoruz” ifadelerini kullandı.

1990 doğumlu Bilal Danış, Ege Üniversitesi Tarih Bölümü’ne devam ederken 2010 yılında geçirdiği trafik kazasında sol kolunu kaybetti. Yüzde 60 engellilik raporu verilen Danış, İzmir Sağlık Müdürlüğünde çalışırken tutuklandı. Danış, hem hakkı olduğu halde tahliye edilmeyerek hem de engelli olmasına, koronavirüse yakalanmasına ve farklı sağlık sorunları yaşamasına rağmen cezaevinde tutularak hak ihlaline uğruyor.

Hasta tutuklu Bilal Danış cezaevinde koronavirüs kaptı

Yüzde 60 engelli hasta tutuklu iki kez mide kanaması geçirdi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tutuklu üsteğmen Silivri’den yazdı: Toplu tıbbi deneye tabi tutulduk 

Silivri Cezaevinde Kovid-19 teşhisi konulan Hava Üsteğmen Yasin Solmaz, plastik torbada verilen isimsiz 12 adet hap ile toplu tıbbi deneye tabi tutulduklarını iddia etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Mart 2020’de tüm kıtalara yayılan koronavirüs salgını Türkiye’de kısa süre içinde cezaevlerinde de görüldü. Silivri Cezaevinde Mayıs 2020’de 44 mahpus koronavirüse yakalandı. Cezaevi yönetimi tarafından saklanan bu olay medyada gündeme gelince savcılık açıklama yapmak zorunda kaldı.

51 aydır Silivri’de tutulan Yasin Solmaz da koğuşta virüs kapan 44 kişi arasında bulunuyor. O günlerde eşi Şakire Solmaz’la yaptığı telefon görüşmesinde “Bize vebalı gibi davranıyorlar, son görüşmemiz olabilir” diyen üsteğmen, doktor onayı olmayan, reçetesiz, prospektüssüz, kutusuz, tabletsiz, ambalajsız, tamamı açılmış olarak kendilerine plastik bir torbada 12 adet hap verildiğini yazdı. Bu haplarla toplu tıbbi deneye tabi tutulduklarını, toplu ölüme gönderildiklerini söyledi. Cezaevi yönetiminin sistematik ve nitelikli işkenceyle kendilerini öldürmeye çalıştığını iddia etti.

“DİLEKÇEMİ, HAYVAN HAKLARI DERNEKLERİNE GÖNDERİN”

Hava Harp Akademisi 1. sınıfta kurmaylık okurken 15 Temmuz’dan sonra tutuklanıp ardından ihraç edilen Yasin Solmaz, Harp Akademileri Davası’nda 125 kişiyle birlikte yargılandı ve müebbet hapis cezasına çarptırıldı. 28 Ekim 2020’de “Avukat Hanım (Acele)” başlıklı bir dilekçe yazarak avukatına gönderen Solmaz, 5 sayfalık dilekçesinin başta Yargıtay, TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER), Adalet Bakanlığı olmak üzere 13 ayrı kuruma acil gönderilmesini istedi. Solmaz, cezaevinde “hayvandan daha aşağılık bir muameleye tabi tutulduğu için” dilekçesinin tüm illerin hayvan hakları derneklerine gönderilmesini de ironik bir dille belirtti.

“ZALİMANE VE AŞAĞILIK UYGULAMALARLA ÖLÜME MARUZ KALIYORUZ”

Koğuş olarak zalimane ve aşağılık uygulamalar maruz kaldıklarını ifade eden Solmaz, “Yedi hayvanlık bir kafese, bir hayvan daha eklenmez ve barındırılmaz iken 51 aylık tutukluluk süresince 7 kişilik kapasite ve altyapı ile inşa edilen koğuşa 35-45 insan (?) 7 gün/24 saat “Covid-19 Hastası” olarak, izole edilmeden, sosyal mesafe uygulanmadan, acımasız bir şekilde insafsızca hayvandan daha aşağılık bir muamele ile zalimane sıkıştırılarak, aşırı kalabalık yaşama/ölüme maruz bırakılıyoruz.” dedi.

Cezaevlerinde kalabalık koğuşlar, az yemek verilmesi, gece yarısı bile beklenen tuvalet ve banyo sırası, insanların yerde yatmak zorunda kalması, yanmayan kaloriferler gibi birçok sorun olduğu biliniyor. HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk  Gergerlioğlu tarafından da defalarca gündem getirilmesine rağmen bu sorunlar bugüne kadar giderilmedi. Geçici çözümlerle mahpuslar susturulmaya çalışıldı.

Dilekçesinde bu sorunları ayrıntılı bir şekilde kaleme alan Yasin Solmaz, fayanslarından kurtçukların çıktığını, tavandan vıcık vıcık yosunların üzerlerine düştüğünü, salgın varken tamamen hijyenden uzak bir ortamda yaşadıklarını vurguladı. Yaşamaya mecbur bırakıldıkları koğuşun ulusal ve uluslararası yasalar ve sözleşmeler kapsamında suç olduğunu dile getiren Solmaz şöyle devam etti:

“Hemen hemen her gün yedi kişilik karavanca ile 35-45 kişiye bir karavana yemek verilerek, verilen öğünlerin ve beslenmenin çok ciddi yetersiz olduğu, 35-45 kişiye iki tuvalet-banyo ve bir mutfak lavabosunun olduğu sürekli sıra bekleyerek ve ihtiyaç gideremeyerek (sinir harbinin yaşandığı ve krizlere girildiği), tuvalet-banyo-oda kapılarının paslı/talaşlı olduğu (TETANOZ riski yaşattığı), banyo tavanının yosunlu olduğu ve vıcık vıcık üzerimize/vücudumuza düştüğü (MANTAR ve cilt enfeksiyonları yaşattığı), banyo ve zemin fayansları kırık aralıklardan kurtçuk ve parazitlerin çıktığı (Atık Su Bulaşıcı Hastalık riski yaşattığı), daha birçok yapısal sorunların/yetersizliklerin olduğu, tuvalet-banyo-bulaşık-çamaşır-deterjan kokularının (klor, amonyak, ozon…vb. gazların) çok yoğun olduğu, (kimyasal kokulardan kurtulmak isteseniz pislikten/kirlilikten hasta olma riski, yeterince temiz olmaya çalışırsanız kimyasal gaz koklamaktan veya kimyasalla aşırı temastan hasta olma riski yaşandığı), insan ve ihtiyaç sirkülasyonunun sürekli ve çok fazla olması sebebiyle havalandırmanın, zemin temizliğinin, tuvalet-banyo-lavabo temizliğinin, ortam temizliğinin, ve kullanılan tüm malzemelerin kesinlikle steril ve hijyenik olmadığı, her türlü bulaşıcı hastalık riskinin çok yüksek ve iyileşmenin çok zor olduğu ve normale nazaran uzun zaman aldığı, 10 m2’lik tek kişilik odalarda altı kişinin dolap ve ranzalarla sıkıştırıldığı, ya havasızlıktan ya sıcaktan ya soğuktan ya horlamadan yada koğuştaki uğultu/yüksek sesten uyunamadığı, 30 m2’lik ortak alanda 7-10 masa 35-45 sandalye ile insanların sığmadığı, sürekli uğultu ve yüksek TV sesinin olduğu, aşırı kalabalık ortamdan- insanların ihtiyaçlarından ve ruh hallerinden kaynaklı olarak -sürekli- gürültülü, tartışmalı, kavgalı, gerilimli, sürtüşmeli, anlaşmazlıklarla dolu, yıldırıcı, yıpratıcı, çıldırtıcı, intihara sürükleyici, kurumun ve kurum personelinin her türlü ihtiyacı karşılamada yetersiz kaldığı/ karşılamadığı/ karşılayamadığı, acil olmadıkça hiçbir tedavi ve muayenenin yapılmadığı tüm bu şartlarda halen tutuklu bulundurulma Ulusal ve Uluslararası yasalar/sözleşmeler kapsamında HEM SUÇTUR HEM DE HAYATİ TEHLİKE YAŞATMAKTADIR.”

Yasin Solmaz, dilekçesinde ayrıca cezaevi yönetiminin kendisine her türlü maddi ve manevi çok ciddi zararlar ve rahatsızlıklar verdiğini, telafisi, tarifi imkansız derin üzüntü, ızdırap, zulüm, işkence, acılar yaşattığını ve yaşatmaya devam ettiğini de dile getirdi.

YASİN SOLMAZ’IN DİLEKÇESİNİN TAMAMINI YAYINLIYORUZ.

 

(Dilekçenin diğer iki sayfası avukatına özel yazıldığı için bu haberde yer verilmedi.)

 

 

 

Silivri karantinasındaki 3 isim konuştu: “Son görüşmemiz olabilir, bize vebalı gibi davranıyorlar”

Okumaya devam et

Popular