Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

“Cezaevinde saçlarımızdan fırça yapıp özgürlüğün resmini çizdik”

Norveç’te kaldığı sığınma kampında kalan Eda öğretmen Türkiye’de 9 ay aynı koğuşu paylaştığı arkadaşlarını çok özlediğini belirtiyor.

19 yıllık öğretmenliğin ardından işsiz bırakıldı, kelepçelenip cezaevine atıldı. Saçıyla fırça yapıp, sanatla mektup yasağını delen Eda öğretmenin hikâyesi…

Mustafa Kuzey / BOLD

Hizmet Hareketi’ne yakın kurumlarda çalıştığı için tutuklanan binlerce kadından biri olan Eda öğretmen, cezaevinde yaşadıklarını BOLD’a anlattı.

Cezaevinde iken koğuş arkadaşı kadınların kaligrafi sanatı ile hayata tutunmalarını sağladığını söyleyen Eda öğretmen, “Cezaevindeki imkânsızlıklar içinde saçlarımızdan fırça yapıp, özgürlüğün resmini çizdik.” diyor.

Eda öğretmen, Norveç’in Oslo şehrinde bir sığınma kampında yaşıyor.

ÇOCUKLARININ GÖZÜ ÖNÜNDE KELEPÇELENEN BİR ÖĞRETMEN

Antalya’da Hizmet Hareketi’ne ait özel bir kurumda 19 yıl matematik dersi veren Eda öğretmen, 17/25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının ardından çalıştığı kurumun hükümetin hedefi haline geldiğini, sürekli baskı altında çalışmak zorunda kaldıklarını belirtiyor.

Ancak henüz daha kötüsü gelmemiştir: “Her gün sürekli teftiş ve kayyım baskı altında işlerimizi yapmaya çalışıyorduk. O günlerde yaşadıklarımın çok zor zamanlar olduğunu düşünüyordum ta ki 15 Temmuza kadar.”

15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünün ardından yüzbinlerce insan gibi Eda öğretmen de “terör örgütü üyesi” olmakla suçlanır ve gözaltına alınır. Aslında polisler hem kendisi hem de eşi için gelmişlerdir, ancak o gün Uğur Bey evde olmadığı için gözaltına alınamaz.

Sabahın erken saatinda polislerin eve geldiği anı unutamadığını söyleyen Eda öğretmen, üç çocuğunun gözü önünde kelepçelenir: “O gün polisler evin her tarafını didik didik aradı. Hatta büyük oğlum okula gidecekti, onu kapıdan uğurladım, giderken onun bile üstü arandı. O yaştaki bir çocuğa bu muamelenin yapılması beni çok üzmüştü. Arama bittikten sonra polisler beni karakola götürürken kızım, oğlum, annem, yöneticimiz ve güvenlik görevlimiz gözyaşlarıyla kapıdan uğurladı.”

Eda öğretmen, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Norveç’te yaşıyor.

ESKİ BİR FABRİKANIN YEMEKHANESİNDE 9 GÜN GÖZALTINDA KALDI

Karakola götürülen Eda öğretmen, nezarethanelerde yer kalmadığı gerekçesiyle şehrin dışındaki eski bir fabrikaya götürülür.

Gözaltındayken psikolojik işkenceye maruz kaldığı anları şu şekilde anlatıyor: “Fabrikanın yemekhanesine getirdiler. Polislerin toplumsal olaylara müdahalede kullandığı bariyerlerle bölünmüştü. 10 bölmeden ikisinde kadınlar kalıyordu. Diğer 8 koğuşta erkekler vardı. Sabahki operasyonda 80 kişiyi aldıklarını orada öğrendim. Diğer suçlardan getirilen insanlarla birlikte 100 kişi vardık. Bizden önce kalan insanlar yerlerde, betonda yatmış. Biz gelmeden önce oraya bir halıfleks getirilmiş. Yerde halıfleksin üstünde yattık.”

30 kadar kadın hijyen olarak çok kötü tek bir tuvaleti ortak kullanıyordu. Ayrıca tuvaletleri kullanırken kapıdaki erkek polise gittiğimiz saati ve ismimizi yazdırıyorduk. Dönüşte de aynı şekilde uygulamaya maruz kalıyorduk. Bizden önce alınan grupta kadınların başörtülerini toplamışlardı. Gerekçe olarak başörtüsü ile insanların kendini asabileceği öne sürülmüştü. Fakat biz geldiğimizde bu uygulama kaldırılmıştı. Erkekler ve kadınlar bir birini görebiliyordu.”

İPLE TESPİH ÇEKMEK YASAK

Eski fabrikada, bariyerlerle oluşturulmuş  bölmelerde adliyeye götürülmeyi bekleyen kadınlar, battaniyelerin kenarlarındaki iplere düğüm atarak tespih yaparlar ancak bu durum anında yasak kapsamına alınır. Kameralarla sürekli izlenen tutukluların ipten tespihleri toplatılır. Eda öğretmen gözaltında olduğu 9 gün boyunca ailesiyle ve avukatıyla görüştürülmez.

O BİR ÖĞRETMENDİ FAKAT TERÖRİST OLMAKLA SUÇLANDI

Psikolojik baskı altında geçen 9 günün sonunda Eda öğretmenle birlikte 15 kadın adliyeye götürülür. Adliyede ifade vermeyi bekleyen 50 kişi vardır. Akşama kadar bitkin biçimde hakim karşısına çıkmayı beklerler:

“Mahkeme salonuna götürüldük, orda annemi, babamı ve bir öğretmen arkadaşımı gördüğümde tarifi imkânsız bir burukluk yaşadım. Çok kötü durumdalardı. Mahkeme salonuna girdiğimde kadın bir hâkim içeri girdi. Baro tarafından görevlendirilen bir avukat ile o gün karşılaştım. Öğretmen olarak çalıştığım kurum, çocuklarımın gittiği okul, Bank Asya da hesabımın olması ve bylock programını kullandığım gerekçesiyle tutuklandım.”

Baba tutuklu, anne öldü, iki çocuk boynu bükük

“GARDİYAN KİRLİ NEVRESİMİ AYAĞIYLA İTEREK VERDİ”

“Silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan tutuklanan Eda Hanım, neyle suçlandığını idrak edemeden cezaevine götürülür. Eda öğretmen, cezaevine girdiği o anları şöyle anlatıyor:

“Arabadan indikten sonra yan yana dizildik. Eşyalarımız ve üstümüz arandı. Bu aramalar insan onurunu incitici bir şekilde uygulanıyordu. Koğuşa girdiğimde bana ayrılan yatağın hali aklımdan hiç çıkmıyor. Çöp kovasının yanında kirli, lekeli, üstünde sigara söndürülmüş ve belki de üstüne tuvalet yapılmıştı. Öyle bir yatak verdi bana gardiyan. Sonra nevresim aramaya başladı. Temiz bir nevresim bulamayınca tahliye olan birisinin kullandığı kirli nevresimi ayağıyla önüme doğru itti. Üst üste yaşadığım şoklarla birlikte yaşadıklarımı bir türlü kabullenemiyordum. Kalacağım koğuşta boş ranza olmadığı için bir süre yerde yatmak zorunda kaldım.”

14 KİŞİLİK KOĞUŞTA 32 KADIN

14 kişilik koğuşta 32 kadının kaldığını anlatan Eda öğretmen, daha önce yine kendisi gibi Hizmet Hareketi’ne mensup olduğu gerekçesiyle tutuklanan kadınlarla aynı koğuşa konulur.

Yaşadığı şoku dostça karşılamayla atlatabilir: “Biri çekti sandalyeye oturttu, biri hemen çay koydu, biri hemen bir kahvaltı tabağı hazırladı. Dokuz gün boyunca doğru düzgün bir şey yememiştim ve hiç çay içmemiştim. Karşılaştığım muameleden sonra sanki lüks bir oteldeymişim gibi hissettim. Eğitimli birçok meslek grubundan insan bir arada kalıyorduk.”

Eda öğretmen cezaevi içindeki dayanışma sayesinde toparlanmaya başlar:

“Üniversitede akademisyen olan bir arkadaş vardı. İleri derece İngilizce biliyordu. Bize İngilizce öğretmeye başladı. Sonra bu konu yayılmaya başladı ve herkes ne biliyorsa onu arkadaşlarıyla paylaşmaya başladı. Mesela plates eğitimi almış bir arkadaş vardı o tüm koğuşa plates yaptırıyordu ve spor yapmak gerçekten iyi geliyordu. Onunla hem iyi hissediyorduk hem de zaman geçiriyorduk.”

“SAÇLARIMIZI FIRÇA YAPIP ÖZGÜRLÜĞÜN RESMİNİ ÇİZDİK”

Tutuklu kadınlar arasındaki resim öğretmeninin kendisine ilham kaynağı olduğunu ifade eden Eda öğretmen zorlukları aşmanın yollarını öğrenir:

“Resim öğretmeni olan arkadaş bize resim yapmayı öğretecekti. Fakat boya, fırça ve kalem yoktu. Cezaevi yönetiminden istedik ama talebimiz olumsuz karşılandı. İmkansızlıklar insanı farklı çözüm yollarına sevk ediyor. O arkadaşımız kahveyi çözündürüp kahverengi, çileği suya koyup oradan kırmızı pembe rengi, kuşburnu çayını demleyip ondan bir başka renk elde etti. Saçının ucundan bir parça kesip, bir diş fırçasının ucunu kırarak ısıtıp saçı oraya monte etti ve ondan bir fırça yaptı ve isteyenlere resim öğretti. Bu malzemelerle güzel resimler, tablolar yaptık. Özgürlüğün resmini çizdik.”

Eda öğretmen şimdi, Norveç’deki sığınma kampında kadınlara kaligrafi öğretiyor.

CEZAEVİNDE 20 KİŞİYE KALİGRAFİ ÖĞRETTİ

Cezaevine girmeden önce Kaligrafi sanatıyla yazı yazmayı öğrenen Eda öğretmen, resim öğretmeninden aldığı ilhamla koğuş arkadaşlarına kaligrafi yazı sanatını öğretmeye başlar.

Malzeme temin etmek adeta imkânsızdır: “Tabii cezaevinde çalışmak için kaligrafi kalemi talep ettik, fakat mümkün değil. Çok lüks bir istekti bu. İki tükenmez kalemin içini birleştirip, kahve çubuklarıyla alttan üstten destekleyerek yazı kalemi yapabilirdik. Fakat bant yoktu. Kurabiye kutularının üzerindeki yapışkan etiketleri kullanarak yazı kalemini yapmayı başardık. Artık kaligrafi sanatı ile yazı yazmaya başladım. Arkadaşların çocuklarının isimlerini falan yazıp veriyordum. Bana da öğretir misin diyenler oldu. Bunun üzerine kaligrafi kursu açtık ve 20 kişi orada kaligrafi eğitimini tamamladı.”

“KALİGRAFİYLE GÖZ YAŞLARI DURDU”

Kaligrafi sanatının insanlara iyi gelmeye başladığını belirten Eda öğretmen, sürekli ağlayan tutuklu bir kadının psikolojisinin düzeliş hikâyesini anlatıyor:

“Bir arkadaşımızın psikolojisi çok bozulmuş ve sürekli ağlıyordu. Sonra bu arkadaşa kaligrafi öğretmeye başladım. Bir süre sonra arkadaşımın psikolojisi düzelmeye başladı. Artık eskisi gibi stres yapmıyordu. Kaligrafi yazılarıyla dört-beş defteri doldurmuştu. Arkadaşta aynı zamanda güzel resim çizebiliyordu. Bir güzel söz yazıp altına resimler çiziyordu ve defterler dolusu yazdı. Bazen sabah gelirdi, ‘biliyor musun ben bu gece sabaha kadar yazdım’ derdi. Ona bakınca ‘Acaba sırf bu arkadaşlara bunu öğretmek için mi buraya geldim?’ diye düşünüyordum.”

“MEKTUP YASAĞINI SANATLA DELDİK”

Cezaevinde tutuklu kaldığı süre içerisinde mektup yazmanın yasak olduğunu anlatan Eda öğretmen ve koğuş arkadaşları bu yasağı sanatla aşmayı başarırlar:

“Defterler tükenince tişörtlere yazı yazmaya başladık. İçimizdeki en genç arkadaşta kaligrafiyi öğrenmişti. O hafta bu arkadaşımız kıyafetlerini ailesine gönderecekti. Bir mevsimde 2 veya 3 defa kıyafet değiştirme hakkımız oluyordu. O genç arkadaş ‘Tişörtlerden birine kaligrafi ile bir yazı yazsak, ben onun içini boyasam, bir nevi mektup yazsak’ dedi. O gece boyunca arkadaş ile birlikte tişörtün arkasına yazı yazdık. O kadar ustaca bir yazı yazdık ki kaligrafiden anlamayan birisi hiç fark edemezdi. Annesine babasına çok güzel ve duygusal bir mektubu o vesile ile çıkarmış olduk.”

“TAHLİYE OLDUĞUMU UTANARAK SÖYLEDİM”

Eda öğretmen sebepsiz yere tutuklandıktan 9 ay sonra ilk duruşmada adli kontrol tedbirleriyle tahliye edilir.

Adliye dönüşü koğuşta tahliye kararını arkadaşlarına söylemekte zorlanır, çünkü: “Her birini çok seviyordum, çok güzel dostluklar kurmuştuk.”

“GÜLMEYİ VE UYUMAYI UNUTTUM”

2018 yılında son duruşmada “Terör örgütü üyesi olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapse mahkûm edildiğini anlatan Eda öğretmen ardından hayatının en zor kararlarından birini vermek durumunda kalır:

“Türkiye’de 15 Temmuz sonrası yaşanan gelişmeler, cezaevinde geçirdiğim dönem, çıktıktan sonra oğlumun kaza geçirmesi ve eşimin yanımızda olmaması, yeniden yakalanma korkusu, beni çok üzmüştü. Gülmeyi, uyumayı unutmuş ve günlerce uyuyamıyordum. Küçük oğlum gelip ‘anne bir kere gülsene’ diyordu. Eliyle tutup dudaklarımı geriye çekiyordu ki gülmüş olayım diye. O zamanlar yurtdışına çıkmayı planlıyorduk. Yunanistan’a Meriç Nehri üzerinden geçmemiz gerekiyordu. Geçmeye karar verdikten sonra ben oğluma bir söz verdim: Meriç’in öte yakasına geçebilirsek ondan sonra güleceğim.”

“ÖLMEKTEN DAHA ÇOK TEKRAR YAKALANMAKTAN KORKTUM”

Polis tarafından aranan eşi Uğur Bey ve iki çocuğuyla birlikte Yunanistan’a geçmeye karar veren Eda öğretmen yolculuğunda ölmekten değil, yakalanmaktan korkar:

“Özgürlüğe kavuşmak ve insanca yaşamak için Yunanistan’a kaçak yollarla geçmeye karar verdik. Meriç’i ve o anda gökyüzünün halini hiç unutamıyorum. Geçiş sırasındaki zorlukların hiçbiri Türkiye’deki yaşadıklarım kadar zor gelmedi. Çünkü artık özgürdüm, nefes alabiliyordum. Buraya gelirken büyük oğlumu geride bıraktım. Meriç’ten geçerken çocuklarım adına değil ama özellikle kendi adıma ölmek vardı ihtimaller arasında ve yakalanmak vardı. Ölmekten mi çok korktum, yoksa yakalanmaktan mı? Öyle derin izler bıraktı ki bende. O yüzden tekrar yakalanmaktan daha çok korktum.”

Eda öğretmen, uzun süre sonra eşiyle birlikte kolkola yürüdüklerini anlatıyor.

“NORVEÇ, GÜLEN YÜZÜM OLDU”

Atina’da bir ay kadar kaldıktan sonra Norveç’e ulaşan Eda öğretmen ve ailesi, Oslo’daki bir sığınma kampında yaşıyor şu an:

“Norveç’te havalimanına indikten sonra kendimi çok huzurlu ve güvende hissettiğim bir yer oldu. Özellikle çocuklara sağlanan imkânların iyi olması ve okuldaki öğretmenlerin nazik davranışı, sokaktaki insanların güler yüzlü tavırları beni çok umutlandırdı.”

ŞİMDİ SIĞINMA KAMPINDA KADINLARA KALİGRAFİ ÖĞRETİYOR

Kaligrafi sanatı ile yazı yazmaya Oslo’daki sığınma kampında devam eden Eda öğretmen, birlikte kaldığı diğer sığınmacılara da kaligrafi öğretiyor artık.

Sekiz sığınmacı öğrencisi var: “Kamptaki tüm çocukların öğretmenlerine, yeni tanıştığımız insanlara, kampta çalışan bazı insanlara Noel hediyesi olarak kaligrafi yazısıyla yazılmış ‘God Jul’ hediyeleri verdik. Bu hediyeler insanların hem dikkatini çektiği gibi çok da hoşuna gitti. Cezaevinde insanlara umut olan kaligrafi, Norveç’te ise sığınmacılarla Norveçliler arasında gönül köprüsü kurması beni çok mutlu etti.”

“Eşine ‘git or…luk yap’ denen meslektaşlarım için konuşmalıyım”

BOLD ÖZEL

1 ayda 470 bin aile fakirleşti: #MilletDeğilZilletAç

açlık, yoksulluk,

Sosyal medyada #MilletDeğilZilletAç etiketi üzerinden AKP’li trollerle vatandaşların tartışması büyüyor. Sosyal Güvenlik Kurumunun verileri ise resmi yoksul sayısını ortaya koyuyor. Aylık geliri 1.192 liranın altında olan aile sayısı bir ayda 469 bin 652 arttı. İşsiz olan bu ailelerin 107 liralık Genel Sağlık Sigorta primini devlet yatırmaya başladı.

BOLD ÖZEL – SGK’nın yeşil kart verileri Türkiye’deki yoksulluğun boyutunu gözler önüne serdi. Lise ve üniversiteden mezun olup iş bulamayanlar ile işten çıkarılanları ilgilendiren bu rakamlar asgari ücretin üçte birinden az geliri olanları kapsıyor.

İŞ YOK AŞ YOK

SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı’ndan herhangi birinde sigortası olmayan bu kişiler kaymakamlıklara gidip gelir testi yaptırıyor. Bu kişilerin hem işi yok hem de evde pişirecek bir aşı yok. Gelir testinde hane içinde kişi başına gelir, brüt asgari ücret 3 bin 577 lira 50 kuruşun üçte birinden az çıkarsa primi devlet karşılıyor.

1 AYDA 469 BİN AİLE FAKİRLEŞTİ

2020 yılı aralık ayında gelir testine giren ve asgari ücretin üçte birinden az geliri olan aile sayısı 7 milyon 825 bin 828 idi. 1 ay gibi bir sürede geliri asgari ücretin üçte birinden az olanlara 469 bin 652 aile daha eklendi. 2021 ocak ayında yoksul olduğu için primi devlet tarafından ödenen aile sayısı 8 milyon 295 bin 480’e fırladı.

41 MAAŞLA GEÇİNEMEYENLER, BEDAVA PATATES SOĞAN BEKLEYENLER

Bir tarafta 30 günde 470 bine yakın aile fakirleşirken, diğer tarafta 40 maaşla geçinemediği için 41. maaşa bağlanan AKP’liler bulunuyor. Aylık 250 bin lira maaş alan AKP’lilerin Ziraat, Halkbank, Vakıfbank, Türk Telekom, Borsa İstanbul gibi kuruluşlardan yönetim kurulu üyeliği adı altında aldıkları ballı maaşlara yenileri ekleniyor. Yoksulları unutmayan AKP de market ve pazar fiyatlarına gelen zamlara yetişemeyen fakir fukaraya, çiftçinin elinde kalan patates ve soğanı dağıtacak. Garip gureba Ramazan ayında bedava patates soğanla iftar sahur yapıp oruç tutacak.

60 BİN MESAJLA YOKSULLUĞU ÖRTMEYE ÇALIŞIYORLAR

Resmi yoksul sayısını umursamayan AKP’li troller sosyal medyada açtıkları #MilletDeğilZilletAç tabelasına gönderdikleri mesajlarda muhalefet partilerinin sofralarını paylaştı.

Vatandaşlar ise aynı tabela altında paylaştıkları mesajlarda AKP’lilerin lüks yaşamından fotoğraflarla şatafatı gözler önüne serdi.

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“Bu kararın hukuki dayanağı bulunmamaktadır, yok hükmündedir”

10 yıl hapis cezasına çarptırılan ve 9 Eylül 2020’de cezası onaylanan avukat Turan Canpolat, hukuki dayanağı olmayan kararın düzeltilmesi için Yargıtay’a dilekçe gönderdi. Hakkındaki iddiaları resmi belgelerle bir kez daha çürüten Canpolat, kararın düzeltilmesinin bir zorunluluk olduğunu ifade etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

63 aydır tutuklu olan avukat Turan Canpolat Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmak üzere Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne 4 sayfalık bir dilekçe gönderdi. Canpolat dilekçesinde onaylanan kararın bütün hukuki sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını, hukuki dayanağı olmayan, yok hükmünde olduğu tartışmasız olan mahkumiyet kararının bozulmasını talep etti.

Talebinin gerekçesini 8 maddede açıklayan ve dilekçeye eklediği 10 belge ile delillendiren Canpolat, “Karar düzeltme talebinin kabulü artık bir zorunluluk sorumluluk ve yükümlülüktür. Bu hususta Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.” dedi.

İDDİALARI TEK TEK ÇÜRÜTTÜ

Malatya Barosu’na bağlı olarak 25 yıl avukatlık yapan Turan Canpolat, müvekkilinin evinde yapılan aramaların hukuksuz olduğunu tutanağa geçirdiği için 27 Ocak 2016’da, müvekkilinden 65 dakika sonra gözaltına alındı. Müvekkili Mehmet Tanrıverdi ile 3 gün gözaltına kalan Canpolat 29 Ocak 2016’da tutuklanıp Malatya Cezaevine gönderildi. Müvekkili ise serbest bırakıldı.

Savcılık imzalı sahte belgeyle şüpheli ilan edildiği için tutuklandığını daha sonra öğrenen Canpolat, bu iddiayı ve sahte belgeyi mahkemede çürüttü. Dosyasındaki hukuksuzlukları, sahte belgeleri ispat ettiği için 8 Mayıs 2017’de Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevine sürgün edilen Canpolat, halen bu cezaevinde kalıyor ve 27 Şubat 2020’den beri de kendisinin ifadesiyle tavuk kümesi boyutlarında bir hücrede tutuluyor.

Turan Canpolat tutuklandıktan 5 ay sonra cezaevinde olduğu halde 15 Temmuz darbesine katılmakla ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmakla suçlandı. İddianamesinde suç delili olarak bile zikredilmeyen Bank Asya hesabı, imzasız ve onaysız Bylock belgeleri, KHK’yla kapatılan bazı şirketleri temsil ettiği ve adliye yapılanması içinde bulunduğu gerekçe gösterilerek 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ceza 9 Eylül 2020’de Yargıtay tarafından onaylandı. Onaylanan karar ve savcılık tebliğnamesi ne kendisine ne de avukatlarına bildirilmedi. Oysa kanun gereği bildirilmek zorunda.

“DÜZELTME TALEBİMİN REDDİ İMKANSIZDIR”

Hakkındaki iddiaların boş ve asılsız olduğunu resmi delillerle birlikte 15 Şubat 2021 tarihli dilekçesinde bir kez daha açıklayan Canpolat, “Mahkumiyet gerekçesi yapılan Bylock ve Bank Asya hususlarında iddianamemde tek kelimelik anlatım, beyan ve cezalandırma talebi bulunmamaktadır. Bylock iddiasıyla ilgili Malatya C. Başsavcılığı’nın 2016/25610 Son. Dosyasında kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği sabittir. Bylock iddiasına ilişkin belgelerin imzasız ve onaysız olduğu hususu 05/05/2017 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi ile tutanağa geçirilen “asli gibidir” şerhiyle tasdikli belgeler; şüphelisi olmadığım bir dosyaya sahtecilik yoluyla şüpheli olarak dahil edildiğimin kesin delilleridir. Bahse konu kesin deliller karar düzeltme talebimin reddini imkansız kılmaktadır.” dedi.

“BU HUSUS TARTIŞMASIZDIR!”

Canpolat adliye yapılanmasında olduğu iddiasını ise şöyle çürüttü: İddianameye göre hakkımdaki tek suçlama adliye yapılanması suçlamasıdır. Bu iddiaya ilişkin suç ortağım olduğu iddia edilen 3 adliye personelinin dosyası 20/12/2016 tarihli duruşmada tefrik edilmiştir. Tefrik kararı; bu kişilerle birlikte yargılanmamı gerektirir bir eylemin olmadığının mahkemece kabulüdür. Bu husus tartışmasızdır. Bu şahıslar bahse konu suçlamadan Malatya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/286 K. Sayılı dosyasında beraat etmişlerdir. Ve bu beraat kararı kesinleşmiştir. Yani hakkımdaki mahkumiyet kararının yok hükmünde olduğu kesinleşmiş beraat kararı ile tescil edilmiştir.”

Bağlı bulunduğu Malatya Barosu ve Türkiye Barolar Birliği’ne sesini duyuramayan, tutukluluğuna itiraz için onlarca dilekçe veren Turan Canpolat, yaşadığı hukuksuzlukları daha önce kaleme aldığı mektuplarında anlatmıştı. “Tarihe geçtiğimin farkındayım” diyen Canpolat’ın sesini geçtiğimiz aylarda Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE) olmak üzere 13 insan hakları örgütü duydu. Adı geçen kurumlar Erdoğan ile Türkiye’deki 3 resmi kuruma mektup göndererek tutsak avukatın tahliye edilmesini istedi.

SAVCI HUKUKSUZ BELGE ÜRETTİ, BARO BUNA GÖZ YUMDU

Malatya Barosu, Turan Canpolat’ın mesleki faaliyetinden mi yoksa başka nedenlerle mi tutuklandığı öğrenmek için 22 Şubat 2016’da Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir dilekçe gönderdi. Üç gün sonra Bora’ya cevap veren savcı Aziz Yaşar Yetkinoğlu, Canpolat’ın mesleki faaliyetleri nedeniyle değil, Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandığını söyledi. Oysa müvekkilinin evinde yapılan arama ve gözaltının hukuksuz olduğuna dair tutanak tutan Canpolat’ın resmi olarak bu tutanaklarda imzası bulunuyor. Savcı böyle bir belgenin varlığını görmezden gelip Malatya Barosu’na doğru olmayan bir açıklama gönderdi, Malatya Barosu da bu hukuksuzluğa göz yumdu.

TURAN CANPOLAT’IN 15 ŞUBAT 2021 TARİHLİ DİLEKÇESİNİN ORİJİNALİ

Açıklamalar:

1. İlgili a’da belirtilen ve Yargıtay Başkanlığı’na gönderilen 9 sayfadan ibaret 41 sayfa eki bulunan dilekçe, dilekçe içeriğindeki anlatımdan da anlaşılacağı üzere bir şikayet dilekçesidir. Yargıtay C. Başsavcılığı’nın şikayet dilekçesi olduğu açık, net ve tartışmasız olan ilgi a’daki dilekçemi “Karar düzeltme” talebi olarak kabul etmesi mümkün değildir. Bahse konu dilekçe bir nevi kanuna karşı hile yoluyla “Şikayet” dilekçesi olmaktan çıkarılamaz. Aksi durum hukuki ve cezai sorumluluk gerektirir.

2. İlgi b’de belirtilen Yargıtay C. Başsavcılığı yazısının konusu Yargıtay 16.C.D’nin 2019/6796 E. 2020/4762 K sayılı ilamıyla ilgilidir. Bu husus ilgi yanı da zikredilmiştir. İlgi yanının Yargıtay 16.C.D’nin 2019/1529 K. 2020/4763 K. Sayılı ilamı ile bir ilgisi yoktur.

3. İlgi a-c-d-e’de belirttiğim bütün dilekçe içeriklerini ve bu dilekçelerdeki beyanlarımı iş bu tashihi karar talepli dilekçem kapsamında aynen tekrar ediyorum. Şüphecisi olmadığım bir dosyaya avukatlık görevimi yapmamı engellemek gayesi ile sahtelik, sahtecilik, sahte belge tanzimi, yoluyla sonradan şüpheci olarak dahil edildiğim hususu her türlü şüpheden uzak, aksi ve inkarı mümkün olmayan resmi mahiyetteki kesin delillerle SABİT olduğundan; karar düzeltme talebimin reddi konusunda Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdiri ve yetkisi bulunmamaktadır. Bu talebimin kabulü, usul ve yasanın emredişi hükümleri gereği sorumluluk, zorunluluk, ve yükümlülüktür.

4. Mahkumiyet gerekçesi yapılan Bylock ve Bankasya hususlarında iddianamemde tek kelimelik anlatım, beyan ve cezalandırma talebi bulunmamaktadır. Bylock iddiasıyla ilgili Malatya C. Başsavcılığı’nın 2016/25610 Son. Dosyasında kavuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği sabittir. Bylock iddiasına ilişkin belgelerin imzasız ve onaysız olduğu hususu 05/05/2017 tarihli duruşmada mahkeme gözlemi ile tutanağa geçirilen “asli gibidir” şerhiyle tasdikli belgeler; şüphelisi olmadığım bir dosyaya sahtecilik yoluyla şüpheli olarak dahil edildiğimin kesin delilleridir. Bahse konu kesin deliller karar düzeltme talebimin reddini imkansız kılmaktadır.

Karar düzeltme talebinin kabulü artık bir zorunluluk sorumluluk ve yükümlülüktür. Bu hususta Yargıtay C. Başsavcılığı’nın bir takdir yetkisi bulunmamaktadır.

5. İddianameye göre hakkımdaki tek suçlama “adliye yapılanması” suçlamasıdır. Bu iddiaya ilişkin suç ortağım olduğu iddia edilen 3 adliye personelinin dosyası 20/12/2016 tarihli duruşmada tefrik edilmiştir. Tefrik kararı; bu kişilerle birlikte yargılanmamı gerektirir bir eylemin olmadığının mahkemece kabulüdür. Bu husus tartışmasızdır. Bu şahıslar bahse konu suçlamadan Malatya 2.Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2016/286 K. Sayılı dosyasında beraat etmişlerdir. Ve bu beraat kararı KESİNLEŞMİŞTİR. Yani hakkımdaki mahkumiyet kararının yok hükmünde olduğu KESİNLEŞMİŞ BERAAT KARARI İLE TESCİL EDİLMİŞTİR.

6. İlgi c ve d’de belirtilen ve Yargıtay 16. C.D. tarafından Yargıtay C. Başsavcılığı’na gönderilmeyen dilekçelerimin içeriğini iş bu dilekçem kapsamında da aynen tekrar ediyorum. İlgi d’de belirtilen “suç inkarı” talepli dilekçemin gereğinin yerine getirilmesini talep ediyorum.

7. İş bu dilekçe içinde sunduğum belgeler ile Yargıtay Başkanlığı’na gönderdiğim ilgi a’daki 28/12/2020 tarihli dilekçem ile bu dilekçemin ekindeki belgeler üzerine düştüğüm beyanlarımı ve şerhlerimi iş bu dilekçem kapsamında da aynen tekrar ediyorum.

8. Şüpheci listesinin imzalı ve onaylı aslının halen dosyada mevcut olmadığı hususunu tekraren dikkatlerinize sunuyorum.

MALATYA BAROSU’NUN MALATYA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA YAZDIĞI DİLEKÇE

SAVCILIĞIN CEVABI

TURAN CANPOLAT’IN İMZALADIĞI TUTANAKLAR 

Tutuklu avukat Turan Canpolat için Avrupa’dan Erdoğan’a mektup

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Adalet Bakanlığı 1000 avukatın ruhsatını gasp etti

Hakkında soruşturma olduğu ya da öğrenciliği sırasında eyleme katıldığı gerekçesiyle Adalet Bakanlığı, son 12 yılda bine yakın hukuk mezununun avukatlık ruhsatını ellerinden aldı. Ruhsatların 854’ü 15 Temmuz’un ardından iptal edildi.

BOLD ÖZEL – Adalet Bakanlığının hukuk fakültesi mezunu avukatlara yaptığı ruhsat zulmü rakamlara yansıdı. Adalet Bakanlığı, 2008-2019 arasında 996 hukuk fakültesi mezununun Türkiye Barolar Birliği tarafından verilen avukatlık ruhsatını iptal etti. Adalet Bakanlığının istatistiklere göre ruhsat iptallerinin 854’ü 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL sürecinde, 2016-2019 arasında yapıldı. En fazla sayıda ruhsat iptali ise 2019 yılında oldu. 2019’da 14 bin 836 hukuk mezununun 528’inin avukatlık ruhsatı iptal edilirken, her yüz başvurudan 3,56’sı reddedildi.

Adalet Bakanlığının ruhsat başvurularına ilişkin istatistikleri

Hukuk mezunlarının ruhsat başvuru süreci şöyle işliyor: Hukuk fakültesi mezunu bir baroda avukatlık stajını tamamladıktan sonra baroya ruhsat başvurusunda bulunuyor. Baro, evrakları tamamladıktan sonra dosyayı Türkiye Barolar Birliğine gönderiyor. Barolar Birliği, stajyer avukatın ruhsat almasında herhangi bir engel olmadığına karar verirse başvuru onaylanarak Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık 60 gün içerisinde ruhsat başvurusunu onaylıyor ya da reddediyor. Red halinde dosya tekrar Barolar Birliğine gönderiliyor. Barolar Birliği tekrar onaylarsa bu kez ruhsat başvurusu onaylanıyor. Ancak bakanlık verilen ruhsatlara karşı İdare Mahkemesinde iptal davası açarak hukukçuların haklarını engelliyor.

MASUMİYET KARİNESİ YOK SAYILIYOR

Adalet Bakanlığının açtığı davaların sonuçlanması yıllar sürerken mesleğini yapamayan avukatlar yürütmenin durdurulması için karşı davalar açtı. 2016’daki OHAL ile başlayan ruhsat iptalleri geçen yıl büyük bir artış göstererek yüzlerce hukuk mezununun mağdur olmasına neden oldu. Cumhuriyet’e konuşan mağdur avukatlar ruhsat iptallerinin anayasaya ve temel hukuk ilkelerine aykırı olduğunu belirtti. Mağdurlar, “Her bakımdan eşitsiz ve hukuksuz bu maddenin doğrudan iptal edilmesi, hiç değilse masumiyet karinesini esas alan bir yaklaşımla kişi hakkında yürütülen kovuşturma kesin bir karara bağlanana kadar avukatların ruhsatlarına dokunulmaması gerekiyor” dedi.

KESİN KARARA KADAR RUHSATA DOKUNULMAMALI

Avukatlık Kanunu’nun 5/3. maddesine dikkat çeken mağdur avukatlardan Gönül Gören, şunları söyledi: “İki yıl ve üzeri ceza alabileceğiniz bir suçtan kovuşturma altındaysanız avukatlığa alınma isteminiz hakkındaki kararın bu kovuşturmanın sonuna kadar bekletilmesine karar verilebiliyor. Fakat bu hüküm emredici değildir ve idareye bir takdir yetkisi tanır. Takdir yetkisine sahip olan idari merciler ilgili Baro, TBB ve Adalet Bakanlığı’dır. Bu yetki, siyasi saiklerle kullanılması halinde hukuka aykırı kabul edilmelidir. Hiç değilse masumiyet karinesini esas alan bir yaklaşımla kişi hakkında yürütülen kovuşturma kesin bir karara bağlanana kadar avukatların ruhsatlarına dokunulmaması gerekiyor.”

BAROLAR DESTEK OLMUYOR

Ruhsatı iptal edilen hukuk mezunu Barış Barışık da baroların karşılaştıkları hukuksuzluğa duyarsız kalmasına tepki gösterdi. Barışık, “Söz konusu hukuka aykırı duruma ilişkin herhangi bir tepki verilmemekte, ruhsatı gasp edilen avukat adaylarıyla herhangi bir dayanışma gösterilmektedir. Mesela, ruhsatımın gasp edilmesi üzerine açılan davada müdahil olması yönünde talepte bulunmama rağmen Ankara Barosu gerekçesiz bir şekilde reddederek vermiş olduğum hukuk mücadelesinde taraf olmadı” dedi.

MESLEĞİMİN 3’NCÜ AYINDA İPTAL EDİLDİ

Ruhsatı iki kez iptal edilen Simin Atabay ise, “Bir yılı aşkın süre sonra ruhsat almıştım. Fakat henüz mesleğimin 15. gününde tarafıma iptal istemli dava açıldığını öğrendim. Bu süre zarfında mesleğe adapte olmak elbette çok zor. Bu durumu yaşayanlar olarak dosya almaktan imtina ediyoruz. Çünkü her an bir yürütmenin durdurulması kararı ile ruhsatımız yeniden elimizden alınabilir. Benim de aynen öyle oldu. Mesleğimin 3. ayında iken Yürütmenin Durdurulması kararı verildi ve yeniden işsizdim. Üstelik verilen bu karar masumiyet karinesinin ihlali demek” ifadelerini kullandı.

KHK’LILARA DA RUHSAT ZULMÜ YAŞATILIYOR

KHK ile ihraç olan hukukçuların avukat yapmaları da Adalet Bakanlığı tarafından engellenmişti. Anayasa Mahkemesi, avukatlığın kamu hizmeti niteliğinin avukatın kamu görevlisi olarak kabulüne imkan vermediği gerekçesiyle KHK ile ihraç edilenlerin avukatlık yapabileceğine karar vermişti. Ancak Ankara 14. İdare Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin hakkında ihlal kararı verdiği KHK’lı Ceza Hukukçusu Yrd. Doç. Dr. Günal Kurşun’un Büyükada Davası’nda 1 yıl 13 günlük kesinleşmemiş cezasını gerekçe göstererek ruhsat başvurusunu reddetmişti.

İdare mahkemesi AYM’nin KHK’lı avukatla ilgili ihlal kararını yok saydı

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0