Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Ailesinin gözleri önünde kaçırılan Salim Zeybek’in eşi o an ve sonrasında yaşananları anlattı

KHK’lı Salim Zeybek iki çocuğu ve eşinin gözü önünde kaçırıldı. Silahlar ateşlendi, iki çocuğuyla Betül Zeybek alıkonuldu. Betül Zeybek dehşet verici süreci anlattı.

CEVHERİ GÜVEN

KHK’yla ihraç edilen Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) uzmanı Salim Zeybek 21 Şubat’ta ailesinin gözleri önünde sivil giyimli, silahlı ve kendilerini “devlet” olarak tanıtan ekipler tarafından kaçırıldı. O günden beri kendisinden haber alınamıyor.

Gözaltında kaybedilen diğer 23 kişiden farklı olarak Salim Zeybek, eşi ve çocuklarının bakışları arasında kaçırıldı. KHK’lı Edebiyat öğretmeni Betül Zeybek, eşinin kaçırılışına çocuklarıyla birlikte şahit olduğu, kaçıran araçların plakaları dahil bilgilerini gördüğü halde günlerdir başvurduğu Savcılık ve Emniyet’ten hiçbir cevap alamıyor.

“ATEŞ AÇARAK ETRAFIMIZI ÇEVİRDİLER”

Betül Zeybek’le, silahlı ekiplerin ateş açtığı o anlar, sonrasında yasa dışı biçimde özgürlüğünden mahrum bırakılması ve eşinin kaçırılması dahil tüm dehşeti konuştuk:

“Aracımızla Edirne’ye doğru seyahat ederken bizi bir aracın takip ettiğini farkettik. Biz durunca duruyor, biz hareket edince hareket ediyordu. Tabi bir süre sonra panik olduk. Resmi bir araç olduğuna ilişkin hiçbir işaret yoktu. Bu araçtan kurtulmaya çalışırken kaza yaptık.

Kazanın ardından, araçtan inerek yolun yanındaki su kanalından kenara geçmeye çalıştık. Bu sırada eşim bir çocuğu ben diğerini almıştım. Bir anda silah sesleri duymaya başladık. Arkam dönüktü bize mi havaya mı ateş ediyorlar göremedim. Ama çok yakınımızdan ateş ediyorlardı.

Çocuklar var ateş etmeyin, silahımız yok diye bağırmaya başladım. Olduğumuz yerde kala kaldık. Çocuklar bağırıyor, ben bağırıyorum, korkunç bir ortam oluştu. Etrafımızı sardılar, eşime bağırarak yere yatmasını istediler. Yüzüstü yere yattı. Sonra bizi birbirimizden ayırdılar, eşimi bir araca bindirip götürdüler. Çocuklarımla benim etrafımı sarıp bekletmeye başladılar.”

“ANNE BİZİ ÖLDÜRECEKLER Mİ”

Eşinin götürülmesinden bir süre sonra kendilerinin de Dacia Duster marka bir araca bindirildiklerini anlatan Betül Zeybek, silah sesleri, babalarının yere yatırılıp kelepçelenerek götürülmesi, silahlı kişilerce etraflarının çevrilmesiyle 8 ve 6 yaşındaki iki çocuğunun dehşet içerisinde kaldıklarını anlatıyor:

“Bizi bindirdikleri arabadakilerden biri kapşonunu yüzüne çekmişti, yüzünü hiç göstermiyordu. Diğeri silahını bir an olsun elinden bırakmadı. Burnu kaşınsa silahıyla kaşıyordu. 6 yaşındaki kızım ‘Anne bizi öldürecekler mi’ dedi. Çocukları sakinleştirmeye çalışıyordum, bir yandan da kendimi toparlamaya uğraşıyordum. Eşimle ilgili sorularıma sadece ‘Emniyete götürüyoruz’ cevabını verdiler.”

Betül Zeybek’e kendilerinin de Edirne Emniyeti’ne götürüleceği söylenir ancak ardından İstanbul Emniyeti’ne teslim edilecekleri bilgisi verilir. Fakat ikisi de gerçekleşmez. Araç değiştiren ekipler Betül Zeybek’in saatler boyu tuvalete gitmesine bile izin vermezler:

“Sürekli ‘Biz devletiz’ diyerek korkutmaya çalışıyorlardı. Çocukların tuvaletleri geldi, yol kenarında yaptırmak zorunda kaldım. Araçta iki erkek sivil vardı ve benim benzinliğe tuvalete gitmeme izin vermediler. Yol kenarında yapmamı istediler. Buna çok sinirlendim. O şekilde ertesi gün sabaha kadar beklemek zorunda kaldım.”

“İÇLERİNDEN BİRİ KİMLİK GÖSTERDİ”

Kocasının kaçırıldığı noktada uzun süre bekletilen Betül Zeybek’i alıkoyanlar kendilerini ‘devlet’ olarak tanıtırlar ancak birbirlerine hitap ederken birkaç kez “komserim” kelimesi kullanılır:

“Beklerken yanımıza yanımıza sivil giyimli biri geldi. Buraya nasıl geldiğimizi sordu. Ben de ‘görmedin mi aracımız orada kazalı halde’ dedim. Kendisinin yeni geldiğini, yoldan geçerken olaya müdahil olduğunu, olayı anlamaya çalıştığını söyledi. Görevini sorunca kimliğini çıkarıp gösterdi. Polis kimliğiydi. Kocamı kaçıranlarla ilgili gösterilen tek resmi evrak buydu. Bir de sonradan gelen resmi kıyafetli üç jandarma”

SÜREKLİ TELEFON GÖRÜŞMELERİ

Eşlerini götüren ve kendilerini alıkoyan polislerin sürekli telefonla konuştuklarını anlatan Betül Zeybek, bir ara telefonda “O komada” tanımının kullanıldığını belirtti:

“Telefon çaldığı an güvenli ya da değil arabayı durdurup dışarı çıkıyorlardı. Benim yanımda telefonla konuşmamaya çalıştılar. Bir seferinde telefonda  ‘Komada komada O’ dediler. Bunun ne olduğunu eşimin başına bir iş mi geldiğini sordum ama ‘yok ondan bahsetmiyor, başka bir şeyden bahsediyor’ dediler. Aralarında şifreli bir konuşma mı diye düşündüm.

Bu arada saatler geçti, hava karardı. İstanbul sınırında siyah camlı bir araç bizi bekliyordu yol kenarında karanlıkta. Yeni aracın arkasında bir kişi plakayı görmeyeyim diye bacaklarını siper etmiş şekilde bekliyordu. Oğlum bile ‘anne bu polis arabasına benzemiyor’ dedi korkarak. 55-60 yaşlarında iki kişi öne, 25 yaşlarında seyrek bıyıklı genç biri de arkaya oturdu. Gece olmasına rağmen aracın güneşlikleri inikti. Öndeki kişiler arkadakine zaman zaman ‘komiserim’ diye hitap ediyorlardı. Bir kere de telefonda karşıdakine ‘komiserim’ diye hitap ettiklerini duymuştum.

Kumburgaz’da tenha bir yerde durduk. Önce bizi İstanbul’da bir yere bırakacaklarını söylediler. Sonra fikirlerini değiştirdiler. Yol boyunca ara ara duruyorduk. Müziğin sesini açıp dikkatimi dağıtmaya çalışıyorlardı, önüme bakmamı söylüyorlardı, bu sırada bağajın açılıp kapandığı sesini duyuyordum, ardından aracın önüne geçip bir şeyler yapıyordu. Sonradan sürekli ön plakayı değiştirdiklerini anladım.”

“BİZ DEVLETİZ SAKIN SAVCIYA EMNİYETE GİTME”

Betül Zeybek, ikinci bindikleri araçta arkada yanlarına oturan kişinin sürekli, “Biz devletiz, sizi bıraktıktan sonra sakın Emniyet’e, savcılığa gitme” dendiğini anlatıyor. Bunun bir tehdit mi olduğu sorusuna ise aldığı cevap; “Sen tehdit nedir görmemişsin” olur.

“KOCAMLA TELEFONDA SON GÖRÜŞMEM”

Betül Zeybek’i alıkoyan kişiler önce Edirne Emniyeti’ne ardından İstanbul Emniyeti’ne teslim edeceklerini söyleseler de sonunda rota Ankara olarak değişir. Yolda, bir süre sonra ‘telefonla eşinle görüştüreceğiz’ denir. Bu eşiyle son görüşmesi olur. Salim Zeybek konuşmaya “ağlama” diye başlar, çocuklar o sırada uyuyordur. Ardından kısa görüşme şöyle devam eder:

Salim Zeybek: Ben iyiyim, rica ettim sizi otogara bırakacaklar. Ankara’ya gidin, hayatınıza normal devam edin.
Betül Zeybek: Üzülmeyelim diye iyiyim diyorsun. Artık hayatımıza nasıl normal devam edebileceğiz. Bana ‘Emniyet’e gitme’ diyorlar.
Sessizlik….
Salim Zeybek: E gitme sen de o zaman.

Salim Zeybek ve eşi Betül Zeybek

“SON KEZ TEKRAR EDİYORUZ SAVCILIĞA DA EMNİYETE DE GİTMEYECEKSİN”

Betül Zeybek’in eşinden alabildiği son haber bu görüşmeydi. Arabadaki genç sivilin iPhone marka telefonundan yapılan görüşme hoparlör açık biçimde ve numara görünmesin diye ekranın arkası dönük şekilde yapılır.

Ardından Betül Zeybek, Ankara’da yaşadığı eve çok yakın bir noktada sabaha karşı 05:10’da bırakılır. Ankara’ya girdikleri andan itibaren önlerine trafiği aça aça giden hatchback bir aracın eskortluk yapmaya başladığını söyleyen Betül Zeybek, araç durdurulduktan sonra “Son kez tekrar ediyoruz,  savcılığa da emniyete de gitmeyeceksin” denerek tekrar tehdit edildiğini belirtiyor.

Bir süre bu sözlerin etkisinde kalan Betül Zeybek, eşinden haber alamayınca ulaşabildiği bütün yetkili mercilere başvurmaya ve sosyal medyadan sesini duyurmaya karar verir.

“HER YERE BAŞVURDUM”

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Emniyeti, Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Derneği dahil her yere başvuran Betül Zeybek, son üç yılda artan devlet eliyle insan kaçırmalara ailesiyle birlikte şahit olan tek isim.

Yaşadığı dehşete rağmen Betül Zeybek, için mücadele etmekten geri durmayacağını söylüyor.

“Her yere başvurdum, kocamı yargılayabilirler ama bunu yasal çerçevede, yasal mercilerde yapmalılar. Kocamı kaçırdılar ve buna şahidim, kocamın nerede olduğunu söylemeliler. Onu ismi gibi salim biçimde geri istiyorum.”

GÜNLERDİR HABER YOK

Salim Zeybek, 21 Şubat 2019’da Edirne’de eşi ve çocuklarının gözleri önünde kendilerini devlet görevlisi olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırıldı. Avukatı ve ailesinin yaptığı başvurularda Savcılık ve Emniyet gözaltında olduğu bilgisini doğrulamadı.

Salim Zeybek, son üç yılda Hizmet Hareketi’yle ilişkili oldukları gerekçesiyle kaçırılan 24. kişi. Kaçırılanlardan bazılarından üç yıldır haber alınamıyor. Bazıları ise aylar sonra ağır işkencelerden geçirilmiş biçimde Ankara Emniyeti’ne teslim edildi. Sağ kalanlar kendilerini kaçıran ve işkence eden kişilerin MİT personeli olduğunu belirtiyor.

Salim Zeybek ve Gökhan Türkmen MİT tarafından kaçırıldı

BOLD ÖZEL

Soylu vuruşa vuruşa ilerliyor

Süleyman Soylu cephesinde sular durulmuyor. Yargı kararını eleştiren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya Adalet Bakanı Abdülhamit Gül isim vermeden “Yargıya parmak sallayamaz“ diyerek karşılık verdi. Son tartışmayla birlikte Soylu’nun parti içinde ve hukuk camiasıyla yaşadığı çok sayıda tartışma akıllara geldi.

BOLD ÖZEL – AKP’de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül arasında gün yüzüne çıkan gerilim gündem oldu. Soylu sosyal medyada annesiyle birlikte yer alan fotoğrafının altına küfür eden şahsın mahkemece serbest bırakıldığını belirterek tepki gösterdi. “Annemle fotomun altına küfreden alçak mahkemeye çıkıyor ve adli kontrolle serbest. Ne yapmalıyım, Bakan olsam ne yazar. Millet, devlet işleriyle boğuşurken anasının namusuna sahip çıkamamak ne ifade eder Tweetimle yeniden alınırsa da provokasyon sayacağım” dedi.

GÜL İSİM VERMEDİ AMA…

Soylu’nun yargıyı hedef almasının ardından Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’den cevap geldi. Gül isim vermeden “Klavye başına geçip sosyal medyada bana her gün tutuklama siparişi verenlere sesleniyorum. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Burada kanunlar, kurallar, usuller işler; hukuk işler. Bu işleyişi beğenmeyen gider itiraz hakkını kullanır ama yargıya parmak sallayamaz” açıklaması yaptı.

Gül isim vermese de medyada yapılan yorumlarda muhatabının Soylu olduğu ileri sürüldü. Soylu’nun Gül’e cevabı merak edilirken AKP içinde daha önce yaşanan polemikler akıllara geldi. Soylu’yla anılan tartışmaların başında ise Berat Albayrak polemiği var.

DAMAT ALBAYRAK İLE YILDIZLARI BARIŞMADI

Soylu ile eski Hazine Bakanı Albayrak’ın aralarının bozuk olduğu hep konuşuldu. 2018’de Yüksek Askeri Şura Toplantısı öncesi devletin zirvesi Anıtkabir’i ziyarete giderken Soylu ve Berat Albayrak karşı karşıya gelmiş ve omuz omuza çarpışmışlardı. Çarpışmanın ardından Süleyman Soylu’nun omuz attığı iddiaları ileri sürülmüş ve kameralara tebessüm etmesi dikkat çekmişti.

2019 yılında ise gazeteci Said Sefa, damat Albayrak ile Soylu arasında tekmeli tokatlı kavgaya yaşandığını ileri sürdü. Sefa, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinin kaybedilmesinin ardından iki tarafın bir birini suçladığını ve kavganın bu sebeple yaşandığını belirtip “Berat Albayrak ile Soylu yüz yüze gelince kendi elemanlarının yanında birbirlerine küfürler savurup birbirlerinin üzerine yürüyor. Tartışma büyüyor ve Berat, Soylu’ya tokat atıyor“ dedi.

TGRT Haber’de program yapan Cem Küçük, Soylu’ya “Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’la aranız kötü mü?” diye sordu. Soylu “Mahfiller bu tip dedikoduları üretiyor. Tam tersi bizim oluşturduğumuz ciddi bir sinerji oldu Berat Bey’le. Ne zaman oldu? İlk bakan olduğumuz, birlikte olduğumuz dönemler” şeklinde yanıt verdi.

SOYLU 12 NİSAN 2020’DE İSTİFA ETTİ

İddiaya göre Soylu’nun pandemi sürecindeki istifasının ardında ise Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile yaşadığı tartışma vardı. Hürriyet’ten Hande Fırat’ın iddiasına göre Sağlık Bakanı Koca’nın sokağa çıkma yasağının 22:00’de açıklanması ve yüz binlerce vatandaşın marketlere ve fırınlara akın etmesine çok sert tepki gösterdiğini ve Soylu ile sert bir tartışma yaşadığını savundu. Benzer şekilde Yeniçağ’dan Fatih Ergin imzalı haberde de Koca’nın tepkisinin Soylu’nun istifasında etkili olduğu belirtildi.

İstifanın ardından Soylu taraftarları gösteriler düzenledi. Yaşananların ardından Soylu’nun AKP’nin güçlenen ismi olduğu yorumları da yapıldı. Ayrıca kimi kamuoyu yoklama şirketleri Erdoğan’dan sonra partinin en güçlü isminin Süleyman Soylu olduğunu ileri sürdü.

İddialara göre Soylu 2018’de dönemin Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile tartışmasının ardından da istifanın eşiğine gelmişti. Yeniçağ’dan Ahmet Takan’ın iddiasına göre iki isim tartışınca Kaya, Soylu’yu Berat Albayrak’a şikayet etti. Albayrak, Soylu’yu sert sözlerle hedef alırken, Soylu’nun konuyu Tayyip Erdoğan’a taşıdığı ancak karşılık bulamadığı ileri sürüldü.

METİNER İLE TELEVİZYONDA TARTIŞTI

Eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner CNN Türk canlı yayınında Emniyet teşkilatında yapılan atamalarla ilgili “İsimler var bizde… Korkarım ki FETÖ’yle mücadele konusunda yeniden zafiyet yaşayabiliriz” ifadelerini kullandı. Programa bağlanan İçişleri Bakanı Metiner’e “Televizyon kanallarında bir de bizim arkadaşlarımızın ‘Elimizde isimler var’ demesini kendime bizatihi hakaret kabul ediyorum” diyerek tepki gösterdi.

SOYLU-AYM BAŞKANI ARSLAN GERİLİMİ

Soylu’nun Adalet Bakanı Gül ile tartışmasının yanı sıra Yargı camiası ile girdiği polemikler de dikkat çekti.  14 Eylül 2020’de Süleyman Soylu, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunundaki “şehirlerarası karayollarında toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenlenemez” hükmünü iptal eden kararı ile ilgili tepki göstermişti. Soylu “Anayasa Mahkemesi Başkanı’na söylüyorum, madem özgür bir ülkeyiz, ana caddelerde, sokaklarda özgürce yürüyüş hakkının ortadan kaldırılmasını onayladınız. Polis koruması almana gerek yok. Bisikletinle işe git gel bakalım. Kendi arabamla tek başına gitmeye ben varım sen var mısın?” dedi.

BİSİKLETLE CEVAP VEREN ÜYE

AYM Üyesi Prof. Dr. Engin Yıldırım sosyal medyadan Soylu’ya gönderme yaptı. Anayasa’nın 138. maddesini paylaşan Yıldırım, “Bisikletle işe git gel bakalım” sözlerine de “Bisiklet maceram 2020-1992” notuyla bisikletli fotoğraflarını paylaşarak yanıt verdi.

AYM BAŞKANI DOLAYLI UYARDI

AYM Başkanı Zühtü Arslan da yaptığı açıklamada  “Kararlara yönelik bazı eleştirilerden görüyoruz ki kararlarımız okunmadan, bazen de okunduğu halde yeterince anlaşılmadan eleştirilmektedir. Halbuki sağlıklı bir eleştiri, okumayı ve okunanı doğru anlamayı gerektirmektedir” ifadesini kullandı.

Soylu Arslan’ı hedef alarak TGRT Haber’e yaptığı açıklamalarda “AYM Başkanı, Polis Akademisi Başkanı’ydı. Aldığı komiser yardımcılarının yüzde 41’ini FETÖ’den ben ihraç ettim” dedi.

‘IŞIKLAR YANIYOR’ POLEMİĞİ

Diğer yandan Enis Berberoğlu’na hak ihlali tartışmasında AYM Üyesi Engin Yıldırım sosyal medyadan AYM binasının fotoğrafını paylaşarak “ışıklar yanıyor” ifadelerini kullandı. İçişleri Bakanlığı da resmi sosyal medya hesabından bakanlık binasının fotoğrafını paylaşarak “Işıklarımız hiç sönmüyor” cümlesiyle yanıt verdi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

9 aylık Saime bebeğin annesi ve babası tutuklandı

Ankara’da dün akşam saatlerinde gözaltına alınan Yasemin-Kasım Melizci, bugün görülen mahkemeden sonra tutuklandı. Bebeğiyle karantina hücresinde kalacak olan Yasemin Melizci 15 gün telefon ve kapalı görüş yapamayacak.

BOLD ÖZEL – Yine çekirdek bir aile hapse gönderildi. Dün akşam 20.00 sularında 9 aylık bebekleri Saime ile birlikte gözaltına alınan Yasemin-Kasım Melizci bugün tutuklandı. Dün geceyi Etimesgut Emniyet Müdürlüğünde geçiren Yasemin Melizci avukatıyla da görüştürülmemişti.

Melizci çiftinin gözaltına alınmasını Twitter hesabından duyuran HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Bir bebek daha mı cezaevine girecek? Yasemin-Kasım Melizci çifti dün akşam saat 20.00 civarlarında Ankara’da 9 aylık bebekleriyle gözaltına alındı. 9 aylık Saime dün geceyi annesiyle birlikte Etimesgut’taki bir nezarethanede geçirdi. Çorum’a göndereceklermiş” dedi.

Cemaat soruşturmaları kapsamında haklarında arama kararı bulunan hemşire Yasemin Melizci (29) ve eşi Kasım Melizci’nin (32) mesajlaşma programı Bylock kullandıkları iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak gözaltına alındıkları öğrenildi.

Saime bebek, annesi ve babasıyla, Ankara Batı Adliyesinde. 21 Ocak 2021.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“O peçeteye isimlerimizi değil umutlarımızı yazdık”

Bir kağıt mendile isimlerini ve yaşadıkları sıkıntıları yazan Şanlıurfa 2 Nolu Cezaevindeki tutuklu 12 kadının hikayesini, aynı cezaevinden bir süre önce tahliye olan öğretmen Bold Medya’ya anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Şanlıurfa 2 Nolu Kapalı Cezaevinde kalan bir ev hanımı, bir diş hekimi ve 10 öğretmen, sosyal medyada oluşan tepkiler nedeniyle 28 Eylül 2019’da tahliye edilen Ahmet bebeğinin annesinin avucuna bir kağıt peçete sıkıştırdı. 12 kadın, bir cümleyle sıkıntısını peçeteye yazdı.

Kimi kalp krizi geçirmiş, kimi bipolar bozukluğu yaşıyor, kimi ölüm tehlikesi atlatmış kimi de vertigo hastalığıyla mücadele ediyordu. Hepsinin çocukları vardı. Aileleri uzak şehirlerde olanlar aylardır çocuklarını görememişti. Bazıları bakacak kimsesi olmadığı için çocuğunu yanına almak zorunda kalmıştı. Tahliye olan arkadaşlarına “İmkanın olursa duyur sesimizi” diyebilmişlerdi.

Bold Medya’nın 1,5 yıl önce gündeme getirdiği o peçetede adı yazılan kadınlardan biri (güvenlik gerekçesiyle adının açıklanmasını istemedi) kısa bir süre önce tahliye oldu.

İşte o kadın, Bold Medya’ya ulaşıp hem seslerini duyuran herkese teşekkür etti hem de peçeteyi hangi şartlar altında yazdıklarını anlattı.

Suda eriyip gidebilecek bir kağıt parçasına isimlerini değil aslında umutlarını yazdıkları söyleyen öğretmen, peçete sosyal medyada gündem olduktan sonra cezaevi yönetiminin kendileriyle ilgilendiğini, müfettiş bile geldiğini söyledi.

TWEET OLUP UÇAN O PEÇETENİN HİKAYESİ

İşte o öğretmenin kaleminden, cezaevinden sesini duyurmaya çalışan 12 kadının hikayesi…

“Bir şehri ikiye bir nehir, bir uykuyu ikiye bir sevda böler.” Bu sözü ilk duyduğumda çok beğenmiştim. Yıllar sonra bir gün öğrencilerime sordum. Sizce, “Bir uykuyu ikiye bir sevda böler ne demek?” diye. Anlattılar birer birer uykuları bölen sevdaları: “Aşıksa, çok aşıksa sevdiğini düşünmekten gözüne uyku girmez, bölünür durur uykular” dedi biri. Diğeri; “Anne mışıl mışıl uykusundan yavrusunun ağlayan sesiyle fırlar yatağından, bu bir sevdadır” dedi. Ne de güzel söyledi.

Bir derdin ağırlığı altında inleyip eziliyorsa biri, paylaşıp azaltmak için yükünü tereddütsüz arayacağı dostları vardır. Oflamadan zevkle kaygıyla böler uykularını, adı bence sevdadır. Evet doğru, başka? “Tatlı uykuların koynundayken alem gecenin karanlığına tezat seccadesinin başında Rabbine yolladığı dualarla aydınlatır ruhunu, Allah’a sevdasıdır bölen uykusunu” “Hasretse sevdiklerine uyku tutmaz ki zaten” Hepsi de ne güzel cevaplardı öyle.

Bunu neden anlattım biliyor musunuz? Bütün sevdaların aynı anda yaşandığı başka bir yer var mıdır bilmiyorum. “Kadınlar Koğuşu.” Çaresizliğin dibini sıyırırken sevdaların her çeşidine ev sahipliği yapan dört duvar arası. Ve işte burada bazen öyle acılar hasretler yaşanır ki diğerleri kendisininkini rafa kaldırır bir süreliğine.

“30 GÜNLÜK AHMET BEBEĞİN KOĞUŞA GELDİĞİ GÜNÜ UNUTAMAM”

O anlardan biriydi 30 günlük Ahmet bebeğin koğuşa gelişi. Henüz kırkı bile çıkmamış bebek… O atmosferi hiçbir zaman unutamam. Bütün koğuş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Gözyaşları içerisinde Allah’ım daha minicik bunu nasıl yaparlar diye inliyorlardı. Koğuşumuzun 31. kişisiydi bebek.

Bebeğin annesi de çok saf ve temiz bir insandı. Ve o kadar çaresizdi ki… Bebek sürekli ağlıyor. Her yer tıklım tıklım. Yerde yatıyorlar. Annenin kimseye derdini anlatacak, hakkını arayacak vakti yoktu. Ahmet ile ilgilenmek zorundaydı. Kendisinin izniyle durumlarını hemen Ömer beye yazdık. Bir çare bulurlar diye düşündük. Ömer bey bize cevap verdi, ilgileniyoruz diye… Şu an bunları anlatırken bile gözlerim doluyor. O bebekle orada olmak bizim için de çok farklıydı.

Günlerce bu hüzün devam etti, ama hep hem annenin hem bebeğin etrafında pervane olduk. Hatta (her yörenin adeti farklı olabilir) bebeğin kırkını çıkartmıştık, tebessüm ettiren bir anıdır: Bebeğin karakter olarak kime benzemesi isteniyorsa o kişiye kırk kaşık su saydırılır ve o suyla bebek duş aldırılır. Erkek çocuk olduğu için elbette bir erkeğe saydırılması gerekirdi ama biz de içimizdeki en yiğit, en mübarek, bekar genç kızımıza saydırmıştık suyu.

Günler geçtikçe anne ve bebeğin durumu sosyal medyada gündem olduğunu duyduğumuzda, çıkacaklarına inanmıştık. Ve nitekim öyle oldu. Öyle mutlu olmuştuk ki, anlatılamaz. Herkes Ahmet bebekten bir hatıra aldı kendine çorap, emzik, mendil…

Ahmet bebek ve annesine cezaevi yönetimi tarafından verilen tutuklu kimliği. Koğuştaki kadınlardan biri Ahmet bebeğin ve annesinin birlikte çekilmiş fotoğrafından hazırlanan bu kimliği görünce etkilenip böyle bir çizim yapmış.

“KOĞUŞ REVİR GİBİYDİ, ÇOK ZOR DURUMDA OLANLAR VARDI”

Ve siyah çöp poşetine doldurulurken eşyalar, bir kağıt dahi bulamayacak kadar acelemiz vardı. Bir peçeteye isimlerimizi yazarak eline tutuşturduk annenin. “İmkanın olursa duyur sesimizi” diye. Zira koğuş bir revir gibiydi adeta, çok zor durumda olanlar vardı. Her türlü umut kırıntısına küçücük bir ışığa dahi ihtiyacı vardı insanların.

Kalp krizi geçiren Özlem hanım ağır panik atak hastasıydı. Bir tencere kapağı düşünce bile kendine gelemiyordu. Hepimiz başına toplanıp rahatlatmaya çalışıyorduk. Vertigo hastası Fatma hanımın durumu çok vahimdi. Sayım yapılırken dahi elimizde kalıyordu. Bir keresinde merdiven başında tuttuk. Neredeyse yukarıdan aşağıya yuvarlanacaktı. Üç çocuk sahibi Nilgün hanım, dayanamayıp kapıları yumrukluyordu. Pembe hanım bipolar bozukluk hastasıydı. Ağır ilaçlar kullanıyordu. Eşi de tutukluydu ve iki çocukları vardı. Asiye hanımın, Leyla hanımın, Handan hanımın ikişer, üçer çocukları vardı. Kiminin ailesi uzak şehirdeydi, çocuklarını göremiyorlardı… İsimlerin hepsini yetiştiremedik. Tahliye olan arkadaş bir taraftan eşyalarını hazırlıyordu. Biz de bir taraftan peçeteye yazıyoruz ama ismi unutulanlar vardı. Çok kalabalıktık.

“9 AYLIKKEN HAPSE GİREN MİNİK ZEYNEP 3 YAŞINI GEÇMİŞTİ”

Bir de 9 aylıkken içeri giren minik Zeynep’imiz vardı. 3 yaşını geçmişti içerde. Bir gece annesini sayıklarken duymuştum. Gerçi hemen her gece sayıklardı. “Yağmuuur ne güzel yağıyorsun sen yağmur” diyordu. Bir kadın yağmurla niye konuşurdu ki… Ertesi gün sordum, verdiği cevap: “Kızımı oynatacak bir şey bulamıyorum, bazen onunla yağmuru konuşturuyorum ya da bulutları, kuşları, rüzgarı…” Anlamıştım. Sonrasında defalarca şahit oldum kucağına alıp kızını “Bak Zeynep yıldızlar ne diyor” diye konuştuklarını, minik Zeynep’in bulutlarla selam yolladığını kardeşlerine. Yazarken bile tüylerim ürperiyor.

Zeynep de sayıklardı. “Anne çekpas, anne çekpas diyordu bir gece. Muhtemelen rüyasında ranzanın altına kaçan topunu çekpasla çıkarması gerekiyordu. Çünkü bütün oyunları böyleydi. Şimdi rüyalarımda en çok Zeynep’i görüyorum, sıkı sıkı sarılıyor bana. Mahzun bakıyor gözleri ne zaman der gibi. Ben onu orada bırakıp ayrılırken kuşlara sesleniyordu o, “Kuşlar haydi gelin mama saatiii…”

Bir peçeteye isimlerimizi değil aslında umutlarımızı yazdık. Dualarla, ızdıraplarla, hasretlerle, acılarla örülü hikayeler yazdık. Günler sonra bizim minik peçetemizin kuş olup Twitter’a konduğunu duyunca em çok şaşırdık hem de çok sevindik. Öyle ki, bu mevzu duyuldukça bize olumlu yansımalarını da görmeye başladık. Cezaevi müdürü ziyaretimize gelerek ihtiyaçlarımızı soruyordu. Müfettiş bile geldi. Şartlarımız daha iyi hale getirildi. Bebeği olmayan ve tedavi gören bir kadın vardı. Ona bile “bebek tedavisine burada devam edebilirsiniz” dediler. Cezaevi şartlarında böyle bir tedavi nasıl yapayım diye istemedi.

“KENDİMİ BANYOYA KAPATIP HIÇKIRARAK AĞLADIĞIM ZAMANLARI BİLİYORUM”

Beş yıldır içeride, dışarıda çok büyük sıkıtınlar çektik. Ben kayınvalidemlerle yaşamak zorunda kaldım. Maddi anlamda çalışamıyorsun. İçeride ayrı bir garabet, ayrı bir sıkıntı. Ağlayacak yer bulamıyorsun. Kendimi banyoya kapatıp hıçkıra hıçkıra ağladığımı biliyorum. 28 kişinin yemeği, bulaşığı, sıraya koymuşlar, çok ağırdı.

Cezaevinden çıktıktan sonra bir kişi bile içeride ne yaşadın, ne oldu, ne bitti diye sormadı. Çıplak arama Türkiye’de gündem olunca ben de başımdan geçeni gazetecilere yazdım. İnanın kendimi o kadar rahatlamış hissettim ki… Eşinle telefonla konuşuyorsun bir şey anlatamıyorsun, ailene anlatamıyorsun, kimseye derdini anlatamıyorsun… O kadar kasılmışız ki. O küçücük mesaj beni rahatlattı.

“TELEFONDA KONUŞURKEN BEN AĞLARDIM, GARDİYANLAR AĞLARDI”

Annem benim cezaevinde olduğumu bilmiyordu. Telefonda konuşurken ben ağlardım, gardiyanlar ağlardı. “Anne iyiyim” derdim. “Çocuklar ne yapıyor kızım” derdi. “Yanımda oynuyorlar” derdim. Vertigo hastasıydı. “Anne sakın sen beni arama, az arayacağım ama ben sesi arayacağım” diyordum. “Başkasının numarasından arıyorum derdim, 10 dakika sonra kapatmam lazım” derdim.

Bir hafta annemle, bir hafta çocuklarıma, bir hafta eşimle konuşuyordum. Birine sıra gelene kadar bir ay geçiyordu. Her telefon konuşması ağlamakla geçiyordu. Hala rüyalarımda beni götürüyorlar zannediyorum. Hala koğuştaki arkadaşlarla o atmosferin içerisindeyim.

Yaşadıklarımızın, hissettiklerimizin duyulmasını çok isterim. Çocuklarıma yazdığım ama gönderemediğim mektuplar var. Onların herkes tarafından okunmasına çok isterim. Bu aslında bütün kadınlar için geçerli. Anlatsalar belki rahatlayacaklar ama bazıları da anlatarak acımı tazelemek istemiyorum diyor.

Ne diyebilirim hiçbir şey olmasa dahi, hiçbir neticesi, yüzlerce insanın duasını almak bile bizim için o kadar özel, o kadar unutulmaz ki, minnet duyduğumuzu, dualarımıza her gün bütün güzel yürekleri ortak ettiğimizi demesem bunları bilmeseniz olmayacaktı. Teşekkür ederiz.

Türkiye’deki adaletin durumunu özetleyen belge: Çığlıklarını peçeteyle duyurdular

Okumaya devam et

Popular