Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

3 yıldır bir odada çocuklarından ayrı “gaybubet” yaşayan KHK’lı öğretmen yazdı: Yoruldum

Türkiye’de 3 yıldır çocuklarından ayrı, eşiyle beraber bir odanın içinde ‘gaybubet’te yaşayan KHK’lı bir kadının kaleminden tarihe geçecek bir mektup…

KHK’yla ihraç öğretmen, üç yıldır yaşadığı zorlukları, duygularını ve hayatın kendisine sunduğu iki seçeneği BOLD‘a gönderdiği mektupta yazdı.

Çok yoruldum…

Avrupa’daki, Amerika’daki, Afrika’daki bütün dünyadaki öğretmenlere, benim gibi hem öğretmen hem anne olanlara, babalara, hangi meslekten olursa olsun herkese seslenmek istiyorum. Lütfen duyun!

Türkiye’de zulüm gören, yaklaşık 3 yıldır gaybubet hayatı yaşayan bir öğretmen ve anneyim. Öğretmen vasfımı hep öne yazdım çünkü; her zaman öğrencilerime bana Allah’ın, anne babaların bir emaneti olarak baktım ve kendi çocuklarımdan daha çok onlara vakit ayırdım. Bundan da hiç pişmanlık duymadım.

Şimdi ise Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz denilen saçma bir darbe tiyatrosu sonrası, ismini hiç telaffuz etmediğim bir örgüt üyesi diye terörist ilan edildim, önce öğretmenliğim sonra da anneliğim elimden alındı.

Temmuz 2016’da açığa alındım. Eşimden dolayı rehin alınıp gözaltına alınmak istendim ama küçük oğlumun ağlayıp sinir krizi geçirmesiyle polisler bir gece mühlet verdiler eşimin gelmesi için.

O gece apar topar 3 çocuğumla ve bir iki bavulla evden kaçmak zorunda kaldım. 1 Eylül 2016 KHK’sı ile ihraç edildim. Hakkımda yakalama kararı çıkartıldı. O gün bugündür kaçak bir hayat yaşıyorum. Evimden çocuklarımdan ayrı yerlerde.

Bu süre içinde risk alarak da olsa sosyal medyadan dünyada olup bitenleri, Türkiye’de yaşanan mağduriyetleri, artık soykırım aşamasına gelmiş zulümleri takip etmeye çalışıyorum. Kim bizlerden bahsediyor, çağdaş dünyanın adaletli ülkelerinde hukuk ve özgürlük içinde yaşayan insanların bizden haberleri var mı öğrenmek istiyorum.

Çünkü bizim gibi dünyanın herhangi  bir köşesinde zulüm gören insanların sesini duyanların olması bana ümit veriyor, yaşamak için mücadele etmek için bir sebep oluyor. Ama üzülerek görüyorum ki dünyadaki demokratik hukuk devleti dediğimiz ve ümit bağladığımız ülkelerin liderleri bir noktada sessiz kalıyorlar. Amerika ve Avrupa ülkelerinin liderleri, siyasetçileri ve AİHM üyeleri bir yerde sessiz kalıyorlar. Sosyal medyadan anladığıma göre bunun sebebi olarak da ülke çıkarları, mülteci anlaşmaları vs. gibi sebepler öne sürülüyor. Ben siyasetçi değilim, bilmiyorum, ülkeleri yönetenler belki kendi halkının huzurunu düşündüğü için haklı olabilirler bilemiyorum.

Ama bir öğretmen, bir anne, bir insan olarak bunu kalbime vicdanıma aklıma anlatamıyorum. Suriye’de zulüm gören insanlar ülkelerinden kaçıp gelmeye başladıklarında ben Gaziantep’in bir ilçesinde Kuran Kursu öğretmenliği yapıyordum. Gelen mültecilerin ilk yerleştirildikleri yerlerden olan bir binada çalışıyordum. Her gün o insanlar için dua ediyor, çocukları için çikolatalar, oyuncaklar alıyor, onlarla sohbet etmeye çalışıyor ve onlarla birlikte ağlıyordum.

Ne yazık ki çok geçmeden benim ülkemi yöneten siyasi irade kendi çıkarları için beni ve benim gibi bir insanı, anneyi, babayı, öğretmeni,  doktoru, ev hanımını, her meslekten insanı bir gecede terörist ilan etti ve hapishanelere tıktı. Ölüme açlığa maruz bıraktı. Öyle ki başka ülkelere gitmememiz için pasaportlarımıza el konuldu. Pasaportu olan yakınlarımız havaalanlarında gözaltına alındı ya da ülkeden çıkışları engellendi.

Şimdi ben bu yüzden siyasilere değil, bütün Avrupa ülkelerindeki ve ABD’deki öğretmen meslektaşlarıma ve annelere seslenmek istiyorum.

ÜÇ YILDIR BİR ODADA YAŞIYORUZ

Biz 3 yıla yakın bir süredir bir odanın içinde eşimle iki kişi yaşıyoruz. 3 yılda tam 17 yer değiştirdik. Dışarı çıkamıyoruz, ihtiyaçlarımızı bir iki kişi karşılamaya çalışıyor. Onlar da takip edilme, yakalanma korkusuyla her zaman yanımızda olamıyorlar. Çok zorunlu bir hal olunca yanımıza gelip ihtiyacımızı getiriyorlar. Çocuklarımızı her an göremiyoruz. İki üç ayda bir, korku içinde görüşmeye çalışıyoruz ya da çok zorunlu bir halde mecburen yakalanma riskini göze alıp bir gün ya da birkaç saatliğine görüşebiliyoruz.

Çocuklarımın bütün mutlu anlarında ve üzüntülü anlarında yanlarında olamamak, insan gibi özgür yaşayamamak bir kadın olarak en mahrem ihtiyaçlarını bile birilerinden istemek, bir ekmek için birileri getirecek diye beklemek artık bizi çok yordu.

Özgürlüğümüze ve çocuklarımıza kavuşmayı beklemekten çok yoruldum. Ben insanım, bir anneyim, bir kadınım bütün bunları hak ettiğimi düşünmüyorum.

ÇOK YORULDUM, GALİBA YOLUN SONU

Neden mi? Çok yoruldum çünkü. Kaçmaktan, bir odanın içinde yaşamaktan, çocuklarımdan ayrı kalmaktan ve onları görememekten, parasızlıktan, borç istemekten, gece gündüz el işi örgüler yapıp onları satabilmek için tanıdıklara yalvarmaktan, rica etmekten, ezilip büzülmekten, en yakınlarımın vefasızlığından, yardımlarını istediğimizde bir sürü mazeret öne sürüp kaçmalarından, ‘git cezanı çek çocuklarının başına dön’ diye nasihat vermelerinden.

Sadece psikolojik olarak değil artık bedenen de çok yoruldum. Şeker hastasıyım. İleri derece huzursuz bacak sendromu var. Raporlu parkinson ilaçları kullanıyorum. Doktora gidemediğim için tedavi edilemeyen reflü ve iki tane yara var midemde. Bunlara şimdi aşırı el işi yapmaktan, ağlamaktan ve şeker hastalığının da etkisi ile göz problemlerim ve kadın hastalıkları eklendi. Yaklaşık 3 aydan beri sürekli kesilmeyen kanama ve sancılarım var. Artık kansızlıktan dolayı çok halsizim ve hareket edemiyorum. İnternetten ya da konuşabildiğim 3-5 kişinin önerdiği bütün hapları kullandım. Bitkisel, duyduğum ve okuduğum her şeyi imkanlarım ölçüsünde yaptım ama bir türlü sonuç alamadım. Gaybubette olduğum için hastaneye gidemiyorum. 3 aydan beri özel muayenehanesi olan bir kadın doğum doktoru aradık, bulamadık. Nihayet dün arkadaşın biri, bir doktor bulmuş ve benim için konuşup randevu almış. Evet çok güzel değil mi? Çok sevindik, nihayet dedik. Ama bu sevinç çok sürmedi. Neden mi? Galiba imtihan, kader. Arkadaş dedi ki ‘Doktor 200 TL muayene ücreti istiyor ve TC kimlik gerekiyor. Evet sorun bizde sadece 25 TL var. Bir de kimlik gerekiyor. Kimliğini kullanacağım kimse var mı? Yok.

Sürecin başında ilk zamanlar ya da şimdiye kadar ciddi rahatsızlıklarımız yoktu ya da vardı ama idare etmiştik. Öyle yeme, içme vs. gibi ihtiyaçlarımızı bulduğumuz kadar idare ediyorduk. Sadece bir arayıp soranımız olsun, bir-iki muhabbet edeceğimiz kardeşlerimiz olsun idi, istediğimiz tek şey. Psikolojimizi bozmamak, ruhsal olarak kuvvetli olmak için hep arkadaş dost aradık. İstişare edeceğimiz, bir-iki dertleşip nefsimizi körelteceğimiz. Yalnız değiliz, tanımasak da kardeşlerimiz var, diyebilmek, ayakta durabilmek için.

HALİMİN ÖZETİ

Benim aslında yazmaya bile utandığım ama sadece tarihe not düşmek için yazmak istediğim durumumun özeti:

3 çocuğumdan 2,5 yıldır ayrıyım. 3 çocuk kendilerini idare etmeye çalışıyor. En yakın akrabalar, kendi harcamalarından artırınca üç beş kuruş gönderecek diye bakan 3 çocuk için, bir dosttan borç para bulup kira ödeyeceğiz, borç ödeyip okul masraflarını karşılayacağız diye insanlardan rica minnet, borç isteyip iki büklüm olup sonra da gurur yapıp saatlerce ağlıyorum.

Babam kolon kanseri oldu. Vefat etti. Ne hastalığında görebildim ne de cenazeye katılabildim. Kaçıp saklandım sadece yalnız başıma. (Ben zorluklarımla yüzleşemeyip kaçarken niye insanlar benim için zora girsin değil mi ama.)

Kayın babam 3 çocukla gecenin bir yarısında evden kovdu bizi. Annem ise güvenliğim için yalvarmamıza rağmen sadece birkaç günlüğüne telefonunu bırakıp yanımda kalmadı ‘evlada ihtiyacım yok benim’ diye bırakıp gitti.

Çocuklarım hastalandı, yanlarında değildim, bir anne olarak.

Evet bir sürü vefasızlık, sıkıntı yaşadık ki artık bize bile her şey çok basit geliyor derken aslında öyle olmadığını vücudumuz bize hatırlattı. Bu süreçte 2 defa çok ağır kalp spazmı geçirdim. Şeker rahatsızlığım nedeniyle iki defa konuşma yetimi kaybettim. Defalarca sinir krizleri geçirdim, yalnızdım ama genede umudum vardı.

Kaldığımız yerlere polis baskını oldu. Yerimizi değiştirmemiz gerekti. Geçici olarak birkaç saatliğine arkadaşlardan rica ettik, kimse bizi evine almak istemedi. Olsun dedik, insanlar da haklı.

Aylarca diş ağrısı çektim, ağrı kesicilerle atlatmaya çalıştım, dişlerim kırıldı. Tırnak makasının törpüsüyle kırılan sivri yerleri törpüledik, yemek yerken pamuk koyduk. Pense ile çekmeye çalıştık ama doktora götürün bizi diye yardım istemedik. Yalnız geçiştirmeye çalıştık, umudumuzu yitirmedik. Belki de hayır derlerse diye cesaret edememiştik.

HAYAT ÖNÜME İKİ YOL BIRAKTI

Kısaca ben artık bittim. Yoruldum. Hayat önüme iki yol bıraktı.

Gidip teslim olmak, hapse girmek.

Ama beni gönderecekleri dosyamın olduğu il Güneydoğu’da çocuklara olan mesafesi 14-15 saat.

Eşimin dosyası Karadeniz’de bir ilde. 7 ilden hakkında şikayet var. Onu Karadeniz’e götürürlermiş. 13 saat mesafede çocuklara.

Şimdi çocuklar kendilerini zor geçindirirken farklı bölgelerde hapis yatan anne ve babasına nasıl bakacaklar?

Onları bu kadar zor durumda bırakmaya hakkımız var mı?

Tabi ki bir de dayanamayıp şeytana uyup etkin pişmanlıktan yararlanma gibi bir tuzak da var. O tuzağa düşme ihtimali de var. Başkalarının hakkına girmek hiç dayanamayacağım bir şey. Bu yüzden bu yol zayıf bir ihtimal. Rabbim bu yoldan korusun.

İkinci yol; hastalığın ilerlemesiyle sürecin bitmesini ve yakalanmayı beklerken bir de ölümü beklemek ya da  gözlerimi kaybetmek ya da delirmek ya da intihar etmek. Ahirette tabi ki hesabı var ama belki Rabbim affeder. Onun vefası sonsuz.

BİR ŞEY YAPAMAMAK

Bir şey yapamamak, bir odada hapis hayatı yaşamak benim canımı çok yakıyor. Artık birçok insani yanımı kaybettim. Sanırım birçok defa ölmek istedim. Belki dinim intiharı yasaklamasaydı böyle zillet altında yaşamaktansa intihar etmeyi çoktan seçerdim. Rabbimin bana verdiği yaşam hakkını, hayatı almak benim hakkım değildi. Bir insan olarak sizlerden gelecek yardıma, sağduyuya güvenerek ayakta durmaya ve sesimi duyurmaya çalışıyorum.

İnanıyorum ki bir gün Allah’ın yardımı gelecek ve gerçek adalete, özgürlüğe hukuka inanan insanlar çıkacak ve zulüm görenlerin sesini duyacak. Buna tüm kalbimle inanıyorum. Çünkü insan olmak, bütün insanlar mutluysa mutlu olmaktır. Eğer mutlu ve özgür olmayan insanları, zulüm altındaki insanları görmezden gelip duyarsız kalırsak zaten sıra bir gün bize de gelecektir.

O yüzden zulüm sırası sizin çocuklarınıza sizlere gelmesin. Gelin sesimizi duyun. Artık zulmedenlere hep beraber dur diyelim. Çocuklarımız anne babasız kalmasın. Bebekler, hamile anneler hapse girmesin. Anneler evlatsız, öğretmenler öğrencisiz kalmasın. İnsanlar özgür olsun. Ekmeksiz yaşanıyor belki ama özgürlük olmadan yaşamak mümkün değil. Lütfen özgürlüğümüze kavuşmamız için bize yardım edin, sesimiz olun.
RF… Gayb
8 Mart 2019

BOLD ÖZEL

20 yıllık AKP iktidarının utancı: Yoksulluk intiharları!

TÜİK verilerine göre ekonomik sebepler yüzünden yaşanan intiharların toplam intiharlar içindeki payı 2018’de yüzde 7.3 iken 2019’da yüzde 9.4’e yükseldi. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisine (İSİG) göre sadece iş yeri içinde veya işe bağlı olarak intihar edenlerin sayısı 2020’nin ilk 8 ayında 54 kişi oldu.

BOLD ÖZEL – FOX TV’de İsmail Küçükkaya’nın konuğu olan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, yoksulluk nedeniyle yaşanan intiharlara dikkat çekti. Babacan “Bu ülkede yoksulluk intiharı diye bir kavram oluştu” ifadesini kullandı. Babacan’nın dikkat çektiği o intihar vakalarına son örnek Ankara’da yaşandı. Bir esnaf Ankara Kalesi surlarından aşağıya atlayarak intihar etti.

2020’NİN İLK 8 AYINDA 54 KİŞİ İNTİHAR ETTİ

Son yıllarda yükselen işsizlik ve enflasyonun yanı sıra Türk Lirası’ndaki değer kaybı yoksulluğun boyutlarını artırdı. TÜİK’in açıklanan son verilerine göre, Türkiye’de  4 milyon 16 bin bin kişi işsiz. Ancak Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi‘ne (DİSK-AR) göre bu rakam  9.8 milyon. Ekonomik açıdan iç açıcı olmayan tablo pandemi süreciyle  ile birlikte intihar olaylarını daha da artırdı.

İNTİHAR VAKALARINDA KORKUTAN ARTIŞ

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2002’den bu yana ülke genelinde toplam 4 bin 801 kişi geçim sıkıntısı yüzünden intihar etti. Aynı sebepten intihar edenlerin son 5 yıldaki sayısı da bin 370 kişiye ulaştı. 2018 Ağustos’ta yaşanan kur artışıyla derinleşen ekonomik kriz, sadece son 2 yılda 566 vatandaşı intihara sürükledi. Ülke genelinde ekonomik sebepler yüzünden yaşanan intiharların toplam intiharlar içindeki payı 2018’de yüzde 7.3 iken 2019’da yüzde 9.4’e yükseldi. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ne göre sadece işyeri içinde ve/veya işe bağlı olarak intihar edenlerin sayısı 2020’nin ilk 8 ayında 54 kişi oldu.

PANDEMİDE 100 MÜZİSYEN İNTİHAR ETTİ İDDİASI

2020 yılına ait veriler henüz açıklanmadı. Ancak artan intihar olayları, pandemi döneminde daha da sık gündeme geldi. Sadece sanat dünyasında yüzlerce kişinin intihara teşebbüs ettiği iddiası 2020 yılında günlerce konuşuldu. CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, koronavirüs kısıtlamalarından sonra 100 müzisyenin intihar ettiğini söyledi. Müzik ve Sahne Sanatçıları Sendikası Onursal Başkanı Mehmet Çırıka bu iddianın gerçeği yansıtmadığını belirtse de sendikanın yönetim kurulu üyesi Hasan Aldemir iddiayı doğruladı. Aldemir, “Müzisyenlik meslek tanımı içinde görülmüyor, ek gelir olarak müzisyenlik yapanlar da var. Bu yüzden de resmi rakamlar elde etmek mümkün değil!” diyerek bu bilgilere sendika olarak ulaştıklarını ifade etti.

AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRI HER AY KATLANIYOR

Türk-İş’in açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasının Aralık 2020 sonuçlarına göre; açlık sınırı yani sadece sağlıklı beslenmesi için dört kişilik bir aileye 2 bin 592 lira para gerekiyor. Yoksulluk sınırı olarak belirlenen gıda harcaması ile birlikte giyim, konut, ulaşım, eğitim ve  sağlık ihtiyaçları harcamalarının toplam tutarı ise 8 bin 436 TL olarak açıklandı.

MUTFAK MASRAFI CEP YAKIYOR

Araştırma sonuçlarına göre dört kişilik bir ailenin aylık mutfak masrafları bir yıl öncesine göre 427 TL arttı. Temel ihtiyaçlar için yapılması gereken toplam harcama da bin 392 TL artış gösterdi. Verilere göre  son bir ayda bir aile bütçesinin sadece mutfak harcamalarına 73 TL ek maliyet yükü geldi. Gıda enflasyonunda son on iki ay itibariyle artış oranı yüzde 19,75 oldu. Yıllık ortalama artış oranı ise yüzde 16,16 olarak hesaplandı.

İŞSİZ YAŞAMAKTANSA ÖLÜMÜ SEÇTİLER

onedio.com son zamanlarda medyada yar alan intiharları derledi. İşte o korkunç manzara:

  1. Denizli’de bir sağlık merkezinde çalışırken işten atılan 26 yaşındaki Osman Karul, işsizlik nedeniyle girdiği bunalımın ardından hayatına son verdi.
  2. Denizli’nin Pamukkale ilçesinde yaşayan 21 yaşındaki U.Z.Ş, geçim sıkıntısı nedeniyle intihar etti. U.Z.Ş’nin bir süredir işsiz olduğu öğrenildi.
  3. Gebze ilçesinde yaşayan ve dış cephe işiyle uğraşan 39 yaşındaki Levent Akar, borçlarını ödeyemediği ve geçinemediği için iş yerinde yaşamına son verdi.
  4. Antalya’da işsiz olduğu için bunalıma girdiği iddia edilen jeofizik mühendisi 38 yaşındaki Ercan Özer, oturduğu apartmanın 9’uncu katındaki evin penceresinden atlayarak yaşamını sonlandırdı.
  5. İş bulamadığı için maddi sıkıntı yaşayan Hasan M. isimli şahıs, Bolu’da bir inşaat halindeki binanın çatısına çıkarak geçtiğimiz nisan ayında intihar etmek istedi.
  6. Uzun süredir işsiz olduğu öğrenilen A.Y isimli kişi, Hatay Valiliği önünde ‘Çocuklarım aç’ diyerek kendini yaktı. İntihara kalkışan vatandaşa yangın tüpleriyle müdahale edildi, fakat A.Y. hastaneye götürülürken hayatını kaybetti.
  7. Konya’da iki çocuk babası olduğu belirtilen tır şoförü Mevlüt Çankaya, Konya Kamyon Garajı’nda intihar etti. Sosyal medyada TIR şoförünün maddi sıkıntılar nedeniyle intihar ettiği öne sürüldü.
  8. Kocaeli Darıca’da bir süredir işsiz olan 3 çocuk babası İlyas Yazgan bunalıma girerek hayatına son verdi.
  9. Şırnak’ın Cizre ilçesinde Nezir Kılıç isimli vatandaş, Cizre Kaymakamlığı binasının penceresine çıkarak intihar etti.
  10. Tekirdağ’da Saffet G. isimli vatandaş evde yalnız olduğu esnada ailesine not yazarak yaşama veda etti. Saffet G’nin ailesine “Ben hakkımı size helal ediyorum. Siz de bana hakkınızı helal edin. Biliyorum, sizi çok üzdüm. İşsizlikten bunaldım” şeklinde not bıraktığı öğrenildi.
  11. Çorlu’da günlük yevmiye ile çalışan ve salgın dönemi işsiz kalarak borçlarını ödeyemeyen Muhammed Bedir intihar etti.
  12. Bir de intihar girişimleri vardı… Ankara, Kızılay Meydanı’nda bir vatandaş “Cumhurbaşkanına sesleniyorum, işsizim sokakta yaşıyorum, adalet bu mu?” diyerek intihar etmek istedi.
  13. Trabzon’da işsiz olduğu belirtilen bir vatandaş, belediye binası önünde kendini yakmaya çalıştı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

4. evre kanser hastası Leyla Kurt: Simasını unutmamak için eşimin fotoğrafını karşıma astım

Eşi 4 yıldır tutuklu, kendisi 4 yıldır kanser tedavisi görüyor. Doktorların artık kemoterapi tedavisine son verdiği Leyla Kurt ve ailesinin hikayesi…

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Dört yıldır cezaevinde bulunan  Yusuf Kurt’un eşi, babası ve baldızı kanser. Matematik öğretmeni olan Kurt, bu zor günlerinde sevdiklerinin yanında olamıyor. 5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanunu’na göre birinci derece yakınlarında ölümcül hastalığı bulunan mahpusların cezası ertelenebilir. Ancak bu kanun Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklananlara bugüne kadar uygulanmadı.

Bir yıldır eşini ziyarete gidemeyen Leyla Kurt 4. evre meme kanseri. Doktorlar “Artık yapabileceğimiz bir şey kalmadı” diyerek kemoterapi tedavisini sonlandırdı. Leyla Kurt, odasından çıkmadan yaşıyor. İhtiyaçlarını oğlu Muhammed ve kızları görüyor.

Yusuf Kurt’un babası da prostat kanseri. Tümör bütün vücuduna yayılmış durumda. Baldızı da aynı şekilde 4. evrede. Hasta haliyle adliye koridorlarında koşuşturan, cezaevi ziyaretlerinde bayılan Leyla Kurt, yaşadığı travmaların kendisini bu hale getirdiğini söylüyor. Bir haftada eşinin saçlarının beyazladığına şahit olduğunu belirten 50 yaşındaki Leyla Kurt hem kendisinin hem ailesinin yaşadıklarını Bold Medya’ya anlattı.

Kanser teşhisi ne zaman konuldu?

Eşim tutuklandıktan 4-5 ay sonra. Zaten bir takip vardı bende. Malum bu süreçte yaşadığımız sıkıntılar, aile çevresinin gösterdiği tepkiler birleşince onların üzüntüsüyle de biraz ortaya çıktı. Doktorum da “Çok ciddi üzülmüşsünüz, sıkıntınız mı var” demişti. Dört yıldır tedavi görüyorum.

Şu an hastalığınız hangi aşamada?

4. aşamada. Göğsümün biri alındı. Diğer göğüste de ciddi yaralar nüksetti. Şu an tıbbın tıkandığı yerdeyiz. Yaralar her geçen gün sarıyor. Sırtıma, boynuma kadar geldi. Günde 3-4 kez yeşil reçeteli ilaç alıyorum. Kemoterapiyi artık kestiler. Ege Üniversitesi “Bütün tedavileri denedik, artık yapabileceğimiz bir şey kalmadı” dedi. İstanbul’da bir profesöre gittik. Parça alıp gen haritasının çıkarılması için Boston’a gönderdiler. Tedavisi var mı yok mu, nasıl bir tedavi yapılacak  bütün bunlara tahlil sonucunda karar verilecek. O tahlil parası çok ciddi bir paraydı. 27 bin 600 TL tutuyordu. Gefoundme.com’da bir kampanya başlattık.

Leyla Kurt: “Yaraların olduğu bölgelere günde 3-4 defa pansuman yapmak zorundayım. Onları görünce psikolojim çöküyor. Kanamalar oluyor. Boğazıma, omuz başlarına kadar çoğalmaya başladı. Sırtımda var bir tane. Sürekli üşüyorum. donuyorum. Dört mevsimi bir anda yaşıyorum.”

Eşiniz ne zaman tutuklandı?

16 Ağustos 2016’da. Matematik öğretmeni. Kapatılan dershanelerde görev yaptı. Madagaskar’daki Türk kolejinde de çalıştı. 3 yıl kaldık orada. En son İzmir’deki etüt merkezlerinde öğretmendi. Türkiye çapında 2 birinci çıkarmış bir rehber hocadır. 2000’li yılların başındaydı sanırım. Üniversite sınavına hazırladığı iki öğrenci birinci olmuştu. Rehberliği çok iyidir. Şimdi içeride hukuk okuyor. Öğretmenlik diploması iptal oldu. Bu süreçte birçok insanın diploması iptal edildi maalesef. Lise mezunu konumunda şu anda. O yüzden içeride Adalet Yüksekokulu’na kayıt yaptırdı. Karıncaya basmaz adamlara iftira atılıyor maalesef.

Nasıl iftiralar atıldı?

Gözaltına alındığı gün biz evde yoktuk, annemlere gitmiştik, polis evimize baskın yapmış. Eşim de o gün İzmir Bozyaka’daki dayısının kızını ziyarete gitmişti. Hacca gidecekti dayı kızı. Eşimi orada gören, tanıyan çevredeki komşulardan biri “Burada sohbet yapıyor” diye ihbar ediyor. Eşim gözaltına alındığını duyunca dondum kaldım, tepki de veremedim. Malum hastalık sürecim ondan sonra hızlandı. 8 gün gözaltında kaldı eşim. Nezarethaneden gömleği geldi. Sırtı ortadan ikiye yırtılmıştı. “Yerden yattım ondan oldu diyor. Başka bir şey demiyor.” Ama başına ne geldi kimbilir?

Niye tutuklandı peki, hakkındaki iddialar neydi?

Örgüt üyesi olmakla yargılandı. Hatta bir tanık, “Madagaskar’ın sorumlusu” demiş. Alakası yok halbuki. Tanığın adı mahkemede zikredilince eşim çok şaşırmıştı. “Bu adam bize Arapça öğretiyordu.” dedi. Meğer Menemen Cezaevinde kalırken koğuş arkadaşıymış. Eşim herhalde koğuşta “Biz Madagaskar’a da gittik” diye söyleyince mi artık böyle bir iftiraya başvurdu. Zaten tanık mahkemeye de gelmedi.

Hangi mahkemede yargılandı?

İzmir 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde. Çocuklarımızın kolejde okumasından tutun da eşimin yurt dışı gezilerine kadar her şeyi sordular. İkinci ve son mahkemede hakimin bir sözüne çok şaşırmıştım. “Sen sohbet yapıyormuşsun.” dedi. Eşim elinde savunmasıyla “Hakim bey ben hala sohbet yapıyorum. İnsanlara Allah’ı, Peygamberi anlatmak suç mudur?” deyince sustu hakim bey. Verecek cevapları yok aslında ama işte o şekilde karar verildi. İlk hüküm verilirken, avukatımız bile yoktu. Gelmedi kadın “fetö” diye… Baro avukatıydı. Avukat olmadığı halde 5-6 dakika içerisinde hemen hüküm verildi. İstinaf Mahkemesi o kararı bozdu. Eşim ikinci mahkemeye çıktı. Bu kez sol görüşlü başka bir avukat geldi. “Yapılabilecek hiçbir şey yok” dedi ama elinden gelen bütün başvuruları yaptı, AYM’ye ve Yargıtay’a kadar. İzmir Aliağa Şakran Cezaevinde tutuklu. Buca, Menemen ve Şakran. Üç cezaevi gezdi. Şimdi Şakran’da ikinci koğuşunda.

Bu yaşadığınız sıkıntılar sağlığınızı nasıl etkiledi?

Hayatımda adliyeye gitmiş insan değildim. Sadece pasaport için gitmişliğim var. İzmir Adliyesi çok büyüktür. O hasta halimle adliye koridorlarında sürüne sürüne, oraya koş, buraya koş, ifade ver. Bir de akraba çevresinden gelen tepkiler bizi çok yıktı. Oysa ki darbeyle bizim ne alakamız vardı? Eşim cezaevinde olduğu için benim dışarıda ne yaşadığımı algılayamadı. Boşanma aşamasına bile geldik. Hamdolsun şimdi iyiyiz, bir sorun kalmadı. Biliyorsunuz bu süreçte çok fazla kişi eşinden ayrıldı. Çevresinden baskı görüp ayrılanlar oldu. Bir gün cezaevinde fenalaştım.

Evet onu soracaktım, kanser hastası biri olarak cezaevine ziyarete gitmek zor olmadı mı?

En son ziyarete gittiğimde işte baygınlık geçirdim, artık anlayın oradaki durumu. Nefes alamıyorsunuz, ortam çok kalabalık, yazın hava çok sıcak. Pencere, klima hiçbir şey yok. Bayılınca memurlar kendi oturdukları klimalı odaya aldılar beni. Orada biraz kendime geldim. Şekerim düştü. Hemen kan tahlili yapıldı. Film çekildi. Doktor “Kan değerleriniz düşük. Doktorunuza gidin.” dedi. Tahlilleri götürdüm doktoruma ama “Cezaevinden gelen tahlilleri kabul etmiyoruz” dediler. Yeniden yapıldı. Kemoterapi damarları inceltiyor. Bebek iğneleriyle kan alıyorlar. Ben eşimin tutuklu olduğunu söylememiştim. Doktor orada fark etti. “Senin kimin var cezaevinde” diye sorunca açıklamak zorunda kaldım. O zaman “Bazı tedavilere neden cevap vermediğinizi şimdi daha iyi anlıyorum.” dedi doktor hanım. “Agresif hücre yapısına sahip sizin kanser hücre yapınız” dedi. Tabi deniyorlar, olmuyor. Kaç doktor gezdik.

Yusuf Kurt, eşi Leyla Kurt, oğlu Muhammed Nigahi, kızları Vesile ve Beyzanur ile Şakran Cezaevinde bir görüş gününde. 2018.

Psikolojik destek aldınız mı? 

Bir kere gittim psikoloğa. Çünkü kemoterapi süreci ağır geçiyordu. Alternatif tedaviler de alıyorum. Birçok sebebe başvurmaya çalışıyorum çünkü psikolojim ciddi manada bozuldu. Her ne kadar insanın imanı da olsa beşeriz, zaman zaman düşüyor insan. Sebeplerin tamamıyla kapandığı bir dönemdeyiz. Eşimin simasını unutmamak için fotoğrafını karşıya astım (ağlıyor)… Saçları tabi çok beyazladı haliyle. Bir haftada saçının bir kısmının beyazladığına gözümle şahit oldum. Bu travmalar size yetiyor tabi.

Nasıl şahit oldunuz?

Bir gün cezaevinden aradılar. Şakran’daydı o zaman. Koğuşu değişmiş. “Görüş günleri değişti, eşinizin yarın, gelin” diye. Oğlumla gittik tabi, hasta halimle. Oğlumla konuştu. Sonra ona “Sen bir dışarı çık” dedi eşim. Şaşırdım bende. Oğlum her zaman yanımda oluyor. Kapalı görüşte camekan arkasında görüşüyoruz. Eşim ilk defa orada sesli ağladı. Ne oldu dedim. “Koğuşa aniden baskın yaptılar. Üçer üçer bağladılar ellerimizi. Eşyalarımıza el koydular.” dedi. Eşimin evde de sürekli giydiği şalvarı vardı. “Vay sen PKK şalvarı mı giyiyorsun” diye… Zeytin çekirdeklerinden yaptıkları tespihlere kadar el koymuşlar ve “Bizi nereye götürdüklerini söylemediler. Biz ölüme gidiyoruz artık dedik. Üçer üçer çıkardılar bizi” dedi. Eşim hep bize moral verirdi, ilk defa ağladığına ve psikolojisinin çöktüğüne şahit oldum. Menemen Cezaevindeyken de helallik istemişti. O dönemde “cezaevlerinde infaz” gibi haberler çıkmıştı. Bir hafta sonra ziyarete gittiğimde saçlarının yan tarafları bembeyaz.

Siz gözaltına alındınız mı ya da tutuklandınız mı?

İlk kemoterapi aldığım gün eve gelmiştim. Çok ağır geçmişti o gün. Ölümden beterdi. İkindi civarıydı eve vardığımda. Telefonum çaldı. Emniyetten aradıklarını söylediler. “İfadenizi alacağız” dediler. Kanser hastası olduğumu, yeni kemoterapi aldığımı ve mümkünse evde ifademi almalarını rica ettim. Öyle deyince savcı beye soralım dediler, kapattılar. Bir daha kimse aramadı. Kimse de gelmedi.

Hastalık raporlarınızla birlikte eşinizin ceza ertelemesi için başvuruda bulundunuz mu?

Avukatımız “Geri dönüşü olmaz bu başvurunun” dedi ama yine de başvurumuzu yaptık. Bir cevap gelmedi. Bir yılı aşkındır da eşimi göremiyorum. Malum hastayım, koronavirüs salgını başladı. Görüşler başladığında gidemedim. Ondan önce de ağır kemoterapiler verdikleri için evden çıkamadım. Eşimin babası da kanser. Eşim bir hafta onu arıyor, bir hafta beni arıyor.

Kayınpederiniz ne kanseri? 

Prostat kanseri. Kalbi var. Artık onun biraz yayıldı bedenine kanser, sadece prostat ile kalmadı. 80 yaşlarına yakın. Kız kardeşim de meme kanseri. O da 44 yaşında. Kemiklerine kadar sardı tümör. Annem bir bana bir ona koşuyor.

Eşinizle en son ne zaman görüştünüz?

Bugün (13 Ocak 2021) aradı. “Hiç korkma iyileşeceksin, biz dana çok dua ediyoruz içeride.” diye teselli verdi. Şu an çocuklarıma da bana da sebepler planında bu ülke hiçbir gelecek vaad etmiyor. Bir planları yok çocuklarımın. Boşlukta gibiler.

Çocuklarınız nasıl etkilendi bu süreçten?

Oğlumun üniversite hayatı tamamen bitti. Gediz Üniversitesi Türk Dili Edebiyat Bölümü’nde burslu okuyordu. Orası kapatılınca Ege Üniversitesi’ne yönlendirdiler. Orası da 30 bin TL para istedi. Ödeyemeyince gidemedi. Büyük kızım Atatürk Üniversitesi Matematik Öğretmenliği Bölümü’nden mezun. Şu an online satışla ilgileniyor. Küçük kızım üniversiteye hazırlanıyor. Onun psikolojisi bozuldu. İlaç alıyor sürekli. Baba öyle, anne böyle olunca psikolojileri kalmadı. Ben ayakta durmaya, dik durmaya çalışıyorum ama bir noktadan sonra ağrılar başlayınca dayanamıyorsunuz. Çocukların psikolojileri etkileniyor. Allah var gam yok diyoruz. Şikayetçi değilim, hastalığımın tadını çıkartıyorum hamd olsun.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Şu an tek bildiğim; tecrübenin gerçekten pahalı bir mülk olduğunu ve hayatın rızayı ilahiyeden başka hiçbir şeye endekslenmesini öğrendim. Herkesi memnun etmeye kalktığınız zaman Allah’ın size emanet ettiği bedenden oluyorsunuz. Kendi hakkınıza giriyorsunuz. Gereğinden fazla iyilik insana bıçak olarak geri dönüyor.

Tutsak KHK’lı Nazan Bozkurt: Nazım şiiri okumuşum ne büyük suç!

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Türkiye’deki Whatsapp paniğinin arka planı: Bylock tutuklamaları

Kullanım şartları ve gizlilik politikasını değiştirme kararı alan Whatsapp, kullanıcılarını kaybetmeye devam ediyor. İddiaya göre, oluşan korkunun sebebi mesaj içeriklerinin devlete verileceğine ilişkin söylentiler. Türkiye, geçmiş dönemde Bylock isimli mesajlaşma programının MİT’in eline geçmesi sebebiyle on binlerce kişinin tutuklanmasına sahne olmuştu.

BOLD – Dünyanın en büyük, Türkiye’nin ise en çok kullanılan dijital mesajlaşma uygulaması WhatsApp, 4 Ocak Pazartesi günü kullanım şartları ve gizlilik politikasını 8 Şubat günü değiştireceğini duyurdu. Son düzenleme, bir önceki kullanım şartlarında geçen “Facebook reklam ve ürünleriyle ilgili deneyiminizin iyileştirilmesi amacıyla WhatsApp hesap bilgilerinizin Facebook’la paylaşılmamasını seçebilirsiniz” ibaresini kaldırarak, bu veri paylaşımının zorunlu olduğunu ima ediyor. Aslında bu düzenleme, 2016’da fiilen gerçekleşmiş bir veri paylaşım politikasının yasal düzenlemeler doğrultusunda kullanım şartnamesine geçirilmesinden ibaret.

turkishminute.com’un haberine göre konu Türkiye’de Whatsapp’ın mesaj içeriklerini artık görebileceği ve bunları devlete verebileceği şeklinde yayıldı. Söylentiler o kadar arttı ki konu Twitter Türkiye gündeminde TT oldu. Bir anda onbinlerce kişi Whatsapp’ı kaldırmaya, ya da tüm mesajlaşma geçmişini silmeye başladı.

Korkunun nedeni yakın dönemde Bylock isimli mesajlaşma programı nedeniyle son dört yıldır yaşanan kitlesel tutuklamalar. Bylock uygulaması Eylül 2014’e kadar Appstore’da, Nisan 2016’ya kadar ise Google Play’den indirilebiliyordu. Uygulama bu tarihlerden sonra iki dijital marketten de kaldırıldı. Ancak MİT, Bylock’un Litvanya’da bulunan serverını bir iddiaya göre server şirketine yüksek miktarda para vererek, bir iddiaya göre ise hackleyerek kopyaladı. Ardından Türkiye’deki Bylock kullanıcıları hakkında soruşturma başlatıldı. Bylock kullanmak yargı kararıyla terör örgütü üyesi olma suçuna delil  olarak kabul edildi. İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre; 2019 sonu itibariyle 82 bin 894 kişi hakkında Bylock kullandığı için soruşturma açıldı. 14 bin 791 kişi hakkında inceleme devam ediyor. Bu kişilerden onbinlercesi tutuklandı. Hükümet Bylock isimli mesajlaşma programını Gülen Hareketi üyelerinin kullandığını iddia ediyor.

Tutuklananların büyük kısmının Bylock mesajlaşma içeriğine ulaşılamadı. Ancak programı indirmek bile suç olarak kabul edildi. Whatsapp’la ilgili söylentilerin Türkiye’de panik dalgasına dönüşmesinin sebebi Bylock nedeniyle yaşanan tutuklamalar.

HÜKUMET ‘BİP’İ ÖNERİYOR

Whatsapp kullanmayı bırakanların çoğunlukla tercih ettiği programlar Telegaram ve Signal isimli uygulamalar. Ancak çoğunluk hissesini devlete ait olan GSM şirketi Turkcell’e ait Bip isimli bir uygulama da son dönemde popüler. Erdoğan’a yakın isimler ve Erdoğan medyası Bip uygulamasını öneriyor. Uygulama Erdoğan’ın son yıllarda en çok kullandığı “yerli ve milli” sloganıyla sunuluyor.

Ancak Bip, Whatsapp ve Signal’de olduğu gibi uçtan uca şifreleme özelliğine sahip değil. Bu sebeple Bip kullanıcılarının yazışma ve sesli görüşmelerini araya girip görmek mümkün.

Whatsapp’ın son güncellemesiyle Facebook için istediği reklam izinlerinin çok daha fazlası ise Bip’i indirenler tarafından veriliyor.

Şaşırtıcı biçimde Bip’e tepki gösterenlerden biri de Erdoğan’ın güçlü savunucularından Yenişafak Gazetesi yazarı İsmail Kılıçaslan oldu. Kılıçarslan, Bip uygulamasını ‘polis devleti vaat ediyor’ şeklinde yorumladı:

“Bir operatör reklam platformu olarak tasarlanan BİP, hem kişisel verilerimiz hem de mahremiyet alanımızla ilgili bize koca bir polis devleti vadediyor, bir gram fazlası değil. BİP’te her kişisel verimiz reklam optimizasyonu için, her yazışmamız da emniyet güçleri için paylaşılabilir durumda. BİP’i kurarken onayladığımız sözleşmede bu hususların tamamı yazılı.”

ERDOĞAN’IN DAMADI DA SİLDİ

Erdoğan hükümetine yakın isimlerin Whatsapp’ın silinip yerine Bip uygulamasının yüklenmesi konusundaki ısrarını endişeyle karşılayanlar da var. Hükümetin kişisel verileri daha kolay takip edebilmek için Bip konusunda ısrarcı olduğunu savunanlar da var, herhangi bir toplumsal olayda ya da kriz durumunda hükümetin alternatif haberleşme ağlarını kontrol edebilmek için bu propagandayı yaptığını savunanlar da.

Twitter’da ‘WhatsAppSiliyoruz” etiketiyle başlatılan kampanya özellikle Erdoğan’a yakın isimler tarafından desteklendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savunma sanayinde büyük bir şirketi bulunan damadı Selçuk Bayraktar da bunlardan biri.

Silahlı dronlar üreten Bayraktar, Whatsapp’tan ayrıldığını Twitter üzerinden yaptığı paylaşımla açıkladı. Selçuk Bayraktar, alternatif olarak sunduğu uygulamaların bir numarasına Bip’i koydu:

”Whatsapp’dan uygulamaya koyduğu yeni veri politikası nedeniyle ayrılıyorum. Kullandığım mesajlaşma programları: BIP. Açık kaynak kodlu olduğu için: Telegram Signal.”

#WhatsAppSiliyoruz etiketi adıyla başlayan WhatsApp boykotu, kısa süre içinde yüzbinlerce kişiye ulaşmayı başardı.

FACEBOOK TÜRKİYE, KONUYLA İLGİLİ AÇIKLAMA YAPTI

WhatsApp’ın sahibi Facebook, Türkiye’de tartışmalara neden olan gizlilik ayarlarındaki değişiklikle ilgili açıklama yaptı. Şirket, planlanan değişikliğin Whatsapp’ın Facebook’la veri paylaşımını değiştirmediğini duyurdu.

Planlanan değişikliğin WhatsApp’ın Facebook ile veri paylaşımını değiştirmediği vurgulanan açıklamada, bunun kullanıcıların kurduğu iletişimi etkilemediğine de dikkat çekildi. Açıklamada, planlanan güncelleme ile ilgili olarak “Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar insanların arkadaşlarıyla veya aileleriyle özel olarak nasıl iletişim kurduğunu etkilemiyor. Gelecek ay boyunca kullanıcılarımızın gözden geçirmelerine süre tanımak adına yeni politikamızı şimdiden WhatsApp aracılığıyla paylaşıyoruz” denildi.

 

Okumaya devam et

Popular