Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Alman Meclis raporu ve Dışişleri Bakanı Maas: Türkiye, uluslararası hukuku ihlal etti

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı ile uluslararası hukuku ihlal ettiğini söyledi. Alman meclisi uzmanlarının hazırladığı bilirkişi raporunda da harekatın devletlerarası hukuka aykırı olduğu kaydedildi.

BOLD – Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine düzenlediği harekâtın devletler hukukuna uygun olmadığını savundu.

MAAS, HAREKATI “İŞGAL” OLARAK TANIMLADI

Alman televizyon kanalı ZDF’te yayınlanan bir programda açıklamalarda bulunan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, “Kürt birliklerine ya da Kürt milislerine saldırının devletler hukuku açısından meşru ya da meşruiyete uygun olduğuna inanmıyorum” değerlendirmesini yaptı.

Maas sözlerini, “Bu tür bir işgalin devletler hukukunda bir dayanağı yoksa, söz konusu işgal o zaman devletler hukukuyla da uyumlu değildir” şeklinde sürdürdü.

Askeri operasyonun sona erdirilmesini talep eden Maas, Türkiye ve ABD arasında sağlanan uzlaşmaya işaret ederek “ateşkesin sadece beş gün süreyle değil, daha uzun sürmesi ve işgalin sona ermesi için ellerinden geleni yapacaklarını” ifade etti.

ALMAN MECLİSİ UZMANLARI: DEVLETLERARASI HUKUKA AYKIRI

Almanya’da Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde başlattığı Barış Pınarı Harekatı’nın devletlerarası hukuka aykırı olduğu kaydedildi.

Raporda harekatın meşru müdafaa hakkı kapsamında değerlendirilemeyeceği ifade edildi.

Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi’nin bilirkişi raporunda, Barış Pınarı Harekatı ile Türkiye’nin 2018 yılında Afrin’e düzenlediği Zeytin Dalı Harekatı arasında da paralellikler olduğunu belirtti.

Raporda Kürt YPG güçlerinin Türkiye’yi tehdit ettiğine dair o zaman olduğu gibi bugün de yeterli kanıt olmadığı kaydedildi.

NATO KAPSAMI DIŞINDA

Bilirkişi raporunda NATO Antlaşması’nın bir müttefiğe yöneltilen bir saldırının tüm üyelere yönelik bir saldırı olarak değerlendirileceğini öngören 5. Maddesi’ne de değinildi.

Türkiye’nin 5. Madde’ye dayanarak Almanya dahil diğer NATO ülkelerini Suriye’deki ihtilafa taraf kılmasının devletlerarası hukuk bakımından akim kalacağı kaydedildi. Bu tarz bir senaryonun muhtemel olmadığı belirtilen raporda Türkiye’nin 5. Madde’ye atıf yapmasının “hakkın kötüye kullanılması” anlamına geleceği belirtildi.

Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi’nin hazırladığı raporlar, milletvekillerini uzmanlık gerektiren belli konularda bilgilendirmeyi amaçlıyor. Dairenin bünyesinde farklı alanlarda uzmanlardan oluşan bir ekip çalışıyor. Raporlar, Alman meclisinin görüşünü yansıtmıyor.

İngiliz Times: Türkiye’nin harekatta beyaz fosfor kullandığı iddiası soruşturulmalı

Dünya

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelere karşı iklim davası AİHM’de kabul edildi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), yaşları 8 ile 21 arasında değişen altı Portekizli çocuk ve gencin, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 33 ülkeye karşı iklim krizine neden oldukları gerekçesiyle geçen eylül ayında açtığı davayı görüşmeyi kabul etti. Dava AİHM’de öncelikli olarak görüşülecek.

BOLD – Strasbourg’daki mahkeme, konunun önemi ve yanıtlanması gereken soruların aciliyeti nedeniyle davaya öncelik tanındığını ve şikayet edilen ülkelerin, önümüzdeki şubat ayına dek savunmalarını mahkemeye sunmaları gerektiğini bildirdi.

Portekiz’in başkenti Lizbon ile Leitia kentlerinde yaşayan gençler, söz konusu davayı açma sebebi olarak, 2017 yılında ülkede 110 kişinin ölümüne neden olan orman yangınlarını gösteriyor.

Bilim insanlarının, yaşanan bu felakete iklim değişikliğinin neden olduğu tezini onayladığını ifade eden davacılar, söz konusu şikayetlerini Global Legal Action Network (GLAN) isimli sivil toplum kuruluşunun yardımı ile kaleme almıştı.

Dava metninde gençler, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin yanı sıra Türkiye, Norveç, Rusya, İngiltere, İsviçre ve Ukrayna’yı, iklim krizini büyütmek ve kendi nesillerinin geleceğini tehlikeye atmakla suçluyor.

GLAN tarafından “örneği olmayan dava” olarak nitelendirilen davanın amacı, AİHM tarafından davalı 33 ülkenin ulusal iklim hedefleri için daha ciddi adımlar atmaya ve hem ülkelerin hem de bu ülkelerdeki uluslararası şirketlerin emisyonlarını azaltmaya zorlanması olarak ifade ediliyor.

Salgın tahliyesi: Elektronik kelepçe ile eve gönderiliyorlar

Okumaya devam et

Dünya

Moderna’nın aşısı ağır Kovid-19 vakalarında yüzde 100 etkili

ABD merkezli bioteknoloji şirketi Moderna, Kovid-19’a karşı geliştirdikleri aşıyla ilgili 3. faz klinik deneylerin Kovid-19 hastalarında yüzde 94.1, ağır vakalarda ise yüzde 100 etkili sonuç verdiğini duyurdu.

BOLD – Moderna şirketinden yapılan açıklamada, koronavirüs aşısının acil kullanımına izin verilmesi için ABD Gıda ve İlaç Dairesine (FDA) başvuruda bulunulduğu da belirtildi.

Amerikan ilaç şirketi Pfizer, koronavirüs aşısının acil kullanımına izin verilmesi için geçtiğimiz hafta ABD Gıda ve İlaç Dairesine (FDA) başvuruda bulunmuştu.

Moderna geçtiğimiz haftalarda klinik deneylerden elde edilen geçici sonuçlara göre aşının Kovid-19’u engellemede yüzde 94,5 başarılı olduğunu duyurarak, salgına karşı çözüm bulduğunu açıklayan ikinci şirket olmuştu.

Amerikan ilaç firması Moderna, aşının yüzde 94.1 oranında başarılı olduğunu, bazı ağır vakalarda yüzde 100 oranında başarı sağlandığını ve ciddi güvenlik endişelerine yol açmadığını kaydetti.

Moderna, bu sonuçlar uyarınca ABD ve Avrupa’da acil durum kullanımı için bugün başvuruda bulunacağını da duyurdu.

AŞIYA İLİŞKİN NİHAİ SONUÇLAR

Pfizer/BioNTech aşısı gibi mRNA teknolojisine dayalı olarak geliştirilen aşının Faz-3 klinik deneylerinden elde edilen nihai sonuçlar şöyle:

  • Moderna aşısının başarı oranı yüzde 94.1 olarak verildi; deneylerde aşıyı olan kimse ağır hastalık geçirmedi.
  • Faz-3 testlerine ABD’de 30 bin kişi katıldı; bu kişilerden sadece 196’sı Kovid-19’a yakalandı. Aşının ve plasebonun verildiği deneyin katılımcılarından 30’u ağır hastalandı ve biri öldü fakat bu kişilerin hiçbirine aşı verilmemişti; hepsi plasebo doz almıştı.
  • Sonuçlara göre aşı, ağır vakaların önlenmesinde yüzde 100 oranında başarı sağladı. Buna göre, deney sürecinde Kovid-19’u ağır geçiren 30 kişinin tamamı plasebo doz almıştı; yani, aşıyı olan hiç kimse hastalığı ağır geçirmedi.
  • Aşı, Kovid-19’un risk grubunda yer alan kişiler üzerinde de başarı sağladı. Buna göre, deneylere 65 yaşın üzerinde 7 bin kişi katıldı. Diyabet, obezite ve kalp rahatsızlığı gibi kronik hastalıkları bulunan 5 bin kişi de deneylerde yer aldı.
  • Çalışmaya, ABD nüfusuyla aynı oranda (yüzde 37) siyah, Asyalı ve başka azınlık gruplarından denekler de katıldı.
  • Moderna’nın açıklamasına göre, aşı ağır bir yan etkiye yol açmadı. En yaygın yan etkilerin, kol kaslarında ağrı, baş ağrısı ve yorgunluk olduğu belirtildi.

Moderna aşısının Faz-3 deneylerinin tam sonuçları, hakem heyetinden geçtikten sonra bilimsel bir yayın organında da yayınlanacak.

“SONUÇLARI GÖRÜNCE AĞLADIM”

Firmanın medikal direktörü Dr. Tal Zaks, “Son derece etkili bir aşımız olduğuna inanıyoruz. Artık bunu kanıtlayacak verilerimiz de var” ifadelerini kullandı.

Zaks, nihai sonuçları hafta sonunda ilk gördüğünde duygulandığını belirterek, “Kendimi ilk kez tutmayıp ağladım. Bu başarı oranında, etrafımızda kükreyen pandemi için ne anlama geldiğini hesapladığınızda, çok duygusal bir durum” dedi.

Salgın tahliyesi: Elektronik kelepçe ile eve gönderiliyorlar

Okumaya devam et

Dünya

Alman polisi ırkçı kundaklama olayına ilişkin ‘itiraf mektubunu’ gizledi

Almanya’nın Bavyera eyaletindeki Kempten kentinde, 17 Kasım 1990 günü beş Türk ailenin yaşadığı evde çıkan yangına ilişkin korkunç bir gerçek ortaya çıktı. Alman polisinin olaya ilişkin ırkçı “itiraf mektubunu” gizlediği ve olayı Türklerin üzerine attığı ortaya çıktı.

BOLD – Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesinden birkaç hafta sonra, 5 yaşındaki bir çocuğun ölümüne ve iki kardeşinin ağır yaralanmasına yol açan yangının, ırkçılar tarafından yapılmış kundaklama olduğu ve saldırının üstlenildiği mektubun polis tarafından sümen altı edildiği belirlendi.

Alman kamuoyunda büyük infial yaratan olayla ilgili, savcılığın devreye girdiği ve soruşturma dosyasının yeniden açılacağı belirtildi.

YANGININ SORUMLULUĞU TÜRKLERİN ÜZERİNE YÜKLENDİ

Polis, Zafer Tupdibi adlı çocuğun öldüğü yangının ardından başlatılan soruşturma kapsamında yangının, binada oturan Türklerin kendi arasındaki bir kavgadan kaynaklandığını açıklamış ve ırkçı çevrelerle bağlantısı olmadığını öne sürerek, olaydan 1,5 yıl sonra soruşturmayı kapatmıştı.

Şimdi yıllar sonra gelen bir ihbar üzerine Die Zeit ve Tagesspiegel gazetelerinin savcılıktan olayla ilgili bilgi istemesi üzerine acı gerçek ortaya çıktı ve 30 yıl sonra da olsa bu saldırının aydınlanması umudu doğdu. Buna göre, gelen talep üzerine dosyaları açan Münih Başsavcılığı olayın bir kundaklama olduğunu kanıtlayan ve ırkçıların olayı üstlendiği, polis tarafından işleme konulmasının engellendiği anlaşılan itiraf mektubunu buldu.

ART ARDA YAŞANAN SALDIRILAR GÖRMEZDEN GELİNDİ

Kempten’deki bu saldırıdan önce de Neonaziler bölgede başka saldırılar gerçekleştirmişlerdi.

Kaufbeuren’de, 6 Ekim 1990’da bir işçi yurdunun kundaklandığı, hemen ardından 12 Ekim 1990’da da bir mülteci yurdunun ateşe verildiği, burada 7 mültecinin yaralandığı, aynı gün İmmendorf’ta kundaklanan bir mülteci yurdunda da iki mültecinin yaralandığı biliniyor.

Irkçı örgütleri takip eden uzmanlar, Kempten ve diğer kentlerdeki saldırıların arkasında, 1992’de yasaklanan “Nationalistische Front” (Milliyetçi Cephe) adlı örgütün olduğunu tahmin ediyor.

SÜMENALTI OLAYI NSU CİNAYETLERİNİ HATIRLATTI

Kempten ve diğer olayların faalleriyle ilgili bilgilerin, Neonazi terör örgütü NSU cinayetlerinde olduğu gibi sümen altı edilmiş olması ihtimali ön plana çıkıyor. Almanya’nın çeşitli kentlerinde 2000-2007 yıllarında 8’i Türk 10 kişiyi öldüren, bombalı saldırılar düzenleyen ve banka soyan NSU, Kasım 2011’de bir tesadüf sonucu Thüringen eyaletinde gün yüzüne çıkmıştı.

NSU cinayetlerinde de, polisin saldırılar arasında bağlantı kurmaması ve soruşturmalarda uyuşturucu, organize suç gibi tahminlerin peşine düşmesi ve Türk – Kürt çeteleri arasındaki hesaplaşma olarak tanımlaması tartışmalara yol açmıştı.

NSU’nun ortaya çıkması sonrasında yapılan soruşturmalarda da, Alman iç istihbaratı Anayasayı Koruma Teşkilatı muhbirlerinin NSU üyelerine finansal imkanlar sağladığı, hatta cinayet işlenen olay yerlerinde bulunduğu belirlenmişti. Kempten’deki olay da, ırkçılarla ilgili şimdiye dek bilinmeyen, gizli bilgilerin ortaya çıkacağını gösteriyor.

Salgın tahliyesi: Elektronik kelepçe ile eve gönderiliyorlar

Okumaya devam et

Popular