Bizimle iletişime geçiniz

Medya

Mehmet Altan: Ölçü hukuk değil, siyasi yamyamlık

Gazeteci-yazar Mehmet Altan, abisi Ahmet Altan’ın 4 yıldır içeride tutulmasının hukuki dayanağı bulunmadığını, bunun adının siyasi yamyamlıktan başka bir şey olmadığını yazdı.

BOLD – Bugünlerde tüm tutuklu yakınlarını tedirgin eden koronavirüsü karşısında cezaevlerinin tehdit altında olduğunu belirten Mehmet Altan, “Azrail’le akit yapmış olan bir katil virüs kol geziyor. Kapasitesini çok fazla aşmış hapishaneler ve ileri yaşta olanlar büyük bir tehdit altında. Hapishanedeki yaşlı insanlar ise iki kere yaşam tehdidi ile karşı karşıya.” dedi.

70 YAŞINDAKİ AHMET ALTAN’I AZRAİL’E TESLİM ETME ÇABASI

Mehmet Altan, p24 sitesinde yayınlanan “Ahmet Altan’ın arşivdeki dosyası” başlıklı yazısında Altan’ın gözaltına alındığı günden bugüne hakkında her türlü algı operasyonu yapıldığını belirterek, konuşulmayan tek şeyin arşivdeki dosyasının içeriği olduğunu belirtti.

Mehmet Altan, abisine 10,5 yıl ceza verilmesinin tek nedeninin yazdığı 3 yazı olduğunu, dosyasının en son hâlini inceleyen Anayasa Mahkemesi Başkanı, Başkan vekili ve üç diğer hukukçu üyenin Altan’ın suçsuz yere tutuklandığını, hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini kayda geçirdiğini bir kez daha hatırlattı.

SESSİZCE İZLİYORLAR

Tüm hukuksuzlukların hukuk fakültelerinin ve hukukçuların gözü önünde meydana geldiğini yazan Altan, “Sessizce izliyorlar. Çünkü ölçü hukuk değil, ölçü siyaset. Siyasi yamyamlık… Hukuku yok sayan siyasi yamyamlık ve bunun amigoluğu bu topraklara maalesef yabancı değil… Siyasi yamyamlık, hukuku konuşturmadan 70 yaşında ve dört yıldır Silivri’deki Ahmet Altan’ı Azrail’e teslim etmek çabası içinde” ifadelerini kulandı.

MEHMET ALTAN’IN YAZISININ TAMAMI

Gözaltına alındığı 10 Eylül 2016 yılından beri Ahmet Altan için her türlü algı operasyonu yapıldı.

Varakpârelerde, söylemediği söz söylenmiş gibi, yazmadığı yazı yazılmış gibi sunuldu.

Siyasallaşmış mahkemeler tekzip müessesini işletmedi.

Varakpâreler yetmezmiş gibi televizyonlardaki mâlum zevat, Ahmet Altan’ın 2012 yılında ayrıldığı Taraf gazetesi manşetleri üzerinden utanmadan hem savcı, hem hâkim oldular, mahkeme kurup hüküm verdiler.

Arsız ve salyalı saldırganlıkları da cabası.

Ama bu düzmece programların hiçbirine, Silivri’de hücresinde savunmasız tutulan Ahmet Altan’ın avukatı çağrılmadı, programa bağlanma isteği ise hep reddedildi.

Müptezel hayâsızlığın merkezi trolleşmeden ise söz etmeye bile gerek yok.

Bunların hepsi hukukun geri dönmesini beklemek üzere, büyük bir soğukkanlılıkla hukuk adına not edildi, arşivlendi.
Bugün çok farklı bir durum var. Azrail’le akit yapmış olan bir katil virüs kol geziyor.

Kapasitesini çok fazla aşmış hapishaneler ve ileri yaşta olanlar büyük bir tehdit altında. Hapishanedeki yaşlı insanlar ise iki kere yaşam tehdidi ile karşı karşıya.

Yeni İnfaz Yasa Tasarısı’nın vicdan, hukuk ve demokratikleşmeyi içermeyeceği anlaşılıyor.

Bugüne kadar söz edilmeyen tek şey, Ahmet Altan’ın Yargıtay’da arşivde bekleyen dosyasının içeriği.

Otoriter rejim hukuk devletinin temel niteliği olan ‘hukuk güvencesini’ yok etti. Anayasa’ya ve Türk Ceza Kanunu’na göre suç sayılmayan her şey suç sayıldı. Cebir ve şiddet ile ilişkisi olmayan insanlar ‘işlemedikleri suçlar’ için savunma yaptılar.

Ahmet Altan da ‘suç olmayan suçlarla’ suçlandı. Nitekim dosyasının en son hâlini inceleyen Anayasa Mahkemesi Başkanı, Başkan vekili ve üç diğer hukukçu üye Ahmet Altan’ın temel, suçsuz yere tutuklandığını, hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini kayda geçirdi.

Herkesin sessizlikle geçiştirdiği ‘suç olmayan’ suçlamalara geri dönüp Yargıtay’da epeydir arşivde bekleyen dosyadan temel ‘suç delilini’ aynen alıyorum:

12/05/2016 tarihli “Mutlak Korku” başlıklı, 14/06/2016 tarihli “Ezip Geçmek” başlıklı ve 10/07/2016 tarihli “Montezuma” başlıklı köşe yazılarını kaleme alan…

Ahmet Altan, yazıyı ve düşünceyi ‘terör’ suçu hâline getiren 220/7. maddesinden suçlandı. Düşünceyi ifade etmek, yazı yazmak, ‘Hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte silahlı terör örgütüne yardım etmek’ suçu sayıldı. Ve aynı suçtan suçlanan emniyet müdürleri, valiler iki yıl cezaya çarptırılırken bu üç yazı nedeniyle Ahmet Altan 10.5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Ahmet Altan’a zulüm etmek için çıldırmış olanların söz etmek istemediği hukuksal tablo bu. Siyaseten düşman kabul ettiğini hukuksuz olarak cezalandırma çıldırması.

Onun için suçlandığı dosyadan söz etmiyorlar, edilmesini de engelliyorlar. Hukuksal güçsüzlüğün ve haksızlığın siyasal barbarlığa dönüştüğü bir canavarlıkla karşı karşıyayız.

Hukuken asla olmayacak bir çaba içinde olmak, hukuk sistematiğini de hukukun o muhteşem mantığını da hiç beklenmeyen düzeylerde bile dinamitliyor…

Dosyada, hukuken hiçbir karşılığı olmayan ama yarın bir gün başkaları için kuvvetli bir iddianame hâline gelebilecek gerekçelere rastlıyorsunuz:

Mesela:

…nihai amacı anayasal düzeni değiştirmek olarak belirginleşen ve bu maksatla Devletin silahlı kuvvetlerine sızan mensuplarınca silahlı bir kalkışma/darbe gerçekleştirme ihtimalinin kuvvetle muhtemel olarak görüldüğü bir dönemde…

Madem böyle bir ihtimal vardı, neden önlenmedi…

Mesela:

… örgütün, anayasal düzene karşı icra edeceği kalkışma öncesindeki sürece mutad siyasi muhalefet görüntüsü vermeye çalışmak

‘Mutad siyasi muhalefet’ nedir?

‘Mutad siyasi muhalefet görüntüsü vermeye çalışmak’ ne demek?

Aradaki farkı kim, neye göre, nasıl anlıyor ve bu suçlamanın yasalardaki suç maddesi ne? Böyle bir suç hangi yasanın hangi maddesinde yazılı?

Ve hukuken hiçbir karşılığı olmayan bu gerekçeler ‘subut bulan eylem’ sayılıyor.

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi de arkasına aldığı bu rüzgâr ile üç yazıya 10.5 yıl hapis cezası veriyor.

Hükümle beraber verilen tahliye sonrasında yargı tarihinde rastlanmayan bir ilk oluyor ve hükme tahliye yönünden itiraz ediliyor.

Başkan’ı hemen bu itiraz sonrası ve verilecek karar öncesinde atanan İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yeniden tutuklamaya dönüştürülüyor.

Skandal çünkü  savcının hükümle verilen tahliye kararına karşı böyle bir itiraz yetkisi yok.

Skandal çünkü mahkeme hükümle dosyadan el çeker ve bu hükmü ancak Yargıtay irdeleyebilir. Ne hükmü veren mahkeme ne de yan mahkemesi olan ilk derece mahkemesi dönüp o hükme dokunamaz.

Bunlar herkesin gözü önünde yaşandı.

Hukuk fakültelerinin ve hukukçuların gözü önünde oldu ve değişik örneklerle olmaya da devam ediyor.

Sessizce izliyorlar. Çünkü ölçü hukuk değil, ölçü siyaset.

Siyasi yamyamlık…

Hukuku yok sayan siyasi yamyamlık ve bunun amigoluğu bu topraklara maalesef yabancı değil…

Şimdi siyasi yamyamlık, hukuku konuşturmadan konuyu gargaraya getirerek 70 yaşında ve dört yıldır Silivri’deki Ahmet Altan’ı Azrail’e teslim etmek çabası içinde.

Bu sessizliğe ortak olmamak için bu yazıyı yazıyorum ve eğer hâlâ bir vicdan ve onun somut ifadesi olan hukuk var ise diye de hukuksal durumu yeniden duyuruyorum.

Almanya’da yaşayan KHK’lı nükleer tıpçı, korona çalışması nedeniyle ABD’den davet aldı

Medya

Meşhur gazetecilerin ‘5 milyon dolar’lık kavgası

Fatih Altaylı, Yılmaz Özdil’in “Sözcü’yü bırakmam için 5 milyon dolar önerdiler” çıkışını ‘küsurat yok’ diyerek eleştiren Ahmet Hakan Çoşkun’a köşesinden cevap verdi.

BOLD – HaberTürk yazarı Fatih Altaylı, Yılmaz Özdil’in ‘Sözcü’yü bırakmam için 5 milyon dolar önerdiler’ çıkışını eleştiren Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Hakan’a köşesinden cevap verdi.

KOMİK OLMA

Ahmet Hakan Hürriyet’teki köşesinde, Özdil’in ifadelerinin teklif edilen miktarda küsurat olmadığı için geçeği yansıtmadığını iddia etmişti. Bugünkü yazısında Ahmet Hakan’a cevap veren Fatih Altaylı, ”Yahu Ahmet kardeşim, transfer rakamları tam da böyle olur! Az veya çok ama küsuratsız. Sen sen ol yarın birilerini transfer etmek istersen öyle küsurat işlerine falan girip komik olma. Sana bu paraları önermediler diye de bozulma” ifadelerini kullandı.

İŞTE O YAZI

Altaylı’nın yazısındaki ilgili bölüm şöyle, ”Yılmaz Özdil “Yandaş medya beni 5 milyon dolara transfer etmek istedi” diye açık açık yazınca Ahmet Hakan çok sinirlendi. “Bu Özdil’in müritleri öyle salak ki, küsuratsız sallamalarına bile inanmaya hazır bir okur kitlesi var” demeye getirdi.

Hakan’a göre Yılmaz Özdil’e böyle bir teklif olmamış. Teklif gerçek olsa imiş küsuratlı olurmuş. Yani 5 milyon değil de, 4 milyon 925 bin, 311 dolar gibi mesela. Niye böyle olması gerektiğini ise gerçekten anlamadım. Mesela şimdi Ahmet Hakan gelip bana transfer teklif etse, “Fatihçiğim sana 7 milyon 243 bin 858 dolar versek Hürriyet’e gelir misin?” mi diyecek.

Yahu Ahmet kardeşim, transfer rakamları tam da böyle olur! Az veya çok ama küsuratsız. Sen sen ol yarın birilerini transfer etmek istersen öyle küsurat işlerine falan girip komik olma. Sana bu paraları önermediler diye de bozulma.

Tabii bu olayda Yılmaz Özdil’in de bir eksiği var. Transfer teklifinin kimden geldiğini de açıklamalıydı. O olmadan eksik kaldı.”

İncil ile poz veren Trump, Kuran ile miting yapan Erdoğan’ı hatırlattı: “Şahsım’ın ABD şubesi”

 

Okumaya devam et

Medya

Müge Anlı 50 gün sonra sarılma brandasıyla döndü

Programında yıllarca ayrı kalan aile bireylerini kavuşturan Müge Anlı, konuklarının birbirlerine ‘Mesafeli’ olarak sarılabilmesi için koydurduğu brandayı da ilk kez kendi test etti.

BOLD- Pandemi nedeniyle ‘Tatlı Sert’ adlı programına 50 gün ara veren ünlü sunucu Müge Anlı, bugün yeniden ekranlara geri döndü. Stüdyoya maskesiz seyirci almayan ve sosyal mesafe kuralına özen gösteren Anlı, stüdyoya da brandadan sarılma aparatı yaptırdı.

İLK KEZ KENDİ DENEDİ

Programında yıllarca ayrı kalan aile bireylerini kavuşturan Anlı, konuklarının birbirlerine ‘Mesafeli’ olarak sarılabilmesi için koydurduğu brandayı da ilk kez manevi kızı ile birlikte denedi. Ünlü sunucu “Kızımı çok özledim. Manevi kızım Sevcan ile 50 gündür sarılamıyoruz” diyerek hasret giderdi.

Sarılma işini böylece çözdüğünü söyleyen Anlı, ‘Artık insanlar stüdyoya gelip nasıl sarılacağım diye düşünmesinler’ diye konuştu.

https://twitter.com/search?q=sarılma&src=typed_query

 

‘Bebeğime taneyle bez alabiliyorum’ diyen AKP’li pahalılıktan Kılıçdaroğlu’nu suçladı

Okumaya devam et

Medya

Nevşin Mengü ‘çetele’ ile Fahrettin Altun’a ayar verdi

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un medyanın özgür olduğu yönündeki sözlerine gazeteci Nevşin Mengü’den çeteleli cevap geldi: “Cumhurbaşkanı’nın konuşmalarını hangi kanal kaç dakika verdi, vermedi konusuyla ilgili çetele tutulduğunu biliyoruz.”

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın konuşması için sözü kesilince, katıldığı programı terk eden Muharrem İnce hakkında İletişim Başkanı Fahrettin Altun bir açıklama yapmıştı. “Türkiye Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteren her bir medya kuruluşu özgürce görüşlerini ve yayın tercihlerini yansıtmakta, yasal çerçeve içerisinde faaliyetlerine bir kısıtlama olmaksızın devam edebilmektedir. Sayın İnce’nin bu tavrı medya camiamıza da iftira mahiyeti taşımaktadır” ifadelerini kullanmıştı.

Altun’un ‘özgürlük’ iddiasına karşılık gazeteci Nevşin Mengü, sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı: “Cumhurbaşkanı’nın konuşmalarını hangi kanal kaç dakika verdi, vermedi konusuyla ilgili çetele tutulduğunu, vermeyenlere de neden vermediniz sorusunun sorulduğunu hepimiz biliyoruz.

Adli kontrolle serbest bırakılan kilise saldırganı hakkında tutuklama kararı

Okumaya devam et

Popular