Bizimle iletişime geçiniz

Kültür

Hapisteki çocuklara bayram hediyesine hazır mısınız?

Yönetmen Erdal Dızman’ın hapisteki çocukları anlattığı filmi “Aperture” yayında. Tüm geliri tutsak çocuklara gidecek. Yönetmeniyle, başroldeki çocuk “Elif”i konuştuk.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Türkiye cezaevlerinde anneleriyle birlikte 800 bebek ve sayısı çok daha yüksek çocuk olduğu biliniyor. Oyun alanı, kreş, yeterli yiyecek gibi temel ihtiyaçlardan yoksun hapisteki çocuklar sorunu Türkiye’de geçmişten beri vardı ancak sayı ve şartların ağırlığı 15 Temmuz’un ardından katlanarak arttı.

Yönetmen Erdal Dızman, 15 Temmuz’un ardından Sincan Cezaevi’nde bir yıl tutuklu kaldı. Eşi ve çocuklarıyla Yunanistan adalarında nezarette aynı hücrede kalması ve çocukların hapisteki dünyasını yakından gözlemlemesi ise daha sonra oldu.

Almanya’da ailesiyle mülteci kampında kaldığı süreçte Erdal Dızman, şartlara aldırış etmeden ve cebinde hiç parası olmadan yola koyuldu ve hapisteki çocuklar için kısa film çekti. Şuana kadar iki festivalden ödül alan “Aperture”, vimeo.com üzerinden 23 Mayıs Arife günü yayında olacak. Dızman, “Bayram en çok çocuklarındır, bu yüzden o günü seçtim diyor”. Filmin tüm geliri hapisteki çocuklara harcanacak. Filmi kiralamak 3.90 euro, satın almak ise 11.90 euro. Paypal ve kredi kartıyla ödemek mümkün.

İZLEME LİNKİ

Dızman’la yaptığımız söyleşiyi sunuyoruz:

Aperture’u çekmeye iten şartlarla başlayalım?

15 Temmuz’dan sonra hayatım köklü olarak değişti. KHK’yla ihraç edildim ve 24 Ocak 2017’de tutuklandım. 1 yıl Sincan Cezaevinde kaldım. Çıkınca mesleğimi devam ettirmeye çalıştım ve Türkiye’de bir engellinin yaşadıklarını, iletişimsizliği anlatan kısa film çektim. Onun montajını bitiremeden eşim hakkında yakalama kararı çıkınca ülkeden ayrılmaya karar verdik. Bir yıl kadar Atina’da yaşadıktan sonra Almanya’ya geldik.

Hapisteki çocuklara yardım edecek param yoktu, bu kötülükleri engellemek için elimden bir şey gelmiyordu, yapabileceğim tek şey vardı film çekmek. Önce kendi ülkemdeki çocukları anlatarak başlamak istedim. Sağdan soldan bir ödünç kamera bulup bütçesiz bir şeklide, birkaç arkadaşın fedakarlığıyla işe başladık. Demir parmaklıkları biri taktı boyadı, demir kapıyı biri kesti filan. Dekor anlamında destek verdiler ama ışıkçı, sesçi, montajcı yok, kameraman yok, onların hepsini kendim yaptım. Hayatımda ilk defa montaj programı kullanıp filmi ben kurguladım.

Zor bir süreç insanlar çekiniyorlar. Gardiyanı bile kimse oynamak istemedi. Sağolsun Ali bey öne atıldı ve gardiyan karakterine can verdi.

HALİME GÜLSU İLE BAŞLADI

Senaryodan biraz bahsedelim mi?

Halime Gülsu’nun cezaevinde yaşadıkları herkes gibi beni de etkilemişti. Önce ben F Tipi’nde kalan bir kadının hikayesini yazmıştım hapisteyken. Süreçte bu çocuğa evrildi. Çocuğu ön plana aldım. Karakterin ismi Elif.

Elif hapiste doğup büyüyen çocuklardan biri. Ağaç ya da toprak görmemiş, dışarıya çıkmamış, parkta oynamamış bir çocuk. Annesiyle mahkemeye gidip geldiği, tutukluları sevk ettikleri cezaevi ring aracından dünyayı görüyor. Elif’in araçtaki küçük parmaklıklı pencere aralığından gördüğü dünyayı çizmeye çalıştım.
Gardiyan annesi revire gittiğinde çocuğu tek başına hücreye kapatıyor. Çocuk karanlıkta ve yalnız kalır. Yaşadığı korkular sonucunda Elif farklı bir boyuta adım atar. Hücrede bir menfez açılır, dışarıdan hava, ışık gelmeye başlar. Aynı zamanda bu menfezdeki pervane bir film makinası gibi çalışır ve Elif’in ekranına özgür çocukların görüntülerini getirir. Sinema perdesinden yayılan çocuğun çığlığını sadece dışardaki çocuklar duyuyor. Bu çığlığı duyan çocuklar oyun oynamayı bırakır ve Elif ile göz göze gelirler. Yani bu 800 ya da sayısı değişen çocukların çığlıklarını ancak dışardaki masum, kirlenmemiş çocuklar duyabilir. 14 dakika 52 saniyede bunu anlatmaya çalıştım.

ÇEKİMDEKİ ZORLUKLAR

Mülteci kampında kalırken film çekmek nasıl bir şeydi?

Mülteci kampında ailecek eşim ve iki çocuğumla kalıyoruz. Ben her sabah sırtımda kendimden ağır çantayla kaplumbağa gibi çıkıp gidiyorum. Görevli soruyor tabi. Burada bir kültür derneği var. Onun alt katındaki kazan dairesini görünce onu cezaevine benzetmiştim. Bir arkadaşa buranın kapısını çevirebilir miyiz, diğerine buraya parmaklık yapabilir miyiz, bir diğerine yatak sordum, masa sordum derken, bunları yaptık. Çocuk oyuncu bulmak çok zor oldu. Sonra bir çocukla başladık ama bir noktadan sonra ‘oynamıyorum’ dedi. 19 sahneyi çöpe atıp yeniden başladık başka çocukla.

Tabi çocuğun psikolojik olarak etkilenmemesi için zor sahnelerin arka planında biz onu oyuna çevirdik.

Filmi 4K çekemedim. HD çekmek zorunda kaldım düşük kalitede. Çünkü harddiskim yoktu bu kadar yükü taşıyacak. Sonra bilgisayar yoktu aldım ama onu koyacak oda yoktu kamptayız. Bir arkadaşın evine koyduk. Onun evine gidip yarım saat görüntüleri izleyip çıkıyordum rahatsız etmemek için.

Filmlerde telif olayına çok dikkat ediyorum ben. Filmin müzikleri orijinal bize ait. İçindeki türkü Aşık Musa Aslan’a ait. Eşim Fatma Dızman seslendirdi türküyü. Yani müziği de biz yapmış olduk.

Filmle ilgili üzüldüğüm nokta, senaryonun tamamını çekebilseydik 25-30 dakika, birçok konuya daha yakından bakabilecektik. Ama buna da şükür güzel oldu.

HÜCREDE KENDİ ÇOCUKLARIMI GÖZLEMLEDİM
Hücrede çocuk olmak nasıl bir şey?

Böyle bir filmi çekmeyi ilk düşündüğümde vazgeçmiştim. 40 yaşına kadar yönetmen olmayı da düşünmemiştim açıkçası. İnsanların belli bir entelektüel olgunluğa ulaşması, bazı şeylere birebir dokunması gerektiğine inanıyorum. Bu yüzden vazgeçmiştim, o çocukların o yaşadıklarını anlatabilecek bir insan değildim ben. Ama biz Atina’da gözaltına alındık ailecek. 2 yaşında 10 yaşında iki çocuğumla beraber. Demir parmaklıkların arkasında çocuklarımla beraber kalınca diğer çocukların neler yaşadığını artık hayal edebiliyordum. Bazen çocuklara uygun yemek vermediler, içmeye uygun su bulamadık. Çocuklar birkaç metrekarede çok bunaldı, onlarla beraber oturup ben de ağladım. Çok zorlandım. O zaman karar verdim hapisteki çocukların filmini çekmeye. Çocuklarımla o gözaltı süreci bir mesaj gibiydi. Kısa süre de olsa çocuklarla hapiste olmayı gösteren, gözlemleten bir mesaj.

Bir çocuğun koşmaya oynamaya, annesi babasıyla olmaya ihtiyacı var. Bir çocuğun başka hiçbir şeye bu kadar ihtiyacı yokken onu ellerinden aldılar. 4 yıldır içeride olan çocuklar var. Kayıtsız kalmayacak insanların bunları duyması için filmi çekmek istedim.

TÜM GELİR BAĞIŞLANDI

Film nerede yayınlanacak?
Filmimiz vimeo.com üzerinden ücretli olarak yayınlanacak. Kiralama ve satın alma seçenekleri var. Küçük bir meblağ karşılığı. Filmin bütün gelirleri resmi bir sözleşmeyle bir dernek üzerinden tutsak çocuklara ve yakınlarına bağışlandı. Bağışlanma denmez de o zaten onların. Biz direkt olarak Vimeo.com’a derneğin banka hesabını bağladık. Orada toplanıyor. Gayet şeffaf şekilde. Buradan gönderiminin de şeffaf olması için çaba harcanacak.

ÖDÜLLER ALMAYA BAŞLADI

Filmin festivallerdeki performansı nasıl gidiyor?

Cannes Film Festivali’ne gönderdim önce. Salgın nedeniyle orası durunca filmi geri çektim. Çünkü hapisteki bebekler için acilen kamuoyu oluşturmak gerekiyordu. Bekleyemezdim.

Filmi başka platformlarda da paylaşmaya izin veren festivallere gönderdim. 21 Festivale gönderdim. İlk beşi açıklandı ve hepsinde de başarı kazandı film. Bir festivalden en iyi yönetmen ve film ödülü geldi. Amerika’da Golden Price Festivalinde son ikiye kaldı. Tabi festivallerde ödül almak benim için çok önemli değil ama oralarda gösterim yapabilmek bu soruna dikkat çekmekti amacım.

Çünkü param yok, malım yok, her şeyim geride kaldı. Tek bildiğim şey film çekmekti, hapisteki çocuklara bu şekilde destek verebilirim diye düşündüm. Festivallerde özellikle entelektüeller, sanat severler, akademisyenler kısacası düşünen, yazan, çizen, demokrasi ve insan hakları savunucusu aydın insanlar duysun istiyorum meseleyi. Ödül alınca, gidip orada bu çocukların derdini anlatma şansın oluyor.

YENİ FİLM KORONA HAKKINDA

Yeni projelerinizden bahsedelim biraz da?
Yeni film korona hakkında. Almanya’da Alman oyuncularla ve Almanca çekeceğiz. Mehmet ve Oktay bey sağolsun yapımcılığını üstlendi. 25 Haziran’da başlıyoruz çekimlerine. Film ekibi hemen hemen oluştu. Serkan Öztürk sanat yönetmenimiz olacak. Bir obsesif karakterin eve kapanmasıyla bu süreci daha dramatik yaşaması, insanların eve kapanarak doğanın ve tabiatın yalnız başına kalmasını konu ediniyor film. İnsanoğlunun burada misafir olduğunu anlatıyor. Mezafizik tarafı burası. İkinci olarak da insanlar arasındaki iletişimsizlikle ilgili problemlerin altını çiziyor. Korona dönemini unutturmayacak bir film olacak.
İki tane de uzun metrajlı film projemiz var senaryosu bitti. Birisi bir ressamın gözünden Türkiye’deki baskı sürecini anlatıyor. Gördüğü işkenceler, kaçırılması, mahkemeler, hapishaneler vs. Ama bunu yapmak için kamuoyu ve maddi olanaklar ortaya çıkar mı bilmiyorum.

ERDAL DIZMAN KİMDİR?

Yönetmen Erdal Dızman; Kanal D’de ATV’de TRT’de farklı dizilerde görev aldı. Devlet Tiyatroları’nda yardımcı oyuncu olarak çalıştı. 2002-2008 yıllarında kendi özel tiyatrosunda oyunlar yazdı ve sahneledi. 2010’a kadar oyunculuğu sürdürdü. Ardından TRT’de kariyerini sürdürmeye devam etti. 2016 yılında KHK’yla görevinden ihraç edildi. Ardından 2017 başında tutuklandı ve 1 yıl Sincan Cezaevinde kaldı. Şimdi Almanya’da eşi ve iki çocuğuyla yaşıyor. Eşi Fatma Dızman ise Türk Halk Müziği solistliği ve Drama liderliği yapıyordu.

Kültür

56 yapımlık Cannes Film Festivali seçkisi açıklandı

Koronavirüs salgını sebebiyle fiziki olarak gerçekleştirilemeyecek olan sinemanın en saygın organizasyonlarından Cannes Film Festivali’nde yer alacak filmler açıklandı.

BOLD– Bu yıl 73. kez yapılacak olan Cannes Film Festivali’ne seçilen yapımlar daha küçük kapsamlı festivallerde “Cannes 2020” etiketiyle gösterilecek. Bu etiketi taşıyacak ve Venedik, Toronto, New York, San Sebastian gibi festivallerde seyirciyle buluşacak Cannes seçkisi 56 filmden oluşuyor.

Festivalle ilgili duyuru sosyal mesafe gözetilerek düzenlenen bir toplantıyla online olarak yapıldı

BU YIL ÖDÜL YOK

Koronavirüs kapsamındaki tedbirler yüzünden düzenlenemeyen Cannes Film Festivali’nde jüri ve oylama olmayacak, dolayısıyla başta büyük ödül olan “Altın Palmiye” olmak üzere herhangi bir kategoride ödül de verilmeyecek.

Ünlü Yönetmen Spike Lee

Normal şartlarda bu yıl jüri başkanlığını yürütmesi beklenen ünlü yönetmen Spike Lee’ye gelecek yıl için aynı görevin teklif edileceği de gelen bilgiler arasında. Şu an gösterilen ve önümüzdeki aylarda gösterilmesi beklenen filmler arasından belirlenen 56 filmlik seçkisi ise şöyle:

CANNES 2020 RESMİ SEÇKİSİ

THE FRENCH DISPATCH – Wes Anderson

ÉTÉ 85 – François Ozon

ASA GA KURU (True Mothers) – Naomi Kawase

LOVERS ROCK – Steve McQueen

MANGROVE – Steve McQueen

DRUK (Another Round) – Thomas Vinterberg

ADN (DNA) – Maïwenn

LAST WORDS – Jonathan Nossiter

HEAVEN: TO THE LAND OF HAPPINESS -Hong Sang-Soo

EL OLVIDO QUE SEREMOS (Forgotten we’ll be) – Fernando Trueba

PENINSULA – YEON Sang-Ho

IN THE DUSK (Au crépuscule) – Sharunas BARTAS

DES HOMMES (Home Front) – Lucas BELVAUX –

THE REAL THING – Kôji Fukada

PASSION SIMPLE – Danielle Arbid

A GOOD MAN – Marie Castille Mention-Schaar

LES CHOSES QU’ON DIT, LES CHOSES QU’ON FAIT – Emmanuel Mouret

SOUAD – Ayten Amin

LIMBO – Ben Sharrock

ROUGE (Red Soil) – Farid Bentoumi

SWEAT – Magnus Von Horn

TEDDY – Ludovic et Zoran Boukherma

FEBRUARY (Février) by Kamen Kalev

AMMONITE – Francis Lee

UN MÉDECIN DE NUIT – Elie Wajeman

ENFANT TERRIBLE – Oskar Roehler

NADIA, BUTTERFLY – Pascal Plante

HERE WE ARE – Nir Bergman

SEPTET: THE STORY OF HONG KONG – Ann Hui, Johnnie TO, Tsui Hark, Sammo Hung, Yuen Woo-Ping et Patrick Tam

FALLING – Viggo Mortensen

PLEASURE – Ninja Thyberg

SLALOM – Charlène Favier

CASA DE ANTIGUIDADES (Memory House) – Joao Paulo Miranda Maria

BROKEN KEYS (Fausse note) – Jimmy Keyrouz

IBRAHIM – Samir Guesmi

BEGINNING (Au commencement) – Déa Kulumbegashvili

GAGARINE – Fanny Liatard et Jérémy Trouilh

16 PRINTEMPS – Suzanne Lindon

VAURIEN – Peter Dourountzis

GARÇON CHIFFON – Nicolas Maury

SI LE VENT TOMBE (Should the Wind Fall) – Nora Martirosyan

JOHN AND THE HOLE – Pascual Sisto

STRIDING INTO THE WIND (Courir au gré du vent) – WEI Shujun

THE DEATH OF CINEMA AND MY FATHER TOO (La Mort du cinéma et de mon père aussi) – Dani Rosenberg

EN ROUTE POUR LE MILLIARD (The Billion Road) – Dieudo Hamadi

THE TRUFFLE HUNTERS – Michael Dweck et Gregory Kershaw

9 JOURS A RAQQA – Xavier de Lauzanne

ANTOINETTE DANS LES CÉVÈNNES – Caroline Vignal

LES DEUX ALFRED – Bruno Podalydès

UN TRIOMPHE (The big hit) – Emmanuel Courcol

L’ORIGINE DU MONDE – Laurent Lafitte

LE DISCOURS – Laurent Tirard

AYA TO MAJO (Earwig and the Witch) – Gorô Miyazaki

FLEE – Jonas Poher Rasmussen

JOSEP – Aurel

SOUL – Pete Docter

Okumaya devam et

Kültür

Irkçılık konulu Just Mercy filmi erişime açıldı

Başrollerini Michael B. Jordan ve Jamie Foxx’un üstlendiği, gerçek bir hikayeye dayanan ve Amerika’daki ırkçılığı ele alan Just Mercy filmi, izleyicilerin erişimine açıldı.

BOLD– Gösterildiği dönemde oldukça beğenilen 2019 yapımı Just Mercy, George Floyd’un polis şiddeti sonucu hayatını kaybetmesi üzerine yeniden gündem oldu. ABD’de devam ırkçılık protestolarına destek amacıyla yapımcılar tarafından herkesin indirebileceği şekilde çevrimiçi erişime açıldı. Warner Bros. tarafından yapılan açıklamada, filmin haziran ayı boyunca ABD’de VOD platformlarında ücretsiz izlenebileceği duyuruldu.

KENDİNİ MASUMLARA ADAYAN BİR AVUKAT

Michael B. Jordan, Jamie Foxx, Rob Morgan, Tim Blake Nelson, Rafe Spall, Karan Kendrick ve Brie Larson’ın gibi oyuncuların rol aldığı film, kendini haksız yere hapse giren siyahları kurtarmaya adayan yetenekli Bryan Stevenson’ın gerçek hikâyesine odaklanıyor. Filmdeki en dikkat çekici mağdur öyküsü ise üzerine atılı cinayet işlendiği sırada, etrafında pek çok tanığın olduğu bir barbekü partisinde bulunmasına rağmen bir türlü suçsuzluğunu kanıtlayamayan ve işlemediği bir cinayet yüzünden kısa bir yargılanma sürecinin ardından ölüm cezasına çarptırılan Walter McMillian‘a ait.

Filmde mücadelesi anlatılan Bryan Stevenson(ayakta) ve beyaz perdede kendisini canlandıran Michael B. Jordan

Filmde avukat Michael B. Jordan tarafından canlandırılan Bryan Stevenson isimli avukat, kuruculuğunu yaptığı “Eşit Adalet Girişimi” (Equal Justice Initiative) üzerinden siyahlara yönelik ırkçı tutumla mücadele etmeyi sürdürüyor.

Okumaya devam et

Gündem

Kitlesel hareketleri konu alan isyan filmleri

ABD’nin Minneapolis kentinde yaşanan faşist polis vahşetinin ardından başlayan eylemler, kitlesel hareketlerin gücünü bir kez daha gündeme getirdi.

BOLD– George Floyd isimli 45 yaşındaki siyahi Amerikalı polis tarafından sokakta kaçak sigara sattığı gerekçesiyle kelepçelendi ve boğazına bastırılarak öldürüldü. Floyd’un son anlarını yaşarken söylediği “I can’t breathe!” (nefes alamıyorum) sözleri ABD’de yeni bir kitlesel protestonun fitilini ateşledi.

Afro-Amerikalılar polis şiddetini “Sıra bende mi?” diyerek protesto ediyor.

NEFES ALAMAYAN ABD Mİ?

2014’te de benzeri bir olayda Eric Garner isimli bir siyahi New York’ta hayatını kaybetmesi henüz hafızalarda yerini korurken yaşanan Floyd cinayetinin yarattığı kitlesel hareket büyüyor. ABD’de 25 kentte sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Amerika daha önce de siyah öfkeye şahit oldu. Ama aklı başında insanları korkutan asıl şey Beyaz Saray’da faşizan eğilimleri olan ve ne zaman ne yapacağı belli olmayan saatli bir bombanın oturuyor oluşu.

Kitlesel hareketler yedinci sanatın da her zaman gündeminde olmuştur. Halkların özgürlük ve hak arayışını beyaz perdeye taşıyan on filmi sizler için derledik. İyi seyirler, sağlıkla kalın…

ÜLKE VE ÖZGÜRLÜK/ LAND AND FREEDOM

I Daniel Blake, The Navigators, Sorry Wes Missed You gibi harika işlere imza atan Ken Loach’ın yönettiği “Land and Fredoom” bizleri İspanya Sivil Savaşı’na götürüp güzel bir aşk hikayesine tanık ediyor. Genç ve işsiz bir komünist parti üyesi olan David nişanlısını da terk edip savaş mağduru İspanya’ya gönüllü olarak gitmeye karar verir. Ordunun gözde elemanlarından biri haline gelir ve Blanca isimli bir anarşiste aşık olur. Birlikte eşitlik ve özgürlük için savaşırlar. Ta ki bir gün asıl düşmanın karşı tarafta değil, yakınlarında bir yerde olduğunu anlayana dek.

KIZGIN FIRINLARIN SAATİ/ LA HORA DE LOS HORNOS

Fernando E. Solanas’ın ilk eseri olan 4 saat 20 dakika uzunluğundaki Kızgın Fırınların Saati üç bölümden oluşur: Birinci bölüm, “Şiddet ve Özgürlük” adı altında, Arjantin’in toplumsal, tarihsel, coğrafik ve kültürel değişik yönlerini anlatır. Bu bölüm Che Guevera’ya ve Latin Amerika’nın kurtuluşu için ölenlere ithaf edilir. “Devrim için Eylem” adlı ikinci bölüm, Juan Peron’un ilk on yılını (1945-1955) anlatan “Peronizmin Tarihi” (20 dakika) ve Peronizm sonrası dönemi anlatan “Direniş” (100 dakika) olmak üzere iki alt bölümden oluşur. Son bölüm ise, birinci bölümle aynı adı taşır, “Şiddet ve Özgürlük”, ve 45 dakika sürer. Bu son bölümde, iki röportaj gösterilir ve birkaç mektup okunur.

CEZAYİR SAVAŞI/ LA BATTAGLİA Dİ ALGERİ

Uzun yıllar boyunca Fransa’nın sömürgesi olarak varlığını sürdüren Cezayir’in bağımsızlığını kazanış hikayesini anlatan film 1954 ve 1957 yılları arasındaki mücadele döneminde geçiyor. Casbah kalesinin bölmelerinde başlayan özgürlük hareketi zamanla tüm şehre yayıldığında sivil savaş patlak verir. Bir zaman sonra şiddetini artırdığında ise Fransız ordusu, terör örgütü olarak adlandırdığı, Cezayir direniş hareketi FLN’nin peşine düşerek üyelerini yok etmeye başlar. Bu savaş yıllara yayılarak insanlık tarihinin en kanlı özgürlük mücadelelerinden birine dönüşür.

GANDHI

İngiliz yönetimine karşı “Pasif Direniş”i örgütleyen Mahatma Gandhi’nin hayatından bir kesit anlatan film, en iyi biyografik çalışmalardan biri olarak kabul ediliyor. 11 dalda aday olduğu Oscar ödüllerinden “en iyi film” ve “en iyi yönetmen” dahil tam 8 ödülle döndü. Gandhi rolünde sinema tarihinin en iyi performanslarından birine imza atan usta oyuncu Ben Kingsley ise “en iyi erkek oyuncu” dalında heykelciğe uzandı. Cenaze sahnesinde yaklaşık 300.000 kişinin yer almasıyla da bir film sahnesinde yer alan en kalabalık insan sayısı rekorunu da elinde bulunduran film, çarpıcı sahneleriyle hafızalardan silinmeyecek bir yapıt.

PROTESTO/ LE HAINE

Protesto, şiddetli bir isyanda rol alan 3 gencin hikâyesini anlatıyor. Paris’in gettolarında hararetli saatler yaşanmaktadır. Grup halinde dolaşan yerel gençlerle, çevreyi kuşatan polisler arasında nefret dolu bakışlardan oluşan bir gerilim vardır. Mahallenin gençlerinden Abdel, polis soruşturması sırasında benzetildiği için hastanede ölüm döşeğinde yatmaktadır. Gencin arkadaşları ise başıboş dolaşmaktadırlar. İçlerinden Vinz, Abdel’in ölmesi durumunda bir polis vurmaya yemin eder.

KANLI PAZAR/ BLOODY SUNDAY

Paul Greengrass’ın yönettiği 2002 yapımı İngiliz filmi, 1972’de Kuzey İrlanda’nın Derry kentinde 26 göstericinin İngiliz askerleri tarafından vurulması, 13’ünün ölmesi ile sonuçlanan Kanlı Pazar’ı anlatıyor.

MALCOLM X

Amerikan tarihinin en önemli insan hakları savunucularından Malcolm X’in yaşamını beyaz perdeye aktaran filmi Spike Lee yönetiyor. Babası ırkçı örgüt Klu Klux Klan tarafından öldürülen Malcolm’un günübirlik ve gamsız yaşadığı hayatı hapse girmesiyle bölünür. Hapiste İslam’la tanışan Malcolm dışarı çıktığında özgürlük için mücadele eden ve kitleleri peşinden sürükleyen bir isme dönüşür. Ancak, bu mücadelede hiç kolay değildir ve en büyük tehlikeler bazen en yakında olanlardan kaynaklanmaktadır.

BİR TAKSİ ŞOFÖRÜ/TAEKSİ WOONJUNSA

Güney Kore’nin Gwangju kentinde 18-27 Mayıs 1980 tarihleri arasında darbe yönetimine karşı gerçekleşen ve güvenlik kuvvetleri ile paramiliter güçlerin hedef alarak ateş açmları sonucu çoğu üniversite öğrencisi yaklaşık 240 kişinin hayatını kaybettiği protesto gösterilerini konu alan film, bir taksi şoförünün etrafında şekillenir. Kızına bakmaktan başka derdi olmayan kurnaz ve paragöz taksi şoförü, Batılı bir gazeteciyi çok iyi bir ücret karşılığında kendisini isyan bölgesine götürmesini kabul eder. Sonrasında yaşadıkları ise hayatlarını ve dünyaya bakışlarını kökten değiştirecektir.

GREV/STRIKE- DIE HELDIN VON DANZIG

Polonya’da Dayanışma Hareketi kahramanı Anna Wlastzavsky’yi anlatan film, Volker Schloendorff tarafından yönetildi. İşine kararlılıkla bağlı olan Anna’nın bir iftira yüzünden boşta kalınca başlattığı direniş önce iş yerine sonra kente ve en sonunda tüm Polonya’ya yayılır.

MANDELA ÖZGÜRLÜĞE GİDEN UZUN YOL

Dünyaya ilham vermiş, bir liderin etkileyici gerçek hayat hikayesi. Filmde Nelson Mandela´yı Idris Elba oynuyor. 5 Aralık 2013 tarihinde hayata gözlerini yuman, Güney Afrika´nın efsaneleşen özgürlük savunucusu Nelson Mandela´nın yaşamını kronolojik biçimde takip eden film, Mandela’nın bir taşra kasabasındaki çocukluğundan başlayarak, Güney Afrika´nın demokratik seçimlerle iş başına gelen ilk başkanı olmasına kadar geçen sürecini sinemaya taşıyor.

Okumaya devam et

Popular