Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Koronadan ölen hastanın cenazesine masraflar yüzünden hastanede el konuldu

Esenyurt Devlet Hastanesinde 46 bin liralık hastane masraflarını ödeyemeyen Bulgar aile, ölen 77 yaşındaki Temenuşka Asenova’nın cenazesini olay basına yansıyınca alabildi.

BOLD- Esenyurt Necmi Kadıoğlu Devlet Hastanesinde koronavirüs tedavisi gören Bulgaristan vatandaşı Temenuşka Asenova kısa süre önce hayatını kaybetti. İddiaya göre, cenazeyi almak için hastaneye giden Asenova ailesine, hastane yönetimince masraflar ileri sürülerek cenaze verilmedi. Ancak aile yüksek maliyetli tedaviyi karşılayamayacağını söyledi.

TAKSİTLE ÖDE

Annesinin 80 bin liralık tedavi masraflarını ödeyemeyeceğini belirten Sevgi Asenova’ya hastane yönetimi bu sefer de 46 bin liralık başka bir fatura teklif etti. Sevgi Asenova, hastanenin ‘taksitle öde’ teklifini de ödeyemeyeceği için geri çevirdi. Bunun üzerine hastane yönetimi Sevgi Asenova’ya, borcun bir kısmını ödemediği takdirde cenazeyi alamayacağını söyledi.

Bunun üzerine Esenyurt Kaymakamlığına giden Asenova’ya burada da kendisine yardımcı olamayacağı söylendi. Daha sonra evine dönen Asenova, basına konuşmaya karar verdi. Olayın basına yansıması üzerine hastaneden aranan Asenova’ya “Akşam gelin cenazenizi alın” denildi.

VATANDAŞLIĞA GEÇECEKLER

Türkiye’ye 4 yıl önce yerleşen ve süresiz oturma izni alan aile, 2023 yılında Türk vatandaşlığına geçecek. Salgın döneminde işsiz kalan Asenova’nın kızı Sevgi, “İşsiz kaldım, sigortam da param da yok. Bize koronavirüs tanısı konuldu. Esenyurt Devlet Hastanesi’ne gittik. Hastane bizi sigortamız olmadığı için kabul etmedi. Daha sonra bize senet imzalattılar ve annemi yoğun bakıma aldılar” diye konuştu. Entübe durumda bir hafta kalan Temenuşka Asenova, dün akşam koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi.

Kapatılan Zaman Gazetesi yazarı Mümtazer Türköne tahliye oldu

Gündem

Kaşıkçı cinayeti belgesel oldu

İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda öldürülen Cemal Kaşıkçı cinayeti belgesele konu oldu. Oscar ödüllü yönetmen Bryan Fogel tarafından hazırlanan “The Dissident” (Muhalif)  Türkiye, Kanada ve ABD’de çekildi.

BOLD – İstanbul’un göbeğinde gerçekleşen ve tüm dünyanın tepkisini çeken Cemal Kaşıkçı cinayetinin belgeseli çekildi. Bryan Fogel’in çektiği belgeselde Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz, o dönemde İstanbul Cumhuriyet Basavcısı İrfan Fidan ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi Başkanı Fahrettin Altun konuştu.

Cumhuriyet’ten Emrah Kolukısa’nın haberine göre 2 Ekim 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan konsolosluğuna gelen Cemal Kaşıkçı nişanlısı Hatice Cengiz ile evlenmek için gereken işlemleri yapmak niyetiyle içeri girdi ama dışarı asla çıkmadı. Nişanlısı onu dışarıda bekliyordu ve onun gelmediği her dakika içindeki endişeyi büyütüyordu. Saat 13.00 civarında içeri giren ama 12 saat geçtiği halde dışarı çıkmayan Cemal Kaşıkçı önce ‘kayıp’ notuyla düştü dünya basınına. Ardından öldürüldüğü kanaati yaygınlaştı ve vaka bir cinayet soruşturmasına evrildi. İşte “The Dissident” (Muhalif) adlı belgesel bu olaya ışık tutmaya çalışıyor ve Cemal Kaşıkçı’nın neden, kim ya da kimler tarafından katledildiğini araştırıyor.

Suikastin emrini verdiği düşünülen Suudi Prensi Muhammed Bin Salman (solda) ve Cemal Kaşıkçı.

GÜVEN KAZANMAK İÇİN 7 AY İSTANBUL’DA YAŞADI

2017’de spordaki en büyük doping skandallarından birinin perde arkasını anlatan Icarus” adlı belgeseliyle En İyi Belgesel dalında Oscar kazanan Bryan Fogel ocak ayında The Hollywood Reporter’a verdiği söyleşide suikast haberini duyduğu güne kadar Cemal Kaşıkçı hakkında pek bir şey bilmediğini itiraf ediyor.

Belki de bu yüzden, filmde Kaşıkçı’nın kim olduğu, neden Suudi Arabistan’da istenmediği ve hayatının bilinmeyenleri üzerine özellikle dikkatle eğilmiş. Fogel’in film için görüştüğü kişiler arasında özellikle nişanlısı Hatice Cengiz ve Kanada’da yaşayan muhalif aktivist Ömer Abdulaziz belgeselin üzerinde durduğu önemli sac ayaklarını oluşturuyor. Ayrıca suikastı araştıran savcı İrfan Fidan başta olmak üzere, olay yerini inceleyen ekibin başındaki adli polis Recep Kılıç, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve Fahrettin Altun gibi isimler de yönetmenin söylediğine göre, sadece bu film için kamera karşısına geçerek açıklamalarda bulunmuşlar. Fogel 2019’da yaklaşık 7 ay boyunca İstanbul’da yaşadığını ve ilk haftalar sırf Hatice Cengiz’in ve Türkiye’de görüştüğü diğer isimlerin güvenini kazanmak için toplantı üzerine toplantı yaptığını da ekliyor.

KRALİYAT AİLESİNDEKİ ÇALKANTILARA DEĞİNİYOR

Suudi Arabistan’ın yakın tarihini de özetleyen “The Dissident” özellikle kraliyet ailesinde son dönemde yaşanan çalkantılara eğiliyor ve son kral Salman’ın oğlu Prens Muhammed Bin Salman’ın (genellikle MBS olarak anılıyor) aile içindeki rakiplerini nasıl saf dışı bıraktığını anlatıyor. Zaten uzun yıllar kraliyet ailesiyle yakın ilişkileri olan gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın persona non grata ilan edilmesi de bu döneme rastlıyor zira dünyanın en prestijli basın organlarından The Washington Post gazetesi için çalışan Kaşıkçı olan biteni yazmaya başlıyor ve bir anda Suddi Arabistan rejimine muhalif düşerek ‘hain’ ilan ediliyor.

İRFAN FİDAN CİNAYETİN AYRINTILARINI ANLATIYOR

Gazetecilerin hain, hatta terörist ilan edilmesi bizde de sık rastlanan bir durum malumunuz (gerçi sadece gazeteciler değil, öğrencilerden tutun da soğan üreticilerine kadar herkes terörist) ama insan hakları çerçevesinden bakıldığında batıda bu durumun mantıkla izah edilmesi çok kolay değil elbette. Öte yandan Fogel’in odaklandığı nokta da son derece yerinde, zira sonuçta Kaşıkçı akıl almaz bir vahşet sonucu (bu bölüm elbette görüntülenmiş değil ama İrfan Fidan’ın ağzından aktarılan ayrıntıları dinlemek bile insanın kanını donduruyor cidden) öldürülüyorsa bunun sebepleri işte bu Suudi rejimine olan muhalif çıkışları yüzünden oluyor.

Bryan Fogel’in Kanada’da konuştuğu Ömer Abdülaziz ise uzakta olsa da sürecin yakın tanıklarından. Siyasi sığınmacı olarak Kanada’ya yerleşen ve zaman içinde Kaşıkçı ile dost olan Abdülaziz suikaste giden yolda yaşananlara dair ilginç ayrıntılar anlatıyor. Örneğin sosyal medyada Suudi kraliyet ailesi için çalışan trol ordusuyla giriştikleri mücadele… Trolleri ‘sinekler’ diye tanımlayan (‘Ne zaman bir paylaşım yapılsa sinekler gibi üşüşüyorlardı’) Abdülaziz buna karşı kendilerinin ‘arılar’ diye bir karşıt oluşum kurduklarını ve sosyal medyayı adeta bir savaş alanına çevirdiklerini söylüyor.

Arap Baharı’na kadar uzanan ve Suudi kraliyet ailesinin Arap coğrafyasındaki halk hareketlenmesini durdurmaya yönelik karşı devrimci politikalarını eleştiren Kaşıkçı’nın (ilk önemli kopuşlardan biri) sosyal medyadaki mücadelesinin zaman içinde geldiği noktayı özetleyen Abdülaziz’in anlattıkları suikastin sebeplerini anlamak açısından bir hayli önemli elbette. Film bir yandan da The Washington Post’un sahibi, Amazon’un da kurucusu Jeff Bezos (ki Bezos’un telefonlarının dinlendiğine dair ciddi şüpheler de var bu dönemde, muhtemelen Suudiler tarafından) ve dönemin ABD Başkanı Donald Trump üzerinden ABD’deki farklı tavırları da gözler önüne seriyor. Bezos’un suikastin birinci yılında İstanbul’daki anmaya katılarak yaptığı konuşmanın görüntülerini de -başka birçok haber görüntüsünün yanında- filme dahil etmiş Fogel. Belgeselde kullanılan haber görüntüleri arasında Erdoğan’ın kimi açıklamaları da var.

Okumaya devam et

Gündem

Koronavirüs nedeniyle hayatını kaybeden Burhan Kuzu’nun ölümündeki sır

Koronavirüs nedeniyle 1 Kasım 2020’de hayatını kaybeden Anayasaya profesörü Burhan Kuzu öldü mü yoksa öldürüldü mü? Cevheri Güven yorumluyor.

BOLD – Gazeteci Cevheri Güven, Burhan Kuzu’nun ani ölümünü Youtube kanalında yorumladı: “Bu videoda yeraltı dünyasının hayatı bilinmeyen ismi Zindaşti’yi ve son yıllardaki romanlara konu olacak ataklarını anlatıyorum. Burhan Kuzu’nun ani kaybı, Zindaşti ile Saray arasındaki ilişkiler, bu ilişkileri kuran “köprü kadın”ın rolü, üç ülkenin istihbarat örgütlerinin çatışması ile filmlere konu olabilecek gerçek bir hikaye…”

Okumaya devam et

Gündem

Türkiye Kadın Hakları İhlalleri Raporu: 17 bin kadın tutuklu, 3 bin çocuk annesiyle cezaevinde

Türkiye Kadın Hakları İhlalleri Raporu’na göre 17 bin kadın hapiste, 3 bin çocuk annesiyle cezaevinde ve 18 yıllık AKP iktidarında bugüne kadar 6 bin 732 kadın öldürüldü.

BOLD – CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Türkiye’de Kadın Hakları İhlalleri Raporu’nu açıkladı. Kadınlara yönelik hak ihlallerinin yer aldığı rapora göre Türkiye’de 17 bin kadın tutuklu, 3 bin çocuk annesiyle birlikte cezaevinde yaşıyor.

Raporda 18 yıllık AKP iktidarında 6 bin 732 kadının erkekler tarafından öldürüldüğüne dikkat çekilerek, “Pek çok vakada rastlanan ve hatta ölümle sonuçlanan şiddet vakalarına zemin hazırlayan, erkek şiddetinin ilk elde karakollarda hafife alınıp çözümlenmeye çalışılması da (örneğin; şiddet gören kadını, şiddet uygulayan kocayla barıştırıp eve göndermek), Türkiye’de kadına yönelik şiddetin ne kadar hafife alındığının; erkek şiddetinin ne denli normalleştirildiğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir” denildi.

YARGI, KADINI KORUYAMIYOR

Yargının da kadını korumadığının altı çizilen raporda, bunun nedeni şöyle anlatıldı: “Ceza hukukunun kadını her tür şiddetten koruyacak nitelikte olmaması, şiddet vakalarında etkili soruşturma yürütülmemesi, mahkemelerde erkek şiddetini ceza indirme ve erteleme yoluyla adeta ‘meşru’ kılma yönündeki baskın tavır, şiddet gören kadınlara yönelik koruma tedbirlerinin ivedilikle ve usulüne uygun olarak hayata geçirilmemesi Türkiye’de kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırma konusundaki ısrarın ne denli zayıf olduğunu bizlere göstermektedir.”

SIĞINMA EVLERİ YETERSİZ

Raporda kadınların erkek şiddetinden korunacağı kadın sığınma evlerinin yetersizliği de aktarılarak, “83 milyonluk ülkemizde nüfusun yarısını kadınlar oluşturuyor. Ancak ülkemizde sığınma evlerinin toplam kapasitesi yalnızca 3 bin 482. Sığınma evlerinde 10 bin kadına 1 yer bile düşmüyor” diye vurgulandı.

Rapora göre; Türkiye’deki cezaevlerinde 17 bin kadın tutuklu ve hükümlü kadın bulunuyor ve bu kadınların yanında 800’ü 3 yaş altı bebek olmak üzere 3 bin çocuk anneleriyle birlikte cezaevinde kalıyor.

GELİRDE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ

Rapordan satır başları şöyle:

-2013-2020 yılları arasında iş cinayetlerinde 965 kadın hayatını kaybetti.

– Türkiye’de erkeklerin geliri kadınlardan yüzde 31 fazla. Ücret gelirlerinde toplumsal cinsiyet eşitsizliği artıyor. Ücretli kadın ve erkekler arasındaki gelir eşitsizliği büyüyor. 2006 yılında yüzde 12 olan ücret farkı 2019’da yüzde 20,7’ye yükseldi. Kendi hesabına çalışan erkeklerin geliri kadınlardan yüzde 77,3 fazla.

– Dünyanın 39 ülkesinde kız ve erkek çocukları mirastan eşit pay almıyor. Dünya kadınlarının yüzde 30’u partnerlerinin fiziksel ve/veya cinsel şiddetine maruz kaldığını ifade ediyor.

– Toplumsal eşitliğin en yüksek düzeyde olduğu ilk 5 ülke; İzlanda, Norveç, Finlandiya, İsviçre ve Nikaragua. Toplumsal eşitliğin en düşük düzeyde olduğu ilk 5 ülke; Yemen, Pakistan, Irak, Suriye ve Çad.

– Küresel iş gücüne katılım oranı kadınlarda yüzde 63, erkeklerde yüzde 94. Fortune 500 şirketlerinin yüzde 6.6’da kadın CEO görev yapıyor. Dünya çapında yüzde 41 oranında kadın doğum yardımı alıyor. Kadınların ev işlerine (ücretsiz) olarak katılımı erkeklerin 3 katı daha fazla. Dünyada kadın parlamenter oranı 2020 yılında 24,9. Dünyada çocuklarıyla yalnız yaşayan ebeveynlerin yüzde 84’ü kadın.

NASIL ÖNLENEBİLİR?

Raporda kadınlara yönelik hak kayıplarının önlenmesi için öneriler şöyle sıralandı:

– 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un etkili bir biçimde uygulanması.

– İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin etkili bir biçimde uygulanması.

– Kadın ve erkeğin eşit olduğu kavramının benimsenmesi ve uygulanması.

– Şiddet önlenememiş, tehdit ortaya çıkmış ise 6284 sayılı kanununa göre etkin korunma sağlanması.

– Bir kadın zarar görmüş ise etkin kovuşturma ve yargılama; cezasızlığa neden olan indirimlerin, tahliyelerin uygulanmaması.

– Kadınların geleceğe dönük olarak ekonomik ve sosyal açılardan güçlendirilmesi.

– Hukuksal düzenlemelerin kesinlikle kadına yönelik her tür şiddeti ortadan kaldırır nitelikte olacak şekilde düzenlenmesi.

– Öğretmenlere, polislere, hakim-savcılara, sağlık görevlilerine kadar tüm kamu çalışanlarına Toplumsal cinsiyet eğitimleri verilmesi.

– AİHM kararları esas alınarak “cezasızlık” kavramı, cezasızlık olgusunun yanlış uygulamalar yüzünden nasıl pekiştirildiği konusunda bilhassa kolluk güçlerine eğitimi.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0