Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Kürtler, Cemaat ve Solcular güne operasyonla uyandı

Kürtler, Hizmet Hareketi ve İsimsizler Hareketi güne operasyonla uyandı. Onlarca gözaltı kararının arkasında ne var? Operasyonların zamanlaması ve anlamı…

CEVHERİ GÜVEN – BOLD ANALİZ

On binlerce siyasi tutuklunun bulunduğu Türkiye’de gün yine siyasi operasyonlarla başladı. Sabahın ilk ışıklarında evlere yapılan baskınlarla başlayan polis operasyonlarının hedefinde Kürtler, Gülen Hareketi ve Solcular vardı.

Sabahın ilk ışıklarında Kürt siyasi hareketinden 82 isim, Hizmet Hareketi’yle ilişkileri sebebiyle 76 akademisyen ve İsimsizler Hareketinden dört aktivist gözaltına alındı.

82 KÜRT SİYASETÇİYE GÖZALTI

Eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutuklu bulunduğu 2014’teki Kobani eylemleriyle ilgili soruşturmada 6 yıl sonra operasyon yapıldı.

Operasyonu başlatan Başsavcı, geçtiğimiz günlerde düğün sonrası eşini gelinlikle Tayyip Erdoğan’ı Saray’da ziyarete giden Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman’dı.

7 ilde gerçekleşen operasyonda 82 Kürt siyasetçi hakkında gözaltı kararı verildi. Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen, HDP’li önemli siyasetçi Sırrı Süreyya Önder, HDP’li eski vekiller Altan Tan, Ayla Akat Ata, Nazmi Gür, Emine Ayna, belediye başkanları ve partinin üst düzey yöneticileri bulunuyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan yazılı açıklamada “6, 7, 8 Ekim 2014 tarihlerinde, ülke genelinde ‘Kobani’ olayları olarak bilinen olaylarda’, söz konusu isimlerin sosyal medya ve basın açıklamalarıyla halka eylemlere katılım çağrısı yaptıkları belirtildi ve operasyonun gerekçesi olarak gösterildi. Açıklamada 82 Kürt siyasetçiye yönelik operasyonun halen tutuklu bulunan HDP Lideri Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın yargılandığı dosya ile aynı olduğu belirtildi.

AKADEMİSYENLER VE ÜNİVERSİTE ÇALIŞANLARINA GÖZALTI

Sabahın ikinci operasyonu Hizmet Hareketi’ne (Gülen Cemaati) yönelikti. 26 ilde 76 akademisyen ve üniversite çalışanı hakkında gözaltı kararı alındı. Uzun namlulu silahlarla yapılan operasyonlarda birçok eve baskın düzenlendi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü operasyonda, Anadolu Ajansı ve Erdoğan’a yakın medya, akademisyenlerin uzun namlulu silahlı polislerce gözaltına alındığına ilişkin fotoğraflar servis etti.

Gülen Cemaatiyle ilişkileri gerekçe gösterilerek son dört yılda yaklaşık 7 bin akademisyen üniversitelerden ihraç edildi. Bu süreçte 15 Üniversite de yine aynı gerekçeyle kapatıldı.

İSİMSİZLER HAREKETİNE OPERASYON

Sabahın üçüncü operasyonu ise sol gruba yönelikti. İsimsizler Hareketi olarak bilinen gruba yönelik operasyonda 24 kişi gözaltına alındı. İsimsizler Hareketi’nin fikir babası olan Taylan Kulaçoğlu sosyal medya paylaşımları nedeniyle dört aydır tutukluydu.

Taylan Kulaçoğlu’nun kız kardeşi Özen Kulaçoğlu, gazeteci Hakan Gülseven ve yazar Temel Demirer de bu sabah gözaltına alındı.

Gözaltı gerekçelerinin sosyal medyada iktidar karşıtı paylaşımlarda bulunan İsimsizler Hareketi olduğu belirtiliyor.

Temel Demirer’in gözaltına alınmasıyla ilgili eşi Sibel Sibel Özbudun Demirer, “Az önce 3. Sulh ceza hakimliği arama emriyle evimizi basan polisler Temel Demirel’i gözaltına aldılar. Temel’in gözaltı nedeni İsimsizler Hareketi hashtag’inde cumhurbaşkanına hakaret” ifadelerini kullandı.

BASKI YÜKSELDİ

Cumhurbaşkanı Tayyip Erodoğan, Ege ve Akdeniz’deki gerilim nedeniyle Türkiye’ye yönelik yaptırımları görüşecek olan Avrupa Birliği liderlerine gönderdiği mektupta, “Türkiye ile AB ilişkilerinin yeniden canlandırılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı. Ancak Türkiye’deki gelişmeler tersi yönde ilerliyor.

Ege ve Akdeniz’deki krizden eli boş dönen Erdoğan yönetimi, ülke içinde baskı sürecini artırdı. Kürtler, Gülen Hareketi ve Sol gruplara yönelik zincirleme operasyonlar başladı.

Kürtlerin yoğun yaşadığı şehirlerde ağır hak ihlalleri gerçekleşmeye başladı. Bunlardan en tartışılanı, askerlerin gözaltına aldıkları iki Kürt köylüyü helikopterden attıklarıyla ilgili iddialar. Doktor raporuna da geçen “helikopterden düşme” olayı sonrası iki köylü yoğun bakıma kaldırıldı. İnsan hakları savunucularının yoğun tepkisine rağmen konuyla ilgili soruşturma açılmadı.

Gülen Hareketine yönelik hemen her gün süren polis operasyonlar ise genişletildi. Hemen her gün 50’den fazla insan gözaltına alınmaya başlandı.

Sol gruplardan özellikle sosyal medyada etkin olan gruplar hedef alındı. Akademisyen ve aktivist Nuriye Gülmen, Acun Karadağ’ın içinde olduğu çok sayıda solcu zincirleme biçimde tutuklandı.

BIG BROTHER YASALARI

Hükümet kısa süre önce sosyal medyayı tamamen denetim altına alacak ve gerektiğinde kapatabilecek düzenlemeleri Meclis’ten geçirerek yasalaştırdı. Sosyal medya kullanıcılarının bilgilerinin tamamını devlet arşivine geçirecek bu düzenlemeler, halen direnen Twitter ve Facebook gibi platformlara da ağır para cezaları içeriyor. Tüm platformların sunucularını Türkiye’de tutması ve istendiğinde kopyasını savcılıklara vermesi bu yasal düzenlemelerden bazıları.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıkladığı bir diğer sıkı güvenlik önlemi ise ülke çapında neredeyse her sokağa yayılan kamera sistemlerinin tek merkeze bağlanması. Erdoğan’ın Sarayı’nda kurulacak bir merkeze ülkedeki tüm kamera sistemlerinin bağlanacağını açıklayan İçişleri Bakanı, “Big Brother” eleştirilerine maruz kaldı.

Analist Fatih Yurtsever’e göre, Erdoğan pandemiyi tıpkı Çin gibi dijital diktatörlük kurmak için avantaja çeviriyor ve tüm kişisel bilgileri tek merkezde ve kolayca ulaşılabilir bir hale getiriyor. Yurtsever, Türkiye’nin geleceğinin Çin gibi muhalefetin nefes almakta zorlandığı bir ülke olarak görüyor.

Analiz

Ruslara göre Tayyip Erdoğan İngilizlerle çalışıyor

Rusya, Erdoğan rejimi ile İngiltere arasında özel bir ilişki olduğuna inanıyor. Doğu Akdeniz krizinde Yunanistan’ın yanında yer alan Rusya, Navarin Baskını üzerinden İngiltere ve Türkiye’ye mesaj veriyor.

FATİH YURTSEVER – BOLD ANALİZ

Rusya Dışişleri Bakanlığının resmi Twitter hesabından yapılan paylaşımda, 20 Ekim 1827 tarihinde Navarin Körfezi’nde bulunan Osmanlı ve Mısır Donanması’nın İngiliz, Rus ve Fransız Donanmaları tarafından yapılan ortak baskın sonucunda yakılması ve bu baskının da daha sonra Yunan bağımsızlığının ön koşulu haline gelmesi hatırlatıldı.

Rusya’nın Atina Büyükelçiliği de benzer bir şekilde, Yunanistan’ın karasularını 12 deniz miline çıkarma hakkına sahip olduğunu, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) tartışmalarının da BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) çerçevesinde yapılması gerektiğini açıkladı.

Rusya her iki açıklama ile Türk-Yunan gerginliğinde Yunanistan tarafını desteklediğini göstermiş oldu.

Şubat ayında Suriye‘de bir tabur askerimizin sığındıkları binada sadece Rus savaş uçakları tarafından atılabilen yüksek tahrip gücüne sahip , zırh ve beton delici mühimmatlar ile şehit edilmelerinden sonra Türk-Rus ilişkilerinde bir gerginlik yaşandığı sır değil.

Yakından takip edenlerin de hatırlayacağı üzere, şu anda Türk-Rus ilişkilerinde yaşanan gerginlik, 24 Temmuz 2015 tarihinde Rus savaş uçağının düşürülmesinden sonra yaşanan dönem ile benzer tonlara sahip.

Rusya’nın arka bahçesi olarak gördüğü Güney Kafkaslara, Türkiye’nin Azerbaycan üzerinden müdahil olması, bölgeye cihatçı askerler ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) göndermesi Rus basınında geniş yankı buldu.

Türkiye’nin Karadeniz’de S-400 füzelerini fiili olarak test etmesi de Rusların öfkesini dindirmişe benzemiyor.

Zira, Rus güvenlik uzmanlarının da açıkça ifade ettiği gibi, Erdoğan çok öngörülebilir bir lider değil. Her an çok radikal politika değişikliklerine neden olabilecek kararlar alabiliyor.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski’nin İngiltere ziyareti sırasında diplomatik teamüllerin aksine daha önce Ankara Büyükelçiliği görevinde bulunan MI-6 Başkanı Richard Moore ile görüşmesi ve ardından da Türkiye’yi ziyareti, Rusya’da yeni bir Erdoğan tartışmasının fitili ateşledi.

Ukrayna’nın doğu bölgesinde yaşanan çatışmalarda kullanmak üzere TB-2 Bayraktar SİHA’larının alımı konusunda uzlaşmaya varılması da Rus tarafında kızgınlığa neden oldu.

TEK ÜLKE İNGİLTERE!

Son günlerde Rus güvenlik uzmanları tarafından yapılan analizlerde İngiltere ve Erdoğan ilişkisi üzerinde duruluyor. Özellikle de 15 Temmuz sonrasında Erdoğan’ın darbe girişimine yönelik söylemini açıktan destekleyen tek ülkenin İngiltere olması, Ruslar açısından meseleyi daha da ilgi çekici hale getiriyor.

12 Ekim tarihinde Rus Kommersant gazetesinde çıkan bir analizde, Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği TB2 Bayraktar SİHA’ların kritik parçalarından biri olan silah kilit mekanizmasının İngiliz firmalar tarafından sağlanan teknolojik yardım ile üretildiği, 15 Temmuz’un hemen sonrasında İngiltere’nin tek seferde 806 milyon sterlin tutarında silah ihracatına onay verdiği belirtiliyor.

Rusya’da oluşan yaygın kanaate göre, İngiltere ve Erdoğan rejimi arasında özel bir ilişki var.

Bu ilişki sayesinde İngiltere, Erdoğan’ın şahsi zaaflarını kullanarak çıkardığı krizler sayesinde eski nüfuz bölgeleri üzerinde kendisine yeniden alan açmaya çalışıyor.

19.yy ilk çeyreğinde Rusya ve İngiltere arasında Osmanlı Devleti ve Kaçar Hanedanlığı toprakları üzerinde “Büyük Oyun” olarak adlandırılan bir mücadelenin yaşandığını hatırda tutarak, Rusya merkezli yapılan yorumlara ihtiyatlı yaklaşmak gerekiyor.

Ancak Erdoğan rejimini kişisel beka temelli bir dış politika izlemesi ve zafiyetlerinden dolayı da her türlü işbirliğine açık olması bu iddiaların daha dikkatli ve derinlemesine araştırılmasına gerektiriyor.

İngiltere’nin AB’den ayrılması, ABD’nin küresel gücünde yaşanan düşüş, AB içerisinde Almanya’nın hakimiyeti ile dünyanın kalbi olarak adlandırılan Doğu Avrupa ve Karadeniz üzerinde yaşanan mücadelenin İngiltere’ye yeni fırsatlar sunduğu da bir vaka olarak karşımızda duruyor.

RUSYA NEDEN NAVARİN BASKINI’NI HATIRLATIYOR?

Şimdi gelelim Ruslar neden Navarin Baskınını hatırlattı? Bu, bize ne anlatıyor? Rus Hariciyesi mesajlarını sembollerden üzerinden verme konusunda haklı bir üne sahip.

Bu aralar Türkiye ile Yunanistan arasında Doğu Akdeniz’de ciddi bir gerginlik yaşanıyor.

Navarin Baskını olduğunda da Osmanlı Devleti Rusya-İngiltere ve Fransa ile savaş halinde değildi ve gafil yakalanmıştı.

Bu baskın sonucunda 57 Osmanlı-Mısır gemisi battı, 8 bin kişi şehit oldu.

Osmanlı deniz gücü ve deniz kültürü Navarin’de büyük bir yara aldı, Yunanistan bağımsızlığına kavuştu.

Her ne kadar İngiltere baskında yer alan ülkeler birisi olsa da Osmanlı Donanması’nın büyük yara alması Ruslara Akdeniz’in yolunu açtığı için İngilizler, Navarin Baskınını “Uğursuz bir olay-Untoward Event” olarak tanımladı.

Avusturya Başbakanı Metternich’in de ifade ettiği gibi “Navarin olayı ile tarihte yeni bir çağ başladı.”

Tarihi gerçeklerden açıkça anlaşılacağı üzere Ruslar, Navarin Baskını’nın sonuçlarını dikkate alarak önce Erdoğan rejimini, dolaylı olarak da benzer “uğursuz” olayların yaşanmaması konusunda İngiltere’yi uyarıyor.

Bu doğrultuda yakında Rusya yakın gelecekte Doğu Akdeniz’de veya başka bir yerde Türkiye’yi gafil avlayabilir. Eğer, gafil yakalanmama konusunda TSK tarihten gerekli dersleri almamışsa Rusya daha da ileri gidebilir.

Okumaya devam et

Analiz

Rusya ve Mısır neden Karadeniz’de tatbikat yapıyor?

Erdoğan rejiminin kişisel beka temelli dış politikası sonucunda Türkiye giderek yalnızlaşıyor. Rusya, tarihinde ilk defa 2020 yılının sonunda Karadeniz’de Mısır ile birlikte tatbikat yapacak.

FATİH YURTSEVER – BOLD ANALİZ

Türk F-16’ları 24 Kasım 2015 tarihinde Suriye sınırında Rus S-24 savaş uçağını düşürdükten sonra iki ülke arasındaki ilişkiler gerildi. Putin’in BM Güvenlik Konseyine Erdoğan rejiminin Suriye’de radikal-cihatçı gruplara gönderdikleri silahlar ve kara para trafiğine ilişkin belgelerini sunmasından sonra dilenen özür ile ilişkiler normale döndü. 15 Temmuz 2016 sonrasında Rusya, başta Suriye ve enerji konuları olmak üzere Erdoğan rejiminin önemli bir ortağı haline geldi. Özelikle de NATO ve ABD’nin karşı çıkmasına rağmen, S-400 silah sisteminin tedarik edilmesi, Türk tarafınca Rusya’nın stratejik ortak olarak adlandırılmasına neden oldu.

RUSYA TÜRKİYE’Yİ MASADAN ATTI

Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan çatışmaların Rusya’nın devreye girmesiyle ateşkesle sonuçlanması ve çözüm için bizzat Türkiye’nin Rusya eli ile masadan dışlanması Türk tarafında hayal kırıklığına neden oldu. Aslında Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un da açıkça ifade ettiği gibi iki ülke arasındaki ilişkiler hiçbir zaman stratejik ortaklık seviyesine gelmedi. Rusya taktiksel olarak konjonktürden ve Erdoğan rejiminin zafiyetlerinden yararlanarak hem siyasi hem de ekonomik alanda Türkiye’yi kullanarak kazanımlar elde etti. Çarlık döneminden itibaren Rusya’nın iki dostu vardır. Bunlar Donanması ve Ordusu’dur. Bunların haricindekileri aktörler Rusya için sadece ortaktan ibarettir.

Türkiye Rusya konusunda benzer bir hatayı Karadeniz’de yaptı. SSCB yıkıldıktan sonra Rusya bir dönem askeri olarak Karadeniz’de kendisini toparlayamadı. Savaş gemilerinin büyük bir kısmı âtıl kaldı. Türk Donanması birden Karadeniz’in en güçlü donanması oldu. Bu dönemde deniz kuvvetlerinde hâkim olan ulusalcı amirallerinde katkılarıyla Rusya’yı içine alan, Karadeniz İşbirliği Görev Grubu (BLACKSEAFOR), Karadeniz Uyumu Harekâtı gibi girişimler başlatıldı.

Türkiye’ye göre; Karadeniz bir istikrar denizidir. Karadeniz’e dışarıdan müdahale olmamalıdır. Karadeniz’de meydana gelen bir sorun ancak kıyıdaş ülkeler arasında iş birliği ile çözülebilir. Dışarıdan yapılacak müdahaleler ancak sorunun büyümesine neden olur. Burada dikkatten kaçan husus şuydu. Rusya açısından güvenlik boğazlardan başlar. Rusya güçsüz olduğu zamanlarda boğazların ve Karadeniz’in Türkiye kontrolünde olmasını savunurken, deniz gücü olarak güçlenmeye başladığında statükonun kendi lehine değişmesini talep eder. İkinci Dünya savaşı öncesinde Alman ve İtalyan tehdidi kendisini hissettirmeye başlayınca Türkiye, Lozan Anlaşması ile teşkil edilen Boğazlara ilişkin statünün değişmesini talep etti. Montrö Boğazlar Sözleşmesi bu talep sonucunda imzalandı. Rusya konferans görüşmelerinde Türkiye’ye en fazla destek veren ülkeydi. Zira, o dönem için Montrö Boğazlar Sözleşmesi Türkiye’nin olduğu kadar Rusya’nın da güvenliğine hizmet ediyordu.

ORDU VE DONANMA MODERNİZE EDİLDİ

Türkiye, NATO ve ABD’nin Karadeniz’e girme çabalarına bugüne kadar karşı çıktı. 11 Eylül saldırıları sonrasında başlatılan Etkin Çaba Harekâtı Türkiye’nin çabaları doğrultusunda Karadeniz’de icra edilemedi. Rusya zaman içerisinde petrol ve doğal gaz fiyatlarında yaşanan artış sebebiyle elde edilen gelirin bir kısmı ile ordu ve donamasını modernize etti. Gürcistan krizinden sonra generallerin yarısını emekli eden Putin, çok kısa sürede başarılı bir yenilenme programı ile askeri gücünü etkin hale getirdi. 2014 yılında Kırım’ın ilhak edilmesiyle Karadeniz’de statüko bozuldu.

Rusya Genelkurmay Başkanı Ger Asimov’un; “Bundan birkaç yıl önce Rus (Karadeniz) Filosunun askeri kapasitesi Türk Deniz Kuvvetlerine göre düşük seviyedeydi. O zamanlar Türkiye’nin neredeyse Karadeniz’in efendisi olduğu söyleniyordu. Artık her şey değişti ” açıklamasından da anlaşılacağı üzere tarihi gerçek bir kere daha tekerrür etti: Rusya güçlendiğinde Karadeniz’de ve Boğazlarda statükonun kendi lehine değişmesini talep eder.

Romanya ve Ukrayna, Rusya’nın güçlenmesinden duydukları endişe sonucunda kendi güvenliklerini sağlama adına ABD ile daha yakın askeri iş birliğine gidiyorlar. ABD özellikle Karadeniz, Doğu Avrupa ve Balkanların kontrolü için Romanya, Polonya ve Yunanistan’ı kendisine ortak olarak belirlemiş durumda.

ORTAK TATBİKAT

Erdoğan rejiminin kişisel beka temelli dış politikası sonucunda Türkiye giderek yalnızlaşıyor. Rusya tarihinde ilk defa 2020 yılının sonunda Karadeniz’de, Mısır ile “Bridge of Friendship” adlı bir tatbikat yapacak. Şimdiye kadar Karadeniz’de Romanya, Ukrayna ve Bulgaristan’ın ev sahipliğinde NATO ülkelerinin katılımı ile çok uluslu tatbikatlar icra edilirken, Rusya herhangi bir ülke ile Karadeniz’de bir tatbikat yapmamıştı. Türkiye-Mısır ilişkilerinin aksine son yıllarda Mısır ve Rusya arasında enerji ve silah ticareti konusunda yakın ilişkiler geliştirildi. Türkiye’nin sayesinde Doğu Akdeniz’e inen, Montrö Boğazlar Sözleşmesine rağmen denizaltılarını boğazlardan geçiren Rusya’nın Mısır ile böyle bir tatbikat gerçekleştirmesinin mesajı gayet açık ve nettir.

Karadeniz’in yeni hâkimi Rus Donanmasıdır. Bundan sonra Rusya Karadeniz’de daha cüretkar bir politika izleyecektir. Rusya’nın takınacağı agresif tutum Romanya ve Ukrayna’yı ABD’ye daha fazla yaklaştıracaktır. Karadeniz yeni bir güç mücadelesine sahne olacaktır. Türkiye’nin bu noktada tarafı bellidir, ancak devleti ele geçiren Erdoğan rejiminin ne tür bir tercihte bulunacağını ise şimdiden kestirmek oldukça güç. Zira, Suriye’de Rusya tarafından bir tabur askeri öldürülen ülkenin Cumhurbaşkanı olarak Erdoğan’ın Putin karşısında sergilediği tavır, dış politikada öngörüde bulunmayı zorlaştırıyor.

Okumaya devam et

Analiz

Bayraktar’ın ölüm kalım savaşı: Tek çıkış çatışmaların sürmesi

Türkiye’nin dahil olduğu her çatışma, insansız hava aracı sektöründe ana oyuncu olan Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’a nefes aldırıyor.

CEVHERİ GÜVEN – BOLD ANALİZ

Türkiye, silahlı insanız hava araçlarını Irak’ın kuzeyi, Suriye ve Libya’nın ardından Karabağ’da kullanıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın şirketi Baykar, Türkiye’nin silahlı ve silahsız insansız hava aracı (İHA/SİHA) sektöründe ana oyuncu. Sektör, kritik parçalarda dışa bağımlı ve bu nedenle ihracat kısıtlamalarıyla karşı karşıya. Türk ordusu ise İHA ve SİHA alımında doyum noktasına ulaşmış durumda. Türkiye’nin dahil olduğu her çatışma, tıkanma noktasına gelen sektöre nefes aldırıyor.

DAĞLICA SALDIRISININ BAŞLATTIĞI TRAVMA

21 Ekim 2007’de güvenlik birimlerine göre Kuzey Irak’tan gelen 150 PKK’lı, sınıra yakın noktadaki Dağlıca karakolunu kuşattı. 16 Türk askerinin hayatını kaybettiği olay sonrası 150 PKK’lının nasıl olup da tespit edilemediği tartışması başladı. Türkiye’nin kendi İHA’larına sahip olma tartışmaları böylece alevlendi ve var olan çalışmalara büyük kaynak aktarılmaya başlandı.

Kısa süreli çözüm için ilk tercih İsrail’in HERON olarak adlandırılan İHA’larını kullanmak yönündeydi. Şimdi Türkiye ile İsrail ilişkileri gergin olsa da o yıllarda sıkı bir askeri iş birliği vardı. İsrail, Türkiye’ye HERON satma ve kiralama dışında teknoloji transferi de yaptı.

İlk yerli üretim çalışmalarını başlatan kurum, kamuya ait bir şirket olan Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) ANKA isimli insansız hava aracını geliştirdi.

Bir yandan da iki özel sektör firması Vestel ve Baykar da İHA üretimi çalışmalarını sürdürüyorlardı.  Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye ile Selçuk Bayraktar’ın evlenmesiyle Baykar Holding için her şey değişti. Selçuk Bayraktar, BAYKAR Holding’in sahibinin oğlu ve şirketin Teknik Müdürüydü.

1984 yılında otomotiv sektörü için yedek parça üretmek için yola çıkan Baykar firması, ardından savunma sanayiye yönelmiş, küçük bir oyuncuydu. Evlilikle birlikte Baykar, Türk Silahlı Kuvvetleri ile milyonlarca dolarlık anlaşmalar yapmaya başladı ve sektördeki en büyük oyuncu oldu.

Baykar’ın öne çıkmasıyla TUSAŞ’ın ürettiği ANKA projesi baskılanmaya başladı.

NE KADAR YERLİ?

Baykar Holding’in internet sitesinde “Türkiye’nin ilk yerli ve milli İnsansız Hava Araçlarını üreten firma” olduğu yazıyor. Tamamen Erdoğan’ın kontrolü altında olan Türk medyasında da aynı cümleyi hemen her gün duymak mümkün. Ancak yaygın propagandanın aksine “yerli” kavramı oldukça tartışmalı.

Baykar’ın ürettiği farklı modellerdeki silahlı ve silahsız İHA’ların kritik parçaları ithal.

Örneğin; halen Karabağ ve Libya’da kullanılan Bayraktar TB2 modeli, Avusturya’da üretilen Rotax 912-iS motoruna sahip. Akıncı model İHA’nın motoru ise Ukrayna’dan ithal edilen; Ivchenko-Progress Motor Sich AI-450T tipi Turboprop.

İHA’lar için en kritik parça olan kamera sistemleri de ithal. ABD / Kanada L3Harris Technologies LHX.N şirketinden Wescam MX15HD  ve  Alman Hensoldt’tan GosHawk II veya ABD MX15 FLIR kamera ve optik sistemlerinin yanında yine Kanadalı yapımcı Wescam’in elektro-optik (EO) ve kızılötesi (IR) kamera sistemleri kullanılıyor.

Yani BAYKAR motor ve kamera, yer tespit sistemlerinde tamamen dışa bağımlı. Baykar’ın kullandığı mühimmat ise kamu şirketi olan ROKETSAN tarafından üretiliyor.

İHRACAT YAPAMIYOR

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde Mayıs 2020 itibariyle 140 adet İHA ve SİHA bulunuyor. Bunlardan 107 adedi Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın firması Baykar’dan alındı. Kamu şirketi TUSAŞ’dan alınan ANKA sayısı ise 23 adet. İsrail’den alınan 10 adet İHA da halen Gözcü-1 ismiyle kullanılıyor.

TSK İHA ve SİHA sayısı itibariyle doyum noktasına ulaşmış durumda. Drone sektörünün içine girdiği açmazdan çıkması için ihracat yapabilmesi gerekiyor. Bunun için silah sistemlerinin/parçalarının ithal edildiği ülkelerin izni şart.

Ancak Kanadalı Türkiye’ye ihracat izni vermiyor. Türkiye bugüne kadar özel izinle Katar, Ukrayna ve Azerbaycan’a çok az sayıda satış gerçekleştirebildi.

Azerbaycan ve Ermenistan arasında Karabağ’da tekrar başlayan çatışmalar sonrası Kanada, Türkiye’ye savunma sanayi ihracatını durdurdu. Kanada merkezli sivil toplum kuruluşu Project Ploughshares, Dağlık Karabağ’da L3 Harris Wescam tarafından üretilen optik kamera ve hedefleme sistemlerinin kullanıldığını raporlaştırdı (Killer Optics: Export of WESCAM Sensors to Turkey- a Litmus Test of Canada’s Compliance with the Arms Trade Treaty). Rapor üzerine Kanada Başbakanı Justin Tredeau soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı kararı çifte standart olarak niteleyen bir açıklama yaptı. Ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Kanadalı mevkidaşı François-Philippe Champagne ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi ve ihracat yasağının kaldırılmasını istedi.

Yasak Türk Silahlı Kuvvetleri’den daha çok Erdoğan ailesinin bir üyesi olan Selçuk Bayraktar’ın şirketini ilgilendiriyor. L3 Wescam’den MX15HD model optik kamera sistemleri olmadan Baykar firmasının İHA üretimi yapması mümkün değil. Almanya ve Amerika’da bulunan alternatifler ise yine benzer nedenlerle tedarik edilemiyor.

Türk dronlarını zora sokan ilk ambargo 2019 yılında Türkiye’nin Suriye’de YPG’ye yönelik başlattığı askeri operasyon sırasında yaşandı. Kanada, Almanya, Fransa ve İngiltere ile birlikte Türkiye’ye silah ambargosu kararı aldı. Türkiye’de İHA ve SİHA üretimini durduran karar sonrası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Kanada Başbakanı Trudeau arasında Nisan 2020’de bir görüşme gerçekleşti. Erdoğan, L3 Herris Wescam teknolojisinin ambargo kapsamı dışında tutulmasını talep etti. Project Ploughshares’un raporuna göre Kanada Federal Dışişleri Ticaret ve Kalkınma Bakanlığı Erdoğan’ın bu talebini Haziran 2020 itibariyle yerine getirdi.

Yine rapora göre Türkiye’nin üretmeye çalıştığı “elektro optik infrared” sensor ve kamera sistemleri çok ağır olduğu için Türk dronları tarafından kullanılamıyor ve Türkiye bu konuda Kanada’ya muhtaç durumda.

ÇATIŞMALAR FİRMA KARLARINI YÜKSELTTİ

Türkiye’nin dış politikası son yıllarda giderek askerileşti.  Önce Suriye ardından Libya’da Türk Ordusu çatışmalara dahil oldu. Baykar’a ait İHA ve SİHA’lar ilk olarak 2016 yılındaki başarısız darbe girişiminden sonra Türk Ordusu tarafından Suriye’ye başlatılan operasyonda kullanıldı. Ardından 2020’nin başından itibaren Libya’ya SİHA ve çok sayıda küçük taktik İHA gönderildi.

Türkiye’nin gönderdiği  SİHA’lar Baykar grubuna aitti ve sahada askeri dengede önemli değişimlere neden oldu. Şubat ayında İHA’ları kontrol eden 2 sivil mühendis hayatını kaybetti ancak Türkiye için daha fazla SİHA göndermek sorun olmadı.

Kasım 2019- Mayıs 2020 tarihleri arasında 23 adet İHA, Hafter güçleri tarafından düşürüldü. Türkiye için İHA’ların düşürülmesinden çok İHA kontrol merkezleri ve mühendislerinin vurulması sorun.

Suriye ve Libya’daki çatışmalar Baykar’ın karını yükseltti. Libya’da çatışmalar geçici olarak da olsa durunca İHA sektöründeki fazla kapasite sorun olmaya başladı. Ancak Azerbaycan ve Ermenistan arasında Karabağ’da başlayan çatışmalar sonrası Baykar İHA’lar kullanılmaya başlandı. İhracat izni olmamasına karşın Baykar’a ait TB2’ler fiili olarak kullanılıyor. Azerbaycan Ordusu, Ermenistan’a ait hedeflerin vurulmasıyla ilgili İHA görüntülerini peş peşe paylaştı. Çatışmanın ilk haftasında Ermenistan’a ait 43 adet tankın Baykar TB2 ile vurulduğu belirtiliyor.

TÜRKİYE AMBARGOYU AŞMAYA ÇALIŞIYOR

Kanada Dışişleri Bakanı Francois-Philippe Champagne’nin Türk dronları için kritik parçalara ilişkin ihracat izinlerini askıya aldığını açıklamasından sonra Türkiye çözüm üretmeye çalışıyor. Kanada’nın Dağlık Karabağ’daki çatışmalar durunca kameralarında satışına tekrar izin vermesi bekleniyor.

Diğer taraftan alternatif arayışları sürüyor. ABD ve Almanya ile yaşanan gerilim nedeniyle bu iki ülkeden tedarik mümkün gözükmüyor. Masadaki diğer alternatif ise Çin sistemleri. Ancak Çin’in savunma sistemleriyle ilgili bilgileri kapalı tutması nedeniyle bu sistemlerin ne kadar verimli olduğu soru işareti.

Türkiye’nin yerli olarak geliştirmeye çalıştığı ASELSAN’ın Cats HD sisteminin sorunları ise henüz çözülebilmiş değil.

Ancak Türk dronlarının tek sorunu optik hedefleme sistemleri değil, motor sisteminde de Türkiye halen dışa bağımlı durumda. Baykar dronları Avusturya ve Ukrayna’dan ithal motorlarla uçabiliyor.

Okumaya devam et

Popular