Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Kuveyt Emiri Cabir es-Sabah hayatını kaybetti

Kuveyt devlet televizyonu, 2006 yılından beri tahta olan, 91 yaşında Kuveyt Emiri Seyh el-Ahmed el-Cabir es-Sabah’ın  hayatını kaybettiğini duyurdu.

BOLD – Kuveyt devlet televizyonu, normal yayınına ara vererek Kuran-ı Kerim tilaveti yayınladıktan kısa süre sonra Kuveyt Emiri Sabah el-Ahmed el-Cabir es-Sabah’ın yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Öte yandan, Kuveyt Bakanlar Kurulu’ndan 14 Eylül’de yapılan açıklamada, Emir’in sağlık durumunun iyiye gittiği bilgisi paylaşıldı.

Emir Sabah, 19 Temmuz’da başarılı bir ameliyat geçirip 23 Temmuz’da da tedavisinin tamamlanması amacıyla ABD’ye gitti.

Kuveyt’te Veliaht Şeyh Nevvaf el-Ahmed el-Cabir es-Sabah’ın tahta geçmesi bekleniyor.

Kuveyt’in 91 yaşında ölen Emiri Şeyh Sabah el-Ahmed Cabir el-Sabah, 1963 yılında getirildiği Dışişleri Bakanlığı görevini tam 40 yıl sürdürdü. Es-Sabah “en uzun süre görev yapan Dışişleri Bakanı” unvanının da sahibi aldı.

Şeyh Sabah, 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgal ettiği Birinci Körfez Savaşı sırasındaki zorlu diplomasi sürecini yönetti.

Dışişleri Bakanlığı görevinin ardından Şeyh Sabah, 2003-2006 yıllarında ülkesinin Meclis Başkanlığı görevini yürüttü. Sabah, 29 Ocak 2006’da tahta çıktı.

İngiliz Times: NATO Erdoğan’ın bölgeyi alevlendirmesini dizginlemeli

Dünya

“Biden terörle mücadele söylemini kötüye kullanan Erdoğan’ı neden durdurmalı?”

Terörle mücadele söylemini kötüye kullanan Erdoğan’ın Biden tarafından durdurulması gerektiğine işaret eden ABD’li CNN Televizyonu, dikkat çeken bir analize imza attı. Enes Kanter’in insan hakları aktivisti kimliğiyle görüşlerine yer verilen haberde Erdoğan’ın iktidarda kalmak için tek stratejisinin zulümlere devam etmek olduğu vurgulandı.

BOLD – ABD’li CNN Televizyonu,  “Biden terörle mücadele söylemini kötüye kullanan Erdoğan’ı neden durdurmalı?”  başlıklı bir haber yayınladı. Haberde Raoul Wallenberg İnsan Hakları Merkezi başkanı da olan Kanada’nın eski Adalet Bakanı, başsavcısı ve Özgür Medya Paneli üyesi Irwin Cotler ile insan hakları aktivisti NBA yıldızı Enes Kanter’in görüşleri de yer aldı.

KÜRT MUHALEFETİNE OPERASYON

Habere göre 14 Şubat’ta Kuzey Irak’ta 13 Türk rehinenin ölü bulunmasının ardından Kürt yanlısı muhalefet HDP’nin önde gelen üyelerinin de bulunduğu yüzlerce kişi tutuklandı.  Hatta Türk hükumeti, rehinelerin sağ salim kurtulabilmesi için mağdurların aileleri ile beraber mücadele eden HDP milletvekilleri ve insan hakları aktivistleri Hüda Kaya ve Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında soruşturma başlattı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözcüsü, ABD, Avrupa Birliği ve diğer Batı ülkeleri tarafından terör örgütü ilan edilen PKK’nın HDP ile “bir ve aynı” olduğunu belirtti. HDP’nin bu iddiayı reddettiği vurgulanırken Erdoğan’ın da ABD’yi teröristleri desteklemekle suçladığına haberde yer verildi. Haberin detaylarında şu bilgiler dikkat çekiyor:

Bu suçlamalar tuhaf görünse de, Erdoğan’ın iktidarda kalmak için neredeyse tek stratejisi olan zulümlerini hayata geçirmek ve hükumet baskısını haklı çıkarmak için kötüye kullandığı “terörle mücadele” şablonunu destekliyor. Başkan Joe Biden, Türkiye’nin ABD’nin ulusal güvenliğini etkileyen bu terminolojiyi kötüye kullanmaya devam etmesine izin vermemeli ve Erdoğan ile ilk görüşmesinde bunu netleştirmeli.

“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ORTADAN KALDIRMAYA KENDİNİ ADAMIŞ”

Terörle mücadele kapsamında, ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmaya kendini adamış hükumetin kapsamlı kaynakları hayret verici. Türkiye’de, 2016 yılında    sadece barışı teşvik eden açık bir mektubu imzaladıkları için güneydoğuda terör propagandası suçlamasıyla 785 akademisyen yargılandı. O zamandan beri, yaklaşık 6.000 akademisyen, profesyonellerin daha geniş çapta tasfiye edilmesinin bir parçası olarak ihraç edildi. Ve bu yıl, Türkiye’nin Harvard’ı kabul edilen Boğaziçi Üniversitesi’ne Erdoğan tarafından seçilen ve akademik kriterleri yeterli olmayan hükümet yanlısı bir rektör atanmasına barışçıl gösteri yapmaktan dolayı yaklaşık 560 öğrenci tutuklandı.

200’den fazla muhabir ve medya çalışanını terör veya “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarıyla hapse atan Türkiye, son beş yıldır en fazla gazeteci tutuklayan ülkeler arasında.

İnsan Hakları İzleme Örgütü‘ ne göre, dünya çapında çok fazla gazetecinin hapsedildiği 2020 yılında,  yaklaşık 87 Türk gazeteci ve medya çalışanı gazetecilik çalışmaları veya terör suçlamaları nedeniyle hapis cezasına çarptırıldı.

HER 6 GAZETECİDEN 1’İ YARGILANIYOR

Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin Yıllık Medya İzleme Raporuna göre, şu anda Türkiye’de her altı gazeteciden biri yargılanıyor. 2016’dan bu yana en az 160 medya kuruluşu kapatıldı. Sınır Tanımayan Gazeteciler’ in Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, “terör örgütü propagandası yapmak, açıkça suç işlemeye tahrik etmek, suçu ve suçluyu övmek ” iddiasıyla 14 yıla kadar hapisle yargılanıyor.

Arkadaşları, darbe girişiminden sonra kapatılmaya zorlanan bir gazetenin konuk editörlüğünü yaptığı için Önderoğlu’nun ve  diğer sanıkların, bu “sahte suçlamalarla” karşı karşıya kaldıklarını söylüyor. Çalışanlarının neredeyse yarısı tutuklanan bir diğer önemli gazeteci ve editör Can Dündar, Aralık ayında terör suçlamasıyla 27 yıldan fazla hapis cezasına çarptırıldı. Kasım ayında, istinaf mahkemesi, gazeteci ve kapatılan bir TV yayın grubunun başkanı Hidayet Karaca’ya verilen ömür boyu hapis cezasını onadı. 15 Şubat’ta, kapatılan bir gazetenin genel yayın yönetmeni ve insan hakları avukatı Eren Keskin ile üç eski çalışanı, terör suçlarından toplam 20 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

SOSYAL MEDYA BASKI ALTINDA

Türkiye’de tartışma platformları hızla küçülüyor. Sosyal medyaya hükumet tarafından uygulanan bir baskı var ve binlerce kişi Cumhurbaşkanına hakaret etmek veya terör propagandası yapmakla suçlanabiliyor ve tutuklanabiliyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Kovid-19 hakkında “korku ve panik yarattığı” düşünülen veya hükumetin salgınla mücadelesini eleştiren sosyal medya paylaşımları nedeniyle yüzlerce kişinin gözaltına alındığını belirtti.

Bir Türk siber hukuk uzmanı The Guardian’a verdiği demeçte, yetkililerin 400 binden fazla web sitesini engellediğini ve yeni çıkarılan bir yasa kapsamında sosyal medya ve çevrimiçi içeriklerin üzerinde daha fazla kontrol sağlamak için sansürü genişlettiklerini söyledi.

ZULME EN FAZLA MARUZ KALAN HİZMET HAREKETİ

Terör adı altında zulme en fazla maruz kalan, Fethullah Gülen’in önderliğinde dinler arası diyaloğa, insani yardım çalışmalarına ve eğitime odaklanan bir toplumsal hareket olan Hizmet Hareketi oluyor . Erdoğan, 2016’daki başarısız darbe girişiminden Gülen’i sorumlu tutarken, Gülen bütün iddiaları reddederek uluslararası soruşturma açılması çağrısında bulunmuştu. Temmuz 2020’deki hükümet rakamlarına göre, Hizmet hareketi ile bağlantılı davalarda yaklaşık 133 bin kişi cezai soruşturma altında ve 58 bin kişi terör suçundan yargılanıyor. Bunlardan 26 bini cezaevinde tutuluyor.

Terörle suçlanmakla kalmayıp, tutuklanan, beraat ettikten sonra bile yurtdışı yasağı olan ve kendi oğluyla konuşması yasaklanan bir babanın yaşadığı zulmü ilk ağızdan biliyoruz.

Altı yıldan fazla hapis cezasına çarptırılan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Fahri Başkanı Taner Kılıç da dahil olmak üzere, bu davaları savunmaya ve dile getirmeye cesaret edenler hükumet tarafından hedefe alınıyor. Şu anda terörizm suçlarından uzun hapis cezalarına çarptırılan 450 avukat var. Eylül ayında bu iddialarla 47 avukat gözaltına alındı. Bir ay öncesinde, 17 avukatla birlikte terör suçlamasıyla tutuklanan cesur insan hakları avukatı Ebru Timtik, adil yargılanma talebiyle başlattığı açlık grevinde hayatını kaybetti.

İKTİDAR SİYASİ TUTUKLULARIN HAYATINI KASTEN TEHLİKEYE ATTI

Salgın sırasında hükumet, terör suçuyla yargılanan on binlerce siyasi tutuklunun hayatını kalabalık hapishanelerde tutarak ve kasten af yasalarından yararlandırmayarak riske attı. İnsan Hakları İzleme Örgütüne göre, yetkililer ya terörist olduklarını iddia ettikleri mağdurlara yönelik artan işkence ve kaçırılma raporlarını ya da soruşturmayı reddederek bir cezasızlık kültürünü besliyorlar.

Türkiye, hükumete sivil toplum kuruluşlarının bağışlarını ve mal varlıklarını bloke etme ve üyelerin terörle suçlanması durumunda kapatılması yetkisi veren yeni bir yasa tasarısıyla sivil toplumu ezmek için yetkilerini genişletiyor. Kanun, Türkiye’nin 2016-2019 yılları arasında en az bin 500 STK’yı kapatması ve mal varlığına el koyması sonrasında yürürlüğe girdi.

İnsan hakları ihlallerine ilişkin açık kanıtların ışığında, Biden yönetimi, insan hakları ihlalinde bulunduğu veya yolsuzluğa karıştığı belirlenen herhangi bir Türk yetkiliye yaptırım uygulamak için Küresel Magnitsky İnsan Hakları Yasasını kullanmalıdır.  Bir Yabancı Kontrol Ofisi veri tabanına göre, bu yasaya tek bir Türk yetkilinin adı bile verilmemiştir.  Başkan Biden, Erdoğan’la konuştuğunda, Türkiye’nin çok geniş kapsamlı Terörle Mücadele Yasasını yürürlükten kaldırmasını ve hükumetin kendi halkına boyun eğdirmek için bu terimi kötüye kullanmasına son vermesini talep etmelidir.

ABD BÖYLE BİR ÜLKEYLE İŞBİRLİĞİ YAPAMAZ

ABD, insan hakları ihlallerini terörle mücadele altında meşrulaştıran ve gerçek terör tehditlerine karşı tüm inandırıcılığını yitiren ve böylece daha geniş NATO ittifakını baltalayan bir ülkeyle güvenlik konularında işbirliği yapamaz.  Biden, Türkiye’de özgürlük mücadelesinin ön saflarında yer alan siyasi tutukluların serbest bırakılması için de baskı yapmalıdır.

Senato’nun iki partili çoğunluğunun Başkan’a  yazdığı yakın tarihli bir mektubunda belirttiği gibi, Biden Türk hükumetini “muhalefet üzerindeki baskılarını sona erdirmeye, siyasi tutukluları serbest bırakmaya ve otoriter gidişatını tersine çevirmeye” çağırmalıdır.  Aksi takdirde Türkiye, vatandaşı aleyhine “terörle mücadele” kisvesi altında Erdoğan’ın iktidarını daha da sağlamlaştırmak için rehinelerin ölümü gibi trajedileri kullanmaya devam edecektir.

Okumaya devam et

Dünya

ABD Navalny yaptırımlarını açıkladı: Moskova karşılık verecek

AB’den sonra ABD yönetimi de Rus hükumetinin üst düzey yetkililerine yaptırımlar açıkladı. Yaptırımlara gerekçe olarak, muhalif lider Aleksey Navalny’nin 2020 yılının Ağustos ayında Moskova tarafından sinir gazı kullanılarak öldürülmek istenmesi gösterildi.

BOLD – ABD, kimyasal bir madde kullanarak Rus muhalif Aleksey Navalny’nin zehirlenmesinde rol oynadığı tespit edilen Rusya’dan 7 yetkili ve 14 kuruluşa yaptırım uygulama kararı aldı.

Joe Biden yönetimi tarafından açıklanan yaptırımlar eski başkan Donald Trump’ın Rusya politikasından keskin bir sapmaya işaret ediyor. Trump, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’le çatışmaya girmemeye gayret ediyordu.

Aleksey Navalny, geçen yıl Ağustos ayında Sibirya’ya gitmek üzere bindiği uçakta hastalanmış, tedavisi için hava yoluyla Almanya’ya götürülmüştü. Burada Navalny’nin bir sinir gazıyla zehirlendiği sonucuna varılmıştı. Kremlin ise Navalny’nin hastalığında rolü olduğunu reddediyor ve zehirlendiğine dair delil olmadığını savunuyor.

Almanya’da gördüğü tedavinin ardından Ocak ayında Rusya’ya dönen Navalny, şartlı tahliye koşullarını ihlal ettiği gerekçesiyle gözaltına alınmış ve iki buçuk yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

YEDİ ÜST DÜZEY YETKİLİ

Yedi üst düzey Rus yetkiliye ABD yönetimi tarafından mal varlıklarının dondurulması gibi yaptırımlar uygulanacak. Bunlar; Federal Güvenlik Hizmetleri Başkanı Aleksandr Bortnikov, Başkanlık Politikası Dairesi Başkanı Andrey Yarin, Cumhurbaşkanlığı Yürütme Ofisi Genel Sekreter Kıdemli Yardımcısı Serhey Kiriyenko, Savunma Bakan Yardımcısı Aleksey Krivoruchko, Savunma Bakan Yardımcısı Pavel Popov,Federal Cezaevleri Başkanı Aleksander Kalaşnikov ve Başsavcı Igor Krasnov.

14 KURUM DA YAPTIRIM KAPSAMINDA

Rusya’nın biyolojik ve kimyasal silah üretimi ile bağlantılı 14 kuruma da cezalandırıcı tedbirler getirildi. Bunların arasında 13 ticari kurum ve devlete ait bir araştırma enstitüsü var. ABD’nin yaptırım adımı AB ile uyum içinde atıldı.

Bu kuruluşlara bazı malların ABD’den ihracatına yasak getirildi. ABD Ticaret Bakanlığının ihracat yasağı listesine eklenecek 13 şirketin 9’unun merkezinin Rusya’da, 3’ünün Almanya’da, birinin de İsviçre’de olduğu kaydedildi.

ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken tarafından yapılan açıklamada ”Rusya’nın giderek artan otoriterliği karşısında AB’nin kaygılarına katılıyoruz ve Rusya’ya yaptırım uygulama kararlılığını memnunlukla karşılıyoruz” denildi.

Avrupa Birliği (AB) de muhalif lider Aleksey Navalny’nin tutuklanması nedeniyle Pazartesi günü dört Rus üst düzey bürokratı hedef alan yaptırımlar açıklamıştı. AB Dışişleri Bakanları toplantısından çıkan yaptırım kararı, AB vize yasağı ve varlıkların dondurulmasını içeriyor. Yaptırımlar Salı günü itibariyle yürürlüğe girdi.

RUSYA: MÜTEKABİLİYET İLKESİNE GÖRE CEVAP VERİLECEK

ABD ve AB’nin yaptırım kararlarının ardından açıklama yapan Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, yaptırım kararlarına mütekabiliyet ilkesine göre cevap vereceklerini bildirdi.

Mariya Zaharova, yaptığı yazılı açıklamada, ABD yönetiminin yaptırım kararları ile ‘AB ile düet yaparak Moskova’yı cezalandırmak için düşmanca Rus karşıtı saldırı’ başlattığını belirtti.

Zaharova, “Bütün bunlar iç işlerimize açık müdahalenin devam etmesi için bahanedir. Buna katlanma niyetinde değiliz. Mütekabiliyet ilkesine göre tepki vereceğiz.” ifadelerini kullandı.

“KÖTÜ OLAN İLİŞKİLERE BÜYÜK ZARAR VERDİ”

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da ABD ve AB’nin yaptırımlarının kabul edilemez olduğunu belirterek, “Bunlara benzer tüm kısıtlamalar, kötü olan ilişkilerimize büyük ölçüde zarar veriyor” dedi.

Bu yaptırımların, Rusya’nın iç işlerine müdahale olduğuna dikkati çeken Peskov, yaptırımlara mütekabiliyet gereği yanıt vereceklerini söyledi.

Peskov, yaptırımlar nedeniyle ABD ve AB ile ilişkileri ise koparmak istemediklerini dile getirdi.

Türkiye son 10 yılda özgürlüklerin en çok gerilediği ikinci ülke

Okumaya devam et

Dünya

Almanya ‘siyasal İslam’ ile mücadele için kolları sıvadı

Fransa’da bir öğretmenin radikal bir kişi tarafından kafasının kesilmesinin ardından hazırlanan ve meclisten geçen ‘İslamcı bölücülükle mücadele’ yasasının bir benzeri için Almanya’da da hazırlıklar başladı.

BOLD – Fransa’da geçen ay meclisten geçen ve yakında Senato’da görüşülmesi beklenen tartışmalı ‘İslamcı bölücülükle mücadele’ yasasının bir benzeri için Almanya’da da bazı hazırlıklar yapılıyor.

Başbakan Angela Merkel’in partisi Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik’in (CSU) İçişleri ve Yurt Çalışma Grubu da radikal gruplarla mücadelenin sertleştirilmesini öngören bir pozisyon belgesi hazırladı.

Belgede camilerin kayıt altına alınmasından yurt dışı finansmanının takibine, radikal akımlarla mücadelede istihbaratın yetkilerinin artırılmasına pek çok talebin yer aldığı bildiriliyor.

Alman güvenlik birimlerinin 2019 yılı istihbarat raporuna göre, Almanya’da radikal gruplar tehlikesi bir önceki yıla oranla yüzde 5,5 oranında arttı. Radikal gruplara mensup kişilerin sayısı 28 bin 20 kişiye yükseldi.

Almanya’da aşırı ideolojileri aydınlatmaya yönelik istihbaratın yetkilerini artıran yeni bir düzenleme de Federal Meclis’te bulunuyor.

TÜRKİYE’DEN GELEN DİN GÖREVLİLERİ

Berlin ayrıca Türk hükumetinin Almanya’daki camiler üzerinden siyasi faaliyet yürütmesinden de rahatsız,

Alman Federal İçişleri Bakanlığı, Deutsche Welle’nin konuyla ilgili bir sorusuna verdiği cevapta, “Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilerin, Türk hükümetinin diaspora politikası kapsamında siyasete malzeme edilmesi İçişleri Bakanlığı tarafından çok ciddiye alınmaktadır. Anayasayı Koruma Teşkilatı (iç istihbarat teşkilatı) da dışardan tesir etme girişimlerini yoğun biçimde takip etmektedir” ifadelerini kullandı.

2016 yılından bu yana Ankara’nın Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilere yoğun biçimde nüfuz etmeye çalıştığına işaret eden İçişleri Bakanlığı, bu çerçevede imamların Türkiye’den gönderilmesi yerine başka ne tür alternatifler olabileceği konusunu Almanya İslam Konferansı çerçevesinde değerlendirdiklerini, İçişleri Bakanı Horst Seehofer’in gelecekte Ankara’dan daha az din görevlisi gönderilmesini talep ettiğini hatırlattı.

“Biden terörle mücadele söylemini kötüye kullanan Erdoğan’ı neden durdurmalı?”

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0