Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Şebnem Korur Fincancı: “Sağlık Bakanı hekim kimliğini reddetti”

Türk Tabipler Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya ağır eleştiriler yöneltti. Sağlık Bakanı’nın halk sağlığıyla ‘ulusal çıkarı’ karşı karşıya getirmesini eleştiren Fincancı, Fahrettin Koca’nın artık hekim kimliğini reddettiğini söyledi. “Ulusal çıkarınız, öncelikle halkın sağlığının korunmasıdır” dedi.

BOLD – Türk Tabipler Birliği, son dönemlerde Kovid-19 merkezli hararetli tartışmaların merkezinde. Öyle ki, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamaları ile birliğin kapatılması bile tartışılmaya başlandı. Evrensel Gazetesi’ne konuşan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı ise eleştirilere cevap verdi.

FİNCANCI’DAN SAĞLIK BAKANINA AĞIR ELEŞTİRİ

Fincancı hedefindeki Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya sert sözlerle yüklendi. Bakan Koca’nın ‘vaka ayrı hasta ayrı’ sözlerini değerlendiren Fincancı “Halk sağlığının öncelenmediği bir ulusal çıkar mümkün mü? Bir salgında ulusal çıkar, o salgının ciddi bir biçimde yönetilmesi, koruyucu bütün mekanizmaların işletilmesi ve doğru bir tedavi sürecinin planlanmasıdır. Bunu yapmazsanız ne ekonomide başarı sağlarsınız ne de çalışma alanında. Üretken yaşlarında insanlar kaybedildiğinde, yaşamlarını yitirdiğinde neyin ulusal çıkarıdır bu? Ulusal çıkarınız öncelikle halkın, toplum sağlığınızın korunmasıdır.

FİNCANCI: BAKAN HEKİM KİMLİĞİNİ REDDETTİ

Fincancı ayrıca Bakan Koca’nın siyasi açıklamaları ile hekim kimliğini inkar ettiğini söyledi. “Diğer yandan Sayın Sağlık Bakanı bir hekim. Bir yemini var. Bu yemin çok açıktır; ‘Önceliğim hastamdır, hastamla arama kimse giremez. Baskı altında bile ben önce hastamın sağlığını gözeteceğim’ der. Bir hekim olarak ‘Halk sağlığı yanında ulusal çıkarı da gözetiyoruz’ dediğinizde zaten hastanızla aranıza piyasanın girmesine izin veriyorsunuz demektir. Bütün bu siyasi boyutun dışında hekim kimliği kalkmıştır Sayın Bakanın. Hekim kimliğini reddetme boyutuna gelmiştir bu açıklamayla ne yazık ki.” dedi.

KOVİD-19’LA MÜCADELEDE ÖNEMLİ UYARI

Türkiye’deki uygulamanın Dünya Sağlık Örgütü’nün kriterlerine uymadığını belirten Fincancı Kovid-19 ila mücadeledeki yanlışların da altını çizdi. Fincancı, “Kovid-19 hastası olarak kabul edilmeyip evde filyasyon ekipleri tarafından takip edilenlerde de sıkıntılar var. Filyasyon ekipleri yeterli eğitim almamış, sağlık müdürlüklerinde çalışan, farklı alanlardan görevlendirilen kişilerle yürütülüyor. Bunların hem kendilerini hem de toplum sağlığını koruyabilmeleri için iyi bir eğitimden geçmeleri gerekiyor. Ayrıca sahada yetememe durumu da var. Karantinada kalması, izole edilmesi gerekenlerin diğer insanlarla temas ettikleri gerçeği var. Dolayısıyla bir izlem süreci yürütülmeye çalışılıyor ama yetmiyor. Birinci basamak koruyucu sağlık çalışmaları, sağlık ocaklarında bir ekip üzerinden o bölgeye yönelik yürütülürdü. Aile hekimliği ise bunu sağlayamıyor, yetersiz kalıyor. Telefonla aramakla karantina süreci yönetilemez.” ifadeleri kullandı.

“GRİP AŞISI YETERLİ DEĞİL”

Fincancı grip aşısı tartışmalarında önemli bir bilgiyi de paylaştı. Sonbaharla birlikte grip vakalarının da tırmanışa geçtiğinin altına çizen TTB Başkanı, Türkiye’de en az 6 milyon doz grip aşısı ihtiyacı olmasına karşın, eczanelerin 1 buçuk milyon doz aşı siparişi verdiğini kaydetti. Fincancı bu sebeple grip olaylarında yüksek bir seyir izleneceğini ve kovid-19’la mücadele sırasında sağlık personelinin aşırı yıpranacağını belirtti.

FİNCANCI: İKTİDAR SALGIN GERÇEĞİNİ GİZLİYOR

Son dönemlerde kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan TTB’nin başkanı Fincancı siyasi tartışmalara da değindi. Salgın döneminde artan baskıların, iktidarın salgına ilişkin gerçekleri gizleme çabasının kendileri tarafından halkla açık bir şekilde paylaşmanın sonucu olduğunu ileri sürdü.

Gündem

Diyanet İşleri Başkanı korona oldu

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, koronavirüse yakalandı. Erbaş, genel durumunun iyi olduğunu duyurdu.

BOLD- Erbaş sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Kovid-19 testinin pozitif çıktığını söyledi. Milletten dua isteyen Erbaş, hastalara da şifa diledi.

 

Okumaya devam et

Gündem

Erdoğan’ı zorlayan ikinci Halkbank Davası

ABD’de ikinci Halkbank Davası 3 Mayıs’ta başlayacak. Yargılama, Alman Der Spiegel dergisinin ifadesiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türk ekonomisini korkunç bir duruma sokabilir.

BOLD – Amerika Birleşik Devletleri’nde Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren bir dava var. Davanın sonunda Halkbank’a 20 milyar dolarlık bir ceza kesilebileceği ifade ediliyor. Reza Zarrab’ın itirafları davada önemli rol oynuyor. Biden’lı yeni dönemde Erdoğan için tünelin ucunda ışık görünmüyor.

Okumaya devam et

Gündem

Gergerlioğlu kararını onayan Yargıtay, IŞİD’lilerin dosyasını bekletiyor

Türkiye’yi hedef alan IŞİD katliamlarının sorumlularına verilen cezayı görmezden gelen Yargıtay, insan hakları mücadelesiyle iktidarın sabrını taşıran Gergerlioğlu’nun dosyasını gündemine alıp cezayı onadı.

BOLD – Yargıtay, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun barış yanlısı bir paylaşımı nedeniyle verilen cezayı onadı. Karar Meclis’te okunursa Gergerlioğlu hapse girecek.

t24.com.tr’den Gökçer Tahincioğlu, Gergerlioğlu’nun hapis cezası kararını jet hızıyla gündemine alan Yargıtay’ın IŞİD dosyalarını yıllardır beklettiğine dikkat çekti. Tahincioğlu, IŞİD’lilerin dosyalarının Yargıtay’da 3 ile 5 yıldır dondurulduğunu yazdı.

Yargıtay’ın bu tutumunu eleştiren Tahincioğlu’nun “O bombalar nasıl patladı: IŞİD beklesin, Gergerlioğlu’nu mahkûm edelim” başlıklı yazısı:

ARTIK YAPILANLAR KAVRAMLARLA AÇIKLANAMIYOR

İnsanlık suçlarına imza atanların o imzaları nasıl bu kadar kolay atabildiklerinin kanıtları, basit bir arşiv taraması ve bu dosyaları yıllarca sayfa sayfa takip eden hak savunucularının, avukatların çabalarıyla hep önümüzde duruyor.

Türkiye, ne zamandır, “etik ve ahlak” üzerine konuşulamayacak bir ülke. Bir zamanlar, “iki yüzlü ahlak” üzerine konuşmak, etikle ahlakın benzerlikleri ve farkları üzerine yorum yaparak, olanı biteni yorumlamak mümkündü belki.

Sonrasında ahlak, kavramsal olarak, muhafazakârlığın amentülerinden biri haline geldi ve sadece mahalle baskısı, başkalarının hayatı üzerine ahkam kesmenin aracı olarak kullanıldı.

Etik de eğilip bükülen, felsefe ile bağı kopartılan kavramlardan birine dönüştü.

Ama konuşulamamasının nedeni aslında bunlar değil.

Eski ve yeni Türkiye gibi nafile ve gerçekten uzak karşılaştırmalar yapmak da değil.

Konuşulamamasının nedeni, artık birçok eylemin, yapılıp edilenlerin “naif” kavramlarla açıklanamayacak olması. O kavramların, doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin, eksik kalması…

IŞİD’LİLER KISA SÜREDE SERBEST BIRAKILDI

Türkiye’yi hedef alan IŞİD katliamlarının mimarlarından İlhami Balı, ismi, IŞİD’in sınır emiri olarak bilinmeden önce de devlet tarafından tanınıyordu.

Balı, niyetini gizlemeyenlerden biriydi.

Defalarca dinlemeye takılmıştı.

2010 ve öncesinde El Kaide’nin Türkiye yapılanması içinde yer almıştı ve bomba yapımına yönelik malzemelerin temini, saklanması dahil birçok eyleme imza atmıştı.

Balı, uzunca bir takibin ardından yakalandı ama çok kısa bir süre cezaevinde kaldı. Adana ve çevresinde “Sanayi grubu” olarak bilinen El Kaide bağlantılı bu grupta Balı’nın dışında, Mehmet Gök ve Hasan Aydın da vardı. Çok kısa süre cezaevinde tutulup, serbest bırakılan bu isimler, davada yargılanan diğer üç sanıkla birlikte 2015’te 6 ila 8 yıl arasında hapse mahkûm edildiler.

Ancak artık ortada yoklardı.

Balı, o tarihte, çoktan IŞİD’e katılmıştı ve Türkiye’nin sınır emiri olarak görev yapıyordu.

Hasan Aydın, daha sonra yeniden yakalanıp serbest bırakılmıştı ve IŞİD saflarına, Suriye’ye geçmişti.

Mehmet Gök de Gaziantep grubu içinde faaliyet göstermeye başlamıştı.

YARGITAY 3 YILDA ANCAK ESAS NUMARASI VEREBİLDİ

Bu dosya, 2016’da Yargıtay’a geldi.

Yargıtay’da dosyaya sadece esas numarası verilmesi bile üç yıl sürdü. 2019’da nihayet Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nde esas numarası alabildi.

Hemen burada bir virgül koymak gerekiyor.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, terör suçlarının temyiz incelemesini yapan, mühim bir daire.

HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkındaki 2 yıl 6 aylık hapis cezasını 19 Şubat’ta onamasıyla gündeme geldi.

Gergerlioğlu, internet sitelerinde yayımlanan yazıları sosyal medya hesabından paylaştığı için hapse mahkûm edildi. Eylemi bundan ibaret. Çözüm süreci devam ederken bu eylemleri yapsa ya da bir başka partiden olsa cezalandırılması bir yana, alkışlanacaktı. Türkiye’deki adalet sisteminin dönemlere, kişilere göre nasıl eğilip bükülebildiğinin sıcak kanıtı.

Gergerlioğlu’nun ceza aldığı eylemiyle ilgili iddianame, 4 Ağustos 2017’de hazırlandı. “Propaganda” ile suçlanan Gergerlioğlu, hızlı bir yargılama sonunda, 21 Şubat 2018’de hapse mahkûm edildi. Hemen ardından, 24 Haziran 2018 seçiminde milletvekili seçilmesine rağmen yargılaması durdurulmadı. Oysa, dokunulmazlık kapsamında olmayan suçlar arasında o güne kadar “propaganda” geçmiyordu. Gergerlioğlu söz konusu olunca, bu tartışılmadı bile.

KARAR TBMM’DE OKUNURSA GERGERLİOĞLU HAPSE GİRECEK

Sürdürülen yargılama sonunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’üncü Ceza Dairesi, 7 Aralık 2018’de Gergerlioğlu’nun istinaf başvurusunu reddetti. Yargı paketiyle 5 yılın altındaki suçlar için Yargıtay yolu açılmasa, aslında ceza o sırada kesinleşecekti. Ancak dosya paket sayesinde Yargıtay’a taşındı.

IŞİD’lilerin dosyasını yıllardır bekleten Yargıtay, Gergerlioğlu için o kadar beklemeye gerek görmedi. Özellikle “sabır taşıran”, çıplak arama tartışmalarından hemen sonra Yargıtay 16. Ceza Dairesi, dosyayı gündemine aldı ve 21 sayfalık bir kararla verilen cezayı onadı.

Bu cezanın TBMM Genel Kurulu’nda okunması halinde, Gergerlioğlu, cezaevine girecek. Üstelik Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu ile ilgili verdiği, “dokunulmazlık sürmeliydi” kararı ortadayken.

Şimdi IŞİD dosyasına dönebiliriz.

IŞİD’İN ÖNEMLİ İSİMLERİ HALA ARANIYOR

İlhami Balı, cezasının onanmadığı, elini kolunu sallayarak IŞİD saflarına geçtikten sonra yüzlerce kişiyi Türkiye sınırından Suriye’ye taşıdı. Yakıldıkları resmi makamlarca hâlâ kabul edilmeyen iki askerin kaçırılması dahil, sınırdaki onlarca eyleme imza attı. 10 Ekim Gar Katliamı başta olmak üzere, IŞİD’in Türkiye’deki bombalı saldırılarının tamamında, sınırdaki geçişlerde, planlamalarda görev alan bir numaralı isimdi. Halen firari olarak, “kırmızı bültenle” aranıyor.

Hasan Aydın, 2016’da, IŞİD’in yakarak öldürdüğü iki askerin videosunu çeken ve paylaşan isim. Tahliye olduktan bir süre sonra Suriye’ye geçerken bir kez daha yakalandı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldıktan sadece bir yıl sonra bu eyleme imza attı.

Mehmet Gök’ün onlarca telefon konuşması dinlemeye takıldı. Sınırdaki insan kaçakçılığının Türkiye tarafındaki etkin isimlerinden biriydi. Ancak ne hikmetse ne operasyon yapıldı kendisine ne hakkında yeni telefon dinleme kararları çıkartıldı. Brüksel’deki bombalı saldırılardan, Diyarbakır’daki HDP mitingine yönelik bombalı saldırıya kadar pek çok eylemde izine rastlanan Gök, Diyarbakır saldırısı davasında kısa süre sonra beraat etti. Gerekçe, dinlenen telefonların kendisine ait olduğuna yönelik somut kanıt bulunamamasıydı…

KANLI EYLEMLERİN MİMARLARI İLE İLGİLİ KESİNLEŞEN BİR KARAR YOK

Kanlı eylemlerin mimarı bu isimler hakkında Türkiye’de halen kesinleşmiş yargı kararı yok.

Dosyaları Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin önünde duruyor.

Gergerlioğlu, çok daha tehlikeli bir isim olacak ki daire, dosyasına öncelik verdi.

Basın açıklaması, protesto yürüyüşü gibi demokratik hak niteliğinde kalabilecek ancak terör kapsamında değerlendirilen sürüyle dosyaya öncelik verdiği gibi.

Elbette vardır tüm bunların bir hikmeti.

Ancak rafta saklansa da unutulmuyor o dosyalar, zamana bırakılsa da bu yapılanlar unutulmuyor.

İnsanlık suçlarına imza atanların o imzaları nasıl bu kadar kolay atabildiklerinin kanıtları, basit bir arşiv taraması ve bu dosyaları yıllarca sayfa sayfa takip eden hak savunucularının, avukatların çabalarıyla hep önümüzde duruyor.

Toplumsal olaylara hazırlık: Biber gazı ve kelepçe alınacak

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0