Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Karantina hücresinden cenazesi çıktı: Plastik sandalyede ölüm!

KHK’lı polis Mustafa Kabakçıoğlu, 4 yıl tutuklu kaldığı cezaevindeki karantina hücresinde plastik sandalyenin üzerinde böyle can verdi: Başı arkaya düşmüş, tırnakları morarmış, elleri bacaklarının üzerinde oturur vaziyette…

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

KHK’lı komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu, 29 Ağustos 2020’de Gümüşhane Cezaevindeki karantina hücresinde hayatını kaybetti. 44 yaşındaki ihraç polisin öldüğü gün çekilen olay yeri fotoğrafları, cezaevi doktoruna yazdığı son dilekçe ve 4 yıldır tuttuğu günlüklere Bold Medya ulaştı. Kabakçıoğlu’nun plastik sandalye üzerinde can verdiğini gösteren fotoğraflar, yaşamak zorunda bırakıldığı kötü şartları da gözler önüne seriyor.

Gardiyanlar KHK’lı Kabakçıoğlu’nu sabah bu şekilde bulduklarını belirttiler ve dosyaya olay yeri fotoğrafı olarak bu kareler girdi.

GARDİYANLAR BULDU

Gardiyanlar, 29 Ağustos 2020 sabahı 05.45’te hücrenin bahçe kapısını açtıklarında KHK’lı komiser Mustafa Kabakçıoğlu’nu sandalyede tek başına oturur vaziyette ve başı arkaya düşmüş şekilde bulduklarını söyledi. Fotoğraflarda Kabakçıoğlu’nun başı arkaya düşmüş, tırnakları morarmış, elleri dizlerine paralel bir şekilde oturur vaziyette görülüyor. Siyah tişörtünün üzeri ise tozlu. Kurum doktorunun aktardığına göre Kabakçıoğlu’nun 02.00-03.00 arasında öldüğü tahmin ediliyor. Gece ne yaşadığı bilinmiyor. Acil butonuna basıp basmadığı bir muamma. Sandalyede ölüp ölmediği ailesi tarafından şüphe ile karşılanıyor.

Olay yerine ait çekilen fotoğraflarda Kabakçıoğlu’nun yaşamak zorunda bırakıldığı kötü ortam da görülüyor. Merdiven altında bir yer yatağında yatmak zorunda kalan Kabakçıoğlu’nun kaldığı hücrenin duvarlarının boyaları dökülmüş, mutfak kısmı ise oldukça bakımsız durumda. Kabakçıoğlu’nun yatağının hemen kenarında tüm hücrenin kullandığı alaturka tuvalet var.

Mustafa Kabakçıoğlu, 90 kilo girdiği cezaevinde 50 kiloya kadar düştü.

KARANTİNA HÜCRESİNDE 9 GÜN TEK BAŞINA

Astım ve şeker hastası olan Kabakçıoğlu, 2017’de cezaevindeyken şeker hastası da oldu. Hücrede iki kez düşüp şuurunu kaybetti. Birçok kez dilekçe yazıp hastaneye gitmeyi talep etti. Bu süreçlerde hep hak ihlalleriyle karşılaştı. (Yarın yayınlayacağımız günlüklerinde bu hak ihlallerine yer vereceğiz.)

20 Ağustos 2020 Perşembe günü ise öksürüğü arttığı için korona şüphesiyle karantina hücresine kapatıldı. O gün aynı zamanda eşiyle son konuşmasını yapmıştı. Genç komiser yardımcısı 9 gün boyunca tek başına D-2 hücresinde yaşadı. O hücresinde sabaha kadar öksürdüğü ve hayatını öyle kaybettiği iddia edilmişti. Öldüğü gün Trabzon Adli Tıp Kurumunda yapılan test sonucu negatif çıktı. Korona şüphesiyle kapatıldığı hücresinden cenazesi çıktı ancak koronavirüs kapmadığı kayıtlara geçti.

SON DİLEKÇESİNİ ÖLMEDEN 2 GÜN ÖNCE YAZDI

Mustafa Kabakçıoğlu son dilekçesini ölmeden 2 gün önce, 27 Ağustos 2020’de yazdı. Ağzı ve ayağı uyuştuğu için kalem tutamayan ve sağlık durumunu güçlükle kayda geçirdiğini ifade eden Kabakçıoğlu, verilen ilaçların yan etki yaptığını söylüyor. Ağzında ve bacağında aşırı şişme olduğunu ifade ediyor ve adeta öleceğini haber veriyor:

“HİÇBİR İŞLEMİMİ YAPAMIYORUM”

“Vermiş olduğunuz ilaçları düzenli olarak kullanmaktayım. Ancak ilaçların yan etki yaptığını düşünüyorum. Özellikle sol ağzım, sol bacağımda aşırı ŞİŞME oldu. Yürüyüş ve konuşma sıkıntısı yaşıyorum. Bu dilekçeyi yazarken kolumda uyuşukluk yaşıyorum. Bel altı hareket özgürlüğümü sağlayamıyorum. Hiçbir işlemimi yapamıyorum. Saygılarımla arz ederim.”

Dilekçede kurum doktorunun da notu görülüyor. Dr. S.Y. notunda hastayı sevk ettiğini söylüyor ve muhakkak hastaneye götürülmesini öneriyor: “Dahiliye sevkini yaptım. İleri tetkiklerle değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Sevke gitmesini muhakkak öneriyorum. Ayrıca dün sevk ve reçete yazdım. İlaçları da kullan.” 

Ancak doktorun bu notu, Kabakçıoğlu’nun ölümünden önce mi yok sonra mı düştüğü belli değil.

Mustafa Kabakçıoğlu’nun son dilekçesi, 27 Ağustos 2020, Gümüşhane E Tipi Cezaevi.

ÖNEMLİ BİR TARİH: 27 AĞUSTOS 2020

27 Ağustos 2020 tarihi Kabakçıoğlu’nun vefatında dikkat çeken bir tarih. Yukarıda gördüğünüz son dilekçesini o gün yazıyor. Aynı gün kurum doktoru, sağlık memuru, iki infaz koruma memuru, Mustafa Kabakçıoğlu’nun hastaneye gitmek istemediğine dair tutanak tutup imzalıyor. Defalarca dilekçe yazıp ölümünü haber veren bir insan neden hastaneye gitmek istemediği bir soru işareti. Hastaneye gitmek istemediğine dair kendisi tarafından imzalanmış herhangi bir belge de ortada yok. O gün ayrıca ailesiyle haftalık telefon görüşmesi yapması gerekiyor, ancak ailesini de aramıyor. Eşi 28 Ağustos cuma günü Gümüşhane Cezaevini arıyor. “Dün eşimin telefon günüydü. Bizi aramadı” diye ama telefondaki memur ‘bilgi veremiyoruz’ diyor. Ertesi sabah da ölüm haberi için arıyorlar.

27 Ağustos 2020’de tutulan tutanakta kurum doktorunun, sağlık memurunun ve iki gardiyanın imzası bulunuyor. Tutanakta Kabakçıoğlu’nun hastaneye gitmek istemediği yazılmış. Ancak komiser yardımcısının böyle bir dilekçesi mevcut değil.

AKŞAM YEMEĞİ ÇÖP KUTUSUNUN ÜZERİNDE DURUYOR

Hücrede tek başına tutulan Kabakçıoğlu, son akşam yemeğinin hiçbirini yememiş. Mercimek çorbası, patlıcan kızartması ve yoğurttan oluşan yemekler bir çöp kutusunun üzerinde duruyor. Diğer kutunun kapağında bir yumurta görülüyor. Yatağı ise iki katlı olan hücrenin merdiven altında. Üzerinde mavi renkli bir örtü ve sarı battaniye var. Mutfak tezgahı çeşitli kutular ve tencerelerle dolu. Etrafta ise dağınık halde tuvalet kağıtları ve su şişeleri bulunuyor.

Fotoğraflarda hücrenin yatakhane olarak kullanılan üst katının da boş olduğu anlaşılıyor. Kabakçıoğlu burayı Kuran-ı Kerim okumak için kullanmış. Şeftali yediği meyve tabağı da yine üst kattaki ranzaların üzerinde duruyor.

Kabakçıoğlu, hücrede yemek masası olarak çöp tenekesini kullanabiliyordu.

Günlüklerinde yazdığına göre daha önce merdivenlerden düşerek bilincini kaybeden Mustafa Kabakçıoğlu’nun hem yalnız olduğu için hem de tekrar düşme korkusu yaşadığı için yatağını merdiven altına kurduğu düşünülüyor.

Karantina hücresine dönüştürülen D-2 koğuşunun üst katı. Ranzalar boş. Mustafa Kabakçıoğlu’nun burayı Kuran-ı Kerim okumak için kullandığı anlaşılıyor. Yanında bir rulo tuvalet kağıdı ve bir tabak içinde yarım kalmış şeftalisi duruyor.

OTOPSİ YAPILDI, ÖLÜM NEDENİ İKİ AY SONRA AÇIKLANACAK

Mustafa Kabakçıoğlu’nun otopsisi yapıldı, ölüm nedenine dair resmi raporun ise iki ay sonra çıkması bekleniyor. Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunan Kabakçıoğlu ailesi, iki çocuk sahibi genç komiserin ölümünden kimler sorumlu ise bulunmasını ve cezalandırılmasını istiyor. 15 Eylül’de cezaevi savcısıyla görüşen aileye bir gün sonra basın açıklaması yapılacağı söylendi, ancak bugüne kadar kimseden ses çıkmadı.

Kabakçıoğlu’nun ölümüyle ilgili cevapsız birçok soru var. 05.45 sayım saati olmamasına rağmen neden görevlilerin hepsi koğuşa geldi. Koridorun kamera kayıtları neden aileye verilmedi? Hastane, 122 ve tedavi ile belgeler istenmesine rağmen neden gönderilmedi?

Mustafa Kabakçıoğlu, ilk görev yeri İstanbul olmak üzere birçok ilde başarılarından dolayı takdirname ve plaketlerle ödüllendirilmiş.

MESLEK HAYATI ÖDÜLLERLE DOLU

Cemaat soruşturmaları kapsamında 26 Temmuz 2016’da tutuklanıp Gümüşhane E Tipi Kapalı Cezaevine gönderilen Mustafa Kabakçıoğlu, 1 Eylül 2016’da  çıkarılan ilk KHK ile mesleğinden ihraç edildi. Kabakçıoğlu ilk görev yeri İstanbul’da da son görev yerlerinden Artvin İstihbarat Şube’de de takdirnameler, plaketler aldı. Meslek hayatı başarılarla dolu olmasına rağmen 2014’te Artvin’den Giresun Şebinkarahisar’a sürgün edildi. Hem bölümünden alındı hem de rütbesi söküldü. Ancak 2015 yılında açtığı davayla komiser yardımcılığı rütbesini geri aldı.

BAĞIŞTA BULUNMASI SUÇ SAYILDI

Kimse Yok mu Derneğine bağışta bulunduğu için, evinde dini sohbetler yapıldığını söyleyen yakın arkadaşının ifadeleri ve içeriği bulunmayan, kendisinin kullandığına dair bir delili de olmayan Bylock programı nedeniyle 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay tarafından onaylanan Kabakçıoğlu, Mart 2021’de tahliye olacaktı.

Cezaevinde 4 yıl boyunca sağlık sorunlarıyla mücadele ederken bir yandan da eğitimine yatırım yaptı. Açıköğretim Fakültesi İşletme bölümünü yüksek puanla tamamladı. Hedefinde komiser olmak vardı. Ancak komiserlik sınavlarına bir türlü giremedi. Hapiste bir de bu sınavlara girebilmek için mücadele etti, açtığı davaların bir türlü sonu gelmedi. Hep ertelendi.

YARIN: KÖTÜ MUAMELEYE MARUZ KALDIĞINI ANLATTIĞI CEZAEVİ GÜNLÜKLERİ

* Bu yaşadıklarım bana ders, size de dert olsun.

* Tutuklu bulunmam sebebiyle sağlık kontrollerimi yaptıramıyor ve sağlıklı yaşayamıyorum.

* 112 görevlileri, bu hastanın hastaneye gitmesi gerektiğini söylüyor. Görevli gardiyanlar ise bizim başka işlerimiz var deyip duruyorlardı.  

* Bize bunları layık görenleri Allah’a sevk ediyorum. Hakkımı helal etmiyorum ve etmeyeceğim. 

Tutuklu öğrenci Miraç Saltek cezaevinde virüs kaptı

 

BOLD ÖZEL

Yedi haftalık bebeğini hapiste kaybeden kanser hastası Gülden Aşık yine tutuklandı

Üç ay kaldığı Bandırma M Tipi Cezaevinde 7 haftalık bebeğini kaybeden Gülden Aşık, 15 Eylül’de tutuklandı. Cezaevindeyken ilk biyopsisi yapılan üç çocuk annesi Aşık, iki yıldır tiroid kanseriyle mücadele ediyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

İki yıl önce Bandırma M Tipi Cezaevinde 7 haftalık bebeğini kaybeden ve tahliye edildikten çok kısa bir süre sonra tiroid kanseri teşhisi konulan Gülden Aşık, 15 Eylül’de Edirne’de yine tutuklandı. Edirne Cezaevine konulan Aşık’ın kanser belirtileri daha önceki tutukluluk sürecinde ortaya çıkmış, ilk biyopsisi tahliye edilmeden 4 gün önce yapılmıştı.

Cezaevinde yaşadığı ağır travmanın etkisi henüz geçmemişken kanser olduğunu öğrenen Aşık, iki yıldır hastane hastane geziyordu. Doktor ameliyat olması gerektiğini söyledi. Ancak ses tellerini kaybedebileceği riskli bir ameliyattı. Aşık’ın tedavi çabaları tutuklanmasıyla birlikte yarım kaldı.

“BENİM YAVRUM KANIM CANIM, ONLAR İÇİN ÇÖPTÜ”

12, 11, 8 yaşlarında üç çocuk sahibi olan ev hanımı Gülden Aşık, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 10 Nisan 2019’da Bandırma’da gözaltına alındı. 2 gün sonra tutuklanıp Bandırma M Tipi Cezaevine konuldu. Bylock kullandığı iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak 26 Şubat 2020’de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Aşık’ın dosyası İstinaf Mahkemesi’nde bulunuyor.

Hapse girdiğinde hamile olduğunu öğrenen Aşık, 1 Haziran 2019’da bebeği 10 haftalıkken düşük yaptı. Ancak otopsi sonucunda bebeğin 7 haftalık 5 günlükken kalbi durduğu ortaya çıktı. Karnında ölü bebekle hapiste 3 hafta yaşayan Gülden Aşık, kürtajdan 1 gün sonra taburcu edilip tekrar hapse gönderildi.

Bebeğini kaybettikten sonra eşine 19 sayfalık bir mektup yazan Aşık, gardiyanların doğmamış çocuğuna çöp muamelesi yaptığını kaleme almıştı. Bold Medya’nın yayınladığı mektupta geçen Aşık’ın “Benim yavrum canım kanım, onlar için çöptü” cümlesi ise akıllara kazınmıştı.

“BEN TERÖRİST DEĞİLİM, ELİMİ KELEPÇELEMEYİN”

Narkozun etkisiyle “Ben terörist değilim, elimi kelepçelemeyin… Bebeğimi öldürdüler” diye sayıklayan Aşık, bir gardiyan ve komutan arasında geçen konuşmayı şöyle yazmıştı: “Komutan nöbeti yeni aldığından ‘bayanın bebeği ölmüş vs’ diye beni soruyor. Memure hanım ‘abi küçük ya daha 7-8 haftalık çöp yani çöp işte…’ gibi bu minvalde cümleler kurdu. Az ileride ben duyuyorum. Benim kaybım başkasının dilinde çöp. İçim yandı, kalbim sızladı, ağlamamak için kendimi zor tuttum. Benim yavrum çöp, kanım canım çöp… Ve aynı memure birkaç dakika sonra hasta bakıcı gelmediği için evde çocuğum beni bekliyor diye isyan etti. Ben de içim boş, kalbim kırık, boynum bükük, yanımda bir çöp poşetinde eşyalarımla öylece oturdum ve yandım.”

10 Haziran 2019’da tahliye edilen Gülden Aşık’a birkaç gün sonra tiroid kanseri teşhisi konuldu. Gülden Aşık cezaevinde maruz kaldığı hak ihlallerini tahliye olduktan sonra Bold Medya‘ya verdiği özel röportajda anlatmıştı.

“Karnımda ölü bebekle cezaevinde 3 hafta yaşadım”

 

Bebeğini kaybeden tutuklu anne: “Benim yavrum, kanım, canım onlar için çöptü”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Organlarıyla 5 kişinin hayatını kurtaran hakim Nurfer Akgül’e ‘KHK’ sansürü

Beyin kanaması sonucu 2 Eylül’de hayatını kaybeden KHK’lı Yargıtay tetkik hakimi Nurfer Akgül, bağışladığı organlarla 5 kişiye hayat oldu. Akgül’ün ölümünü 1. sayfasından duyuran Hürriyet başta olmak üzere iktidar medyası ve internet siteleri KHK’lı hakim olduğunu yazmadı. “Hukukçu” demekle yetindiler.

BOLD ÖZEL – Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 15 Kasım 2016’da aldığı kararla Yargıtay tetkik hakimliğinden ihraç edilen Nurfer Akgül 2 Eylül’de geçirdiği beyin kanaması sonucunda 38 yaşında hayatını kaybetti. Üç yıl önce organlarını bağışlayan Akgül’ün kalbi, akciğeri, karaciğeri ve iki böbreği başka insanlara nakledildi.

İHRAÇTAN SONRA İKİ ÜNİVERSİTE OKUDU

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Nurfer Akgül, ihraç olduktan sonra bilişim hukuku alanında master yaptı, çocuk gelişimi okudu, bir süre de avukat olarak çalıştı. Akgül, olay günü, 30 Ağustos 2021’de iki oğlu, bir arkadaşı ve onun çocuklarıyla birlikte Kocaeli’nden Ankara Beypazarı’na tatile gidiyordu.

Mudurnu civarında rahatsızlanan Akgül, aracını yol kenarına çekerek 112’yi aradı. Çekmeseydi araba uçurumdan uçacaktı. Gelen sağlık ekiplerince Bolu İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Akgül’ün beyin kanaması geçirdiği tespit edildi. İki gün sonra Akgül’ün beyin ölümü gerçekleşti.

“BİR GÜN ÖLECEĞİZ, İNSANLAR BİZE DUA EDER”

Akgül ailesi, üç yıl önce organlarını bağışlayan Nurfer Akgül’ün 11 yaşındaki oğlu Adem Eymen’in okulun ilk günü yazdığı otobiyografiyle gündeme geldi. Baba Alper Akgül hem kendisini hem de herkesi çok duygulandıran oğlunun otobiyografisini sosyal medya hesabından paylaştı. Eymen, otobiyografisinde annesinin fren yaparak durması sayesinde araçtaki 5 kişinin ve organlarını bağışlayarak da 5 kişinin daha hayatını kurtararak toplamda 10 kişinin hayatını kurtarıp melek olduğunu yazmıştı.

Eymen’in otobiyografisi iktidar medyasında, internet sitelerinde birinci sayfadan haber oldu. Hürriyet haberi “Ağlattın bizi Eymen” başlığıyla duyurdu. Ancak hiçbiri gazeteci Nurfer Akgül’ün KHK’lı Yargıtay tetkik hakimi olduğunu yazmadı. Nurfen Akgül organlarını bağışladıktan sonra ailesine “Bir gün öleceğiz en azından arkamızda açık bir kapımız olsun, insanlar bize dua ederler.” demişti.

Nurfer Akgül’ün ihraç kararı 17 Kasım 2016’da Resmi Gazete’de yayınlandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Çorbayı bile tek başına içemeyen Parkinson hastası İbrahim Karakoç gözaltına alındı

Elleri kolları titreyen bakıma muhtaç Parkinson hastası İbrahim Karakoç gözaltına alındı. Isparta Emniyeti’nde tutulan tansiyonu yükseldiği öğrenilen Karakoç bugün mahkemeye çıkarılacak.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Parkinson başta olmak üzere birçok hastalığı bulunan 59 yaşındaki İbrahim Karakoç dün akşam üzeri Isparta’da gözaltına alındı. Bugün mahkemeye çıkarılması beklenen Karakoç’un eşinin yardımıyla hayatını idame ettirebiliyordu.

TEK BAŞINA ÇORAP GİYEMİYOR, KULAĞI DUYMUYOR

İki yıl önce Parkinson teşhisi konulan ve 118 kilo olan İbrahim Karakoç bakıma muhtaç. Elleri, kolları titriyor. Ne çorbasını tek başına içebiliyor ne çorabını giyebiliyor.

5-6 ay önce katarak ameliyatı geçiren Karakoç’un bir kulağı da hiç duymuyor. Diğer kulağında ise işitme cihazı var. Rahatsızlıkları nedeniyle geceleri uyuyamayan Karakoç’un Parkinson nedeniyle 3 ilaç kullanıyor.

Kooperatif müdürlüğünden emekli olduktan sonra Afyon’da kapatılan derneklerde çalışan Karakoç’un, tanık ifadelerine dayanılarak gözaltına alındığı öğrenildi.

Okumaya devam et

Popular

Shares