Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Mustafa Kabakçıoğlu’nun günlüğü: Hiç olmazsa bir tekerlekli sandalye

Cezaevinde beyaz plastik sandalye üzerinde hayatını kaybeden KHK’lı Mustafa Kabakçıoğlu, yaşadığı her şeyi 3 yıl boyunca günlüğüne yazdı. Satırlarında ölümünden sorumlu tuttukları da var.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

Gümüşhane E Tipi Cezaevinde 29 Ağustos 2020’de tek başına tutulduğu hücrede plastik beyaz sandalye üzerinde ölü olarak bulunan KHK’lı komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nun yaşadığı hak ihlallerini ve sorumlu tuttuğu kişileri not ettiği bir günlük tuttuğu ortaya çıktı. Günlükte Kabakçıoğlu’nun tedaviye ulaşma çabaları ve ölüme giden sürecin detayları yer alıyor.

KHK’lı komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölüm anına ait fotoğrafları ve son dilekçesinin yeraldığı boldmedya.com’daki dünkü haberimizin ardından bugün ise Kabakçıoğlu’nun cezaevinde tuttuğu günlüğün özellikle yaşadığı hak ihlallerini anlattığı kısımlarını yayınlıyoruz.

Astım ve yüksek tansiyon hastası olan komiser yardımcısı, 4 Mart 2017’de cezaevindeyken şeker hastası olduğunu öğreniyor. Hastalığı teşhis edilemeden önce iki kez koğuşta düşüp bayılıyor, kafasını beton zemine vurduğu için şuurunu kaybediyor. 112 çağrılıyor ve hastaneye götürelim mi götürmeyelim mi tartışmasına şahit oluyor. Gümüşhane Devlet Hastanesine götürüldüğünde arabadan inemiyor, askerlere başının döndüğünü ve kendilerini göremediğini söylüyor. Tekerlekli sandalye verilmesini istiyor. Hatta sandalyeye kelepçelenmesini istemek zorunda kalıyor. Ancak bu durumda olmasına rağmen acil servise sedyeyle ya da tekerlekli sandalyeyle değil yürütülerek sokuluyor.

Mustafa Kabakçıoğlu, 28 Şubat 2017’de saat 10.30 ile 14.00 arasında yaşadıklarını kayda geçirdiği sayfada, yaşadığı ikinci düşme, şuuru kaybı ve kusma olayının kendisini çok rahatsız ettiğini yazıyor. Şuuru yarı kapalı şekilde şahit olduklarını şöyle kayda geçiriyor:

“Görevli gardiyanlar beni tekrar alıp cezaevi giriş/çıkış kapısına getirdiler. Burada görevli 112 ekipleri ve görevli jandarmalar arasında tartışma yaşadıkları görevliler birbirine sürekli görevli oldukları konuları hatırlatıyorlar. Ben ise orada şuurum yarı açık yarı kapalı onları bekliyordum. 112 görevlileri, bu hastanın hastaneye gitmesi gerektiğini söylüyor. Görevli gardiyanlar ise bizim başka işlerimiz var deyip duruyorlardı.”

“BENİ TEKERLEKLİ SANDALYEYE KELEPÇELESENİZ OLMAZ MI?”

Mustafa Kabakçıoğlu Gümüşhane Devlet Hastanesine götürüldüğünde arabada yaşadıklarını ve kapıdan inerken maruz kaldığı kötü muameleyi şöyle anlatıyor. Tekerlekli sandalyeye kelepçelenmesini rica etmek zorunda kalıyor:

“Gümüşhane Devlet Hastanesi’ne geldiğimde görevli askerler ‘haydi in, geldik şeklinde hitap ettiler’. Bu sırada benim şuurum tam olarak yerinde değildi. Ben de kendilerine çok rahatsız olduğumu ‘başım sürekli dönüyor, sizi tam olarak göremiyorum’ şeklinde söyledim. Görevli asker, ‘ben ne yapabilirim, ben senin güvenliğin için buradayım, seni ben mi taşıyacağım’ şeklinde söylemler söyleyip durdu. Ben de ‘Hiç olmazsa bir tekerlekli sandalye getirin, beni ona kelepçeleseniz olmaz mı’ dedim. 

Görevli asker, bunlar benim görevim değil, içeriden gelsin bir görevli seni götürsün şeklinde azarlayıcı bir hitapla beni yine geri araca bindirdiler. Sonra bir hastane görevlisi geldi.”

“NE YAPIYORSUN DEDİĞİMDE ASKERİN RENGİ ATTI”

44 yaşındaki komiserin hastanede yaşadığı bir olay ise daha korkunç. Görevli asker, bir an önce bitsin de eve gidelim diye serumun akış hızını hızlandırmaya çalışıyor. O sırada bunu fark eden Kabakçıoğlu’na ise asker durumu kurtaran açıklamalar yapmaya çalışıyor.

ÖLÜMÜNDEN SORUMLU OLANLARI 2017’DE UYARIYOR

Kabakçıoğlu, günlüğünde cezaevinde 700-800 tutuklu olduğunu duyduğunu ve böyle kalabalık bir cezaevinde acil durumlar için neden bir sağlık ekibi istihdam edilmediğine dikkat çekiyor ve Anayasa’da güvence altına alınan yaşama hakkının nasıl ihlal edildiğini gözler önüne seriyor. Kabakçıoğlu, “Acaba ben ve benim gibi ciddi bir sağlık sıkıntısı yaşandıysa bunun sorumluluğu kim veya kimler olacaktır.” diyerek  ölümünden sorumlu olanları 2017 yılında uyarıyor ve hastaneye giriş çıkış görüntülerine bakılmasını istiyor.

Mustafa Kabakçıoğlu aşağıdaki sayfada koğuşta düşüp bayıldığı 28 Şubat 2017 gününü anlatıyor. Güne normal bir şekilde başlıyor. Avluya çıkıyor. Daha sonra ise koğuşa dönüyor. Kaloriferde ısınırken fenalaşıp düşüyor.

“SAĞLIK KONTROLLERİMİ YAPTIRAMIYORUM”

Cezaevlerinin en önemli sorunlarından biri de kalabalık koğuşlar ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği. 19 Temmuz 2016’da gözaltına alınıp 26 Temmuz’da hapse gönderilen Kabakçıoğlu’nun cezaevine girdikten 7 ay sonra sağlık sorunları başlıyor. Ruhsal ve bedensel sağlığının iyi olmadığını yazıyor ve 3 Mart 2017’de günlüğüne sağlık hizmetlerine ulaşamadığını, kimseye derdini anlatamadığını, psikolojisinin bozulduğu notunu düşüyor:

“Allah (cc), kimseyi bu şekilde aciz ve sıkıntılı bırakmasın, bir hiç uğruna, suçsuz ve günahsız olarak yaklaşık 7 aydır  cezaevinde tutuklu bulunuyorum. Tutuklu bulunmam sebebiyle sağlık kontrollerimi yaptıramıyor ve sağlıklı yaşayamıyorum. Çünkü 8 kişilik koğuşta şu an 13 kişi yaşıyoruz. Nefes alamıyor, rahat hareket edemiyoruz. Bize bunları layık görenleri Allah’a (cc) sevk ediyorum. Gerçekten burası bir okul hatta üniversite hatta yüksek lisans yeri. Çünkü burada kimseye derdini anlatamıyorsun. Üzerine kapanan demir kapılar, üzerine geliyormuş gibi yüksek duvarlar, senin her gün psikolojini bozuyor. Allah (cc) kimseyi buraya düşürmesin.”

“HAKKIMI HELAL ETMİYORUM VE ETMEYECEĞİM”

Mustafa Kabakçıoğlu, 90 kilo ile girdiği cezaevinde 50 kiloya kadar düşüyor. Özellikle şeker hastası olduktan sonra hızla kilo kaybediyor. Neşesi de kalmıyor. Artık vücuduna hakim olamadığından bahsediyor. 4 Mart 2017’de günlüğüne kırgınlıklarını yazıyor. 28 Şubat 2017’de yaşadıklarının ortaya çıkması temennisinde bulunuyor. “Bana kötülük yapanların Allah’ın (cc) mahkemesinde hesabını göreceğim. Çünkü kişi hakkımı helal etmiyorum ve etmeyeceğim.” diyor.

BANYO SAATİNDE YAPILAN KOĞUŞ ARAMASINDA YAŞADIKLARI ZULÜM

Koğuş aramalarının banyo saatine denk gelmesi cezaevlerindeki en önemli sorunlardan. Kısıtlı zamanda banyo ihtiyacını gidermek için sırada bekleyen tutuklu ve mahpuslar koğuş araması olunca banyo hakkından mahrum kalıyor. Mustafa Kabakçıoğlu, günlüğünde böyle bir günü ayrıntılarıyla anlatıyor ve “Zulüm zulüm zulüm… Zalimin zulmü varsa garibanın Allah’ı vardır” ifadelerini kullanıyor.

“BU ADALET SİZE DE LAZIM OLACAKTIR”

Mustafa Kabakçıoğlu, ilk duruşmaya çıkmadan önce ailesi tarafından kendisine gönderilen savunma evrakları haftalarca bekletiliyor ve verilmiyor. Bu olayı da günlüğüne bir not olarak düşüyor: “Kendimi savunacak evrak yok, kendimi nasıl savunacağım, adalet adalet… Bu adalet elbet bir gün size de lazım olur?”

10 NİSAN 2017’DE YAZDIĞI ŞİİRİ

SON SÖZÜ: “BU YAŞADIKLARIM BANA DERS, SİZE DE DERT OLSUN”

Karantina hücresinden cenazesi çıktı: Plastik sandalyede ölüm!

 

 

 

BOLD ÖZEL

İşsizin fonu 1 ayda 3,3 milyar ₺ eridi

AKP Hükumeti’nin Kovid-19 pandemisinde sarıldığı İşsizlik Sigortası Fonundaki erime devam ediyor. İşsizin Fonu 1 ayda 3 milyar 371 milyon 540 bin TL küçüldü.

BOLD ÖZEL – Saray Hükumeti’nin halka nakdi destek yerine işsizin parasını kullanması Fon’daki kaybı hızlandırdı. 2019 sonunda 131.5 milyar lira biriken İşsizlik Sigortası Fonu 5 yıl önceki seviyeye düştü. Geçen ay 92,6 milyar lira olan Fon’daki para bu ay 89,3 milyar liraya geriledi. Bir ayda işsizin parası 3 milyar 371 milyon 540 bin lira azaldı.

SADECE 201 BİN İŞSİZE MAAŞ

2000 yılında işini kaybedenlere maaş vermek için kurulan İşsizlik Sigortası Fonu AKP döneminde amacı dışında kullanıldı. Güneydoğu Anadolu Projesi’ne kaynak aktarıldı. Patronlara teşvik verildi. Son olarak Kovid-19 salgınında patronların vereceği çalışanların maaşları işsizin parasından ödendi. Hal böyle olunca geçen ay sadece 201 bin işsize maaş ödendi.

PATRONLARA 2 MİLYAR TL TEŞVİK ÖDEMESİ

Patronların ödemediği 1 milyon 10 bin çalışanın maaşı İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanırken, işverenlerin ücretsiz izne gönderdiği 862 bin 895 kişiye nakdi ücret desteği Fon’dan karşılandı. Çalışanların maaşlarının ödenmesi haricinde işverenlere ayrıca doğrudan 2 milyar TL teşvik ve destek ödemesi yapıldı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde korona: 15 tutsağı leş gibi koğuşa atıp ölüme terk ettiler

Sakarya L Tipi Cezaevinde koronavirüse yakalanan bir mahpus, 1 Mayıs’ta ailesine mektup gönderdi. Virüs kapan 15 kişi, karantina koğuşu diye leş gibi bir koğuşa atıldı. İlaçları 8 gün gecikmeli verildi. Hepsi ölüme terk edildi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Cezaevlerinde koronavirüs kapan hastaların yaşam hakkı tehlikeye atılıyor. Ferizli’deki Sakarya L Tipi Cezaevinde virüse yakalanan bir mahpusun ailesine gönderdiği mektup cezaevlerindeki vakaların gizlendiğini, hasta insanlara kötü muamele yapıldığını, ilaçların geç verildiğini, yanlarına doktor bile gelmediğini kanıtlıyor.

“TWITTER’DAN YAZ, VAKALARI GİZLİYORLAR”

Bir mahpusun ailesine gönderdiği 1 Mayıs 2021 tarihli mektuba göre virüs kapan 15 kişi, karantina koğuşu diye pis bir koğuşa konuldu. İlaçları 8 gün gecikmeli verildi. “Ölüme terk edildik” diyen mahpus, kapatıldıkları karantina koğuşunu yataklardan, yerlerden pislik akan, ‘hayvanların bile duramayacağı bir yer’ olarak tarif etti.

Eşine son 10 günde yaşadıklarını sosyal medyadan duyurmasını tembihleyen mahpus, “Sen Twitter’da yaz, Sakarya Ferizli’de koğuşlarda Kovid-19 vakaları var, gizliyorlar, saklıyorlar. Bizi hayvan bile bağlasan durmayacak bir yere attılar. Resmen insanları ölüme terk ettiler.” dedi.

Sakarya L Tipi Cezaevinde önce 5 gardiyan koronavirüse yakalandı. Koğuşlarda maskesiz arama yapan gardiyanlardan mahpuslara virüs bulaştı. Daha sonra 22 Nisan’da aralarında kronik hastaların da bulunduğu mahpuslardan 18 kişinin testi pozitif çıktı. Hasta olan 3 mahpus hastaneye kaldırıldı. 15 kişi ise koğuşlarından alınarak karantinaya kapatıldı. Testleri negatif olan ve sağlık durumları diğerlerine göre daha iyi olan 8 mahpus ise kendi koğuşlarında bırakıldı. Karantina koğuşunun şartlarını mektubunda ayrıntılarıyla anlatan mahpusun ifadeleri dehşet verici:

“LEŞ GİBİ PİSLİKTEN GEÇİLMİYOR”

“Negatif olan 8 kişiyi koğuşta bıraktılar, bizi aldılar ta cezaevinin öbür ucuna bir koğuşa aldılar. Hepimizi 3’er 3’er odalara koyup üzerimize kapıyı kilitliyorlar. O odalar leş gibi pislikten geçilmiyor. Yataklar pislik içerisinde. Her yere sigara kokusu sinmiş. Odanın içinde lavabo tuvalet var. Orası pislik yuvası zaten. Yanımızda temizleyecek, deterjan hiçbir şey yok. Acil tuşu var, oda çalışmıyor. Adama soruyoruz, ‘buradaki herkes hasta, acil bir şey olursa ne yaparız’ diye. ‘Bana bir şey sormayın’ diyor.”

Mektup sahibi, mücadeleleri sonucunda önce 3’er kişilik odalardan çıkarıldıklarını, sonra hasta halleriyle o pis koğuşu temizlediklerini, oruç bile tutamadığını ve o şartlarda iyileşmeye çalıştıklarını söyledi. Sıcak suyun akmadığı karantina koğuşunda 15 gün nasıl kalacaklarını sormalarına rağmen bir cevap alamadıklarını belirten mahpus, “Bize bu muameleyi yapanı Allah bu duruma soksun” dedi.

“İLAÇLARI GECİKMELİ VERİLDİ”

İlk günlerde ilaç verilmediğini, yanlarına doktorun gelmediğini anlatan mahpus, “İlaç hala yok, kontrole gelen giden doktor yok. Çok kötü olan varsa hastaneye götürelim diyorlar sadece, o da başlarından savmak için. Daha dün geldi ilaçlar, cuma günü (S.Ö: 22 Nisan’da virüs kapan hastalara 30 Nisan’da ilaç verildi) Günde iki kere içiyorum bakalım. İlk gün 18 hap içtim, dozu öyleymiş. Sonraki gün sayısı düşüyor da toplam 5 gün zaten ilaç. Sonra herhangi bir işlem yok. Anlayacağın adamlar bizi hayvan bağlasan durmayacak bir yere attılar. Resmen insanları terk ettiler. Revirden daha dün bir memur geldi, ailelerinize haber verdik dedi, inşallah doğru düzgün bilgi vermişlerdir size. Artık sözlerine güvenmiyorum.” ifadelerini kullandı.

Koronavirüs salgını başladığından beri Türkiye cezaevlerinde birçok mahpus koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. En son 5 yıldır Çanakkale E Tipi Cezaevinde tutuklu olan Yrd. Doç. Halil Şimşek 6 Mayıs’ta vefat etti.

Durumunun şimdi iyi olduğunu belirten Sakarya L Tipi’nde mahpusun, hapisteki koronalı hastaların yaşam hakkının nasıl tehlikeye atıldığını kanıtlayan mektubunu yayınlıyoruz.

Sakarya Cezaevinde ‘gardiyan’ salgını: Mahpuslara virüs bulaştırdılar

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

KHK’lı müzisyenden insan hakkı ihlallerine maruz kalan annelere

Müzisyen Ömer Ezgitar, anneler gününde insan hakkı ihlallerine maruz kalan anneler için güzel bir hediye hazırladı. Ezgitar, yıllar önce annesi için özel olarak seslendirdiği “Canım Annem” isimli bestesini, bir klip eşliğinde tüm annelere hediye etti.

BOLD ÖZEL – 15 Temmuz gecesi,  yüz binlerce kişiyi ailesinden, çocuklarından, annelerinden, babalarından ve eşlerinden kopardı. KHK’lı müzisyen Ömer Ezgitar da yaşadığı sıkıntılar yüzünden ailesini ve Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Sevdiklerini geride bırakmanın çok zor olduğunu anlatan Ezgitar, annesine en son Türkiye’de evine polis baskını yapılmadan bir gün önce sarıldı. “Ben iş yerindeyken polisler eve geldi. Önceki gece annemle sanki polislerin geleceğini biliyormuşuz gibi ayrılacağımızı sezmişiz gibi son kez birbirimize baktık ve gözlerimiz dolu dolu sımsıkı sarıldık” diyerek o anları anlattı. Ezgitar, sevgisiyle kendisine şarkı yazdıran annesini 2 yıl boyunca görmedi. Anne ve oğul, mülteci olarak sığındığı ülkede birbirlerine yeniden sarılma imkanı buldu.

ANNELER İÇİN ÖZEL KLİP

Ezgitar’ın “Canım Annem” şarkısının hikayesi de çok ilginç. Bu şarkıyı üniversite yıllarında annesine yazdı. Yıllardır sadece annesinin bu şarkıyı dinlediğini anlatan Ezgitar, “Üniversitede öğrenciyken, yılda bir iki kez görebiliyordum annemi. Hem özlem, hem hasret vardı. Ben de bir anneler gününde ona bir sürpriz yapmak istedim ve bu şarkıyı onun için besteledim. Yıllardır, bu şarkıyı keyifle dinlemeye devam ediyordu” dedi.

Ezgitar, yılar sonra bu kez gurbette annesine hasret kaldı. “Hasretle birlikte mağduriyet de vardı. Annem gibi süreçte evlatlarından ayrı bırakılan yüz binlerce anne vardı. Onlarca annenin Meriç ve Ege sularında can verdiği, binlerce annenin hapislerde ve kamplarda olduğu bu süreçte, daha önceden yazdığım bu şarkıyı onlara ithaf etmek istedim. Annemden de izin alarak, mağdur anneler için yapılan bir kliple birlikte  bu eseri annelere hediye ettim” cümleleriyle belirtti.

Ezgitar, “Benzer kaderleri yaşayan mağdur ve masum insanları hiçbir zaman unutamıyorum. En yakın zamanda mahpus olan tüm annelerin özgürlüklerine, yavrularına, sevdiklerine kavuşmaları en büyük duamızdır” diyerek kalbinin Türkiye’dekilerle beraber olduğunu sözlerine ekledi.

15 TEMMUZ MAĞDURLARINDAN AVRUPA’DA MÜZİK KULUBÜ

Müziğe üniversite yıllarında bir hobi olarak başlayan Ömer Ezgitar, kendi imkanları ile gitar ve bağlama çalmayı öğrendi. Ardından da bir müzik gurubu kurup İstanbul’un değişik mekanlarında sahne aldı. Ancak 15 Temmuz sonrası müziğe ara vermek zorunda kalan Ezgitar, Finlandiya’da  yarım kalan müzik serüvenine yeniden başladı. Yolu bir şekilde sanatla kesişen arkadaşlarıyla ‘Harmony Art’ adında bir kültür sanat platformu ve platformun çatısı altında bir de müzik kulübü kurdular.

Müzik çalışmalarını hobi olmaktan çıkarıp profesyonel bir boyuta taşımak isteyen Ezgitar, “Zor bir süreç yaşadık. Yazar olan kitap yazacak, şair olan şiir yazacak, müzikle ilgilenen müzik yapacak, resimle ilgilenen yaşananları resim diliyle anlatacak. Bu aynı zamanda bir vefa borcudur Türkiye’de kalan kardeşlerimize” ifadelerini kullandı.

Ezgitar ve arkadaşları kültür şölenleriyle yerel toplumlara Türk müziğini ve kültürünü tanıtmayı amaçlıyorlar. Hedeflerden biri de Finlandiyalı  yerel sanatçılarla bir araya gelip, ortak çalışmalar yapmak.  Ömer Ezgitar, “ ‘Kendimiz’ olarak inanç ve kültür değerlerimizi sanatın diliyle insanlara tanıtarak, yaşadığımız yerlerde kültürel zenginliğe katkı sağlayabiliriz. Bu şekilde asimile olmadan yerel toplumlarla kaynaşıp, bulunduğumuz yerlere artı değer katabiliriz” dedi.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0