Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Ruslara göre Tayyip Erdoğan İngilizlerle çalışıyor

Rusya, Erdoğan rejimi ile İngiltere arasında özel bir ilişki olduğuna inanıyor. Doğu Akdeniz krizinde Yunanistan’ın yanında yer alan Rusya, Navarin Baskını üzerinden İngiltere ve Türkiye’ye mesaj veriyor.

FATİH YURTSEVER – BOLD ANALİZ

Rusya Dışişleri Bakanlığının resmi Twitter hesabından yapılan paylaşımda, 20 Ekim 1827 tarihinde Navarin Körfezi’nde bulunan Osmanlı ve Mısır Donanması’nın İngiliz, Rus ve Fransız Donanmaları tarafından yapılan ortak baskın sonucunda yakılması ve bu baskının da daha sonra Yunan bağımsızlığının ön koşulu haline gelmesi hatırlatıldı.

Rusya’nın Atina Büyükelçiliği de benzer bir şekilde, Yunanistan’ın karasularını 12 deniz miline çıkarma hakkına sahip olduğunu, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) tartışmalarının da BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) çerçevesinde yapılması gerektiğini açıkladı.

Rusya her iki açıklama ile Türk-Yunan gerginliğinde Yunanistan tarafını desteklediğini göstermiş oldu.

Şubat ayında Suriye‘de bir tabur askerimizin sığındıkları binada sadece Rus savaş uçakları tarafından atılabilen yüksek tahrip gücüne sahip , zırh ve beton delici mühimmatlar ile şehit edilmelerinden sonra Türk-Rus ilişkilerinde bir gerginlik yaşandığı sır değil.

Yakından takip edenlerin de hatırlayacağı üzere, şu anda Türk-Rus ilişkilerinde yaşanan gerginlik, 24 Temmuz 2015 tarihinde Rus savaş uçağının düşürülmesinden sonra yaşanan dönem ile benzer tonlara sahip.

Rusya’nın arka bahçesi olarak gördüğü Güney Kafkaslara, Türkiye’nin Azerbaycan üzerinden müdahil olması, bölgeye cihatçı askerler ve silahlı insansız hava araçları (SİHA) göndermesi Rus basınında geniş yankı buldu.

Türkiye’nin Karadeniz’de S-400 füzelerini fiili olarak test etmesi de Rusların öfkesini dindirmişe benzemiyor.

Zira, Rus güvenlik uzmanlarının da açıkça ifade ettiği gibi, Erdoğan çok öngörülebilir bir lider değil. Her an çok radikal politika değişikliklerine neden olabilecek kararlar alabiliyor.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski’nin İngiltere ziyareti sırasında diplomatik teamüllerin aksine daha önce Ankara Büyükelçiliği görevinde bulunan MI-6 Başkanı Richard Moore ile görüşmesi ve ardından da Türkiye’yi ziyareti, Rusya’da yeni bir Erdoğan tartışmasının fitili ateşledi.

Ukrayna’nın doğu bölgesinde yaşanan çatışmalarda kullanmak üzere TB-2 Bayraktar SİHA’larının alımı konusunda uzlaşmaya varılması da Rus tarafında kızgınlığa neden oldu.

TEK ÜLKE İNGİLTERE!

Son günlerde Rus güvenlik uzmanları tarafından yapılan analizlerde İngiltere ve Erdoğan ilişkisi üzerinde duruluyor. Özellikle de 15 Temmuz sonrasında Erdoğan’ın darbe girişimine yönelik söylemini açıktan destekleyen tek ülkenin İngiltere olması, Ruslar açısından meseleyi daha da ilgi çekici hale getiriyor.

12 Ekim tarihinde Rus Kommersant gazetesinde çıkan bir analizde, Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği TB2 Bayraktar SİHA’ların kritik parçalarından biri olan silah kilit mekanizmasının İngiliz firmalar tarafından sağlanan teknolojik yardım ile üretildiği, 15 Temmuz’un hemen sonrasında İngiltere’nin tek seferde 806 milyon sterlin tutarında silah ihracatına onay verdiği belirtiliyor.

Rusya’da oluşan yaygın kanaate göre, İngiltere ve Erdoğan rejimi arasında özel bir ilişki var.

Bu ilişki sayesinde İngiltere, Erdoğan’ın şahsi zaaflarını kullanarak çıkardığı krizler sayesinde eski nüfuz bölgeleri üzerinde kendisine yeniden alan açmaya çalışıyor.

19.yy ilk çeyreğinde Rusya ve İngiltere arasında Osmanlı Devleti ve Kaçar Hanedanlığı toprakları üzerinde “Büyük Oyun” olarak adlandırılan bir mücadelenin yaşandığını hatırda tutarak, Rusya merkezli yapılan yorumlara ihtiyatlı yaklaşmak gerekiyor.

Ancak Erdoğan rejimini kişisel beka temelli bir dış politika izlemesi ve zafiyetlerinden dolayı da her türlü işbirliğine açık olması bu iddiaların daha dikkatli ve derinlemesine araştırılmasına gerektiriyor.

İngiltere’nin AB’den ayrılması, ABD’nin küresel gücünde yaşanan düşüş, AB içerisinde Almanya’nın hakimiyeti ile dünyanın kalbi olarak adlandırılan Doğu Avrupa ve Karadeniz üzerinde yaşanan mücadelenin İngiltere’ye yeni fırsatlar sunduğu da bir vaka olarak karşımızda duruyor.

RUSYA NEDEN NAVARİN BASKINI’NI HATIRLATIYOR?

Şimdi gelelim Ruslar neden Navarin Baskınını hatırlattı? Bu, bize ne anlatıyor? Rus Hariciyesi mesajlarını sembollerden üzerinden verme konusunda haklı bir üne sahip.

Bu aralar Türkiye ile Yunanistan arasında Doğu Akdeniz’de ciddi bir gerginlik yaşanıyor.

Navarin Baskını olduğunda da Osmanlı Devleti Rusya-İngiltere ve Fransa ile savaş halinde değildi ve gafil yakalanmıştı.

Bu baskın sonucunda 57 Osmanlı-Mısır gemisi battı, 8 bin kişi şehit oldu.

Osmanlı deniz gücü ve deniz kültürü Navarin’de büyük bir yara aldı, Yunanistan bağımsızlığına kavuştu.

Her ne kadar İngiltere baskında yer alan ülkeler birisi olsa da Osmanlı Donanması’nın büyük yara alması Ruslara Akdeniz’in yolunu açtığı için İngilizler, Navarin Baskınını “Uğursuz bir olay-Untoward Event” olarak tanımladı.

Avusturya Başbakanı Metternich’in de ifade ettiği gibi “Navarin olayı ile tarihte yeni bir çağ başladı.”

Tarihi gerçeklerden açıkça anlaşılacağı üzere Ruslar, Navarin Baskını’nın sonuçlarını dikkate alarak önce Erdoğan rejimini, dolaylı olarak da benzer “uğursuz” olayların yaşanmaması konusunda İngiltere’yi uyarıyor.

Bu doğrultuda yakında Rusya yakın gelecekte Doğu Akdeniz’de veya başka bir yerde Türkiye’yi gafil avlayabilir. Eğer, gafil yakalanmama konusunda TSK tarihten gerekli dersleri almamışsa Rusya daha da ileri gidebilir.

Analiz

Erdoğan’ın cömert arkadaşı: El Sani

Katar, piyasa değerinin 2,5 katı ödeyerek Borsa İstanbul’un yüzde 10’unu 150 milyon dolara satın aldı. Katar emiri El Sani’nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a karşı ilk cömertliği değil bu. Erdoğan’ın kullandığı ultra dizayn edilmiş 400 milyon dolar değerindeki Boeing 747-8 tipi özel uçak da Katar Şeyhi el Sani tarafından Erdoğan’a hediye edildi.

BOLD – Katar’ın Erdoğan yönetimine karşı cömertlikleri, ekonomik alandan savunma sanayi ve askeri iş birliğine kadar Türkiye’den çeşitli karşılıklar alıyor. El Sani ile Erdoğan’ı kimi zaman aynı helikopterin içinde Türkiye semalarında yatırım arsası bakarken görebiliyorsunuz, kimi zaman ortak amaçlar için ordularını savaştırırken.

Turkishminute.com’un haberine göre 2000’li yıllarda büyük oranda Avrupa yatırımlarını çeken Türkiye, 2010 yılından sonra Katar Yatırım Otoritesi (QIA) ile tanıştı. Bu dönem, Erdoğan yönetiminin “Yeni Osmanlıcılık” fikirlerini dile getirmeye başladığı dönemdi. Katar’ın Türkiye yatırımları finans sektöründen başladı ve kısa sürede 25 Milyar dolara yükseldi.

FİNANSBANK’I SATIN ALDI

Katar fonlarına ait şirketler bankacılık yanında finans kuruluşlarına da ilgiliydi. Qatar National Bank, Türk bankacılık sektörüne adım attı ve kısa sürede Finansbank’ı satın aldı. Ardından ABank’ın tümü Katar’a satıldı. İslami finans kuruluşları arasında yer alan Katarlı Qinvest, 2016 yılında Ergo Portföy‘ü satın alarak adını “Qinvest Portföy” olarak değiştirdi.

Medya sektörüne giren Katar, Türkiye’nin en büyü dijital yayıncılık platformu Digitürk’ün sahibi oldu.

Erdoğan’ın Borsa İstanbul’un yüzde 10’unu Katar’a satması, son dönemde finans alanında yaşadığı zorluklarla ilişkili. Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak, büyük bir siyasi kriz sonrası Hazine ve Ekonomi Bakanlığından istifa etti. Katar’ın istifanın hemen ardından yeni satın almalar yapması, Erdoğan’a bir kez daha destek olarak okundu muhalefet tarafından.

Katar, Türk lirasının  dolar karşısında rekor değer kaybettiği 2018’deki kur krizi sırasında Türkiye’ye 15 milyar dolar yatırım yapmış ve kredi hattının açtığını belirtmişti. Pandeminin başlangıcında Türkiye tekrar kur krizine girince Katar yardıma koştu ve iki ülkenin merkez bankaları aralarındaki swap anlaşmasının limiti 15 milyar dolara yükseltildi.

Katar Emiri’nin Tayyip Erdoğan’a hediye ettiği 400 milyon dolarlık özel lüks uçak.

AVM’LER, LİMANLAR, KANALLAR…

İstinye Park Alışveriş Merkezi, Katar’ın son olarak hisselerini satın aldığı Türkiye’nin en değerli gayrimenkullerinden biri. İstinyePark’ın yüzde 42’lik hissesi Qatar Holding’e 300 milyon dolara satıldı. Türkiye’nin en büyük turizm merkezi Antalya Limanı’nın işletmesi de 140 milyon dolara 2028’e kadar Katarlı Q Terminals’e devredildi. İstanbul’daki kruvaziyer turizminin yeni merkezi olarak inşa edilen Haliç Altın Boynuz Projesi de Katarlı sermayenin ortaklığıyla finanse ediliyor.

Emir el Sani’nin annesi Şeyha Moza, Erdoğan’ın mega projesi olan Karadeniz ve Marmara denizlerini birbirine bağlayacak yeni su kanalı projesinin en büyük yatırımcılarından. Kanal İstanbul’un etrafından arazi satın alan Emir’in ailesinin toplamda ne büyüklükte arazi satın aldığı açıklanmadı.

Türkiye’nin en pahalı yalısı  ve dünyanın en pahalı dördüncü evi olan Erbilgin Yalısı da 2015’ten beri Katarlıların. Katar Emiri Al Sani’nin kayınpederi Abdülhadi Mana Ash Al-Hajri, İstanbul Boğazı manzaralı yalı için 100 milyon Euro ödedi.

MÜSLÜMAN KARDEŞLERİ DESTEKLEYEN İKİ ÜLKE

El Sani, Erdoğan’ın en sık görüştüğü lider. İkili son üç ayda üç kere zirve yaptılar. İkisinde Erdoğan, Katar’a gitti. Son beş yılda resmi olarak 28 kez biraraya geldikleri biliniyor.  İki lideri politik olarak stratejik ortak konumuna getiren olay Suriye iç savaşı oldu. Erdoğan ve el Sani, Esad yönetimine karşı aralarında cihatçıların da olduğu gruplara güçlü destek verdiler. Ekonomik desteğin yananda, lojistik ve askeri destek de sağlandı. Katar Havayollarına ait uçuş numarası gizlenmiş kargo uçakları Türkiye’nin Suriye sınırındaki Gaziantep havalimanına yüzlerce iniş yaptı.

Suriye’deki işbirliği Mısır’da da devam etti ve Müslüman Kardeşler iktidarının en güçlü iki destekçisi Türkiye ve Katar oldu. İki ülke bu sebeple Arap dünyasının geri kalanını karşılarına aldılar ve önce Katar’a ağır bir ambargo, ardından Türk mallarına boykot ve ambargo geldi.

ASKERİ ALANDAKİ İŞ BİRLİKLERİ

Katar ve Türkiye, Libya’da da ortak hareket ediyorlar. Mısır ve BAE’nin desteklediği Halife Hafter hükümetine karşı; Türkiye ve Katar, Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni destekliyorlar. Türk ordusu doğrudan Libya’daki savaşa müdahil olurken, Ağustos ayında imzalanan anlaşmayla Türkiye ve Katar Libya’da subaylara eğitim verecek. Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin kurmakta olduğu yeni Libya Ordusu’nu beraber şekillendirecek.

Türkiye’nin 2015’te Katar’da askeri üs kurdu ve 2019’da da ikincisini inşa etti. Türkiye’nin stratejik tesislerinden Tank-Palet fabrikası, Erdoğan’a yakın bir işadamı olan Ethem Sancak’a satıldıktan kısa süre sonra yarı hissesi Katar Silahlı Kuvvetleri Endüstri Komitesi tarafından satın alındı.

BOYNER, NETWORK, BANVİT…

Katar’ın Türkiye’deki satın almaları devletle sınırlı değil. Boyner, Network gibi Türkiye’nin en lüks giyim markalarından, Banvit gibi gıda şirketlerine ve inşaat firmalarına kadar onlarca büyük firma da Katar fonları tarafından satın alındı.

Okumaya devam et

Analiz

Türkiye bir günde nasıl Kovid-19 vakalarında dünya üçüncüsü oldu?

Türkiye’de gerçek Kovid-19 rakamlarının gizlendiğine ilişkin çok önemli bir gelişme yaşandı. Bugüne dek hasta sayılarını açıklayan ve sayıyı günlük 6 bin civarında tutan Sağlık Bakanlığı dün aniden 25 Kasım’daki vaka sayısının 28 bin 351 olduğunu açıkladı.

BOLD – Sağlık Bakanlığının 25 Kasım’da açıkladığı rakamlara göre Türkiye, Kovid-19 pozitif vaka sayısında ABD ve Hindistan’ın ardından üçüncü durumda.

Bakanlığın bir günde rakamları aniden değiştirmesiyle ilgili farklı görüşler var. Türkiye’de durumun oldukça kötüleştiği ve kamuoyunun dikkatli olması için rakamların gerçeğe yakın olarak açıklandığını iddia edenler çoğunlukta.

Türkiye’de okullar Kasım ayı başında tekrar kapandı. Muhalefet ve Tabipler Odası Birliği, iki hafta tam kapanma istiyor. Ancak ekonomik kriz nedeniyle hükümet bu teklife sıcak bakmıyor.

Başka bir iddia ise gazeteci Adnan Bulut’tan geldi. Bulut, Dünya Sağlık Örgütü tarafından aşı dağıtımının ülkelerin açıkladığı vaka sayısına göre yapılacağı, Sağlık Bakanlığı’nın bu nedenle aniden sayıları dört kattan fazla artırdığını iddia etti.

Türk Tabipler Birliği ise Sağlık Bakanlığının günlük 28 bin vaka sayısının da inandırıcı olmadığı görüşünde.

Birlik Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut, filyasyon ekiplerinin 25 Kasım’da sadece Başkent Ankara’da 14 bin civarı pozitif vaka tespit ettiğini, Türkiye’nin geneli için 28 bin rakamının inandırıcılıktan uzak olduğunu söyledi.

Tabipler Birliği, uzun süredir Sağlık Bakanlığının rakamlarının gerçeği yansıtmadığını belirtiyor ve gerçek rakamın açıklanandan 20 kat fazla olduğunu belirtiyordu.

KEŞKE HAKLI ÇIKMASAYDIK!

Konuyla ilgili açıklama yapan Tabipler Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın rakamları aniden artırmasıyla ilgili şunları söyledi:

“Gerçeklerin bir biçimde ortaya çıkma huyu var. Biz Türk Tabipleri Birliği olarak başından beri haklı olduğumuzu söyledik. Keşke olmasaydık. Keşke bu kadar insanımız ölmeseydi. Bu kadar hastamız olmasaydı ve bu kadar sağlık çalışanını yitirmeseydik. Biz bunun hala önlenebilir olduğunu söylüyoruz. Toplu hareketliliğin kısıtlanması, toplu bulunan alanların kapatılması, zorunlu üretim dışında üretimin mutlaka durması ve bunun en az 2 hafta tercihen 4 hafta olması. 4 hafta hızı düşürebilmek için ideal olanıdır.”

Tabipler Birliği adına yapılan resmi açıklamada ise, Fahrettin Koca’nın gerçek rakamları gizleyerek pandeminin yayılmasına neden olduğu ve yüzlerce insanın ölümünde sorumluluğu bulunduğu belirtildi. Açıklamada Koca istifaya çağrıldı.

TABİPLER BİRLİĞİ ÜZERİNDEKİ BASKI ARTIYOR

Tabipler Birliği Başkanlığı’na iki ay önce Şebnem Korur Fincancı’nın seçilmesiyle birlik, Sağlık Bakanlığını ve hükumeti pandemiyle mücadele stratejisi konusunda sert biçimde eleştirmeye başladı.

Fincancı, aktivist bir geçmişe sahip ve insan hakları mücadelesi nedeniyle onlarca kez yargılandı.

Fincancı yönetimi ilk olarak Bakanlığın rakamlarındaki çelişkileri ortaya çıkardı. Peş peşe yayınlanan raporlar sonrası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve koalisyon ortağı Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Fincancı’yı terörist olmakla suçladı.

Erdoğan, doktorların Tabipler Birliğinin başkanlığına bir teröristi seçmelerinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

Ancak Fincancı, açıklanan pandemi rakamlarının gerçeğin 20 katı olduğuna ilişkin tezini savunmaya devam etti.

Hükümet Tabipler Birliğine yönelik ilk terör operasyonunu 20 Kasım’da yaptı. Birlik Yüksek Onur Kurulu Üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp, 20 Kasım Cuma gözaltına alındı ve 23 Kasım’da tutuklandı.

Tabipler Birliği, Gökalp’in uydurma delillerle tutuklandığını açıkladı. Hükümet kanadı ise Tabipler Birliği’nin yasal yetkilerini kısıtlamak için çalışmalara başlandığını açıkladı.

Okumaya devam et

Analiz

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ankara’nın elinden ‘gizli tanık’ silahını aldı

Türkiye’de on binlerce masum, ‘gizli tanık’ sistemi nedeniyle tutuklu. Gizli tanıklar özellikle siyasi davalarda öne çıkıyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, gizli tanık beyanlarıyla yapılan tutuklamalar için emsal bir karar verdi.

BOLD – 2009’da kapatılan Demokratik Toplum Partisi Ergani İlçe Başkanı Hasan Bakır’ın başvurusunu karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Bakır’a ‘gizli tanık ifadelerine dayanılarak’ 3 yıl ceza verilmesini hak ihlali olarak gördü. Mahkeme 13 Ekim 2020’de verdiği kararda, gizli tanık ifadesinin ceza için tek başına yeterli delil olamayacağının altını çizdi. Türkiye’de şimdiye dek görülen davalar ise tam tersini gösteriyor.

4.000 KİŞİYE 1 GİZLİ TANIK

Türkiye’de siyasi davalarda gizli tanıklar için kod ad kullanılıyor. “Garson” isimli gizli tanık, en popülerlerinden biri. Garson, 4 bin polisin davasında gizli tanık durumunda.

Gizli Tanık Garson’un Emniyet’e verdiği iki ayrı SD kart içerisinde ismi bulunduğu belirtilen 4 bin polis, Gülen Hareketi’yle bağlantılı olmakla suçlandı ve polislikten ihraç edildiler. 4 bin polisten 2600’ü hala tutuklu durumda.

Gizli tanıklar mahkemeye ayrı bir salondan görüntüleri ve sesleri değiştirilmiş olarak video konferans yöntemiyle bağlanıyorlar. Garson isimli gizli tanık her gün birkaç davaya bağlanıp ifade veriyor. Anlattıklarını bir araya getiren avukatlar, Garson’un kimliğini ortaya çıkardı.

Gizli tanık ‘Garson’un kim olduğunu belirleyen İstanbul Barosu avukatlarından biri turkishminute.com’a süreci anlattı. Güvenlik nedeniyle isminin yayınlanmasını istemeyen avukat, Garson’u şöyle anlattı:

“Garson isimli gizli tanığın T.Ç. olduğunu herkes biliyor artık. T.Ç. 31 Mart 2017’de ortadan kayboldu. Ailesi kaçırıldığına ilişkin suç duyurusunda bulundu. T.Ç’den bir gün sonra kaçırılan Önder Asan’ın anlatımlarından öğreniyoruz ki ikili gizli bir işkence merkezine götürülüp aylarca işkence görmüşler. T.Ç. işkence sonucu kendisine söylenen her şeyi kabul etmiş ve tanık koruma programına alınmış. Önder Asan ise kabul etmediği için halen tutuklu durumda.”

Garson’dan elde edildiği iddia edilen SD kartta ismi bulunan bir polis ve bir komiser yardımcısını savunduğunu belirten avukat, Garson’un müvekkillerinden ikisini de tanımadığını anlatıyor:

“Duruşmaya videokonferansla katıldı. Konuşmalarını anlamak zaten çok güç, sesi düşük ve değiştirilmiş veriliyor. İki müvekkilim hakkında sorular sordum ve tanımadığını kabul etti. Müvekkillerimle irtibatta olan Gülenistleri tanıdığını söyledi. Ancak onların isimlerini sorduğumuzda, cevap veremedi. Tüm çelişkilere, bir kişinin dört bin polisi tanıyamayacağı gerçeğine rağmen müvekkillerim gibi 2 binden fazla polis tutuklu. Garson sadece bir örnek. Türk hukuk sistemi özellikle siyasi davalarda tamamen gizli tanıklar üzerinden yürüyor.”

SELAHATTİN DEMİRTAŞ DA GİZLİ TANIK MAĞDURU

Halkların Demokrasi Partisi’nin (HDP) tutuklu eski genel başkanı Selahattin Demirtaş da gizli tanık mağdurlarından biri. 142 yıl hapis istemiyle Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Demirtaş’ın iddianamesinde “Mercek” isimli bir gizli tanık vardı. Yargılama başladığında “Mercek” isimli gizli tanığın aslında hiç var olmadığı ortaya çıktı. Mahkeme kanalıyla istenen ifadeler bulunamadığı gerekçesiyle mahkemeye gönderilmedi.

RAHİP BRUNSON 2 YIL TUTUKLU KALDI

20 yılı aşkın süredir Türkiye’de yaşayan Amerikalı Rahip Brunson gizli tanık ifadeleri ile “ajan-terörist ve Gülenist” olmakla suçlandı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye üzerine kurduğu ekonomik baskıyla 2 yıl tutukluluğun ardından serbest bırakılan Brunson hakkında 5 gizli tanık vardı.

Dua, Göktaşı, Ateş, Serhat, Kılıç, Kama isimli gizli tanıkların ifadeleri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yanlısı medyada geniş yer buldu.

Gazeteci Adem Yavuz Arslan, Brunson dosyasındaki gizli tanıkları şu ifadelerle anlattı:

“Brunson hakkında ifade veren gizli tanıklara göre 2016 yılında yaşanan 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı Brunson CIA Başkanı olacaktı. AKP’li gazeteci Nedim Şener ise gizli tanık ifadelerine dayanarak, Brunson’un Kürtleri Hristiyan yapıp ayrı devlet kurduracağını anlattı. Hristiyan bir din adamının Müslüman bir din adamı Fethullah Gülen’in takipçisi olduğunu söyledi gizli tanıklar. Bu ifadelerin ciddiye alınır bir tarafı yoktu ama mahkemeler tutukluluk için yeterli gördü. Davanın ve gizli tanıkların nabzı Amerika ile yapılan pazarlıklara göre değişti. Trump’un ekonomik baskısı sonucu Türk ekonomisi krize girince, Erdoğan yönetiminin talebi doğrultusunda gizli tanıklar ifadeleri geri çektiler. Daha önceki anlatımlarının 180 derece tersini anlattılar. Brunson serbest kaldı, Amerika’ya uçtu, Başkan Trump tarafından Beyaz Saray’da ağırlandı.”

MUHALEFETİ BASTIRMAK İÇİN KULLANILIYORLAR

Avukat Ali Yıldız gizli tanıklığın muhalifleri baskılamak için kullanılan bir yargı aracına dönüştüğünü şöyle dile getiriyor:

“Gizli tanıklık ceza yargılaması sistemine girdiği 2005 yılından bu yana kötüye kullanılıyor ancak 2016 yılından sonra muhalifleri baskılamak için görülmemiş boyuta ulaştı. Hemen hemen her siyasi davada bir gizli tanık bulunuyor. Hatta gizli tanıklık maaş karşılığı yapılan bir mesleğe dönüştü. Bazen de var olduğu iddia edilen gizli tanığın aslında hiç olmadığı ortaya çıktı. Mahkeme huzuruna hiçbir zaman getirilmiyorlar. Selahattin Demirtaş davası bunlardan biri. Gizli tanığın ifadeleri iddianamede var ama kendisi ortada yok, kim olduğu da bilinmiyor.”

Yıldız, AİHM’in son kararını önemli buluyor:

“AİHM’in son kararında sanık avukatlarına gizli tanığı sorgulama imkanı verilmemesi ve bu tanığın ifadesinin ceza kararında belirleyici olmasını sözleşmeye aykırı bulup, hak ihlali kararı vermesi son derece önemli. Gizli tanıklık kurumu, zaten muğlak ve keyfilik içeren Türkiye Terörle Mücadele Yasalarını bireysel özgürlükler aleyhine daha da kötüleştirmektedir. Delilsiz siyasi dava dosyaları, gizli tanık beyanlarıyla doldurulmakta ve sadece bu beyanlar esas alınarak insanlara çok ağır cezalar verilmektedir.”

Okumaya devam et

Popular