Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

TİHV: En az 3 tutuklu karantina koğuşunda öldü

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) cezaevlerindeki karantina koğuşlarında hastane dönüşü en az 3 tutuklunun hayatını kaybettiğini açıkladı. Vakfın genel sekreteri Coşkun Üsterci, cezaevlerinde bulunan tutukluların neredeyse tamamının hasta tutuklu olma yolunda hızla ilerlediğini söyledi.

BOLD – Beyaz sandalyede ölümlere yenilerinin eklendiği ortaya çıktı. Korkutan açıklama Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan (TİHV) geldi. Vakfın başkanı Coşkun Üsterci, hastanelerden dönüşte cezaevlerindeki karantina koğuşlarında en az 3 tutuklunun hayatını kaybettiğini açıkladı.

KARANTİNA KOĞUŞU, ÖLÜM KOĞUŞUNA DÖNDÜ

KHK’lı Mustafa Kabakçı’nın Gümüşhane Cezaevindeki karantina hücresinde ve plastik bir sandalye üzerinde tek başına vefat etmesi hala akıllarda. Pandemi ile birlikte cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini ve hasta tutukluların karşı karşıya bırakıldığı riskleri değerlendiren Üsterci’nin verdiği bilgiye göre en az 3 tutuklu, karantina koğuşunda vefat etti.

TUTUKLU HASTALAR HASTANEYE GİTMEK İSTEMİYOR

Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre Üsterci, salgın gerekçe gösterilerek hasta tutukluların cezaevi revirine veya hastaneye sevklerinin geciktirildiğini belirtti. Bazı cezaevlerinden acil durumlarda bile hastane sevklerinin yapılmadığına dair şikayetler aldıklarını paylaşan Üsterci, “Yine hasta tutukluların ilaçlarının düzenli verilmediğine dair şikayetler var. Koronavirüs salgını nedeniyle hasta tutuklular hastane sevki dönüşünde karantina koğuşuna konuluyorlar. Bu nedenle pek çok hasta tutuklu hastaneye gitmek istememektedir. Dahası dokümantasyon merkezimizin tespitlerine göre usulen yapılan ve etkisiz olan bu tür karantina uygulamaları sonucunda en az 3 tutulu hastane dönüşü tutuldukları karantina koğuşunda yaşamını yitirdi” dedi.

 BİR YILDA 5 HASTA TUTUKLU YAŞAMINI YİTİRDİ

Tedavileri yapılmadığı için yaşamını yitiren hasta tutukluların sayısı hakkındaki veri ve bilgilerin yetersiz olduğunu söyleyen Üsterci, “Örneğin, ağır hasta tutukluların karşı karşıya kaldıkları en ciddi sorunlardan biri de ‘cezaevinde kalamaz’ yönünde raporlar verilmesine karşın tahliye edilmiyorlar. Bu durumda olan tutuklular son aşamaya kadar bekletilip, sağlık durumları iyice ağırlaşınca tahliye edilmektedirler. Dolayısıyla hasta tutukluların bazıları son aşamaya gelindiği için tahliye edildikten kısa bir süre içinde yaşamlarını yitirmekte. Yine İHD’nin verilerine göre; bu yıl içinde en az 5 ağır hasta tutuklu tahliye edilmelerinden çok kısa bir süre sonra yaşamlarını yitirdi.” ifadelerini kullandı.

Üsterci ayrıca yapılan tüm düzenlemelere rağmen, cezaevlerinde kapasitenin üzerinde tutuklu bulunduğunu ve koğuşlarda fiziksel mesafe oluşturmanın imkânsız olduğunu kaydetti. Yine tutuklulara yeterli dezenfektan ve maske gibi temizlik malzemelerin verilmediğini aktaran Üsterci, şunları söyledi: “Bu tür malzemeler cezaevi kantinlerinde olsa bile fiyatları oldukça yüksek. Bu sebeple tutukluların büyük bir bölümü bunları temin edemiyor. Bunun yanı sıra infaz koruma memurlarının ve görevli diğer personelin koğuş aramaları sırasında fiziksel mesafe kurallarına uymadıkları, ellerine eldiven ve maske takmadıklarına ilişkin bize sık sık şikayetler geliyor. Hastalık belirtileri gösteren tutuklular koronavirüs testi yaptırma konusunda ciddi sorunlar yaşamakta.”

NET SAYI BİLİNMİYOR

Coşkun Üsterci’nin verdiği bilgilere göre Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün benimsediği şeffaflıktan uzak tutum sebebiyle, cezaevlerinde kaç hasta tutuklu olduğu tam olarak bilinemiyor. Bu sebeple 31 Mart tarihli İnsan Hakları Derneği verilerine itibar ettiklerini belirten Üsterci Türkiye cezaevlerinde halen 590’ı ağır olmak üzere en az bin 564 hasta tutuklu bulunduğunu belirtti. TİHV Genel Sekreteri Üsterci “Ancak hasta tutuklulara dair bilgilere ulaşmak giderek zorlaşıyor. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün 8 Kasım tarihinde ‘Kovid-19 Pandemi Sürecinde Ceza İnfaz Kurumları’ başlıklı raporuna göre; 368 cezaevinden 117’sinde koronavirüs testi pozitif çıkan tutuklu var. Ancak testleri pozitif çıkan toplam tutuklu sayısı verilmedi. Söz konusu rapora göre, salgın nedeniyle cezaevlerinde 12 tutuklu yaşamını yitirdi. İHD’nin tespitlerine göre ise; 2020 yılı içinde hastalık nedeniyle yaşamını yitiren hasta tutuklu sayısı en az 49. Fakat gerçek sayı bunun çok üzerindedir” diye konuştu.

İHLALLERİ ANLATAN TUTUKLUYA DİSİPLİN SORUŞTURMASI

Üsterci, salgın koşullarında tutukların yaşadıkları hak ihlallerini ancak aileleri aracılığıyla basına duyurabildiğine de dikkat çekti. Cezaevi yönetimlerinin bu nedenle tutuklulara disiplin soruşturması açtığını söyleyen Üsterci, “Bunun son örneği yakın bir zamanda Kayseri-Bünyan 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaşandı. Burada tutulan bir tutukluya salgın ile ilgili gelişmeleri basına ve bir milletvekiline anlattığı gerekçesiyle disiplin cezası verildi. Cezaevlerinde bulunan tutukluların neredeyse tamamı koronavirüs  salgınına karşı gerekli önlemler alınmadığı için hasta tutuklu olma yolunda hızla ilerliyorlar. Böylesi bir fikre kapılmamıza yol açan da cezaevlerinden basına ve bizlere ulaşan şikâyetlerdir” diye konuştu.

Gündem

Firari 3 saldırgan için yakalama kararı

Evinin önünde silahlı ve sopalı saldırıya uğrayan Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’a saldıranlardan firari olan 3’ü hakkında yakalama kararı çıkartıldı.

BOLD – Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, 15 Ocak’ta Ankara’daki evinin önünde 5 kişi tarafından saldırıya uğradı. Çeşitli yerlerinden yaralanan Özdağ hastaneye kaldırılarak ameliyata alındı. Saldırganlardan 2’si ‘kasten adam yaralamak’ suçundan dün tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Tedavisinin ardından taburcu olan Özdağ’a yönelik saldırıda yeni bir gelişme yaşandı. Olaydan sonra kayıplara karışan 3 şüpheli yapılan çalışmalara rağmen yakalanamadı. Bunun üzerine Başsavcılık, firari durumdaki 3 şüpheli için yakalama kararı çıkartılmasını talep etti. Ankara Sulh Ceza Hakimliği, 3 şüpheli için “kasten yaralama” suçundan yakalama kararı çıkardı.

Kılıçdaroğlu: Her alanda sorunumuz var herkes sandığı bekliyor

 

Okumaya devam et

Gündem

Dila Koyurga beraat etti: Yargının da üzerinde olmadıklarını gördüler

AKP’li hesapların sosyal medya linçiyle yargılandığını söyleyen CHP’li Dila Koyurga, belaltı paylaşımlar ile asılsız haberleri yapanlara yargı önünde hesap soracağım” dedi.

BOLD – 15 Temmuz paylaşımları ve Erdoğan’a hakaretten yargılanan CHP Gençlik Örgütleri İzmir İl Sekreteri ve Karabağlar Belediyesi meclis üyesi Dila Koyurga bugün hakim karşısına çıktı. Sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımlara ilişkin açılan davanın ilk duruşması bugün İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Paylaşımlarında herhangi bir suç unsuruna rastlanmayan Koyurga beraat etti. Koyurga yaşadıklarını Anka haber ajansına anlattı.

LİNÇ İLE BURAYA KADAR GELMİŞTİ

Geçen Mayıs ayında Erdoğan ve 15 Temmuz paylaşımları yüzünden gözaltına alındığını söyleyen CHP’li Koyurga, “Bazı sosyal medya hesapları, yıllar önceki bazı paylaşımlar üzerinden beni hedef göstermiş, aynı gün gözaltına alınmıştım. Ertesi gün ev hapsi cezası verilmişti. 1 hafta boyunca evde elektronik kelepçeyle kaldım. Buna itiraz ettik. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağımızı söyledik. Daha sonra elektronik kelepçe kararı kaldırıldı. Dava tarihi belli oldu. Bugünkü duruşmada, özellikle 15 Temmuz ile ilgili paylaşımlar ele alındı. Ancak herhangi bir suç unsuru bulunamadığı için hakim beraatime karar verdi. Bu sonucu alacağımızdan emindim. Vicdanen rahattım. Çünkü sosyal medya linçiyle iş buralara kadar gelmişti. Ancak bu linçi düzenleyenler yargının da üzerinde olmadıklarını gördüler” dedi.

BERAAT KARARINI BEKLEDİM

Elinin güçlü olması için beraat kararını beklediğini söyleyen Koyurga, “Şimdi bana bu linçi uygulayanlara tek tek davalar açacağım. Bu süreçte bana ve aileme yönelik tüm o hakaret ve tehdit içeren, bel altı paylaşımlar ile asılsız haberleri yapanlara yargı önünde hesap soracağım” ifadelerini kullandı.

9 aylık Saime bebeğin annesi ve babası tutuklandı

Okumaya devam et

Gündem

CHP’li vekil Kılınç sordu: Emniyet toplumsal olaylara müdahale için TSK’dan tank da alacak mı?

MİT ve Emniyetin Türk Silahlı Kuvvetlerinin ağır silahlarını kullanabilmesi için yapılan düzenleme tepki çekmeye devam ediyor. CHP Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç Meclis’e verdiği soru önergesinde “Toplumsal olaylara karşı kullanılmak üzere EGM, TSK’dan tank ve zırhlı araç da alabilecek midir?” diye sordu.

BOLD – TBMM Güvenlik ve İstihbarat Komisyonu üyesi CHP’li Yüksel Mansur Kılınç, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın TSK’ya ait ağır silahlar dahil her türlü taşınır malını kullanmasına imkan tanıyan düzenlemeyi Meclis’e taşıdı. Kılınç, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın cevaplaması talebiyle verdiği soru önergesinde “Toplumsal olaylara karşı kullanılmak üzere EGM, TSK’dan tank ve zırhlı araç da alabilecek midir?” diye sordu.

EMNİYET VE MİT’İN TSK’NIN SİLAHLARINI KULLANMASI TARTIŞILIYOR

Türk Silahlı Kuvvetleri, MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Taşınır Mal Yönetmeliği AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan tarafından imzalandı ve Resmi Gazetede yayımlandı. Böylece TSK’nın elindeki ağır silahlar dahil her türlü taşınırın gerekli görüldüğü durumda Emniyet ve MİT tarafından kullanılmasına imkan sağlandı.

DEMOKRATİK EYLEM VE TERÖR AYRIMI

CHP’li Kılınç’ın soru önergesi ise düzenlemenin yapılma şekline ve terör ile demokratik eylemlerin aynı kategoride değerlendirilmesine “İç güvenliğimize tehdit oluşturacak olaylara kolluk güçlerinin nasıl müdahale edeceği yasalarımızla belirlenmiştir. TBMM’nin yasama denetimi, toplumun demokratik gözetimi bir yana bırakılarak Cumhurbaşkanının tek başına aldığı bir karar ile devletin iç güvenlik yapılanmasında bir gecede önemli değişiklikler yapılmıştır. Devletin askeri, istihbarat ve kolluk fonksiyonları birbirinin içine geçmiştir. Yönetmelikte demokratik eylemler, terör ile aynı cümlede ve aynı anlama gelecek şekilde kullanılmıştır. Toplumun demokratik hak arama talepleri haktır, gerekliliktir. Demokratik eylemlerin terör ile aynı kategoriye konulması tehlikelidir ve teröre hizmet edecektir” diyerek tepki gösterdi.

Yönetmelik ile MİT Başkanı Hakan Fidan’a, bakanlık düzeyinde görev ve yetki verildiğini, önleyici hizmet olan istihbarat faaliyetlerinin operasyonel düzeye çekildiğini, MİT Başkanı’na hem dış politikada hem de iç güvenlikte MİT Yasası’nda olmayan görev ve yetkilerin yönetmelik ile verilmeye çalışıldığını ifade eden Kılınç’ın Fuat Oktay’a yönelttiği sorular şöyle:

EGM, TOPLUMSAL OLAYLAR İÇİN TANK DA ALACAK MI?

-2937 Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’na göre görevi istihbarat toplamak olan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığı’nın görev kapsamında olmayan toplumsal olaylara müdahalede TSK’nın araç ve silahına neden ihtiyaç duyabileceği düşünülmektedir?

-Özel Harekat Şube Müdürlüğü kanalıyla ağır makineli tüfek, roketatar, keskin nişancı tüfeği, küçük çaplı havan toplarına sahip olan EGM’nin ayrıca TSK’dan ilave araç ve gerece neden ihtiyaç duyacağı düşünülmektedir?

-Yönetmeliğin alt düzenlemesi var mıdır? Varsa, EGM’nin ihtiyaç olması durumunda TSK araç gereçlerinden faydalanmasının kapsamı nedir? TSK’nın sorumluluğundaki konvansiyonel harp için kullanılması gereken sistem, silah, teçhizat ve malzeme de EGM’ye devredilebilecek taşınır malların kapsamı içinde midir? Toplumsal olaylara karşı kullanılmak üzere EGM, TSK’dan tank ve zırhlı araç da alabilecek midir?

-İhtiyaç duyulması halinde TSK’dan EGM’ye devredilecek olan ağır silah ve teçhizatı kullanacak olan uzman personel EGM bünyesinde bulunmakta mıdır?  Bulunmamaktaysa TSK’dan EGM’ye devredilecek olan ağır silah ve teçhizat nasıl kullanılacaktır?

-Kolluk güçlerinin toplumsal olaylarda hangi şartlar altında ve ne şekilde silah kullanabileceği 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun 16. Maddesinde düzenlenmiştir. Toplumsal olaylara karşı kullanılmak üzere gerektiğinde TSK’dan EGM’ye devredilecek olan ağır silah ve teçhizat hangi kanuna göre kullanılacaktır?

-Uluslararası anlaşmalara ve mevzuatımızdaki yasalara dayanılarak, ‘dost ve müttefik’ ülkelere taşınır mal sevkiyatı yapılabilirken neden yönetmelik değişikliği ile özel bir düzenlemeye gerek duyulmuştur? ‘Dost ve müttefik’ ülkelere taşınır malların sevkiyatı, neden ‘taşınır mal işlem belgesi olmaksızın’ yapılacaktır?”

Okumaya devam et

Popular