Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Sembol fotoğraftaki Elif’i ve annesini bulduk: “Ne Elif unuttu ne ben”

Annesi yargılanırken ağladığı için duruşmadan atılınca adliyenin granit zeminine yığılan ve sembol olan Elif’in annesi Hacer Koç, ilk kez konuştu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Ev hanımı Hacer Koç, çıplak aramayı ilk anlatabilen kadınlardan biriydi. AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in “çıplak arama yoktur” açıklamalarına dayanamayıp bir video çekti ve sosyal medyadan yayınladı. Hacer Koç ve ailesinin yaşadıkları sadece çıplak arama dayatmasıyla sınırlı değil. Hacer Koç, adliye koridorundaki granitin üzerinde ağlarken çekilmiş fotoğrafıyla sembolleşen Elif’in annesi. O zaman 10 yaşında olan Elif Koç’un hali, gözyaşları hala hafızalarda.

44 yaşındaki Hacer Koç, 20 Nisan 2018’de eşiyle birlikte İstanbul’daki evlerinde gözaltına alındı. Elif’in çığlıkları o gün de apartmanı inletmişti. Hacer Koç 7 gün Vatan Emniyet’te kaldıktan sonra tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine gönderildi. Eşini ise 15 gün sonra Silivri’ye gönderdiler. Hacer Koç, bu süreçte 5 kez mahkemeye çıktı. Bank Asya’ya 1050 TL para yatırdığı ve Bylock kullandığı için örgüt üyesi olmakla itham edildi. 9 ay hapis yattıktan sonra 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Koç ailesinin dramını herkes 3. duruşmada öğrendi. Hacer Koç, gözaltına alındığında geride 4 çocuk bırakmıştı. Aklı hep onlardaydı. 14 Mart 2019 sabahı, saat 10.00’da İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’ne getirildiğinde yine onları düşünüyordu. En küçük kızı Elif ve büyük kızı da oradaydı. Çocuklarını görecek olmanın sevinci, mahkemenin nasıl geçeceğine dair endişeler hepsi bir aradaydı. Mahkeme başladı. Hakim kısa bir süre sonra Elif’i ve ablasını salondan çıkardı ve hafızalardan hiçbir zaman silinmeyecek o fotoğraf karesi sosyal medyaya düştü.

Baskı, tehdit ve korkular nedeniyle ülkesini iki ay önce terk etmek zorunda kalan Hacer Koç o günü ve sonrasında yaşadıklarını Bold Medya’ya anlattı.

Çıplak aramayla ilgili ilk videoyu çekip yayınlayan kadınlardan birisiniz. Nasıl karar verdiniz çekmeye.

Özlem Zengin’in inkarı çok zoruma gitti. Artık korkacağım, çekineceğim bir durum kalmadı. Dibi gördük. Ruhumuzla, varlığımızla artık buradayız. Bu zulmü duyurmak için elimden geleni yapacağım. O kadar çok şey var ki anlatacak, söyleyecek. İnsan nereden, nasıl başlayacağını bilemiyor.

Ne zaman, nasıl tutuklandınız?

20 Nisan 2018’de evden alındık. Akşam 9 gibi geldiler. Oğlum ve küçük kızım Elif vardı yanımda. Diğer iki kızım başka bir şehirde üniversite okuyorlardı. 5 saat arama yapıldı, o ayrı bir travmaydı.

Nasıl bir travmaydı?

6-7 polis gelmişti. Bir tane kadın vardı. İkisi çok agresif ve hırçındı. Soruları, ithamları saldırır şekildeydi hareketleri. Diğerleri daha makuldü. Başlarındaki amirleri de daha makuldü. Oğluma 14 gün önce telefon almıştık. Ona el koydular. Oğlum 12 yaşında hafızlığını tamamladı. Vaadimiz vardı ona. Sana güzel, yeni bir telefon alacağız diye. Polislere almasanız olmaz mı, dedim. Oğluma ait bir telefon ve yeni aldık dedim. Başlarındaki polis olur demesine rağmen, agresif olanlar hayır dedi. Adamcağız sesini çıkaramadı, amirleri olmasına rağmen. O çok içime oturmuştu.

Evinizi arayıp ne buldular?

Bir fotoğraf… Arama yapılırken komşumuzu da çağırdılar. Gayet iyi bir komşuluğumuz vardı. Akşam çaylarına geliyordu, biz gidiyorduk. Birdenbire düşman kesildi. Hiçbir şey yok ortada. Daha arama yapılıyor. Hiçbir şey kanıtlı değil. Sonra fotoğrafları aldılar. Albümleri karıştırıyorlar. Eşimin namazda selam verirken çektiğimiz bir fotoğrafı vardı. Oturuşta selam verilir ya… Öyle bir kare. Başında da takke var. Polislerden biri ‘işte örgüte delil fotoğraf buldum’ dedi. Adı da Çetin’di polisin, Çorumluymuş.

Takkesiyle namaz kılan adamın fotoğrafı mı örgüt delili sayıldı?

Ben de aynısı sordum. Bunda örgüt delili olarak ne görüyorsunuz, ben burada tek başına namaz kılan bir adam görüyorum, dedim. ‘Siz öyle bakarsınız da benim için delildir o’ dedi. Komşumuza o kadar güveniyorum ki, diğer odada polislere iştirak ediyordu. Abi bir gelir misiniz, size bir şey göstereceğim dedim. Ne alakası var demesini bekliyorum. Polis bey burada terör örgütü delili görüyormuş siz ne görüyorsunuz dedim. Memur bey ne görüyorsa ben de onu görüyorum dedi. Bu benim için ayrı bir travma oldu. Banyoda polisin yanında yıkanmak zorunda kaldım.

Nasıl yani? 

Gideceğiz artık, çantanızı hazırlayın deyince. Kadın polisi kenara çektim, özel günündeyim, duş almam gerekiyor, dedim. Hayır, izin veremem dedi. Gözlerimi diktim. Amirleri olan beyefendiye dedim ki, duş almam gerekiyor, müsaade eder misiniz, olur dedi. Banyoya girdim. Kadın polis ben de gireceğim dedi ve ben onun yanında duş aldım. Kendimi o kadar kapatmışım, o kadar ağır gelmiş ki bunları yeni yeni hatırlıyorum. Oğlumla vedalaşırken yaşı 14, sarılıyorum. Bana dedi ki ‘Anne sarılma onların yanında ağlamak istemiyorum.’

Evden çıkınca nereye gittiniz?

Vatan’a götürdüler. Nispeten orası daha iyiydi. Taciz tarzı bir şey yaşamadım ama çok onur kırıcı bir şey oldu. Ben üzüldüğüm, strese girdiğim zaman ortaya çıkan bir şekerim var. Sürekli lavabo ihtiyacı oluyor. Elim ayağım titrer, acıkırım, yemek yemem lazım. Orada yemek yok, sürekli sandviç su, sandviç su. Bana özel olarak kahvaltılık getirdiler, sizin hastalığınız varmış dediler.

Hasta olduğunuzu siz mi söylediniz?

Yok ben söylemedim. Nereden biliyorlardı hatırlamıyorum. Bir ara orada nefes alamamaya başladım. 1 Mayıs arifesiydi. Solcu kadınlar çok vardı. Genç kızları doldurmuşlardı. Bir tanesi hemşireydi. Yaş 40’ın üzerinde olunca, nefes de alamayınca o kız bağırdı, ‘kadın nefes alamıyor, kalp krizi geçiriyor, çabuk ambulans çağırın’ diye. Kadın polis geldi, şeker vereyim, belki düzelir, dedi. Sokakta görünce terörist diye kaçacağım insanların bana nasıl canhıraş yardım ettiklerini gördüm. Orada kendimle bir yüzleşme yaşadım. Biz neyin kavgasını veriyoruz. Bu ötekileştirme gerçekte var mı? Çoluk çocukların samimi halleri…

Sizi hastaneye götürdüler mi, ne oldu peki?

O şeker krizinde hastaneye götürüldüm. Doktor raporlara baktı. Beni duymuyor zannediyorlar. Biri şöyle diyor, ‘bu şartlarda olması normal’. Ellerinde kalmayayım diye beni apar topar tutukladılar. Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine götürüldüm ve orada zaten çıplak arama yaşadık. Gözaltındayken bana trajikomik gelen durumlar oldu. Aslında ilk önce onları anlatmak isterim.

Tabi buyrun.

Her gün sağlık ocağına muayeneye götürülüyoruz. Beni kaçakçılık şubesi gözaltına almıştı. O zamana kadar o şube ne yapar bilmiyorum. Bu tarz kültürümüz yok, oluşmamış o bilinç bizde. O kadar garip insanlar geliyordu ki oraya. Aralarında tek kadın benim. Hep beraber muayeneye götürülüyoruz. Öyle ürküyorum ki, polis farkında. Bana ‘abla sen şöyle gel’ dedi. Beni bir kenara alıyor, onları ayrı bir yere. Ben de onun arkasına sığınıyorum. Bir yandan terörist olmakla itham ediliyorum. Hala buna gülüyorum. Nasıl bir terörist ki polise sığınıyor, polis de onu korumaya çalışıyor.

Herkes her şeyin farkında aslında. 

Evet zaten bu canınız çok yakıyor. Hafta sonları sağlık ocağı kapalı olduğu için otobüse binip Haseki Hastanesi’ne gittik. Oraya giderken de aynı şekilde polis beni yanına oturtuyor ki aman bir şey olmasın, arkadakilerden uzak tutuyor. Güya ben teröristim. Mahkemeye gidene kadar bana hiç kelepçe takılmadı.

Normalde takıyorlar sanırım, iyi günlerine denk gelmiş.

Evet o açıdan şanslıydım, hamd olsun. Polis önümden hızlı hızlı gidiyor. Öyle hızlı ki ben ona yetişmeye çalışıyorum, korkuyorum aman burada bana bir şey olmasın diye. O hallerime gülüyorum şu anda, nasıl bir teröristlik, nasıl bir mantık. Polisler de gülüyor, herkes gülüyor. Cezaevine beni bırakan o iki emniyet amirinden biri dedi ki, ‘abla bu bir siyasi rüzgar, elbet geçecek, siz de çıkacaksınız.’ Bu çok içime oturdu. Ona bunu söyleten vicdanıydı. Bile bile. Ama yapacak başka bir şey yok, vazifesini yapıyor.

Cezaevine ne zaman gittiniz?

7 günlük gözaltından soran gece yarısı 12 gibi gibi. İki emniyet amiri aldı götürdü beni. Biri ifademi alandı, diğerini bilmiyorum. Bir jandarma karşıladı. Elimde bir poşet, içinde de penyem vardı. Jandarma, ‘abla poşette ne var, yiyecek varsa ye, gelirlerse sana yedirmez, çöpe attırırlar’ dedi. O da çok üzdü beni. Jandarma bana iyi bir şey söyledi ama üzüldüm. Herkes her şeyin farkındaydı.

Çıplak arama nerede yapıldı? 

Hemen cezaevinin girişinde. İki gardiyan geldi, beni ona teslim ettiler. Delikli paravanın arkasına geçirttiler ve jandarmanın önünde çıplak arama yapıldı. Jandarmalar utandı, arkasını döndü. Ne varsa çıkarttırıyorlar. Tamamen çıkarmak zorunda kaldım. Çırılçıplak. Hastane elbisesi vermeleri lazımmış, onu da bilmiyordum. Ve üslupları çok kötüydü. Azarlayarak, aşağılayarak, bağırarak…

Büyük bir şok olmalı. Kim yaşasa kaldıramaz böyle bir şeyi.

Mahkeme gecenin bir yarısı bitmiş. Hayatımda ilk defa böyle bir şey yaşıyorum. Geride 4 çocuk bırakmışım, aklım onlarda. Gardiyanların ne dediklerini de anlamıyorum, bağırarak şunu yap bunu yap demeleri çok yaralıyor. Sonra onu çıkart bunu çıkart. O halde 3 kez otur-kalk yaptırdılar. İlk başta anlamadım ne demek istediğini, hayatımda ne duydum, ne işittim, beceremiyorum da.. Yok ya böyle değildir diyorum, kafamda yorumlayamıyorum. Gardiyan azarlayarak nasıl yapacağımı tarif etti. ne yapacağımı bir türlü anlayamadığım için biri gülerken diğerini azarlıyordu.

O şoktan sonra ilk gece nasıl geçti cezaevinde?

Beni hücreye koydular. Rutin işlemleriymiş, 3 gün hücrede kaldım, nedenini bilmiyorum. Tabi haklarımızı bilmiyoruz, günde bir saat havalanma hakkı varmış. Üç gün boyunca onu bile yapmadılar. 7 gün gözaltında, bin bir stres, üzüntü, sonra geliyorsun dört duvar. Pis bir hücre. Sıcak su vardı. Ama ne deterjan ne başka bir şey. Sabah kapıyı vuruyorlar, orada mısın diye ses istiyorlar. Seni görüyorlar mazgaldan. Sonra yemek getiriyorlar. Bu kadar.

Elif ve annesi bir ziyaret gününde.

Çıplak aramadan sonra ne hissettiniz?

Aradan iki sene geçti. Kendimi hala toparlamış değilim. Cezaevinden enerjim o kadar düşük çıktım ki, daha kendime yeni kabul ettirebildim yaşadıklarımı. Hiç kimseye anlatamadım. Kendimle bile yüzleşemedim. 6 ay olmuştu hapse gireli. Koğuşa yeni bir kız geldi. Diğerleri ona takıldı, ‘sana da çök-kalk’ yaptırdılar mı” diye. Ben o zaman demek ki başkaları da yaşamış, tek bana yapmadılar, bu utanılacak bir şey değil, anlatılabilir diye düşünerek biraz rahatlamıştım.

ELİF YERE YIĞILDIĞINDA

Biraz mahkeme dönemine dönersek… Elif Koç’un annesisiniz. Elif’in mahkeme koridorunda, kendini yerlere atıp saatlerce ağlaması herkesi çok etkilemişti. O günü anlatabilir misiniz?

Üçüncü mahkememizdi. Savunmaları, neler konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Elif o an ağlamaya başladı. Annem yine eve gelemeyecek diye. Hakim de bunu fark etti ve çocuğu dışarı çıkartın dedi. Sonrasını ben bilmiyorum tabi.

Hakim niye çıkartmak istedi, tam olarak anlamadım.

Ağlamasından rahatsız oldu. Ağlama da sesli değil. Gözünden yaş geliyor, büyük kızım da gözünü siliyor. Sesli ağlama değil yani. Hakim bu sahneye şahit oldu. Çocuğu görmek istemedi sanırım.

Mahkemeye ajitasyon yapmak için mi geldiklerini düşündü acaba?

Ben orada yavrumu görecektim. Elif de annemi göreceğim diye geldi. Aylardır beklediğim, çocuğumu göreceğim uzun saniyelerden biriydi o an. Başka bir amacı olamaz mahkemeye gelmesinin. İlk mahkemede dönüp dönüp çocuklarıma bakmıştım. Özlüyorsunuz, bakmak istiyorsunuz. Hakim önüne dön diye azarlamıştı. Çocuklarıma bakmak bile suçtu.

Elif dışarı çıktıktan sonra ne oldu?

Sesler geliyordu tabi. Gözaltına alındığımızda da apartmanı inletmişti. Bir Allah’ın kulu da çıkıp niye ağlıyor bu çocuk, ne oluyor burada dememişti. Ben kısa boyluyum, 1,58 boyum. Avukatımız iri yarı uzun boylu biriydi. Mahkeme bitince avukattan rica ettim, ne olur kızıma destek olun diye. Büyük kızım tek başına baş edemiyordu, duyuyordum. Kızım daha sonra görüşe geldiğinde ‘anne kimse baş edemedi, Elif kendini yerlere attı, avukat da artık bir şey yapamadı.’ demişti.

Elif nasıl şimdi. Toparlandı mı?

Yaraları var ama tabi ki daha iyi. İstanbul’daki evimizde kapı açmaya korkuyordu. Zil çaldı mı titriyordu. Hala benimle uyumak istiyor. Ayrılmak istemiyor. Youtube kanalı açtı arkadaşıyla. İki aydır daha iyi. Çocuklar yaş almadan büyüdüler. Eşim tahliye olunca koğuş arkadaşının ailesini ziyarete gittik. Elif yolda babasını tembihledi. Yaşıtı olan kızının yanında sakın bana kızım deme bana sarılma baba diye.

Siz atlatabildiniz mi yaşadıklarınızı?

Kendime çok kızıyorum. O kadar yutmuşum ki, niye bu kadar teslim olmuşum. Zalimden her şey beklenir. Bu beni yıkmamış ama yutmuşum hep. O kapalı kutu hali benim psikolojimi bozmuş. Çıktığımda 3 ay kimseyle görüşmedim diyebilirim. İki sene geçti, yavaş yavaş aşıyorum bazı şeyleri. Yazamadım da yaşadıklarımı. Kendime kapandım, yeni yeni açılıyorum.

Elif ve annesinin 9 ay sonra buluşma anı. Hacer Koç: “Tekrar tahliye olmazsam diye ablası haber vermedi, mahkemeye de getirmedi Elif’i. Arkadaşına bırakmış, çıkınca direk yanına gittik.”

Mahkeme koridorunda ağlayan Elif Youtube kanalı açtı

 

BOLD ÖZEL

Cihadistlere silah satan Heysem Topalca kimliği değiştirilerek Konya’ya yerleştirildi

10 Şubat’ta şüpheli bir trafik kazasında ölen, Suriye’deki radikal gruplara silah ve kimyasal madde temininin kilit ismi Heysem Topalca’nın üç yıldır MİT koruması altında Konya’da ikamet ettiği ortaya çıktı.

BOLD – Suriye’nin Lazkiye kentinde gıda kaçakçılığı yaparken Suriye iç savaşından sonra bölgenin en önemli silah kaçakçılarından birine dönüşen Heysem Topalca (Hytham Qassap), 10 Şubat 2021’te Konya’da geçirdiği şüpheli trafik kazasında hayatını kaybetti. turkishminute.com’dan Cevheri Güven’in haberine göre şüpheli kazada hayatını kaybeden Topalca hakkında El Kaide üyesi olmaktan kesinleşmiş 12 yıl hapis cezası ve Türkiye’de meydana gelen terör saldırıları nedeniyle iki ayrı yakalama kararı vardı. Polis tarafından 2014’te iki kere gözaltına alınan ancak serbest bırakılan Topalca’nın Türkiye’de olduğuna ilişkin iddialar, kazayla birlikte doğrulanmış oldu. TM’ye konuşan bir kaynak,  Topalca’nın uzun süredir MİT’in korumasında olduğu ve kaza geçirdiği Konya’ya MİT tarafından yerleştirildiğini belirtti.

Kaynak, Türkiye ile Suriye arasında silah ve cihatçı sevkiyatının kilit isimlerinden biri olan Heysem Topalca’nın deşifre olmasından sonra 2015 yılında Hatay’dan uzaklaştırma kararı alındığını belirtiyor. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün El Kaide raporuna göre 2011-2014 yılları arasında 873 kez Suriye’den Türkiye’ye giriş çıkış yaptığı belirtilen Topalca’nın ismi 2015 yılında da çeşitli kaçakçılık olaylarıyla anılırken, ardından Topalca hakkındaki tüm izler kayboldu. Topalca’nın Hatay Yayladağı’nda ikamet eden ailesi de Topalca ile birlikte gözden kayboldu.

MİT VE SURİYE İÇ SAVAŞI

Kaynağa göre Topalca ile MİT arasındaki ilişki Suriye iç savaşıyla birlikte derinleşti ve Topalca, Hatay Yeni Sanayii bölgesinde bir depo tutarak silah sevkiyatı yapmaya başladı. Topalca’nın Suriye’de silaha ihtiyacı olan her gruba silah sattığını anlatan kaynak, Topalca’nın isminin çok sayıda terör eylemiyle anılması üzerine sınır bölgesinden uzaklaştırma kararı alındığını anlattı.

Topalca, Türkiye’den Suriye’ye sarin gazı yapımında kullanılmak üzere kimyasal madde sevkiyatı sırasında yakalanmış, 12 yıl hapis cezası almasına rağmen serbest bırakılmıştı. Topalca’nın ismi 53 sivilin hayatını kaybettiği Reyhanlı patlamasında “araçlara patlayıcı yükleyen kişi” olarak da geçiyor. Kaynağa göre Topalca’nın bu ve benzeri çok sayıda dosyada ismi geçmesi üzerine, 2015 yılında bir süre Hatay Yayladağı’nda gizlendi ve ardında MİT tarafından 2017’de ailesiyle birlikte Konya’ya yerleştirildi ve kimliği değiştirildi.

Topalca, 10 Şubat 2021’de hayatını kaybettiği trafik kazasına kadar Konya’da yaşadı. Kazada Topalca’nın üzerinden farklı bir soyisimde ‘Heysem Tabalci’ ismine düzenlenmiş kimlik çıktı. Topalca’nın oğlu, sosyal medya hesabından babasının öldürüldüğünü doğruladı. Kazanın ardından cenazesi Konya’dan alınarak 11 Şubat’ta Hatay’ın Yayladağı ilçesine götürüldü ve defnedildi.

Heysem Topalca’nın öldüğüne ilişkin oğlunun paylaştığı tweet.

HATAY BELEDİYESİ BAŞSAĞLIĞI MESAJI YAYINLADI

Hatay Büyükşehir Belediyesi ise Heysem Topalca için başsağlığı yanladığı ortaya çıktı.  Büyükşehir Belediyesi adına Yayladağı Mezarlık Kompleksi’nin Facebook (https://www.facebook.com/profile.php?id=100016705056730) sayfasında yayınlanan başsağlığı mesajında, “Yayladağı ilçemize bağlı ‘Kurtuluş’ Mahallesi’nden ‘Heysem Topalca’ vefat etmiştir. Cenazesi 11/02/2021 Perşembe Günü Yayladağı Asrî Mezarlığı’nda defnedilecektir. Büyükşehir ailesi olarak Merhum’a Cenabı Hak’tan rahmet, kederli ailesine sabırlar diliyoruz…” denildi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Beyaz sandalyede ölümün ardından Kabakçıoğlu’nun kardeşi yazdı

Dünya, KHK’lı komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nu cezaevinde beyaz bir plastik sandalye üzerinde can verdiğinde tanıdı. Ölümünün üzerinden 6 ay geçen Kabakçıoğlu’nun kardeşi Harun Kabakçıoğlu abisinin hikayesini Bold Medya için yazdı…

BOLD ÖZEL – Gümüşhane E Tipi Cezaevinde beyaz bir plastik sandalye üzerinde ölü bulunan KHK’lı komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölümünün üzerinden 6 ay geçti. Yaşasaydı eğer 29 Şubat’ta 45 yaşına girecek ve mart ayında tahliye olduktan sonra kardeşi Harun Kabakçıoğlu ile birlikte kurdukları hayalleri gerçekleştireceklerdi. Ama olmadı. Harun Kabakçıoğlu abisinin ardından duygularını Bold Medya için kaleme aldı:

“Ailemizin ilk kamu görevlisi, komiser yardımcısı, üç kız çocuğunun ardından erkek olarak doğan, ortalama Karadenizli ailenin gurur duyabileceği, bizim aile etrafına da mucize yaşatan Mustafa’nın doğum günü 29 Şubat idi. Yaşasaydı buruk da olsa 45. yaşını kutlayacaktık. Gümüşhane E Tipi Cezaevinde ağır hasta olmasına rağmen başta iktidarın asılsız iftiraları, cezaevi amirleri ve infaz memurlarının ihmalleriyle tek başına ölüme terk edileli tam 6 ay oldu. Bu kibarca açıklamaydı, aslında Mustafa öldürüleli altı ay oldu.

“YALANINIZA EN BAŞINDAN BERİ İNANMADIM”

Evet, giden gelmiyor. Bendeki ve ailemizdeki o hüzün hiç gitmedi, gitmeyecek de. Jandarma olay yerinin çektiği, basında da yer alan fotoğraflar olmasa sorumlu savcının “Bahçeli, nezih, turistik otel gibi odada, ona çok iyi baktık, çocuklarımın üzerine yemin ederim” diye ergence kendini savunması (savcı niye böyle yemin ederse) yalanına herkes inanacaktı ama ben inanmamıştım. Çocuk yoktu karşısında nihayetinde.

Kıbrıs Harekâtında Rum esirlere bile melek gibi davranıldığını anlatılan kamu güvenlik görevlilerimiz nedense abim Mustafa’ya hiç de öyle davranmamışlardı. Acil olarak kaldırıldığı hastaneye tekerlekli sandalye ile gitmek istediğinde, nemrutça cevap almış, terslenmiş, bilincini kaybettiğinde götürüldüğü Gümüşhane Devlet Hastanesine o halde kelepçeyle yürütülmüştü. Bilincini kaybedip merdivenlerden düştüğü zaman etrafındaki görevliler “Götürmeyelim hastaneye, yine iş çıktı, of lanet olsun” diye homurdanmışlardı. Bütün bunları kendi tuttuğu günlüklerden okuyoruz. Ne acı!

İFTAR SAATİNDE BİLE RAHAT BIRAKMADILAR

Ramazan ayında iftar saati orucunu açtığı vakitte gelen cezaevi infaz memuru tarafından oturduğu beyaz plastik sandalye -ki o sandalyede son nefesini verdi- alınmış ve iftarını ayakta açabilmişti. Bu nasıl Müslümanlıktır, nasıl açıklayabileceksiniz bu kininizi?

Bize ısrarla söylenen Mustafa’nın tedaviyi istemediğine dair amatörce, uyduruk bir bahane. Ölmeden iki gün önce cezaevi doktoruna yazdığı ve sosyal medyadan da kamuoyunun gördüğü ve saygıda kusur etmediği dilekçede “Vermiş olduğunuz ilaçları düzenli olarak kullanmaktayım. Ancak ilaçların yan etki yaptığını düşünüyorum. Özellikle sol ağzım, sol bacağımda aşırı ŞİŞME oldu. Yürüyüş, konuşma sıkıntısı yaşıyorum. Bu dilekçeyi yazarken kolumda uyuşukluk yaşıyorum. Bel altı hareket özgürlüğümü sağlayamıyorum. Hiçbir işlemimi yapamıyorum. Saygılarımla arz ederim.” demişti.

Mustafa Kabakçıoğlu’nun 27 Ağustos 2020 tarihli son dilekçesi.

“FAZLASIYLA KÜÇÜMSEDİNİZ”

90’lı yıllarda ölüm orucuna yatan devrimcilere ölüm orucunu yapmasına izin vermeyen yüce görevlilerimiz nedense Mustafa’nın “Hastaneye gitmek istemiyorum” (orası da ayrı dava olabilecek iddialarıyla) sözünü dikkate alarak tıbbi müdahale etme gereği duymuyor. Mahpusun isteğini normalde ciddiye almayan Gümüşhane E Tipi Cezaevi yönetimi nedense Mustafa’nın bu sözünü hemen dikkate alıyor!

Ama unuttukları bir şey var. Zamanında Hizbullah’tan IŞİD’e kadar katıldığı operasyonlarda başarılar kazanmış, bakanlık tarafından takdirname ile ödüllendirilmiş yılların istihbaratçısı, komiser yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nu fazlasıyla küçümsüyorlar. Rahat da davranıyorlar. Ne olacak Allah’ın fetöcüsü, vatan haini ya Mustafa! Devlet için yaptık deriz en kötü, nasılsa işe yarıyor bu savunma her daim.

Kendilerini bir gece yarısı paldır küldür Takvim gazetesine verilen ve hiç de inandırıcı olmayan bir fotokopi kâğıdıyla aklamaya çalıştılar. Ancak yandaşlarınızı ikna edebilirsiniz bu kağıtla. Takvim gazetesine bu şaibeli fotokopi kâğıdını kim vermiştir.? Takvim gazetesi savcılığın haber masası mıdır? Benim avukatım aracılığı ile aylarca görmek istediğim ve aylarca beklediğim resmi evrak Takvim’e nasıl verilmiştir? Davanın müdahili olarak belgeyi görmek hakkımız bizim değil miydi?

CEZAEVİ MÜDÜRÜ NEDEN DEĞİŞTİRİLDİ?

Mustafa içerde yapılan sistematik işkenceyi, yaşadığı zulmü tuttuğu günlüklere satır satır yazarak arşivledi. Olay sonrası Gümüşhane E Tipi Cezaevinden başka yere gönderilen müdür Heybetullah Gözcü neden susmaktadır? Yoksa o da yukarlardan talimat mı almıştır? Benim savcılıktan istediğim belgeler nedense iktidarın yalan makinesi olan gazetede gece yarısı haber olarak geçiliyor.

2000 yılında sözde adına hayata dönüş denen ama aslında hiç de öyle olmayan, siyasi mahpusları hayattan koparan o operasyonda hayatını kaybedenler için mahkemenin kararını okudum. Dava sonucunda özetle, “ insanların en değerli varlıkları olan çocuklarının doğal olmayan nedenlerle ölümünden duydukları üzüntü ve acının hiçbir suretle giderilmesi mümkün bulunmamaktadır “denilmiş 2003 yılında. Ve kamu güvenlik personelinin yaptıklarının yasalara göre suç olduğunu eklemiş.

“MÜFETTİŞ RAPORLARI BİZİMLE PAYLAŞILMADI”

Aradan 17 yıl geçmiş ve 2020 yılında aynı suç tekrarlanmış ama nedense aynı adil hukuki süreci bizler göremedik. İnsanlık ayıbı olan olay yeri fotoğrafları, ekim ayında ulusal medyaya düşünce toplumun gazını almak için olsa gerek Adalet Bakanlığı “İki müfettiş görevlendirdik” diye açıklama yaptı ama nedense müfettişlerin ne yaptığı, nasıl rapor verdiği 6 ay geçmesine rağmen bizimle paylaşılmadı. Adalet Bakanı’nın yüzüne “üç kez müfettiş raporları” ne oldu diye soran TBMM İnsan Haklarını Komisyon Üyesi Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu sanırım birilerini korkuttu ki şimdi de onun üzerine yürüyüp, itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Ömer Hoca’nın ceketinin mendili olamayacak kalibrede insanlar onu yargılamaya kalkıyorlar.

Sosyal medya hesaplarında “Hayvanları soğukta ihmal etmeyelim” diyen Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş, kariyeri ödüllerle dolu olan, vatan sevgisi ortalama vatandaştan kat kat fazla olan komiser yardımcısının ölümüne, sokakta üşüyen kangal cinsi köpeğe gösterdiği kadar hassasiyet göstermemiştir. Senin inandığın dinin bunu mu emrediyor Abdülhamit Gül?

“TEK SORUMLU YETKİLİLER DEĞİL, SEN DE KABAHATLİSİN!”

Kamuoyuna açıklama yapılmadan sessizce Gümüşhane E Tipi Cezaevi müdürünün görev yeri değiştirildi. Peki, Mustafa’nın bu yaşanılan tarifi olmayan acının sorumluları sadece cezaevi ve Adalet Bakanlığı yetkilileri ve şu anki muktedir midir? Hayır elbette.

KHK ile mesleğinden ihraç edilince sevinenler “onlar da suçlu yav, ama onlar da sınav sorusu çaldı” diye iftira attığın Mustafa 2000 yılında memur oldu. Yani Ecevit iktidarken başladı mesleğine. “Devlet durup dururken birilerini tutuklamaz, vardır bir şeyler, ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diyenler sen de kabahatlisin. Seni de inandığın tanrı affetsin, ben affetmiyorum. Sabaha doğru hiç ummadığın zamanda ters kelepçeyle çıkarsan bir gün, o zaman anlarsın bu dediğimi. Ve komşuların da sana aynı cümleyi kursun “yav bişi yapmıştır, benim evime neden gelmediler” merak etme sıra sana da gelir, rahat ol, hiç canını sıkma.

Nazilerin yaptığı soykırımdan farkı olmayan KHK ile ihraç olan memurlara “Ağaç kabuğu yesinler” diyen AKP Isparta İl Başkanı (şu an kanser tedavisi görmekteymiş) sen de çok kabahatlisin. Ağaç kabuğunu kaynat, belki iyi gelir hücrelerine.

Bir de asıl kabahatliler, en çok rahatsız olduğum, evlat olsa sevilmez cinsinden. Eğer güçlü olan değişsin ilk diyecekleri “Ya biz de çok rahatsızdık, biliyorduk, bakma sesimizi çıkaramadık Harun” diyen tipik ortalama Türk vatandaşı. Kimi zaman laik, kimi zaman Atatürkçü takılan, kimi zamanda vatan millet Sakaryacı olan orta yolcu, sen de çok kabahatlisin!

“YENİ BİR HAYAT KURMA HAYALİMİZ VARDI”

Üç kardeş bir görüş gününde. Ağustos 2019, Gümüşhane E Tipi Cezaevi.

Mustafa geri gelmeyecek, ne desem ne yazsam boş. Onunla hayal ettiğimiz, tahliye olunca dededen kalma topraklarında bağ bahçeyle uğraşıp, buğday ekip “Ben çok Müslümanım, namaz da kılıyorum” diyenleri evimize, içimize sokmayacağımız yeni bir hayat hayalimiz vardı. Gittiğim her açık görüşte bunu defalarca konuştuk. Tahliyesi mart ayında bitecekti ama gerçekleşemedi. Ölümden sonra hayat var mı, bana pek de var gibi gelmiyor uzun zamandır ama buradayken cennetimizi yaşayamadık, o hep cehennemi yaşadı bu yalan dünyanın.

Mustafa garip geldi, garip gitti. Hiçbir zaman lüks arabası olmadı, lüks sitelerde oturmadı. Lüks yaşantısı da olmadı. Zaten istemezdi de. Mustafa’nın da kaderi böyle oldu. Kimilerinin kullandığı dil ile o bir fetöcü idi. Yıllar önce haber bültenlerinde gözümüze sokulan etö aşağı, etö yukarı diye vatansever komutanları da çarklarında ezen, öldüren aynı güç yeni günah keçisi buldu adına da fetö dedi. Herkes de bu fetö sakızını güzel çiğnedi, çiğnemeye de devam etmekte. Eğer hukuk, adil yargılama gelirse bu ülkeye, kimin gerçekten kahraman, kimin vatan haini olduğu anlaşılacaktır ama artık benim için de pek bir önemi yok, ölenler geri gelmeyeceği için…”

Karantina hücresinden cenazesi çıktı: Plastik sandalyede ölüm!

Mustafa Kabakçıoğlu’nun günlüğü: Hiç olmazsa bir tekerlekli sandalye

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

‘Hayalet komutan’ Heysem Topalca Susurlukvari kazaya kurban gitti

Susurluk kazasının neredeyse aynısı meydana geldi ve bu kez Suriye silah ticaretinin, Türkiye’deki kanlı olayların beyni Heysem Topalca’yı tır biçti.

BOLD – Suriye’deki çatışmaların başladığı yıllardan itibaren ‘Hayalet Komutan’ ve ‘İkinci Yeşil’ olarak ismi sık sık MİT’le birlikte anılan Suriye uyruklu Heysem Topalca, Susurluk benzeri bir kazayla hayatını kaybetti.

www.turkishminute.com’dan Cevheri Güven’in haberine göre; Topalca’nın içinde bulunduğu araç Konya’nın Karapınar ilçesinde 10 Şubat’ta bir tırla çarpıştı. Topalca olay yerinde can verdi. Reyhanlı patlaması, IŞİD’ın Niğde saldırısının organizatörlüğü, Suriye’ye silah sevkiyatı, El Nusra’ya Sarin Gazı temini dahil onlarca büyük olayda ismi geçen Topalca’nın ölümü kamuoyundan gizlendi.

(Kaza yerinden fotoğraf. Heysem Topalca’nın içinde bulunduğu araç)

Karapınar- Konya yolu Akçayazı Mahallesi Merdivenli mevkisinde 10 Şubat 2021’de saat 21:00 sıralarında içinde Heysem Topalca’nın bulunduğu 68 KH 911 plakalı otomobil ile 06 KH 8433 plakalı tır çarpıştı. Otomobilde bulunan Heysem Topalca (54), Macit El Hacı Ali (33) ve Bilal El Muhammed (21) yaşamını yitirdi. Döne Abdullah (55), Nureddin El Hac Ali (19), Abdullah El Hac, İbrahim El Muhammed (30) ve Halit Bargut (15) da yaralandı. Araçta bulunanlar Konya Şehir Hastanesi ve Karapınar Devlet Hastanesine götürüldü. Hayatını kaybeden üç kişi, otopsi işlemlerinin ardından Hatay’ın Yayladağı ilçesine defin için gönderildi. Kaza sonrası gözaltına alınan tır şoförü Mustafa Usta ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

(Heysem Topalca (solda) Suriye’deki çatışmalar sırasında görülüyor)

Hayalet Komutan

Araçta hayatını kaybeden Heysem Topalca (Hytham Qassap), Suriye iç savaşının başladığı 2010 yılından beri Türkiye’nin gündeminde olan bir isim. Hakkında Türkiye’de mahkûmiyet ve yakalama kararı bulunan Topalca’nın Konya’da rahatça hareket edebilmesi oldukça dikkat çekici.

11 Mayıs 2013’teki Reyhanlı patlaması ve 20 Mart 2014’te Niğde Ulukışla’daki IŞİD saldırısı davalarının ‘firari’ sanığı olan Topalca hakkında Adana 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 29 Aralık 2015’te verdiği 12 yıl kesinleşmiş hapis cezası var. Topalca bu cezayı ‘Sarin Gazı Davası’ olarak bilinen Suriye’ye kimyasal silah yapımında kullanılabilecek maddelerin sokulması nedeniyle aldı.

Topalca’nın yakalama kararları ve kesinleşmiş cezalarına rağmen Konya’da bulunması, Susurluk benzeri bir kazayla hayatını kaybetmesi ve bu bilginin kamuoyundan gizlenmesi oldukça dikkat çekici.

(Heysem Topalca)

Hayalet Komutan ve Reyhanlı Patlaması

Heysem Topalca’nın ismi Suriye’deki çatışmaların başladığı 2010’dan beri birçok kez gündeme gelse de en çarpıcısı 11 Mayıs 2013’teki Reyhanlı Patlaması sonrası oldu. 53 kişinin hayatını kaybettiği patlama sonrası gözaltına alınan ve tutuklanan sanıklardan Yusuf Nazik ve Mehmet Gezer, Topalca’yı kendilerini tuzağa düşürmekle suçladı. İkili, “Reyhanlı’dan mal geçirmek için iş birliği yapıyorduk. Patlamada kullanılan minibüsler kaçakçılık için hazırlanmıştı” dedi. Topalca’nın kaçakçılık için hazırlanan minibüslere patlayıcı yerleştirdiği bilgisi üzerine Emniyet’in yaptığı incelemede, Topalca’nın Türkiye’de iki kez gözaltına alındığı ve bırakıldığı, arandığı dönemde bile sık sık Türkiye’ye giriş yaptığı tespitine yer verildi.

Emniyet Genel Müdürlüğünün El Kaide raporunda Topalca’nın 2011-2014 yılları arasında 873 kez Türkiye’ye giriş çıkış yaptığı ifade edildi. Topalca’nın Özgür Suriye Ordusu’nun toplantılarına katıldığı, El Kaide ve El Nusra örgütleriyle de bağlantısının olduğu raporda vurgulandı.

(2013’te Reyhanlı’daki patlamada 53 kişi hayatını kaybetti)

Sarin Gazı davasında 12 yıl ceza aldı

Reyhanlı patlamasından kısa süre sonra 28 Mayıs 2013’te Adana Polisi, Suriye’deki El Kaide örgütüne bağlı Ahrar-ı Şam ve El Nusra Cephesi’ne kimyasal bomba yapımında kullanılan bazı kimyasal maddelerin temin edilmeye çalışıldığı yönünde ihbarı üzerine çeşitli adreslere operasyon düzenledi. Gözaltına alınan biri Suriyeli 5 kişi tutuklandı. Suriyeli olan Heysem Topalca’ydı.

Polisin, 2 kilo sarin gazı yakaladığı belirtildi. Ancak dönemin Adana Valisi Hüseyin Avni Coş, resmî açıklamasında maddenin sarin gazı olmadığını, antifriz olduğunu savundu. İlk duruşmada Heysem Topalca dahil tüm sanıklar serbest bırakıldı. Sanıkların tamamı 17 Temmuz 2013’te tahliye edildikten sonra ele geçirilen kimyasal malzemenin laboratuvar sonuçları geldi. Raporda malzemelerin kimyasal silah üretmede kullanılabileceği, bu kişilerin de kimyasal silah elde etme girişiminde bulundukları belirtildi. Rapor iddianameye girince savcılık, daha önce serbest bırakılan Heysem Topalca hakkında yakalama kararı verdi. Ancak Topalca izini kaybettirmişti.

Olayla ilgili hazırlanan iddianamede, Makine Kimya Endüstrisi’nden sarin gazı üretmek için gerekli maddeleri temin etmeye çalışan ve maddelere rahatlıkla ulaşan sanıkların ödemeleri Arabistan üzerinden yaptıkları ve sadece kimyasal madde değil, havan topu yapılmak üzere krom boru siparişi verdikleri de kaydedildi.

Adana 9. Ağır Ceza Mahkemesindeki dava 29 Aralık 2015’te sonuçlandı. Mahkeme, Heysem Topalca hakkında 12 yıl hapis cezasına hükmetti. Ceza, terör örgütü üyeliğinden verilirken kimyasal silah temin etme suçunun hazırlık aşamasında kaldığı bildirildi.

(Tır dorsesinin zeminine gizlenmiş olarak yakalanan havan topları)

Havan topları yakalandı

Sarin Gazı iddianamesinde geçen havan topları ise 7 Kasım 2013’te tesadüfen yakalandı. Adana’da “Bir tırda uyuşturucu taşınıyor” ihbarı sonucu yapılan aramada, çok sayıda mühimmat bulundu. Tırın içinde Konya ile Adana’da üretildiği belirlenen 953 adet havan topu başlığı ve 10 füze rampası vardı. Polis, mühimmatın El Kaide’ye bağlı El Nusra’ya gönderilmek istendiğini belirledi. Tırın şoförü ilk sorgusunda, talimatları Heysem isimli kişiden aldığını söyledi. Heysem Topalca tır şoförünün ifadesinden sonra yakalandı, ifadesi alındı. Ancak MİT’in devreye girmesiyle serbest bırakıldığı öne sürüldü.

(Topalca’nın aracıyla çarpışan tır)

IŞID saldırısının organizatörü

MİT’e çalıştığı için Türkiye’de korunduğu iddialarıyla sık sık gündeme gelen Heysem Topalca’nın isminin karıştığı bir başka dosya ise Niğde’nin Ulukışla ilçesinde bir astsubay, bir polis ve bir vatandaşın hayatını kaybettiği IŞİD saldırısı.

20 Mart 2014’te İstanbul’a gitmek üzere Hatay’dan yolan çıkan IŞİD üyeleri Benyamin Xu, Çendrim Ramadani ile Muhammed Zakiri, Ulukışla-Adana Otoyolu’nun Gedeli viyadüğünde bulundukları taksiyi durdurmak isteyen güvenlik güçlerine otomatik silahlarla ateş açtı. Jandarma Astsubay Üstçavuş Adil Kozanoğlu ile polis memuru Adem Çoban çatışma sonrası hayatını kaybetti.

Davanın iddianamesinde sanık olan Topalca hakkında mahkeme yakalama kararı çıkardı. İddianamede, şüpheliler Çendrim Ramadani, Benyamin Xu ve Muhammed Sakiri’nin Suriye’deki IŞİD’e bağlı kamptan, İstanbul’da silahlı ve bombalı eylem yapmak için ayrıldıkları öne sürüldü. Bu kişilerin Topalca tarafından Yayladağı’ndan yasa dışı yollarla Türkiye’ye sokulduğu ve İstanbul’daki bağlantılarının da yine Topalca tarafından ayarlandığı aktarıldı.

(Niğde saldırısını gerçekleştiren IŞİD üyesi)

Gazeteci Bünyamin Aygün kaçırıldığında yanındaydı

Milliyet Gazetesi muhabiri Bünyamin Aygün, Aralık 2013’te kaçırıldığında da yanında Heysem Topalca vardı. Aygün, Suriye’ye gitti ve Heysem Topalca’yla buluştu. Topalca’nın kullandığı araçla ilerlerken önleri kesildi ve IŞİD’e bağlı radikal bir kol tarafından kaçırıldılar. Milliyet muhabirinin kaçırıldığı Türkiye gündemine girince MİT üzerinden pazarlık başladı. 17 gün sonra ilk olarak Heysem Topalca serbest bırakıldı. Bünyamin Aydın’ın anlattığına göre 6 Ocak 2014’te Heysem Topalca geri geldi ve Bünyamin Aygün’e “Merak etme kurtuldun sen, ben geri geleceğim, şimdi senin pazarlıkların devam ediyor” dedi. Pazarlıklar sonucu Milliyet muhabiri Aygün de serbest bırakıldı.

Jandarma raporu

Suriye ile ilgili hemen her iddianamede ismi geçen Heysem Topalca’ya ilişkin bilgileri 2013 ve 2014 yılındaki Emniyet ve Jandarma raporlarında bulmak mümkün. Ardından iki kurumda yapılan büyük tasfiyeden sonra Heysem Topalca’nın ismi tekrar gündeme gelmedi.

Jandarma Genel Komutalığının 9 Haziran 2014 tarihli raporunda Topalca ile ilgili şu bilgiler yer aldı:

– Suriye’den kaçak yollarla tarihi eser getirip Türkiye’de satılmasının organize edilmesi.

– Halep sanayi bölgesindeki makinelerin çalınarak Türkiye’de satılması.

– El Kaide ve Nusra Cephesi’ne sürekli Türkiye üzerinden mühimmat temin edilmesi.

– Reyhanlı’da patlayan araçları gönderen kişi olması.

– Adana’da ele geçirilen 931 adet havan mermisinin sahibi olması.

– Cund el Şam örgütü ile ilişkisinin bulunması.

Heysem Topalca’nın ailesi Hatay’ın Yayladağı İlçesi’nde ikamet ediyor. Topalca, Lazkiye’nin kuzey kırsalındaki Türkmenlerin kurmuş olduğu ve Türkiye’den de cihatçıların katıldığı Özgür Suriye Ordusu Yüksek Askeri Konseye bağlı Bayır Bucak Türkmen Tugayı’nın bileşenlerinden El Huva Billa Taburu’nun bir süre liderliğini de yaptı.

“Heysem Topalca’yı MİT korudu”

Heysem Topalca’nın yakalama kararları ve hakkındaki 12 yıl mahkumiyete rağmen nasıl olup da Türkiye’de özgürce dolaşabildiği sorusunun cevabı ise Mehmet Aşkar’ın IŞİD’in Niğde Saldırısı ile ilgili verdiği ifadede gizli.

Bir asker, bir polis ve bir sivilin hayatını kaybettiği Niğde’deki saldırıya dair davada yargılanan sanık Mehmet Aşkar, ifadesinde şunları söyledi:

“MİT’e çalıştığını söyleyen Heysem Topalca ile Yayladağı sınırında silah taşırken askerlere yakalandık ama birkaç telefon görüşmesinden sonra bırakıldık ve teslimatı gerçekleştirdik.”

Niğde saldırısından günler önce beraat

Topalca’nın korunduğu başka bir dava ise ‘evrakta sahtecilik’ olayıydı. 2013 yılı haziran ayında, Heysem Topalca ve babası Muhammed Topalca, resmî belgede sahtecilik suçundan yargılanmaya başladı. Volkswagen marka Suriye plakalı bir aracın ruhsatında oynama yaparak Türkiye’ye sokmuşlardı. Ancak ruhsata kayıtlı şase numarası ile motordaki şase numarası farklı olmasına rağmen Topalca ve babası beraat etti. Beraat kararı, Toplaca’nın isminin karıştığı Niğde’deki IŞİD saldırısından sadece 8 gün önce verildi.

Topalca’nın partneri Nuri Gökhan Bozkır Ukrayna’da

Topalca gibi Suriye’ye silah ticareti gerçekleştiren bir başka isim ise eski bir asker olan Nuri Gökhan Bozkır. Özel Kuvvetler Komutanlığında görevli eski Yüzbaşı Bozkır, 2015’te Ukrayna’ya gitti ve geri dönmedi. Bozkır 2019 yılında Ukrayna’da iltica başvurusu yaptı. MİT tarafından Suriye’ye silah kaçakçılığında kullanıldığını, Türkiye’ye iade edilmesi durumunda hayati tehlikesinin bulunduğunu savundu.

(Nuri Gökhan Bozkır, Ukrayna’da duruşma sırasında)

Nuri Gökhan Bozkır, 2012-2015 yılları arasında Türkmenlere 49 defa silah sevkiyatı yaptığını söyledi.

Türkiye’nin iadesini istediği Bozkır, mahkemedeki savunmasında Türk hapishanelerinde kendisi gibi tehlikeli tanıkların ‘kalp krizi’ sonucu öldüğünü söyledi. Buna örnek olarak hapiste hayatını kaybeden eski bir subay arkadaşını gösterdi.

Bozkır’ı doğrular biçimde Heysem Topalca, şüpheli bir kazayla sessizce hayatını kaybetti ve Türkiye medyasında konuyla ilgili hiçbir haber yer almadı.

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0