Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Almanya’da Merkel’den sonra gelecek isim seçiliyor: Adayların Türkiye’ye karşı bakışı nasıl?

Almanya’da 4 dönemdir başbakanlık yapan Angela Merkel, Eylül ayında yapılacak seçimlerde aday olmayacağını açıkladı. Peki Almanya’nın yeni lideri kim olacak ve Türkiye’ye bakışları nasıl?

BOLD – Almanya siyasetinin en güçlü partisi konumundaki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), cuma günü başlayacak ve iki gün sürmesi öngörülen 33’üncü parti kongresinde, yeni liderini seçecek.

Kongre, Almanya siyasi partiler tarihinde bir ilke sahne olacak. Başbakan Merkel’in partisi CDU yeni liderini, internet üzerinden düzenlenecek kongrede 1001 delegenin dijital sandıklarda verdikleri oylarla seçecek.

Almanya’da nefesler tutuldu, gözler yeni parti liderinin seçileceği Hristiyan Demokrat Birlik Partisi’nin (CDU) 33’üncü olağan kongresine çevrildi.

Başbakan Angela Merkel’in 26 Eylül’de yapılacak genel seçimlerde aday olmayacağını açıklaması, siyasete veda edecek olması, partisi CDU’daki liderlik seçiminin önemini artırıyor.

ALMANYA’DA SİYASETTE DEĞİŞİM YILI

CDU’nun liderinin kim olacağı, Alman siyasetinin geleceği açısından kritik öneme sahip. Aynı zamanda sağ popülizmin tırmandığı Avrupa’daki siyasi dinamikler açısından da önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor.

Kongre, Cuma akşamı saat 18:00’de sırasıyla CDU genel başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer, Başbakan Angela Merkel ve CDU Genel Sekreteri Paul Ziemiak’ın konuşmalarıyla başlayacak.

2021, Almanya’da siyasette değişimin yılı olarak nitelendiriliyor. Almanya’da genel seçimler 26 Eylül’de yapılacak ve bu seçim aynı zamanda dünya siyasetine damgasını vuran Merkel devrinin sona ereceği tarih olacak. Bu nedenle genel seçimlere dokuz ay kala yapılacak CDU kongresi ve bu kongrede hangi liderin seçileceği, Alman iç siyasetindeki dengeleri ve dinamikleri etkileyecek nitelikte.

CDU’DA KADIN LİDER DEVRİ SONA ERİYOR

Almanya Savunma Bakanı ve Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer

CDU’da 20 yıl gibi uzun bir sürenin ardından, Merkel ve Kramp-Karrenbauer’den sonra, liderliği ilk kez bir erkek devralacak. Çünkü başkan adayları arasında kadın bir aday bulunmuyor.

Cuma günü başlayacak kongrede liderlik için yarışacak isimler, uzun yıllardır Alman siyaset sahnesinde yer almış Armin Laschet, Friedrich Merz ve Norbert Röttgen.

İLK KEZ DİJİTAL ORTAMDA BİR KONGRE

Bu kongre ile birlikte aynı zamanda Alman siyasi partiler tarihinde bir ilke imza atılacak. Koronavirüs salgını nedeniyle ilk kez bir siyasi parti, genel başkanını seçeceği kongresini, internet üzerinden, dijital ortamda gerçekleştirecek.

Hristiyan Demokratlar yeni parti liderini, olağanüstü güvenlik önlemleri altında yapılacak dijital kongrede seçecek.

PARTİ GENEL BAŞKANI CUMARTESİ GÜNÜ SEÇİLECEK

Yeni lideri belirleyecek oylama kongrenin ikinci gününde, cumartesi günü yapılacak. Sabah saatlerinde üç adayın konuşmalarını yapmaları, ardından da oylamaya geçilmesi öngörülüyor.

Yerel parti yönetimlerini temsil eden 1001 delege, kişisel erişim kodunu kullanarak, dijital genel kurul toplantısına bağlanacak. Oylama başladığında açılacak dijital sandıklarda, lider olmasını istedikleri adaya oylarını verecekler.

Kongre cumartesi günü, seçimi kazanan yeni liderin yapacağı konuşmayla sona erecek.

Alman siyasi partiler yasasında, dijital platformlarda yapılan kongrelere ilişkin düzenlemeler bulunmuyor. Bu nedenle, oylama sonucunun bağlayıcı ve hukuki bir nitelik kazanabilmesi için, delegeler ayrıca oylarını mektupla da gönderecek. 22 Ocak’ta, mektupla gönderilen oyların sayımı yapıldıktan sonra çıkacak sonuç, CDU parti yönetimi tarafından ilan edilecek.

SİBER SALDIRILARA KARŞI ÖNLEM ALINDI

CDU, dijital ortamda yapılacak kongrenin güvenliğini “mümkün olan en üst düzey standartlarda” sağlayabilmek için gerekli önlemlerin alındığını duyurdu.

Olası siber saldırılara karşı alınan önlemler için başta Federal İçişleri Bakanlığı, Federal Bilgi Teknolojileri Güvenliği Dairesi ve Alman iletişim devi Deutsche Telekom olmak üzere tüm ilgili aktörlerle yakın çalışma yürütüldüğü belirtiliyor.

CDU’NUN BAŞBAKAN ADAYI KİM OLACAK?

Almanya’da parti lideri seçilmiş olmak doğrudan başbakan adaylığını garantilemiyor. Eylül ayında yapılacak seçimlere kimin başbakan adayı olarak gireceğini CDU, kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) ile birlikte belirliyor. CDU ve CSU, Eylül ayındaki seçimler için ortak bir başbakan adayı belirleyecek.

CDU parti liderliği için yarışan üç adayın dışında, başbakanlık adaylığı için hem Federal Sağlık Bakanı Jens Spahn’ın hem de CSU’lu Bavyera Başbakanı Markus Söder’in isimleri geçiyor.

2000 yılında CDU’nun başkanı seçilen, 16 yıldır da Almanya başbakanlığını yürüten Merkel, 2018’deki eyalet ve yerel seçimlerindeki oy kaybı nedeniyle bir daha parti liderliğine ve başbakanlığa aday olmayacağını duyurmuştu.

2018 yılının Aralık ayında düzenlenen CDU kongresinde Merkel parti başkanlığı görevini, liderlik seçimini kazanan Annegret Kramp-Karrenbauer’e devretmişti.

Ancak Kramp-Karrenbauer, geçen yıl Şubat ayında, Thüringen Eyaleti’nde CDU’lu siyasetçilerin, sağcı popülist Almanya için Alternatif (AfD) partililerle birlikte hareket etmesi ve bu gelişmelerin eyaleti aşan bir siyasi gerilimin patlak vermesine yol açması üzerine parti liderliğinden ayrılmak istediğini, yeniden aday olmayacağını açıklamıştı.

Kongrenin geçen yıl Nisan ayında düzenlenmesi öngörülmüştü. Ancak koronavirüs salgını nedeniyle erteleme kararı alınmıştı.

ADAYLAR TÜRKİYE’YE NASIL BAKIYOR?

Alman Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) genel başkan adayları Armin Laschet, Friedrich Merz ve Norbert Röttgen kongre öncesinde görüşlerini tartışma programında paylaştılar

Peki, Almanya için önemli bir dönüm noktası olarak görülen kongrede liderlik için yarışan siyasetçilerin Türkiye ile ilişkiler hakkında ne düşünüyorlar?

TÜRKLERİN ARMİN’İ

Almanya’nın en çok nüsufa sahip eyaleti olan Kuzey Ren-Vestfalya’nın başbakanı Armin Laschet, Merkel’in partisini merkez sağda konumlandıran, diğer parti seçmenlerine de hitap eden ılımlı politikalarına yakınlığı ile tanınıyor.

2015 yılındaki mülteci krizi sonrasında Merkel’in izlediği “açık kapı” politikasına destek veren 59 yaşındaki Laschet, Türkiyeli göçmen nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti’nin uyum bakanı olarak da görev yaptı. Göçmen kuruluşları ve temsilcileri ile yakın ilişki içerisinde olan Laschet, liberal görüşleri nedeniyle sağcı kesimlerin eleştiri oklarının hedefindeki bir siyasetçi.

Almanya Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkan Adayı ve Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Başbakanı Armin Laschet

Hatta Laschet, Alman basını ve kimi siyasetçiler tarafından “Türklerin Armin’i” olarak da adlandırılıyor. Yeşiller Partili Cem Özdemir, bir televizyon programında, sunucunun Laschet’ten söz ederken bu takma adı kullanması üzerine, “Ben bu tanımlamanızı reddediyorum” sözleriyle tepki göstermiş, sağcılar tarafından kötü amaçla takılan bu tür lakapların demokratlar tarafından kullanılmaması gerektiğini savunmuştu.

Armin Laschet, geçmiş yıllarda Türkiye iç siyasetinde yaşanan gerilim ve kutuplaşmanın, Almanya’daki Türk toplumuna yansımalarını frenlemeye çalışan, bu gerilimin Almanya topraklarına taşınmaması çağrısını yapan, hatta bunların iç güvenliği tehdit etme noktasına gelmesini önlemek için de aktif rol üstlenen siyasetçilerden.

“ÜYELİK SÜRECİNE SON VERMEK SADECE ERDOĞAN’I GÜÇLENDİRİR”

Laschet, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türk Hükümeti ile Almanya arasında yaşanan ağır siyasi gerilim ve krizler sırasında “şantaj ve tehditlere boyun eğilmemesi” gerektiğini savunmakla birlikte, NATO üyesi ve AB’nin komşusu olduğuna vurgu yaptığı Türkiye’nin ülke olarak Almanya için önem taşıdığına dikkat çekerek, iki ülke arasındaki tüm görüş ayrılıklarına rağmen diyalogun muhafaza edilmesini, sorunların bu yolla çözümlenmesi gerektiğini savunmuştu.

Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine karşı olan ama daha önceki federal hükümetlerin verdiği sözlere, ahde vefa ilkesi ışığında, bağlı kalınması gerektiğini savunan Laschet, hukuk devleti alanındaki gerileme nedeniyle Türkiye’nin AB üyelik sürecine son verilmesine de karşı çıkıyor.

Laschet, “Bu ancak Erdoğan’ı güçlendirir” diyerek Türkiye’de AKP’ye oy vermemiş milyonlarca insan olduğunu, üyelik sürecine son vermenin akılcı bir adım olmayacağını savunuyor. Geçen yıl Erdoğan’ın “Kapıyı açtık” sözleri üzerine Yunanistan sınırına yaşanan göçmen akınının yol açtığı kriz sırasında, “Şantaja boyun eğmemeliyiz” diyerek tepki gösteren Laschet, bununla birlikte Türkiye’ye ağırladığı Suriyeli mülteciler için daha fazla mali yardım yapılması gerektiğini savunuyor.

MUHAFAZAKAR VE SAĞCI KANADIN ADAYI: FRİEDRİCH MERZ

Almanya Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkan Adayı Friedrich Merz

2018’de, Annegret Kramp-Karrenbauer’in kazandığı CDU genel başkanlık yarışını az bir farkla kaybeden Friedrich Merz, ikinci kez parti liderliği için yarışacak. Merz, partideki muhafazakar ve sağcı kanadın lider adayı, Merkel’in da ezeli rakibi olarak nitelendiriliyor.

Son anketlere göre CDU seçmeninin yüzde 29’u Merz’den yana, diğer adaylara destek ise yüzde 25.

Destekçileri, Merkel’in politikaları nedeniyle CDU’nun oylarını sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisine kaptırdığını, Merz ile birlikte bu oyları geri alabileceğini iddia ediyor. Liberal kanat ise, Merz liderliğindeki CDU’nun yeniden sağa kayacağını, merkezdeki seçmeni Yeşiller partisine kaptırabileceğini, bunun sonucunda da Eylül ayındaki seçimleri kaybederek, Yeşiller, Sosyal Demokrat ve Sol Parti’nin bir koalisyon hükümeti kurmasının yolunun açılabileceğini savunuyorlar.

Avukat ve varlıklı bir iş insanı olan Merz’in Merkel ile 2000’li yılların başında başlayan güç mücadelesi, 2009’da partiden istifa etmesi ile sonuçlanmıştı. Merkel’in siyasetten ayrılma kararı ile yeniden siyaset sahnesine geri dönen Merz, partiyi “sola kaydırmakla” suçladığı Merkel’in özellikle göçmenler konusundaki tutumuna, “açık kapı” politikasına en ağır eleştirileri yönelten aday.

Açıklamalarında CDU’yu yeniden geleneksel muhafazakarların partisine dönüştürmek istediğini söyleyen Merz, bunun insanların radikalleşerek kendini aşırı sağ ya da aşırı solda konumlandırmasını önleyecek tek yol olduğunu iddia ediyor.

Geçen yıl Türkiye ile AB arasında, sınıra göçmenlerin akın etmesiyle yeniden patlak veren sığınmacılar krizinde Merz, “Avrupa’ya gelmelerine izin verilmeyecekleri açık bir şekilde gösterilmelidir” açıklamasını yapmıştı. Erdoğan’ın şantaj yapmasına izin verilmemesi, oynadığı kötü niyetli oyuna son vermesi için de ikna edilmesi gerektiğini söylemişti. Bununla birlikte Merz, sığınmacılara ev sahipliği yaptığı için Türkiye’ye daha çok mali yardım yapılmasından yana tavır takınmıştı.

Türkiye’nin AB’ye tam üyelik perspektifinin bulunmadığını savunan muhafazakar siyasetçi, geçen haftalarda Alman medyasına verdiği röportajda, “Türkiye gibi ülkelere tam üye olmadan AB iç pazarına katılım imkanı sağlayacak, genişletilmiş bir Avrupa ekonomik bölgesi” önerisini gündeme getirdi.

YENİLİKÇİ LİDER ADAYI: NORBERT RÖTTGEN

Eski federal çevre bakanlarından Norbert Röttgen, Federal Meclis’in Dışişleri Komisyonu’nun başkanı, partisinin de dış politika uzmanı.

Almanya Hristiyan Demokrat Birlik Partisi Genel Başkan Adayı ve Federal Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Norbert Röttgen

Norbert Röttgen, Merkel’in izlediği modernleşme çizgisinin izlenmesi gerektiğini savunuyor, CDU’nun yenilikçi lider adayı olarak nitelendiriliyor. Kendisi ise “modern merkezi” temsil ettiğini kaydediyor.

Dış politika uzmanı Röttgen, Erdoğan Hükümeti’nin önce IŞİD’lileri ve daha sonra da göçmenleri Avrupa’ya gönderme tehditlerine en sert eleştirileri yönelten siyasetçilerden. Bununla birlikte açıklamalarında “stratejik” önemine vurgu yaptığı Türkiye ile ilişkilere önem verdiğini söylüyor.

Röttgen, Erdoğan liderliğindeki Türkiye’de demokrasi ve hukuk devleti alanında gerileme yaşandığını ancak bunun “bir gün” değişebileceğini söyleyerek, Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerine son verilmesine de itiraz ediyor.

Röttgen, geçen sene Temmuz ayında ZDF kanalına “Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılmış olunmasının bir hata olduğuna inanmıyorum. Ayrıca şu anda bu müzakereler tamamıyla dondurulmuş durumda… Türkiye’de çok güçlü bir muhalefet de var. Erdoğan sonrası bir dönem de muhakkak gelecek. Muhalefetten pek çok kişi hapiste, peki, ya bir gün yeniden bir fırsat yakalarlarsa? O zaman ne olacak? Türkiye’nin üzerini çizmemeliyiz. Bu stratejik bir hata olur” değerlendirmesini aktarmıştı.

Basına yaptığı açıklamalarında, Türkiye’nin ekonomik açıdan Avrupa’ya bağımlı olduğunu “Türkiye bize muhtaç” sözleriyle ifade eden Röttgen, Türk siyasi liderliğinin de bunun bilincinde olduğunu vurgulayıp, Avrupa’nın da stratejik olarak “Suriye ve Libya’da tüm Avrupalıların toplamından daha çok nüfuzu olduğuna” dikkat çektiği Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu kaydetmişti.

“Türkiye ile aklı selim bir şekilde baş etmek zorundayız” sözleriyle ilişkilerde izlenmesi gerektiğini savunduğu çizgiyi aktaran Röttgen, hukuk devleti, insan hakları ve basın özgürlüğü alanındaki gerilemeyi pek çok vesile ile eleştirerek, Türkiye’de demokrasi mücadelesi verenlerin desteklenmesi gerektiğini savunuyor.

Almanya’da İslam karşıtlığıyla mücadele teklifine Federal Meclis’ten ret

Dünya

Ermenistan’da darbe girişimi: Ordudan Paşinyan’a muhtıra

Ermenistan ordusu Başbakan Nikol Paşinyan ve hükumetin istifasını istedi. Paşinyan ise Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan’ı görevden aldığını açıkladı. Paşinyan ayrıca bir darbe girişimi yaşandığını ilan ederek halktan destek istedi.

BOLD – Azerbaycan mağlubiyetinin ardından suların durulmadığı Ermenistan’da bu sefer darbe gerilimi yaşanıyor. Ermenistan ordusu, Başbakan Nikol Paşinyan ve hükumetinin istifasını istedi. Paşinyan ise istifa talebine, Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan’ı görevden aldığını ilan ederek karşılık verdi.

ORDU “İSTİFA” İSTEDİ

Azerbaycan mağlubiyetinin ardından zor günler geçiren Paşinyan hükumeti, bu sefer de muhtıra ile karşı karşıya kaldı. Ordu, Paşinyan’ın ve hükumetinin istifa etmesi için muhtıra verdiğini açıkladı.

ERMENİSTAN ORDUSU: HER ŞEYİN BİR SINIRI VAR

Genelkurmay Başkanı, yardımcıları ve çok sayıda üst düzey askeri komutan tarafından imzalanan açıklamada, “Başbakan ve hükumetin artık makul kararlar veremeyeceği” belirtildi. “Ermenistan Silahlı Kuvvetleri, görevdeki hükümetin silahlı kuvvetleri karalamayı amaçlayan saldırılarına uzun bir süre sabırla tahammül ediyordu, ancak her şeyin bir sınırı var” denilen açıklamada, hükümetin “etkisiz” yönetiminin ve “dış politikadaki ciddi hataların” ülkeyi yıkımın eşiğine getirdiği iddia edildi.

PAŞİNYAN’DAN KARŞI HAMLELER

Paşinyan ise “istifa et” çağrılarına olumsuz cevap verdi. Karşı hamlede gecikmeyen Ermenistan Başbakanı istifa çağrısını “darbe girişimi” olarak nitelendirerek, destekçilerini sokağa çağırdı.

Halk desteğini arkasına almak isteyen Paşinyan ayrıca Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan’ı görevden aldığını duyurdu.

Diğer yandan Dağlık Karabağ’daki yenilginin ardından sıkıntılı günler yaşayan Paşinyan, hafta içinde Genelkurmay Başkan Yardımcısını görevden almıştı. Son olarak ise yerel medyaya verdiği bir röportajda Rus İskender füzelerini çatışmalar sırasında Azerbaycan’a karşı kullandıklarını ilk kez açıkladı. Açıklamasında füzelerin ancak yüzde 10’unun patladığını geri kalan kısmının ise infilak etmediğini belirtti.

Paşinyan’a karşı muhtıranın, bu açıklamasının hemen ertesi günü yaşanması ise dikkat çekti.

Okumaya devam et

Dünya

BM: Akdeniz’de hafta sonu yaşanan faciada en az 41 göçmen hayatını kaybetti

Birleşmiş Milletler’e bağlı 2 kuruluş, hafta sonu Akdeniz’in orta kesiminde yaşanan göçmen faciasında en az 41 kişinin öldüğünü açıkladı.

BOLD – Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Göç Örgütü (IOM) İtalya Şubesi ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinden (UNHCR) yapılan ortak yazılı açıklamada, 20 Şubat’ta yaşanan bot kazasında lastik botta bulunan en az 41 kişinin boğularak can verdiği belirtildi. Olayda Vos Triton isimli gemi tarafından 77 kişi lastik bottan kurtarılmıştı.

İtalya’nın güneyindeki Porte Empedocle limanındaki UNHCR yetkililerinin kurtulanların ifadesinden elde ettiği bilgilere göre, 18 Şubat’ta Libya’dan ayrılan lastik botta, biri hamile 6 kadın ve 4 çocuk olmak üzere 120 kişi bulunuyordu.

Denize açıldıktan 15 saat sonra bot su almaya başladı ve acil yardım çağrısında bulunuldu.

Açıklamada, zor durumdaki bota, 3 saat sonra Vos Triton gemisinin zor bir operasyonla yardım ettiği, bu sırada çok sayıda kişinin öldüğü bilgisine yer verildi.

BM kurumlarının ortak açıklamasında, Libya üzerinden Orta Akdeniz’i geçmeye çalışan on binlerce göçmenin insan kaçakçıları ve milislerin “tarifsiz vahşetinin” kurbanı olduğu, 2021 yılının başından bu yana 160 düzensiz göçmenin denizde hayatını kaybettiği kaydedildi.

Açıklamada, 1 Ocak-21 Şubat 2021 tarihlerinde Akdeniz’i geçerek İtalya’ya ulaşanların sayısının 3 bin 800’den fazla olduğu, bunların 2 bin 257’sinin Libya’dan hareket ettiği belirtildi.

AKDENİZ GÖÇÜNÜN BİLANÇOSU

Akdeniz’de Avrupa’ya yönelik 3 temel göç rotası bulunuyor: Batı, Orta ve Doğu Akdeniz.

Bu rotalar içerisinde en ölümcül olan rota Libya’dan başlayıp deniz yoluyla Malta ve İtalya’ya ulaşan Orta Akdeniz göç rotası.

Afrika ve Asya’dan savaşlar, iç savaşlar, baskı ve ekonomik nedenlerle daha iyi bir hayat ümidiyle başlayan göç yolculuğunda binlerce umut yolcusu Akdeniz’de hayatını kaybetti.

Yıllara göre Akdeniz’de göçmen facialarında kaydedilen can kayıpları şöyle:

  • 2014 – 3 bin 283
  • 2015 – 4 bin 054
  • 2016 – 5 bin 143
  • 2017 – 3 bin 139
  • 2018 – 2 bin 299
  • 2019 – 1 885
  • 2020 – 979

(Kaynak: statistica.com)

Çin’in Uygur zulmü İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün raporuna da girdi

Okumaya devam et

Dünya

Diktatör Franco’nun son heykeli de yıkıldı

İspanya, ülkeyi yaklaşık 40 yıl boyunca diktatörlükle yöneten Francisco Franco’nun son heykelini de kaldırdı. Heykel, İspanya’nın kuzeybatı Afrika’daki özerk şehri Melilla’da bulunuyordu.

BOLD – Bir süredir diktatörlük döneminin ülkedeki izlerini silmeye çalışan İspanya, Francisco Franco’nun son heykelini de kaldırdı. Kuzeybatı Afrika’daki özerk şehir Melilla’da bulunan heykel, Franco’nun 1978’deki ölümünden 3 yıl sonra yapıldı.

Euronews’in haberine göre heykel, herhangi bir taşkınlık yaşanmadan bir kepçe ve vinç ile yerinden sökülerek kamyona yüklendi. Heykel Franco’nun Kuzey Afrika’daki Berberi kabileleriyle İspanya arasında 1920’lerde yaşanan Rif Savaşı anısına yapılmıştı.

Ülkedeki sosyalist partiler, sosyalist İspanyayı yaklaşık 40 yıl yöneten Franco’nun izlerini silmek için Mecliste 16 ay boyunca mesai harcamıştı. Bu kapsamda İspanya’da 2007 yılında çıkarılan Tarihi Bellek yasası ile Franco ve diktatörlüğe ait tüm izlerin silinmesi kararı alınmıştı. Yasa, Franco’ya ait ve kamuya açık devlet eliyle yaptırılan bütün heykellerin kaldırılmasını da içeriyor.

Yasa kapsamında başkent Madrid yakınlarındaki Şehitler Vadisi’nde bulunan Franco’nun anıt mezardaki naaşı ve kalıntıları 44 sene sonra aile mezarlığına taşınmıştı. Francisco Franco’nun döneminde büyük insan hakları ihlallerinin yaşandığı ve birçok insanın faili meçhul cinayetlerde hayatını kaybettiği biliniyor. Ayrıca tam rakam bilinmemekle birlikte 200 bin ila 400 bin insanın öldürüldüğü tahmin ediliyor.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0