Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Yazıcıoğlu suikastını kim karartıyor?

Avukat Mehmet Tahsin 12 yıldır aydınlatılamayan Muhsin Yazıcıoğlu suikastını gerçekte kimin karartmaya çalıştığını yazdı. Tahsin, suikastın iktidar her köşeye sıkıştığında gündem değiştirmek için kara propaganda aracı olarak kullanıldığını belirtti.

BOLD – Avukat Mehmet Tahsin, 12 yıldır aydınlatılamayan Muhsin Yazıcıoğlu suikastının AKP ve havuz medyası tarafından kara propaganda aracına dönüştürüldüğünü söyledi. Suikastın havuz medyasında tekrar tekrar haber yapılarak Gülen Cemaati’nin suçlanmasına tepki gösteren avukat Mehmet Tahsin, olayı aydınlatmaya çalışanların cemaat soruşturmaları kapsamında işlem gördüğünü belirtti. Tahsin bu duruma karşın, soruşturmayı karartma teşebbüsü olarak değerlendirilen olaylara ismi karışanların ise terfi alarak görevlerine devam ettiğini anlattı.

İşte avukat Mahmet Tahsin’in ‘Yazıcıolu suikastını kim karartıyor?’ başlıklı yazısının tamamı:

Bugün havuz medyasında “İşte isim isim Yazıcıoğlu suikastını karartan FETÖ ekibi” başlıklı haberi görünce Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels’in “Yeterince büyük bir yalan söyler ve onu tekrar etmeye devam ederseniz, insanlar sonunda ona inanmaya başlayacaklardır” sözünü bir kez daha hatırladım. İşte Havuz Medyası tam da bu işe yarıyor.

İktidar ne zaman içeride veya dışarıda köşeye sıkışsa gündem değiştirmek için aynı kara propaganda haberleri ısıtılıp ısıtılıp bilmem kaçıncı defa Havuz Medyası tarafından servise konuluyor.

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu suikastı haberini de bu açıdan okumak lazım. Sabah’ın haberine göre, sözde suikastın karartılması emri, Fethullah Gülen’in en yakınındaki kişi üzerinden avukatlara verilmiş!

Peki iddia edildiği gibi Cemaat, Yazıcıoğlu suikastını karatmak istedi mi?

Öyle olsa Cemaat’e ait olduğu iddiasıyla el konulan gazete ve televizyonlar bu suikastın aydınlatılması için geçmişte yüzlerce haber yapmazdı. Her ne kadar bu gazete ve televizyonların arşivleri iktidar tarafından yok edilse de bu haberlerin birçoğuna hala internetten ulaşabilirsiniz.

Bu olayın aydınlatılması için en fazla mücadele verenler, bugün Cemaatçi diye suçlanan isimler. Nedense olayın asıl sorumluları cımbızla ayıklanıyor ve bugün konuyla ilgisi olmayanlar suçlanıyor.

Önce neler olduğunu hatırlayalım:

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki beş kişi, 25 Mart 2009 tarihinde Kahramanmaraş Çağlayancerit’ten Yozgat Yerköy’deki mitinge giderken içinde bulundukları helikopterin düşmesi sonucu hayatlarını kaybetti. Olayın vuku bulduğu dağlık arazinin yapısı ve o günlerde bölgede hakim olan sisli ve karlı hava durumu dikkate alındığında, helikopter pilotunun yaptığı muhakeme hatası ve elverişli olmayan şartlarda uçuşta ısrar etmesi belki de kazanın en büyük sebebi.

Asıl skandal, kazanın ardından başlatılan arama kurtarma çalışmalarında.

Kazanın olduğu gün Kayseri Valisi Mevlüt Bilici’nin basına yaptığı “Muhsin Yazıcıoğlu ile diğer kazazedelerin kazadan yaralı olarak kurtulduğu ve ambulans ile hastaneye getirilmekte olduğu” açıklaması yüzünden arama kurtarma ekipleri saatlerce geciktirilmiş, karadan yapılan aramalar ısrarla kaza mahalline uzak alanlara yöneltilmiştir. Böylece merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekiler adeta ölüme terkedilmiştir.

Aynı gün Jandarma ihbar hattı 156’yı telefonla arayan köylülerin kazanın olduğu mevkii bildirmelerine rağmen nedense bu bilgiye itibar edilmemiş. 6 gün sonra kaza mahalline ulaşıldığında bu yerin, köylülerin ihbar ettiği yer olduğu ortaya çıkmış.

HER ŞEY MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONUNUN RAPORUNDA

TBMM bu konuyu araştırmak üzere bütün partilerden temsilcilerinin katıldığı bir komisyon kurdu. 18 Şubat 2010 tarihinde çalışmalarına başlayan Meclis Araştırması Komisyonu raporunu 1 yıl içinde tamamlayıp kamuoyuyla paylaştı.

Raporda dönemin Kayseri Valisi Mevlüt Bilici’ye geniş yer ayrılmış. Yanlış bilgi vererek arama kurtarma çalışmalarını aksatmakla itham edilen Vali Bilici komisyona çağırılıyor. İfadesinde bu bilgiyi dönemin Kayseri Emniyet Müdürü Orhan Özdemir’den aldığını söylüyor.

Komisyon bu defa Emniyet Müdürü Özdemir’e sorunca o da bu bilgiyi 25 Mart 2009 tarihinde saat 15 civarında Kahramanmaraş İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri Dursun Özmen’den aldığını ifade ediyor.

Bugün halen cezaevinde bulunan Dursun Özmen ise Orhan Özdemir’in “saat 15 civarında öğrendim” dediği, istihbarat notunu saat 17:40’ta 10 vilayete gönderdiğini söylüyor. Kayıtlar Özmen’i doğruluyor ama fatura Emniyet Müdürü Özdemir’e ve Vali Bilici’ye değil de Dursun Özmen’e kesiliyor!

KİM, NEREDE, NE YAPIYOR?

Kahramanmaraş İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri Dursun Özmen’in gönderdiği bu istihbarat notu başına bela oldu. 15 Temmuz sonrasında tutuklandı; 4,5 yıldır cezaevinde.

Dönemin Kayseri Valisi Mevlüt Bilici’nin sonraki durağı 2012 Aralık ayında atandığı Danıştay üyeliği oldu. 2016’ya kadar bu görevini sürdüren Bilici halen merkez valisi.

Dönemin Kayseri Emniyet Müdürü Orhan Özdemir, kazadan 4 ay sonra Ankara Emniyet Müdürü yapıldı. 2010 yılında Kayseri’de bulunduğu sürede ihaleye fesat karıştırdığı iddiasıyla tutuklandı, 3 ay sonra tahliye edildi. Bu konuya ilişkin yargılaması devam ederken, kendisine operasyon yapan kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Dairesine başkan yapıldı.

Gelelim adliyede olanlara.

Kahramanmaraş Adliyesinde 2009’da başlayıp 4 yıl boyunca devam eden soruşturmayı devralan alan Savcı Habib Korkmaz, apar topar takipsizlik kararı vererek dosyayı kapatıyor. Bu karardan kısa süre sonra terfi ediyor ve Çorlu Başsavcısı oluyor. Halihazırda Kocaeli Başsavcısı olarak göreve devam ediyor.

Savcı Korkmaz’ın verdiği takipsizlik kararına itiraz edilmesi üzerine, itiraza bakan Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ahmet Maden, takipsizliği kaldırdı ve dava açılması gerektiğine hükmetti. Ancak kısa süre sonra tenzili rütbe ile düz hakim olarak Kayseri’ye atandı. 15 Temmuz sonrasında da tutuklandı.

Şimdi benim kafam karıştı.

Havuz medyasının iddia ettiği gibi Cemaat’in üst kademesi Yazıcıoğlu dosyasının karartılması talimatı verdiyse, soruşturmaya takipsizlik kararı veren şimdilerde Kocaeli Başsavcı olan Habib Korkmaz da Cemaatçi miymiş? Kazanın olduğu gün basına yanlış bilgi veren Kayseri valisi ile ona bu bilgiyi veren emniyet müdürü de mi Cemaatçi?

Dosyanın kapatılmasına izin vermeyen Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı neden tenzili rütbe ile başka ile sürüldü? 15 Temmuz’dan sonra Cemaat irtibatı iddiasıyla diye hapse atılan Maden, Cemaatçi ise bu talimattan habersiz miymiş?

Ya da Kayseri valisi ile emniyet müdürünün medyaya yanlış bilgi vererek arama kurtarma faaliyetlerini aksatmaları Cemaatin yüksek kademesinden aldıkları talimatla mı oldu? O halde neden hala görevlerinin başındalar?

Son olarak, Meclis Araştırma Komisyonu raporunun 271. sayfasında öyle bir bilgi var ki, insanın aklı duruyor. Raporda düşen helikopterin yapılması gereken periyodik bakımının usulüne uygun yapılmadığı, bakım defterlerinde tahrifat yapıldığı ve sahte imzaların bulunduğu açıkça belirtilmiş. Ancak nedense bugüne kadar kimse bunun hesabını sormamış!

Peki helikopterin sahibi olan Med Air kimin şirketi? Havacılık sektöründe Pegasus, İz Air ve Med Air markalarıyla faaliyet gösteren Esas Holding, Ali Sabancı’ya ait. Aynı zamanda Aydın Doğan’ın damadı olan Sabancı’nın şirketlerine 2008 yılında “Bakımsız uçak, uçuş güvenliğini tehlikeye atma, eksik ekipman ve evraktan” rekor düzeyde para cezası verilmiş.

Ama Med Air’in sahiplerinin bu yüzden suçlandığına dair Meclis Araştırma Komisyonu Raporu haricinde bir bilgiye rastlamadım.

Yazıcıoğlu soruşturmasında sonraki yıllarda da takipsizlik verildi, karar tekrar bozuldu. Kazanın üzerinden 12 yıl geçmiş olmasına rağmen hala bir sonuç alınamadı. Alınacak gibi de görünmüyor. İktidar her olayda olduğu gibi bunda da gerçeğe ulaşmak yerine muhaliflerini kriminalize etmeyi önceliyor. Bu yüzden asıl suçlular elini kolunu sallayarak dışarıda gezmeye devam ediyor.

AVUKAT NURULLAH ALBAYRAK’TAN AÇIKLAMA

Diğer yandan Fethullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak da sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile havuz medyasında yer alan haberlere tepki gösterdi. Albayrak açıklamasında “Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatıyla ilgili olarak, iktidar medyası Hizmet Hareketini sorumlu göstermeye çalışmaya devam ediyor. Halen görevde olan savcıların verdiği takipsizlik kararlarına rağmen, yapılmak istenen en masum ifadesiyle gerçeklerin gizlenmeye çalışılmasıdır” ifadelerini kullandı.

 

Gündem

Soma için yeniden yargılama talebi: 301 madenci için 500 bin lira manevi 5 bin lira maddi tazminat

Yargıtay’ın verdiği bozma kararını değiştirmesi üzerine, Soma’da hayatını kaybeden 301 madencinin avukatları, Anayasa Mahkemesine başvurdu. Avukatlar, yeniden yargılamanın yanı sıra 500 bin lira manevi 5 bin lira da maddi tazminat talep etti.

BOLD – 13 Mayıs 2014’te 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma’daki maden faciasına ilişkin davada Yargıtay’dan çıkan ‘bozma’ kararın ardından, madencilerin ailelerinin avukatları yeni bir adım attı. Avukatlar, Anayasa Mahkemesine başvurarak yeniden yargılama talep etti. Avukatların Anayasa Mahkemesine yaptığı başvuruda, hayatını kaybeden 301 madencinin yaşam hakkının ihlal edildiği ve devletin yaşam hakkını korumaya yönelik pozitif yükümlülüklerinin ihlal edildiği ifade edilirken, her bir başvurucu için 500 bin lira manevi, 5 bin lira da maddi tazminat talebinde bulunuldu.

ETKİLİ BAŞVURU HAKKI İHLAL EDİLDİ

Independent Türkçe’den Can Bursalı’nın haberine göre başvuruda ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13. ve Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının da ihlal edildiği belirtilirken, ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama istendi. 301 madencinin hayatını kaybettiği Türkiye tarihinin en büyük iş cinayetiyle ilgili davanın görüldüğü Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların bilinçli taksirle ölüme ve yaralamaya sebep olma suçlarından cezalandırılmasına karar vermiş, aralarında madenin patronu Can Gürkan’ın da olduğu sanıklar 15 ile 22 yıl arasında hapis cezasına çarptırılmıştı.

İstinaf mahkemesinin de onayladığı cezanın ardından, tutuklu bulunan patron Can Gürkan tahliye edilmiş, dosya Yargıtay’a taşınmıştı. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 30 Eylül 2020’de yerel mahkemenin verdiği kararı bozarak, sanıkların bilinçli taksirle ölüme sebep olma ve yaralama suçlarından değil, olası kastla öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğini belirtti. Yargıtay’ın bozma kararına göre, sanıkların 301 kez öldürme ve 162 kez yaralama suçunu işledikleri gerekçesiyle cezalandırılması gerekiyordu.

MAHKEME HEYETİ DEĞİŞTİRİLDİ

Yargıtay’ın 30 Eylül 2020’de verdiği bozma kararının ardından dava için yeni duruşma gününün verilmesinin beklendiği sırada, 12. Ceza Dairesinin üyeleri değişti. Üye değişikliğinden hemen sonra iki Yargıtay savcısı, 12. Ceza Dairesinin 30 Eylül 2020’de verdiği karara itiraz etti. Üyeleri değişen Yargıtay 12. Ceza Dairesi, itirazı kabul etti ve sanıkların 301 kez olası kasttan öldürme ve 162 kez yaralama suçundan cezalandırılmasına yönelik kararını geri çekti. Yeni kararda, sanıkların bilinçli taksirle öldürme suçundan cezalandırılması istendi.

13 Nisan’da Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek davada, sanıklara en çok 22 yıl hapis cezası verilebilecek. Soma Davası’nın avukatları da Yargıtay’ın bozma kararındaki değişikliğin ardından Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Okumaya devam et

Gündem

5’li Çete’den TEDAŞ’ta büyük vurgun

Elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinin ardından 12 yıl geçmesine rağmen TEDAŞ, ne kendine ait milyarlarca lirasını ne de 6 bin 745 taşınmazını geri alabildi. Devam eden dava TEDAŞ aleyhine sonuçlanırsa, alamadığı paralarının üzerine bir de faiz ödemek zorunda kalacak.

BOLD – TEDAŞ özelleştirmesinde ilginç detaylar ortaya çıktı. TEDAŞ, AKP’nin 21 bölgeye ayırarak özelleştirdiği elektrik dağıtım şirketlerinden, geçmiş dönem elektrik tüketiminden kaynaklanan 2,9 milyar lirasını tahsil edemedi. Ayrıca şirketlerin kasalarındaki paralar ve binlerce taşınmaz da geri alınamadı.

HEM ŞİRKETLER GİTTİ HEM PARALAR

Birgün’ün haberine göre Sayıştay denetim raporlarında kamu zararına yol açan önemli tespitler yer aldı. 12 yıldır bir türlü çözülemeyen büyük kamu zararının altından ise 5’li Çete olarak da isimlendirilen ve hükumete yakın müteahhitler çıktı.

BÜYÜK ZARARIN ALTINDA TANIDIK ŞİRKETLER

Söz konusu kamu zararları Cengiz-Kolin ortaklığına verilen Çamlıbel, Limak’ın aldığı Uludağ, Çalık Enerji’nin aldığı Yeşilırmak ile AKSA’ya verilen Fırat dağıtım şirketlerinin özelleştirme sırasında kasalarında kalan paraya ilişkin. Özelleştirme sırasında genel müdürlük talimatlarına aykırı olarak kasa ve bankada tutulan 26 milyon 175 bin TL de özel şirketlere kaldı. Bu tutarın dağılımı ise şirketlere göre şöyle:

  • Çamlıbel EDAŞ: 4 Milyon 564 Bin 166 TL (Cengiz-Kolin)
  • Uludağ EDAŞ: 12 Milyon 861 Bin TL (Limak)
  • Yeşilırmak EDAŞ: 5 Milyon 477 Bin 870 TL (Çalık)
  • Fırat EDAŞ: 3 Milyon 272 bin 750 TL (AKSA)
TEDAŞ’IN PARASININ ÜZERİNE BİR DE FAİZ İSTEDİLER

Yaklaşık 30 milyon liralık alacak yıllarca ödenmeyince TEDAŞ Genel Müdürlüğü, alacağını 12 Mart 2014 tarihinde yasal faizleri ile birlikte istedi. Çamlıbel ve Uludağ EDAŞ toplam 17 milyon 425 TL anapara borcunu 25 Mart 2014’te ödedi ancak yasal faizini vermedi. Yeşilırmak ve Fırat EDAŞ ise 8 milyon 750 bin TL’lik anapara borcu ve yasal faizleri ödemedi.

Ancak, anapara borcunu ödeyen Uludağ ve Çamlıbel EDAŞ, TEDAŞ Genel Müdürlüğü aleyhine Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açtığı dava ile ödedikleri tutarın faiz işletilerek geri verilmesini istedi. Hâlâ süren yargılama sırasında mahkemeye sunulan bilirkişi raporunda LİMAK, talebinde haklı görülmedi. Cengiz-Kolin Ortaklığı’nın aldığı Çamlıbel EDAŞ’ın davası da Sayıştay raporu hazırlanırken sürüyordu.

Yeşilırmak ve Fırat EDAŞ’tan olan toplam 8 milyon 750 bin TL’lik alacağın tahsili sağlanamadı. Bu arada kasalarda kalan ve şirketler tarafından repo işlemi de yapılan tutarların tamamı hâlâ kamuya geri dönmedi.

BİNLERCE TAŞINMAZ DA HALA ALINAMADI

Bu arada paraların yanı sıra özelleştirilen şirketlerin binlerce gayrimenkulü de şirketlerde kaldı. TEDAŞ adına tescili yapılması gereken Türkiye Elektrik Kurumu’nda 57 bin 25, elektrik dağıtım şirketleri adına kayıtlı ise 6 bin 745 adet taşınmaz bulunduğu belirlendi.

2009’da başlayan ve 2013’te sona eren elektrik dağıtım şirketlerine hisse devri öncesinde, taşınmazların tapu devirlerinin TEDAŞ adına yapılacağı belirtildi. Ancak iddiaya göre, tapu müdürlüklerindeki iş yoğunluğu, personel eksikliği gibi nedenlerle TEDAŞ adına tapu devirleri gerçekleştirilemedi. Sayıştay denetim raporunda, özelleştirme sonrasında elektrik dağıtım şirketlerinin tüzel kişiliklerini korusa da hisseleri devralan şirketler tarafından yönetildiği, taşınmaz tescillerinin TEDAŞ adına yapılmasının zorunlu olduğu belirtildi.

TEK ve şirketlerde kalan taşınmazların TEDAŞ adına tescili için 11 milyon 176 bin TL gerektiği belirtilerek, TBMM’den bu ödeme yapılmadan tescili sağlayacak bir düzenlemenin geçirilmesi önerildi.

Okumaya devam et

Gündem

Asgari ücretliye telefonu çok gören AKP’linin özel okulu ve hastanesi var

Halkın ekonomik durumunun iyi olduğunu belirtmek isterken verdiği asgari ücretli örneğiyle tepki çeken AKP Milletvekili İsmail Tamer’in özel hastane ve özel okul işlettiği ortaya çıktı. Ayrıca vekilin oğlu da korona aşısını Türkiye’de ilk pazarlayanlar arasında yer alıyor.

BOLD – AKP Kayseri Milletvekili İsmail Tamer, çıktığı bir televizyon programında AKP Hükumeti’nin ekonomi programının eleştirilmesine tepki gösterdi. “Eleştiren insanlar cep telefonlarını altı ayda bir değiştiriyor, arabalarını yılda, belki de ikinci yılda değiştiriyorlar. Artık asgari ücretlinin evinin önünde arabası mevcut” dedi. Tamer’in sözleri tepkiyle karşılandı.

1956’DA KÖYDE DÜNYAYA GELDİ

Kayseri Milletvekili İsmail Tamer, 10 Ağustos 1956 tarihinde Sivas Şarkışla’ya bağlı Maksutlu köyünde dünyaya geldi. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun olduktan uzun dönem kamu hastanelerinde görev yaptı. Sonra Kayseri Sağlık İl Müdürlüğü ve Kayseri Tabipler Odası Başkanlığı yaptı. Kayseri Devlet Hastanesi ve Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimliği, Özel Acıbadem ve Kayseri Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanvekilliği, Sivaslı Dernekler Federasyon Başkanlığı görevlerinde yer aldı.

HASTANESİ VE OKULU BULUNUYOR

AKP’den 24, 25, 26 ve 28. dönem Kayseri milletvekili olan Tamer, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal işler Komisyonu Sözcülüğü ve Üyeliği yaptı. Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal işler Komisyonu Üyesi. Tamer, Kayseri’de bir özel hastanenin işletmecisi ve özel bir eğitim kurumlarının sahibi.

OĞLU KORONA TESTİ SATIŞIYLA GÜNDEME GELDİ

Tamer’in oğlu Namık Tamer, koronavirüsün Türkiye’de görülmeye başladığı geçen yıl mart ayında WhatsApp durumundan yaptığı paylaşımla yasak olmasına rağmen 30 dolara Kovid-19 testi pazarladığı ortaya çıktı. Namık Tamer’in paylaştığı iddia iki ayrı durum görselinde “Kovid-19 Rapid Test için ön sipariş alınır. Lütfen iletişime geçiniz” ve “Kovid-19 test kiti mevcut” yazması dikkat çekti. Tamer’in koronavirüs testi siparişi aldığına dair paylaşımlar tepki topladı. Tamer tepkiler sonrası böyle bir paylaşımı son anda fark ettiği açıklaması yaptı.

HALKA CEP TELEFONUNU ÇOK GÖRDÜ

İsmail Tamer son olarak çıktığı bir televizyon programında, ekonomi ile ilgili eleştirilerle ilgili açıklama yaparken, “Bakıyoruz, eleştiren insanlar cep telefonlarını altı ayda bir değiştiriyorlar, arabalarını yılda, belki de ikinci yılda değiştiriyorlar. Artık asgari ücretlinin evinin önünde arabası mevcut” şeklindeki sözleri tepkiyle karşılandı. Tepkilerin ardından açıklama yapan Tamer, o sözleri ne zaman söylediğini hatırlamadığını o sözlerle apartman görevlilerini kastettiğini ifade etti.

Numan Kurtulmuş’un adamına 51 milyon liralık kıyak

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0