Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Erdoğan’ın terörist ilan ettiği ve BM’nin korumaya aldığı ‘Erdoğan Ailesi’

İnşaat mühendisi Ferhat Erdoğan, ticaret yapmak için Fas’a gitti. AKP hükumeti talep ettiği için 27 ay Fas’ta hapis yatmak zorunda kaldı. İade edilmek üzereyken BM kararıyla tahliye edildi. Almanya’da ailesiyle birlikte yeni bir hayata başladı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Uzun yıllar memleketi Uşak’ta müteahhitlik yaptıktan sonra 2015 yılında ailesiyle birlikte Fas’a yerleşen inşaat mühendisi Ferhat Erdoğan, AKP hükümetinin iade talebi üzerinde Nisan 2017’de tutuklandı. 15 Temmuz’da Fas’ta olmasına rağmen darbe girişimiyle suçlandı. Terör örgütü kurmak, yönetmek ve finanse etmekle itham edildi. Fas’ın Rabat şehrinde 27 ay hapis yatan Ferhat Erdoğan, Birleşmiş Milletler’in (BM) araya girmesiyle 10 Temmuz 2019’da tahliye edildi. Ferhat Erdoğan ve ailesini korumaya alan BM, Fas hükümetine yazdığı tavsiye mektubunda “Bu aile terörist değildir. Türkiye’nin talebi siyasidir. Serbest bırakılmasını tavsiye ediyoruz” dedi.

115 GÜN HÜCREDE KALDI

15 Temmuz’dan sonra yurt dışında bulunan 100’den fazla Hizmet Hareketi mensubu yasa dışı biçimde Türkiye’ye kaçırıldı ya da yasa dışı biçimde iade edildi. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından Malezya’dan Türkiye’ye götürülen İsmet Özçelik Denizli Cezaevinde, Kosova’dan götürülen ve aralarında Prof. Dr. Osman Karakaya’nın da bulunduğu 6 kişi hala Silivri Cezaevinde tutuklu. İnşaat sektöründe iş kurmak üzere 2015 yılında Fas’a giden Ferhat Erdoğan da aynı riskle karşılaşan bir iş adamı.

Ferhat Erdoğan Fas’a yerleştikten sonra bir yıl içinde işini kurdu. Seramik başta olmak üzere inşaat malzemelerini satmaya başladı. Ayrıca Fas’ta Türk tekstili de talep gördüğü için bir ortakla birlikte kadın ve çocuk giyimi üzerine mağaza açtı. İşleri güzel gidiyordu ancak 2017’de her şey yarım kaldı.

Uşak’ta açılan, 130 kişinin yargılandığı bir davada onun da adı geçiyordu. AKP hükümeti Ferhat Erdoğan’ı iki ülke arasında yapılan ‘suçluların iadesi’ anlaşmasına dayanarak Fas’tan istedi. Hayatının tehlikede olduğunu fark eden ailesiyle birlikte 9 Nisan 2017’de Kral Beşinci Muhammed Havaalanı’ndan Almanya’ya uçmak üzereyken tutuklandı. 4 ayı hücrede olmak üzere 27 ay Fas’ta hapis yatan Ferhat Erdoğan yaşadıklarını Bold Medya’ya anlattı.

Sevdegül ve Bahadır adında iki çocuk sahibi Ferhat-Hatice Erdoğan çifti artık Almanya’da yaşıyor.

“15 YIL İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİ YAPTIM”

“2000 yılında Pamukkale Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünde mezun oldum. 20 yıldır Uşak, Kazakistan ve Fas Kazablanka’da mesleğimi yaptım. Bunun 15 yılı Uşak’ta geçti. Orada şirketlerimiz, ortaklarımız vardı. 2015 yılında farklı ülkelerde de iş yapma kararı aldık. Fizibilite için yaklaşık 8-10 ülkeyi dolaştık. Amerika, Ürdün, Dubai, Kazakistan, Güney Afrika, Mozambik gibi. En sonunda Fas’ta karar kıldık. Mart 2015’te ben Fas’a gittim. İş kurmamız bir düzen oluşturmamız bir yıl sürdü. İnşaat malzemesi olarak seramik ve mermer satmaya başladık. 2016 yılında ailem geldi yanıma.

KADIN VE ÇOCUK GİYİM MAĞAZASI VARDI

Fas biliyorsunuz Kuzey Afrika’da Atlas Okyanusu’na kıyısı olan ince, uzun bir ülke. Güneşin en son battığı ülke. Onun için oraya mağrip diyorlar. Türkiye orada çok seviliyor. Günde 3-4 uçak var. Her akşam haberlerde Türkiye var. Türkiye’de Fas’ı bilmeyen belki birçok insan vardır ama Faslılar Türkiye’yi çok iyi biliyorlar, şehirleri biliyorlar, son 3-4 başbakanını, cumhurbaşkanını sayıyorlar. Ve her gün Türk dizileri izleniyor. Özellikle kadınlar çok ciddi takip ediyorlar. Turizm ülkesi, Afrika’da gelişmiş, iyi bir ülke ama genel anlamda Türkiye’den 20-30 yıl geride. Dolayısıyla Türk tekstili orada çok tutuluyor. Biz ondan da yararlanmak istedik. İnşaat malzemelerine ilave olarak bir ortak arkadaşımla beraber kadın ve çocuk giyim mağazası açtık. İşlerimiz çok güzel gidiyordu.

“2017’DE TÜRKİYE’DEN TALEP EDİLDİM”

Nisan 2017’de terör örgütü kurmak, yönetmek, finanse etmek suçlamalarıyla Uşak’ta açılmış bir dosyanın parçası olarak ben de Fas devletinden talep edildiğimi öğrendim. Ailem ile konuşup Nisan 2017’de Fas’tan ayrılmaya karar verdik. Almanya’ya bilet aldık. Ancak Kral Beşinci Muhammed Havaalanı’nda beni tutukladılar, eşim ve çocuklarıma ise gidebileceklerini söylediler. İki ülke arasında suçluların iadesi anlaşması varmış. Biz bunu bilmiyorduk.

“15 TEMMUZ’DA FAS’TA OLMAMA RAĞMEN DARBEYE KATILMAKLA SUÇLANDIM”

O güne kadar Fas’ta herhangi bir problemimiz olmamıştı. Karakola gitmedik. Onlarca çalışanımız var. Zamanında vergilerimizi ödüyoruz. Ülkede birçok işadamı dostumuz, arkadaşımız var. Belirli seviyede yöneticilerle tanışıyoruz. Hiçbir sorunumuz yok ama Uşak’ta açılan o dosyada 130 kişiyle birlikte terör örgütü kurmak, yönetmek, 15 Temmuz darbe girişiminde görev almakla suçlanıyoruz ki, darbe girişiminde ben Türkiye’de bile değilim. Fas’tayım ve hiçbir şeyden haberimiz yok. Minimum 25 yıl, maksimum 42 yılla yargılanıyoruz. Görünce biz de şok olduk. Daha önce ne Türkiye’de ne Fas’ta bir davayla, cezaeviyle tanışıklığımız olmamış. Sadece küçük çaplı ticari davalarımız olmuştu.

“27 AY RABAT’TA CEZAEVİNDE KALDIM”

Havaalanında 5-10 dakika görüşmeden sonra polisler beni karakola götürdü. Bir gün orada kaldıktan sonra Rabat şehrindeki cezaevine nakledildim. Rabat Fas’ın başkenti. Kazablanka’ya yakın. 27 ay orada kaldım. Suçlu olduğumu düşünmediğim için kısa zamanda çıkarım diye tahmin ediyordum. Bir hafta, bir ay, en fazla 3 ay kalırız diye düşünüyordum. Bir hafta sonra eşim ve çocuklar beni ziyarete geldiler. Zaten o ilk ve son gelişleriydi. Onlar için de artık Fas’ın güvenli olmadığına karar verdik ve onlar Almanya’ya gittiler. Eşim Türkiye’de 15 yıl öğretmenlik yaptı. Yeşil pasaportu vardı. Dolayısıyla çocuklarımızın ve benim de yeşil pasaportumuz var. Daha önce birçok Avrupa ülkesine bu pasaportla gitmiştik zaten.

115 HÜCREDE KALDIM

Cezaevinde 27 ay kolay geçmedi tabi. Güzel günler de sıkıntılı günler de oldu. Kendi adıma o günleri kayıp olarak görmüyorum. Her şeyden önce suçlu olduğuma inanmıyordum tabi ki. Ama o kadar sert bir dosyaydı ki ilk 3-4 aylık süreçte hücrede kaldım. 115 gün. İlk başta kalem, defter vermediler. Mektup yazamıyorum, tek kişiyiz. 3-4 ay sonra onlar beni yakından tanıyınca farklı davranmaya başladılar. Odamızı değiştirdiler. Haftada 3-4 gün ailemizle telefon görüşü yapabiliyorduk. Yarım saat, 1 saat süren telefon görüşmelerimiz olabiliyordu. Her istediğimiz kitabı getirtebiliyorduk. Yani artık cezaevinde kalan diğer tutuklulardan farklı bir pozisyonum oldu. Diğerlerinin kitap imkanı hiç yoktu mesela. Ben ayda ortalama 30-40 kitap okuyordum. Onlar da çok şaşırıyorlardı. Odamız kütüphane gibiydi.

“KOĞUŞUMUZDA 4 LİSAN KONUŞULUYORDU”

Kaldığımız oda özeldi. Hep yabancı insanlar vardı. Bir dönem 7-8 kişi kaldık. Nijeryalı, Fransız, Tunuslu… Koğuş arkadaşlarımızdan biri Siera Lion’luydu. Afrika’da küçük bir ülkedir. Üç-dört kişi Hıristiyandı. Onlar haftada iki gün ayin yapıyorlardı. Odanın her tarafında haçlar var. Biz namaz kılmaya çalışıyoruz. Nijeryalı ve Siera Lionlu arkadaşlar kendi yerel dillerini onu konuşuyorlar. Tunuslu ile Fransız arkadaş Fransızca konuşuyor. Biz Türkçe konuşuyoruz. Tunuslu ile ben Arapça konuşuyorum. Ortak dil İngilizce. Odada 4-5 dil konuşuluyordu. Farklı deneyimler, farklı kültürler…

“TUTUKLULARIN YÜZDE 30’U TÜRKİYE’DEN İADE EDİLEN IŞİD’LİYDİ”

Cezaevi zaten terör cezaevi diye geçiyor. Onlar ‘irhab’ diyorlar. Merkezdeki mahkemelere yakın olması için başkentte böyle bir cezaevi açmışlar. IŞİD mensubu çok fazla insan vardı. Zaten Fas’ın beni iade etmek istemesinin altında yatan sebeplerden biri onlardı. Türkiye, IŞİD üyesi Faslıları sürekli iade ediyordu. Bunlar Türkiye’den Irak’a gitmek üzereyken yakalanmış insanlar. 250 kişilik cezaevinin yüzde 30-40’ı Türkiye’den iade edilmiş IŞİD’li Faslılardı. Hepsi Türkiye’yi çok iyi biliyordu. İzmir, Adana ve İstanbul’daki cezaevlerini anlatıyorlardı. Biz hiçbirini bilmiyoruz tabi. Şu anki hükumeti de çok seviyorlar.

İki-üç kez Rabat’taki mahkemeye çıktık. Onlar beni iade etmeye karar verdiler. Normalde iki ülke arasında siyasi tutukluların iade edilmesine dair bir anlaşma yok. Siyasi tutuklular 1995’te yapılan iade anlaşmasının dışında tutulmuş. Birleşmişler Milletler bu aşamada devreye girdi. BM biliyorsunuz önemli bir kurum. 195 üyesi var. Dediler ki “Bu insan Türkiye’den siyasi olarak talep ediliyor.” Türkiye’deyken siyaset de yapmıştım zaten. Hatta AK Parti’de siyaset yaptım bir dönem. 2009-2012 tarihleri arasında Uşak’ın il ve ilçe yönetiminde bulundum. Başkan yardımcılığı ve başkanlık yaptım. Son dönemde belediye başkanlığı için ismimiz konuşuluyordu. İstifa etmeseydim, bir şeyler yanlış gidiyor diye üst yöneticilerimizi eleştirmeseydik farklı pozisyonlarda olabilirdik.

“BM AVUKATLARIYLA HER MAHKEMEDE BİZİ TEMSİL ETTİ”

Rabat’taki mahkeme 3-4 ay sürdü. Kendi avukatlarımın yanı sıra BM’nin avukatları 2-3 avukatla her mahkemede bizi temsil etti. Cezaevine sık sık yanıma geldiler. Fas önce iade kararı verdi. Ama BM’nin avukatları dosyayı Cenevre’ye taşıdı. Orada BM’nin İnsan Hakları Komisyonu var. Dosyamın orada görüşülmesi gerektiği söylendi ve Fas Adalet Bakanlığı da bunu kabul etti. Dosyamızın görüşülmesi, bize sıra gelmesi 24 ayı buldu. Ben yalnız değildim, 4 kişiyle birlikte tutuklanmıştık.

Hepimizin dosyası incelendi ve BM’den şöyle bir karar çıktı: “Bu insanlar ve temsil ettikleri sivil toplum kuruluşu terör faaliyetleri yapmıyor. Tüm dünyada organizasyonları var. Tüm dünya ülkelerinde terörist bir hareket olarak görülmüyor. Geçmişleri ortada, son 4 yıldır Fas’ta yaptıkları ortada. Dolayısıyla bu siyasi bir taleptir. Bu insanların serbest bırakılmasını tavsiye ediyoruz” Zaten BM’nin tavsiye kararlarını ülkeler ciddiye alıyorlar.

“KARAR ÇIKTIKTAN 2 AY SONRA SERBEST BIRAKILDIK”

Ferhat Erdoğan, 10 Temmuz 2019’da tahliye olduğunda.

Karar çıktıktan sonra bizi 2 ay içinde serbest bıraktılar. Cezaevinde bize zaten iyi davranıyorlardı ama bu karar çıkar çıkmaz tavırları o andan itibaren çok daha farklı oldu. Cezaevinde bir misafir gibi olmaya başladık. İki ay sonra tahliye edilince Fas yetkilileri bize tabiri caizse “pardon” dedi. Cezaevine girmeden önce Fas’ta ne iseniz bizim için aynısınız. İsterseniz burada kalabilir, işinize devam edebilir ya da gidebilirsiniz.

“CEZAEVİNDEYKEN ALMANYA DA BENİ AİLE BİRLEŞİMİ İÇİN TALEP ETTİ”

Ben cezaevindeyken Almanya da elçilikleri aracılığıyla beni talep etmişti. Aile birleşimi için. Çıkar çıkmaz da BM yetkilileri eşliğinde Almanya’ya geldik. 10 Temmuz 2019’da tahliye edildim. Çarşamba günüydü. O gün cezaevinde dışarıyı aramak yasak. Normalde diğer 4 gün aranabiliyor. Ben de ailemi ve avukatlarımı aramadan dışarı çıkmak istemedim. Çünkü kapıda belki bir Transporter gelir alır, Türkiye’ye iade eder diye korkularımız vardı. Bunun örnekleri var. En sonunda 4-5 gardiyanın kolları arasında zorla arabaya bindirildim. Çıkar çıkmaz Fas polisi bizi teslim aldı, çok sıcak davrandılar, hemen bir restorana gittik, yemek ısmarladılar, telefon verdiler ve “İstediğiniz kişiyi arayabilirsiniz.” dediler. Yani ülkeyi sevdirmek amaçlı bir jest yapıldı. Sonra da diplomatik bir dille kusura bakmayın dediler.

“HAPİSTE 4 BAYRAM GEÇİRDİK”

Cezaevindeyken bir müddet sonra günlük yazmaya başladım. Yasak aslında. Özellikle hücre döneminde kalem ve kağıt olmayınca karşıdaki koğuştan Faslı bir tutuklu bana kalem fırlattı. Yaşadıklarımı, hissettiklerimi peçetelere yazmaya başladım. Sonradan onları deftere geçtim. Hücredeyken hafta sonu dışarı çıkamıyorsunuz. 72 saat hücredesiniz. Cuma öğlen odanıza bir giriyorsunuz, pazartesi öğlene kadar. Diğer günler her gün 1 saat avluya çıkarıyorlar. Beton bloklarla kapalı, üzerinde yüksek tel örgülerinin olduğu bir avluda yürüyorsunuz.

İki Ramazan, iki kurban bayramı geçirdik o cezaevinde. Kültür çok farklı, kaşık yok. Elle yemek yeniliyor ve bu yüzden yemekler genelde soğuk oluyor. Bir-iki ay zorlandık, sonra plastik bir kaşık çatal alabildik. Ayna yok, 4-5 ay hiç yüzünü göremiyorsun. Lavabodaki seramiklere ışık vurursa oradan bir şey çıkartmaya çalışıyorsun. Bayram hafta sonuna denk gelmişse yine dışarı çıkamıyorsunuz. Hafta içine denk geldiyse avluya çıkabiliyor, ailenizi arayabiliyorsunuz.

“TUTUKLULARIN KURBAN KESMESİNE İZİN VERİLİYOR”

Kurban bayramında tutukluların da kurban kesmesine izin veriyorlar. İçlerinden birini seçiyorlar. O kişi daha az suçu olan ya da suçu daha kesinleşmemiş biri oluyor genelde. O kişinin eline bıçak veriyorlar ve kurban kesiliyor. Tüm personel de geliyor, yöresel kıyafetlerini giyiyorlar. Bayramlaşma oluyor. Şeker ve hurmaları ikram ettik. Onlar da adet değil bu. Orada kontürlü telefonlar var. Parasını ödeyerek dünyanın her yerini arayabiliyorsunuz.

En sonunda Frankfurt Havalimanı’na geldik. Eşim ve arkadaşlar bizi karşıladılar. Şimdi hep birlikte dil öğreniyoruz. Eşim C1 kursuna gidiyor. Sevdegül ve Bahadır Almanca’yı iyice öğrendiler. Türkiye’nin mühendislik diplomaları burada tanınıyor. Ben de mesleğimi yapmayı planlıyorum. İnşaat sektörü Almanya’da iyi.

21 Ağustos 2019’da Frankfurt Havaalanı’na gelen Ferhat Erdoğan’ı ailesi ve arkadaşları karşıladı.

“TERÖRİST DE DESELER İÇİNİZDE BİR HUZUR VAR, SUÇLU OLMADIĞINIZI BİLİYORSUNUZ”

Terörist damgasını ilk duyduğunuzda tabi ki şok oluyorsunuz. Cezaevine giriyorsunuz, elleriniz kelepçeli, bunlar çok onur kırıcı. Mesela hastaneye gidiyorsunuz, bazen ters kelepçe yapıyorlar. Ayağınızda sadece terlik var, spor ayakkabı yasak, kaçma girişimine karşı. Hastaneye girerken yollar açılıyor, tüm gözler sizin üzerinizde. Onlar zor oluyor tabi. Bir müddet sonra alışıyorsunuz buna çünkü içinizde bir huzur var. Suçlu olmadığınıza inanıyorsunuz.

İş adamı Hazım Sesli ve Ferhat Erdoğan… Hazım Sesli hala İzmir Menemen Cezaevinde tutuklu.

İşadamı Hazım Sesli cezaevinde öldürülmek istendi! Saldırganın azmettiricisi kim?

İbrahim öğretmenin Libya’dan Paris’e özgürlük yolculuğu

BOLD ÖZEL

İktidarın el birliğiyle öldürdüğü Ahmet Burhan’ın fotoğrafını Kamu-Sen afiş yaptı

Anne-babası tutuklandıktan sonra kansere yakalanan ve tedavisi geciktirildiği için hayatını kaybeden Ahmet Burhan Ataç’ın fotoğrafını Cumhur İttifakı’na yakınlığıyla bilinen Kamu-Sen, kan bağışı kampanyasında kullandı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Cumhur İttifakı’nın politikalarına göre tavır alan sendika olarak bilinen Kamu-Sen, düzenlediği kan bağışı kampanyasının afişinde, AKP’nin politikaları nedeniyle bile bile ölüme gönderilen Ahmet Burhan Ataç’ın fotoğrafını kullandı. Türkiye’nin ikinci büyük memur sendikası olan Kamu-Sen’in bu tavrına Ahmet Burhan’ın annesi Zekiye Ataç tepki gösterdi.

Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu (Kamu-Sen) Kayseri İl Temsilciliği ile Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı (TÜRKAV) Kayseri Şubesi, Erciyes Üniversitesi çocuk onkoloji bölümündeki hastalar için bugün bir kan bağışı kampanyası düzenliyor.

“Kan Ver Hayat Kurtar” sloganıyla hazırlanan kampanyanın afişinde 7 Mayıs 2020’de kemik kanserinden hayatını kaybeden 8 yaşındaki Ahmet Burhan Ataç’ın fotoğrafı kullanıldı. Anne-babası tutuklandıktan sonra kansere yakalanan ve Almanya’da doğan tedavi imkanı geciktirilen Ahmet Burhan Ataç, bütün Türkiye’nin gözü önünde elbirliğiyle, bile bile ölüme gönderilmişti.

“SESİMİZİ DUYMAYAN BİR SENDİKANIN BUNU YAPMASI HOŞ DEĞİL”

Ölümünün üzerinden 1 yıl geçen Ahmet Burhan Ataç’ın Zekiye Ataç, “Eğer iyi bir şeye vesile olacaksa kullansınlar, benim için sakıncası yok ama biz herkesin gözü önünde oğlumuzu kaybettik. Zamanında oğlumun ve bizim yaşadığımız sıkıntılara sahip çıkmayan, görmezden gelen bir sendikanın böyle bir şey yapması hoş değil. Oğlumun ölüm yıldönümü yaklaşıyor. Beni arayıp fotoğraf ve videolarını isteyenlere gönderiyorum. İyi bir şeye sebep olacaksa kullanabilirler. Oğlum zaten bu uğurda canını verdi. Ancak bize destek olmayan, sahip çıkmayan insanların bu şekilde fotoğrafını kullanmaları da saçma.” dedi.

KHK’LILARA KAYITSIZ BİR SENDİKA

Türkiye’nin ilk memur sendikaları konfederasyonu olarak bilinen ve üye sayısı bakımından ikinci büyük kamu çalışanları konfederasyonu olan Kamu-Sen’in başkanlığını Nisan 2018’den bu yana Önder Kahveci yapıyor. Sendikanın Kayseri il temsilciğini ise Kamil Ünal üstleniyor. Her fırsatta sarı sendika olmadığını dile getiren Kamu-Sen, MHP’ye yakınlığıyla biliniyor ve Cumhur İttifakı’nın ruhuna uygun davranarak iktidarın politikalarını eleştiremiyor. Kamu-Sen’in hukuksuz bir şekilde işlerinden atılan KHK’lı memurlarla ilgili herhangi bir projesi ya da çalışması da bulunmuyor.

AHMET BURHAN VE AİLESİ NE YAŞAMIŞTI? 

Zekiye-Harun Reha Ataç’ın çocukları Ahmet Burhan Ataç’a 24 Eylül 2018’de kemik kanseri teşhisi konuldu. Teşhis konulduğunda babası tutukluydu. Ahmet’in 2 yıllık hayat mücadelesi son yılların Türkiye’sine ayna tuttu.

Ahmet, 20 Şubat 2018’de kreşte arkadaşlarıyla oyun oynarken annesi Zekiye Ataç, babası Harun Reha Ataç ve kardeşi emniyete götürüldü. Ahmet henüz 6 yaşındaydı. OHAL uygulaması sırasında işten çıkarılan anne Ataç, 14 gün gözaltında kaldı. Ardından 2,5 ay daha tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi. Baba Ataç ise KHK ile öğretmenlik mesleğinden men edildi ve 13 gün gözaltında kalmasının ardından geçmişte Adana’da Gülen Cemaatine bağlı özel bir yurtta müdürlük yaptığı için örgüt üyesi olduğu iddiasıyla tutuklandı. Yaklaşık 3 ay anne ve babasız kaldığı zaman dilimi Ahmet’in kanser başlangıcına denk geliyor.

SANA İNDİRİM MİNDİRİM YOK!

Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan Ahmet Burhan Ataç’a oğluna kanser teşhisi konulduktan iki ay sonra 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. 30 Kasım 2018’de Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesine Ahmet’e kanser teşhisi konulduğu ve kemoterapiye başladığı belirtilerek, Yargıtay aşamasına kadar tutuksuz olarak yargılanması için raporlar sunuldu. Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, Harun Reha Ataç’a “Sana indirim mindirim yok” diyerek, hükümle birlikte tutukluluğu sürdürdü.

Çukurova Üniversitesi Hastanesinde tedaviye alınan Ahmet, kemoterapi ve radyoterapi ile iyileşmeyince, Temmuz 2019’da ameliyat edilerek kürek kemiğindeki tümör temizlendi. Fakat Eylül 2019’da yapılan kontrolde tümörün akciğere sıçradığı tespit edildi.

Anne Zekiye Ataç, “Bu hafta ara değerlendirmemiz vardı. Akciğerde 4 cm büyüklüğünde tümör tespit edildi. Bu kadar kısa sürede büyümesine ve sıçramasına doktorlar da çok şaşırdı. Çarem kalmadı. Oğlum gözümün önünde eriyor” dedi. Annenin açıklamaları ve Ahmet’in babasının serbest bırakılması için çektiği video sonrası sosyal medya kullanıcıları konuyu gündem yaptı. Ahmet’in babasının tutuksuz yargılanması ve tedavi sürecinde yanında olması için sosyal medyadan kampanya başlatıldı.

Anne Zekiye Ataç, “Sabah telefon görüşü var ama Ahmet babasıyla telefonda görüşmek istemiyor. Çünkü dayanamıyor ama sonra bana ‘Babam ne diyor’ diye soruyor. Ne olur Allah’ım telefonda değil, kendi gelsin” ifadelerini kullandı. “Ahmet Hastalığı Babasıyla Yensin” etiketine binlerce sosyal medya kullanıcısı katıldı ve Ahmet’i kamuoyu geniş biçimde tanıdı.

AHMET’İN ANNESİ GÖZALTINA ALINDI

Ahmet’in yurt dışında tedavisine getirilen zorluklar, babasının serbest bırakılmamasıyla ilgili Adana Adliyesine yöneltilen yoğun eleştiriler devam ederken, anne Zekiye Ataç 15 Ekim 2019’da ikinci kez gözaltına alındı. Ahmet hem babasız hem annesiz kaldı. Aile yakınlarının verdiği bilgiye Ataç, oğlunun durumundan dolayı yapılan yardımları kabul ettiği için Zekiye Ataç ‘örgüt üyesi’ olmakla suçlandı. Tepkilerin daha da artması sonrası Zekiye Ataç ertesi gün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

YURT DIŞINDA TEDAVİ UMUDU

Ahmet’in hastalığı ilerlerken doktorları Almanya’nın Köln kentindeki Immun-Onkoloji Merkezi’nde tedavi olabileceğini belirterek bu kliniğe yönlendirdi. Klinikle yapılan ilk temasta, Ahmet’in iyileştirilebileceği hızla getirilmesi gerektiği belirtildi. Ailenin masrafları karşılayacak ekonomik gücü yoktu. Ahmet ilk etap masraflarını bir iş adamının karşılayacağını açıklamasının ardından 20 Ocak 2020’de Almanya’ya gitti. Annesi hakkındaki yurt dışına çıkış yasağı nedeniyle Ahmet’in yanında gidemedi. 70 yaşındaki babaannesi Gülsüm Ataç refakat etti.

24 SAATTE GEREKEN PARA TOPLANDI

Ahmet’le ilgili süreci yakından izleyen İnsan Hakları Savunucusu Artel Natali Avazyan devreye girdi ve tedavi masrafları için 24 Ocak 2020’de Twitter üzerinden yardım kampanyası başlattı. Gereken 50 bin euro 24 saat içinde toplandı.

ANNE ATAÇ, AHMET ADINA TEŞEKKÜR ETTİ

24 saat bile geçmeden oğlunun tedavisi için gerekli olan paranın toplanmasının kendisini çok duygulandırdığını söyleyen anne Ataç, “Başta Natali Hanıma ve emeği geçen herkese, maddi ve manevi desteğini esirgemeyen herkese çok teşekkür ederim. Ahmet’in iyileşeceğine olan inancım daha da arttı. Ahmet’im el birliği ile sağlığına kavuşacak. İyileşeceğini ve ailece güzel günler göreceğimizi düşünüyorum” dedi.

Cezaevinde olan eşinin Ahmet’in tedavi için Almanya’ya gitmesinden çok mutlu olduğunu söyleyen anne Ataç, “Yarınki görüşmemizde de tedavi için gereken paranın toplandığı haberini vereceğim. Buna da çok sevinecek. Çünkü aklı fikri hep Ahmet’te, bizlerde” ifadelerini kullandı.

YURT DIŞI YASAĞININ KALDIRILMASI İÇİN BAŞVURU

Anne Ataç, yurt dışı yasağının kalkması ve pasaport almak için girişimlerini yoğunlaştırdı. Ancak savcılık yurt dışı yasağını kaldırmadı.

Annesinden ayrı olarak yurt dışında bulunan Ahmet’in sürekli ağladığı, moralinin çok bozuk olduğu bu nedenle tedaviye istenilen düzeyde cevap vermediği belirtildi. Ahmet’i, Almanya’da evinde misafir eden iş adamı Mete Atakul, Ahmet’in üzüntüden yemek yemediğini belirtti.

ÜÇ KEZ YURT DIŞINA ÇIKIŞ YASAĞI

Yoğun kamuoyu baskısı üzerine Zekiye Ataç’ın yurt dışı çıkış yasağı Şubat 2020’de mahkeme kararıyla kaldırıldı. Ancak savcılığın yaptığı itiraz üzerine mahkeme ikinci kez yurt dışına çıkış yasağı getirdi.

Anne gidemeyince, tedavinin ilk bölümüne verilen iki haftalık arada Ahmet, 8 Şubat günü annesini görebilmek için Türkiye’ye döndü.

Natali Avazyan ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun yaptığı girişimler sonucunda Zekiye Ataç’ın yurt dışına çıkış yasağı 21 Şubat 2020’de tekrar kaldırıldı. Almanya Büyükelçiliği anne Ataç’a hızla vize verdi.

Zekiye Ataç, 2 Mart 2020’de Ahmet’le birlikte İstanbul Havalimanından Almanya’ya çıkmak isterken durduruldu. Anne Ataç, bu kez Mersin 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından üçüncü kez yurt dışına çıkış yasağı getirildiğini havalimanında öğrendi.

“EL BİRLİĞİYLE OĞLUMU ÖLDÜRÜYORSUNUZ”

Zekiye Ataç sosyal medya hesabından “El birliğiyle oğlumu öldürüyorsunuz” notuyla bir video yayınlayarak açıklamada bulundu:

“Biz şu an İstanbul’dayız. Sabahleyin Adana’dan İstanbul aktarmalı Köln’ne gidecektik ama maalesef benim pasaportuma el koydular. Pasaport ve vize verilmişti ama maalesef ertesi günü tekrar yurt dışı yasağı koymuşlar. Bu çocuğun yarın Köln’de olması gerekiyor. Tedavisine yetişmesi gerekiyor. Durumu iyi değil. Lütfen artık bu işin çözülmesini istiyorum.”

AHMET ALMANYA’YA ANNESİYLE GİTTİ

Ahmet ve annesi sorunun çözülmesi için havalimanında beklemeye başladı. Sosyal medya üzerinden yoğun tepkiler yükseldi. Şarkıcı Haluk Levent, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile görüştüğünü açıkladı. Ertesi gün 3 Mart 2020’de yurt dışı yasağı tekrar kaldırıldı ve Ahmet annesiyle birlikte Köln’e uçtu.

GEÇ KALINDI

Yargı süreçleri nedeniyle kaybedilen zaman Ahmet’in hastalığının yayılmasına neden oldu. Bacak kemiklerinde çok sayıda kırık meydana gelen Ahmet’in kan değerleri de düştü ve tedaviye cevap vermedi.

Köln’deki doktorlar Ahmet’in kan değerlerinin çok düşük olduğunu ve bünyesinin tedaviyi kaldıramayacağını geç kalındığını belirttiler.

Ahmet ve annesi 11 Mart 2020’de Türkiye’ye geri döndüler.

Anne Ataç, doktorların ilk tedaviden bu yana geçen zamanda değerlerinin ikinci tedaviyi kaldıramayacak kadar düştüğünü ve tedaviye başlamak için toparlanması gerektiğini söylediğini aktardı.

BABA İLE OĞLUNUN TELEFON GÖRÜŞMESİ

Ahmet’in kan değerlerinin yükselmesi için babasının tutuksuz yargılanması için kampanya düzenlendi. 27 Mart 2020’de Ahmet ile babasının yaptığı telefon görüşmesinin kaydı yayınlandı.

Kayıtta; Ahmet, babasından ‘gelmesini’ istiyor. Ahmet’in ağlayarak, “Artık buraya gel, dayanamıyorum” sözlerine babası Harun Ataç, ağlayarak cevap veriyor: “Oğlum gelemiyorum. Ben de gelmek istiyorum ama gelemiyorum oğlum. Bırakmıyorlar yavrum.”

5 SAATLİK GÖRÜŞME İZNİ

Ses kaydının oluşturduğu yoğun etki sonrası savcılık aynı gün içinde babaya ilk kez görüşme izni verdi. 5 saatlik görüşme için baba Harun Ataç, Ahmet’in bulunduğu hastaneye geldi.

Görüşmenin ardından Ahmet’in uzun bir aradan sonra ilk kez gülümseyerek uyuduğu fotoğrafları yayınlandı.

Ardından yapılan tutuksuz yargılama başvurularının tamamı sonuçsuz kaldı.

AHMET’E MORAL OLSUN DİYE İKİNCİ KAMPANYA: AHMET’İ SEVİYORUM

Arlet Natali Avazyan, Ahmet Burhan’a moral olması için yeni bir kampanya başlattı. Sosyal medya kullanıcıları paylaştıkları video ve mesajlarla ‘Ahmet’i seviyorum’ dedi. Avazyan’ın, babası hala tutuklu, ileri derece kemik kanseri Ahmet Burhan için sosyal medyada başlattığı #AhmetiSeviyorum kampanyası çığ gibi büyüdü. Ünlü isimler ve sosyal medya kullanıcıları moral videoları çekerek paylaştılar.

YOĞUN BAKIMA ALINDI: BABAYA İZİN YOK

Durumu her geçen gün kötüleşen Ahmet, 6 Mayıs 2020’de fenalaştı ve yoğun bakıma kaldırıldı. Doktorlar Ahmet’i uyuttu.

Tarsus Cezaevinde tutuklu bulunan baba Harun Reha Ataç’ın Ahmet’i son kez görmesi için savcılıktan izin talep edildi. Aileye eşlik edenler, savcılığın Harun Ataç’ın hastaneye gece değil; sabah gidişine izin verdiği bilgisini paylaştı.

HAYATA GÖZLERİNİ YUMDU

2018’de yakalandığı kemik kanseri hastalığıyla ‘olağanüstü hal’ koşullarında mücadele eden Ahmet’in kalbi üç kez durdu. 7 Mayıs 2020’de sahura yaklaşan saatlerde Ahmet hayata gözlerini yumdu.

El birliğiyle öldürülen çocuk Ahmet Burhan Ataç’ın hayatı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Vefatının 28. yıl dönümünde Turgut Özal kimdir?

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatının üzerinden 28. yıl geçti. Cumhurbaşkanlığı görevi devam ederken vefat eden Turgut Özal’ın hayatı, kariyeri, ölümü üzerindeki şaibeler, 19 yıl sonra açılan mezarından çürümemiş cesedinin çıkmasına dair bilgiler…

BOLD – Turgut Özal, vefatının 28. yıldönümünde sevenleri tarafından anılıyor. Ölümünün üzerindeki sis bulutları halen duran Turgut Özal’ın hayatı ve kariyerine dair önemli satır başları…

MEMUR BABASI NEDENİYLE SIK SIK İL DEĞİŞTİRDİLER

13 Ekim 1927 tarihinde Malatya’da dünyaya geldi. Banka memuru babasının görevi nedeniyle sık sık il değiştirdi. Mersin’in Silifke ilçesinde kaza sonucu eşeğin üzerinden düşerek kolundan sakatlanması sonucu kollarından biri diğerine göre daha kısa kaldı. 4 yaşındayken ailesiyle birlikte Bilecik’in Söğüt ilçesine taşındı ve ilköğrenim hayatına burada başladı.Ortaokulu Mardin’de bitirdi. Mardin’de lise olmaması nedeniyle, Konya Lisesi’nde eğitimine devam etti. Lise eğitimini Kayseri Lisesi’nde tamamladı.

İTÜ ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ MEZUNU

İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi’nde Elektrik Mühendisliği bölümünü burslu olarak okudu ve 1950 yılında mezun oldu. Mühendislik yapmaya başladı ve kısa bir süre sonra ailesinin isteğiyle 1952 yılında evlendiği Ayhan İnal ile aynı yıl boşandı. Bu evlilikten sonra çalıştığı kurum Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü’nde (EİEİ) sekreter olarak görev yapan Semra Yeğinmen ile nikah masasına oturdu. Evlendikten sonra ABD’de Teksas Teknoloji Üniversitesi’ne ihtisas yapmaya giderek burada ekonomi branşında eğitim aldı. Yine bu evliliğinden sonra Ahmet, Zeynep ve Efe adında 3 çocuk sahibi oldu.

DPT’NİN KURULUŞUNDA YER ALDI

Geri döndüğünde EİEİ Genel Müdür Yardımcısı oldu ve Türkiye’de elektrifikasyon üzerine projelerde çalıştı. 1958 yılında Planlama Komisyonu’nda sekretarya görevini yaptıktan sonra 1959 yılında Ankara Ordonat Okulu’nda yedek subay oldu. Askerliği sonrasında Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) kuruluşunda yer aldı. 1965 seçimlerinden sonra Süleyman Demirel’in danışmanı olarak görev yaptı. 1967 yılında DPT Müsteşarı oldu. 1971-1973 yılları arasında Dünya Bankası Sanayi Dairesi’nde danışman olarak çalıştı. Yurda döndükten sonra başta Sabancı Holding olmak üzere birçok sektördeki, birçok şirket için yönetici olarak çalıştı.

MSP’DEN ADAY OLDU ANCAK SEÇİLEMEDİ

1977 genel seçimlerin,de Milli Selamet Partisi’nden İzmir milletvekili adayı oldu ancak seçilemedi. 43. hükumet döneminde Başbakanlık Müsteşarlığı ile DPT Müsteşar Vekilliği görevlerine getirildi. 24 Ocak Kararları’nı hazırladı. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, bu politikaları devam ettirmek amacıyla Bülend Ulusu Hükumeti’nde ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı görevine getirildi. Bu göreve getirildikten 22 ay sonra, 14 Temmuz 1982 yılında istifa etti. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hem DPT Müsteşarlığı hem de Başbakanlık Müsteşarlığı yapmış tek Başbakanı ve Cumhurbaşkanıdır.

DARBE SONRASI ANAP’I KURDU

20 Mayıs 1983 tarihinde Anavatan Partisi’ni kurdu. 1983 Türkiye genel seçimlerinde tarihindeki seçimlerde 400 kişiden oluşan parlamentoda 211 milletvekili çıkararak tek başına iktidar ve 45. hükumetin Başbakanı oldu. 1984 yerel seçimlerinden de başarıyla çıktı. 13 Nisan 1985 tarihinde yapılan ilk kongrede tekrar genel başkanlığa seçildi. 1987 yılında yapılan genel seçimlerde de 292 milletvekili çıkartarak tekrar çoğunluğu sağladı ve 46. hükumetin Başbakanı oldu. İktidarda bulunduğu 1983-1991 döneminde Türkiye ekonomisi ortalama yıllık yüzde 5,2 oranında büyüdü. Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu’nu değiştirerek Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığını kurdu.

TÜRK EKONOMİSİNİ REKABETE AÇTI

Ekonomide serbest piyasa düzenini esas alan yapısal değişim programı Turgut Özal hükumeti döneminde uygulamaya kondu. 1983-1987 yılları arasındaki Başbakanlığı dönemini de içine alan, Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 1980 yılında 1.539 dolar iken 1987 yılında 1.636 dolara yükseldi. Türkiye’yi ithal ikamesi modelinden ihracat önderliğinde büyüme modeline dönüştürmeyi başarmış ve Türk ekonomisi rekabete açılmıştır. Döneminde pek çok Anadolu il ve ilçesinde organize sanayi bölgesi kurulmuş, Anadolu üretim yapıp doğrudan ihracata yönelmiştir.

PARTİ KONGRESİNDE SUİKASTA UĞRADI

18 Haziran 1988 Cumartesi günü Ankara Atatürk Spor Salonu’nda Anavatan Partisinin 2. Olağan Kongresi’nin düzenlendiği sırada Kartal Demirağ isimli saldırgan tarafından düzenlenen suikasttan yaralı olarak kurtuldu. Foto muhabirleri ve televizyon kameraları için hazırlanmış olan platformun önünden ve Özal’a 12 metre öteden iki el ateş eden Demirağ, Turgut Özal’ı sağ elinden yaraladı. Saldırı sonrası etrafa rastgele ateş açan korumalar ise 18 kişinin yaralanmasına sebep oldu. Yaralananlar arasında Bakan İmren Aykut da vardır. Önce ölüm cezasına çarptırılan, ardından cezası 20 yıla indirilen Kartal Demirağ’ı Özal Cumhurbaşkanlığı döneminde affetti.

3. TURDA CUMHURBAŞKANI SEÇİLDİ

1989’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday oldu. Sosyal Demokrat Halkçı Parti ve Doğru Yol Partisi meclise girmeyerek seçimi boykot etti. İlk turda Turgut Özal 247, ANAP Burdur Milletvekili Fethi Çelikbaş 18 oy aldı. 17 oy boş çıkarken 3 oy geçersiz sayıldı. İkinci turunda 284 milletvekilinin katıldığı oylamada adaylardan Başbakan Turgut Özal 256 oy alırken, Çelikbaş 17 oy aldı. 2 oy geçersiz sayılırken 9 oy boş çıktı. 31 Ekim 1989 tarihinde yine muhalefetin katılmadığı 3. tur oylamasında Turgut Özal 263 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 8. Cumhurbaşkanı oldu. 9 Kasım 1989 tarihinde resmi olarak görevine başladı.

SİVİL YÖNETİMİ SAVUNDU

Turgut Özal her zaman sivil yönetimi savundu, genellikle de resmi kıyafetler yerine sivil kıyafetler giymesiyle dikkat çekti. Kamu kurum ve kuruluşlarını resmi kıyafetiyle ziyaret eden diğer Cumhurbaşkanlarından farklı olarak çoğu defa kravatsız, keten pantolon, keten ayakkabı ve tişörtle resmi programlara katıldı. Askeri birlikleri şortla denetlemesi medya tarafından şiddetle eleştirildi. Özal diğer Cumhurbaşkanları gibi konuklarını köşkte ağırlamak yerine, Marmaris Okluk koyundaki resmi yazlıkta ağırladı. Ölümünde sivil Cumhurbaşkanı, demokrat Cumhurbaşkanı, dindar Cumhurbaşkanı pankartlarıyla da bu tutumu desteklendi.

1. KÖRFEZ SAVAŞI’NDA YER ALMAK İSTEDİ

Cumhurbaşkanlığı döneminde meydana gelen 1. Körfez Savaşı’nda aktif rol aldı. Petrol kaynaklarının kontrolünü elinde tutan Saddam Hüseyin’in Türkiye için büyük bir tehlike teşkil ettiğini ve Saddam’ın bölgeyi hakimiyeti altında tutmasına izin verilemeyeceğini savundu. Saddam’ın uzaklaştırılması için mümkün olan her şeyin yapılması konusunda fikren ve siyasi açıdan son derece istekliydi. Bu nedenle ABD’ye bu konuda açık destek verdi. Harekata Türk ordusunun da katılıp, Misak-ı Milli sınırları içinde olan Musul ve Kerkük’e girilmesini isteyince, zamanın Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay görev süresi sona ermeden 3 Aralık 1990 tarihinde kendi isteği ile Genelkurmay Başkanlığı görevinden emekliye ayrıldı.

GÖREVİ BAŞINDA VEFAT ETTİ

Turgut Özal, 17 Nisan 1993 tarihinde 5 ülkeyi kapsayan 12 günlük Türkistan gezisinden sonra Çankaya Köşkü’nde sabah sporu yaparken kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Cenazesine Türkiye’nin dört bir yanından yüz binlerce kişi akın etti. Tören televizyonlardan canlı yayınlandı, ülkede 3 günlük yas ilan edildi. “Öldükten sonra beni İstanbul’a defnedin, kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmet’in manevi ruhaniyeti altında bulunmak istiyorum” şeklindeki vasiyetine uyularak kendisi tarafından yaptırılan eski Başbakan Adnan Menderes’in anıt mezarının bulunduğu Topkapı’da, Vatan Caddesi üzerinde kendisi adına hazırlanan anıt mezara defnedildi.

SUİKASTA UĞRADIĞI İDDİASIYLA MEZARI AÇILDI

Bir suikasta kurban gitmiş olabileceği de yıllardır tartışıldı. Turgut Özal’ın limonatasına katılan arsenikle zehirlendiği iddiasını ortaya atan eşi Semra Özal, delil olarak da saç örneğini ABD’de tahlil ettirdiğini söyledi. 2 Ekim 2012 tarihinde Turgut Özal’ın 19 yıl aradan sonra kabri açıldı, cesedinin çürümemiş olduğu görülürken, ölümünün bir suikast olup olmadığının belirlenmesi için yapılan otopsi sonucunda Adli Tıp Kurumu araştırmalar ve bulgular sonucu zehir bulunduğunu ancak Özal’ın zehirden mi yoksa başka sebepten mi öldüğünü tespit edemediklerini açıkladı.

 

Cezaevinde kanser olan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir hayatını kaybetti

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde kanser olan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir hayatını kaybetti

Kalkınma Bakanlığı’ndan ihraç edildikten sonra tutuklanan ve hapiste akciğer kansere yakalanan KHK’lı endüstri mühendis Abdülazim Özdemir dün gece öldü. Özdemir, 4. evre olana kadar tahliye edilmemişti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Cezaevinde akciğer kanserine yakalanan ve 4. evre olana kadar tahliye edilmeyen KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir 50 yaşında hayatını kaybetti. Özdemir’e geç teşhis konulduğunu ve tedavisinin geciktirildiğini tutuklu eşi Emir Özdemir ortaya çıkarmıştı. Kırıkkale Keskin T Tipi Cezaevinden HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazan Emir Özdemir, “Defalarca doktora gitmesine rağmen 4. evredeki bir hastalık acaba nasıl anlaşılmadı? Acaba geç yapılan sarılık ameliyatı kansere mi sebep oldu? İhmaller var mı?” diye sormuştu.

ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yaparken Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Daha sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderildi. 14 ay tutuklu kalan Özdemir, çıkarıldığı son mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verilip tahliye edildi. Dosyası 1,5 yıl Yargıtay’da bekleyen Özdemir, cezası onaylanınca Mart 2019’da tekrar tutuklanıp Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevine konuldu.

“CEZAEVİNE SAPASAĞLAM GİRDİ”

İkinci kez hapse giren Abdülazim Özdemir’e 10 ay sonra Ocak 2020’de 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konuldu. Ancak hastalığının teşhisi ve tedavisinde geç kalınmıştı.  Yaklaşık iki yıldır Kırıkkale Keskin T Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Abdülazim Özdemir’in eşi Emir Özdemir, 7 Ocak 2020’de HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazarak eşinin uğradığı hak ihlallerini şöyle anlatmıştı:

“Eşim cezaevine girdiğinde sapasağlamdı. Sonra rahatsızlandı. Böbrek taşı teşhisi kondu. İyileşmedi. Sararıp vücudu kabarınca acilen doktora götürüldü. Meğer böbrek taşı yokmuş. Rahatsızlığı sarılıkmış. Hemen ameliyat olması gerekti. Ama ameliyat olacağı alet bozulduğu için geri cezaevine getirildi. Doktor Bursa veya İzmir’e sevkini  söylemiş. Ama araya Kurban Bayramı girdi, ihmal edildi. Eşim idareyle görüştü ancak unutuldu. Sevk edilmedi. Ameliyat edilmedi. Elden ayaktan düştü. Hiçbir şey yeyip içemedi (çay bile içemedi). İhtiyaçlarını arkadaşları karşıladı. Sonunda acilen ağustos ayında ameliyat olmak zorunda kaldı. Meğer alet birkaç günde yapılmış. Daha önce de ameliyat olabilirmiş. Ameliyatta parça alındı ve Ankara’ya patolojiye gönderildi. Bu arada aşırı kilo kaybetti. Çünkü bu süreç 2-3 ay sürdü. Ameliyattan sonra toparladı. Kilo almaya başladı. Aralık ayında patoloji sonucu geldi. Tekrar ameliyat olabilirim dedi. İyi huylu mu kötü huylu mu bakılacak. Bir sürü tahlilden sonra 6 Ocak 2020’de maalesef karaciğer kanseri olduğunu ve 4. evrede bulunduğunu öğrendim. Yıkıldım. Defalarca doktora gitmesine rağmen 4. evredeki bir hastalık acaba nasıl anlaşılmadı? Acaba geç yapılan sarılık ameliyatı kansere mi sebep oldu? İhmaller var mı? Kafamda bir sürü soru.”

EŞİ CEZAEVİNDE KORONA OLDU, CENAZEYE KATILAMAYACAK

Milletvekilliği düşürülmeden önce olayın peşine düşen Ömer Faruk Gergerlioğlu, Abdülazim Özdemir’in sağlık durumunu ve yaşadığı hak ihlallerini Meclis’te geçen yıl defalarca gündeme getirdi. Sosyal medya baskısı nedeniyle Şubat 2020’de tahliye edilen Özdemir bir yıldır Ankara’da tedavi görüyordu.

6, 10 ve 16 yaşında 3 kızı olan Abdülazim Özdemir’in eşi, 20 yıllık matematik öğretmeni Emir Özdemir de Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Yaklaşık iki yıldır tutuklu olan Emir Özdemir, geçen hafta koğuşta koronavirüs kaptı. Aile yakınlarının verdiği bilgiye göre sağlık durumu düzelene kadar Emir Özdemir’e eşinin vefat ettiği söylenmeyecek. Dolayısıyla cenazeye de katılamayacak. Daha önce birçok mahpus, pandemi nedeniyle vefat eden yakınlarının cenazelerine savcılık izin vermediği için gidememişti.

Abdülazim Özdemir cenazesi bugün Ankara Karşıyaka Mezarlığı’na defnedildi.

Abdülazim Özdemir’in son hali.

KHK’lı mühendis cezaevinde kanser oldu: 4. evrede olmasına rağmen tahliye yok!

4. evre kanserli tutuklu yoğun bakıma kaldırıldı, hala tahliye edilmedi

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0