Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

AKP’nin dış politikasının maliyeti: Savunma sanayii ambargolarla eziliyor

AKP hükumetinin son yıllarda takip ettiği saldırgan ve hesapsız dış politikanın Türkiye’ye maliyeti gittikçe ağırlaşıyor. Birçok alanda sıkışan AKP dış politikasının ağır bedel ödettiği alanlardan birisi de Türk savunma sanayii.

BOLD – Suriye, Libya, Dağlık Karabağ ve S-400 hava savunma sistemi… Son 5 yılda Türk diplomasinin en çok uğraşmak zorunda kaldığı alanlar arasında öne çıkıyor. Bu alanlarda atılan hesapsız ve askeri güce dayalı adımlar Türk savunma sanayisine ambargo şeklinde geri dönüyor.

Ayrıca AKP Türkiye’sinin insan hakları karnesindeki kırık notlar da batılı ülkelerin silah ambargosu kararlarında etkili oluyor.

Türk savunma sanayisine birçok ülke tarafından uygulanan açık ve gizli ambargonun etkisi gün geçtikçe daha fazla hissedilmeye başlıyor.

Ambargonun etkisinin arttığının en önemli işaretlerinden birisi, bu konuda hükumet yetkililerinden duyulan şikayetlerin artması.

“AÇIK VE GİZLİ AMBARGOLAR…”

Salı günü AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısından sonra yapılan açıklamada da ambargolardan duyulan şikayet dile getirildi.

Açıklamada, Toplantıda, Türk savunma sanayiinin ‘açık veya gizli ambargolarla hedef alındığı’ ifade edildi.

ERDOĞAN: KAMERA İSTİYORUZ, KAMERA VERMİYOR

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan da Ocak ayında katıldığı bir toplantıda Türk savunma sanayiine yönelik ambargolardan şikayet etti ve damadı Selçuk Bayraktar’ın ürettiği Bayraktar İHA ve SİHA’larda hedefleme sistemlerinde kullanılan optik sistemlerini vermemesi dolayısıyla isim vermeden Kanada’yı eleştirdi.

23 Ocak’ta İstanbul Tersane Komutanlığında, MİLGEM Projesinin 5’inci gemisi olan İstanbul Fırkateyni’nin denize iniş töreninde konuşan Erdoğan, “Örneğin kamera, güya dostuz, NATO’da beraberiz. Kamera istiyoruz, kamera vermiyor. Niye, “Sen niye Ermenistan’la savaşıyorsun.” Ermenistan dostlarıma saldırıyor, elimizden gelen desteği vermek zorundayız. NATO’da beraber değil miyiz? Beraberiz. Niye böyle bir yaklaşım yapıyorsun” ifadelerini kullandı.

ALMANYA, DENİZ KUVVETLERİ DIŞINDA TÜRKİYE’YE SİLAH SATMIYOR

Alman Thyssenkrupp firması tarafından üretilen ve Türk Deniz Kuvvetleri tarafından da kullanılan HDW 214 denizaltı

Alman hükumeti, Ankara’nın 2015’de Güneydoğu illerinde başlattığı askeri operasyonlar ve 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrasında demokrasi ve insan hakları alanında yaşanan gerilemelere tepki olarak NATO müttefiki Türkiye’ye silah ihracatını sınırlandırma kararı almıştı.

Berlin ayrıca 2019 yılında Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde başlattığı Barış Pınarı Harekatı sonrasında adımlarını daha da sertleştirmiş, “Suriye’de kullanılabilecek savunma sanayi ürünlerinin ihracatına onay verilmeyeceğini” duyurmuştu.

Diplomatik kaynaklar, Türkiye’nin Almanya’dan son yıllarda mühimmat içeren hiçbir savunma sanayi ürünü alamadığını, savaş uçağı yedek parçalarının temininde bile zorluklar yaşandığını ifade ediyor.

Son yıllarda ihracat rakamlarının yüksek çıkmasında ise daha önceki yıllarda sözleşmesi imzalanmış denizaltı gibi alımların parasal olarak büyük miktarda olmasının etkili olduğu kaydediliyor.

Almanya’nın Türkiye silah ambargosu uygulamasının önemli nedenlerinden birisi de Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına aykırı olarak Libya’ya silah göndermesi.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, geçen yıl Şubat ayında BM ambargosunu ihlal ederek Libya’ya silah ve savaşçı göndermeyi sürdüren ülkelere hesap sorulacağını söylemişti. BM raporlarına göre, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün Libya’ya silah gönderiyor.

KANADA, İHA’LARDA KULLANILAN KRİTİK PARÇALARIN SATIŞINI DURDURDU

Bayraktar TB2 silahlı insansız hava aracı

Türkiye’ye son dönemde silah ambargosu uygulayan ülkelerden birisi de Kanada.

Türkiye’ye sattığı askeri teknolojilerin Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki savaşta Dağlık Karabağ’da kullanıldığı yönündeki iddialar üzerine Kanada hükumeti, Ekim ayında Türkiye’ye silah ihracatı izinlerini askıya almıştı.

Kanadalı şirketler, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın sahibi olduğu Baykar Makine yapımı insansız hava aracı (İHA) ve silahsız insansız hava araçlarında (SİHA) kullanılan çok kritik parçaları üretiyor.

Kanadalı merkezli Bombardier Recreational Products (BRP) şirketi, Bayraktar TB2 silahlı insansız hava araçlarında kullanılan ‘Rotax’ motorlarını üretiyor.

Yine Bayraktar TB2 silahlı insansız hava araçlarında kullanılan ‘WESCAM MX-15D’ optik sensör ve hedefleme sistemlerini de Kanada Ontario merkezli ‘L3 Harris WESCAM’ şirketi üretiyor.

Kanada hükumetinin, ihracat izinlerini askıya almasının ardından İHA ve SİHA’larda kullanılan bu kritik parçaların satışının durduğu biliniyor.

F-35’LER GİTTİ, S-400’LERİ DE KULLANAMIYORUZ

İngiliz Kraliyet Donanması’na ait HMS Queen Elizabeth uçak gemisinde konuşlu F-35B savaş uçağı

Türkiye’nin son dönemde en çok başını ağrıtan konu ise S-400 krizi oldu.

ABD’nin yıllarca yaptığı uyarılara rağmen Temmuz 2019’da Rus S-400 hava savunma sistemleri Ankara’daki Mürted Hava Üssü’ne getirilmeye başlandı. Alımla birlikte ABD’nin Türkiye’ye yönelik yaptırımları arka arkasına geldi.

S-400 kararı ile birlikte Türkiye 2030’lu yıllarda Türk Hava Kuvvetleri’nin yaşlanan F-16 filosunun yerini alması beklenen F-35 savaş uçaklarından oldu. Uçak projeleri ve üretimlerinin çok uzun sürmesi hesaba katıldığında Türkiye’nin bu açığını nasıl kapatacağı henüz netleşmiş değil.

ABD, bugüne kadar projeye milyarlarca dolar katkıda bulunan Türkiye’nin F-35 projesindeki katılımını askıya aldı. Türkiye’nin 1.2 milyar dolar ödediği ve ABD’de Türk pilotların ve teknik personelinin eğitimlerini devam ettirdiği 8 adet F-35 savaş uçağının Ankara’ya teslimatını durdurdu. Daha sonra da bu uçaklar ABD Hava Kuvvetleri’ne dahil edildi.

Türk pilotların ve teknik personelinin F-35 eğitimleri de ABD tarafından sonlandırıldı. Ayrıca F-35 için parça üreten Türk firmalarının 9 milyar dolarlık iş kaybı ortaya çıktı.

F-35’lerle Türk Hava Kuvvetleri’nin bölgenin en güçlü hava kuvvetlerinden birisi olacağı ifade ediliyordu. Türk Hava Kuvvetleri, proje kapsamında 30 adet F-35 savaş uçağının siparişini vermişti. Bu sayının 120’ye kadar yükseltilmesi planlanıyordu.

Ve S-400 krizinde gelinen nokta ise oldukça vahim. F-35’lerden olan Türkiye, Joe Biden yönetiminin tavizsiz tavrı nedeniyle Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemini  de depoya kaldırmayı kabullendi.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, S-400’ler için depoya kaldırma anlamına gelen ABD’ye ‘Girit Modeli’ni önerdi. ABD ise öneriyi görüşmeden reddetti.

CAATSA YAPTIRIMLARI

Ankara’nın s-400 alımı nedeniyle ABD’nin Türkiye’ye verdiği yanıtlardan birisi de CAATSA Yaptırımları oldu.

Eski Başkan Donald Trump, ABD Senatosu’nun baskısına rağmen uzun süre Türkiye’ye CAATSA Yaptırımlarını devreye sokmadı. Ancak 2021 yılı ABD Savunma Bakanlığı Bütçe Yasası’nın getirdiği yasal zorunluluk gereği Trump, Aralık ayında görevi bırakmasına günler kala yaptırımları uygulamaya soktu.

2017 yılında ABD Kongresi tarafından kabul edilen ve Başkan Donald Trump tarafından imzalanan ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA), Rusya ile savunma ve istihbarat alanında önemli düzeyde alışveriş yapan ülkelere 12 yaptırım seçeneğinden en az beşinin uygulanmasını öngörüyordu.

Trump’ın seçtiği beş yaptırım seçeneği ise şu maddelerden oluşuyordu:

  1. Savunma Sanayii Başkanlığı’na mal ve teknoloji transferi için ihracat lisansı verilmesi yasağı,
  2. Savunma Sanayii Başkanlığı’na 12 aylık bir süre içinde miktarı 10 milyon doları geçecek şekilde ABD mali kurumları tarafından kredi verilmesi yasağı,
  3. Savunma Sanayii Başkanlığı’na ihracat konusunda ABD İhracat-İthalat Bankası desteğinin yasaklanması,
  4. ABD’nin Savunma Sanayii Başkanlığı’na yarar sağlayacak kredilere karşı çıkma zorunluluğu,
  5. Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, başkan yardımcısı Faruk Yiğit, SSB Hava Savunma ve Uzay Departmanı Başkanı Serhat Gençoğlu ve SSB Bölgesel Hava Savunma Sistemleri Direktörlüğü Program Müdürü Mustafa Alper Deniz’e vize yasağı getirilmesi. Yaptırım kapsamına alınan yetkililerin ABD’deki malvarlıklarının da dondurulması öngörülüyor.

Alınan yaptırım kararları içerisindeki mal ve teknoloji transferine ilişkin yasaklar ile kredi yasakları Türk savunma sanayiini önemüzdeki dönemde ciddi anlamda etkileyebilir.

TÜRKİYE’NİN 3. ÜLKELERE SİLAH SATIŞI

T-129 Atak helikopteri

Washington’un Türk Savunma Sanayisi’nin önüne çıkardığı engellerden birisi de Türkiye’nin üçüncü ülkelere yapacağı savunma sanayii satışlarında görülüyor.

Washington, içerisinde ABD yapımı parça kullanılan Savunma Sanayii ürünlerinin Türkiye tarafından üçüncü ülkelere satışını engelliyor.

Bunun en bariz örneği T-129 Atak helikopterlerinin Pakistan’a satışı meselesinde görüldü.

İtalyan Agusta/Westland lisansı ile Ankara’da TAI’de üretilen T-129 Atak helikopterlerinde kullanılan ‘LHTEC T800’ motorlarını İngiliz Rolls-Royce ve Amerikan Honeywell şirketlerinin ortak girişimi olan LHTEC (Light Helicopter Turbine Engine Company) firması ABD’de üretiyor.

Türkiye, İslamabad ile yürüttüğü görüşmeler neticesinde Pakistan’a 1,5 milyar dolar karşılığında 30 adet T-129 Atak helikopteri satmayı planlıyordu. Ancak ABD, helikopterlerin Pakistan’a satışına taş koydu. Satılacak helikopterlerde ABD yapımı motorların kullanılamayacağını Ankara’ya iletti.

“Biden terörle mücadele söylemini kötüye kullanan Erdoğan’ı neden durdurmalı?”

Dünya

Hakan Şükür yeşil sahalarda! Şık golü büyük beğeni topladı

ABD’de yaşayan ‘Kral’ lakaplı efsane golcüsü Hakan Şükür’ün, sosyal medyada paylaştığı şık topuk hareketiyle attığı gol takipçilerinden binlerce beğeni aldı.

BOLD – Galatasaray ve A Milli Futbol Takımının ‘Kral’ lakaplı efsane golcüsü Hakan Şükür’ün, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım binlerce beğeni topladı. İlerleyen yaşına rağmen Şükür, paylaştığı videoda eski günlerini aratmayan hünerlerini sergiliyor. Hakan Şükür, yaptığı şık bir topuk hareketiyle önüne aldığı topu ağlara gönderiyor.

NEDEN TÜRKİYE’Yİ TERK ETTİ

12 Haziran seçimlerinde AKP’den aday olan Şükür, İstanbul 3. bölge milletvekili seçildi. 16 Aralık 2013 tarihinde partisinden istifa eden Şükür, siyasi hayatına bir süre daha bağımsız milletvekili olarak devam etti. 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde İstanbul 3. bölgeden bağımsız aday olan Şükür, seçilemedi.

MAL VARLIĞINA EL KONULDU MADALYALI ALINDI

15 Temmuz sonrası Gülen Hareketi’ne verdiği destek yüzünden kendisi ve babası hakkında gözaltı kararı çıkartıldı. Şükür’ün babası Sermet Şükür, hakkındaki iddialar yüzünden 3 yıl hapis ile cezası aldı. Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığının iddialarını değerlendiren mahkeme Şükür’ün yaklaşık 200 milyon TL değerindeki mal varlığına el konulması kararı verdi.

14 Temmuz 2017 tarihinde çıkan KHK ile Arif Erdem ile birlikte Hakan Şükür’e verilen tüm madalyaların geri alınmasına karar verildi. Siyaseti bıraktıktan sonra ABD’ye yerleşen Hakan Şükür, kendi Youtube kanalında futbol ve siyasi gündemi yorumluyor.

İşte erken seçimin ayak sesleri

Okumaya devam et

Dünya

Almanya mülteci konusunda ince eleyip sık dokuyor

Her yıl yaklaşık 500 bin göçmen işgücüne ihtiyacı olan Almanya, mülteciler konusunda ince eleyip sık dokuyor. Bu yılın ilk yarısında 47 bin göçmen işçiyi kabul eden Almanya’nın yıl sonuna kadar alacağı işçi sayısı 95 bini bulacak.

BOLD – Almanya’da muhalefette bulunan liberal çizgideki Hür Demokrat Parti (FDP) emekli maaşlarının gelecekte de istikrarlı bir şekilde ödenebilmesi için yılda 500 bin göçmene gereksinim duyulduğunu açıkladı.

GÖÇ POLİTİKASINDA DEĞİŞİKLİKLER YAPILMALI

Alman basın ajansı DPA’ya açıklamalarda bulunan FDP meclis grup başkanı ve mali politikalar uzmanı Christian Dürr, Almanya’nın göç politikasında temel değişiklikler yapılması gerektiğini belirterek, “Almanya’yı açık, modern bir göç ülkesi haline getirmeyi ve aynı zamanda emekli maaşlarını istikrara kavuşturmayı başarırsak, bir toplum olarak bugün hayal edebileceğimizden daha fazla kazanacağız” dedi. Dürr, giderek daha fazla insanın emekli olmasına karşın işgücü piyasasına daha az kişinin katıldığına işaret etti.

“YILDA EN AZ 500 BİN GÖÇMENE İHTİYACIMIZ VAR”

İktidardaki Hristiyan Birlik Partileri (CDU-CSU) ve Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) emekli maaşlarının istikrara kavuşturulması konusunda hatalı davrandığını kaydeden Dürr, Almanya’da giderek yaşlanan toplumun bir sonraki hükumeti emekli maaşları konusunda zorlayacağını söyledi. Almanya’nın halihazırda emekli maaşlarını büyük miktarlarda sübvanse etmek zorunda olduğunu ifade eden FDP’li politikacı, bu durumun uzun vadeli olamayacağını savundu. Dürr, “Kamu maliyemizi istikrara kavuşturmak ve borçlanmayı azaltmak istiyorsak, ülkemizin yılda en az 500 bin göçmene ihtiyacı var” dedi.

İSTİHDAM AJANSI DA İŞGÜCÜ GEREKSİNİMİ DOĞRULADI

Federal İstihdam Ajansı Başkanı Detlef Scheele de kısa süre önce yaptığı açıklamada Almanya’nın daha fazla göçmen iş gücüne gereksinimi olduğunu belirtmişti. Scheele iş gücü piyasasındaki boşluğun doldurulması için yılda yaklaşık 400 bin göçmene ihtiyaç duyulduğunu söylemişti. 26 Eylül’de genel seçimlerin yapılacağı Almanya’da emekli maaşlarının güvence altına alınması nereyse tüm partilerin seçim programları arasında yer alıyor.

BU YIL 95 BİN MÜLTECİ KABUL EDİLECEK

Alman hükumeti, bu yılın ilk yarısında 47 bin mültecinin ülkeye kabul edildiğini, 11 bin kişinin ise ya sınır dışı edildiğini ya da sığınma başvurusunun reddedildiğini açıkladı. İçişleri Bakanı Horst Seehofer, mevcut eğilimin devam etmesi halinde yıl sonuna kadar 95 bini mülteciyi ülkeye alabileceklerini bildirdi.

DENKLİK BELGESİ VE A2 SEVİYESİNDE DİL GEREKİYOR

Almanya’da çalışmak isteyenlerden önceden tamamlamış oldukları meslek eğitiminin, Almanya’daki meslek eğitimi ile eşdeğer olduğunu gösteren denklik belgesi alması gerekiyor. Almanya işçi alımı için Almanya dil bilgisi seviyesinin en az A2 düzeyinde olması isteniyor. Yüksek öğrenim gören kişilerin de aynı şekilde Almanya’daki bir okul diplomasına benzer bir diplomaya sahip olduklarını denklik belgesi ile kanıtlaması gerekiyor.

Türkiye mülteci merkezi oluyor

Okumaya devam et

Analiz

Türkiye-BAE ilişkileri yükselişte: Ankara Dubai’nin gazına gidiyor

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibinin 5 yıldır 15 Temmuz’u finanse etmekle suçladığı Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkiler hızla gelişiyor. Geçtiğimiz haftalarda iki ülke arasında yapılan üst düzeyli görüşmelerin ardından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Alparslan Bayraktar Dubai’deki doğalgaz konferansına katılacak.

BOLD ANALİZ – Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında Ağustos ayından beri hızla ivme kazanan ilişkilerde yeni bir adım daha geldi. Geçen ay yapılan üst düzeyli görüşmelerin ardından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Alparslan Bayraktar, Dubai’deki uluslararası doğalgaz konferansına katılacak.

Dubai Dünya Ticaret Merkezi’nde 21-23 Eylül’de gerçekleştirilecek Gastech Uluslararası Doğalgaz Konferansı’na, daha önce Birleşik Arap Emirlikleri ile büyük sorunlar yaşayan Türkiye ve Katar’dan temsilciler katılacak.

KONFERANSTA TÜRK VE KATARLI BAKANLAR KONUŞMA YAPACAK

Konferansa katılacak olan Katar Enerji Bakanı Saad El-Kaabi ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Alparslan Bayraktar birer de konuşma yapacak.

Suudi Arabistan öncülüğündeki dört ülke, Haziran 2017’den beri Katar’a ambargo uyguluyordu. Ambargo, 5 Ocak’ta Suudi Arabistan’da düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi zirvesine imzalanan mutabakatla sona ermişti.

2017 yılında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır, ‘terör örgütlerini desteklediği’ gerekçesiyle Katar ile tüm diplomatik ilişkilerini kesmişti.

Katar’a ekonomik ve siyasi ambargo uygulanırken, Doha yönetimi suçlamaları reddetmişti. Kuveyt ve ABD, Körfez bölgesindeki krizin sona ermesi için arabuluculuk yapıyordu. Türkiye ise krizde Katar ile saf tutmuş ve 4 ülkenin uyguladığı ambargoda Doha’ya en büyük desteği sağlamıştı.

Türkiye’nin 2017’deki krizde Katar’dan yana tavır alması Birleşik Arap Emirlikleri’nin tepkisini çekmişti.

MISIR’DAKİ DARBE TÜRKİYE-BAE İLİŞKİLERİNE İLK SEKTEYİ VURDU

Türkiye ile BAE ilişkileri, ilk olarak 2013 yılında Mısır’da yaşanan darbe nedeniyle sarsılmıştı. 2011’de başlayan Arap Baharı sürecini kendi varlığı için en büyük tehdit olarak gören BAE ve Suudi Arabistan, Sisi’nin darbesini desteklemişler ve karşı çıkan Türkiye ile ilişkilerini sertleştirmişlerdi.

2017’deki Katar Krizi’nden sonra Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri Libya meselesinde de karşı karşıya geldi. Türkiye Libya’daki iç savaşta Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükumeti’ni desteklerken; BAE ülkenin doğusundaki Tobruk merkezli Libya Temsilciler Meclisi ve ona bağlı Libya Ulusal Ordusu’nu destekledi.

Libya’da iç savaşın yoğunlaştığı 2019-2020 döneminde iki ülke destekledikleri taraflara ciddi biçimde askeri destek verdi. BM silah ambargosuna rağmen savaşan taraflara silah yardımı yaptılar.

Libya’da 2019 yılında Türk askeri güçlerine yapılan saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’nin parmağı olduğu iddia edildi.

AKAR: DOĞRU YER VE ZAMANDA BAE’DEN HESAP SORACAĞIZ

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, 2020 yılı Temmuz ayında El Cezire televizyonuna verdiği röportajda Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Libya’da General Hafter’e verdikleri desteği kesmeleri gerektiğini belirtmişti.

Hulusi Akar, BAE’nin Libya ve Suriye’de Türkiye’ye karşı zararlı hareketlerde bulunduğunu belirterek, doğru yer ve zamanda bu ülkeden hesap sorulacağını söylemişti.

Akar, “BAE, bize zarar vermek amacıyla Türkiye’ye düşman terör örgütlerini destekliyor. BAE küçüklüğünü ve etkisini göz önünde bulundurarak bunu yapmamalı” ifadelerini kullanmıştı.

Akar’ın açıklamaları sonrası Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dışişleri’nden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş Türkiye’ye tepki göstermiş ve Türkiye’nin Arap ülkelerinin işlerine karışmayı bırakması gerektiğini belirtmişti.

Enver Gargaş, Twitter’dan paylaştığı mesajında “Türk Savunma Bakanı’nın tahrik edici açıklaması, ülkesinin diplomasisindeki yeni bir düşüşü gösteriyor. İlişkiler tehditlerle yönetilemez, günümüzde ve bu asırda sömürgeci hayallere yer yok. Türkiye’nin Arapların içişlerine karışmaması daha uygun olur” ifadelerini kullanmıştı.

ERDOĞAN, BAE’DEN ÜST DÜZEY İSİMLERLE GÖRÜŞTÜ

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibinin 5 yıldır 15 Temmuz’u finanse etmekle suçladığı Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkileri bir anda gelişmeye başladı.

İki ülke ilişkilerindeki hızlı gelişmede organize suç örgütü lideri Sedat Peker’i bu ülkeden almak isteyen AKP yönetiminin istekli olduğu ifade ediliyor.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, 18 Ağustos’ta BAE Ulusal Güvenlik Danışmanı Şeyh Tahnoun bin Zayed Al Nahyan’ı kabul etti. Daha sonra Ağustos ayı sonunda ise ülkenin fiili lideri Veliaht Prens Muhammed bin Zayed el Nahyan ile görüştü.

İngiliz Haber Ajansı Reuters, iki ülkenin bu görüşmeler sonunda uzlaşmaya vardığını yazdı. Reuters’a konuşan Körfez ülkelerinden bir diplomat, “Çok hızlı ilerliyorlar. Birçok insanın tahmin ettiğinden çok daha hızlı bir şekilde hem de. Sayfayı çevirdiler bile” dedi.

Türkiye-Mısır ilişkileri: Kahire’yi ikna için nelerden vazgeçildi?

Okumaya devam et

Popular

Shares