Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Rusya’dan karşı hamle: Çekya’nın 20 diplomatı sınır dışı ediliyor

Çekya’nın 2014 yılında bir mühimmat deposunda meydana gelen patlamadan Rusya’yı sorumlu tutarak, 18 Rus diplomatı sınır dışı etmesine misilleme olarak Moskova da 20 Çek diplomatı istenmeyen kişi ilan etti.

BOLD – Rusya ile Çekya arasında süren diplomat geriliminde Moskova, Çekya’nın 20 diplomatını sınır dışı etme kararı aldı. Çekya da Cumartesi gün 18 Rus diplomatı, 2014’te ülkedeki bir mühimmat deposunda meydana gelen patlamayla bağlantılı oldukları ve istihbarat faaliyetlerinde bulundukları gerekçesiyle, sınır dışı etmişti.

Açıklamada, Çek Büyükelçi Vitezslav Pivonka’nın Pazar günü Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldığı belirtilerek, Rus diplomatların sınır dışı edilmesi ‘düşmanca eylem’ olarak nitelendirildi. Çek Büyükelçi’nin bakanlığa çağrılması öncesinde yapılan açıklamada da, iki ülke arasındaki ilişkilerin ‘temelinin yıkılmasına’ yol açan bu ‘provokasyonun sorumlularına’ yönelik misillemede bulunulacağı belirtildi.

Rusya, Çekya’nın Rus diplomatları sınır dışı etmesinde ABD’nin etkisinin bulunduğunu da iddia etti. Rus Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında ‘Rusya’ya yaptırım uygulayan ABD’yi memnun etme isteği’ ile Prag’ın bu tutumu izlediği ifade edildi.

Moskova Çekyalı diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 1 gün süre verirken, Çekya Rus diplomatlara 72 saat süre tanımıştı.

MÜHİMMAT DEPOSUNDA PATLAMA

Prag, 16 Ekim 2014’te ülkenin güneydoğusunda bulunan Vrebetice köyü yakınlarında bir mühimmat deposunda meydana gelen patlamadan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Patlama sonucu askeri tesisleri kullanan özel bir şirkette görevli iki kişi yaşamını yitirmişti.

Çekya Başbakanı Andrej Babis Cumartesi günü yaptığı açıklamada, yaklaşık yedi yıl önce meydana gelen patlamadan Rusya’yı sorumlu tutarak, Rusya’nın Prag Büyükelçiliği’nde çalışan 18 diplomatın istihbarat görevlisi olduğunu tespit ettiklerini söyledi.

Babis, Rus askeri istihbarat servisi GRU’nun Vrbetice yakınlarındaki mühimmat deposundaki patlama ile bağlantılı olduğuna dair ‘belirgin kanıtların’ bulunduğunu belirtti.

Çek medyası, söz konusu depoya saldırının o dönemde yurt dışına planlanan mühimmat sevkiyatı ile bağlantılı olduğunu iddia etti. Haftalık Respekt dergisi, mühimmatın Bulgar bir aracı ile Rusya yanlısı ayrılıkçı milislere karşı mücadele eden Ukrayna’ya gönderilmesinin planlandığını öne sürdü. Seznamzpravy.cz haber portalı ise sevkiyatın Suriye’deki direnişçilere yapılmasının planlandığı iddiasında bulundu.

SKRİPAL BAĞLANTISI

Dışişleri Bakanlığı görevini vekaleten yürüten Jan Hamacek ise 2018 yılında çifte ajan Sergei Skripal ve kızının zehirlenmesi olayı ile patlama arasında bağlantı bulunduğuna işaret etti. İngiltere, eski ajan Skripal’in sinir gazı Noviçok ile zehirlendiğini iddia etmiş ve bundan Rusya’yı sorumlu tutarken, Moskova bu iddiaları reddetmişti.

Rus askeri istihbaratı GRU’ya çalıştığı belirtilen iki ismin Aleksander Petrov ve Ruslan Boshirov takma adları ile düzenlenmiş pasaport taşıdıkları belirtildi. Aynı isimler 2018 yılında İngiltere’de eski ajan Segei Skripal ve kızı Yulia’nın zehirlenmesi olayında da öne çıkmıştı.

Çekya polis yetkilileri tarafından Cumartesi günü yapılan açıklamada patlama ile bağlantılı olarak pasaportlarında isimleri Aleksander Petrov ve Ruslan Boshirov olarak belirtilen iki Rus vatandaşının arandığını bildirdi.

Çekya polisi, Rus askeri istihbaratı GRU görevlisi olan bu kişilerin İngiltere’de Skripal’e yönelik suikast girişiminin şüphelisi olarak arandığını da ifade etti.

İngiltere, Aleksander Petrov adına düzenlenmiş sahte pasaportu kullanan kişinin GRU personeli Aleksander Mishkin olduğunu; Ruslan Boshirov adına düzenlenmiş sahte pasaportu kullanan kişinin ise GRU’da Albay rütbesinde bulunan Anatoly Chepiga olduğunu açıklamıştı.

Çekya bu şüphelerini NATO ve Avrupa Birliği’ne de ileteceklerini ve bugün yapılacak olan Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları toplantısında konunun gündeme getirileceğini belirtti.

RUSYA VE BATI ARASINDA DİPLOMAT KRİZİ

Geçen hafta ABD ve Rusya arasında da karşılıklı olarak 10’ar diplomatın sınır dışı edilme kararı ile gerilim yaşanmıştı. İki ülke ayrıca karşılıklı olarak üst düzey devlet yetkililerine yaptırım kararı almıştı.

Ardından Polonya, 3 Rus diplomatı sınır dışı etmek kararı aldı.

Avrupa Birliği dışişleri bakanlarının Ukrayna krizi gündemiyle Pazartesi günü yapacağı toplantı öncesinde Moskova ve Kiev karşılıklı olarak birer diplomatı sınır dışı etti.

Önce Rus iç istihbarat servisi FSB Ukrayna’nın St. Petersburg Konsolosu Aleksander Sosonyuk’u casusluk şüphesiyle geçici olarak gözaltına aldı. Bir Rus vatandaşından gizli bilgi temin ettiği ileri sürülen Sosonyuk serbest bırakıldıktan sonra kendisinden Perşembe gününe kadar ülkeyi terk etmesi istendi. Ukrayna da buna karşılık olarak yüksek düzey bir Rus diplomatı ülkeden sınır dışı etti.

SERGEİ SKRİPAL’IN ZEHİRLENMESİ

Eski Rus ajanı Sergei Skripal ve kızı Yulia, 2018’in Mart ayında İngiltere’nin Salisbury kentinde bir sinir gazıyla zehirlenmişti. Saldırı, Moskova ile Batı arasında Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük diplomatik sınır dışı dalgasına yol açmıştı.

İngiltere ile birlikte hareket eden toplam 28 ülke ve NATO, 153 Rus diplomatı sınır dışı etme kararı aldı. Rusya da bu sınır dışı kararlarına mütekabiliyet ilkesi gereği karşılık verdi ve 29 ülkenin 146 diplomatını sınır dışı etti. NATO’nun Rusya’da temsilcisi bulunmadığı için Rusya, ittifakın 7 diplomatı istenmeyen kişi ilan etmesine karşılık vermedi.

‘PERSONA NON GRATA’

Devletler arası ilişkilerde persona non grata (Latince: “istenmeyen kişi”) bir ülkeye girmesi veya o ülkede kalması ülkenin yerel hükumeti tarafından yasaklanan yabancı bir kişi için kullanılıyor.

Yabancı bir diplomat ev sahibi ülke tarafından istenmeyen kişi (persona non grata) ilan edildiğinde diplomata ev sahibi ülke tarafından tanınan siyasi dokunulmazlık hakkı sayesinde tutuklama ve herhangi bir kovuşturmadan korunma hakkı kaldırılmış oluyor.

Bu durum bir diplomata herhangi bir ülkenin uygulayabileceği en ciddi kınama biçimi olarak kabul ediliyor.

Rusya ve Batı arasında diplomat restleşmesi: Yeni bir Skripal krizi kapıda

Dünya

Din istismarına dayalı popülizmin kaçınılmaz sonu: Otoriterlik

Brüksel merkezli Avrupa Popülizm Araştırmaları Merkezi’nin (ECPS) “Asya’da Dinsel Popülizm, Siber Uzay ve Otoriterlik” başlığıyla yayınladığı rapor, Hindistan, Endonezya, Malezya, Pakistan ve Türkiye’nin demokratik yönetimle taçlanabilecek çoğulcu kültürel birikiminin din istismarcısı otoriter popülist iktidarlar tarafından nasıl yok edildiğini ortaya koyuyor.

BOLD – Dördü Müslüman, biri Hindu çoğunluklu beş Asya ülkesinde yapılan bir akademik araştırma İslamcı ya da Hinduist olması fark etmeksizin din istismarına dayalı popülist siyasi hareketlerin hızla otoriterliğe kaydığını akademik verilerle gözler önüne seriyor.

Resmen 2021 Eylül ayında Brüksel’de kurulan Avrupa Popülizm Araştırmaları Merkezi (ECPS), “Asya’da Dinsel Popülizm, Siber Uzay ve Otoriterlik” başlığıyla 40 sayfalık bir rapor yayınladı. Hindistan, Endonezya, Malezya, Pakistan ve Türkiye’yi kapsayan raporda, yüzyıllara dayalı çoğulcu yönetim yapısına ve oldukça heterojen toplum özelliklerine sahip olmalarına rağmen, bu beş ülkenin hak ve özgürlükleri önceleyen köklü demokratik kültürünün ve liberal demokratik bir siyasi yapıyı garanti edecek birikiminin dinci popülistler eliyle nasıl aşındığı verilerle ortaya konuyor.

DİN VE MİLLİYETÇİLİK SÖMÜRÜSÜ

Liderliği Avustralya’nın Deakin Üniversitesi’nden Prof. Dr. İhsan Yılmaz tarafından yapılan 5 ülkeden 6 akademisyen ve araştırmacı tarafından gerçekleştirilen çalışmada, yakın zamana kadar Latin Amerika ve bazı Avrupa ülkelerine has bir politik olgu olduğu düşünülen otoriter popülizmin din ve milliyetçilik sömürüsünü esas alan İslamcı ve Hinduist siyasi hareketler eliyle Asya ülkelerini de tesir altına aldığı kaydediliyor. Kitlelerin siyasi amaçlarla harekete geçirilerek seferber edilmesinde dinsel söylemlerin gücüne dikkat çekilen raporda, inanç ile popülizm buluşmasının oluşturduğu hiper gerçekliğin hem dijital hem de gerçek dünyada sosyo-politik olayların cereyan ettiği bir alana dönüştüğüne dikkat çekiliyor.

Özellikle, dinsel popülizmin dijital alandaki etkilerine odaklanan ECPS raporu, Batı ve Güney Asya’da otoriter dinci-popülist siyasi hareketlerin iktidarda olduğunun, Doğu Asya’da ise bu tarz otoriter dinci-popülist siyasi hareketlerin şimdilik parlamento dışında olduğunun altını çiziyor. Bu ülkelerde Internet ve dijital mecraların yönetilme şeklinin mukayese edildiği raporda, vatandaşların Internet’e erişimlerinin ve bu mecralarda kendilerini ifade etmelerinin önündeki sorunlar “erişim engeli,” “içerik sınırlaması” ve “kullanıcı haklarının ihlali” şeklinde üç kategoride sınıflandırılıyor. Bütün otoriter sistemlerin kullandığı bu yasakçı paketin uygulanmasında incelenen ülkeler arasındaki farklılıkların ve benzerliklerin mukayese edildiği raporda, bu ülkelerde muhaliflerin ve demokrat seslerin alanının sürekli daraltıldığı, otoriter dinci-popülist söylemlerin alanının ise sürekli genişletilerek seslerinin yükseltildiği bulgusuna yer veriliyor.

DİNCİ SİYASETİN ROLÜ

Rapor, Türkiye’nin da aralarında bulunduğu dijital otoriter popülizmin baskın olduğu bu 5 Asya ülkesinde, otoriter dinci-popülist iktidarların ve hareketlerin takip, sansür, dezenformasyon kampanyaları, Internet’in kısmen ya da toptan kapatılması ve organize siber saldırıların yanı sıra tutuklamalar ve dijital alanda şiddetin yayılması gibi yöntemlerin ortak özellikler olduğu kaydediliyor. Bu ülkelerde İslamcı ya da Başbakan Narendra Modi örneğinde olduğu gibi Hinduist iktidarların siber uzayın kontrolü konusunda toplumdaki dinci-popülist güçlerle koordineli çalıştıklarına işaret edilen raporda, dijital otoriterliğin tesisinde milliyetçiliğin yanı sıra dinci siyasetin rolü akademik verilerle gözler önüne seriliyor.

İncelenen 5 Asya ülkesinde iktidarda olan siyasi liderlerin çoğunun Internet yasaklarını dinsel argümanlarla meşrulaştırma yoluna gittiğine değinilen raporda, dini liderlerin de “ahlaki hastalıklar” ve “inançsızlık” salgınını sınırlama argümanıyla bu tür yasakları destekledikleri ifade ediliyor. “Halk” adınaymış gibi hareket edilerek temel hakları ve sivil özgürlükleri kısıtlayan politika değişikliklerinin arkasındaki itici gücün dinci popülizm olduğu kaydedilen raporda, dijital alanın kısıtlanmasının asli dini duyguların değil, dinsel temalarla popülist dilin birleşiminin oluşturduğu hibrit tarzın sonucu olduğunun altı çiziliyor.

Raporda, Türkiye, Pakistan, Malezya ve Endonezya’daki İslamcı trollerin, Hindistan’da ise Hindutva trollerinin son yıllarda daha önce hiç olmadıkları kadar kendilerini muktedir ettiklerini, fiziken görmeksizin hedefe koydukları kurbanlarına telafisi imkânsız büyük duygusal ve psikolojik zararlar verdiklerine özellikle vurgu yapılıyor.

Ankara Barosu TEM şubede devam eden işkencelerle ilgili harekete geçti

Okumaya devam et

Dünya

AP Türkiye Raportörü’nden Erdoğan’a: Aşk mektubu değil, pratikte uygulama bekliyoruz

DW Türkçe’ye konuşan Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa’ya bağlılık konusundaki ifadelerini olumlu bulduklarını ancak somut reformlar beklediklerini söyledi.

BOLD – Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupa’ya bağlılık konusundaki ifadelerini olumlu bulduklarını ancak somut reformlar beklediklerini söyledi. İspanyol parlamenter, “Söylemlerinizin eylemlerinizle ahenk içinde olduğunu kanıtlamalısınız” diye konuştu.

Amor, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’yi, bir kez daha, Avrupa Birliği tarihine, kültürüne ve politik alanına bağlayan son açıklamalarını olumlu buluyorum ancak biz Türk makamlarından pratik uygulama bekliyoruz. ‘Daha fazla aşk mektubu göndermeyin, sadece pratik uygulama gönderin’ diyorum. Söylemlerinizin eylemlerinizle ahenk içinde olduğunu kanıtlamalısınız. Reform da AİHM kararlarını yerine getirmek ve AB yoluna pratik uygulamalarla yaklaşmaya çalışmaktan geçiyor.”

“TÜRKİYE’NİN AİHM’LE İLGİLİ YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ YERİNE GETİRMESİNİ İSTİYORUZ”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın salıverilmesi ile ilgili kararları ve bu kararları AKP hükumetinin uygulamamasını değerlendiren Avrupalı parlamenter,

“Türkiye Avrupa Konseyi üyesi ve AİHM kararlarını yerine getirmekle yükümlü. Bizim siyasi bir tutum olarak talepte bulunmamız söz konusu değil. Ülkenin imajı söz konusu. Şayet uluslararası yükümlülüklerinizi yerine getirmiyorsanız dünyadaki ortaklarınızın güvenini kaybedersiniz. Bu nedenle ısrar ediyorum.” diye konuştu.

Türkiye’nin Kavala ve Demirtaş davalarıyla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmemesinin Türkiye-AB ilişkilerine etkisini değerlendiren Amor, “Kavala, Demirtaş ve diğer birçok davayı Türkiye’de demokratik standartlardaki muazzam gerilemenin kurbanı ve imajı olarak görüyoruz. Türkiye gerçek ve samimi bir aday ülke olmak istiyorsa başta insan hakları ve hukukun üstünlüğü olmak üzere birçok alanda Avrupa standartlarıyla yakınlaşmak zorunda.” dedi.

AMOR, BU YIL DA MÜZAKERELERİN ASKIYA ALINMASINI İSTEYECEK

Geçen yılki raporda Türkiye ile Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını isteyen Amor, bu yıl aynı talebi yineleyeceklerini söyledi.

Amor, şöyle devam etti:

“Türkiye’den aday ülke olarak bir şeyler istiyorsak, net ve dürüst olmalıyız. Türkiye sonuçta kriterleri yerine getiriyorsa -ki o noktadan henüz çok uzaktayız- kültürel, dini, kimliksel mücadele olamaz. Burası çok net. Teklifimiz işin en başında samimi olmalı zira ancak bu şekilde Türkiye’den taleplerde bulunabiliriz. Türkiye insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında gerekeni yapmadı, çok net gerileme var, bu kaygı verici durum tüm uluslararası raporlarda dile getiriliyor. Müzakerelerin resmen askıya alınmasını istiyoruz çünkü Türk makamlarının bu alanlarda ilerleme kaydetme konusunda siyasi iradeye sahip olmadığı kanaatine vardık. Bu nedenle, artık yeni bir eylem planı okumak istemiyorum. Savcıların sadece bir tweet attıkları için üniversite öğrencileri hakkında suç duyurusunda bulunmadıklarına dair haberler okumak istiyorum. Ya da terörist kavramının çok geniş çerçevede herhangi bir kişiye karşı yargı tarafından kullanılması veya broşür yayımlayan bir kişinin Cumhurbaşkanına fiziki saldırıdan suçlanması gibi. Biz bu konularda ilerleme istiyoruz, sadece daha fazla belge, daha fazla plan ya da reform taslağı değil.”

Ceza hukukçusu Özgenç: KHK’lıların mağduriyetleri kanunla telafi edilmeli

Okumaya devam et

Dünya

Erdoğan hayranı El Salvador Başkanı’na IMF’den Bitcoin uyarısı

IMF, kripto para Bitcoin’i yasal ödeme aracı olarak kabul eden El Salvador’a uyardı. Uluslararası Para Fonu, bir kripto para biriminin resmi para birimi olarak kabul edilmesinin finansal bütünlük ve istikrar ile tüketicinin korunması açısından büyük riskler taşıdığını vurguladı.

BOLD – Geçtiğimiz hafta AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın konuğu olarak Ankara’ya gelen El Salvador Başkanı Nayip Bukele, radikal bir karar alarak kripto parayı ödeme aracı yaptı. IMF, Bitcoin konusunda El Salavador Başkanı Bukele’yi uyardı.

Eylül ayında El Salvador’un ABD dolarının yanında Bitcoin’i de ödeme aracı olarak kabul etmesi tartışmalara sebep olmuştu. El Salvador’un bunun üzerinde kara para aklayacağı uyarısı yapıldı.

1,3 MİLYAR  DOLARI VERMEYEN IMF YENİ KREDİ DE VERMEYECEK

Son olarak IMF yetkilileri de El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’yi kripto para biriminin ülkeye getirdiği riskler konusunda uyardı. Bu gidişle El Salvador’un IMF’den kredi almasının zor olacağını vurguladı. El Salvador geçtiğimiz yıl 1,3 milyar dolarlık bir IMF kredisi istemiş ancak görüşmeler IMF’nin Bitcoin endişeleri nedeniyle engellenmişti.

IMF dün yaptığı açıklamada Bitcoin’in “finansal istikrar, finansal bütünlük ve tüketicinin korunması” üzerindeki riskleri vurguladı. IMF yetkilileri El Salvador’u Bitcoin’in yasal para birimi statüsünün kaldırarak Bitcoin yasasının kapsamını daraltmaya çağırdı.

BİTCOİN’İ RESMİ TEDAVÜLE SOKAN TEK ÜLKE

Geçtiğimiz eylül ayında El Salvador Bitcoin’i ülkede yasal ödeme aracı olarak kabul etmeye başladı. Ülke, geçen yıl 50 bin dolar civarında işlem görürken Bitcoin almaya başladı ve en az 1801 Bitcoin satın aldı. Boomberg tarafından yapılan hesaplamalara göre, Bitcoin’in zirveden yüzde 45’lik bir kayıp yaşaması nedeniyle El Salvador’un 20 milyon dolar kaybettiği tahmin ediliyor. Orta Amerika ülkesi, yasal para birimi olan ABD dolarının yanı sıra tüketicilerin tüm işlemlerinde Bitcoin kullanılmasına olanak veriyor.

Bitcoin’i resmen tedavüle sokarak dünyada bir ilke imza atan El Salvador, volkan enerjisiyle Bitcoin madenciliği yapma, Bitcoin Şehri kurma ve Bitcoin tahvili çıkarma gibi girişimleriyle kripto para alanındaki adımlarını hızlandırmıştı.

BİTCOİNCİ BAŞKANIN TÜRKİYE İLGİSİ DİKKAT ÇEKİYOR

El Salvador Başkanı Nayib Bukele’nin başta Bitcoin olmak üzere uyguladığı pek çok politika tartışmalara sebep oldu. 35 yaşındaki lider aynı zamanda Twitter’da yaptığı paylaşımlarla da kendinden söz ettiriyor. Bukele, 19-21 Ocak’ta gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bir araya gelmişti. Bukele, Erdoğan’a övgüler yağdırmıştı.

Bukele son olarak Twitter hesabından Türkiye ziyaretinden görüntülerin yer aldığı bir video paylaştı. Bukele paylaşımında, “Ah Türkiyem! Güzel insanların güzel ülkesi… Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetine, Osmanlı İmparatorluğu’nun hazinesine bu denli sahip çıkılmasına şahit olmak beni hem mutlu etti hem de gururlandırdı” ifadelerini kullandı.

ABD-Rusya arasında Ukrayna krizi: Biden, Putin’i yaptırımla tehdit etti

Okumaya devam et

Popular

Shares