Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Reza Zarrab’ın uluslararası para transferlerini gerçekleştirdiği 8 banka mercek altında

Reza Zarrab, yaptırımlardan kaçmasını sağladığı İran rejiminin petrol paralarını dünyanın dört bir yanına taşırken sadece Halkbank’ı kullanmadı. Bu işte küresel çaptaki bazı bankalardan da yardım aldı. Peki bu bankalar hangileri ve ABD’li savcılar neden bu bankaları soruşturmuyor?

BOLD – ABD’li savcılar, Reza Zarrab’ın uluslararası para transferlerini üzerlerinden gerçekleştirdiği 8 bankayı ‘kurban bankalar’ olarak adlandırıyor ve onlar hakkında işlem yapmaya yanaşmıyor.

Organize Suç ve Yolsuzlukların Haberleştirilmesi Projesi (OCCRP) adlı haber portalında Daniela Castro, Tom Stocks, Kelly Bloss, Martin Young ve Adam Klasfeld imzasıyla yayınlanan haberde, 20 milyar dolarlık bir dolandırıcılığın söz konusu olduğu ABD’deki Halkbank davasında yargı önüne çıkarılmayacak bu bankalar ve para transferlerindeki rolü değerlendirildi.

MUHABİR BANKALAR

Dünyadaki tüm bankaların, ABD Merkez Bankası’nın farklı para birimlerini dünyanın en popüler rezerv para birimi olan ABD dolarına çevirdiği mevcut sisteme eşit erişimi yoktur. ABD dışındaki yerel ve bölgesel bankalar, dolar işlemlerini muhabir bankalar aracılığıyla gerçekleştirir ki bunlar Amerikan Merkez Bankası’nda (Federal Reserve Bank) hesapları olan büyük küresel kuruluşlardır.

Reza Zarrab’ın İran yaptırımlarını delmek için Halkbank üzerinden kurduğu sistemde Amerikan Doları üzerinden yapılan yaklaşık 6.5 milyar dolarlık bütün işlemler Amerikan Merkez Bankası nezdinde hesabı olan bu sekiz büyük muhabir banka üzerinden gerçekleştirildi.

Bu bankaların yapılan işlemleri gözetim ve denetim sorumluluğu çerçevesinde şüpheli işlemleri bildirmesi gerekiyor. Ancak Zarrab özelinde görüldüğü gibi bu işlemler üzerinden para kazanan bu bankaların gözetim ve denetimleri yeterli düzeyde gerçekleştirmediği, kara para aklanmasına ve ABD hükumetinin koyduğu yaptırımların delinmesine aracılık ettiği görülüyor. Amerikan hükumeti bu bankalara, kara para aklama ve yaptırımları delme gibi suçlardan zaman içerisinde on milyarlarca dolarlık cezalar kesti.

SEKİZ “KURBAN BANKA”

Habere göre dünyanın en büyük ve en sofistike finans kurumlarından sekizi – Deutsche Bank, Bank of America, JP Morgan Chase, Citibank, HSBC, Standard Chartered, UBS ve Wells Fargo – Zarrab bağlantılı şirketler için 2007-2015 yılları arasında en az 6.5 milyar dolarlık işlem gerçekleştirdi.

ABD’li savcılar tarafından ‘kurban’ olarak adlandırılan bankalar ve 2007-2015 arasında gerçekleştirdikleri işlemler:

  • JP Morgan Chase, 2.2 milyar dolardan fazla
  • Deutsche Bank, 1.3 milyar dolardan fazla
  • Standard Chartered, 1.2 milyar dolardan fazla
  • Citibank, 1.1 milyar dolardan fazla
  • HSBC, 263 milyon dolardan fazla
  • Wells Fargo, 258 milyon dolardan fazla
  • Bank of America, 27 milyon dolardan fazla
  • UBS, 19 milyon dolardan fazla

Bu dev bankaların her biri daha önce de gevşek gözetim ve bazı durumlarda kara para aklamayı kolaylaştırmaktan cezalandırıldı ancak bu sefer hesap vermek zorunda kalmayacaklar. Çünkü savcıların onları Halkbank’ın kandırdığı ‘kurban bankalar’ olarak değerlendiriyor.

ABD Senatosu Finans Komitesi ise Zarrab davasında bu büyük küresel ‘kurban bankaların’ rolünü araştırıyor.

HSBC: ZARRAB’IN FAVORİ BANKASI MI?

Haberde, “HSBC: Zarrab’ın favori bankası mı? ara başlığıyla verilen kısımda ise yolsuzlukta bu bankanın oynadığı role dikkat çekiliyor.

Reza Zarrab’ın kuryesi Adem Karahan, ABD’deki davada federal savcılara milyarlarca dolar aklayan Zarrab’ın Türkiye’deki işlemler için yüzde 8 komisyon dağıttığını söyledi. Amerikalı savcılara göre bu komisyonun miktarı en az 800 milyon dolar.

“Beş yıl boyunca Zarrab için sınır ötesi altın ve nakit kaçakçılığı yapan Türk vatandaşı Adem Karahan, HSBC’nin kendi hesapları için patronunun tercih ettiği banka olduğunu söyledi“ şeklinde ifadelere yer verilen haberde Türkiye’deki bir röportajda Karahan‘ın, “HSBC ile Reza Zarrab’a para gönderdim. Sadece bir kez değil. Birkaç defa” ifadelerini kullandığı belirtiliyor.

Karahan, bir zamanlar aslında Zarrab’ın kontrolünde olduğunu söylediği yedi paravan şirketin yasal sahibi veya yöneticisi olarak gösteriliyordu.

Haberde Zarrab’ın banka ile ilişkisini gösteren pek çok bilgiye rağmen savcıların İngiliz HSBC’yi kasıtsız bir kurban olarak ilan ettikleri belirtiliyor.

Zarrab’ın yaptığı yasadığı işlerin 2013’ten itibaren ortaya çıkmasına rağmen HSBC’nin daha sonraki yıllarda, Zarrab’ın parasını işlemeye devam ederek muhabir hesaplarından geçmesine izin verdiğine işaret edilen haberde, “Bazı durumlarda, banka belirli bir paravan şirketin arkasında kimin olduğunu bilmiyor olabilir, ancak Türkiye’de hazırlanan rapor, uyum görevlilerini olası yaptırımlardan kaçınma konusunda uyarmak için yeterli bilgi içeriyordu” deniyor.

HSBC’nin, Zarrab’ın erkek kardeşi Muhammed’in sahibi olduğu ve onun tarafından işletilen Dubai merkezli Hanedan General Trading LLC için 1,2 milyon Dolar değerinde işlem yapmaya devam ettiğine işaret edilen haberde Muhammed Zarrab’ın dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’e rüşvet veren isim olduğu belirtiliyor.

“DEUTSCHE BANK, BİZZAT ERDOĞAN’IN EMRİYLE ZARRAB OLAYINA DAHİL EDİLDİ”

Diğer bir ‘kurban banka’ ise Alman Deutsche Bank ve bu bankanın da bizzat AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emriyle Zarrab olayına dahil edildiği öne sürülüyor.

Erdoğan’ın Zarrab’ın yargılanmasını engellemek, Halkbank soruşturmasını durdurmak ve davaya bakan New York Güney Bölgesi savcısı Preet Bharara’yı kovmak için hem Obama hem de Trump yönetimleriyle yoğun bir şekilde lobi yaptığı belirtiliyor. Erdoğan sonunda Trump’ın başkanlığı döneminde Bharara’yı kovdurmayı başarmış ancak davayı bir türlü durduramamıştı.

Haberde Erdoğan’ın davaya ilgisinin sebebinin, Kasım 2017’de Zarrab’ın verdiği ifadede olayın bizzat Erdoğan’ın emriyle gerçekleştirildiğini söylemesiyle alakalı olduğu ifade ediliyor. Zarrab mahkemede, “Demek istediğim, o dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve o dönemin Hazine Bakanı Ali Babacan emir vermişler, [bankalara] bu ticareti yapmaya başlaması için emir vermişlerdi” şeklinde ifadeler kullanmıştı.

Habere göre kayıtlar, Türkiye’nin resmi bankaları Ziraat ve VakıfBank da dahil olmak üzere Zarrab’ın referans verdiği bankaların Ocak 2013’ten itibaren ABD bankaları aracılığıyla en az 252 milyon dolar gönderdiğini ve işlemlerin de Deutsche Bank tarafından yapıldığını gösteriyor.

ABD, İRAN YAPTIRIMLARINI DELEN BANKALARA AĞIR CEZALAR VERDİ

ABD, devrimin yaşandığı 1979 yılından beri İran’a birçok alanda yaptırımlar uyguladı. Bu kapsamda son yıllarda  uyguladığı yaptırımları delen çok sayıda Avrupalı bankayı da cezalandırdı.

Bu bankalar arasında Amerikan, İngiliz, Fransız, Alman ve İsviçre’nin önde gelen birçok bankası yer aldı.

Genellikle cezalar ilgili banka ile Amerikan hükumeti arasında yapılan görüşmelerde anlaşma yoluyla belirlendi.

FRANSIZ BANKASI BNP PARİBAS’A 8.9 MİLYAR DOLAR CEZA

ABD, İran yaptırımlarını deldiği için en büyük cezayı Fransız bankası BNP Paribas’a verdi.

2014 yılında BNP Paribas, Amerikan hükumeti ile yürüttüğü görüşmelerde 8.9 milyar dolar ceza ödemeyi kabul etti.

2015 yılında, diğer bir Fransız bankası Credit Agricole, 2003-2008 yılları arasında ABD’nin yaptırım uyguladığı İran, Sudan ve Küba’ya yaptığı para transferleri nedeniyle 787 milyon dolar para cezası ödemeyi kabul etti.

2015 yılında, Alman Commerzbank ABD’nin yaptırım uyguladığı ülkelere yapılan para transferleri ve para aklama suçlamaları nedeniyle Amerikan hükumetine 1.45 milyar dolar ceza ödemeyi kabul etti.

2015 yılında diğer bir Alman bankası Deutsche Bank; İran, Libya ve Suriye’ye yaptırımları deldiği için 258 milyon dolar ceza ödemeyi kabul etti ve Amerikan hükumeti ile bir anlaşma imzaladı.

Aynı yıl, İsviçre bankası UBS, ABD’nin yaptırım uyguladığı ülkeler ve terörizmle alakalı para transferleri nedeniyle 1.7 milyon dolar ceza ödeme konusunda Amerikan hükumeti ile anlaştı. Amerikan Merkez Bankası Federal Reserve, 2004 yılı Mayıs ayında da UBS’e Küba, İran, Libya ve Yugoslavya yaptırımları delmek suçlamasıyla 100 milyon dolar ceza kesmişti.

2018 yılı Ekim ayında Amerikan J.P. Morgan Chase Bank, Küba ve İran yaptırımlarını delmek suçlaması nedeniyle Amerikan hükumeti ile anlaşmaya vardı. J.P. Morgan Chase Bank, anlaşma kapsamında 5.3 milyon dolar ceza ödemeyi kabul etti.

İngiliz bankası Standard Chartered, 2012 yılında İran, Sudan, Libya ve Myanmar’a yaptığı illegal para transferleri nedeniyle 667 milyon dolar Amerikan hükumetine ödemeyi kabul etti. Banka, 2019 yılında da İran’a ve diğer ülkelere uygulanan yaptırımları delmek suçlamasıyla Amerikan ve İngiliz hükumetlerine 1.1 milyar dolar ceza ödemek zorunda kalmıştı.

Arnavutluk’ta Thodex baskını: Faruk Fatih Özer kayıp 2 kişi gözaltında

Dünya

Ermenistan’da batı yanlısı Paşinyan ile Rusya yanlısı Koçaryan seçimde yarışıyor

Ermenistan’da seçmenler, erken parlamento seçimi için bugün sandık başına gitti. Azerbaycan ile Dağlık Karabağ’da 44 gün süren savaşın kaybedilmesinin ardından Başbakan Nikol Paşinyan’ın görevinden istifa etmesi sonucu ülkede erken seçime gitme kararı alınmıştı.

BOLD – Ermenistan’da 2 milyon 581 bin 93 seçmen, erken parlamento seçimleri için sandık başına gitti. Seçime Ermenistan tarihinde rekor denecek seviyede toplam 26 siyasi hareket (22 siyasi parti ve 4 ittifak) katılıyor.

Bu siyasi hareketler arasında başbakan olarak Nikol Paşinyan’a ve 3 eski cumhurbaşkanına ait partiler de yer alıyor.

ÜÇ CUMHURBAŞKANI VE BİR BAŞBAKAN

Başbakan Paşinyan bu seçime “Sivil Sözleşme Partisi” ile katılıyor.

Ermenistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan (1991-1998) “Ermeni Ulusal Kongre Partisi”, Rusya yanlısı tutumu ile bilinen eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan (1998-2008) ise “Ermenistan İttifakı” ile yarışacak.

Paşinyan’ın halk hareketi başlatarak koltuğundan ettiği eski Cumhurbaşkanı ve Başbakan Serj Sarkisyan (2008-2018) bu seçime doğrudan girmese de desteklediği “Onurum Var İttifakı” oy pusulasında yer alacak.

ERMENİSTAN’DA NASIL BİR SEÇİM SİSTEMİ UYGULANIYOR?

Seçimde, kısa bir süre önce yapılan değişiklikle “nispi temsil sistemi” uygulanacak.

Daha önceki dönemlerde en az 105 sandalyeli parlamentoya, 2018’de yapılan seçim sonucunda eski sistem gereği 132 milletvekili girmişti. Yeni sistem nedeniyle, bu seçim sonucunda parlamentoda tam olarak kaç milletvekilinin olacağı şimdilik net değil.

Seçimlerde partiler yüzde 4, iki partiden oluşan ittifaklar yüzde 8, üç partiden oluşan ittifaklar yüzde 9, dört ve fazla partiden oluşan ittifaklar ise yüzde 10 barajını aşarsa parlamentoya girmeye hak kazanacak.

Seçimlere Paşinyan’ın geçici de olsa başbakan olarak girmesinin sandıkta hile yapılması ihtimalini de gündeme getirebileceği ifade ediliyor. Seçim komisyonlarının iktidarın kontrolünde olacak olmasının getireceği avantajlara dikkati çeken uzmanlar, şimdiden bölgedeki komisyon üyelerinin Paşinyan lehinde propaganda yaptığına işaret ediyor.

SEÇİMİN FAVORİLERİ KİMLER?

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan

Seçim yarışının Paşinyan ve eski Cumhurbaşkanı Koçaryan’ın arasında geçmesi bekleniyor.

Gallup’a bağlı MPG tarafından yapılan ve cuma günü yayınlanan son ankete göre Koçaryan’ın partisi yüzde 28,7 ile yarışı önde götürürken; Paşinyan’ın yüzde 25,2 ile ikinci sırada olduğu görülüyor. Ancak iki partinin de yüzde 30’un üzerinde oy alması beklenmiyor. Sarkisyan’ın bloğu ise yüzde 10,8 ile üçüncü sırada yer alıyor.

Uzmanların tahminlerine göre, muhalefette bulunan Müreffeh Ermenistan Partisinin barajı aşması beklenirken, diğer muhalefet partisi Aydınlanmış Ermenistan’ın baraj altında kalacağı öngörülüyor.

Seçim sonrası senaryolara göre, parlamentoya Paşinyan ve Koçaryan’ın partisinin yakın oy oranlarıyla girmesi halinde bir koalisyon hükümetinin kurulması gündemde olacak. Bu durumda parlamentoya girecek üçüncü kilit parti, batı yanlısı Paşinyan’ın mı yoksa Rusya yanlısı oyarak bilinen Koçaryan’ın mı başbakan olacağına karar verecek.

Herhangi bir koalisyon hükümetinin kurulamaması halinde ise en çok oy almış ilk iki sıradaki ittifak ya da partinin katılımıyla yeniden seçime gidilmesi öngörülüyor.

ÜLKENİN GELECEĞİNİ NELER BEKLİYOR?

Batı yanlısı olarak tanımlanan Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın geçen yıl sonbahardaki Karabağ Savaşı sırasında Putin tarafından yeterli destek verilmeyerek cezalandırıldığı ifade edilmişti.

Savaş sonrası 10 Kasım’da Moskova’da imzalanan anlaşma ile Rus Barış Gücü bölgeye yerleştirilmiş, ateşkesi denetlemek üzere oluşturulan merkezde Rus ve Türk askerlerinin birlikte çalışması kararlaştırılmıştı.

Savaş sonrası Rusya’nın Ermenistan’daki askeri varlığının arttırılması kararlaştırılmıştı.

Sonuç olarak yaklaşık 3 milyon nüfuslu fakir Kafkas ülkesi Ermenistan’da ve Dağlık Karabağ sorununda Rusya’nın etkinliği daha da arttı.

Ermenistan Başbakanı Robert Koçaryan

Rusya uzmanı Kerim Has’a göre, Paşinyan’ın kazanması Türkiye için daha iyi olur.

Kerim Has, Ermenistan’daki seçimlere ilişkin sosyal medya hesabından şu değerlendirmelerde bulundu: “Paşinyan’ın kazanması Türkiye için daha iyi olur. Rusya için ise Koçaryan en ideal aday. Ama Paşinyan kalırsa da kıyamet değil. Koçaryan saf kan Rusya yanlısı. Karabağlı. 1998-2008 arası Ermenistan Cumhurbaşkanı’ydı. Erdoğan’la yaşıt. Türkiye’yi 1 numaralı tehdit olarak görüyor.”

ERMENİSTAN NEDEN ERKEN SEÇİME GİTTİ?

Ülkede 2018’de yapılan halk devriminin ardından iş başına gelen Batı yanlısı Nikol Paşinyan, on yıllardır devam eden yolsuzlukları sonlandıracağı ve yoksulluğu bitireceği vaadinde bulunmuştu. Ancak geçen yıl 6 bin kişinin hayatını kaybettiği Karabağ’daki yenilgi halk nezdinde tam bir hayal kırıklığı meydana getirdi.

Erivan yönetimi, 1990’daki savaşta Azerbaycan’dan alınan toprakların önemli bir kısmını geri vermek zorunda kaldı. Bu yenilginin ardından halk protestoları baş göstermiş ve Paşinyan’ın istifasını isteyen birçok gösterici meclisi işgal etmişti.

Ermenistan Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan ve üst düzey komutanlar, 25 Şubat’ta Başbakan Paşinyan’ı istifaya çağıran bir bildiriye imza atarak, Paşinyan’a ‘muhtıra’ vermişti. Paşinyan ise hemen Genelkurmay Başkanı Gasparyan’ı görevden aldığını duyurmuştu.

Muhalefet yanlısı tutum sergileyen Cumhurbaşkanı Sarkisyan, Gasparyan’ın görevden alınmasına ilişkin 2 kararnameyi imzalamadı ve Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi.

Paşinyan, ordu komutanlarının kendisine yönelik istifa çağrılarını “darbe girişimi” olarak nitelendirdi.

Başbakan Paşinyan, aylarca süren protestoların ardından 25 Nisan’da parlamento seçimlerinin önünü açmak için istifa ettiğini açıkladı ancak seçime kadar geçen süre içinde başbakanlığa devam etti.

 

Rusya’dan Türkiye’ye: Azerbaycan’a üs kurarsanız…

Okumaya devam et

Dünya

Avrupa yolunda bir buçuk yılda 440 çocuk öldü

Sivil toplum kuruluşu ‘Lost in Europe’un verilerine göre Ocak 2018 ile Haziran 2019 arasında Avrupa Birliği’ne ulaşmaya çalışan 440 çocuk ve genç hayatını kaybetti.

BOLD – Veri toplayan ve analiz eden uluslararası sivil toplum kuruluşu Lost in Europe’un rakamlarına göre, Ocak 2018 ile Haziran 2019 arasında Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ulaşmaya çalışan 440 çocuk ve genç yollarda hayatını kaybetti.

Sözü edilen zaman zarfında hayatını kaybeden 440 çocuk ve genç arasında 35 de bebek bulunuyordu.

ÇOCUK MÜLTECİ KAYIPLARININ 4’TE BİRİ AKDENİZ’DE

Kuruluş, hayatını kaybedenlerin çoğunun boğularak can verdiğini haber veriyor. Söz konusu bebek, çocuk ve gençlerin Türkiye, Libya veya Fas üzerinden Akdeniz’i geçerek Avrupa’ya ulaşmaya çalıştığı bildiriliyor.

Uluslararası Göç Örgütü, Akdeniz’i geçerken hayatını kaybeden çocukların bütün dünyada hayatını kaybeden mülteci çocukların dörtte birinin oluşturduğunu bildiriyor.

Hayatını kaybettiği bildirilen 440 çocuk ve genç arasında Avrupa içinde yollarda veya sığınmacı kamplarında hayatını kaybedenler de yer alıyor. Avrupa’da kaçak yolla tır veya kamyonlarda bir yerden başka bir yere gitmeye çalışan çok sayıda kişinin de havasızlıktan hayatını kaybettiği olaylar meydana gelmişti. Çocuk ve gençlerin trafik kazalarında da hayatını kaybettiği belirtiliyor. Hayatını kaybeden çocukların üçte birinin kimliklerinin bile tespit edilemediği de verilen bilgiler arasında.

Bebek, çocuk ve genç ölümlerine dair verilerin uluslararası bir sivil toplum kuruluşu olan United for Interculture Action tarafından, 45 Avrupa ülkesindeki 500 partner kuruluş ile işbirliği içinde toplandığı belirtiliyor. Söz konusu partner kuruluşların verileri dışında medyanın haberleştirdiği olayların, basın bültenleri ve sahil koruma kuvvetlerinin bilgilerinden de faydalanıldığı haber veriliyor. Lost in Europe adlı uluslararası veri ve analiz konsorsiyumu diğer STK’lardan farklı olarak göçün sonuçlarıyla ilgili verileri de toparlıyor.

Meriç’in taşan sularında 12 saat yürümek zorunda kalan çocukların hikayesi…

Okumaya devam et

Dünya

İran’ın yeni cumhurbaşkanı Reisi: Batı ile ilişkiler ve nükleer anlaşma ne olacak?

İran’da cumhurbaşkanlığı seçimlerini muhafazakar aday İbrahim Reisi, oyların yüzde 62’sini alarak ilk turda kazandı. Dini lider Hamaney’in adamı olarak görülen Reisi’nin seçilmesiyle ülkede dini liderlik ve devlet başkanlığı aynı çizgiye geldi. Peki, İran’ın batı ile ilişkileri ve nükleer anlaşmayı nasıl bir gelecek bekliyor?

BOLD – İran’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerini dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in yakın çevresinden muhafazakar aday İbrahim Reisi kazandı.

Resmi sonuçlara göre muhafazakar aday İbrahim Reisi,  oyların yaklaşık yüzde 62’sini (yaklaşık 17,8 milyon oy) aldı.

Yeni cumhurbaşkanının 3 Ağustos’ta göreve başlaması bekleniyor. İran’da cumhurbaşkanı, dini liderden sonra en yetkili ikinci kişi.

Reisi, 2017 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Hasan Ruhani’ye karşı yarışmış ve o dönem oyların yüzde 38’ini almaya başarmıştı. İki dönemdir cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Ruhani ise bu kez cumhurbaşkanlığı seçiminde yasal engel sebebiyle (3. dönem aday olamama kuralı) aday olamadı.

SEÇİM BOYKOT EDİLDİ: REKOR DÜZEYDE DÜŞÜK KATILIM

Devlet televizyonuna konuşan İçişleri Bakanı Abdülrıza Rahmani Fazlı, 28,9 milyon oyun tamamen sayıldığını açıkladı. Toplam 59 milyon seçmenin bulunduğu İran’da Cuma günkü seçime katılma oranının yüzde 48,8’de kaldığı belirtildi.

2021 cumhurbaşkanlığı seçimleri böylece İran İslam Cumhuriyeti tarihinde katılımın en düşük olduğu cumhurbaşkanlığı seçimi olarak tarihe geçti.

Adaylar belirlenirken birçok isme izin çıkmaması, ardından seçime günler kala bazı adayların diskalifiye edilmesi, ülkede tartışmalara yol açmıştı.

Reisi’nin aslında rakipsiz yarıştırıldığını ifade eden muhalifler ve reform yanlıları, seçimi boykot çağrıları yapmıştı.

Ekonomik gidişatın da seçmenlerin boykot kararı üzerinde etkili olduğu kaydediliyor.

İBRAHİM REİSİ KİMDİR?

14 Kasım 1960’ta İran’ın kuzey doğusundaki Meşhed kentinde doğan Seyyid İbrahim Reisi, eğitimini Şii İslam’ın entellektüel merkezi kabul edilen Kum’da tamamladı. Reisi, televizyonda yapılan tartışmalarda hukuk alanında doktorası olduğunu vurguladı.

1975’te Şah Rıza Pehlevi’nin yönetimine karşı hoşnutsuzluğun arttığı dönemlerde ülkenin önde gelen İran din alimleriyle bu kentte toplantılara katıldı, İran devriminin mimarı Humeyni’nin devrim fikri ve özellikle devlet politikası ve yönetiminin din alimlerinin gözetiminde olması gerektiği görüşünden etkilendi.

1979’daki devrimin ardından farklı bölgelerde savcı olarak görev yaptıktan sonra 1985 yılında savcı yardımcısı olarak başkent Tahran’a gönderildi.

Kariyerini iç muhalefetle mücadeleye adayan Reisi 1988 İran-Irak Savaşı’nın ardından Humeyni tarafından oluşturulan ve siyasi idamları gerçekleştiren ‘Ölüm Komitesi’nde yer aldı. Bu görevi nedeniyle muhalifler arasında “katliam ayetullahı” olarak anılmaya başlandı.

Özellikle 1989 yılında Hamaney’in İran’ın dini lideri olmasının ardından Reisi’nin yargı kanadındaki yükselişi hızlandı. Reisi, 1990-1994 yıllarında Tahran Cumhuriyet Başsavcılığı görevine atandı.

1994 yılında Devlet Denetleme Kurumu Başkanlığına atanan Reisi, 10 yıl boyunca bu görevde kaldı. 2004-2014 tarihleri arasında da Yargıtay Birinci Hakimi olarak görev yaptı.

Reisi, 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yaşanan eylemlerin bastırılmasında önemli rol oynadı.

Reisi 2016 yılında Ayetullah Hamaney tarafından ülkenin en büyük vakfı olan Astan-ı Kuds-i Rezerv’inin başına getirildi. Reisi’ye önemli nüfuz kazandıran bu görevde milyarlarca dolarlık servetin yönetimini üstlendi.

Ülke yönetimindeki yüksek kademesine rağmen yolsuzlukla mücadele konusunda sert çıkışlar yapan Reisi 2017’deki cumhurbaşkanlığı seçiminde Hasan Ruhani’ye karşı aday oldu ancak seçimi kaybetti.

Reisi, kendisinden önceki Yargı Erki Başkanı Ayetullah Amuli Sadık Laricani’nin, Hamaney tarafından görevden alınarak Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi başkanlığına atanmasının ardından Mart 2019’da boşalan Yargı Erki Başkanlığı’na getirildi.

Laricani’nin görev yaptığı dönemle ilgili üst düzey yargı yetkililerine yönelik “yargıda yolsuzluk” soruşturmalarını başlatan Reisi, görev yaptığı süre boyunca sık sık ülkenin en büyük sorunlarından sayılan yolsuzlukların üzerine gitme vurgusu yaptı.

Haziran ayında katıldığı bir televizyon programında Reisi, ekonomik krize dikkati çekerek yolsuzlukla mücadele sözü verdi.

Reisi, “Enflasyon insanların en önemli sorunlarından biri, bazı kamu görevlilerinin dürüst olmaması da aynı şekilde büyük bir sorun” dedi.

Devrim Muhafızları Ordusu tarafından da desteklendiği öne sürülen İbrahim Reisi’nin ismi, Hamaney sonrasında ülke liderliği makamına oturması muhtemel adaylar arasında geçiyor.

3 BİN KİŞİNİN İDAM KARARINDAKİ ROLÜ NEDİR?

Reisi’nin seçilmesinin ardından Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), İran devrim lideri Humeyni’nin talimatıyla 1988 yılında hapisteki rejim muhaliflerinin idam kararını veren komitede yer alan Reisi’nin uluslararası hukuk kapsamında sorumluluğunun soruşturulması yolunda daha önce yaptığı çağrıyı tekrarladı.

Rejim muhalifleri tarafından ‘ölüm komitesi’ olarak adlandırılan 4 kişilik heyette yer alan Reisi, muhaliflerce “katliam ayetullahı” olarak adlandırılıyor. O dönem yaklaşık 3 bin kişinin idam edildiği öne sürülüyor.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, yaptığı yazılı açıklamada, “Kurbanların akıbeti ve cesetlerinin nerede olduğu konusu bugüne kadar İran makamları tarafından sistematik olarak gizlendi. Bu geçmişte yapılanlar, devam eden ihlallerle birlikte insanlığa karşı suç teşkil ediyor. Reisi’nin, evrensel yargı yetkisini kullanan devletler de dahil olmak üzere, uluslararası hukuk kapsamında geçmişteki ve şu anda devam eden suçlara karışması nedeniyle soruşturulması için çağrıda bulunmaya devam ediyoruz, ” ifadesini kullandı.

Callamard, Reisi’nin İran’da son yıllardaki insan hakları ihlallerinden de sorumlu tutulması gerektiği görüşünü dile getirdi.

İran, siyasi mahkumların kitlesel bir şekilde infaz edildikleri yolundaki suçlamaları şu ana kadar hiçbir zaman kabul etmedi. Reisi, kendisine yönelik suçlamalara hiçbir zaman yanıt vermedi.

İnsan hakları aktivistleri tarafından ‘karanlık bir geçmişi olduğu’ düşünülen Reisi, 1988’de siyasi tutukluların idam edilmesinde ve 2009’daki cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası gösterilerin bastırılmasında oynadığı rol nedeniyle Kasım 2019’da ABD tarafından yaptırım listesine alındı.

İRAN’I NASIL BİR DÖNEM BEKLİYOR?

Reisi’nin yönetimi altında İran’da muhafazakarların sosyal etkinlikler üzerinde daha fazla baskı kurma, kadınların özgürlüklerini daha çok kısıtlama ve sosyal medya ile basın üzerindeki kontrolü sıkılaştırma arayışında olacağı belirtiliyor.

Ilımlı cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde İran’ın batı ile ilişkilerinde önemli ilerlemeler kaydedildi ve Ruhani 2013 yılı Eylül ayında New York’taki BM Genel Kurul toplantılarına katıldı. 2013 yılında Tahran’ın nükleer programı ile görüşmelerde İran-ABD dışişleri bakanları görüşmeler sırasında bir araya gelmiş ve Ruhani dönemin ABD Başkanı Barack Obama ile telefonda görüşmüştü.

Obama-Ruhani telefon konuşması, 1979 yılındaki İran Devrimi ve ABD Konsolosluğu’nun basılması olayları sonrasında ABD ile İran arasındaki en üst düzeyli görüşme olarak kayıtlara geçmişti.

Ruhani döneminde imzalanan 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma ile ABD’nin ve Batı’nın uzun yıllardır İran’a uyguladığı yaptırımların kararlaştırıldı. Anlaşma İran’ın Batı ile ilişkilerinin gelişmesinin yolunu açtı.

Her ne kadar Donald Trump döneminde nükleer anlaşma rafa kaldırılsa ve İran’ın batı ve ABD ile ilişkileri bozulsa da Joe Biden yönetimi ile birlikte 2015 yılındaki nükleer anlaşmanın canlandırılması yönündeki görüşmeler yeniden başladı.

Batıyla ilişkiler konusunda mesafeli olsalar da hem Reisi hem de dini lider Hamaney’in nükleer anlaşmaya geri dönme yanlısı olduğu düşünülüyor.

Reisi, nükleer anlaşmayı bir devlet sözleşmesi olarak devam ettireceğini belirtiyor; ancak doğru bir yönde ilerlemesi için güçlü bir devletin gerekliliğine de inanıyor.

2015 yılındaki nükleer anlaşmaya dönülmemesi, İran için BM yaptırımlarının yeniden başlamasına ve büyük ekonomik zorluklara neden olabilir. Koronavirüs pandemisi ile ekonomisi daha da kötüleşen İran’ın yeniden BM yaptırımlarını göze alabilmesi oldukça zor görünüyor.

REİSİ BM GENEL KURULUNA KATILAMAYABİLİR

Reisi’yi önümüzdeki dönemde bir zorluk daha bekliyor. Daha önceki cumhurbaşkanları Ahmedinecad ve Ruhani, New York’taki BM Genel Kurul toplantılarına zaman zaman katılmıştı. Joe Biden yönetimi ayrıca geçtiğimiz aylarda New York’ta BM Genel Merkezi’nde görevli İranlı diplomatlara yönelik Trump yönetiminin aldığı kısıtlama kararlarını da kaldırmıştı.

ABD yönetiminin 1988 ve 2009’da aldığı yaptırım karaları (vize yasağı) nedeniyle Reisi, İran Cumhurbaşkanı sıfatıyla her yıl Eylül ayında New York’ta düzenlenen BM Genel Kurul çalışmalarına katılamayabilir.

Rusya’dan Türkiye’ye: Azerbaycan’a üs kurarsanız…

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0