Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

CAATSA yaptırımları Türk Ordusu’nun ‘savaşa hazırlık’ durumunu etkileyecek

Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 füze sistemi nedeniyle ABD eski Başkanı Donald Trump’ın 14 Aralık’ta Ankara’ya karşı açıkladığı CAATSA yaptırımları 7 Nisan’da devreye girdi. Yaptırımlar Türkiye’nin ‘savaşa hazırlık’ durumunu etkileyecek potansiyele sahip.

BOLD – ABD, Ankara’nın Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alması nedeniyle ilk olarak Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programındaki ortaklığını askıya aldı ve ardından tamamen iptal etti. Radara yakalanmayan 5. nesil F-35 savaş uçaklarını Avrupa’daki bütün ülkelerden önce alacak olan Türkiye, hem eskiyen hava kuvvetleri filosunu yenilemekten mahrum kaldı hem de program kapsamında yaklaşık 9 milyar dolarlık iş kaybına uğradı.

Eski Başkan Donald Trump’ın 14 Aralık’ta açıkladığı CAATSA (ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası) Yaptırımları da 7 Nisan’da devreye girdi.

ABD KONGRESİ’NDEN ‘ÖRTÜLÜ’ SİLAH AMBARGOSU

Ankara’nın S-400 satın alımı nedeniyle ABD Türkiye’ye örtülü ve fiili (de facto) bir ‘silah ambargosu’ uygulamaya soktu. Amerikan savunma sanayii şirketlerinin yabancı ülkelere yapacağı satışlar konusunda Dışişleri Bakanlığı’nın izin vermesi durumunda son onay mercii ABD Kongresi.

Aslında ABD Kongresi’nin Türkiye’ye fiili silah ambargosunun temelleri, 2017 yılında AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın korumalarının Washington ziyareti sırasında Türk Büyükelçiliği önünde protestocuları dövmesi ve ardından Türkiye’nin 2019 yılında Suriye’nin kuzeydoğusuna karşı başlattığı Barış Pınarı Harekatı ile atılmıştı.

CAATSA YAPTIRIMLARI

ABD Kongresi, kısaca CAATSA olarak bilinen Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası’nı 2017’de onayladı.

Yasa ile Rusya, İran ve Kuzey Kore’ye yaptırım uygulanmasının yolu açıldı. CAATSA’da 12 farklı yaptırım türü var. CAATSA, ABD başkanına 12 yaptırım arasından en az 5’ini seçerek uygulama yetkisi veriyor.

Dönemin ABD Başkanı Donald Trump, yasada belirtilen 12 yaptırımdan Türkiye için 5’ini seçmişti. Belirlenen yaptırımlar şunlardı:

  1. Savunma Sanayii Başkanlığı’na mal ve teknoloji transferi için ihracat lisansı verilmesi yasağı,
  2. Savunma Sanayii Başkanlığı’na 12 aylık bir süre içinde miktarı 10 milyon doları geçecek şekilde ABD mali kurumları tarafından kredi verilmesi yasağı,
  3. Savunma Sanayii Başkanlığı’na ihracat konusunda ABD İhracat-İthalat Bankası desteğinin yasaklanması,
  4. ABD’nin Savunma Sanayii Başkanlığı’na yarar sağlayacak kredilere uluslararası finans kuruluşlarında karşı çıkma zorunluluğu,
  5. Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, başkan yardımcısı Faruk Yiğit, SSB Hava Savunma ve Uzay Departmanı Başkanı Serhat Gençoğlu ve SSB Bölgesel Hava Savunma Sistemleri Direktörlüğü Program Müdürü Mustafa Alper Deniz’e vize yasağı getirilmesi. Yaptırım kapsamına alınan yetkililerin ABD’deki malvarlıklarının da dondurulması öngörülüyor.
TÜRKİYE’NİN ORTAK SİLAH PROJELERİNİ ETKİLEYEBİLİR

ABD’nin özellikle Savunma Sanayii Başkanlığı’na yarar sağlayacak kredilere uluslararası finans kuruluşlarında karşı çıkma zorunluluğu, gelecekte Türkiye’nin Avrupa ülkeleriyle gelişmiş silah platformları geliştirmesindeki ortaklıkları tehdit edebilir.

Bu noktada ABD’nin diğer ülkeleri de CAATSA yaptırımlarına maruz kalabilecekleri konusunda tehdit ermesi Türkiye için endişe verici. Burada en büyük risk Avrupalı ve Asyalı savunma sanayii firmalarının ve devletlerin yaptırım uygulanan Savunma Sanayii Başkanlığı ve personeli ile iş yapmaktan korkması olacaktır.

EN TEHLİKELİ YAPTIRIM: İHRACAT LİSANSLARI

Yakın tarih boyunca Türkiye’nin en büyük silah tedarikçisinin ABD olması nedeniyle CAATSA yaptırımları arasında en tehlikeli olanı Savunma Sanayii Başkanlığı’na mal ve teknoloji transferi için ihracat lisansı verilmesi yasağı. Daha önce imzalanan kontratlar yaptırım kararından etkilenmedi. Ancak Türk Savunma Sanayii Başkanlığı’na yeni ihracat lisansları verilmesi ve teknoloji transferi yasaklandı. Bu yasak ABD’nin Türkiye’ye sağladığı ürünlerin ve teknolojilerin 3. ülkelere ihracını da kapsıyor.

TÜRK SAVUNMA SANAYİİ İHRACATININ YÜZDE 35’İNİ ETKİLEYECEK

İhracat lisansları ve teknoloji transferlerinin yasaklanması Türk savunma sanayii ihracatının yüzde 35’ini etkileyecek. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı rakamlarına göre, Türk savunma sanayii ürünlerini yüzde 35’inde Amerikan alt sistemleri kullanıyor.

ABD ile Türkiye arasında teknoloji transferi ve ihracat lisansları konusundaki problemler CAATSA yaptırımları devreye girmeden önce de mevcuttu.

2018 yılında Türkiye, İtalya ile birlikte ürettiği 30 T-129 ATAK helikopterini 1,5 milyar dolar karşılığında Pakistan’a satmak için sözleşme imzaladı. Ancak helikopterlerde kullanılan motorların ABD’li Honeywell şirketi tarafından üretilmesi dolayısıyla Washington, Türk savunma sanayisinin bu en büyük ihracat girişimine uzun süredir taş koyuyor. Sözleşmenin durumu hala belirsizliğini koruyor.

MODERNİZASYON ÇALIŞMALARI DA ETKİLENECEK

ABD’den satın alınan her bir ürünün Amerikan şirketleri tarafından modernizasyonu da Washington’un onayı olmadan gerçekleşemiyor. Böyle bir durumda yeniden ihracat lisansı alınması gerekiyor.

Bu nedenle, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyon çalışmaları da bu yasaktan olumsuz etkilenecek. Ayrıca ihraç odaklı büyümeye çalışan Tük savunma sanayii de bu karardan etkilenecekler arasında yer alıyor.

Örneğin Türk savunma sanayiinin zayıf olduğu alanlardan birisi motor üretimi. Bu alandaki eksiklikten dolayı Türkiye Altay tankı projesinde yıllardır çok ciddi gecikmeler yaşıyor. Almanya, Türkiye’nin talep ettiği motorları Ankara’ya vermeyi reddederken, yerli imkanlarla üretim de şu ana kadar mümkün olmadı.

YAPTIRIMLARDAN ETKİLENECEK EKİPMANLAR VE PROJELER

Teknoloji transferi ve ihracat lisanlarının yasaklanması, Türkiye’nin ABD yapımı parça ve ekipman kullanılan birçok hayati savunma projesini ve bu ürünlerin operasyonel kullanımını etkileyecek. Yaptırımlarla birlikte tehlikeye giren Türkiye’nin savunma projelerinden önemlileri şunlar:

  • Havadan Erken Uyarı ve Kontrol (HİK) Uçakları: ‘E-7T AEW&C’ Barış Kartalı Projesi,
  • Havada yakıt ikmal uçakları:  ‘KC-135 Stratotanker’,
  • Deniz Karakol Uçağı P-235 Meltem II: İspanyol CASA CN-235 uçakları ABD’li Honeywell şirketi tarafından modernize edildi,
  • General Electrics F-F110 jet motoru: F-16’lar için ABD lisansı ile Eskişehir’deki TUSAŞ Motor Fabrikası’nda üretiliyor,
  • KT-1T eğitim uçağı: Güney Kore Uzay ve Havacılık Sanayii’nin Türkiye’ye sattığı KT-1T eğitim uçakları ABD’li Locheed Martin firması işbirliğiyle geliştirildi.
TEHLİKEYE GİRECEK TEDARİK VE İDAME ÇALIŞMALARI

ABD yaptırımları nedeniyle Türk Ordusu’nun ABD’dem bazı tedarik ve idame çalışmaları da tehlikeye girdi. Bunlardan bazıları da şunlar:

  • Gemilerde yaklaşan füzelere ve roketlere karşı karşı kullanılan ‘Phalanx MK-15 Block 1B Close-In Weapons System,
  • Raytheon tarafından üretilen ‘Rolling Airframe Missile MK-49 mod-3’ güdümlü füze fırlatma sistemi,
  • Lockheed Martin firması tarafından üretilen ve TCG İstanbul fırkateyninde kullanılması planlanan ‘MK-41’ 16 hücreli dikey fırlatma sistemi,
  • Türk Deniz Kuvvetleri için üretilen DIMDEG filo ikmal gemilerinde kullanılacak ve ABD’li ‘General Electric Marine’ şirketi tarafından üretilen ‘gaz türbinli motorlar’.

“Türk Hava Kuvvetleri eskiyor”

Analiz

AB Ankara’yı yeni mülteci anlaşmasına iknaya hazırlanıyor

Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılara 2024 yılına kadar ev sahipliği yapması karşılığında Türkiye’ye 3,5 milyar euro vermeyi planlıyor. AB, ayrıca anlaşma karşılığında liderler zirvesi sonuç bildirgesine de Ankara’nın ‘ağzına bir parmak bal’ şeklinde isimlendirilebilecek ifadeler yerleştirmeyi düşünüyor.

BOLD – Reuters haber ajansı, Avrupa Birliği’nin (AB), Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılara 2024 yılına kadar ev sahipliği yapmaya devam etmesi için 3,5 milyar euroluk yeni bir fon oluşturmaya hazırlandığını yazdı. AB ayrıca Brüksel’de perşembe-cuma günü gerçekleştirilecek zirvenin sonuç bildirgesine de Ankara’yı memnun edecek bazı ifadeler koymayı düşünüyor.

İki AB diplomatına dayandırılan haberde, Türkiye’nin yanı sıra Ürdün, Lübnan ve Suriye’yi de içeren mali yardım paketinin toplamda 5,77 milyar euroya tekabül ettiği belirtildi. Paket kapsamındaki paranın hükümetlere değil, insani yardım projelerine aktarılması planlanıyor. Bu planla AB’ye yeni bir sığınmacı akınının önlenmesi ve Suriye’deki iç savaş bitene kadar zaman kazanılması hedefleniyor.

Yaklaşık 3,6 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye, AB fonlarının doğrudan hükümete aktarılmasını talep ediyor.

Ancak özellikle Türkiye’nin giderek kötüleşen insan hakları karnesinden rahatsız olan AB liderleri, bu talebe sıcak bakmıyor. AB liderleri ayrıca Ankara’yı sığınmacıları pazarlık unsuru olarak kullanmakla suçluyor. Türkiye ise bu suçlamayı reddediyor.

ZİRVE ÖNCESİ DİPLOMASİ TRAFİĞİ ARTTI

Avrupa Birliği (AB) liderler zirvesinin gerçekleştirileceği Perşembe günü yaklaşırken Almanya merkezli olarak AB’de yeni bir mülteci mutabakatı için diplomasi trafiği artmıştı.

Önce Alman Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Türkiye ile yeni bir mülteci mutabakatına ihtiyaç olduğunu ifade etmiş, ardından AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bu konuyu görüşmüştü.

Ardından Ursula von der Leyen ile görüşen Almanya Başbakanı Angela Merkel de Türkiye’ye Suriyeli sığınmacıları misafir ettiği için her türlü desteğin verilmesi gerektiğini ifade etmişti.

Almanya, AB ile Türkiye arasında 2016 yılı Mart ayında imzalanan ilk mülteci mutabakatının en büyük destekçilerinden biri olmuştu.

Uluslararası insan hakları kuruluşları ise ilk sığınmacı mutabakatının mültecilerin uluslararası anlaşmalardan doğan haklarını ihlal ettiğini belirterek anlaşmayı sert şekilde eleştirmişler ve iptal edilmesi yönünde çağrı yapmışlardı.

AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN ONAYI ŞART

Avrupa Komisyonu tarafından sunulan 3,5 milyar euroluk fon önerisinin Perşembe günü Brüksel’de yapılacak zirvede 27 AB ülkesinin liderleri tarafından da desteklenmesi bekleniyor.

Türkiye ile Mart 2016’da yapılan sığınmacı anlaşması kapsamında taahhüt edilen 6 milyar euroluk fon için gerekli olan ödeme, kısmen ve doğrudan AB hükümetleri tarafından karşılanmıştı. Ancak bu kez oluşturulacak fonun tamamı AB’nin ortak bütçesinden karşılanacak. Bu nedenle fon için Avrupa Parlamentosu’nun da onayı gerekiyor.

“ANKARA’NIN AĞZINA BİR PARMAK BAL”

Brüksel’de gerçekleştirilecek zirvenin sonuç bildirgesinin taslak metnine ulaşan Reuters, AB liderlerinin Perşembe günü, tıkanan görüşmelerin yeniden canlandırılması amacıyla Brüksel’in “bir dizi ortak çıkar alanında işbirliğini artırmak” için Ankara ile ilişkileri geliştirmeye “hazır” olduğunu duyuracağını bildirdi.

AB ile Ankara arasında 2016’da yapılan anlaşmada, Türkiye 6 milyar euro mali yardım karşılığında, Ege Denizi’ni geçerek yasa dışı yolla Yunanistan’a giren göçmenleri geri almayı kabul etmişti. AB ayrıca “tüm beklentilerin karşılanması” kaydıyla Türkiye vatandaşlarına vize muafiyeti getirilmesi ve Ankara ile yürütülen üyelik müzakerelerelerinin hızlandırılması için taahhütte bulunmuştu.

Ancak Türkiye’nin kötüleşen insan hakları karnesi, AB ile Türkiye arasında Doğu Akdeniz, Ege, Kıbrıs ve Libya’da yaşanan krizler ve Türkiye’nin vize muafiyeti için şartları tamamalayamaması nedeniyle bu konularda hiçbir ilerleme kaydedilmemişti.

Bu dönemde Türkiye ile AB arasında müzakerelerde ilerleme kaydedilmesi bir yana daha da gerileme yaşanmış ve AB tarafından müzakerelerin tamamen askıya alınması çağrıları artmıştı.

Zirve sonuç bildirgesine ekleneceği ifade edilen paragrafın da kağıt üzerinde kalmaktan öteye geçmesi beklenmiyor.

 

AB ile Türkiye arasında ilerleme kaydedilmesi beklenen tek alan ise Gümrük Birliği’nin yenilenmesi. 1996 yılında imzalanan Gümrük Birliği anlaşmasının yetersiz olduğunu ve ihtiyaçları karşılamadığını AB de Türkiye de ifade ediyor.

 TÜRKİYE’YE BU ZAMANA KADAR NE ÖDENDİ

Resmi verilere göre, Türkiye’de geçici koruma statüsüne sahip kayıtlı Suriyelilerin sayısı şu anda 3 milyon 600 bin civarında bulunuyor.

Londra merkezli Overseas Development Institute (ODI) adlı düşünce kuruluşunun 2016 yılında yayınladığı bir çalışmaya göre Avrupa Birliği’nin 28 ülkesi 2016 yılında yaklaşık 2,5 milyon mülteci için 25,5 milyar Euro harcama yaptı.

Aynı dönemde 28 AB ülesi içinde mültecilerin yaklaşık yarısı (1,3 milyon) Almanya’da idi ve Almanya bu mülteciler için 13,3 milyar Euro harcama yaptı.

Avrupa Birliği ise 2016 yılında mülteci mutabakatı kapsamında Türkiye’ye 6 milyar Euro taahhüt etmişti. (Mutabakatta 6 milyar euronun ne kadar süre ile verildiği belirtilmiyor)

Sonuç olarak, mültecilerin ortaya çıkardığı sosyal ve siyasi problemleri bir kenara bırakılırsa, Avrupa Birliği 2016 yılında 2,5 milyon mülteci için harcadığı 25 milyar Euro’nun dörtte birini yani 3 aylık harcamasını Türkiye’ye vererek Türkiye’nin ortalama 3 milyon Suriyeli mülteciyi 6 yıl ülkesinde bakmasını sağlamış oldu.

Bu rakamlar, bu yükün yarısını üstlenen Almanya’nın yeni bir mülteci mutabakatı konusunda neden bu kadar çok istekli olduğunu ve Angela Merkel hükumetinin bütün insan hakları ihlallerine ve uluslararası alanda AB’yi zora sokacak dış politika hamlelerine rağmen Türkiye’deki Erdoğan yönetimi ile çalışmayı sürdürdüğünü de açıklamaya yetiyor.

Avrupa Türkiye ile yeni mülteci mutabakatı peşinde: AB’nin anlaşmadan karı ne?

Okumaya devam et

Analiz

Türkiye’nin Z raporu

Sedat Peker’in İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Saray’a kadar uzanan suç iddialarının üzerinden aylar geçti. Uluslararası suçları da ortaya döken Peker’in iddiaları dünya medyasının da gündeminde. Fakat iddialara konu olanlara hiçbir şey olmadı. Gazeteci ve bürokratlar işinin başında, Soylu hala bakan, Toklu hala hakim. Hürriyet, Kanal D ve CNN Türk için Ziraat’tan aldığı kredileri ödemediği ortaya çıkan Demirören hakkında ise herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı ise belli değil.

BOLD – Sedat Peker, 2 aydır Youtube kanalı ve sosyal medya hesaplarından, çeşitli siyasetçi, bakan, iş insanı, eski güvenlik görevlileri, bürokratlar, yargı mensupları ve gazetecilerle ilgili iddialarda bulunuyor.

Muhalefet partilerinden bu iddiaların araştırılması ve savcılığın harekete geçmesi çağrıları gelirken Özellikle Erdoğan, Peker’in suç örgütü lideri olmasına ve yurt dışında olmasına vurgu yaparak bu iddiaların ciddiye alınmaması gerektiğini söylüyor.

Erdoğan’ın grup toplantısında Sedat Peker’i ciddiye almadıklarını söylese de Peker’in açıkladığı isimlerin panik hali basına yansıyor. İddialara karşı iktidar partisi üyesi siyasiler de dahil muhataplarından haftalardır arka arkaya açıklamalar geliyor.

İddialarla ilgili 5 saat canlı yayın yapan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 17 Mayıs’ta da Peker hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ‘hakaret’ ve ‘iftira’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.

Sedat Peker, Soylu’yu Fetö yaftasıyla iş insanlarının malına çökme, uyuşturucu ticareti yapmakla suçladı. Soylu suç duyurusunda iddialar ile ilgili araştırma yapılmasını talep etti.

PEKER’E KORUMA

Sedat Peker’e koruma verilmesi skandalına da dönemin Emniyet Genel Müdürü, bugün AKP milletvekili olan Selami Altınok ile bugün Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Çalışkan’ın adı karıştı.

10 BİN DOLAR ALAN SİYASİ

Sedat Peker’in videoları yayımlamaya başlamasının ardından en çok tartışılan konulardan biri de, kendisinden bir siyasetçinin her ay 10 bin dolar aldığına yönelik iddialar oldu. Bu iddiayı Peker değil, Süleyman Soylu dile getirdi.

Metin Külünk

Sedat Peker ise, “Ama öyle her ay giden 10 bin yok, seçim zamanı geldiğinde arabasına para bırakırdım. Daha çoğunu verdim. 10 bin değil, 150 bin değil daha fazlasını verdim” diye açıklama yaptı. AKP’li siyasetçinin Metin Külünk olduğu iddia edildi.  Külünk’ten konuya dair açıklama gelmedi.

ZİRAAT’IN ÖDENMEYEN KREDİSİ

Peker, Hürriyet ve CNN Türk’ü satın alan Yıldırım Demirören’in Ziraat Bankasından kullandığı 750 milyon dolarlık krediyi de ödemediğini ortaya döktü.

Peker’in açıklamaları, gazeteci olarak çalışan ve Soylu’ya yakın iki ismi de etkiledi. Önce Peker, bazı gazetecilerin Soylu ile arasında arabuluculuk yaptığını söyledi. Sonra bu isimlerin Hadi ve Süleyman Özışık kardeşler olduğu bazı haberlere yansıdı. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de aynı iddiaları dile getirdi ancak Hadi Özışık haberleri yalanladı.

Ancak Özışık, Peker’in kendisiyle yaptığı görüntülü telefon konuşmasını kaydettiğini bilmiyordu. Peker, bu görüşmeyi yayımladıktan sonra Soylu, Hadi ve Süleyman Özışık’la ilgili suç duyurusunda bulundu. Bir gün sonra polis, Özışık kardeşlerin evlerinde ve işyerlerinde arama yaptı.

VEYİS ATEŞ VE PARAMOUNT OTEL

Soylu’nun hakkındaki iddialara yanıt için çıktığı Habertürk’teki yayınında moderatör olan Veyis Ateş’in İsmail Saymaz ve Merdan Yanardağ’ı manipüle ettiğini iddia eden Sedat Peker, Ateş’in ipini çekti.

Sezgin Baran Korkmaz’ın Soylu’nun uyarısıyla yurt dışına çıktığını iddia eden Peker, Korkmaz’ın ultra lüks Paramount adlı otelinde birçok hakim, savcı, emniyet müdür ve gazetecinin kaldığını öne sürdü. Veyis Ateş’in de ismini verdi. Korkmaz, Veyis Ateş’in kendisinden 10 milyon euro istediği ses kaydını paylaştı.

Bu videodan sonra Veyis Ateş, Habertürk’teki haber bültenlerini sunmadı, Ateş’in yıllık izinde olduğu duyuruldu. Daha sonra Ateş’in yüklü tazminatla iş akdine son verildiği öğrenildi.

BELEŞÇİ HAKİM

Peker, Baran Korkmaz’ın otelinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi Başkanı Esat Toklu’nun da kaldığını ve son yıllarda “zenginleştiğini” iddia etti.

Toklu, Hakimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) bir dilekçe de vererek kendisi hakkındaki iddiaların incelenmesini istedi. Bunun üzerine inceleme başlatıldı. Görev yeri değiştirilen Toklu, hakimliğe devam ediyor.

UYUŞTURUCU ROTASI VE YILDIRIMLAR

Peker’in eski Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım’ın Venezuela’ya giderek ‘uyuşturucu trafiği için yeni rota aradığı iddiasını ortaya attığı gün, Binali Yıldırım, oğlunun TBMM Venezuela Dostluk Grubu’yla birlikte ülkeye gittiğini ve yanında Kovid-19 salgınında yardım amacıyla test kiti ve maske götürdüğünü söyledi.

İddia gündem olmaya devam edince Binali Yıldırım, “oğlunun iş imkanı olup olmadığını görmeye gittiğini” giderken de yanında bu malzemeleri götürdüğünü söyledi.

Binali Yıldırım’a yakın isimlerden AKP milletvekili Serkan Bayram, o güne ait gümrük kayıtlarında test kiti ve maske bulunmadığının haberleştirilmesinin ardından bir basın toplantısı düzenleyerek “Bir uçağın alabileceği yük kapasitesi bellidir. Yanında giderken hediyelik eşyalar vardır.1-2 koli maske, kit, hediyelik eşyalar, yanında giden gıda ihtiyaçları noktasında Türk Büyükelçiliğimizin çalışanları vardır. Türk vatandaşlarıyla bir araya geldik. Buradan kimseye ekmek çıkmaz” dedi.

SURİYE’YE GİDEN SİLAHLAR

Sedat Peker, Suriye’deki Türkmenlere gönderdiği yardımların içine SADAT’ın kurucusu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski danışmanı Adnan Tanrıverdi’nin silah yüklediği; Cumhurbaşkanı Danışmanı Metin Kıratlı’nın da buna dahil olduğu anlattı. Peker’in bu ifşası MİT Tırları iddialarını da doğrulamış oldu.

KİMSEYE BİRŞEY OLMADI

Mehmet Ağar ve Korkut Eken’in 90’lı yıllarda işledikleri suçlarla başlayan Sedat Peker’in ifşaları, İçişleri Bakanı Soylu, AKP’li milletvekilleri Tolga Ağar ve Metin Külünk, gazeteciler, yargı mensupları ve iş insanları, eski başbakan ve çocuklarıyla Saray’a kadar uzandı. Günün sonunda, Soylu hala bakan, milletvekilleri görevlerinin başında, Demirören gazete ve televizyonların sahibi, hakim Toklu hakim, gazeteciler ise gazeteci. Kara para otobanına dönen Paramount Otel’de bedava tatil yapan Savunma Sanayi Başkanı İsmail Demir de görevine devam ediyor.

Son Paramount beleşçisi

Okumaya devam et

Analiz

Miçotakis de bir dönem siyasi mülteciydi: Geri itmeler konusunda kafayı kuma gömüyor!

Siyasi mülteci olarak hayatının ilk 6 yılını Türkiye ve Fransa’da geçiren Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis başbakanlığındaki Yunan hükumetinin, Ege’de ve Meriç’te mültecilere karşı tutumları bugüne kadar bütün uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından defalarca belgelendi. Ancak Yunanistan bunlar hiç yaşanmamış gibi kafayı kuma gömmeye devam ediyor.

BOLD – Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, 1968 yılında doğduğunda babası Konstantinos Miçotakis ve annesi, Yunan Albaylar Cuntası’nın iktidarında kendi ifadesiyle ‘siyasi tutuklu’ idi. Henüz 1 yaşındayken ailesi dönemin Türk Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in de yardımıyla Türkiye’ye kaçtı.

Miçotakis’in hayatı bundan sonra altı yaşına kadar Türkiye ve Fransa’da ‘siyasi mülteci’ olarak geçti. Ancak Başbakan Miçotakis’in iktidara geldiği 2019 yılı Temmuz ayından beri Yunan hükumetinin mültecilere karşı tavrı bütün dünyanın ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının tepkisini çekiyor.

Ege Denizi’nde ve Meriç’te her gün yüzlerce sığınmacı Yunan güvenlik güçleri ve Sahil Güvenliği tarafından geri itiliyor. Bu geri itmeler sırasında mülteciler zaman zaman dövülüyor, aç bırakılıyor, çıplak aramaya maruz kalıyor, eşyaları ve paraları alınıyor, can yeleksiz botlara bindirilip denizin ortasına bırakılıyor.

Bu geri itmeler defalarca Der Spiegel ve New York Times gibi dünya çapında büyük üne sahip uluslararası basın kuruluşları tarafından haberleştirildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü ve Uluslararası Af Örgütü gibi prestijli insan hakları kuruluşları tarafından belgelendi. Hatta bazı geri itmeler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ve Yunan mahkemelerine de taşındı.

Ancak Yunanistan her defasında bu haberleri ve raporları yalanladı. Adeta bu iddialar konusunda ‘kafayı kuma gömdü’, iddiaların üzerine gitmedi.

Yunanistan bu olayların yeniden yaşanmaması için önlem de almadı. Mültecilerin başvurabilecekleri etkili bir hukuk yolu oluşturulmadı.

Ege’de yaşanan geri itmelerde Türk tarafını mültecilerin önünü açmakla suçladı ve kendini bu şekilde savunmaya çalıştı.

Kısaca, hayatının ilk yıllarını siyasi mülteci olarak geçiren Yunan Başbakanı Miçotakis, Uluslararası Af Örgütü’nün son raporunda kullandığı ifadeyle ‘dünyanın en iyi belgelenmiş insan hakları ihlalini hiç yaşanmamış’ gibi davranmaya devam ediyor.

YUNAN HÜKUMETİNİN SUÇ ORTAKLARI: AB VE SINIR TEŞKİLATI FRONTEX

Bu konuda kafasını kuma gömen kurumlardan birisi de dünya çapında insan hakları şampiyonluğu yapan Avrupa Birliği (AB) ve ona bağlı sınır teşkilatı Frontex.

Brüksel merkezli “EU Observer” internet sitesi, Frontex’ten temin ettiği belgelerle Atina yönetiminin, Yunan Sahil Güvenliğine sığınmacıları Türk kara sularına geri itme yönünde talimat verdiğini ortaya koymuştu.

Almanya’nın Der Spiegel dergisinin araştırmasında da Yunan sınır muhafızlarının, mültecileri Yunanistan’a ulaşmamaları için açık denize geri ittikleri ve Frontex’in de uluslararası hukuka aykırı bu operasyonlarda yer aldığı ifade edilmişti.

Frontex tarafından kullanılan bir uçağın mültecileri durdurduğu, uçaktaki kamera görüntülerinin Varşova’daki Frontex Genel Merkezine canlı olarak aktarıldığı ancak Frontex’in söz konusu bölgeye mültecilerin kurtarılması için yardım göndermediği belirtilmişti.

Frontex ile ilgili suçlamaların artması üzerine AB Ombudsman Kurumu da ajans hakkında soruşturma başlatmıştı. Ancak ‘dağ fare doğurdu’ ve AB kurumları yaptıkları soruşturmalarda Frontex’i akladı.

Bütün bu yaşananları, Yunanistan’ın mültecilere yönelik uyguladığı geri itmeler konusunda çalışmalar yapan İstanbullu avukat Esin Bozovalı’nın sözleri ile özetlemek mümkün: “Yunan makamları sürekli olarak geri itmelerin yalan haber olduğunu söylüyor. Bir avukat olarak 200’den fazla kişinin karıştığı davaları dinledim. Her göçmen ve mülteci yalan söyleyemez.”

Af Örgütü’nden Yunanistan’a Meriç’teki geri itmelerle ilgili sert eleştiriler

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0