Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Diyanet İşleri’nden “Müslüman zulme meyletmez” hutbesi!

Diyanet Müslüman’ın vasıflarını anlattığı cuma hutbesi, başta başörtülü kadınlar ve çocuklar olmak üzere milyonlarca kişiye yaptığı zulümle tarihe geçen Saray yönetimini akla getirdi. Hutbede Müslüman’ın haksızlığa, zulme ve şiddete asla meyletmeyeceği vurgulandı.

BOLD – Diyanet cuma hutbesinde Müslüman’ın nasıl olması gerektiğini ele aldı. Hutbede, daima hayrın peşinde koşup hayırlı işlerde yarışması gereken Müslüman’ın haksızlığa, zulme ve şiddete asla meyletmemesi gerektiğinin altı çizildi.

İSLAM İNSANI ŞAHSİYETLE İNŞA EDEN DİN

“Müslüman şahsiyeti” başlıklı cuma hutbesinde Diyanet, İslam’ın, insanı şahsiyetiyle inşa eden bir din olduğuna vurgu yapılarak, “İslam’ın ortaya koyduğu ilke ve değerler, bir yandan duygu, düşünce ve davranışlarımızı inşa ederken diğer yandan da kişiliğimizin olgunlaşmasına katkı sağlar. Hayatın anlam ve gayesine, varlığın kökeni ve serüvenine, bilginin kaynağı ve sıhhatine, iyi, kötü ve estetiğe dair tüm sorular, İslam’ın inşa etmek istediği Müslüman şahsiyetinde cevaplarını bulur” denildi.

MÜSLÜMAN’IN AYIRT EDİCİ VASFI GÜZEL AHLAK

Müslüman şahsiyetini oluşturan en önemli imkânın, dünyayı ve ahireti anlamlandıran iman olduğuna vurgu yapılan hutbede, “Müslüman şahsiyetinin sapasağlam olmasında imandan sonra gelen, kulu Rabbine yaklaştıran ibadetler ve ibadetlerin somut neticesi olan güzel ahlaktır. Kişinin maneviyatını besleyen bu iki değer, zihnini ve gönlünü Rabbine bağlamış Müslümanın ayırt edici vasfıdır. İbadet, onun yaratılış gayesi ve kulluğunun özüdür. Güzel ahlak ise zihnini inşa eden ve ona şahsiyet kazandıran yüce davranışların tamamıdır” denildi.

HAKSIZLIĞA, ZULME MEYLETMEYİN

Müslümanlara düşenin Peygamber Efendimizin örnekliğinden ayrılmamak olduğu hatırlatılan hutbede, “Tıpkı O’nun gibi, temelinde tevhid olan, ibadetlerle mayalanan, ahlakla olgunlaşan bir duruş sergilemektir. İslam’ın izzet ve şerefini kuşanmak, zamana ve zemine göre değişmeyen sağlam bir karaktere sahip olmaktır. Daima hayrın peşinde koşmak, hayırlı işlerde yarışmaktır. Haksızlığa, zulme ve şiddete asla meyletmemektir. Başta anne ve babamız, eşimiz ve çocuklarımız olmak üzere hayat bulan her cana şefkat ve merhametle davranmaktır. Resûl-i Ekrem’in (s.a.s) buyurduğu gibi, “Elinden ve dilinden hiç kimsenin zarar görmediği bir Müslüman” olabilmek için gayret göstermektir” denildi.

Karamollaoğlu Saray’ın heyecanını deşifre etti: A haber bile gelmiş

Analiz

AİHM ve AYM kararlarını ‘paspas’ yapan hakimler: Kılıçdaroğlu hesap sorabilecek mi?

Türkiye, 15 Temmuz sonrası uygulanmayan mahkeme kararları ile tanıştı. Hatta Anayasa’ya göre kararları bağlayıcı olan AİHM ve AYM kararları uygulanmadı. Bir süredir bürokratları hukuksuzluklar konusunda uyaran CHP Genel Başkanı, 2 yüksek mahkemenin kararlarını uygulamayan hakimlerden hesap sorabilecek mi?

BOLD ANALİZ – TBMM’de hükumetin 2022 bütçesi üzerine konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’lilere ‘yargıyı mahvettiniz’ diye seslendi. CHP lideri Kılıçdaroğlu, “AYM, AİHM kararını uygulamayanların tamamını temizleyeceğim. Bu memlekete adalet ya gelecek ya gelecek” ifadelerini kullandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) hükümetin 2022 bütçesi üzerine konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, birçok önemli mesajlar verdi.

Kemal Kılıçdaroğlu, bir süredir AKP döneminde kanun dışına çıkan ve hukuksuzluklara imza atan bürokratları uyarıyor. Kılıçdaroğlu’nun bu kez hedefinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamayan hakimler vardı.

AKP’ye “Yargıyı mahvettiniz” diyen CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Bir tek Yargıtay kararının altında imzası olmayan birisi AYM üyesi oldu. AYM, AİHM kararını uygulamayanların tamamını temizleyeceğim. Bu memlekete adalet ya gelecek ya gelecek” ifadelerini kullandı.

15 TEMMUZ’DAN SONRA BİR İLK: AYM VE AİHM KARARLARI UYGULANMADI

Kılıçdaroğlu’nun ‘yargıyı mahvettiniz’ sözleriyle özetlediği AKP hükumeti ile Türkiye, 15 Temmuz’dan sonra birçok hukuksuzlara, insan hakları ihlallerine, toplu yargılamalara, işkencelere, adam kaçırmalara ve bir grubun nefret öğesi haline getirilerek soykırımına şahit oldu.

Ancak 15 Temmuz’da Türkiye belki tarihinde ilk kez uygulanmayan mahkeme kararları ile karşılaşmaya başladı. Ve bu uygulanmayan kararlar Anadolu’nun ücra köşesindeki bir yerel mahkemenin değil yargının en tepesindeki Anayasa Mahkemesi’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası anlaşmalarla yarım yüzyıldır yargı yetkisini kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları idi.

AYM KARARLARININ BAĞLAYICILIĞI

Anayasa Mahkemesi, Anayasanın “Yargı” başlığının taşıyan “Üçüncü Bölüm”ünde “II Yüksek Mahkemeler” başlığı altında 146-153. maddelerinde düzenlenmiştir. Anayasanın 153. maddesinin son fıkrasına göre “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”

153. maddedeki hükmün herhangi bir istisnası bulunmamaktadır. Dolayısıyla mahkemeler ve kamu gücünü kullanan diğer organlar Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamaktan veya gereğini yerine getirmekten kaçınamaz.

Anayasanın yargı kararlarına ilişkin genel düzenlemesi olan 138. maddesine göre de “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.“

Anayasa Mahkemesi’nin yapılan bireysel başlvurulara ilişkin ihlal kararı, bir kişinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokolleri kapsamındaki anayasal haklarının ihlal edildiğini tespit eder. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi Kanununun 50. maddesinin birinci fıkrasına göre de “ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir.” Yani? İhlal kararı verip bırakmaz, ihlalin ortadan kaldırılması gereğine de hükmeder. Bu da yetmez, ihlalin sonuçlarının da ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmeder.

Aynı madedenin ikinci fıkrasında da “Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir… Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde … karar verir.”

AİHM KARARLARININ BAĞLAYICILIĞI

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 47 üyesi bulunan Avrupa Konseyinin yargılama organıdır. Üyesi bulunduğumuz ve ilk kurucularından olduğumuz Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) hazırladı. Türkiye, bu sözleşmenin ilk imzacılarından biri oldu, iç hukukumuza 1954 yılında dahil edildi.

Anayasanın 90. maddesine göre usulüne göre yürürlüğe giren uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir. Kanunlar da bağlayıcıdır.

Yani, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bir Türkiye Cumhuriyeti Kanunu’dur, Anayasanın 7. maddesi anlamında yasama yetkisinin kullanılmasıyla ortaya çıkmış olup, tüm kamu kuruluşları, yürütmeyi, mahkemeleri, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.

Türkiye, 1989 yılında da AİHM’nin bağlayıcı yargı yetkisini kabul etti.

Anayasanın 90. maddesinin son fıkrasına göre, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hukuk uygulamasında kanunlardan üstündür ve Anayasanın 148. maddesinin 3. fıkrası uyarınca içtihatları Anayasa Mahkemesi içtihatlarını da biçimlendirir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesinin birinci fıkrasına göre üye devletler taraf oldukları her davada AİHM’nin kesin kararlarına uymayı taahhüt ederler. Bu taahhüt, Türkiye Cumhuriyeti Kanununu olduğu için yasal bir taahhüt, Sözleşme olduğu için de uluslararası bir taahhüttür.

Bu nedenlerle AİHM içtihadını bağlayıcı görmemek, bu nedenle, hem Türkiye Cumhuriyeti yasalarını hem de uluslararası hukuku yok saymaktır.

AYM VE AİHM KARARLARI YENİDEN YARGILAMA SEBEBİDİR

Sonuç olarak, AYM ve AİHM kararları bağlayıcıdır. Bu bağlayıcılık esasa ilişkin bir bağlayıcılıktır aynı zamanda. İlk derece mahkemelerinin veya diğer devlet organlarının AYM ve AİHM kararlarıyla tespit edilen ihlalleri ve sonuçlarını ortadan kaldırıp kaldırmama, buna uyup uymama gibi bir takdir yetkileri de yoktur.

AYM ve AİHM ihlalin ortadan kaldırılmasına ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmettiği durumda, yargılamanın yenilenmesi gerekir.

Ancak 15 Temmuz sonrası Türkiye, AYM ve AİHM karalarını uygulamayan mahkemeleri, bir davada yüksek mahkemeler ihlal kararı verilmişse uyduruk gerekçelerle açılan ikinci ve hatta üçüncü davaları, tutukluluğun sona erdirilmesi kararı verilmişse bekleyen başka dosyalardan  verilen alelacele kararları gördü.

İşte, uygulanmayan yüksek mahkeme karaları, hukukun, anayasanın, yasaların ve Türkiye’nin imzacısı bulunduğu uluslararası sözleşmelerin ayaklar altına alındığı bazı yargılama süreçleri.

OSMAN KAVALA: BİR DAVADAN TAHLİYE EDİLDİ, İKİNCİ DAVADAN SAATLER SONRA TUTUKLANDI

Osman Kavala

İş adamı Osman Kavala, 1 Kasım 2017’de Gezi Parkı Davası’ndan tutuklandı. AİHM, Aralık 2019’da verdiği bir kararla Kavala’nın tutuklanması ve tutuklu yargılanmasının onu susturmak ve diğer insan hakları savunucularının cesaretini kırmak amaçlı olduğunu belirterek, Türkiye hükümetinden Kavala’nın bir an önce serbest kalması için gerekli önlemleri alması çağrısında bulundu.

Bu arada Kavala tutuklu yargılandığı Gezi davasından Şubat 2020’de beraat etti ve hakkında tahliye kararı verildi. Ancak bu karardan birkaç saat sonra hakkında 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili soruşturma çerçevesinde tekrar tutuklama kararı çıkarıldı. Şubat 2021’de bu dava Gezi davası ile birleştirildi.

Sonuçta Kavala Gezi davasından beraat ettirilip tahliye edilmesiyle bir anlamda AİHM kararı yerine getiriliyor ancak bir kez daha tutuklanarak da AİHM kararı boşa düşürülmüş oluyordu. Kısaca Kavala’yı salıvermemek adına hukuk ayaklar altına alınıyordu.

Türkiye’nin itirazı üzerine yapılan temyiz incelemesi sonucunda da AİHM’nin kararı Mayıs 2020’de kesinleşti.

AVRUPA KONSEYİ, TÜRKİYE İÇİN İHLAL PROSEDÜRÜ BAŞLATTI

Avrupa Konseyi’nin karar organı olan Bakanlar Komitesi, AİHM’nin kesinleşmiş mahkeme kararlarının uygulanıp uygulanmadığını denetliyor.

Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin Kavala davasında gerekli adımları atması için 8 kez karar aldı ancak AKP hükumeti ve ilgili mahkemeler kararı uygulamayı reddetti.

Sonuç olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu yıl Aralık ayı başında AİHM’nin iş insanı Osman Kavala’nın serbest bırakılması kararını uygulamayan Türkiye için ‘ihlal prosedürü’ başlattı. Türkiye, böylece, 2010’dan bu yana Azerbaycan’dan sonra bu sürece tabi tutulan ikinci ülke oldu.

Bakanlar Komitesi’nde yapılan oylamada, 47 üyeli konseydeki 35 ülke “ihlal prosedürü” başlatılmasına destek verdi.

Avrupa Konseyi, Türkiye’den 19 Ocak’a kadar görüşünü iletmesini istedi. Kavala davasında bir sonraki duruşma ise 17 Ocak’ta.

Bakanlar Komitesi, böylece Türk hükümetine ihlal prosedüründen ve prosedür sonucunda olası yaptırımlardan kurtulmak için bir fırsat daha sunmuş oldu.

Bakanlar Komitesi, Türkiye ile ilgili ihlal prosedürü kapsamında Türkiye’nin göndereceği görüşü ve 17 Ocak’taki duruşma kapsamında alınacak kararı 2 Şubat 2022’deki toplantısında karara bağlayacak.

Eğer Türkiye, 17 Ocak’ta Kavala’nın serbest kalmasını sağlar ve hakkındaki suçlamaları düşürürse ihlal prosedürünün ikinci aşamasının uygulanmasına gerek kalmayacak.

Aksi halde Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin vereceği görüşle birlikte gerekçeli kararını oluşturacak ve yine bir oylama sonucunda üçte iki çoğunluğu bulması durumunda AİHM’e resmi bildirimi yapacak ve süreci başlatmış olacak.

Bakanlar Komitesi, AİHM’den “Yükümlülük yerine getirilmemiştir” şeklinde bir bildirim alması durumunda Türkiye’ye uygulanacak tedbirleri ele alacak. Bunlar arasında söz konusu ülkenin oy hakkının veya üyeliğinin askıya alınması ve hatta üyelikten çıkarılması da yer alıyor.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ: BİR DAVADAN TAHLİYE EDİLDİ, İKİNCİ DAVADAN MAHKUMİYET VERİLDİ

Selahattin Demirtaş

HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, 4 Kasım 2016’da HDP’li vekillere yönelik operasyonda “örgüt üyesi olmak”, “örgüt adına suç işlemek” iddialarıyla gözaltına alındı ve ardından tutuklandı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Demirtaş hakkında 514 sayfalık iddianame hazırladı. Ocak 2017’de kabul edilen iddianamede, 142 yıla kadar hapis cezası istendi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş için avukatları, Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ancak sonuç alamadı. Demirtaş’ın avukatları bu kez dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı. AİHM, 20 Kasım 2018 tarihinde verdiği kararda, Demirtaş’ın hiçbir gerekçe gösterilmeden uzun süre tutukluluk halinin devam etmesini hukuka aykırı buldu ve keyfi bir şekilde süren tutukluluk nedeniyle ihlal kararı verdi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kararın ardından, “AİHM kararları bizi bağlamaz” açıklaması yaptı. AİHM “derhal tahliye” demiş olsa da, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi tahliye başvurusunu, 30 Kasım 2018’de AİHM kararının henüz kesinleşmemiş olmasını gerekçe göstererek reddetti.

4 Aralık 2018’de “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla verilen 4 yıl 8 ay hapis cezasının onanmasıyla Demirtaş hüküm giyince, AİHM kararı boşa düşmüş oldu.

ŞÜPHELİ OLMADIĞI DAVADAN MÜKERRER SUÇLAMA İLE İKİNCİ KEZ TUTUKLANDI

Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, “silahlı terör örgütüne üye olmak”tan yargılandığı ve dört yıldır tutuklu bulunduğu ana davadan Demirtaş hakkında 2 Eylül 2019 tarihinde tahliye kararı verildi. Tahliye kararının ardından avukatları, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne mahsupluk başvurusunda bulundu.

Bu karardan iki hafta sonra AİHM Büyük Dairesi’nde hem Demirtaş’ın avukatlarının hem de hükümetin AİHM kararına itiraz etmesi nedeniyle bir duruşma yapıldı. Bu duruşmadan iki gün sonra mahsup talebi kabul edildi ve Demirtaş’ın serbest kalmasının önü açıldı. Ancak 20 Eylül 2019’da şüpheli olmadığı Kobani dosyasından ve mükerrer bir suçlama nedeniyle ikinci kez tutuklandı. Demirtaş’ın bu dosyadan da tutukluluğu 2 yılı geçmiş durumda.

AİHM BÜYÜK DAİRE KARARI: DERHAL SERBEST BIRAKILMALI

AİHM’nin 30 Kasım 2018’de verdiği Demirtaş kararını, Türkiye temyiz etti. AİHM’nin 17 yargıçlı Büyük Dairesi, Demirtaş hakkındaki nihai kararını 22 Aralık 2020 tarihinde verdi ve “Demirtaş derhal serbest bırakılmalı” dedi.

AİHM’nin Büyük Dairesi, Demirtaş dosyasında AİHS’nin birçok maddesinin ihlal edildiğini de belirtti.

TÜRKİYE İÇİN BİR İHLAL PROSEDÜRÜ DE DEMİRTAŞ İÇİN BAŞLATILABİLİR

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM’nin 2020 yılı sonunda aldığı kesin karar sonrası bu yıl mart ve eylül aylarında konuyu görüştü ve Selahattin Demirtaş’ın AİHM kararı gereği “derhal serbest bırakılmasını” talep etti. Ancak Demirtaş’ın serbest bırakılması için Ankara’ya yaptığı çağrılar sonuçsuz kaldı.

Avrupa Konseyi’nin icra organı olan Bakanlar Komitesi, Aralık ayında yaptığı son toplantıda da Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması talebine yer verilen bir ara karar aldı.

Bakanlar Komitesi bu ara karar sonrası Demirtaş dosyasını Mart 2022’deki AİHM gündemli toplantıda yeniden ele alacak.

Kavala dosyasında 8 kez Türkiye’yi uyaran ve daha sonra “ihlal prosedürü” başlatan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, Demirtaş dosyası nedeniyle de Ankara için ‘ihlal prosedürü’ başlatabileceği ifade ediliyor.

ERDAL TERCAN: AYM REDDETTİ, AİHM İHLAL KARARI VERDİ

Erdal Tercan

Anayasa Mahkemesi üyesi Erdal Tercan, 15 Temmuz’dan hemen sonra “terör örgütüne üye olduğu” gerekçesiyle tutuklandı. Tercan, 2019 yılı nisan ayında 10 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı.

2011’den 2016’ya kadar üyesi olduğu Anayasa Mahkemesi, Tercan’ın yaptığı bireysel başvuruyu reddetti.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, eski Anayasa Mahkemesi üyesi Erdal Tercan’ın yaptığı başvuruyla ilgili olarak 29 Haziran 2021’de Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetti.

Tercan’ın 2018 yılında yaptığı başvuruyu karara bağlayan AİHM, Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin 1. ve 3. fıkralarıyla, 8. maddenin Türkiye tarafından ihlal edildiğine hükmetti.

Tercan’a 20 bin Euro tazminat ödenmesine karar veren AİHM gerekçeli kararında, gözaltı ve tutukluluğun makul gerekçe ve somut delillere dayandırılmadığı görüşünü dile getirdi.

Kararda, duruşma öncesi tutukluğunun 2 yıl 8 ay sürmesinin de makul sürenin ötesinde olduğu yorumu yapılırken, Anayasa Mahkemesi Genel Kurul kararı beklemeden eski üyenin evinin aranmasının da yine insan hakları ihlali teşkil ettiği değerlendirmesinde bulunuldu.

AİHM’nin verdiği ihlal kararı iç hukuka göre bir yeniden yargılama sebebi. Ancak Tercan hakkında şu ana kadar verilmiş bir yeniden yargılama kararı bulunmuyor.

ALPARSLAN ALTAN: AİHM, KESİN İHLAL KARARI VERDİ

Alparslan Altan

Anayasa Mahkemesi Başkanvekili ve üyesi Alparslan Altan da 15 Temmuz’dan hemen sonra aynı suçlamalarla gözaltına alındı ve 16 Temmuz’da tutuklandı. . Anayasa Mahkemesi, 4 Ağustos 2016’daki oturumunda Altan’ın üyelikten ihraç edilmesi yolunda karar aldı.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 6 Mart 2019’da aldığı kararda, Alpaslan Altan’a 11 yıl 3 ay hapis cezası verdi.

AİHM, Altan’ın 2017 yılında yaptığı başvuruyla ilgili olarak 2019 yılı nisan ayında kararını aldı. Yüksek mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin eski Başkanvekili ve üyelesi Alparslan Altan’ın yaptığı başvuruyla ilgili olarak Türkiye’nin insan hakları ihlalinde bulunduğuna hükmetti.

AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1. fıkrasını ihlal ettiğine hükmetti.

Türkiye karara itiraz etti. Ancak AİHM’nin temyiz başvurularının ilk incelemesini yapan 5 hukukçudan oluşan paneli, 2019 yılı Eylül ayında Türk hükümetinin Alparslan Altan ile ilgili verdiği karara yaptığı itirazı kabul etmedi.

Bu karar gereği, Türk hükümetinin, Alparslan Altan’ın yaptığı başvurunun temyiz mahkemesi niteliğindeki 17 yargıçtan oluşan Büyük Dairede görülmesinin önü kapandı ve AİHM kararı kesinleşti.

Ancak yeniden yargılama sebebi olan AİHM’nin bu kesin kararı da tamamen gözden gelinerek Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2021 yılı Şubat ayında aldığı kararla Altan’ın mahkumiyet kararını onadı.

MEHMET ALTAN: AYM VE AİHM İHLAL KARARI VERDİ, TAHLİYE EDİLMEDİ

Mehmet Altan

Akademisyen ve yazar Mehmet Altan, 22 Eylül 2016’da tutuklandı. Anayasa Mahkemesi 11 Ocak 2018’de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise 20 Mart 2018’de ihlal ve tahliye kararlarını açıkladı. Ancak Altan, AYM ve AİHM kararlarına rağmen beş buçuk ay daha tutuklu kaldı ve 7 Haziran 2018’de tahliye edildi.

Altan’ın avukatları, AYM ve AİHM kararlarına karşın tahliye kararı vermemesiyle hukuka ve anayasaya aykırı hareket ettiği ve açık yasa hükümlerine aykırı yargısal faaliyetleri gerekçesiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı’na tazminat davası açtı. Davalar halen devam ediyor.

Gizli raporla fişlendi, görev yaptığı cezaevinde hapis yattı: KHK’lı gardiyan nasıl beraat etti?

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Öfke nöbetleri geçiren otizmli Tarık’ın annesi: Babasının tutuklanması oğlumu mahvetti

Çok sevdiği babasından 22 ay önce ayrılmak zorunda kalan otizmli ve zihinsel engelli Hamza Tarık, öfke nöbetleri geçiriyor. Oğlunu artık kontrol etmekte zorlandığını söyleyen Hülya Durmuş, “Babasının yanında olmaması oğlumu mahvetti.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında iki yıldan fazla Buca Kırıklar F Tipi Cezaevinde tutuklu olan İbrahim Durmuş’un otizmli oğlu Hamza Tarık Durmuş, babası tutuklandığı günden beri öfke nöbetleri geçiriyor. Oğlunun hastalığının gün geçtikte ilerlediğini söyleyen anne Hülya Durmuş, “Babasının yanında olmaması onu mahvetti. Yıllarca bir sürü paralar harcayarak bir yere getirmeye çalıştığımız Tarık en dibi gördü. Çünkü babasını çok seviyor. Yanından hiç ayrılmıyordu. Her gün saatlerce babasıyla yürüyüş yapardı. Rutini bozulmuştu.” dedi.

İÇ KANAMA GEÇİRDİ

Elleriyle kulak kepçesine şiddetli bir şekilde vurduğu için iç kanama geçiren ve 9 Eylül Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılan Tarık’a 6 doktor narkoz vermekte zorlandı. Annesi de ameliyathaneye girmek zorunda kaldı. “O geceyi asla unutmam” diyen Hülya Durmuş, “Ameliyathane kapılarında tek başıma olan çaresizliğim. Yalnızlığım. Hem ağlıyor hem de İbrahim neredesin neredesin diyordum. Tarık ameliyattan çıktı. Bana ameliyathane kıyafetleri giydirip içeri aldılar. Ayılırken siz başında olun krize girmesin dediler. Odaya çıkana kadar damar yolu vs çıkarıp atmıştı. Öfke nöbeti bir türlü geçmediği için yatağa bile bağladılar.” ifadelerini kullandı.

BABA TUTUKLU, ANNE KANSER

16 yaşındaki zihinsel engelli Hamza Tarık Durmuş’la doğduğundan beri babası yakından ilgileniyordu. Birlikte vakit geçiriyor ve uzun yürüyüşler yapıyorlardı. Annesinin ifadesiyle Tarık’ın eğitimi için yıllarca maddi-manevi çok uğraştılar. Ancak tüm çabaları İbrahim Durmuş‘un 24 Ağustos 2019’da tutuklanmasıyla çöpe gitti. Babasını çok seven Tarık, birdenbire ondan ayrıldığı için öfke nöbetleri geçirmeye başladı. Üstüne bir de annesinin 2018 yılında kanser olup yatağa düşmesi onu daha da agresifleştirdi.

Sosyal hayatta yaşadıkları ise daha zordu. Kendisine, kardeşine, etrafına zarar veren Tarık’ı annesi kayıt yaptırdığı spor okulundan krizleri arttığı için almak zorunda kaldı. Rehabilitasyon merkezi eğitim vermek istemedi. Kiralık ev bulmaları bile zorlaştı. Otizmli oğlu olduğunu öğrenen ev sahipleri Hülya Durmuş’a ev vermekten vazgeçti. Akrabaları ise “Karı-koca tutuklanırsa Tarık’ı yanınıza alın, biz bakamayız” dediler.

İki yıldır yaşadığı eziyeti dün yazdığı mektupta dile getiren ve Bold Medya’ya gönderen Hülya Durmuş, “Sonuç olarak ben kanser kontrol hastasıyım. Tarık’ta sıkıntılar aynı şekilde devam ediyor. Pandemiden dolayı 22 aydır babasını göremiyor. Burak görüşlere gitmek istemiyor. Ben çaresizce bu günlerin bir an önce bitmesi için dua ediyorum.” diye yazdı.

SUÇU: YAMANLAR KOLEJİ’NDE ÖĞRETMEN OLMAK!

İbrahim Durmuş, Körfez Dershanelerinde görev yaptığı için 7 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Eşi tutuklandıktan sonra lenf kanserine yakalanan Hülya Durmuş kanseri atlattığı dönemde 23 Ekim 2018’de gözaltına alındı. Bir gün nezarette kaldıktan sonra serbest bırakılan Durmuş mektubunda ifade verirken polislere “Benim suçum ne, ben bu millete, devlete ne yaptım?” diye sorduğunu, kendisine “Yamanlar Koleji’nde öğretmen olman” diye cevap verildiğini aktardı.

HÜLYA DURMUŞ’UN 6 ARALIK 2021 TARİHLİ MEKTUBU

Merhabalar
Ben Hülya Durmuş. 41 yaşında 2 çocuk annesiyim ve Biyoloji öğretmeniyim. Eşim İbrahim Durmuş 23 Temmuz 2019 yılında gözaltına alındı. Ve tutuklandı. 2 yıldan fazladır Buca Kırıklar F Tipi Cezaevinde. Körfez dershanesinde öğretmen olduğu için tutuklandı.

Eşim gittiğinden beri çok çok zor günler geçiriyoruz. Aslında Eşim ve benim için hayat zaten zordu. Büyük oğlum Hamza Tarık Durmuş (16) otizmli olarak dünyaya geldi. Maalesef % 98 ağır otizmli ve zihinsel engelli. Tarık daha iyi bir eğitim alsın istedik ve İzmir’e taşındık. Eşim Körfez dershanesinde ben Yamanlar Kolejinde çalışıyorduk. Otizmli bir çocuğun derdini anlamak, onu sakinleştirmek, isteklerini yerine getirmek çok çok zor. Yaşayan bilir. Biz bu dünyada zaten rahat yaşamıyorduk. Oğlum bir şey öğrensin, bir davranış problemini bıraksın diye canımızı verdik. Maalesef zalimler bizde can da bırakmadı.

İşimizi kaybetmiş ne yapacağımızı şaşırmış bir şekilde günlerimiz geçmeye başladı. Bu arada 2015 yılında 2. oğlum Burak dünyaya gelmişti. Hem küçük bebek, hem otizmli bir çocuk, hem de eşime ya da bana bir şey olursa Tarık ne olur diye kaygı yaşarken 2018 yılında 4. Evre lenf kanseri olduğumu öğrendim. O günler benim için daha zor bir hale gelmişti. 8 kemoterapi aldım. Kanser tüm vücuduma yayılmıştı. Annem ve kız kardeşim bana ve çocuklarıma bakmak için İzmir’e taşındılar. Tarık benim sürekli yatmamdan bile rahatsız oluyordu. O zamana kadar bana hiç vurmayan oğlum artık bana el kaldırmaya başladı. Bu durum onu çok kaygılandırıyordu sanırım. Yataktan kalkamaz haldeyken bile Tarık’ın ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyordum. Çünkü annemi ve kız kardeşimi dinlemiyordu. En çok da beni üzen 2 yaşındaki küçük oğlumun Tarık krize girdiğinde masanın altına saklanmasıydı. Sağlıklı çocuğumu kaybetmek istemiyordum çünkü.

Pandemiden önce birkaç rehabilitasyon merkezi ile görüştük. Maalesek Tarık’ı almak, eğitim vermek istemediler. 1,5 yıl önce spor okuluna kayıt yaptırdım. Orda da 1 yılın sonunsa krizler daha da arttı. Okuldan almak zorunda kaldım.

Burak abisinden çok korkuyordu. Aylarca süren tedavi sürecimde sona geldik derken 23 Ekim 2018 yılında gözaltına alındım. Yani kanserden kurtulduğumu bilmiyorduk. Allah’ım dertleri bile sıraya koyuyor sanırım. 1 gün göz altında kaldım ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldım. Emniyette polislere direk şunu sormuştum. Benim suçum ne, ben ne yaptım bu millete, devlete. Bana verilen cevap “Yamanlarda öğretmen olman” Yani suçum öğretmen olmak. Sadece ÖĞRETMEN.

2 yıldan fazla süren dava sürecinde beraat ettim. Yaklaşık 9 ay sonra eşim gözaltına alındı ve tutuklandı. Tarık’la bir başıma kalmıştım. Öfke nöbetleri git gide artarak devam etti. Arabanın camını, evin camını kırdı. 3 ayrı TV’yi kırdı. (Evde, sokakta, okulda yarı çıplak dolaşmaya başladı. Ayakkabı giydiremiyorduk) Artık zapt edemiyordum. Okuldaki öfke nöbetlerinde sürekli sakinleştirme odasına alıyorlardı. Hele bir gün almaya gittiğimde o odada yarı çıplak kakasını yapmış tek başına bekliyordu. Ağlaya ağlaya oğlumu temizlemiştim. Tarık artık kakasını eline yüzüne sürmeye başlamıştı. Hatta ağzına bile götürüyordu.

Babasının yanında olmaması onu mahvetmişti. Yıllarca bir sürü paralar harcayarak bir yere getirmeye çalıştığımız Tarık en dibi görmüştü. Çünkü babasını çok seviyor. Yanından hiç ayrılmıyordu. Her gün saatlerce babasıyla yürüyüş yapardı. Rutini bozulmuştu. Elleriyle sürekli suratına vuruyordu. Kulak kepçesi şiddetli vurmaktan iç kanama oldu. 9 Eylül Üniversitesi Hastanesine sevk ettiler. (28 Temmuz 2021) Acil ameliyata alındı. 6 doktor bir narkozu vermekte bile zorlandılar.

Ameliyathaneye beni de aldılar. O geceyi asla unutamam. Ameliyathane kapılarında tek başıma olan çaresizliğim. Yalnızlığım. Hem ağlıyor hem de İbrahim neredesin neredesin diyordum. Tarık ameliyattan çıktı. Bana ameliyathane kıyafetleri giydirip içeri aldılar. Ayılırken siz başında olun krize girmesin dediler. Odaya çıkana kadar damar yolu vs çıkarıp atmıştı. Öfke nöbeti bir türlü geçmediği için yatağa bile bağladılar.

Tarık aylarca evde kaldı. Ben her gün hasta halimle 2 saat yürüyüş yaptırdım. Şu an yeni bir spor okuluna kayıt yaptırdık. Bu arada özel odada da kalmıyorduk. Tarık erkek diye 4 gün boyunca erkeklerin olduğu odada kaldık. Özel oda yok dediler. Tarık’ın ilaçlarını ben veriyor, ateşini ben ölçüyor, tansiyonuna ben bakıyordum. Çünkü kimseyi yanına yaklaştırmıyordu. 4 günün sonunda dayanamayıp imza atarak hastaneden ayrıldık. Yaklaşık 2 aydır da cilt hastalığı ile uğraşıyoruz. Tarık’ın vücudu sürekli tepki veriyor. Bunların hepsini babasının yanında olmamasına bağlıyorum.

Ben Tarık’la  uğraşırken küçük oğlum 1. sınıfa başladı. Kendi kendine büyüyor. Çünkü Tarık’la ilgilenmekten Burak’la tam anlamıyla ilgilenemiyorum. Bu durum beni çok üzüyor. Burak’a babasının resmini gösteremiyorum. Gördüğü anda ağlama krizine giriyor. “Baba baba” diye bağıra bağıra ağlıyor. Yavrularımı bu hala koyanlar Allah’a havale…

Eşim gittikten sonra durduğumuz ev satıldı. Taşınırken çok zorlandım. Maalesef şu an durduğum ev de satıldı. Bu kış gününde buradan da çıkmak zorundayım. Bu işlerin hepsini 3 kadın (Annem, ben ve kız kardeşim) halletmeye çalışıyoruz. Maalesef eşimin ailesi hiç destek olmadığı gibi çok kötü sözler bile söylediler. En acısı da eşimin babası “Karı-koca sizi tutuklarlarsa Tarık’ı da yanınıza alın biz bakamayız” dedi.

Eşim tutuklandıktan sonra da çok eziyet ettiler. Eşime 4 duvar arasında çok acı sözler söylediler. Aylarca kendine gelemedi. “Allah büyüktür” deyip sustuk. Yapacak bir şey yok çünkü. Zaten dipsiz bir kuyunun içinde debeleniyoruz. Maddi-manevi bir imtihan içindeyiz. Sağlığımızla ayrı uğraşıyoruz. En yakınımız da böyle yapınca imtihanımız bir kat daha arttı.

Eşim cezaevinde bir ameliyat geçirdi. 1 gece hastanede yatmadan cezaevine geri getirdiler. Öyle bir ortamda iyileşme süreci de gecikti. (Prostat ameliyatı). Sonuç olarak ben kanser kontrol hastasıyım. Tarık’ta sıkıntılar aynı şekilde devam ediyor. Pandemiden dolayı 22 aydır babasını göremiyor. Burak görüşlere gitmek istemiyor. Ben çaresizce bu günlerin bir an önce bitmesi için dua ediyorum.

Vesselam…

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Gizli raporla fişlendi, görev yaptığı cezaevinde hapis yattı: KHK’lı gardiyan nasıl beraat etti?

Bandırma 2 Nolu T Tipi Cezaevinde 3 yıl infaz koruma memuru olarak görev yapan Fırat Çelik, cezaevi müdürünün hakkında yazdığı gizli rapor nedeniyle tutuklandı. Görev yaptığı cezaevinde 6 ay hapis yattı. Tüm suçlamalardan beraat eden ve tazminat kazanan Çelik, “Bu tazminatla, devlet bu yaşananların mağduru olduğumuzu ilan etti. Biz aslında kendi mahkemelerinde kendi kurdukları senaryodan aklanmış olduk.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

KHK’lı infaz koruma memuru Fırat Çelik, 15 Temmuz’dan sonra görev yaptığı cezaevi müdürünün, hakkında yazdığı “gizli” ibareli rapor nedeniyle tutuklandı. Çalıştığı cezaevinde 6 ay hapis yattı. İddianamesine suç delili olarak, evinde bulunan Hz. Muhammed adlı ince bir kitap örgüt dokümanı olarak girdi. Bir de 156 TL para bulunan Bank Asya hesabı “terörist” ilan edilmesine yetti.

MAVİ DOSYA TUTTU

Hakkındaki tüm suçlamalardan 22 Mayıs 2019’da beraat eden Çelik, hukuksuz bir şekilde tutuklandığı için üç ay önce 24 bin TL tazminat kazandı. “Tazminatın miktarı önemli değil. Bu tazminatla devlet aslında bu yaşananların mağduru olduğumuzu kendileri ilan etmiş oldu. Biz aslında kendi mahkemelerinde kendi kurdukları senaryoyla aklanmış olduk.” diyen Çelik, yaşadığı süreçle ilgili tüm bilgi ve belgeleri mavi bir dosyada topladı.

Uluslararası hukuk önünde hakkını aramaya devam edeceğini belirten Çelik, “Cezaevi raporları, tutuklanma kararları ve benim itirazlarım, savunmalarım var bu dosyada. Gizli raporlarla işlerimizden atılmamıza sebep olanlar başta olmak üzere hukuk önünde mücadele etmeye devam edeceğim.” ifadelerini kullandı.

TEKSTİL ALANINDAN GARDİYANLIĞA

İstanbul doğumlu Fırat Çelik (39), üniversite eğitimini kamu yönetimi ve tekstil olmak üzere iki alanda tamamladı. Uzun bir süre tekstil sektöründe laboratuvar sorumlusu olarak çalıştı. 2013 yılında ise memur olmaya karar verdi.

Mart 2013’te Balıkesir Bandırma 2 Nolu T Tipi Cezaevinde infaz koruma memuru olarak göreve başladı. Daha önce Uyuşturucuyla Mücadele Federasyonu’nda gönüllü olarak görev yapan Çelik, bu alandaki tecrübelerini cezaevinde değerlendirmek istedi. Ancak cezaevinin alt yapısı yeterli olmadığı için sunduğu projeler çok beğenilmesine rağmen hayata geçirilemedi.

15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra ise, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 10 Ağustos 2016’da gözaltına alındı. O gün evine gelen polislerin kapıdan girer girmez yaptıkları ilk iş kütüphanenin önüne oturup tek tek kitaplara bakmak oldu. Hz. Muhammed adlı kitapla birlikte gözaltına alınan Çelik, 17 meslektaşıyla birlikte 7 gün gözaltında kaldı. 17 Ağustos 2016’da tutuklandı. Çünkü cezaevi müdürü, Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla haklarında gizli bir rapor hazırlamıştı.

RAPORDA DÖRT MÜDÜRÜN İMZASI VAR

Ömer Ateş, Reşat Şengöz, Ruhiye Künü ve Zafer Künü olmak üzere 4 cezaevi müdürünün imzası olan 2 Ağustos 2016 tarihli raporda Fırat Çelik ile ilgili düşülen not “Adı geçenlerin cemaate bağlı evlere gittikleri, bu yönde faaliyette bulundukları duyumu alınmıştır. Ancak herhangi bir belgeye rastlanılmamıştır.” şeklindeydi. Diğer 16 kişi hakkında da benzer ifadeler vardı.

Bandırma Sulh Ceza Hakimi Faruk Kantar, sırf bu belgeye dayanarak 17 kişiden 9’unun tutuklanmasına karar verdi. Diğer 8 kişi arasında bulunan hamile bir kadına ise “Seni tutuklayamadım ama eşini alacağım.” dedi.

30 Ocak 2017’de tahliye edilen Fırat Çelik, yurtta çalıştığı için eşi Ayfen Çelik hakkında da arama kararı olduğunu öğrenince kendilerine bir yaşam hakkı tanınmadığı için Türkiye’den ayrılmaya karar verdi. Temmuz 2018’de 7,5 aylık hamile eşiyle birlikte Meriç Nehri’ni geçip Almanya’ya sığındılar.

29 Ekim 2016’da çıkarılan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Çelik, yaşadıkları tüm süreci ve hukuk mücadelesini Bold Medya’ya anlattı.

Şu anda 3 yaşında olan Yusuf, Meriç Nehri’ni annesinin karnında geçti ve Almanya’da erken doğumla dünyaya geldi.

“BİR DAKİKA BENİ TUTUKLAYAMAZSINIZ”

Fırat Çelik: “Hakim karşısına çıkana kadar 7 gün zor şartlarda gözaltına kaldık. Tutuklama kararı çıkınca bir dakika beni tutuklayamazsınız, dedim. Öyle deyince beklenmedik bir an oldu. ‘Neden?’ diye şaşırdı hakim Faruk Kantar. Beni hangi somut neye istinaden tutuklayacaksınız deyince, hiç unutmuyorum ‘Mevcut yasalarımızda bulunan makul şüpheye dayanarak, sizi şüpheli görüyorum ve tutuklamak istiyorum’ dedi.

“CEZAEVİNE GÖTÜRÜLDÜĞÜMDE BİZİ MESLEKTAŞLARIMIZ KARŞILADI”

Çalıştığım kurumda tutuklanmış olduk. Gece yarısı cezaevine götürüldüğümde bizi arkadaşlarımız karşıladı. Bazı arkadaşlar bu manzaradan dolayı çok utandılar. Bazı arkadaşlarımız konuşamadılar, yutkundular. Öyle korku ikliminde herkes artık böyle bir ortama hazırladı. 15 Temmuz’dan hemen sonra cezaevinin savcıları tutuklanmaya başladı. Çok sevilen insanlardı. Cezaevi içinde mütevazilikleriyle tanınıyorlardı. Onları görünce hepimiz şok olmuştuk.

“SENİ ALAMADIM AMA EŞİNİ TUTUKLAYACAĞIM”

Hakim Faruk Kantar’ın o sözünden sonra ben yüzüne bakarak güldüm açıkçası. Hiçbir hukuki delile dayanmayarak keyfi olarak tutukladığını ifade etti. Gözaltında kaldığımız süre içerisinde bir bayan arkadaşımız vardı, hamileydi, sabaha kadar ağladı. Aynı hakim onun yüzüne ‘Seni alamadım ama eşini tutuklayacağım’ demiş olması bu sürecin ne kadar suni, gerçekçi bir süreç olmadığını gösterdiği için cezaevine korkuyla girmedik.

“KOĞUŞTA 6 DOKTOR VARDI, HASTALANAN İKM’LER MUAYENEYE BİZİM KOĞUŞA GELİYORDU”

Çalıştığımız ortamda yatmış olmak tabi ki çok farklı bir duygu, bu tarif edilemez. İçeride memurlar, polisler, emniyet müdürleri, doktorlar, cezaevinin üst kademelerinde çalışan insanlar var. Siz de öyle bir ortamda kalmış oluyorsunuz. Balıkesir Kepsut Cezaevine sevk edildiğimde -51 gün kaldım orada- koğuşta 6 doktor vardı. Kış ayıydı ve hava çok soğuktu. Çok insan hastalanmıştı. İnfaz koruma memurları, Balıkesir’de ve çevresinde doktor bulamadıkları zaman bizim koğuşa muayene olmaya geliyordu. Koğuştaki doktorlar Balıkesir ve çevresinde tutuklanan, yaşlı ve tecrübeli doktorlardı.

“HÜCRE VE HASTANE SORUMLUSUYDUM, KAMERA ODASINDA GÖREV YAPTIM”

Ben cezaevinde çalışırken hastane sorumlusuydum, hücrelerden sorumluydum. Aynı zamanda kamera odasında da görev yaptım. T tipi cezaevlerinde 20 hücre vardır. Türkiye’de cezaevlerinin şartları gerçekten çok zor. Tek başınıza bir hücreye girmek durumundasınız. Hiçbir suçtan korkmayan katillerle muhatapsınız. Dolayısıyla cezaevi müdürünün en güvendiği isimlere verebileceği bir konumda, zor şartlarda görev yaptım. Fakat yeni gelen cezaevi müdürünün raporuyla 17 kişi soruşturma geçirdi, tutuklandı.

“GÖZÜMÜZE BAKAN MESLEKTAŞLARIMIZI DA TUTUKLADILAR”

Bizim hapiste maruz kaldığımız şartlar farklıydı. Cezaevinin bütün prosedürlerine hakimiz nihayetinde. Hiçbir terör örgütlerine, seri katillere yapılmayan muameleleri biz görmüş olduk. Bazı arkadaşlarımız kameraların olmadığı yerlere bizi götürdü ve ağlayarak sarıldılar. İhtiyacınız, sıkıntınız var mı diye. Kasıtlı olarak bize karşı bazı prosedürler işletilmiyordu.

Kitap verilmedi, spor yok, görüş yok, mektuplaşma yasak. Sizi tamamen karantinaya aldılar. Bazı arkadaşlarımız yüzlerini kaldırıp gözümüze bile bakamadılar. Çünkü onları da kamera takibiyle tutuklamaya çalışıyorlardı. Ben 6 ay sonra tahliye oldum. Mahkeme başkanı iddianamemiz okunduktan sonra üç kere güldü. Onlara da manidar gelmişti suçlamalar.

“EŞİM 7,5 AYLIK HAMİLEYKEN MERİÇ’İ GEÇMEK ZORUNDA KALDIK”

Tahliye olduktan sonra bir süre inşaatta çalıştım, İstanbul pazarlarında zeytin, zeytinyağı sattım. Eşim hakkında da soruşturma başlatıldığını öğrenince ülkemizden ayrılmaya karar verdik. Bir kadının tutuklanması için gösterdikleri çabalar bana ağır geldi.

Temmuz 2018’de bir gece yarısı Meriç yolculuğuna çıktık. 7,5 aylık hamileydi eşim. Zorlu bir yolculuktu. Bot batmaya başladı, tamamen su aldı, insanlar suya inmek zorunda kaldılar, bizi adaya bıraktılar, aileler ve bebekler de vardı. Hamile bir kadın için çok zorlu bir süreçti. Bu yüzden oğlumuz Almanya’da erken doğumla dünyaya geldi.

“BİR GECE YARISI TACİZ, CİNAYET GİBİ SUÇLARDAN YATAN HERKES SERBEST BIRAKILDI”

15 Temmuz’a giden o korku ikliminin hakim olduğu süreçte bir gece yarısı Meclis’ten bir karar çıktı. Çok iyi hatırlıyorum, adli ve taciz suçlarından yatan herkes bir gece yarısı serbest bırakıldılar. Biz birçok koğuşu açtık, bir çoğu tahliye olduğuna inanamadı. Zorla çıkardık koğuşlardan. Mahkumların arasında 1000 mg ve üzerinde Nevrotin gibi çok ağır ilaçlar kullanan bir mahkum vardı, tahliye olduğuna bir türlü inandıramadık. Baş memurlar gitti konuştu, zorla çıkardık. Çünkü tahliye edilecek bir durumu olmadığı gibi,  öyle bir ortamda durduk yere tahliye denilmesi gerçekten inandırıcı değildi. Daha yatarları vardı. 15 Temmuz sonrası için bir hazırlık yapıldığı belliydi.”

BANDIRMA 2 NOLU TİPİ CEZAEVİ MÜDÜRÜNÜN 17 İNFAZ KORUMA MEMURU HAKKINDA YAZDIĞI 2 AĞUSTOS 2016 TARİHLİ GİZLİ RAPOR

Beraat eden yazar Nihat Dağlı: Öylece susmak izah edilebilir gibi değil

Okumaya devam et

Popular

Shares