Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

KHK’lı öğretmen: Afyon TEM’de işkence gördüm, beni tahliye ettiler, eşimi tutukladılar

17 ay hapis yatan KHK’lı öğretmen Şaban Sarıkaya, Afyon TEM’de işkence gördüğünü, diğer öğretmenlere elektrikle işkence yapıldığına tanık olduğunu söyledi. Tahliye olduğu gün eşinin tutuklandığını belirten Sarıkaya, sürekli hastaneye götürüldüğü için 2,5 aydır karantina koğuşunda kalan eşinin sağlık durumundan endişe ettiğini belirtti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 6 yıl 10 hapis cezasına çarptırılan ev hanımı Dudu Sarıkaya, cezaevinde sağlık sorunları yaşıyor. Kronikleşen hastalıkları nedeniyle sürekli doktora götürülen Sarıkaya 2,5 aydır karantina koğuşunda kalıyor.

Karantinada kalan 3 kişinin koronavirüs testi pozitif çıktığı için eşinin sağlık durumundan endişe ettiklerini söyleyen KHK’lı öğretmen Şaban Sarıkaya, “Önce beni tutukladılar. Gözaltında işkence gördüm. Sonra eşimi aldılar. Eşim hapiste astım oldu. Beyne giden damarda daralmalar var, boyun fıtığı var, psikolojik olarak çok yıprandı. Astım panik atakla birleştiğinde bayılmalar oluyor.” dedi.

SIK SIK BAYILIYOR

1 Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen matematik öğretmeni Şaban Sarıkaya, 21 Eylül 2016’da gözaltına alındı. 17 Afyonkarahisar E Tipi Cezaevinde hapis yattı. İddianamesi hazırlandıktan sonra 22 Ocak 2018’de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Şaban Sarıkaya’nın, aynı dosyada yargılanan 41 yaşındaki eşi Dudu Sarıkaya ise tutuklandı.

O günden beri Bursa Yenişehir Kadın Kapalı Cezaevinde tutuklu olan Dudu Sarıkaya’nın cezaevinde kalması gereken süre mart 2022’de bitiyor. Ancak cezaevinde maruz kaldığı koşulları nedeniyle hem fiziksel hem psikolojik sağlığı bozulan Dudu Sarıkaya, son zamanlarda sık sık bayıldığı için hastaneye götürülüyor.

Bylock kullandığı iddiasıyla ve Şaban Sarıkaya’nın eşi olduğu için hapis cezası verilen Dudu Sarıkaya, Bold Medya’nın Şubat 2019‘da yayınladığı aşağıdaki fotoğrafta sağdan 3. sırada görülüyor.

“AFYON TEM’DE İŞKENCE GÖRDÜM”

Örgüte yardım ettiği iddiasıyla 3 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılan ve daha sonra beraat eden Şaban Sarıkaya, Afyon Terörle Mücadele Şubesi’nde gördüğü ve tanık olduğu işkenceleri Bold Medya’ya anlattı:

“Beni ilk önce Afyon TEM Şube’ye götürdüler. Orada işkence gördüm. Eşimle tehdit edildim. Ben bir öğretmendim. Bir şey bilmiyordum. Öğretmen olduğumu biliyordum sadece. Beni duvara dayayıp 2-3 polis arkamdan dosyalarla vurdular, yumrukladılar. İki saat boyunca koridorda beklettiler. ‘Burada kimsen yoksa, burada sana ne yapsak kimsenin ruhu duymaz. Çoluğunu, çocuğunu getiririz’ diye psikolojik baskı yapıldı.

3-4 ÖĞRETMENE ELEKTRİK VERDİLER”

Daha sonra polis okulunun spor salonuna götürdüler. Orada 60’ün üstünde öğretmen vardı. Herkesi arkadan kelepçeleyip iki saat ayakta, iki saat oturtarak, 24 saat ışık açık vaziyette bizleri bastırmaya çalıştılar. Bir öğretmenin kollarında, sırtında ve vücudunun değişik yerlerinde elektrik izi vardı. 3-4 öğretmene bunu yaptılar. Gece yarısı onların bağırtılarıyla uyandık. Koltuklarının arasına girerek sürüyerek başka yere götürdüklerine şahit olduk. Elektrik veriyorlar, dövüyorlar, özel bölgelere tekme atıyorlar. Vücudunda herhangi bir yaralanma olanları doktora götürmüyorlardı. Benim tüm muayenelerimde yanımda hep polis bulundu.

“17 AY HUKUKSUZ BİR ŞEKİLDE HAPİS YATTIM, BERAAT ALDIM, İŞE İADE EDİLMEDİM”

17 ay hukuksuz bir şekilde hapis yattım. Üstüne işkence gördüm. Avukatımızla, ailemizle görüşmelerimiz kayıt altına alındı. Eşimi gözaltına almaya geldiklerinde evde kaynanam ve kayınpederim vardı. Eşim işte o sırada. Ben hapiste olduğum için bir iş bulmuş, çalışıyordu. Çocuklarımız küçüktü. 18 yaşında olsalardı onları da alacaklardı. Çocuklarım 5 yıldır anne babayı birlikte görmediler. Ben hakkımda açılan davadan beraat aldım. İşime iade edilmedim.”

“Eşim 5 yıldır içeride, ben kanserim, anneme de kanser teşhisi konuldu, ortada kaldık”

BOLD ÖZEL

Oya Baydar: Türkiye’ye döneceğim, o yüzden dikkatli konuşacağım

Sürgün yıllarını geçirdiği Frankfurt’a 40 yıl sonra bu kez Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’na katılımcı olarak gelen Oya Baydar, “Türkiye’ye döneceğim için dikkatli konuşacağım. Çünkü Türkiye’de yazıyorum” kaydını düşerek Bold’un sorularını cevapladı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Üç darbe gördü, defalarca tutuklandı, işkenceye uğradı… 1980 darbesinden sonra 12 yıl Almanya’da yaşamak zorunda kalan Türkiye’nin en önemli edebiyatçılarından Oya Baydar, tüm yaşadıklarıyla bugünü karşılaştırınca, “Bunu söylemek çok acı bir şey ama Türkiye’nin koşulları bütün o dönemlerden daha kötü.” diyor.

KulturForum-Turkei Deutschland derneğinin davetlisi olarak Almanya’ya gelen Oya Baydar, 20 Ekim’de başlayan 73. Frankfurt Kitap Fuarı’ndaki ilk konuşmasını dün yaptı. Bugün (22 Ekim 2021) 3. salonda saat 16.45’te “Türkiye’de Basın Özgürlüğü” başlıklı ikinci konuşmasını yapacak.

KENDİMİZİ AÇIK HAVA HAPİSHANESİNDE HİSSEDİYORUZ

Kültür Bakanlığı’nın 15 gün önce katılmaktan vazgeçtiği Frankfurt Kitap Fuarı‘na gelebilen birkaç yazardan biri olan Baydar, ülkenin geldiği durumu, gergin atmosferi ve aydınların, yazarların üzerindeki baskıyı anlattı. Otosansür uyguladığını ifade eden Baydar, “Kendimizi açık hava hapishanesinde gibi hissediyoruz. Boğuluyoruz” dedi.

Fuar alanında yaptığı konuşmasına başlarken Türkiye’ye dönecek bir yazar olarak dikkatli konuşacağını söyleyen Baydar, “Türkiye’ye döneceğim. O yüzden dikkatli konuşacağım. Siz satır aralarını anlayacaksınız. Çünkü Türkiye’de yazıyorum. Bu bile size Türkiye’deki durumun nasıl olduğunu anlatsın.” dedi. Avrupa ülkelerinden özellikle Almanya’dan yeterince dayanışma göremediklerini de belirtti.

EMİNE ERDOĞAN İÇİN DUVARLARA AYIP ŞEYLER YAZILMIŞTI, OSMAN HEPSİNİ SİLDİRTTİ

Köşe yazılarında AKP’li kadın siyasetçilere ve Emine Erdoğan’a seslenen yazılar yazan Baydar, ülkede hukukun değil, keyfiliğin hüküm sürdüğünü vurguladı. Yakın arkadaşı Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak’ın iktidarın rehineleri olarak hapiste olduklarını belirten Bayar, “Osman çok yakın arkadaşım. Onun hakkındaki davada hiçbir şey yok. Gezi diye tutturuyorlar. Osman Gezi’de bütün aşırı olayları bastırmaya çalıştı. Hatta şu var. Emine Hanım (Erdoğan) için çok ayıp şeyler yazılmıştı duvarlara. Osman, adam tuttu, o duvarlardaki yazıları sildirtti.” dedi.

Baydar, Türkiye’nin geleceğinden pek umutlu değil ama gençlere ümitlerini kesmemelerini tavsiye ediyor, “Türkiye’ye giremeyen arkadaşlarımızın dönebileceği, bizlerin de meramını daha rahat anlatabileceği günler gelebilir.” diyor.

80 darbesinden sonra Frankfurt’ta yaşamak zorunda kaldınız. O dönemde olaylar nasıl gelişti?

Bir konferans, bir toplantı için 3-4 günlüğüne yurt dışına çıkmıştım. O sırada 9 aylık olan çocuğumu anneme bırakmıştım. Bir otel odasında, sabah birden telefon çaldı. Sabah çok erken çalan telefonları hiç sevmem. Saat 6’ydı. Bir arkadaşım arıyordu. “Ne zaman dönüyorsun?” diye sordu. İki gün sonra dönecektim. “Türkiye’de darbe oldu, nah dönersin” dedi. Otelin yeşil, uzun bir bahçesi vardı. Şöyle bir baktım oraya. Oya kaldın burada, dedim.

Eşiniz de burada mıydı?

O zaten benden önce yurt dışına çıkmıştı. Frankfurt’taydı. O zaman Politika gazetesinin genel yayın yönetmeniydi. 70’lerde, 80’lerde yayınlanan Politika gazetesi vardı. Daha sonra kapatıldı. Aydın (Engin) tutuklandı. Tahliye edildiğinde yurt dışına çıkmıştı. O zaman, şimdiki gibi bu kadar sıkı değildi Türkiye. Böyle bir macerayla başladı ve 11,5 yıl sürdü. 1992’de dönebildik.

Almanya’da çalıştınız mı, oğlunuzu getirtebildiniz mi?

Kasımda annem getirdi. Yeşil pasaportu vardı. Tabi ben de çalıştım. Önce evde örgü ördüm. Üniversite mezunu Almanlardan ve akademisyenlerde oluşan iyi bir çevremiz vardı. Sonra Türkçeye yapılan çevirileri redakte etmeye başladım. Almancayı biraz daha öğrenince SPD’nin Türklere danışmanlık veren bir firması vardı. Oraya girdim. Aydın da şoförlük yaptı. Bir bakıma en çok paramız olan bir dönemdi. Şimdikinden daha iyiydi.

Yabancı bir ülkede yaşamak zorunda kalmak, o mecburiyet, bu duyguları nasıl aşabildiniz?

Şöyle oluyor: Hep bavullarınızın üzerinde oturur gibi bir dönem yaşıyorsunuz. Sonra yavaş yavaş, istemediğiniz halde alışıyorsunuz. Kedi aldım, çiçekler, saksılar aldım. Kedi yerleşik hayvandır. Kedi alınca “Oya yerleştiğini kabul ediyorsun galiba.” dedim. Ama geri dönebilmek için hep bir gelişme bekledik.

Nasıl döndünüz?

1991’de kısmi af oldu. Özal dönemi. Hem eşimin hem benim 30 yıla varan davalarımız vardı ve bir kısmı da mahkumiyetle sonuçlanmıştı. Af gelince bazı maddeler değişti. 1991’de önce eşim döndü. Birkaç ay sonra biz de döndük. Aradan 40 sene geçmiş. Yeniden Frankfurt’tayım. Türkiye’de hiçbir şey tarih olmuyor. Hep yeniden kısır bir döngü yaşıyoruz.

Türkiye’ye dönerken bir düzelme olacağını düşünüyor muydunuz?

Türkiye bütün sorunlarıyla ortadaydı. Yine sömürünün olduğu kapitalist bir ülkeydi ama ümidimiz de vardı. Demokratikleşme adına kısmi de olsa bir değişiklik olabilir diye düşünüyorduk. AKP iktidara geçeceği sırada o AKP, bu AKP asla değildi. Aslı buymuş galiba. Hata yaptığımı, bu aslı görmediğimi düşünüyorum.

AKP’yi desteklediğiniz için sizi de çok eleştirdiler değil mi.

Ben AKP’yi değil ama Anayasa, referandum gibi konularda getirdiği açılımları destekledim. Askeri, laikçi Kemalist vesayeti sona ereceğini ve ikinci sınıf vatandaşların ortadan kalkacağını düşündük. Ben laik bir kadınım, ayrıca da cumhuriyete inan biriyim o ayrı. Vesayet, baskı bunlar ayrı. Şimdi Kürtler ikinci sınıf vatandaş, o zaman da hem Türkler hem Müslüman muhafazakar kesim ikinci sınıf vatandaştı. Bunlar benim kabul edebileceğim şeyler değil. Üstelik ben de o mahalleden geliyorum. Bir toplumsal uzlaşma olabilir, aramızda yaratılmış olan büyük uçurumlar belki kapanabilir diye umut ettik.

ÇOK UMUDUM YOK

Herkes aynı şekilde umut etmişti. Epey de yol alındı ama sonra geriye dönüldü. Bundan sonrası için umut var mı? 

Çok umudum yok. Eskiden daha umutluydum. Ama yeniden bir hayal kırıklığı yaşadık. Şunu söyleyebilirim, yaşadığımız bu günlerde, askeri vesayet değil ama başka vesayetler başladı. Bu vesayet dediğimiz şey, bu otokratik rejim gerçekten de Türkiye’de demokrasinin kolay kolay gelemeyeceğini bize gösteriyor. Halkımız da demokrasi mücadelesini, demokrasiyi çok hazmetmiş değil. Mevcut iktidar kendi bekası için aramıza soktuğu kanlarla bizi iyice güçsüzleştirdi. Demokratik yöntemlerle Türkiye’yi idare etmeleri mümkün değil. Halbuki Türkiye’nin önemli bir kesimi hak diyor, adalet diyor, demokrasi diyor ama bu mücadeleyi veremiyor. Muhalefet ise herkesi kendi çevresinde toplayamıyor, her şeyi içselleştiremiyor. Yani Kürtler şurada, Müslümanlar burada çabalanıyor ama çok zor.

Son kitabınız “80 Yaş Zor Zaman Günlükleri” pek çok insana sizinle aynı duyguları hissettirmişti.

Yaşınız arttıkça daha umutsuz oluyorsunuz ama siz çok gençsiniz. Sizler göreceksiniz muhtemelen. Benim gibi hissetmeyin. Sizin daha zamanınız var. Yani bir cennet olmayacak ama mesela Türkiye’ye giremeyen arkadaşlarımızın dönebileceği, bizlerin meramını daha rahat anlatabileceği günler gelebilir. Türkiye’de tarih bir türlü geçmiş olamıyor, evet maalesef tarih tekerrür ediyor ama umudumuzu kesmeyelim.

AKP’li kadınlara Emine Erdoğan’a, Özlem Zengin’e seslenen yazılar yazdınız son dönemde. Bir geri dönüş oldu mu? Nasıl karşıladılar? 

Hayır, hiç olmuyor. Bazen bir küçük davayla karşılaşabiliyorsunuz. Ama başım şu anda çok fazla dertte değil. Eşimin yasağı var. Hala devam eden Cumhuriyet davası nedeniyle yurt dışına çıkamıyor. Her kelimemizi düşünerek yazmak zorundayız. Ben sert yazılar yazıyorum ama her sözcüğünü çok düşünerek yazıyorum. Bu başlı başına zaten sanatın, düşüncenin, yazının düşmanıdır. Özgürlükler olmadan, sanatçılar, yazarlar kendilerini özgür ve güvende hissetmeden tabi ki istedikleri gibi bir üretim yapmaları mümkün değil.

AYDINLAR BOĞULUYORUZ DİYOR

Yazılarınız makul ve yerinde eleştirilerdi, size de mi dava açacaklar? 

Kimin hakkında açmıyorlar ki. Mesela şu fotoğraflardaki (Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak) insanlar bunu hiç hak etmediler. Osman çok yakın arkadaşım. Onun hakkındaki davada hiçbir şey yok. Gezi diye tutturuyorlar. Osman Gezi’de bütün aşırı olayları bastırmaya çalıştı. Hatta şu var. Emine Hanım (Erdoğan) için çok ayıp şeyler yazılmıştı duvarlara. Osman, adam tuttu, o duvarlardaki yazıları sildirtti. Olaylar başka taraflara yönlendirilmesin diye.

Osman Kavala’dan intikam mı alınıyor? 

Türkiye’ye dönecek biri olarak, aşırı bir şey söylemeyeyim ama Türkiye’de yasalar ve hukuk değil keyfilik hüküm sürüyor. Bu keyfilik nerelerden kaynaklanıyorsa Osman’da bu çok belirgin bir şekilde var. Osman bir çeşit rehine olarak tutuluyor. Neyin rehinesi o da belli değil. Arkamdaki fotoğraflar aslında benim söyleyeceklerimi çok iyi anlatıyor. Hepsi için şunu söyleyebilirim üçü de tamamen keyfi bir şekilde tutuklu. Bir suçları bir günahları yok. Onlar için iktidarın rehineleri diyebiliriz. Bu üç isim sadece sembol, binlerce insan cezaevinde. Türkiye’de kendimizi bir açık hava hapishanesinde gibi hissediyoruz. Gerçekten de Türkiye’nin havası son derece gergin. Özellikle aydınlar, demokratlar, gazeteciler, sanatçılar, düşünen insanlar bir çeşit boğulma hissiyle karşı karşıya. Boğuluyoruz diyorlar. Abarttığımı sanmayın. Yani bazen yurt dışına çıkınca ülkedeki durum abartılır. Abartmıyorum.

TÜRKİYE’NİN KOŞULLARI DARBE DÖNEMLERİNDEN DAHA KÖTÜ

Siz Türkiye’de pek çok dönem yaşadınız, 1970’li yıllarda işkence gördünüz. O günleri yaşamış bir yazar olarak bugünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye gibi bir ülkede 81 yaşına kadar gelmişseniz ve aydınsanız, siyasetle de ilgiliyseniz, çok şey görür çok şey yaşarsınız. Bende 3 darbe hatta 3 buçuk darbe bir de post modern darbemiz oldu. 3,5 darbe atlattım. Bunların hepsinde ya tutuklandım ya yurt dışına çıkmak zorunda kaldım. Hepsinin acısını yaşadım. Ve şunu söyleyeyim. Bugün Türkiye’nin koşulları bütün o dönemlerden daha kötü. Çok acı bir şey bunu söylemek. Demokrasi, özgürlük, hak ve özgürlükler, o dönemlerden çok daha geriye gitmiş durumda. Şimdi ben Türkiye’ye döneceğim. O yüzden konuşurken dikkatli konuşacağım. Siz satır aralarını anlayacaksınız. Çünkü Türkiye’de yazıyorum. Ama bu bile size Türkiye’deki durumun nasıl olduğunu anlatsın.

Frankfurt Kitap Fuarı açıldı: Sürgündeki gazeteciler tutsak meslektaşlarını anlatacak

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Türkiye, dünyanın en büyük kitap fuarında yok

Kültür ve Turizm Bakanlığı, bugün başlayan Frankfurt Kitap Fuarı’na 2 hafta önce katılmaktan vazgeçti. 110 ülkeden 7 bin 140 yayıncının yer aldığı fuarda Türkiye’den sadece Birgün Yayıncılık katıldı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Kültür Bakanlığı ve Türkiye Yayıncılar Birliği, tüm dünyadan yazar ve yayıncıların yer aldığı Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’na (Frankfurt Buch Messe) katılmaktan iki hafta önce vazgeçti.

Kanada’nın konuk ülke olduğu fuarda yabancı ülkelerin stantları 4. salonda bulunuyor. Ağırlıklı olarak İtalya, Fransa, İspanya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden yayıncıların yer aldığı fuarda Türkiye sadece Birgün Yayıncılık ile temsil ediliyor. Edinilen bilgiye göre Kültür Bakanlığı, iki hafta önce fuar yönetimini arayarak rezervasyon yapılan stantları iptal etti.

Fuarda özellikle Arap ülkelerinden gelen yayıncıları devasa stantları dikkat çekiyor. 22-28 Mayıs 2022’de gerçekleştirilecek Abu Dhabi Kitap Fuarı için ayrı bir stant açılarak, kitap fuarının içinden fuar tanıtımı yapılıyor.

Yayıncılık trendlerinin belirlendiği, dünyanın en büyük fuarı olarak görülen Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı, geçen yıl koronavirüs salgını nedeniyle iptal edilmiş, oturumlar online gerçekleştirilmişti.

20-24 Ekim tarihleri arasında düzenlenen bu yılki fuar da kısmen korona kısıtlamalarının gölgesinde geçiyor. Ancak yazar-yayıncı ve okur buluşmaları gerçekleştiriliyor. Bu nedenle bu yılki fuarın sloganı “Frankfurt’a tekrar hoş geldiniz” olarak belirlendi. www.frankfurtbuchmesse.com

Fuarın bu yılki konuk ülkesi Kanada.

Frankfurt Kitap Fuarı açıldı: Sürgündeki gazeteciler tutsak meslektaşlarını anlatacak

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Sincan Cezaevinde tutuklu anneye eziyet: Bebeğine bez verilmiyor

Tutsak bebekler cezaevinde “bez” sorunu yaşıyor. Dokuz ay önce tutuklanan Yasemin Melizci’nin kızı Saime bebeğe 10 gündür bez verilmiyor.

BOLD ÖZEL | 21 Ocak’tan beri annesiyle birlikte Ankara Sincan Cezaevinde kalan 18 aylık Saime bebeğe 10 gündür bebek bezi verilmiyor. Dünkü telefon görüşünde ailesine durumu aktaran anne Yasemin Melizci, “Saime’ye 10 gündür bez verilmedi, canım biraz ona sıkıldı.” dedi. Melizci, gerekçesine dair herhangi bir bilgi söylemedi.

Kızı yedi aylıkken tutuklanan ve 9 ay Konya Ereğli Cezaevinde kalan Saime bebeğin halası Öznur Çakar, aynı durumu kendisinin de yaşadığını söyledi. OHAL döneminde  tutuklandığı için cezaevinde bebek bezinden bile mahrum kaldıklarını ifade eden Çakar, “OHAL var diye yapılmayan kalmamıştı. Hala devam ediyor demek ki… Bir günde 3-4 bez kullanma hakkı vardı. Daha fazlasını aşamazsın. Bana gardiyan ‘Çocuğunda sıkıntı var, bir çocuk 4 bezden fazlasını kullanmaz’ demişti. Kendisi de anneydi.” dedi.

“ÇOCUK DA BEZİ İDARELİ KULLANACAK, MANTIK BÖYLE”

Koğuştaki diğer bebeklerin bezlerini kullanmak zorunda kaldığını belirten Çakar, “Şimdi tam hatırlayamıyorum, 15 ya da 21 günde bir bez veriyorlardı. 46’lı paket mesela, 15 gün yetmesi lazım. Kalmıyordu tabi. Koğuşta başka bir bebek daha vardı. Onun bezlerinden kullanıyorduk. Çocuk da bezi idareli kullanacak, mantık böyle.” diye konuştu.

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında Ankara’da 21 Ocak’ta gözaltına alınan Yasemin Melizci (29), eşi Kasım Melizci’nin (32) ve Saime bebek bir gün sonra tutuklanıp Sincan Cezaevine gönderildi. 8 Mart’ta Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne SEGBİS ile bağlanan hemşirelik mezunu Yasemin Melizci, Bylock kullandığı iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

345 BEBEK VE ÇOCUK TUTSAK

5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre hamile ve bebekli anneler gözaltına alınamaz, tutuklanamaz. Hükmü kesinleşen annenin bile cezası bebek 18 aylık olana kadar ertelenmesi gerekiyor. Ancak bu kanun Gülen Hareketi ve Kürt soruşturmaları kapsamında tutuklanan annelere uygulanmıyor.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından Şubat 2021’de açıklanan son açıklanan resmi rakamlara göre Türkiye cezaevlerinde 0-6 yaş arası 345 bebek ve çocuk anneleriyle birlikte hapiste yaşıyor.

Tutsak bebek Saime Sincan Cezaevinde havale geçirdi

Öznur Çakar Belgeseli: “Bebeği kucağında bir anne koğuştan içeri girdiğinde…”

Okumaya devam et

Popular

Shares