Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Anayasa Mahkemesi Afyon’da işkenceci polislere acımadı: Biri tecavüz etti diğerleri izledi!

Afyon TEM’de işkence gören ve tecavüze uğrayan A.A’nın 12 Haziran 2017’de Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuru karara bağlandı. A.A’nın insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamelelere maruz kaldığına hükmeden yüksek mahkeme, işkenceci polisler hakkında yeniden soruşturma açılmasını istedi. A.A’ya da 50 bin TL tazminat ödenmesine karar verdi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Anayasa Mahkemesi (AYM), Afyonkarahisar Terörle Mücadele Müdürlüğü’nde tecavüze uğrayan A.A’nın, Anayasası’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamelelere maruz kaldığına karar verdi. İşkenceciler M.A. ve B.A. hakkında Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığının tekrar soruşturma başlatmasını isteyen AYM, A.A’ya da 50 bin TL tazminat ödenmesine hükmetti.

Hasan Tahsin Gökcan’ın başkanlığında alınan 26 Mayıs 2021 tarihli kararda, üyeler Hicabi Dursun, Yusuf Şevki Hakyemez, Selahaddin Menteş ve İrfan Fidan’ın imzası bulunuyor.

BİR YURTTA GÖREV YAPIYORDU

Afyon’da bir yurtta görev yaparken ihraç edilen A.A., Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 26 Ağustos 2016’da gözaltına alındı. OHAL şartlarında 25 gün gözaltında kalan A.A. bu süre içinde Afyon TEM’de işkence gördü, tecavüze uğradı, kötü muameleye maruz kaldı.

20 Eylül 2016’da tutuklanıp Afyonkarahisar E Tipi Cezaevine gönderilen A.A. cezaevine girişte muayene edildi. Doktor kalçasının iki tarafında çürüme, morluk ve sol üst azı dişinde hassasiyet tespit ettiğine dair rapor düzenledi. Oysa gözaltındayken darp raporu için iki kez hastaneye götürülen A.A.’ya doktorlar ‘darp yoktur’ raporu vermişti.

A.A. hapse girdikten iki gün sonra işkenceciler hakkında Afyon Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Savcılık, işkence ve tecavüz ettikleri iddia edilen polisler M.A. ve B.A. hakkında soruşturma başlattı.

Soruşturma kapsamında 17 Mart 2017’de ifadesi alınan A.A. gözaltına alınmak üzere Devlet Hastanesine götürülürken araç içinde görevlilerinin fiziksel ve sözlü şiddetine uğradığını, başından darp edildiğini, “fetönün liboşusunuz” diyerek hakarete ve sinkaflı küfürlere maruz kaldığını söyledi. Daha sonra Afyon TEM’de götürülen A.A’ya burada yapılan işkenceler daha da korkunç.

“İRİ YARI BİR POLİS CİNSEL ORGANINI MAKATIMA…”

İfade sırasında kendisine gösterilen bir genci tanımadığını söyleyen A.A’nın başına keten çuval geçirildi. Sıcakta çuval içinde bekletilen A.A. daha sonra başka bir odaya alındı, pantolonu ve iç çamaşırları çıkartıldı.

Uzun boylu, kır saçlı, iri yarı bir polis, A.A’ya tecavüz etti. Diğer polisler tecavüzü seyretti. Başka bir polis de tüm bunları cep telefonuyla kaydetti. Eğer konuşmazsa cop tecavüzüyle tehdit edilen A.A’yı eşiyle de tehdit ettiler ve onu da gözaltına aldılar.

İşkenceler daha sonra da devam etti. Söylemesine rağmen ameliyatlı kulağı 50-60 kez darp edildi. Defalarca copla dövüldü. Dudakları patladı, dişi kırıldı.

Afyon Cumhuriyet Savcılığı, tüm bunlara rağmen soruşturmayı 25 Aralık 2017’de ‘kovuşturmaya gerek yoktur’ diyerek kapattı. A.A’nın tedbir amaçlı yalan söylediğini ifade eden savcılık işkenceci polisleri akladı. 12 Haziran 2017’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunan A.A’yı Anayasa Mahkemesi haklı buldu. Dört yıl sonra 26 Mayıs 2021’de karar veren yüksek mahkeme, A.A.’nın işkence gördüğüne hükmetti, sorumlular hakkında tekrar soruşturma açılmasına ve A.A’ya 50 bin TL tazminat ödenmesine karar verdi.

“112 ACİL SERVİSE KALDIRILDIM”

A.A. cezaevindeyken gazetecilere ve siyasi parti liderlerine gönderilmek üzere 2 Ağustos 2017’de bir mektup yazdı. Ancak mektup Afyon E Tipi İnfaz Kurumu Mektup Okuma Komisyonu tarafından sakıncalı görülerek gönderilmedi. Delil olarak mektubu inceleyen AYM, kararda mektubun bir kısmına da yer verdi.

Gördüğü işkenceler sonucunda 112 acil servise kaldırıldığını söyleyen A.A. mektubunda dernek, vakıf, gazeteciler ve siyasetçilerden hukuki destek beklediğini belirtiyor:

“…Gözaltında tutulduğum 25 günün nasıl geçtiğini, ifadeleri hangi şartlarda verdiğimi belirtir bu hikayemi sizlere anlatıp sizlerden her türlü hukuki ve insani ve vicdani desteği bekliyorum. 25 gün Afyon emniyetinde TEM Şubede işkence gördüm, kafama çuval geçirilerek dakikalarca bekletildim, bu haldeyken TEM polislerinin cinsel saldırılarına (tecavüz) maruz kaldım. 7-8 polisin sürekli ellerinde tekme tokat ve coplarla dövüldüm. 112 acil servise kaldırıldım. Baskı altında ifadelere imza atmak zorunda bırakıldım. Bu dilekçemde hangi şartlarda FETÖ üyesi yapıldığım ve ifadeleri hangi şartlarda kabul ettiğimi ve neden şimdi kabul etmek istemediğimi anlatıyorum. Hukuki açıdan 11 aydır uğraşıyorum ama bütün insanlar sağır, dilsiz, hukuk ve yargı topal, ilerlemiyor. Sizlerden hukuki, vicdani ve insani her türlü desteği bekliyorum.”

A.A.’NIN SAVCILIKTA VERDİĞİ İFADESİNİ YAYINLIYORUZ

…koridorlar boştu benim geldiğimi söylemeleri üzerine [A.] Başkomiser olarak bildiğim kişi ile kendilerini tanımadığım 7-8 sivil kişi beni aralarına aldılar, yumruk ve tekme ile beni dövmeye başladılar. Ben 2014 yılında kulağımdan ameliyat olmuştum, kulağıma vurmamalarını söyledim ancak beni dinlemediler.

“30 GÜN BİZİMLESİN, COP…”

Daha sonra odada bulunan ve asker olduğunu sonradan öğrendiğim genç bir çocuğu bana gösterdiler ve tanıyıp tanımadığımı sordular. Tanımadığımı söylemem üzerine ‘bunu tanıyacaksın’ diyerek tekrar dövmeye başladılar. Daha sonra başıma keten bir çuval geçirdiler. Sıcakta çuval içerisinde 10-15 dakika beklettiler. Sonra başka bir odaya aldılar. Burada alt kıyafetimi yani pantolonumu ve iç çamaşırımı çıkardılar. Bir koltuğun önünde kafamı öne doğru eğdiler. Sonradan isminin [B.] olduğunu öğrendiğim uzun boylu kır saçlı iri yarı olan bir polis cinsel organını çıkararak benim makatıma sokmaya çalıştı. Diğer polis memurları bunu seyrettiler. Görevlilerden bir tanesi bu durumu cep telefonu ile çekti. Bana gösterdikleri çocuğu kast ederek ‘bu çocuğu tanıyacaksın’ dediler ben tanımadığımı söyledim. ‘Tanımazsan 30 gün bizimlesin yarın da makatına cop sokacağız’ dediler.

“AMELİYATLI KULAĞIMA 50-60 KEZ TOKAT ATTI”

Buradan çıkarıp karanlık bir odaya götürdüler başıma çuval geçirip yarım saat kadar burada beklettiler. Daha sonra koridora alıp 15 dakika kadar yerde çömelterek beklettiler daha sonra bir memur gelerek işlemlerimin bittiğini belirtip Kapalı Spor Salonuna götürmek üzere beni getirdikleri araca bindirdiler, araç içerisinde [A.] Başkomiser ile beni evden alan iki kişi vardı. Araç içerisinde giderken [A.] Başkomiser ile aracın önünde sağ tarafta oturan beyaz saçlı ve top sakallı olan kişi bana ’40 gündür sizin yüzünüzden eve gidemiyoruz’ diyerek sinkaflı küfürler ettiler. Kapalı Spor Salonuna vardığımızda koridorda giderken beni ittirdiler ayrıca [A.] Başkomiser bana çelme takıp yere düşürdü, sırt üstü yatırdı karnımın üzerine oturdu ‘senin hangi kulağın ağrıyor’ diyerek yüzümün her iki tarafına 50-60 kez tokat attı. Ayrıca sinkaflı küfürlerine de devam etti. Son olarak da yüzük bulunan sağ eli ile bir kez alnıma bir kez de dişlerime vurdu dudaklarım patladı, yüzümde darp izleri meydana geldi. Daha sonra oradaki görevlilere ‘bunu kapıya yakın oturtun biz her gün gelip bunu döveceğiz’ dedi. İki – üç gün burada kaldım, gelen giden olmadı.

“EŞİN BAŞKALARININ ALTINDA YATAR, 25 YIL HAPİS YATARSIN”

Pazar günü akşam beni tekrar alıp TEM Şubeye götürdüler, koridorda [T.] Müdür, [A.] Başkomiser, [M.A.] ve [B.] isimli polis memuru ile birlikte kim olduklarını bilmediğim toplamda 8-9 kişi vardı. [B.] isimli polisin elinde cop vardı, cop ile kaba etlerime vurmaya başladılar, ellerim ters kelepçeli idi, [T.] Müdür dışında diğerleri de yumruk ve tekme ile rastgele her yerime vurdular. [T.] Müdür bu sırada bizi seyrediyordu, sonra [T.] Müdür’ün odasına götürdüler, burada da 8-9 kişi copla ve elleri ile beni tekrar dövmeye başladılar, pantolonum bu arada düştü copla kaba etlerime vurdular ve çok acıdı, [T.] Müdür, daha önce gösterdikleri çocuğu kast ederek ‘bunu tanıyacaksın 30 gün buradasın, ben karışmam her gün döverler seni’ dedi. Daha sonra beni alt katta bulunan nezarethaneye götürdüler. Ertesi gün saat 13.30’da tekrar üst kata çıkardılar burada bazı fotoğraflar gösterdiler ‘bunları tanıyacaksın eşini de alırız, eşin başkalarının altında yatar 25 yıl hapis yatarsın’ dediler. Ben de korktum, bana gösterdikleri resimlerden birkaç kişiyi tanıdığımı söyledim. Birkaç gün sonra saat 01.30 sıralarında beni uyandırdılar yukarıya çıkardılar, [M.A.] nın elinde uzun, [B.] nin elinde kısa jop vardı bu joplarla beni dövdüler, kaba etlerime vurdular ‘Bizim dediğimiz her şeyi kabul edeceksin ancak evine böyle gidersin’ dediler, bu nedenle ben bana fotoğraflarını gösterdikleri kişileri tanıdığımı söyledim. Birkaç gün sonra eşim [S.A.] yı, TEM Şubeye getirdiler, onu da gözaltına alacaklarını söylediler bu nedenle ben korktum ve söyledikleri her şeyi kabul ettim.

“DİŞİM KIRILDI”

Gözaltına alındıktan 14 gün sonra aile hekimlerini gözaltına almaya başlamışlar biz nezarethanede 2-3 kişi iken 30 kişi olduk nezarethane doldu. Aile hekimlerinin ifadelerini almaya başladılar, saat 21.00 sıralarında beni yukarı çıkardılar, yukarıda [M.A.], ellerim kelepçeli olduğu halde karnıma yumruk atmaya başladı. ‘Sen bu doktorları neden organize ediyorsun bunların ifadeleri neden kilitlendi’ diyerek birkaç kez yüzüme yumruk attı, dişim kırıldı, dişim şu an kırıktır, cezaevinde sürekli tedavi oldum. Gözaltında iken beni doktora da götürmediler.

25 gün sonra bana söyledikleri her şeyi kabul ettim ve ifadeleri imzaladım. 19/09/2016 günü TEM Şubede bulunan bir odaya iki polis nezaretinde götürdüler, içeride doktor olduğunu söylediler ayrıca doktorun yanında bir kaç polis memuru daha vardı, polislerin bulunduğu ortamda, doktor darp cebir olup olmadığını sordu, yanımda polis memurları olduğu için korktum ve darp cebir olduğunu söyleyemedim, doktor da beni soymadı ve muayene etmedi, benim bu beyanıma göre rapor düzenledi ayrıca beni ve gözaltında bulunan diğer kişileri Devlet Hastanesine götürmediler, bizi şube dışına çıkarmadılar şubeden doğrudan Adliyeye getirdiler. 20/09/2016 günü saat 04,00’a kadar mahkemede sorgum yapıldı ve tutuklama kararı verildi. Cezaevi mahkum kabul bölümünde darp cebir olduğunu söyledim bunun üzerine beni revire götürdüler burada doktor beni muayene etti, kaba etlerimde darp izi olduğuna dair ayrıca dişimde hassasiyet olduğuna dair rapor düzenledi.”

ANAYASA MAHKEMESİ’NİN KARARININ ORİJİNAL BELGESİ

BOLD ÖZEL

Oya Baydar: Türkiye’ye döneceğim, o yüzden dikkatli konuşacağım

Sürgün yıllarını geçirdiği Frankfurt’a 40 yıl sonra bu kez Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’na katılımcı olarak gelen Oya Baydar, “Türkiye’ye döneceğim için dikkatli konuşacağım. Çünkü Türkiye’de yazıyorum” kaydını düşerek Bold’un sorularını cevapladı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Üç darbe gördü, defalarca tutuklandı, işkenceye uğradı… 1980 darbesinden sonra 12 yıl Almanya’da yaşamak zorunda kalan Türkiye’nin en önemli edebiyatçılarından Oya Baydar, tüm yaşadıklarıyla bugünü karşılaştırınca, “Bunu söylemek çok acı bir şey ama Türkiye’nin koşulları bütün o dönemlerden daha kötü.” diyor.

KulturForum-Turkei Deutschland derneğinin davetlisi olarak Almanya’ya gelen Oya Baydar, 20 Ekim’de başlayan 73. Frankfurt Kitap Fuarı’ndaki ilk konuşmasını dün yaptı. Bugün (22 Ekim 2021) 3. salonda saat 16.45’te “Türkiye’de Basın Özgürlüğü” başlıklı ikinci konuşmasını yapacak.

KENDİMİZİ AÇIK HAVA HAPİSHANESİNDE HİSSEDİYORUZ

Kültür Bakanlığı’nın 15 gün önce katılmaktan vazgeçtiği Frankfurt Kitap Fuarı‘na gelebilen birkaç yazardan biri olan Baydar, ülkenin geldiği durumu, gergin atmosferi ve aydınların, yazarların üzerindeki baskıyı anlattı. Otosansür uyguladığını ifade eden Baydar, “Kendimizi açık hava hapishanesinde gibi hissediyoruz. Boğuluyoruz” dedi.

Fuar alanında yaptığı konuşmasına başlarken Türkiye’ye dönecek bir yazar olarak dikkatli konuşacağını söyleyen Baydar, “Türkiye’ye döneceğim. O yüzden dikkatli konuşacağım. Siz satır aralarını anlayacaksınız. Çünkü Türkiye’de yazıyorum. Bu bile size Türkiye’deki durumun nasıl olduğunu anlatsın.” dedi. Avrupa ülkelerinden özellikle Almanya’dan yeterince dayanışma göremediklerini de belirtti.

EMİNE ERDOĞAN İÇİN DUVARLARA AYIP ŞEYLER YAZILMIŞTI, OSMAN HEPSİNİ SİLDİRTTİ

Köşe yazılarında AKP’li kadın siyasetçilere ve Emine Erdoğan’a seslenen yazılar yazan Baydar, ülkede hukukun değil, keyfiliğin hüküm sürdüğünü vurguladı. Yakın arkadaşı Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak’ın iktidarın rehineleri olarak hapiste olduklarını belirten Bayar, “Osman çok yakın arkadaşım. Onun hakkındaki davada hiçbir şey yok. Gezi diye tutturuyorlar. Osman Gezi’de bütün aşırı olayları bastırmaya çalıştı. Hatta şu var. Emine Hanım (Erdoğan) için çok ayıp şeyler yazılmıştı duvarlara. Osman, adam tuttu, o duvarlardaki yazıları sildirtti.” dedi.

Baydar, Türkiye’nin geleceğinden pek umutlu değil ama gençlere ümitlerini kesmemelerini tavsiye ediyor, “Türkiye’ye giremeyen arkadaşlarımızın dönebileceği, bizlerin de meramını daha rahat anlatabileceği günler gelebilir.” diyor.

80 darbesinden sonra Frankfurt’ta yaşamak zorunda kaldınız. O dönemde olaylar nasıl gelişti?

Bir konferans, bir toplantı için 3-4 günlüğüne yurt dışına çıkmıştım. O sırada 9 aylık olan çocuğumu anneme bırakmıştım. Bir otel odasında, sabah birden telefon çaldı. Sabah çok erken çalan telefonları hiç sevmem. Saat 6’ydı. Bir arkadaşım arıyordu. “Ne zaman dönüyorsun?” diye sordu. İki gün sonra dönecektim. “Türkiye’de darbe oldu, nah dönersin” dedi. Otelin yeşil, uzun bir bahçesi vardı. Şöyle bir baktım oraya. Oya kaldın burada, dedim.

Eşiniz de burada mıydı?

O zaten benden önce yurt dışına çıkmıştı. Frankfurt’taydı. O zaman Politika gazetesinin genel yayın yönetmeniydi. 70’lerde, 80’lerde yayınlanan Politika gazetesi vardı. Daha sonra kapatıldı. Aydın (Engin) tutuklandı. Tahliye edildiğinde yurt dışına çıkmıştı. O zaman, şimdiki gibi bu kadar sıkı değildi Türkiye. Böyle bir macerayla başladı ve 11,5 yıl sürdü. 1992’de dönebildik.

Almanya’da çalıştınız mı, oğlunuzu getirtebildiniz mi?

Kasımda annem getirdi. Yeşil pasaportu vardı. Tabi ben de çalıştım. Önce evde örgü ördüm. Üniversite mezunu Almanlardan ve akademisyenlerde oluşan iyi bir çevremiz vardı. Sonra Türkçeye yapılan çevirileri redakte etmeye başladım. Almancayı biraz daha öğrenince SPD’nin Türklere danışmanlık veren bir firması vardı. Oraya girdim. Aydın da şoförlük yaptı. Bir bakıma en çok paramız olan bir dönemdi. Şimdikinden daha iyiydi.

Yabancı bir ülkede yaşamak zorunda kalmak, o mecburiyet, bu duyguları nasıl aşabildiniz?

Şöyle oluyor: Hep bavullarınızın üzerinde oturur gibi bir dönem yaşıyorsunuz. Sonra yavaş yavaş, istemediğiniz halde alışıyorsunuz. Kedi aldım, çiçekler, saksılar aldım. Kedi yerleşik hayvandır. Kedi alınca “Oya yerleştiğini kabul ediyorsun galiba.” dedim. Ama geri dönebilmek için hep bir gelişme bekledik.

Nasıl döndünüz?

1991’de kısmi af oldu. Özal dönemi. Hem eşimin hem benim 30 yıla varan davalarımız vardı ve bir kısmı da mahkumiyetle sonuçlanmıştı. Af gelince bazı maddeler değişti. 1991’de önce eşim döndü. Birkaç ay sonra biz de döndük. Aradan 40 sene geçmiş. Yeniden Frankfurt’tayım. Türkiye’de hiçbir şey tarih olmuyor. Hep yeniden kısır bir döngü yaşıyoruz.

Türkiye’ye dönerken bir düzelme olacağını düşünüyor muydunuz?

Türkiye bütün sorunlarıyla ortadaydı. Yine sömürünün olduğu kapitalist bir ülkeydi ama ümidimiz de vardı. Demokratikleşme adına kısmi de olsa bir değişiklik olabilir diye düşünüyorduk. AKP iktidara geçeceği sırada o AKP, bu AKP asla değildi. Aslı buymuş galiba. Hata yaptığımı, bu aslı görmediğimi düşünüyorum.

AKP’yi desteklediğiniz için sizi de çok eleştirdiler değil mi.

Ben AKP’yi değil ama Anayasa, referandum gibi konularda getirdiği açılımları destekledim. Askeri, laikçi Kemalist vesayeti sona ereceğini ve ikinci sınıf vatandaşların ortadan kalkacağını düşündük. Ben laik bir kadınım, ayrıca da cumhuriyete inan biriyim o ayrı. Vesayet, baskı bunlar ayrı. Şimdi Kürtler ikinci sınıf vatandaş, o zaman da hem Türkler hem Müslüman muhafazakar kesim ikinci sınıf vatandaştı. Bunlar benim kabul edebileceğim şeyler değil. Üstelik ben de o mahalleden geliyorum. Bir toplumsal uzlaşma olabilir, aramızda yaratılmış olan büyük uçurumlar belki kapanabilir diye umut ettik.

ÇOK UMUDUM YOK

Herkes aynı şekilde umut etmişti. Epey de yol alındı ama sonra geriye dönüldü. Bundan sonrası için umut var mı? 

Çok umudum yok. Eskiden daha umutluydum. Ama yeniden bir hayal kırıklığı yaşadık. Şunu söyleyebilirim, yaşadığımız bu günlerde, askeri vesayet değil ama başka vesayetler başladı. Bu vesayet dediğimiz şey, bu otokratik rejim gerçekten de Türkiye’de demokrasinin kolay kolay gelemeyeceğini bize gösteriyor. Halkımız da demokrasi mücadelesini, demokrasiyi çok hazmetmiş değil. Mevcut iktidar kendi bekası için aramıza soktuğu kanlarla bizi iyice güçsüzleştirdi. Demokratik yöntemlerle Türkiye’yi idare etmeleri mümkün değil. Halbuki Türkiye’nin önemli bir kesimi hak diyor, adalet diyor, demokrasi diyor ama bu mücadeleyi veremiyor. Muhalefet ise herkesi kendi çevresinde toplayamıyor, her şeyi içselleştiremiyor. Yani Kürtler şurada, Müslümanlar burada çabalanıyor ama çok zor.

Son kitabınız “80 Yaş Zor Zaman Günlükleri” pek çok insana sizinle aynı duyguları hissettirmişti.

Yaşınız arttıkça daha umutsuz oluyorsunuz ama siz çok gençsiniz. Sizler göreceksiniz muhtemelen. Benim gibi hissetmeyin. Sizin daha zamanınız var. Yani bir cennet olmayacak ama mesela Türkiye’ye giremeyen arkadaşlarımızın dönebileceği, bizlerin meramını daha rahat anlatabileceği günler gelebilir. Türkiye’de tarih bir türlü geçmiş olamıyor, evet maalesef tarih tekerrür ediyor ama umudumuzu kesmeyelim.

AKP’li kadınlara Emine Erdoğan’a, Özlem Zengin’e seslenen yazılar yazdınız son dönemde. Bir geri dönüş oldu mu? Nasıl karşıladılar? 

Hayır, hiç olmuyor. Bazen bir küçük davayla karşılaşabiliyorsunuz. Ama başım şu anda çok fazla dertte değil. Eşimin yasağı var. Hala devam eden Cumhuriyet davası nedeniyle yurt dışına çıkamıyor. Her kelimemizi düşünerek yazmak zorundayız. Ben sert yazılar yazıyorum ama her sözcüğünü çok düşünerek yazıyorum. Bu başlı başına zaten sanatın, düşüncenin, yazının düşmanıdır. Özgürlükler olmadan, sanatçılar, yazarlar kendilerini özgür ve güvende hissetmeden tabi ki istedikleri gibi bir üretim yapmaları mümkün değil.

AYDINLAR BOĞULUYORUZ DİYOR

Yazılarınız makul ve yerinde eleştirilerdi, size de mi dava açacaklar? 

Kimin hakkında açmıyorlar ki. Mesela şu fotoğraflardaki (Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak) insanlar bunu hiç hak etmediler. Osman çok yakın arkadaşım. Onun hakkındaki davada hiçbir şey yok. Gezi diye tutturuyorlar. Osman Gezi’de bütün aşırı olayları bastırmaya çalıştı. Hatta şu var. Emine Hanım (Erdoğan) için çok ayıp şeyler yazılmıştı duvarlara. Osman, adam tuttu, o duvarlardaki yazıları sildirtti. Olaylar başka taraflara yönlendirilmesin diye.

Osman Kavala’dan intikam mı alınıyor? 

Türkiye’ye dönecek biri olarak, aşırı bir şey söylemeyeyim ama Türkiye’de yasalar ve hukuk değil keyfilik hüküm sürüyor. Bu keyfilik nerelerden kaynaklanıyorsa Osman’da bu çok belirgin bir şekilde var. Osman bir çeşit rehine olarak tutuluyor. Neyin rehinesi o da belli değil. Arkamdaki fotoğraflar aslında benim söyleyeceklerimi çok iyi anlatıyor. Hepsi için şunu söyleyebilirim üçü de tamamen keyfi bir şekilde tutuklu. Bir suçları bir günahları yok. Onlar için iktidarın rehineleri diyebiliriz. Bu üç isim sadece sembol, binlerce insan cezaevinde. Türkiye’de kendimizi bir açık hava hapishanesinde gibi hissediyoruz. Gerçekten de Türkiye’nin havası son derece gergin. Özellikle aydınlar, demokratlar, gazeteciler, sanatçılar, düşünen insanlar bir çeşit boğulma hissiyle karşı karşıya. Boğuluyoruz diyorlar. Abarttığımı sanmayın. Yani bazen yurt dışına çıkınca ülkedeki durum abartılır. Abartmıyorum.

TÜRKİYE’NİN KOŞULLARI DARBE DÖNEMLERİNDEN DAHA KÖTÜ

Siz Türkiye’de pek çok dönem yaşadınız, 1970’li yıllarda işkence gördünüz. O günleri yaşamış bir yazar olarak bugünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye gibi bir ülkede 81 yaşına kadar gelmişseniz ve aydınsanız, siyasetle de ilgiliyseniz, çok şey görür çok şey yaşarsınız. Bende 3 darbe hatta 3 buçuk darbe bir de post modern darbemiz oldu. 3,5 darbe atlattım. Bunların hepsinde ya tutuklandım ya yurt dışına çıkmak zorunda kaldım. Hepsinin acısını yaşadım. Ve şunu söyleyeyim. Bugün Türkiye’nin koşulları bütün o dönemlerden daha kötü. Çok acı bir şey bunu söylemek. Demokrasi, özgürlük, hak ve özgürlükler, o dönemlerden çok daha geriye gitmiş durumda. Şimdi ben Türkiye’ye döneceğim. O yüzden konuşurken dikkatli konuşacağım. Siz satır aralarını anlayacaksınız. Çünkü Türkiye’de yazıyorum. Ama bu bile size Türkiye’deki durumun nasıl olduğunu anlatsın.

Frankfurt Kitap Fuarı açıldı: Sürgündeki gazeteciler tutsak meslektaşlarını anlatacak

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Türkiye, dünyanın en büyük kitap fuarında yok

Kültür ve Turizm Bakanlığı, bugün başlayan Frankfurt Kitap Fuarı’na 2 hafta önce katılmaktan vazgeçti. 110 ülkeden 7 bin 140 yayıncının yer aldığı fuarda Türkiye’den sadece Birgün Yayıncılık katıldı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Kültür Bakanlığı ve Türkiye Yayıncılar Birliği, tüm dünyadan yazar ve yayıncıların yer aldığı Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’na (Frankfurt Buch Messe) katılmaktan iki hafta önce vazgeçti.

Kanada’nın konuk ülke olduğu fuarda yabancı ülkelerin stantları 4. salonda bulunuyor. Ağırlıklı olarak İtalya, Fransa, İspanya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden yayıncıların yer aldığı fuarda Türkiye sadece Birgün Yayıncılık ile temsil ediliyor. Edinilen bilgiye göre Kültür Bakanlığı, iki hafta önce fuar yönetimini arayarak rezervasyon yapılan stantları iptal etti.

Fuarda özellikle Arap ülkelerinden gelen yayıncıları devasa stantları dikkat çekiyor. 22-28 Mayıs 2022’de gerçekleştirilecek Abu Dhabi Kitap Fuarı için ayrı bir stant açılarak, kitap fuarının içinden fuar tanıtımı yapılıyor.

Yayıncılık trendlerinin belirlendiği, dünyanın en büyük fuarı olarak görülen Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı, geçen yıl koronavirüs salgını nedeniyle iptal edilmiş, oturumlar online gerçekleştirilmişti.

20-24 Ekim tarihleri arasında düzenlenen bu yılki fuar da kısmen korona kısıtlamalarının gölgesinde geçiyor. Ancak yazar-yayıncı ve okur buluşmaları gerçekleştiriliyor. Bu nedenle bu yılki fuarın sloganı “Frankfurt’a tekrar hoş geldiniz” olarak belirlendi. www.frankfurtbuchmesse.com

Fuarın bu yılki konuk ülkesi Kanada.

Frankfurt Kitap Fuarı açıldı: Sürgündeki gazeteciler tutsak meslektaşlarını anlatacak

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Sincan Cezaevinde tutuklu anneye eziyet: Bebeğine bez verilmiyor

Tutsak bebekler cezaevinde “bez” sorunu yaşıyor. Dokuz ay önce tutuklanan Yasemin Melizci’nin kızı Saime bebeğe 10 gündür bez verilmiyor.

BOLD ÖZEL | 21 Ocak’tan beri annesiyle birlikte Ankara Sincan Cezaevinde kalan 18 aylık Saime bebeğe 10 gündür bebek bezi verilmiyor. Dünkü telefon görüşünde ailesine durumu aktaran anne Yasemin Melizci, “Saime’ye 10 gündür bez verilmedi, canım biraz ona sıkıldı.” dedi. Melizci, gerekçesine dair herhangi bir bilgi söylemedi.

Kızı yedi aylıkken tutuklanan ve 9 ay Konya Ereğli Cezaevinde kalan Saime bebeğin halası Öznur Çakar, aynı durumu kendisinin de yaşadığını söyledi. OHAL döneminde  tutuklandığı için cezaevinde bebek bezinden bile mahrum kaldıklarını ifade eden Çakar, “OHAL var diye yapılmayan kalmamıştı. Hala devam ediyor demek ki… Bir günde 3-4 bez kullanma hakkı vardı. Daha fazlasını aşamazsın. Bana gardiyan ‘Çocuğunda sıkıntı var, bir çocuk 4 bezden fazlasını kullanmaz’ demişti. Kendisi de anneydi.” dedi.

“ÇOCUK DA BEZİ İDARELİ KULLANACAK, MANTIK BÖYLE”

Koğuştaki diğer bebeklerin bezlerini kullanmak zorunda kaldığını belirten Çakar, “Şimdi tam hatırlayamıyorum, 15 ya da 21 günde bir bez veriyorlardı. 46’lı paket mesela, 15 gün yetmesi lazım. Kalmıyordu tabi. Koğuşta başka bir bebek daha vardı. Onun bezlerinden kullanıyorduk. Çocuk da bezi idareli kullanacak, mantık böyle.” diye konuştu.

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında Ankara’da 21 Ocak’ta gözaltına alınan Yasemin Melizci (29), eşi Kasım Melizci’nin (32) ve Saime bebek bir gün sonra tutuklanıp Sincan Cezaevine gönderildi. 8 Mart’ta Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne SEGBİS ile bağlanan hemşirelik mezunu Yasemin Melizci, Bylock kullandığı iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

345 BEBEK VE ÇOCUK TUTSAK

5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre hamile ve bebekli anneler gözaltına alınamaz, tutuklanamaz. Hükmü kesinleşen annenin bile cezası bebek 18 aylık olana kadar ertelenmesi gerekiyor. Ancak bu kanun Gülen Hareketi ve Kürt soruşturmaları kapsamında tutuklanan annelere uygulanmıyor.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından Şubat 2021’de açıklanan son açıklanan resmi rakamlara göre Türkiye cezaevlerinde 0-6 yaş arası 345 bebek ve çocuk anneleriyle birlikte hapiste yaşıyor.

Tutsak bebek Saime Sincan Cezaevinde havale geçirdi

Öznur Çakar Belgeseli: “Bebeği kucağında bir anne koğuştan içeri girdiğinde…”

Okumaya devam et

Popular

Shares