Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

“60 yılın üzerinde cezayla yargılanıyorum, Avrupa’da bulunmamız da bizi baskıdan kurtarmıyor”

Cenevre’de iki gündür devam eden Turkey Tribunal Mahkemesi’ne katılan gazeteci Cevheri Güven, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldığını, ancak Avrupa’da da baskı altında olduğunu söyledi.

BOLD – Türkiye’deki işkence olaylarının yargılandığı Turkey Tribunal’in bugünkü son oturumuna Almanya’da yaşayan gazeteci Cevheri Güven katıldı. Basın özgürlüğü konusunda mahkemeye ifade veren Güven, Türkiye’yi neden ve nasıl terk etmek zorunda kaldığını anlattı. Hakkında 60 yılın üzerinde ceza davası açıldığını söyleyen Güven, Avrupa’da da baskı altında olduğunu belirtti.

Belçika’da geçen yıl kurulan Turkey Tribunal, uluslararası toplumu Erdoğan rejiminin yaptığı insan hakları ihlalleri ile ilgili bilgilendirmek ve farkındalık oluşturmak kurulan sivil bir halk mahkemesi. Ghent Üniversitesi’nden Prof. Dr. Johan Vande Lanotte tarafından organize edilen Turkey Tribunal’ın üyeleri arasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski yargıçları, Birleşmiş Milletler eski şefleri ve insan hakları alanında uzman profesörler bulunuyor.

“SUİKAST TİMİ KURULDU, 21 KİŞİLİK LİSTEDE ADIM GEÇİYOR”

Turkey Tribunal Mahkemesi’nin bugünkü son oturumuna Almanya’da yaşayan gazeteci Cevheri Güven katıldı. Türkiye’yi neden ve nasıl terk etmek zorunda kaldığını anlatan Güven basın özgürlüğü konusunda mahkemeye ifade verdi. Güven hakkında 60 yılın üzerinde ceza davası açıldığını belirterek Avrupa’da yaşayan gazeteciler için oluşturulan suikast timi kurulduğunu ve 21 kişilik listede kendisinin de adının geçtiğini ifade etti.

Eşi ve çocuklarıyla birlikte bir mülteci botuyla Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan Güven, Turkey Tribunal Mahkemesi Başkanı Prof. Em. Dr. Françoise Barones Tulkens, Güney Afrika Anayasa Mahkemesi eski hakimi Dr. Johann van der Westhuizen, Robert F. Kennedy İnsan Hakları Uluslararası Savunuculuk ve Dava Takibi Başkan Yardımcısı olan Angelita Baeyens, Avrupa Konseyi İdare Mahkemesi Başkan Yardımcısı Prof. Em. Dr. Giorgio Malinverni, Strazburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nden Prof. Dr. Ledi Bianku ve BM eski şefi Dr. John Pace’in önünde basın ve ifade özgürlüğü alanında deneyimlerini paylaştı.

Cevheri Güven’in konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“BENİM VE AİLEMİN HAYATI TEHLİKEDEYDİ”

Türkiye’de yaşadığım hak ihlalleri nedeniyle Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldım. Şu anda Almanya’da mülteci olarak yaşıyorum. Karşılaştığım hak ihlalleri önce mesleki kariyerimi sonra özgürlüğümü sonra da hayatımı tehlikeye atan türdendi. Hatta ailemin de hayatını tehlikeye atacak türe vardı.

Benimle ilgili süreç 2013 yılında başladı. 2013 yılının sonunda Tayyip Erdoğan hükümeti bir yolsuzluk operasyonuyla karşı karşıya kalmıştı. Ve bunun neticesinde 4 tane bakanın istifa etmek zorunda kaldığı çok büyük bir yolsuzluk operasyonuydu. Bu yolsuzluk operasyonunu Erdoğan ve iktidarı bir darbe olarak adlandırıyordu. Bunun yolsuzluk olduğunu söyleyen gazeteciler bu süreç içerisinde Erdoğan iktidarının baskısı nedeniyle işsiz kaldılar. Ben de bu süreç içerisinde işimi kaybetmek durumunda kaldım.

Türkiye’deyken 2015 yılında Nokta dergisini çıkardım. Nokta dergisi Türkiye’nin en köklü haber dergilerinden bir tanesiydi. Uzun yıllardır çıkmıyordu. Ve askerlerin baskısı nedeniyle, dönemin generallerinin baskısı nedeniyle kapatılmış bir dergiydi. 2015 yılında dergiyi çıkarmaya başladıktan sonra bu sefer sivil bir baskı rejimiyle karşı karşıya kaldık. Dergimize sürekli olarak tazminat davaları açıldı. Reklam verenlerimiz üzerinde baskı kuruldu. Ve en sonunda dergimizin 3 tane sayısı peş peşe toplatıldı.

“BEN VE YARDIMCIM ERDOĞAN’IN ELEŞTİRDİĞİMİZ İÇİN TUTUKLANDIK”

Türkiye’de dergi toplatma en son 1980 yılındaki cunta rejiminde görülmüş, darbe rejiminde görülmüş bir şeydi. Fakat Erdoğan iktidarıyla geri döndü. Ve Nokta dergisi 3 sayısı toplatıldıktan sonra biz 2 Kasım 2015’te ben ve yardımcım Murat Çapan, Erdoğan iktidarının yolsuzluklarını, Erdoğan iktidarının yeniden Kürtlerle süren barış sürecini çökertip yeniden savaş konseptine dönmesi ve bu savaş konseptine dönmeleri nedeniyle çok sayıda sivilin, askerin, PKK’lının hayatını kaybettiği yeni bir savaş ortamının oluşmasını eleştirmemiz nedeniyle, bunu eleştiren bir kapak yayımlamamız nedeniyle 2015 yılının kasım ayında tutuklandık. Kasım ayının başında. Silivri Cezaevine gönderildik.

“TEK KİŞİLİK HÜCREDE KALDIK”

Cezaevi sürecinde çeşitli hak ihlalleriyle karşılaştık. Örneğin bizi mahkemeden cezaevine kadar götüren polisler, cezaevi aracında bize Tayyip Erdoğan’ın seçim marşını, Tayyip Erdoğan’ın partisinin seçim marşını zorla dinlettiler. Cezaevi sürecinde tek kişilik hücrelere konduk. Tamamen tecrit ortamı vardı. Birbirimizle görüşmemiz, başka tutuklularla görüşmemiz, herhangi bir sosyal ortama girmemiz engellendi. Tamamen 24 saatimizi bir hücrenin içerisinde geçirdiğimiz günlerdi. 2 ay böyle izolasyon ortamı altında cezaevinde tutulduktan sonra serbest bırakıldık, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakıldık.

O zaman Erdoğan rejiminin tüm baskısına rağmen Türkiye’de iyi-kötü işleyen bir hukuk sistemi vardı. Daha sonra dergimize yönelik baskılar yine devam etti. Sürekli her yaptığımız haberle ilgili neredeyse şikayetlerde bulunuldu. Biz tabi muhalif ve sert bir yayıncılık yapıyorduk. Erdoğan iktidarını her yönden kritik eden bir yayıncılık yapıyorduk. O günlerde medya dünyası o kadar bir baskı altındaydı ki böyle yayıncılık yapan dergilerin, gazetelerin sayısı çok azalmıştı.

“NOKTA DERGİSİNİN MAL VARLIĞINA HÜKUMET EL KOYDU”

Tabi bunların hepsi de 2016 yılının Temmuz ayının, 15 Temmuz’da gerçekleşen darbe girişimiyle birlikte, kapatıldılar. Nokta dergisi de darbe girişiminden hemen sonra Tayyip Erdoğan hükümetinin çıkarttığı bir kanun hükmünde kararname ile kapatıldı. Bütün mal varlığına, marka hakkına el konuldu. Hemen ardından da ben ve yardımcım Murat Çapan’la ilgili yakalama kararı çıkartıldı tekrar.

O günlerde Türkiye’de çok ağır hak ihlalleri, işkenceler yaşanıyordu ve bunlar medyaya da servis ediliyordu. Erdoğan iktidarı bir korku rejimi kurmak için adeta bu işkencelerin görüntülerini sergiliyordu. Özellikle askerlere yapılan işkenceler. Bu ortamda teslim olmayı göze alamadım. Çünkü benim de işkence göreceğim, ağır hak ihlalleri göreceğim, belki de bir daha özgürlüğüme kavuşamayacak derecede uzun yıllar hapsedileceğim açıktı.

“MÜLTECİ BOTUYLA ÜLKEMİ TERK ETMEK ZORUNDA KALDIM”

Eşim ve iki çocuğumla birlikte bir mülteci botuna binerek ülkeyi terk edip Yunanistan’a geçmek durumunda kaldım. Bu hem eşimin hem çocuklarımın hayatını tehlikeye atan bir durumdu. Fakat özgürlüğümün tamamen yok edilmesi, işkence görmem gibi durumlar karşısında, mecburen tercih ettiğim bir durumdu. Ben Yunanistan’a geçtikten sonra yardımcım Murat Çapan, Türkiye’de yakalandı. Hemen ardından hakkımızda devam eden yargı süreci çok hızlı bir şekilde ve iktidarın baskısıyla değiştirildi.

Önce bizi serbest bırakan mahkeme dağıtıldı. Mahkemenin 3 üyesi hakim o mahkemede görevden alındılar. Yerlerine yeni hakim atandı. Normalde duruşma savcısı hakkımızda beraat istemişti. Fakat duruşma savcısı değiştirilip yeni bir duruşma savcısı atandı. Yeni duruşma savcısı hakkımızda 22,5 yıl hapis cezası talep etti ve hemen çok hızlı bir biçimde hakkımızda 22,5 yıl hapis cezası verildi. Şu an yardımcım Murat Çapan Türkiye’de 5 yıldan fazla süredir, yaklaşık 6 yıldır tutuklu. Benim hakkımda da yine kesinleşmiş bir 22,5 yıl hapis cezası var. Ardından da yapmaya devam ettiğim haberler nedeniyle de artık sayısını takip edemediğim kadar çok, yüzlerce yıl hapis istemli davalar açılmış durumda.

“AVRUPA’DA YAŞAYAN GAZETECİLER İÇİN SUİKAST TİMİ OLUŞTURULDU”

Yunanistan’a geldikten sonra, üzerimizdeki baskı devam etti. 2017’nin sonlarına doğru HDP milletvekili Garo Paylan Avrupa’da yaşayan akademisyen ve gazetecilere yönelik istihbarat örgütü tarafından bir suikast timi oluşturulduğunu açıkladı. HDP milletvekilinin açıkladığı bu listede ben de sürekli olarak insan hakları ihlalleriyle ilgili haberler yaptığım için benimde olma ihtimalim oldukça yüksekti. Duyumlar üzerine Yunanistan’ı terk etmek durumunda kaldım.

Yunanistan’da ailemle yaşadığım süre boyunca aynı şekilde Yunan hükümeti tarafından tren garları, otobüs istasyonları, halkın yoğun olduğu meydanlar gibi yerlerden uzak durmamız konusunda uyarılarda bulunuldu. Yani orada da bir güvenlik tehlikesiyle karşı karşıyaydık. Daha sonra Almanya’ya gelmek durumunda kaldım. Almanya’ya geldikten sonra da benzer baskılar devam etti. Kısa bir süre önce 21 kişilik bir suikast listesi yayınlandı. Bu listede benim ismim de vardı. Tabi biz burada fanatiklere, Avrupa’da yaşayan fanatiklere de hedef gösterilmiş olduk. Onların eline böyle bir liste verildi. Ve bu listedeki bazı gazeteciler de saldırıya uğradılar.

“ALMAN MAKAMLARI BENİ ÇAĞIRIP UYARDI”

Bu listeyle ilgili Almanya’da polis makamları tarafından çağırılıp uyarıldım. Çeşitli uyarılara maruz kaldım, dikkatli olmam konusunda. Aynı zamanda, başka bir Avrupa ülkesinden uyarı aldım. Ülkelerine gelmemem konusunda yapılan bir uyarıydı. Almanya kadar güçlü bir istihbarat ve güvenlik teşkilatları olmadığını ülkelerine gitmem halinde can güvenliğimi koruyamayacaklarını belirttiler bana. Avrupa’da bulunmuş olmamız da bizi baskıdan kurtarmıyor. Erdoğan’ın uzun kolları buraya kadar devam ediyor.

Bu süreç içerisinde abim tutuklandı. Cezaevinde kaldı bir süre. Anne-babamı gözaltına alıp bir süre sorgulandılar. Bu tip aileme yönelik baskılar da akrabalarıma yönelik baskılar da devam etti. Fakat bu süreçte ben gazetecilikten kopmamaya devam ettim. İnsan hakları ihlalleriyle ilgili, Erdoğan rejiminin yolsuzluklarıyla ilgili, 15 Temmuz darbesinin şüpheli yönleriyle ilgili çok sayıda haber yayınladım. Bu haberlerin hemen hepsiyle ilgili davalar açıldı. Yayınladığım haberlerin pek çoğu hakkında erişim engeli kararları getirilerek, halka ulaşması engellendi.

“MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

İktidar medyası tarafından sürekli hedef gösterildim. Bu süreçte sürekli olarak terörist olarak damgalandım. Pek çok farklı terör örgütleriyle anıldı ismim bu süreçte. Sürekli olarak baskı kurarak benim halk nezdinde yaptığım haberlerin güvenilirliğini sarsmak için, çeşitli hamleler yapıldı. Fakat gerek YouTube üzerinden, gerek Twitter üzerinden, sosyal medya mecraları üzerinden ve internetten, bu tip haberleri yapmaya devam ettim. Yapmaya devam ettikçe de bu baskının şiddeti artıyor.

Erdoğan rejiminin uzun kollarının baskısını Avrupa’da da elbet hissediyoruz. Türkiye’de pek çok meslektaşım cezaevinde tutuklu durumdalar. Tahliyesi geldiği halde tahliye edilmeyen gazeteci arkadaşlarımız var. Pek çok gazeteci de yazdığı haberler nedeniyle sürekli olarak gözaltına alınıyor. Sürekli olarak baskı hissediyor. Özgür gazeteciler, bağımsız gazeteciler, kritik yapan gazetecilerin, pek çoğunun işsiz kaldığı bir süreçten geçiyoruz. Bunlarla ilgili en çok yaşadığımız problem de bağımsız bir yargı mekanizmasının olmaması. Ama mücadelemizi sürdürmeye devam ediyoruz.

“ALTI AY NEYLE SUÇLANDIĞIMIZI ÖĞRENEMEDİK”

Öncelikle bize Cumhurbaşkanı’na hakaretle ilgili davalar açıldı ki, Türkiye’de bütün gazetecilerin karşılaştığı klasik bir durum. Bunun dışında terör örgütü propagandasıyla suçlandık. Fakat hangi terör örgütünün propagandasıyla suçlanmamızı öğrenmek 6 ay aldı. Hatta çok genç bir savcı, savcılar da tabi ki bu tip suçlamalar yapmaya zorlanıyorlar, iktidar tarafından. Genç bir savcı vardı karşımızda ve ben savcıya, ‘Bizi terör örgütü propagandasıyla suçluyorsunuz ama bu hangi terör örgütü ona göre savunma yapacağım’ dediğimde ‘Savcı burada soruları ben soruyorum’ dedi. 6 ay hangi terör örgütü üyeliğiyle suçlandığımızı ya da propagandasıyla suçlandığımızı öğrenemedik. Bu 2015 yılında gerçekleşti.

6 ay sonunda PKK terör örgütünün propagandasıyla suçlandığımızı öğrendik. Sonra ikinci bir dava açıldı. Bu davada da bu sefer Türkiye Cumhuriyetini devirmek, silahlı isyan çıkarmaya çalışmak gibi çok ağır suçlamalar yöneltildi. Tabi bu ağır suçlamaların karşılığındaki cezalar çok yüksek. 20-25 yıl gibi cezalar. Dolayısıyla bu sizin üzerinizde gazeteci olarak bir baskı oluşturmaya dönük hamleler aslında bakarsanız. Dolayısıyla otosansüre etmek için yapılan şeylerdi. 2015 yılından bahsediyorum. Sonrasında bunlar tekrar değiştirildi. Çünkü 2015 yılının devamında 2016 yılında bir darbe girişimi gerçekleşti.

“60 YILIN ÜZERİNDE CEZAYLA YARGILANIYORUM”

Darbe girişiminin ardından buna Gülen Hareketi’nin propagandasını yapmak, üyesi olmak gibi suçlamalar eklendi. Dolayısıyla ceza süreci yükseltildi. Nihayetinde hakkımızda açılan dava, 2015 yılında olmasına rağmen, 2016 yılında gerçekleşmiş bir darbe girişimine sanki katılmışız gibi, suç o zaman işlenmiş gibi, 2016’nın mayıs ayında Türkiye Cumhuriyeti Devletini devirmeye çalışmaktan 22,5 yıl hapis cezası aldım.

Bunun dışında aynı şekilde Nokta dergisi, benim yayın yönetmeni olduğum Nokta dergisi, 2015 yılında hem iktidarın hedef aldığı Kürtleri hem de yine iktidarın hedef aldığı Gülen grubunu savunduğu için iki taraftan da ceza davaları açıldı peş peşe ve bunlar daha sonra hep terör yargılamaları konusu yapıldı. Şu an benim takip edebildiğim kadar, terörle bağlantılı suçlardan, 6o yılın üzerinde cezayla yargılanıyorum.

Yunanistan’a geçtikten sonra gazeteciliği hiç bırakmadım. Türkiye’de özgür medya yok edildiği için elimizde tek seçenek internet üzerinden yayıncılığı sürdürmekti. Bu çerçevede de ben ve benim gibi Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmış sürgün gazetecilerle beraber bir web sitesi ve Youtube kanalı kurduk. Bunun ardından ben kendi şahsi bir Youtube kanalımı da kurdum. Şu an hem web sitesi üzerinden hem de Youtube kanalları üzerinden yayın yapıyoruz.

“TÜRK HALKININ AVRUPA’DA YAYIN YAPAN GAZETECİLERE İLGİSİ BÜYÜK”

Kendi Youtube kanalımdan haftada 2 video yayınlıyorum haber içerikli. Bu iki video bir haftada bir milyonun üzerinde izleniyor toplamda. Çok yüksek bir grafiği var. Şu an özellikle Türk halkının, Avrupa’dan yayın yapan gazetecilere yönelik çok yüksek bir ilgisi var. Bunun sebebi de Türkiye’de özgür medya ortamının tamamen yok edilmesi nedeniyle gerçekleri ve haber alma özgürlüğünü sadece yurt dışındaki gazetecilerden karşılayabiliyor olmaları nedeniyle.

Tabi benim yaptığım haberlerin çoğu Türk halkını yakından ilgilendiriyor. İnsan hakları ihlalleri ve yolsuzluk üzerine özellikle yoğunlaşmış durumdayım. Türkiye’de bu haberleri kimse alıntılayamıyor. Çünkü benim yazdığım herhangi bir haberi alıntılamak ya da bunu kendi sayfalarına aktarmak, Türkiye’deki gazeteciler için terör örgütü propagandası yapmak demek. Çünkü rejim tarafından hakkımda verilmiş böyle bir ceza var.”

AKP Hükumeti’nin yargılandığı Turkey Tribunal nedir?

Analiz

Siyasetin emrindeki HSK’da organize işler: Bahçeli istifa ettirdi, Şentop hakime kefil oldu

MHP kontenjanından Hakimler ve Savcılar Kurulu(HSK) üyesi olan Devlet Bahçeli’nin eski avukatı Hamit Kocabey’in istifa süreci yargıdaki çürümeyi gözler önüne serdi. Kocabey’in MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin “İstifa edin” isteğini “Başüstüne” diyerek yerine getirdiği, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un da sulh ceza hakiminin ihracını ‘bilgi verdiği’ gerekçesiyle önlediği anlaşıldı.

BOLD ANALİZ – AKP’nin başkanlık sistemiyle Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısını değiştirmesi sonrası iktidarın emrine giren yargıdan pis kokular yükseliyor.

HSK üyesi avukat Hamit Kocabey’in geçtiğimiz hafta Kurul’dan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin isteğiyle istifa etmesi sonrası ortaya atılan iddialara bugün yenisi eklendi. Gazeteci İsmail Saymaz, HSK’ya MHP’nin kontenjanından atanan Kocabey, avukatı olduğu Devlet Bahçeli’nin talimatı üzerine “Başüstüne” diyerek 5’nci ayı dolmadan istifa ettiğini yazdı.

Saymaz, Kocabey’in avukat oğlu Nizamettin Kocabey’in Bataklık Operasyonu’nda Uğur Şener’in yakalama kararının kaldırılması için Ankara 8. Sulh Ceza Hakimi E.Ş. üzerinden devreye girdiğini, dönemin Ankara Başsavcısı Yüksel Kocaman’ın hakim E.Ş.’ye “Bu dosya için 300 bin dolar alınmış. Sakın ha!” uyarısında bulunduğunu yazdı. Avukat Kocabey’in, Başsavcı Kocaman’ın söylediklerine sinirlendiği ve “Bunu Kocaman’ın yanına bırakmam” dediğini aktaran gazeteci Saymaz, şüpheli Şener’e dava bile açılmadığını belirtti.

Bu gelişmelerin ardından HSK üyesi olmayı bekleyen Başsavcı Kocaman’ın Yargıtay’a üye atanmasında Hamit Kocabey’in etkisi olduğunu kaydeden Saymaz, Kocabey’in hakim E.Ş. hakkında Gülen Cemaati ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle soruşturma başlatıldığını, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un Hakim E.Ş.’ye 2012’den itibaren cemaat ile ilgili ‘yararlı bilgiler vererek’ ihracına engel olduğunu kaydetti.

Saymaz’ın aktardığına göre, HSK’da şunlar yaşandı: “Son hafta, ihraç edilecek ve açığa alınacak olan hakim ve savcılar görüşülecekti. Hakim E.Ş. de listedeydi.

Şentop, ihraç çıkmaması için Bahçeli ile görüştü. Kocabey’e “Oylamaya katılma” önerisinde bulunuldu.

Kocabey, her hafta olduğu üzere pazartesi günü Bahçeli’nin makamına gitti. Sohbette “AK Parti gidiyor, bizi de beraberinde götürüyor, bir çare bulmak lazım” dedi.

Bahçeli yanıt vermedi.

Bahçeli: İstifa edin
Geçen perşembe sabahı Hamit Kocabey’in telefonu çaldı.

MHP’den aranıyordu.

Derhal genel merkeze gitti.

Bahçeli, baş başa görüştüğü Kocabey’e şöyle dedi:

“Bir karar verdim. Bu kararı çok zor verdim. 24 saat düşündüm. Hareketimizin selameti için sizden bir şey rica ediyorum. Çok büyük hizmetler ettiniz. Bir dik duruş daha bekliyorum sizden.”

Kocabey, “Emredin” dedi.

Bahçeli, “İstifa edin” diye ekledi.

Kocabey, “Başüstüne efendim” şeklinde karşılık verdi.

Dilekçesini yazdı ve aynı gün Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e verdi.”

Saymaz’ın yazısındaki iddialar yargının siyasetin emrine girdiğini, HSK üyesinin Devlet Bahçeli’den talimat aldığını, hakim ve savcıların ihracında da yine siyasetçilerin belirleyeci olduğunu gösteriyor.

PERİNÇEK’İN ‘SİYASETİN KÖPEĞİ’ DEDİĞİ YARGIDA PİS KOKULAR

Doğu Perinçek’in “siyasetin köpeği” diyerek aşağıladığı yargıda organize işler, pis kokular gelmeye devam ediyor. Yargının siyasetin kuklasına dönüşmesinin nedenlerinden bir tanesi de HSK’nın üyelerinin belirlenmesinden kaynaklanıyor. AKP ve MHP’nin 2017’de yaptığı anayasa değişikliğiyle HSK’nın üyelerinin Cumhurbaşkanı ve TBMM’deki siyasi partiler tarafından seçen sistem getirildi. Buna göre HSK’nın Adalet Bakanı ve müsteşarının dışında kalan 4 üyeyi Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 üyesini ise TBMM’nin belirliyor. TBMM’de seçilen üyeler ise iktidar ve muhalefet partileri arasında bölüşülerek yapıldı. Böylece bağımsız ve tarafsız olması gereken yargı tam anlamıyla siyasetin emrine girdi.

Erdoğan, 2001’de Kılıçdaroğlu gibi uyarmış: Ülkemizde kadınlar, çocuklar adeta rehin alınıyor, devletin bürokratlarına suç işlettiriliyor

Okumaya devam et

Gündem

İstanbul Barosu Başkanlığı’na 3’ncü kez Mehmet Durakoğlu seçildi

İstanbul Barosu başkanlığı için 7 adayın yarıştığı seçimde mevcut baro başkanı Mehmet Durakoğlu yeniden seçildi. Durakoğlu, “İstanbul Barosu’nda yönetimde olabilmek için omurga gerekir. Bu omurgaya sahip olduğumuz için kazandık. Bu kaleyi asla ama asla teslim etmeyeceğiz” dedi.

BOLD – Dünyanın en büyük barosu sayılan İstanbul Barosu’nda pandemi nedeniyle ertelenen seçimler dün Haliç Kongre Merkezi’nde yapıldı.

Seçimi, Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu’nun adayı olan Mehmet Durakoğlu kazandı. Resmi sonuçlara göre Durakoğlu, 26 bin 30 geçerli oyun yüzde 8 bin 503’ünü alarak seçimi kazandı. Diğer adayların aldıkları oy şöyle: Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu Yükseliş Hareketi’nden Hasan Kılıç 6 bin 155, Avukat Hakları Grubu’ndan Gökhan Ahi 6 bin 13,  Çağdaş Avukatlar Grubu’ndan Ata Yazıcıoğlu 1687, Özgürlükçü Demokrat Avukatlar Grubu’ndan Sezin Uçar 1674, İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu’ndan Kaptan Yılmaz 1109, Bağımsız Avukatlar Grubu’ndan İshak Şadi Çarsancaklı 956.

OMURGA SAHİBİ OLDUĞUMUZ İÇİN KAZANDIK

Seçim sonuçlarının belli olmasının ardından Mehmet Durakoğlu, “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganlarıyla alkışlandı. Durakoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi: “İstanbul Barosu’nda yönetimde olabilmek için omurga gerekir. Bu omurgaya sahip olduğumuz için kazandık. Onun için biz şimdi burada Mustafa Kemal’den bahsediyoruz. Onun için kalenin hala burada dimdik durduğundan bahsediyoruz. Bu kaleyi asla ama asla teslim etmeyeceğiz.

Mehmetçiklerin katledildiği Boğaziçi Köprüsündeki TÜGVA’lıları korku saldı

Okumaya devam et

Gündem

Demet Akalın’ın eşi Okan Kurt’tan “Erdoğan’ın berberi sokağı sahiplendi” iddiası

Restoranının yan komşusuyla kavga edip karakolluk olan şarkıcı Demet Akalın’ın eşi Okan Kurt, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın berberi, ‘ben bu sokağın sahibiyim’ diyor” ifadelerini kullandı.

BOLD – Sahibi olduğu Hirahan Restoran’da yan komşusuyla kavga edip karakolluk olan şarkıcı Demet Akalın’ın eşi Okan Kurt, ilginç bir iddiada bulundu.

Kavganın çıkma nedeninin AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın berberi olduğunu belirten Kurt, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın berberi, ‘ben bu sokağın sahibiyim’ diyor” dedi.

Eşi komşusuyla kavga eden Demet Akalın ise duruma sosyal medya hesabından tepki gösterdi.

Eşinin hayatı için endişe ettiğini belirten Akalın “Okan’ı dışarı çıkartmıyorlarmış, polisi de içeri sokmuyorlarmış. Beykoz Emniyeti nerede! Okan’ın can güvenliği yok” diyerek isyan etti.

Mehmetçiklerin katledildiği Boğaziçi Köprüsündeki TÜGVA’lıları korku saldı

Okumaya devam et

Popular

Shares