Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Oruçluyken copla işkence gören KHK’lı öğretmen Eyüp Birinci için AYM’den hak ihlali kararı

AYM, oruçluyken işkence yapılan ve kalın bağırsakları yırtıldığı için ameliyat olmak zorunda kalan coğrafya öğretmen Eyüp Birinci hakkında hak ihlali kararı verdi. 21 gün hastanede kalan Birinci, savcılık ifadesinde mahkemede korkudan işkence gördüğünü söyleyemediğini belirtti. Bold Medya’ya konuşan eşi Asuman Birinci “Emniyetten arayıp acil iç çamaşırı, terlik isteyince eşime işkence yaptıklarını anladık. Çünkü bir gün önce kıyafet götürdüğümüzde almamışlardı.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Anayasa Mahkemesi (AYM), Afyon Emniyeti’nde işkence gören Türkçe öğretmeni Ahmet Aşık hakkında verdiği hak ihlali kararından önce Antalya’da işkence gören Eyüp Birinci hakkında da hak ihlali kararı verdiği ortaya çıktı.

AYM, 15 Temmuz’dan sonra Antalya’da gözaltına alınan ve copla yapılan işkence sonucu bağırsaklarından ameliyat edilen 46 yaşındaki Eyüp Birinci’nin şikayeti üzerine başlatılan ve ‘kovuşturmaya gerek yoktur’ denilerek kapatılan soruşturmanın hak ihlali olduğuna hükmetti.

18 Mayıs 2021’de verilen kararda, “Kötü muamele yasağı mutlak bir yasak olup ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike durumunda bile askıya alınamamaktadır. Terör ve örgütlü suçlarla mücadele gibi en zor koşullarda bile kötü muamele kesin olarak yasaklanmıştır.” denildi. Eyüp Birinci’ye 40 bin TL tazminat ödendi.

HALA ELMALI T TİPİ CİK’TE TUTUKLU

Antalya Karatay Anadolu Lisesi’nde coğrafya öğretmeni olarak görev yapan Eyüp Birinci, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 24 Temmuz 2016’da gözaltına alındı. Hemen ardından 1 Eylül’de çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi.

25 gün gözaltında kalan Eyüp Birinci, Antalya 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 19 Ağustos 2016 tarihli kararıyla tutuklanarak Antalya L Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. Şu an Elmalı T Tipi CİK’te kalan Birinci 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

Birinci gözaltındayken çırılçıplak soyuldu, ayağı ıslatılıp copla dövüldü, ağır küfür ve hakaretler ile cinsel işkencelere maruz kaldı. Polislere oruçlu olduğunu söyledikten sonra kendisine verilen su ile orucunu açan Birinci bir süre sonra fenalaştı. Muayeneye gelen doktor iç kanama geçirdiğini söyleyince hastaneye yoğun bakıma kaldırıldı.

“EMNİYETTEN ARAYIP ACİL OLARAK İÇ ÇAMAŞIRI VE TERLİK İSTEDİLER”

Bold Medya’ya konuşan Eyüp Birinci’nin eşi Asuman Birinci, “Eşim gözaltındayken bir gün Antalya Emniyetinden aradılar ve bizden acil olarak iç çamaşırı ve terlik istediler. Biz tabi şok olduk. Benim orada babam var, kardeşim var. Birkaç gün önce kıyafet, terlik, çamaşır, deterjan götürmüştük ama hiçbirini kabul etmediler. Şimdi niye acil istiyorlar? Ne oldu derken avukat gönderdik, görüştürmediler. O zaman eşime işkence yapıldığını anladık. ” dedi.

Eşinin ve babasının aynı gün gözaltına alındığını belirten Asuman Birinci, “İşkence yapıldığını babam içeride, biz dışarıda fark ettik. Hatta babam genç bir öğretmene de işkence yapıldığını anlıyor. ‘Ne oldu oğlum’ diye soruyorlar gence, ‘sakın dokunmayın bana, bir şey sormayın’ diyor. Sonra genç bir polise ‘Burada Eyüp diye biri vardı, ne oldu ona, kaç gündür gelmiyor’ diye soruyor. Damadı olduğunu söylemiyor. Polis memuru ‘İyi değil durumu, yoğun bakımda’ deyince babam yıkmış ortalığı. Bütün polisler herkes aşağıya inmiş, bir taraftan susturmaya çalışmışlar. Babamı sırf eşimin işkence gördüğünü duydu diye 10 ay içeride tuttular.” ifadelerini kullandı.

“SAVCIYA GİTTİM, EŞİN İYİ KARNI AĞIRIYORMUŞ, DEDİ”

İşkenceden şüphelenince savcılığa başvuran Asuman Birinci, eşinden haber alamadığını, sağlıklı halde emniyete götürülen eşinin hastaneye kaldırıldığını duyduğunu belirterek şikayetçi oldu. Savcı Asuman Birinci’ye eşinin iyi olduğunu, karnının ağrıdığını ve hastaneye kaldırıldığını söyledi.

Eşinin Antalya Atatürk Devlet Hastanesi’nde 411 nolu odada yattığını öğrenen Birinci hemen yanına gitti.  Kapıda kimseyi göremeyince direkt odaya girdiğini ifade eden Asuman Birinci, “Yanında polis vardı. Sizin ne işiniz var burada diye bizi hemen çıkarmak istedi. Kardeşimle birlikteydik. Ben o sırada eşime ne olduğunu sordum. Çok dövdüklerini eziyet ettiklerini söyledi. Eşim de başımıza bir şey gelmesinden endişelenince gitmemizi istedi, kendinize dikkat edin, dedi.” diye konuştu.

“EŞİMİN SAĞLIĞI ŞİMDİ İYİ AMA PSİKOLOJİSİNİ BİLEMİYORUM”

21 gün boyunca hastaneye gidip geldiklerini belirten Birinci şöyle devam etti: “Ben gidemesem de annem, kardeşim gitti. Biz eşimin başına gelenleri yabancı gazetecilere, başka yerlere fakslar çekerek anlatıyorduk. Fotoğraf istediler. Kardeşim bir gün çekmeyi başardı ama polis fark etmiş. Telefonu aldılar, hala vermediler. Kardeşim fotoğraf çektiği için 7-8 ay hapis yattı. Eşimin şu an sağlığı iyi. Bir sıkıntı yok ama psikolojisini bilemiyorum. İnşallah iyidir. Güçlü olmaya çalışıyor. İyi gibi görünüyor ama tam olarak çıktıktan sonra göreceğiz.”

7 KEZ DOKTOR MUAYENESİNE RAĞMEN “DARP YOKTUR” RAPORU VERİLDİ

Gözaltında olduğu sırada 7 kez doktor muayenesinden geçirilen Birinci için, vücudundaki ağır darp izlerine rağmen, “darp ve cebir izi yoktur” raporu verildi. Ancak sonraki iki muayeneye gelen doktorlar, Birinci’nin vücudundaki işkence izlerini tespit etti ve karın ağrısı şikayeti nedeniyle hastaneye sevkine karar verdi. Hastaneye sevk edilen Birinci’nin kalın bağırsağının yırtıldığı saptandı. Ameliyata alınan Birinci, 21 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra taburcu edildi.

Eyüp Birinci’nin işkence gördüğüne dair Antalya Başsavcılığı’na yaptığı soruşturmayı savcı emniyetten gelen ‘başı dönüp merdivenden düştü’ ifadelerine dayanarak kapattı. Ne Adli Tıp raporunu değerlendirdi ne aynı dönemde gözaltına tutulan tanıkların ifadelerini aldı ne de Emniyetten ‘yok’ denilen kamera görüntülerini yeniden istedi. Aslı Birinci ve kardeşlerinin çabalarıyla Eyüp Birinci’nin yaşadıkları o dönemde Deutsche Welle English ve France 24‘e de haber oldu.

“BATIN BÖLGESİNDEKİ YARALANMA TIBBEN MÜMKÜN DEĞİL”

Bunun üzerine 25 Ocak 2018’de AYM’ye başvuran Birinci’nin dosyası 18 Mayıs 2021’de karara bağladı. AYM kararda Birinci’nin batın bölgesinde meydana gelen yaralanmanın basit bir merdivenden düşme ile oluşmasının tıbben mümkün olmadığı belirtti, eksik soruşturma yapıldığını kaydetti.

Eyüp Birinci’nin 24 Ağustos 2016’da savcılıktaki ifadesinde yaşadıklarını şöyle anlatmıştı:

“BENİM SESİM AZALDIKÇA AYAKLARIMA BASIP DAKİKALARCA BAĞIRTTILAR”

“… gözaltına alınıp evimden ekip aracılığıyla KOM Şubeye götürülürken evimde arama yapan ismini bilmediğim esmer bir komiser arabada giderken bana şubeye gidince ben senin dalağını s…’ diye küfür etmişti. Daha sonra nezarethaneye giriş için muayene götürüp adli raporum aldırıldı. Bunun öncesinde de parmak izim alındı. Rapor alındıktan sonra kom şube müdürlüğünün üst katlarına çıkarıldım. Ancak hangi kata çıkarıldığımı bilmiyorum.

Yanında tutanakları yazan İbrahim diye hitap ettikleri bir polis memurları ile birlikle beni odaya aldılar. Odaya alındığımda 3 tane cümleyi dakikalarca bağırtılar. Bu cümleler ‘fetö senin a… k… seni s…’ diye bağırttılar. Bu şekilde kapıyı açıp polis memurlarına dinlettiriyorlardı. Benim sesim azaldıkça ayaklarıma dizlerime basıp, ters kelepçe bileklerimde olduğu halde bağırtıyorlardı. Kalın gazete rulosuyla kafama gözüme vuruyorlardı. Burnumu dolaba çarptırdılar. Burnum kanamaya başladı. Burnum kanar şekilde üst kata çıkarttılar. Tampon yaptılar.

“TUTANAĞI OKUMADAN İMZALATTILAR”

Beni döven evimde arama yapan ve yanındaki İbrahim isimli polis memurudur. İbrahim isimli polis memuru bana vurmadı. Sadece geçerken hafif bir tekme vurdu.  Tamponu yaptıktan sonra aşağıdaki odaya indirip dövmeye başladı. Kafanı kaldır, yüzüme bak diyerek yüzüme gözüme vurdu. Yüzüme vurunca tekrar burnum kanamaya başladı. Bu esnada savcı geldi.

Nezarethaneye indirmemiz gerekiyor diyerek tampon yapıp indirler. Sonra bir tutanak bana okumama imkan vermeden imzalattılar. Nezarethaneye indirildim. Nezarethanede yaklaşık 9-10 kişi idik. Bu bahsettiğim olay gözaltına alındığım 24 Temmuz günü oldu.

“POLİS VE DOKTOR KAPIDA GÖRÜŞTÜLER”

Akşam saat 21.30-22.00 sıralarında tekrardan rapor için nezarethanenin karşısında bulunan avukat görüşme odasına götürdüler. Burada ismini bilmediğim bir doktor gelip baktı. Bende darp olduğunu söyledim. Kaburgalarımın ve karnımın ağrıdığını söyledim.

Doktor beni muayene edeceği sırada doktor beni muayene etmeden çıktı. Polis ve doktor dışarıda görüştü. Doktor tekrar gelip, kulağıma baktı, ensemde şişlik vardı. Kendisine darp gördüğümü söyledim. Doktor bana bunlar basit şeyler önemli değil dedi. Sonraki günlerde de herhangi bir darp cebir görmedim. Aynı doktor gelip muayene edip, bize rapor düzenliyordu. 4 gün boyunca doktor baktı.

28 Temmuz Perşembe günü saat 19.00 sıralarında sorgu için yukarıya götüreceklerini söylediler. İsmini bilmediğim bir memur tarafından gözlerim kalın bezle bağlandı. Asansörle yukarıda çıktık. Kaçıncı kat olduğunu bilmiyorum. Asansörden çıktıktan sonra yürü, eğil, çömel şeklinde talimatlar vererek bir odaya alındım. Sorguyu beni gözaltına alan komiser yapıyordu. Gözlerim bağlı idi. Odada 3-4 kişi olduğunu hissettim. Ancak beni gözaltına alan komiser konuşuyordu.

“ÇIRILÇIPLAK SOYDULAR”

Kişisel bilgilerimi alıp kaydettikten sonra benim söylediklerimi yazdılar. Bana seni çok iyi tanıyan gizli tanık var. Her şeyi biliyoruz diyerek bildiklerini anlat, Antalya’da ne işin var diyerek çırılçıplak soydular. Ben bildiklerimi anlattım. Gözaltına alan ismini bilmediğim komiser olduğunu düşündüğüm yüzüme gözüme tokatla vurmaya başladı. 2 saat sürede bu şekilde hızlı bir şekilde, ayaklarımın altına, karnıma vurarak, sonrasında hayalarımı sıkarak, seni hadım ederim, şeklinde sözler söyleyerek işkenceye devam ettiler.

“AYAKLARIMI ISLATIP COPLA VURDULAR”

Yüzüstü yatırtıp, sağ kolumu ve sol kulumu geri çevirerek bu polis memuru bana bu şekilde işkence yaptı. Sonrasında sırt üstü döndürüp ayaklarımı ıslatıp copla vurmaya başladılar. Sonra her iki koluma da copla vurdular. Boynumu ıslatıp copla boynuma da vurdu. Bu nedenle kollarımda ve boynumda birçok morluk oluştu. Hatla cobu ağzıma sokup ağzımda çevirdi. ‘Senin tırnakları sökeceğim’ dedi. Sonrasında kaldırıp yumrukla vurmaya başladı.

Her vurduktan sonrada dik dur diyerek karnıma dakikalarca vurdu. En sonunda sana sürprizim var dedi. Karını ve kızını getireceğim buraya gözlerini açacağım neler yapacağım dedi. Daha sonra üstünü giyin dedi. Ben ayakta duramıyordum. Yardım ettiler üstümü giyindim. Odada bir iki kişi daha olduğunu hissediyordum ancak beni gözaltına alan polis olduğunu kesin biliyorum. Gözlerim bağlı olduğu için göremiyordum.

Ben giyindikten sonra eğil kalk diyerek bir yere götürdüler. Bu komiser olduğunu düşündüğüm polis seni burdun iteklesem ölsen kimsenin haberi olmaz, seninle işim bitmedi, görüşeceğiz dedi. Beni sonra eğil, kalk diyerek yürüttü. Merdivenden indirmeye başladı. Her basamakta karnıma vuruyordu. Bir merdiven boşluğuna inerken merdivenin başında arkamdan itekledi. Ayağım kaydı. Bir iki basamak düştüm. Tam düşmediğim için bana küfür etti.

“NEZARETHANEDE ABDEST ALIP ORUCUMU AÇTIM”

Beni tekrar nezarethaneye indirdiler. Nezarethane ve avukat görüşme odasının oradaki boşlukta sandalyeye oturtup elimi yüzümü yıkattılar. Sonra oruçlu olduğumu söyledim. Bana su verdi. Sonrada beni nezarethaneye götürdü. Bunu yapan memur başka bir memurdur. Beni döven polis değildi. Nezarethanede abdest alıp, orucumu açtım. Sonra fenalaştım. Beni mescide aldılar. Doktor kontrol saatine kadar mescitte kaldım.

Nezarethanede bulunan gözaltındaki şahıslar, benim başıma birçok polis geldi. Orada beni doktora gösterdiler. Oradaki Süleyman isimli polis memuru bana başımızı belaya sokma, oruçluyken başını döndü, yaralandım diye ifade ver dediler. Kollarıma girdiler. Doktorun kapısına götürdüler. Ben bir şey söylemeden doktor bey bu oruçlu idi düştü, yaralandı şeklinde sözler söylediler. O anda bayıldım. Ayıldığımda mescitte idim. Başımda başka doktor vardı. Ancak başka bir doktordu.

“İÇ KANAMA GEÇİRİYORSUN”

Mescitte polisleri dışarı çıkartıp bütün vücuduma baktı. Karnımın ağrıdığımı söyledim. Sen iç kanama geçiriyorsun, ölüm tehliken var dedi. Ambulans çağırdılar. Beni ambulans ile Eğitim ve Araştırma Hastanesi götürdüler. Hep aynı şeyi söylüyorlardı. Oruçlu idi kafası döndü diyorlardı. Beni muayene eden doktorlarda benim vücudumdaki morlukları görüyorlardı.

Beni Eğitim ve Araştırma Hastanesinde muayene eden doktor merdiven düşmesine benzemiyor dedi. Polisler başımda olduğu için konuşturmadılar. Tetkikler yapıldı. Ameliyat yapılmam gerektiğine karar verdiler. Polisler ameliyattan başka çare yok mu diye soruyorlardı. 28 Temmuz gecesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kaldım. Ameliyatımı Atatürk Devlet Hastanesi’nde ameliyat oldum. 21 gün hastanede kaldım. 12 Ağustos’ta ifadem alındı.

“KORKUDAN MAHKEMEDE İŞKENCE GÖRDÜĞÜMÜ SÖYLEYEMEDİM”

Bir hafta sonra mahkemeye çıktım. Ben 12 Ağustos’ta ifadem alındıktan sonra mahkemeye sorguya çıkarıldığımda korkumdan beni dövdüklerini işkence yaptıklarını söyleyemedim. Avukatla da görüşemedim. Ben korktuğum için herhangi bir şey söyleyemedim. Mahkemeye çıkmadan önce hastane ifadem alındı. Hatta mahkeme huzurunda 18 Ağustos’ta durumu anlatmaya çalıştım. Ancak hasta olduğumu, tutuksuz yargılanmak istediği şeklinde ifadeyi yazdırdı.

Ben cezaevine gidene kadar beni öldüreceklerini sandım. Bana bu şekilde işkence yapan kötü muamelede bulunan polisin adını soyadını bilmiyorum. Bu polis memuru beni evimde ve gözaltını alan ismini bilmediğim görsem teşhis edebileceğim polis memurudur. Kendisinden davacı ve şikayetçiyim. Ben başkasını dövüp dövmediklerini bilmiyorum. Kayıppederim ve kayınpederim de gözaltında idi. Onları dövmediler. Gözlerini bağlamamışlar, kötü muamelede bulunmamışlar dedi…”

Eyüp Birinci AYM Kararı: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/3691

 

Anayasa Mahkemesi Afyon’da işkenceci polislere acımadı: Biri tecavüz etti diğerleri izledi!

BOLD ÖZEL

Eğitimci Hakan Kanat cezaevinde kanser oldu, yoğun bakımda

24 Temmuz 2016’dan beri tutuklu olan eğitimci Hakan Kanat hapiste tiroid kanseri oldu. Acil olarak Kırşehir’den Ankara’ya sevk edilen Kanat, önceki gün ameliyat edildi. Durumu hakkında henüz ailesine bilgi verilmeyen Kanat, yoğun bakımda yatıyor.

SEVİNC ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Cezaevindeki kanser hastalarının sayısı artıyor. Beş yıldır Kırşehir E Tipi Cezaevinde tutuklu olan 40 yaşındaki Hakan Kanat’a 15 gün önce tiroid kanseri teşhisi konuldu. Kırşehir’den Ankara Sincan Cezaevine sevk edilen ve önceki gün ameliyat edilen Kanat, şu anda Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıd Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım servisinde yatıyor.

HAPİSTEYKEN İKİ AMELİYAT GEÇİRDİ

Üç yıl önce de uyku apnesi hastalığı nedeniyle de ameliyat edilen Hakan Kanat’ın ailesine her iki ameliyat sırasında da haber verilmedi. Ne Ankara’ya sevk edilirken ne de ameliyat sırasında hiçbir bilgi alamadıklarını söyleyen Hakan Kanat’ın eşi, “29 Eylül’de Kırşehir’de eşime biyopsi yapıldı, kanser olduğunu öğrendik. Durumunu sormak için Kırşehir Cezaevini arıyoruz, ‘burada, iyi’ diyorlar. Dün de aradım, aynı şeyi söylediler. Aynı gün içinde öğreniyoruz ki Ankara’ya sevk edilmiş, hatta ameliyat edilmiş.” dedi.

Ölümcül hastalığa yakalanan bir insana ve kendilerine yapılan bu muamelenin insani ve hukuki olmadığını söyleyen eşi, “‘Neden doğru bilgi verilmediğini sorunca telefonu yüzümüze kapatıyorlar. Nerede olduğunu, başına ne geldiğini öğrenmek hakkımız değil mi?” dedi.

GEÇEN  YIL BABASI BU YIL ANNESİ VEFAT ETTİ

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 24 Temmuz 2016’da tutuklanan Hakan Kanat, Kırşehir’de kapatılan öğrenci yurdunda müdürlük yaptığı için 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak verilen ceza Yargıtay tarafından iki kere bozuldu. 2 Kasım’da tekrar mahkemeye çıkacak olan Kanat evli ve iki çocuk babası. Üst üste üzüntüler yaşayan Kanat’ın geçen yıl babası, birkaç ay önce de annesi vefat etmişti.

CEZAEVİNDEKİ KANSERLİ HASTALAR

İnsan Hakları Derneği’nin 31 Mart 2020’de açıkladığı son rapora göre Türkiye cezaevlerinde 590’ı ağır hasta olmak üzere toplam 1564 hasta mahpus bulunuyor. Kanser gibi ölümcül bir hastalıkla mücadele eden birçok hasta mahpus da var. Bold Medya’nın araştırmasına göre Temmuz 2016’dan bu yana yaklaşık 50 kişi cezaevlerinde kanser olduktan sonra hayatını kaybetti.

4. evre kanser hastası Ayşe Özdoğan (Antalya L Tipi), Gülden Aşık (Bandırma), Fatımatüzzehra Babacan (Afyon), HDP eski milletvekili Hatice Kocaman (Diyarbakır), Ahmet Polat Önel (Kandıra), Ahmet Karakuş (Manisa), Rıdvan Yıldız (Silivri), Yasin Akaslan (Kırıkkale), Veysel Alıcı (Konya) bilinen tutuklu kanser hastalarından bazıları.

Hakan Kanat’ın kızı.

4 yılda tam 41 insan Türkiye cezaevlerinde kanser olup öldü

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Oya Baydar: Türkiye’ye döneceğim, o yüzden dikkatli konuşacağım

Sürgün yıllarını geçirdiği Frankfurt’a 40 yıl sonra bu kez Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’na katılımcı olarak gelen Oya Baydar, “Türkiye’ye döneceğim için dikkatli konuşacağım. Çünkü Türkiye’de yazıyorum” kaydını düşerek Bold’un sorularını cevapladı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Üç darbe gördü, defalarca tutuklandı, işkenceye uğradı… 1980 darbesinden sonra 12 yıl Almanya’da yaşamak zorunda kalan Türkiye’nin en önemli edebiyatçılarından Oya Baydar, tüm yaşadıklarıyla bugünü karşılaştırınca, “Bunu söylemek çok acı bir şey ama Türkiye’nin koşulları bütün o dönemlerden daha kötü.” diyor.

KulturForum-Turkei Deutschland derneğinin davetlisi olarak Almanya’ya gelen Oya Baydar, 20 Ekim’de başlayan 73. Frankfurt Kitap Fuarı’ndaki ilk konuşmasını dün yaptı. Bugün (22 Ekim 2021) 3. salonda saat 16.45’te “Türkiye’de Basın Özgürlüğü” başlıklı ikinci konuşmasını yapacak.

KENDİMİZİ AÇIK HAVA HAPİSHANESİNDE HİSSEDİYORUZ

Kültür Bakanlığı’nın 15 gün önce katılmaktan vazgeçtiği Frankfurt Kitap Fuarı‘na gelebilen birkaç yazardan biri olan Baydar, ülkenin geldiği durumu, gergin atmosferi ve aydınların, yazarların üzerindeki baskıyı anlattı. Otosansür uyguladığını ifade eden Baydar, “Kendimizi açık hava hapishanesinde gibi hissediyoruz. Boğuluyoruz” dedi.

Fuar alanında yaptığı konuşmasına başlarken Türkiye’ye dönecek bir yazar olarak dikkatli konuşacağını söyleyen Baydar, “Türkiye’ye döneceğim. O yüzden dikkatli konuşacağım. Siz satır aralarını anlayacaksınız. Çünkü Türkiye’de yazıyorum. Bu bile size Türkiye’deki durumun nasıl olduğunu anlatsın.” dedi. Avrupa ülkelerinden özellikle Almanya’dan yeterince dayanışma göremediklerini de belirtti.

EMİNE ERDOĞAN İÇİN DUVARLARA AYIP ŞEYLER YAZILMIŞTI, OSMAN HEPSİNİ SİLDİRTTİ

Köşe yazılarında AKP’li kadın siyasetçilere ve Emine Erdoğan’a seslenen yazılar yazan Baydar, ülkede hukukun değil, keyfiliğin hüküm sürdüğünü vurguladı. Yakın arkadaşı Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak’ın iktidarın rehineleri olarak hapiste olduklarını belirten Bayar, “Osman çok yakın arkadaşım. Onun hakkındaki davada hiçbir şey yok. Gezi diye tutturuyorlar. Osman Gezi’de bütün aşırı olayları bastırmaya çalıştı. Hatta şu var. Emine Hanım (Erdoğan) için çok ayıp şeyler yazılmıştı duvarlara. Osman, adam tuttu, o duvarlardaki yazıları sildirtti.” dedi.

Baydar, Türkiye’nin geleceğinden pek umutlu değil ama gençlere ümitlerini kesmemelerini tavsiye ediyor, “Türkiye’ye giremeyen arkadaşlarımızın dönebileceği, bizlerin de meramını daha rahat anlatabileceği günler gelebilir.” diyor.

80 darbesinden sonra Frankfurt’ta yaşamak zorunda kaldınız. O dönemde olaylar nasıl gelişti?

Bir konferans, bir toplantı için 3-4 günlüğüne yurt dışına çıkmıştım. O sırada 9 aylık olan çocuğumu anneme bırakmıştım. Bir otel odasında, sabah birden telefon çaldı. Sabah çok erken çalan telefonları hiç sevmem. Saat 6’ydı. Bir arkadaşım arıyordu. “Ne zaman dönüyorsun?” diye sordu. İki gün sonra dönecektim. “Türkiye’de darbe oldu, nah dönersin” dedi. Otelin yeşil, uzun bir bahçesi vardı. Şöyle bir baktım oraya. Oya kaldın burada, dedim.

Eşiniz de burada mıydı?

O zaten benden önce yurt dışına çıkmıştı. Frankfurt’taydı. O zaman Politika gazetesinin genel yayın yönetmeniydi. 70’lerde, 80’lerde yayınlanan Politika gazetesi vardı. Daha sonra kapatıldı. Aydın (Engin) tutuklandı. Tahliye edildiğinde yurt dışına çıkmıştı. O zaman, şimdiki gibi bu kadar sıkı değildi Türkiye. Böyle bir macerayla başladı ve 11,5 yıl sürdü. 1992’de dönebildik.

Almanya’da çalıştınız mı, oğlunuzu getirtebildiniz mi?

Kasımda annem getirdi. Yeşil pasaportu vardı. Tabi ben de çalıştım. Önce evde örgü ördüm. Üniversite mezunu Almanlardan ve akademisyenlerde oluşan iyi bir çevremiz vardı. Sonra Türkçeye yapılan çevirileri redakte etmeye başladım. Almancayı biraz daha öğrenince SPD’nin Türklere danışmanlık veren bir firması vardı. Oraya girdim. Aydın da şoförlük yaptı. Bir bakıma en çok paramız olan bir dönemdi. Şimdikinden daha iyiydi.

Yabancı bir ülkede yaşamak zorunda kalmak, o mecburiyet, bu duyguları nasıl aşabildiniz?

Şöyle oluyor: Hep bavullarınızın üzerinde oturur gibi bir dönem yaşıyorsunuz. Sonra yavaş yavaş, istemediğiniz halde alışıyorsunuz. Kedi aldım, çiçekler, saksılar aldım. Kedi yerleşik hayvandır. Kedi alınca “Oya yerleştiğini kabul ediyorsun galiba.” dedim. Ama geri dönebilmek için hep bir gelişme bekledik.

Nasıl döndünüz?

1991’de kısmi af oldu. Özal dönemi. Hem eşimin hem benim 30 yıla varan davalarımız vardı ve bir kısmı da mahkumiyetle sonuçlanmıştı. Af gelince bazı maddeler değişti. 1991’de önce eşim döndü. Birkaç ay sonra biz de döndük. Aradan 40 sene geçmiş. Yeniden Frankfurt’tayım. Türkiye’de hiçbir şey tarih olmuyor. Hep yeniden kısır bir döngü yaşıyoruz.

Türkiye’ye dönerken bir düzelme olacağını düşünüyor muydunuz?

Türkiye bütün sorunlarıyla ortadaydı. Yine sömürünün olduğu kapitalist bir ülkeydi ama ümidimiz de vardı. Demokratikleşme adına kısmi de olsa bir değişiklik olabilir diye düşünüyorduk. AKP iktidara geçeceği sırada o AKP, bu AKP asla değildi. Aslı buymuş galiba. Hata yaptığımı, bu aslı görmediğimi düşünüyorum.

AKP’yi desteklediğiniz için sizi de çok eleştirdiler değil mi.

Ben AKP’yi değil ama Anayasa, referandum gibi konularda getirdiği açılımları destekledim. Askeri, laikçi Kemalist vesayeti sona ereceğini ve ikinci sınıf vatandaşların ortadan kalkacağını düşündük. Ben laik bir kadınım, ayrıca da cumhuriyete inan biriyim o ayrı. Vesayet, baskı bunlar ayrı. Şimdi Kürtler ikinci sınıf vatandaş, o zaman da hem Türkler hem Müslüman muhafazakar kesim ikinci sınıf vatandaştı. Bunlar benim kabul edebileceğim şeyler değil. Üstelik ben de o mahalleden geliyorum. Bir toplumsal uzlaşma olabilir, aramızda yaratılmış olan büyük uçurumlar belki kapanabilir diye umut ettik.

ÇOK UMUDUM YOK

Herkes aynı şekilde umut etmişti. Epey de yol alındı ama sonra geriye dönüldü. Bundan sonrası için umut var mı? 

Çok umudum yok. Eskiden daha umutluydum. Ama yeniden bir hayal kırıklığı yaşadık. Şunu söyleyebilirim, yaşadığımız bu günlerde, askeri vesayet değil ama başka vesayetler başladı. Bu vesayet dediğimiz şey, bu otokratik rejim gerçekten de Türkiye’de demokrasinin kolay kolay gelemeyeceğini bize gösteriyor. Halkımız da demokrasi mücadelesini, demokrasiyi çok hazmetmiş değil. Mevcut iktidar kendi bekası için aramıza soktuğu kanlarla bizi iyice güçsüzleştirdi. Demokratik yöntemlerle Türkiye’yi idare etmeleri mümkün değil. Halbuki Türkiye’nin önemli bir kesimi hak diyor, adalet diyor, demokrasi diyor ama bu mücadeleyi veremiyor. Muhalefet ise herkesi kendi çevresinde toplayamıyor, her şeyi içselleştiremiyor. Yani Kürtler şurada, Müslümanlar burada çabalanıyor ama çok zor.

Son kitabınız “80 Yaş Zor Zaman Günlükleri” pek çok insana sizinle aynı duyguları hissettirmişti.

Yaşınız arttıkça daha umutsuz oluyorsunuz ama siz çok gençsiniz. Sizler göreceksiniz muhtemelen. Benim gibi hissetmeyin. Sizin daha zamanınız var. Yani bir cennet olmayacak ama mesela Türkiye’ye giremeyen arkadaşlarımızın dönebileceği, bizlerin meramını daha rahat anlatabileceği günler gelebilir. Türkiye’de tarih bir türlü geçmiş olamıyor, evet maalesef tarih tekerrür ediyor ama umudumuzu kesmeyelim.

AKP’li kadınlara Emine Erdoğan’a, Özlem Zengin’e seslenen yazılar yazdınız son dönemde. Bir geri dönüş oldu mu? Nasıl karşıladılar? 

Hayır, hiç olmuyor. Bazen bir küçük davayla karşılaşabiliyorsunuz. Ama başım şu anda çok fazla dertte değil. Eşimin yasağı var. Hala devam eden Cumhuriyet davası nedeniyle yurt dışına çıkamıyor. Her kelimemizi düşünerek yazmak zorundayız. Ben sert yazılar yazıyorum ama her sözcüğünü çok düşünerek yazıyorum. Bu başlı başına zaten sanatın, düşüncenin, yazının düşmanıdır. Özgürlükler olmadan, sanatçılar, yazarlar kendilerini özgür ve güvende hissetmeden tabi ki istedikleri gibi bir üretim yapmaları mümkün değil.

AYDINLAR BOĞULUYORUZ DİYOR

Yazılarınız makul ve yerinde eleştirilerdi, size de mi dava açacaklar? 

Kimin hakkında açmıyorlar ki. Mesela şu fotoğraflardaki (Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak) insanlar bunu hiç hak etmediler. Osman çok yakın arkadaşım. Onun hakkındaki davada hiçbir şey yok. Gezi diye tutturuyorlar. Osman Gezi’de bütün aşırı olayları bastırmaya çalıştı. Hatta şu var. Emine Hanım (Erdoğan) için çok ayıp şeyler yazılmıştı duvarlara. Osman, adam tuttu, o duvarlardaki yazıları sildirtti. Olaylar başka taraflara yönlendirilmesin diye.

Osman Kavala’dan intikam mı alınıyor? 

Türkiye’ye dönecek biri olarak, aşırı bir şey söylemeyeyim ama Türkiye’de yasalar ve hukuk değil keyfilik hüküm sürüyor. Bu keyfilik nerelerden kaynaklanıyorsa Osman’da bu çok belirgin bir şekilde var. Osman bir çeşit rehine olarak tutuluyor. Neyin rehinesi o da belli değil. Arkamdaki fotoğraflar aslında benim söyleyeceklerimi çok iyi anlatıyor. Hepsi için şunu söyleyebilirim üçü de tamamen keyfi bir şekilde tutuklu. Bir suçları bir günahları yok. Onlar için iktidarın rehineleri diyebiliriz. Bu üç isim sadece sembol, binlerce insan cezaevinde. Türkiye’de kendimizi bir açık hava hapishanesinde gibi hissediyoruz. Gerçekten de Türkiye’nin havası son derece gergin. Özellikle aydınlar, demokratlar, gazeteciler, sanatçılar, düşünen insanlar bir çeşit boğulma hissiyle karşı karşıya. Boğuluyoruz diyorlar. Abarttığımı sanmayın. Yani bazen yurt dışına çıkınca ülkedeki durum abartılır. Abartmıyorum.

TÜRKİYE’NİN KOŞULLARI DARBE DÖNEMLERİNDEN DAHA KÖTÜ

Siz Türkiye’de pek çok dönem yaşadınız, 1970’li yıllarda işkence gördünüz. O günleri yaşamış bir yazar olarak bugünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye gibi bir ülkede 81 yaşına kadar gelmişseniz ve aydınsanız, siyasetle de ilgiliyseniz, çok şey görür çok şey yaşarsınız. Bende 3 darbe hatta 3 buçuk darbe bir de post modern darbemiz oldu. 3,5 darbe atlattım. Bunların hepsinde ya tutuklandım ya yurt dışına çıkmak zorunda kaldım. Hepsinin acısını yaşadım. Ve şunu söyleyeyim. Bugün Türkiye’nin koşulları bütün o dönemlerden daha kötü. Çok acı bir şey bunu söylemek. Demokrasi, özgürlük, hak ve özgürlükler, o dönemlerden çok daha geriye gitmiş durumda. Şimdi ben Türkiye’ye döneceğim. O yüzden konuşurken dikkatli konuşacağım. Siz satır aralarını anlayacaksınız. Çünkü Türkiye’de yazıyorum. Ama bu bile size Türkiye’deki durumun nasıl olduğunu anlatsın.

Frankfurt Kitap Fuarı açıldı: Sürgündeki gazeteciler tutsak meslektaşlarını anlatacak

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Türkiye, dünyanın en büyük kitap fuarında yok

Kültür ve Turizm Bakanlığı, bugün başlayan Frankfurt Kitap Fuarı’na 2 hafta önce katılmaktan vazgeçti. 110 ülkeden 7 bin 140 yayıncının yer aldığı fuarda Türkiye’den sadece Birgün Yayıncılık katıldı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Kültür Bakanlığı ve Türkiye Yayıncılar Birliği, tüm dünyadan yazar ve yayıncıların yer aldığı Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’na (Frankfurt Buch Messe) katılmaktan iki hafta önce vazgeçti.

Kanada’nın konuk ülke olduğu fuarda yabancı ülkelerin stantları 4. salonda bulunuyor. Ağırlıklı olarak İtalya, Fransa, İspanya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden yayıncıların yer aldığı fuarda Türkiye sadece Birgün Yayıncılık ile temsil ediliyor. Edinilen bilgiye göre Kültür Bakanlığı, iki hafta önce fuar yönetimini arayarak rezervasyon yapılan stantları iptal etti.

Fuarda özellikle Arap ülkelerinden gelen yayıncıları devasa stantları dikkat çekiyor. 22-28 Mayıs 2022’de gerçekleştirilecek Abu Dhabi Kitap Fuarı için ayrı bir stant açılarak, kitap fuarının içinden fuar tanıtımı yapılıyor.

Yayıncılık trendlerinin belirlendiği, dünyanın en büyük fuarı olarak görülen Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı, geçen yıl koronavirüs salgını nedeniyle iptal edilmiş, oturumlar online gerçekleştirilmişti.

20-24 Ekim tarihleri arasında düzenlenen bu yılki fuar da kısmen korona kısıtlamalarının gölgesinde geçiyor. Ancak yazar-yayıncı ve okur buluşmaları gerçekleştiriliyor. Bu nedenle bu yılki fuarın sloganı “Frankfurt’a tekrar hoş geldiniz” olarak belirlendi. www.frankfurtbuchmesse.com

Fuarın bu yılki konuk ülkesi Kanada.

Frankfurt Kitap Fuarı açıldı: Sürgündeki gazeteciler tutsak meslektaşlarını anlatacak

Okumaya devam et

Popular

Shares