Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

5.5 yıldır tutuklu olan Eski Yargıtay üyesi adaletsizliği tescil etti

Afyon 1 Nolu T Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Eski Yargıtay üyesi Hüsamettin Uğur, “İnsanım diyen herkese” yazdığı açık mektupla adaletsizliği tescil etti.

BOLD – Beş buçuk yıldır tutuklu olan, 9 ay önce sevk edildiği Afyon 1 Nolu T Tipi Cezaevinde de hak ihlallerine maruz kalan eski Yargıtay üyesi Hüsamettin Uğur, kamuoyuna açık mektup yazdı. Uğur, bu açık mektubu adaletin tecellisi için değil, adaletsizliğin tescili için yazdığının altını çizdi.

KIRIKKALE CEZAEVİ’NDE İŞKENCE GÖRDÜ

İşkence gördüğü Kırıkkale Cezaevi’nden 9 ay önce Afyon 1 Nolu T Tipi Cezaevine nakledilen eski Yargıtay üyesi Uğur’a uygulanan tecrit ve salgın nedeniyle görüş kısıtlamaları devam ediyor. Cezaevinde geçirdiği 5.5 yılın büyük bir kısmını tek kişilik hücrede geçiren Uğur, yaşadığı hak ihlallerini duyurmak için kamuoyuna açık bir mektup yazdı. Hüsamettin Uğur’un, kaleme aldığı mektubun tam metni şöyle:

BİRKAÇ SAAT İÇİNDE TERÖRİST İLAN EDİLDİM

“İnsan Hakları ile İlgilenen Bütün Kurum ve Kuruluşlara, “İnsanım” diyen herkese açık mektup…

Cumhuriyet savcısı olarak 1993 yılında göreve başladım. 1999 yılında Yargıtay Tetkik Hakimi olarak görevlendirildim. 12 yıl sonra Yargıtay üyesi seçildim (Şubat 2011’de). 6 yıllık yüksek mahkeme üyesi iken 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi üzerine “terör örgütü üyesi” olmak iddiasıyla hakkımda soruşturma açıldığını öğrendim. Bu bilgiyi, daha darbeciler Ankara semalarında uçarken, bomba atarken televizyondan edindim. O gün cuma idi. Yargıtay’daki mesaimi bitirmiş, devletin tahsis ettiği servisle, yine devletin tahsis ettiği lojmana (konuta) giderken, birkaç saat sonra “terörist” ilan edilmiştim!..

TÜM İŞLEMLER HUKUKA AYKIRI YAPILDI

Hakkımda Yargıtay Kanunu’na göre soruşturma yapılması gerekirken, görevsiz ve yetkisiz olan (Bkz; AİHM Alparslan Altan Kn) Ankara C. Başsavcılığı soruşturma yaptı. Yapılan bütün adli işlemler (gözaltı, arama, tutuklama, sorgu v.s.) kanuna ve hukuka aykırı idi.

HAKKIMDAKİ HİÇBİR BİLGİ BELGEYE ULAŞAMADIM

Olağanüstü Hal rejimi altında, OHAL kararnamesi ile görevlendirilen mahkemede (Yar. 9. Ceza Dairesinde) yargılandım. Dava açılıncaya kadar dosyadaki bilgi-belgeler için GİZLİLİK kararı alınmıştı. Hakkımdaki hiçbir belgeye, delile ulaşamadım. Dava açılıp gizlilik kararı kalkınca görüldü ki meğerse gizlilik kararı, dosyada suçlamaya dair hiçbir delilin olmadığını gizlemek içinmiş!…

BAKANLIK TALİMATI İLE HÜCREDE KALDIK

18 temmuz 2016 günü evimde gözaltına alındım, 20 Temmuz’da tutuklandım. 80 gün Sincan Cezaevinde toplu koğuşta kaldım. 9 Ekim 2016 günü Kırıkkale Keskin Cezaevine nakledildik ve doğrudan tek kişilik odalara konulduk. Cezaevi yeni açılmış, hatta kabulü bile yapılmamıştı. Odadaki inşaat atıklarını (molozları) kendimiz temizledik.

Tekli odada tutulma gerekçesini sorduğumuzda “Adalet Bakanlığının talimatı” denildi. Oysa bakanlığın böyle bir yetkisi yoktur. Bunun üzerine cezaevi idaresince tekli odaya yerleştirilmişiz gibi bize kararlar tebliğ edildi.

EN AĞIR ŞARTLAR UYGULANDI

Keskin’de 4 yıl 4 ay boyunca tek kişilik odada tutuldum. Günün 24 saatinin sadece 2 saatini avluda geçiriyorduk. Bakanlığın gizli talimatı ile hiçbir eğitim, kültür, sanat programı ve etkinlikten yararlandırılmadık. Tekli odada tutulmaya uygun olup olmadığımız ve psikolojimiz hiç gözlenmedi. Maksat, bunaltıp olmayan suçun itirafçısı yapmaktı. Nitekim çok kişi tekli odada “itirafçı-iftiracı” oldu!

Sulh Ceza Hakiminin kararına göre bizler ”dünyanın en tehlikeli terör örgütünün üyeleri”idik! Bu nedenle ağırlaştırılmış müebbet mahkumlarıyla aynı hatta daha ağır şartlarda tutuluyorduk. Tutuklu statüsünde iken bile avukatlarımızla gerektiği gibi görüşemedik. Görüş yerinde kamera tepemizde, bir memur yanımızda idi.

GÖKYÜZÜNE BAKMAK BİLE ÇOK GÖRÜLDÜ

Keskin’de 7-8 ay boyunca kurum kütüphanesinden kitap verilmedi. Yanımızdaki şahsi kitaplarımıza bile el konuldu, aylarca verilmedi. Avluya çıkarılıp odaya getirilirken günde en az dört kez elle yoklanarak, ayakkabımız çıkarılıp silkelenerek arandık. Geceleri ışıklar bazen yarım, bazen saat başı açılır kapatılırdı. Avlunun dört tarafı ve zemini betondu. Yağmurdan, kardan, güneşten koruyacak siperlik vb. şey yoktu. Yorulunca oturacak bir şey (sandalye, bank, tabure) yoktu. Gökyüzüne bakmamız bile çok görüldü ve tel örgü ile kaplandı.

GÖRÜŞLERİN KAYDEDİLMESİ İSTENMİŞ

Keskin’de iken 3. yılda Adalet bakanlığının hakkımızdaki “GİZLİ” nakil yazısından haberdar olduk. 7.10.2016 tarihli CTE Genel Md.nün yazısında sadece naklimizin sağlanması değil, birçok hukuka aykırı talimat da mevcuttu (Her türlü görüşme ve iletişimimizin denetlenmesi, kaydedilmesi ile Bakanlık ve Başsavcılığa bildirilmesi… gibi hukuka aykırılıklar içeriyordu.)

Bu yazıyı Cezaevi Müdürlüğü ve Bakanlık, taleplerime rağmen vermedi. Bir örneğinin İnfaz Hakimliğinde bulunduğunu öğrenince buradan talep ettim, verilmedi. İtiraz üzerine Ağır Ceza Mahkemesi verilmesine hükmetti fakat kesinleşmiş mahkeme kararına rağmen yine verilmedi! Kurumu hakime şikayet edip 5 ayrı dilekçeden sonra verilebildi!

BİRÇOK ÜRÜNÜN BİZE SATILMASI YASAKTI

Cezaevi kantininde satılan birçok ürünün bize satışı yasaktı. (çamaşır ipi, semaver veya çay makinası v.b.) 18 ay boyunca, demirbaş olarak verilmesi zorunlu plastik masa bile verilmedi. Yüzlerce sayfa dilekçeyi plastik sandalyede oturup, sünger yatak üzerinde yazdım. Bel ve boyun ağrılarım dayanılmaz olmuştu.

HABERLEŞMEDEN MEN CEZASI VERİLDİ

Keskin’de iken gözümüzün önünde adli mahkumların odalarına girilerek, ya da kamerasız odalara götürülerek dövülürdü. Bu durum pervasızca, süreklilik arzedince, mektuplarımda yazdım, avukatıma bildirdim. 3 ayrı mektubuma el konuldu, telefonda anlatmaya başladım, iletişimden (haberleşmeden) men cezası verildi. Çeşitli bahanelerle üst üste 4 ayrı disiplin soruşturması açıldı, ziyaretten men ve hücre hapsi cezası da verildi. Tutanaklar sahte, beyanlar yalandı, İnfaz Hakimi tüm cezaları iptal etti. Maksat gözdağı vermek, yıldırmak, işkence ve kötü muameleleri kamuoyuna, savcılığa bildirmemi engellemekti.

KAMERASIZ ODADA DARPEDİLDİM

Cezaevi Savcısı ile görüşüp, olanları anlatmak için iki ayda 3 dilekçe yazdım, dilekçelerim savcılığa ulaştırılmadı. 3. dilekçeyi yazdığım gün kamerasız odada darp edildim, tehdit edildim. Kurum doktoru, apaçık görülen yara berelere rağmen “darp cebir yoktur” diye rapor düzenledi. 4 yıldır yüzünü görmediğim kurum 1. müdürü suç faillerini etrafına toplayıp, beni çağırdı ve “akıllı dur, yoksa tehlikeli mahkum olarak damgalanırsın, infazın bitmez” diyerek tehdit etti…

SAVCILIKLAR DARPEDİLMEYE SESSİZ KALDI

Darpedilmem ile ilgili şikayetim hakkında Keskin ve Kırıkkale Başsavcılıkları 5 ay boyunca sessiz kaldılar. Olayı ziyaretçilerime açıklamak zorunda kaldım. Adalet bakanı ve CTE Genel Müdürünün şahsına kapalı zarfta mektup yazıp olayları bildirdiğim halde, ilk başta olayı inkar ettiler. Konunu Mecliste (TBMM’de) ve sosyal medyada gündeme gelince, Keskin Savcılığı alelacele (bir haftada, elinde ateş topu varmış gibi) ifadeleri alıp, takipsizlik kararı verdi. Konu halen bireysel başvuru sonucu AYM önündedir.

KESKİN’DE CAN GÜVENLİĞİM YOKTU

Keskin’de ne can güvenliğim ne de hukuk güvenliğim yoktu. Adalet Bakanlığından Sincan’a naklimi talep ettim. (eşim ve çocuklarım Ankara’da oturmaktadır.) Bakanlık nakil talebimi reddetti (Talep ettiğim cezaevlerinin bir kısmı yeterince dolu, bir kısmı da yeterince dolu olmadığı için!..) Nakil talebinde, Sincan (Ankara) olmayacaksa Keskin’de kalmaya razı olduğumu belirttim. Ancak bakanlık birkaç ay sonra, 2.2.2021 tarihinde beni Afyon’a (1 nolu T Tipi Cezaevine) nakletti. Burası Ankara’ya 3-4 saat mesafede olup, ziyaretçilerimin gelip gitmesi maddi-manevi sıkıntı oluşturmaktadır.

CİNAYET HÜKÜMLÜSÜ İLE AVLUYA ÇIKARILDIM

Afyon’da da tekli odaya yerleştirildim. Bu konuda bugüne kadar bir karar (gerekçe) de tebliğ edilmedi. İlk 3 ay tek başıma, günde 1 saat avluya çıkarıldım. Etrafımdaki tüm mahkumlar cinayet hükümlüsü (ağırlaştırılmış müebbet) idi. 6 aydır da kendi suç grubumdan bir mahkum (eski C.savcısı) ile günde 2 saat şeklinde avluya çıkarılıyorum.

ŞARTLAR GAYRİ İNSANİ

Gerek Keskin, gerek Afyon’daki tekli odalar fiziki olarak yeterlidir (12 metre kare). Ancak AİHM’nin referans kabul ettiği Avrupa Konseyi İşkence ve İnsanlıkdışı veya Onur Kırıcı Muamelenin veya Cezanın Önlenmesi Komitesi (CPT)’nin belirlediği standartlara göre, tekli odalarda tutulan mahkumların günün önemli bir vaktini oda dışında (Atölye, sınıf vb.) geçirmeleri gerekir. Bu süre yaklaşık 8 saat olmalıdır. Burada da avlularda sıcak, soğuk ve yağıştan koruyacak siperlik yoktur. Yorulunca oturacak bank yoktur. Sandalye ve tabure gibi şeyleri çıkarmak yasaktır. Bu haller gayri insanidir, hak ihlalidir.

19 AYDIR AÇIK GÖRÜŞ YAPTIRILMIYOR

Pandemi nedeniyle iptal edilen açık görüşler 19 aydır yaptırılmamaktadır. Hatta her hafta yaptırılan kapalı görüşler bile sadece ayda 2 kez yaptırılmaktadır.

Telefon ve ziyaretler hafta içi günlerde olduğu için öğrenci olan küçük kızımla telefonda konuşamıyorum (tam gün okuldadır.) Ziyaretime ise okulunu, derslerini ihmal etme pahasına bazen gelebilmektedir. Ziyaret süresi, kanun ve yönetmelik değişikliğine rağmen eskisi gibi 40 dk olarak uygulanmaktadır. (Asgari süre 30, azami süre 90 dakikadır). Keza, Kanun ve Yönetmelikle çocuğu öğrenci olan mahkumlar için ziyaret ve telefon günlerinin haftasonu veya uygun saatlere alınması yönünde düzenleme yapılmasına rağmen, bunlar kamuoyuna yönelik “imaj tazelemede” kullanılan algı operasyonundan öteye gitmemiştir. bu yöndeki taleplerim kabul edilmemiştir.

GÖNDERİLEN KİTAPLARIM VERİLMİYOR

Kurum kütüphanesi çok yetersizdir. 15 günde 2 kitap verilse de artık okuyabileceğim kitap neredeyse kalmamıştır. Yasal düzenlemeye rağmen Halk kütüphanesinden yararlanamıyoruz. (9 ayda 2 kez dilekçe alındı, bir kez kitap verildi !..)

Pandemi gerekçesiyle ziyaretçiden kitap kabul edilmemektedir. (Ama kıyafet alınmaktadır!) Kargo ile gönderilen kitaplar ise “hediye” sayılmakta ve sadece 2 ayda bir (ve dini bayram ile doğum günlerinde) 1 adet olarak kabul edilmektedir. Aslında bu uygulama yeni çıktı. ilk 6-7 ayda kardeşlerim kargo ile 20 kitap gönderdi, hepsi verilmişti. Son gönderilen 6 kitaptan ise sadece 1 tanesi verildi!..

GÜNLÜK GAZETE ABONELİĞİM İPTAL EDİLDİ

Üç ay üst üste dergi talebim karşılanmadı ve gerekçede bildirilmedi. (Dergiler sadece kurum vasıtası ile temin edilmektedir). Günlük gazete aboneliği aylık periyotlarla yapılıyorken EKİM ayı itibariyle sonlandırılmıştır, gerekçe de bildirilmemiştir. Böylece “aptal kutusu” da denilen televizyona “mahkum” edilmiş durumdayız.

İnfaz Kanunu’nun birçok maddesinde, bireysel ve grup halinde iyileştirmeye, topluma kazandırmaya yönelik sosyal, kültürel faaliyetler, kültür-sanat programından yararlandırılmamız öngörülse de hiçbir etkinlik ve faaliyet söz konusu değildir.

TOPLU KOĞUŞA ALINMA TALEBİMİZ KARŞILANMADI

Toplu koğuşlarda kalan mahkumlar gün boyu bahçeden yararlanmakta, ayrıca kapalı spor sahası ile halı sahadan da yararlandırıldıkları halde, biz günde sadece 2 saat bahçeye çıkarıldığımız halde bu imkandan yararlandırılmıyoruz. (Bu yönde birçok dilekçe yazıp, görüşmelerde ifade ettiğim halde, sadece “evet, haklısın…” cevabı verilmiştir!..

Başmemur, bahçe arkadaşım ile bana “toplu koğuşa alınma” konusunda fikrimizi sorsa da, kabul edemedik. Çünkü sadece ikimizi bir koğuşa koyacaklardı! Oysa koğuş denilebilmesi için asgari 3-5 kişi olmalıdır ki sohbet edilebilsin, konuşulsun, toplu etkinlik, sosyalleşme sağlansın. Bu haliyle (tekli odada iken) 4-6-8 kişi ile konuşma imkanı varken, 2 kişi olarak koğuşta 3. bir kişinin sesini bile duyamayacağız. Bu itibarla, yapılan iyi niyetli bulunmamıştır.

TALEPLERİM İŞLEME KONULMAMAKTA

Afyon’da yaşanan diğer hak ihlallerini, sıkıntıları daha fazla yazamıyorum. Çünkü mektubumun gönderilmeyeceği, hukuka aykırı gerekçelerle el konulabileceği endişesi taşıyorum. Bu gibi şikayetleri içeren dilekçelerim İnfaz Hakimliğine gönderilmemiştir!.. Cezaevi Müdürlüğüne yazdığım birçok dilekçede de belirttiğim husus şudur ki; dilekçe ve şikayet, anayasal bir hak olduğu halde (m.74); tehdit olarak algılanmakta ve açık dilekçeler inkar edilmekte, işleme konulmamakta, müracaatımı belgelendirmek için fotokopisini talep ettiğimde verilmemektedir. Dilekçelere cevap vermek, adeta bir “TENEZZÜL” meselesi gibi görülüp, cevap verilmemektedir.

PARMAKLARIM NASIR BAĞLADI

İnsan hakları ile ilgilenen kurum ve kuruluşlara iletmek üzere yazdığım bu mektubun (dilekçenin) gönderilmeyeceği endişesiyle birden fazla nüsha yazdım. Engellenirse, avukat görüşmesinde veya avukata kapalı zarfta verilecek (gönderilecektir.) bu da engellenirse, telefonda okunarak kayda geçirilecektir. Dilekçe yazmaktan -inkar edildiği için, birden fazla nüsha yazmaktan- ellerim, parmaklarım nasır bağladı…

Birçok başvuru yaptığım AİHM’den de bir beklentim kalmadı. Makul sürede yargılanma ilkesinin ihlal edildiği yönünde kendisi içinde karar verecek midir? 5-6 yıldır onbinlerce başvurudan kaçı karara bağlandı? Cezamızın infazı bitmek üzere iken (çok kimsenin infazı bitmişken) daha haksız tutukluluk başvuruları bile karara bağlanmamıştır.

YAPILANLAR ENGİZİSYONU ARATMIYOR

İnsanlık onuru çiğnenirken, nerede insan hakları savunucuları, sivil toplum kuruluşları?.. Bir kedi, köpek, penguen, kaplumbağa, fok için ayaklanan “insancıl” insanlar nerede?.. Fakülteye “eşek sıpası” getirip, uygulamalı ”hayvan hakları” dersi veren “insan”lar nerede? Yıllarca hristiyanların engizisyon zulmünden bahseden ama müslümanın müslümana yaptığının engizisyonu aratmadığını göremeyen “bakarkörler” nerede?

Diğer dilekçeler gibi bu dilekçe (açık mektup) da adaletin tecellisi için değil, adaletsizliğin tescili için yazılmıştır. Allah var gam yok…

Hüsamettin UĞUR T Tipi 1 No’lu Cezaevi – AFYON”

 

 

 

Adana’da 5 kişi Bank Asya’ya para yatırdıkları iddiasıyla tutuklandı

Gündem

Erdoğan’ın botokslu ihale çetesi

Devletten aldıkları sınırsız ihaleler yüzünden muhalefetin 5’li çete adını taktığı, Erdoğan’ın gözde holding sahiplerinin botoks merkezlerinden çıkmadıkları iddia ediliyor.

BOLD – Odatv yazarı Hürrem Elmasçı, son yazısında estetiğe merak saran erkek iş insanlarını kaleme aldı. Elmasçı’nın isim isim yazdığı haberde Tayyip Erdoğan gözdesi iş insanları var.

İhale düşkünü 5’li çete üyelerinin neredeyse tamamı güzellik için bıçak altına yatmış. Türk Milletine ettiği küfür ile meşhur olan Mehmet Cengiz’in burnunu yaptırdığını söyleyen Elmasçı, kendisine bakıyor dediği Kalyon İnşaatın Sahibi Cemal Kalyoncu için de “Pek sosyaldir; o da göz kapaklarını aldırmış, bir de yüzünü gerdirmiş” ifadelerini kullandı.

Limak’ın sahibi Nihat Özdemir’in botoks merkezlerinden çıkmadığını söyleyen Elmasçı, MNG Holding’in sahibi Mehmet Nazif için ise “Adam, yüzünü gerdirdi; burun estetiği oldu, gözaltı torbalarını aldırdı, elmacık kemiklerine yağ enjekte ettirdi, bıyıkları kesti, üstüne bir de saç ektirdi” diye yazdı.

Hürrem Elmasçı’nın yazısı şöyle: “Ay çocuklar bu estetik merakı aldı başını gidiyor.

Artık gizlisi saklısı da kalmadı, yok “Fransız askısı”ydı, yok “örümcek tekniği”ydi filan…

Artık operasyonlar “Instagram” hesaplarında canlı paylaşılıyor ayol.

Eskidendi o, “aman kimse duymasın”lar filan.

Helal olsun derim, e zaten belli olacak ya kuzum, göz var nizam var değil mi, niye gizlenir ki?

Vallahi şahsen ben hiç karşı değilim, hafif dokunuşları severim.

Abartılmadığı sürece elbet…

Velâkin anlatacağım bu estetik yaptıran kişiler kadın değil; erkek!

Bunlar artist ya da şarkıcı filan da değil çocuklar…

Müteahhitler…

Şaşırdınız zaar…

Hiç şaşırmayın canım, e onlar da yıllara meydan okumak, şöyle aynanın karşısına geçtiğinde bir gülümsemek istemez mi?

YÜZ GERMELER, YANAK DOLGULAR

Genelde, saç ektiren erkekleri biliriz ya da diş protezleri, lakin iş öyle değil…

Mesela, Mehmet Nazif… MNG Holding’in sahibi. Serveti 1.60 milyar dolar civarı.

Ayol, bizim gelinden bilirim, estetik merkezine gittin mi öyle bir ufak dokunuşla çıkmak pek mümkün olmuyor.

“Aman şurayı da biraz gerelim”, “yanaklara az dolgu enjekte edelim”, “kaşı hafif kaldıralım” derken bir bakmışsınız bambaşka biri oluvermişsiniz…

Mehmet Bey’e de öyle oldu zannımca. İlk gidişi miydi neydi; geçen yıl filandı: Adam, yüzünü gerdirdi; burun estetiği oldu, gözaltı torbalarını aldırdı, elmacık kemiklerine yağ enjekte ettirdi, bıyıkları kesti, üstüne bir de saç ektirdi.

Yirmi yaş gençleşti vallahi!

Mesela, Mehmet Cengiz… Cengiz Holding’in kurucusu; Rizeli hani! Çaykur’un eski ve onursal başkanı…

Burun ameliyatı olmuş… Törpületmiş biraz anlayacağınız!

Mesela, Cemal Kalyoncu… Kendisi Kalyon Yönetim Kurulu Başkanı’dır. Pek sosyaldir; o da göz kapaklarını aldırmış, bir de yüzünü gerdirmiş.

Adam kendine bakıyor ayol…

Bodrum Mandarin’deki evine kadın “pilates” eğitmeni getirtip pilates yapıyor o derece.

E, sağlam kafa sağlam vücutta bulunur tabi.

Mesela… Nihat Özdemir… TFF Başkanı hani; serveti: 2,3 milyar dolar civarı.

Vallahi “botox merkezlerinden çıkmıyor” diyorlar, ben bilmem.

Güzel, güzel ama…

Kadını erkeği yok artık çocuklar…

Fakat çok dikkat etmeliler ve bilmeliler ki hakikaten alışkanlık yapıyor!

Başı var sonu yok yani!

Bir vakit sonra birbirine tıpa tıp benzeyen adamlar görmeyiz inşallah ne diyeyim…”

Fakirlikle boğuşan halkıyla dalga geçen iktidar

Okumaya devam et

Gündem

CHP: Erdoğan, Adnan Menderes’in kesip attığı tırnağı olamaz

Adnan Menderes’in siyasi ahlakını Erdoğan’ınkiyle karşılaştıran CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Erdoğan; Menderes’le kendini kıyaslayarak, Rahmetli Menderese büyük ayıp etmiştir. Erdoğan, Menderes’in kesip attığı tırnak olamaz” dedi.

BOLD – CHP Sözcüsü Faik Öztrak, CHP MYK toplantısı sonrası kameralar karşısına geçti. Öztrak’ın gündeminde Aydın ziyareti yapan Erdoğan vardı. Öztrak, Erdoğan’ın kendisini Adnan Menderes ile karşılaştırdığını belirterek tepki gösterdi.

Menderes’in siyasi ahlakına atıfta bulunan Öztrak, “O Menderes ki, Kendisi Başbakanken, Ticarete atılmak isteyen oğluna, “Ticaret yaptığında alıp sattığın ben olurum. Ben Başbakan olduğum müddetçe, senin ticaret yapmana müsaade etmem” diyecek kadar, Hassas. Nüfuz ticaretine izin vermeyecek kadar, Ciddi bir devlet adamıydı” dedi.

TIRNAĞI OLAMAZ

Erdoğan’ın “Tüccar siyaset yapacağız” sözlerini hatırlatan Öztrak, “Elindeki bir yüzükle yola çıkıp, Yolda, evlatlarının aldığı gemilere, ‘Gemicik’ dedi. Rüşvetten aklanmayan bakan müsveddelerini, bu ülkenin büyükelçisi yaptı. Bugün de Milletin vergileriyle yapılan ve bakılan saraylarda yaşıyor. Erdoğan; Menderes’le kendini kıyaslayarak, Rahmetli Menderese büyük ayıp etmiştir. Erdoğan, Menderes’in kesip attığı tırnak olamaz” diye konuştu.

APO’YA YARGIÇ CÜPPESİ

Erdoğan’ın her seçim öncesi Adnan Menderes ismini istismar ettiğinin altını çizen Öztrak, “Ama Erdoğan, Rahmetli Menderes’in aziz hatırasını istismara başladıysa, kefen ve demokrasi edebiyatına sarıldıysa, seçimin de eli, artık kulağındadır. Anlaşılan bu sefer seçimi kaybetme korkusu da zirvededir. Artık Erdoğan İmralı’daki terörist başına, yargıç cübbesi giydirecek kadar, işi ileri götürmeye cüret etmiştir” ifadelerini kullandı.

Öztrak sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir zamanlar “Sayın” dediği terörist başını, Meşrulaştırmaya kalkacak kadar, kendini kaybetmiştir. Allah tez elden akıl ve izan versin. Anlaşılan İmralı’ya meşruiyet kazandırma girişimini, Derin bir sükût içinde izleyen, Küçük ortak da buna icazet vermiş. Sükût ikrardan gelir. Ne diyelim? Mitili bu defa nereye atacaklar? Milletimizle beraber görürüz. Erken seçimin ülkemizin, Milletimizin hayrına olduğunu, Uzun zamandır tekrarlıyoruz.”

Dini tartışmalardan AKP istediğini alıyor mu?

Okumaya devam et

Gündem

Mahkeme, Kavala’nın tutukluğuna devam dedi: Avrupa Konseyi’nde Türkiye’yi zor günler bekliyor

Mahkeme, Osman Kavala’yı yine tahliye etmedi. Bu kararla, hakkında Avrupa Konseyi’nde ‘ihlal prosedürü’ başlatılan Türkiye’nin AİHM’deki ve Konsey’deki durumu zora girdi. İki gün sonra AİHM’e sunulacak görüşün de kabul görmemesi durumunda Türkiye’ye Avrupa Konseyi’nden yaptırımlar gelecek.

BOLD – İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Çarşı-Gezi davasının üçüncü duruşmasında, 1539 gündür tutuklu olan Osman Kavala’yı tahliye etmedi. Karar oy çokluğu ile alındı.

Yargıtay’ın bozduğu Çarşı Davası ile İstinaf Mahkemesi’nce bozulan Gezi Ana Davası’nın birleştirilmesinin ardından Osman Kavala’nın da arasında bulunduğu toplam 52 sanıklı davanın üçüncü duruşmasına bugün devam edildi.

Duruşmada savcı Osman Kavala’nın tutukluluğuna devam talebinde bulundu. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi de oy çokluğu ile alınan kararla 1539 gündür tutuklu olan Osman Kavala’yı tahliye etmedi.

Duruşmanın 21 Şubat 2022 günü görülmesine karar verildi.

OSMAN KAVALA DURUŞMAYA KATILMADI

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirme sonrasında görülen üçüncü duruşma, büyük duruşma salonunda yapıldı.

Duruşmaya tutuksuz sanıklar Can Atalay, Ayşe Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman ile bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları katıldı. Davanın tek tutuklu sanığı Osman Kavala ise duruşmaya katılmadı.

Duruşmada CHP Milletvekilleri Özgür Özel, Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile Osman Kavala’nın eşi Ayşe Buğra izleyici olarak yer aldı.

Ayrıca Fransa, İtalya ve Belçika Başkonsolosu, Avrupa Birliği Elçi müsteşarı ABD ve Norveç konsolosluk temsilcilikleri, Hollanda’dan bir milletvekili ve İsveç Konsolosu da duruşmayı takip etti.

AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ ‘İHLAL SÜRECİ’ BAŞLATMIŞTI

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) iş insanı Osman Kavala’nın serbest bırakılması kararını uygulamayan Türkiye için ‘ihlal prosedürü’ başlatmıştı. Türkiye, böylece, 2010’dan bu yana Azerbaycan’dan sonra bu sürece tabi tutulan ikinci ülke oldu.

Avrupa Konseyi, Türkiye’den 19 Ocak’a kadar görüşünü iletmesini istedi. Yani duruşma Türkiye’nin 2 gün sonra sunacağı görüş öncesi kritik bir önemde idi.

Kavala tahliye edilseydi Türkiye’nin durumu kolaylaşacaktı. Ancak tahliye edilmediği için iki gün sonra AİHM’e Türkiye’nin sunduğu görüş yeterli olmazsa Türkiye’yi Avrupa Konseyi nezdinde zor günler bekliyor olabilir.

AVRUPA KONSEYİ ÜYELİĞİ ASKIYA ALINABİLİR YA DA ÇIKARTILABİLİR

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM’den Türkiye’nin sunduğu görüşü yeterli bulmaz ve “Yükümlülük yerine getirilmemiştir” şeklinde bir bildirim alırsa Türkiye’ye uygulanacak tedbirleri ele alacak.

Bu tedbirlerin neler olacağı somut olarak belirtilmiyor, komitenin uygun göreceği adımları atacağı kaydediliyor. Bu adımlar arasında söz konusu ülkenin oy hakkının veya üyeliğinin askıya alınması ve hatta üyelikten çıkarılması da yer alıyor.

AVRUPA KONSEYİ

Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği’nden bağımsız olarak Avrupa çapında insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü savunmak amacıyla kurulmuş hükümetlerarası bir kuruluş.

1953 yılında ilan edilen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni uygulamakla yükümlü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa Konseyi’ne bağlı.

47 üyesi bulunan Konseye, Beyaz Rusya, Kazakistan ve Vatikan hariç tüm Avrupa ülkeleri üye.

Konsey, 10 kurucu üye ülke tarafından kuruldu. Kurucu üyelerden sonra konseye ilk katılan ülkeler Türkiye ve Yunanistan oldu. Türkiye, 5 Mayıs 1949’da kurulan konseye aynı yıl 9 Ağustos’ta katıldı.

Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği’nden bağımsız bir kuruluş olsa da Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamaması ve Avrupa Konseyi’nde düşeceği zor durum zaten dondurulmuş olan AB üyelik sürecini çok ciddi şekilde etkileyecektir.

HSK üyesinin skandal sözleri: Beraat etmiş olabilirsin ancak bu yafta ile yaşamaya alışmalısın

Okumaya devam et

Popular

Shares