Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

15 Temmuz’a “darbe” diyenler şimdi sokağa çıkamıyor

Ekonomideki kötü gidişin ardından en temel anayasal hakları ‘gösteri ve yürüyüş’ hakkını kullanmak isteyen vatandaşa, trol tehditlerinin yanı sıra muhalif isimlerden de ‘sokağa çıkmayın’, ‘oyuna gelmeyin’ uyarıları geldi.

BOLD – Türkiye’nin en tartışmalı darbe kalkışması 15 Temmuz’da neler olduğunu geçen 5,5 yılda hala tam anlamıyla aydınlatılamadı. Karanlık gecenin kilit isimleri yargıdan kaçırılırken, yıllarca finansörlükle suçlanan ülkeler kırmızı halıda karşılandı. Kalkışmadan sorumlu tutulan Gülen Hareketi mensupları, suçlamaları hiçbir zaman kabul etmedi. Hareketin önde gelenleri, yaptıkları açıklamalarla olayın uluslararası bir komisyon tarafından araştırılmasını talep etti.

BARBE DEYİP GÜLENİSTLERİ SUÇLADILAR

Türkiye’nin önde gelen siyasetçi ve gazetecileri devletin resmi söylemleri ve Erdoğan’ın söylemlerini kabul ederek, onca karanlık noktaya rağmen kalkışmadan Gülen Hareketi mensuplarını sorumlu tuttu.

Başlatılan cadı avıyla yüzbinlerce insan mahkum edildi, milyonlarcası da mağdur. Devlet kadrolarından atılan memur sayısı yüzbinlerle ifade ediliyor.

Dünyaca ünlü Vikipedia yıllarca Erdoğan’a kendi kendine darbe yapan liderler listesinde yer verdiği için Türkiye’den erişim engeline maruz kaldı.

GEÇİNEMEYEN HALK SOKAKTA

Aradan 5,5 yıl geçti. Erdoğan baskıcı yönetim anlayışını ekonomiye de uyarlamaya çalışınca dolar 13 TL oldu. Yüksek döviz kuru, iğneden ipliğe zam yağmasına neden oldu. Alım gücü her geçen gün eriyen vatandaşlar siyasetten umudu kesti, sokağa çıktı.

Sokağa çıkan halka Erdoğan yandaşları kadar Erdoğan muhalifleri de tepki gösterdi. Vatandaşın Erdoğan’a istediği fırsatı verdiğini iddia eden bazı isimler ‘kumpas’ imasında bulundu. Sedat Peker de çıkış yolu arayan AKP’nin büyük bir halk ayaklanması ve akabinde OHAL uygulamasının yolunu aradığını aylardır söylüyor.

OYUNA GELMEYELİM

Sokağa çıkmalardan provokasyon kokusu aldığını söyleyen emekli amiral Semih Çetin “Adam hesabını yeni açmış. 3 takipçisi var. #sokağa çıkın diye tweet atıyor. Ortalık buram buram provokasyon kokuyor. Oyuna gelmeyelim. Bu işi sandıkta bitirelim” ifadelerini kullandı.

Sokağa çıkanlara provokatör diyen Çetin’e takipçilerinden de tepki geldi. Bir kullanıcı, “Semih bey insanların protesto hakkını provokasyon olarak nitelendiremezsiniz, kaldı ki bu hak anayasal olarak güvence altındadır. Emin olun bir gün bu kafalardan da kurtaracağız bu ülkeyi” dedi.

ÇARE SANDIK

Çetin’in yanı sıra siyasetçi ve gazeteciler de sokağa çıkmayın uyarısı yaptı. Sandığı bekleyin diyen İyi Partili Ali Yavuz Ağıralioğlu, “Hükumetin beceriksizliğine mazeret olacak “halk sokağa” hareketine, hükumete karşı olduğumuz kadar karşıyız. Bu gibi işler hiçbir hayra yaramaz. Bu beceriksiz yönetimi sandıkta yenecek ve ülkemizi güçlü, müreffeh bir ülke yapacağız. Çare sokak değil sandıktır” diye konuştu.

İtidal çağrısı isteyen gazeteci Celal Eren Çelik ise şunları söyledi, “Kemal Kılıçdaroğlu’na buradan çağrımdır; Acilen açıklama yaparak sokağa çıkan vatandaşlara itidal çağrısı yapın ve derhal BÜYÜK DEĞİŞİM MİTİNGLERİ’ni başlatıp halkın tepkisini siyasal bir parti organizasyonu ile vermesini sağlayın. Aksi AKP’ye istediği fırsat sunulması olacaktır.”

SİZE RAĞMEN MÜCADELE VAR

Siyasilerin ihtiyatlı davranışları baskıdan bunalan vatandaşın tepkisini çekti. Muhalefeti bu konuda eleştiren bir başka kullanıcı da: “Gözaltındaki insanları derhal bırakın deyip destek vermesi gereken ana muhalefet sokağa çıkmayın ,oyuna gelmeyin vs diyor .Ne farkınız kaldı yıllardır iktidardan ? Size rağmen sokakta mücadele var” dedi.

Sokağa çıkanlara destek veren siyasetçiler de meydanlardaydı. Kadıköy’deki eylemde polis saldırısını protesto eden HDP Milletvekili Musa Piroğlu, “Direnmek bir haktır. Bu ülkenin karanlığa teslim olmasına izin vermeyeceğiz” dedi. Piroğlu gözaltına alınanların derhal serbest bırakılmasını istedi.

Almanya’dan ‘Türkiye’deki tutsak bebekleri’ bırakın çağrısı

Analiz

Yandaş Sabah duyurdu: Döviz alanlar incelenecek

Yeni ekonomik modele geçtiğini açıklayan AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan yeni bir adım geldi. Devlet Denetleme Kurulu (DDK) döviz üzerinden manipülasyon yapılıp yapılmadığını araştırmak için harekete geçti.

BOLD ANALİZ – Erdoğan’ın talimatıyla kamuoyunda yaygın olarak konuşulan manipülasyon iddialarını aydınlatmak üzere çalışma başlatan kurum, manipülasyon olup olmadığını, varsa kimler tarafından yapıldığını belirleyecek.

YÜKLÜ MİKTARDA DÖVİZ ALANLAR

Sabah gazetesindeki habere göre DDK, yüklü miktarda döviz alıp özellikle dolar ve Euronun artmasına yol açan kurum ve kuruluşları tespit edecek. Devlet Denetleme Kurulu Başkanı Yunus Arıncı ve ekibi, araştırma sonucunu bir rapor haline getirerek eğer bir suç tespit edildiyse işlem yapılmak üzere ilgili kurumlara gönderecek.

 

Haberde Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki DDK’nın Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan her türlü belgeyi isteyebileceğine işaret edildi.

VATANDAŞIN DOLARLARI KULLANILACAK

Sabah yazarı Okan Müderrisoğlu da faiz indirimiyle başlayan yeni ekonomi modelinde atılacak yeni adımları sıraladı. Buna göre kurda birkaç ay içinde dengelenme sağlanacağını dile getiren Müderessioğlu, programın ezber bozan sonuçlarının 6 ay içinde hissedileceğinin öngörüldüğünü aktardı. Müderrisoğlu, vatandaşların bankalardaki dolarlarının kullanılabileceğini de duyurdu: “Bankalardaki döviz tevdiat hesaplarının neredeyse sıfıra yakın maliyetle duran imkân olduğu gözetilerek, ihracatçı firmaların kredilendirilmesine dönük yenilikçi metotlar geliştirilebileceği kaydediliyor.”

YANDAŞ YAZAR MÜDERRİSOĞLU DÖVİZ HESAPLARINDAN VERGİ İSTEDİ

Son aşamada da döviz hesaplarından alınan vergilerin arttırılacağı işaretini veren Müderrisoğlu, “Kur artışından yararlanan tasarruf sahiplerinin göreceli servet etkisinin ise tüketime dönmesi, vergi gelirlerine yansıması üzerinde duruluyor. Neticede…Yepyeni tercihlerle karşı karşıyayız. Argümanlar da çoğalacak, karşı tezler de ileri sürülecek. Bu durum, çok sesliliğin de bir gereği… Önemli olan ise operasyonlara karşı duyarlı ve siyasal mühendislik faaliyetlerine karşı uyanık olmak!”

Okumaya devam et

Analiz

Interpol’e Erdoğan’ın gölgesi düştü

Interpol, son zamanlarda otoriter ve anti-demokratik ülkelerin sopası haline gelmekle suçlanıyor. Erdoğan rejimi 15 Temmuz’dan beri bu uluslararası teşkilatı yurtdışındaki Hizmet Hareketi mensuplarına karşı kullanmaya çalıştı. Ancak bu noktada büyük oranda başarılı olamadı.  Peki Erdoğan bu hedefine tartışmalı yeni başkan ve yeni yöneticileriyle ulaşabilecek mi? 

BOLD ANALİZ  – 1923 yılında kurulan ve 1956 yılında bugünkü ismini ‘Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı’ (ICPO-Interpol) adını alan uluslararası kuruma Türkiye de aynı yıl üye oldu. 195 ülkenin üye olduğu kurumun merkezi Fransa’nın Lyon kentinde bulunuyor.

Kuruluşla ilgili kararlar üyelerin tamamının temsil edildiği Interpol Genel Kurulu tarafından alınıyor. Genel Kurul, ayrıca Başkanı, başkan yardımcılarını, 13 kişilik Yürütme Konseyi üyelerini ve önemli görevdeki diğer isimleri seçiyor. Yaklaşık bin civarında personelin görev yaptığı teşkilatın günlük işleyişini ise Genel Sekreter üstleniyor.

Interpol Genel Sekreteri Jürgen Stock

Teşkilatın şu anki Genel Sekreteri, Alman Federal Kriminal Polis Teşkilatı’nın eski başkan yardımcısı Jürgen Stock. 142 milyon euro’luk yıllık bütçesi üye ülke polis teşkilatları tarafından sağlanıyor.

Teşkilatın ana görev alanı ulus aşırı suçlar yani terörizm, siber suçlar ve organize suçlar. Bunun yanında insanlığa karşı suçlar, çocuk pornografisi, uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığı, siyasi yolsuzluklar ve uluslararası telif hakları konularında işbirliği sağlıyor.

‘SİYASİ, ASKERİ, DİNİ VE IRKİ FAALİYETLERE MÜDAHALE YASAK’

Interpol Ana Tüzüğü, teşkilatın anayasası durumunda.

Tüzüğün 2’nci maddesi; teşkilatın rolünü, farklı ülkelerdeki mevcut yasalar çerçevesinde ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ışığında, mümkün olan en geniş düzeyde polis işbirliğini teşvik etmek olarak tanımlıyor.

Tüzüğün 3’üncü maddesi ise Interpol’ün politik, askeri, dini ve ırki karakterli faaliyetlerde bulunmasını ve bunlara müdahale etmesini yasaklıyor.

Interpol’le ilgili tartışmalar işte tam da bu noktada başlıyor. Askeri, siyasi, dini ve ırki olarak tarafsız olması gereken teşkilat son zamanlarda otoriter ve anti-demokratik ülkelerin sopası haline gelmekle suçlanıyor.

Örgüt, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, İran, Rusya, Türkiye ve Venezuela tarafından ülke dışına kaçan muhalifleri köşeye sıkıştırmak için kullanılmaması konusunda uyarılıyor.

Uluslararası kuruluşlar, insan hakları kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin teşkilata yönelik eleştirileri son zamanlarda iyice arttı.

2021 yılında Özgürlük Evi’nin (Freedom House) yayınladığı bir rapora gore teşkilatın halka açık yayınladığı ‘Kırmızı Bülten’lerin yüzde 38’i Rusya’nın taleplerinden oluşuyor.

Çin de Interpol’ü Müslüman Uygur Türklerine karşı kullanmakla suçlanıyor. 1997 yılından beri 1,546 Uygur Türkü’nün Çin’in Interpol’e yaptığı başvurular sonucunda 28 değişik ülkede gözaltına alındığı ve sınır dışı edildiği tespit edildi.

Interpol’ün son aylarda yayınladığı bilgilere gore teşkilatın şu sıralar yayınladığı 66 bin 370 kırmızı bülten var ve bunların 7 bin 669’u kamuya açık.

Erdoğan rejimi ise Interpol’ü başta Hizmet Hareketi mensupları olmak üzere yurt dışındaki muhaliflere karşı kullanmakla suçlanıyor.

INTERPOL BAŞKANI BİR ANDA ORTADAN KAYBOLDU

Interpol, son zamanlarda başkanları ile de gündemden düşmüyor.

2016 yılında Genel Kurul’da Interpol’ün başkanlığına Çin Kamu Güvenliği Bakan Yardımcısı Meng Hongwei seçildi.

Teşkilatın ilk Çinli başkanı Hongwei, Eylül 2018’de Fransa’dan Çin’e geldiğinde kendisinden bir hafta boyunca haber alınamamıştı. Gözaltına alan Çin makamları da Hongwei ile ilgili bir süre hiçbir açıklama yapmadı.

Eşi, Meng’in en son Çin’e gitmek için yola çıktığını ancak uçağa binip binmediği konusunda bilgisi olmadığını, o günden beri Meng’den haber alamadığını söyleyerek kayıp başvurusunda bulundu. Bunun üzerine Fransız polisi olayla ilgili soruşturma başlattı.

Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı, 8 Ekim 2018’de Hongwei’nin yolsuzluk soruşturması kapsamında gözaltında olduğunu açıkladı.

Interpol’e Kasım 2016’da başkan seçilen Hongwei’nin 2020’ye kadar görevde kalması bekleniyordu. Ancak Çin’de gözaltına alınınca istifa etmek zorunda kaldı ya da Çin tarafından istifaya zorlandı.

Interpol eski Başkanı Meng Hongwei

Çin hükumeti, 2 milyon dolardan fazla rüşvet almakla suçlanarak yargılanan Hongwei’nin suçunu itiraf ettiğini açıkladı.

Hongwei, ülkesinde yapılan yargılama sonucunda rüşvet almak ve görevi kötüye kullanma suçları nedeniyle 13,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hongwei’nin Fransa’deki eşi kocasına yapılan ait suçlamaların siyasi olduğunu savundu. Fransa Hongwei’nin eşine sığınma hakkı tanıdı.

Hongwei’nin geriye kalan iki yıllık süresi boyunca Güney Koreli Başkan Yardımcısı Kim Jong-yang geçici olarak başkanlık görevine getirildi. Geçen yıl koronavirüs pandemisi nedeniyle Genel Kurul yapılamayınca Güney Koreli Başkan 3 yıl görev yaptı.

TEŞKİLATTA PARTAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALIYOR MU?

Teşkilatın yaklaşık 142 milyon euroluk bütçesi bulunuyor. Bütçenni bir kısmı üye ülkelerin polis teşkilatları tarafından sağlanıyor. Ancak son zamanlarda bazı ülkeler teşkilata kaynak sağlayarak etkinlik kurmakla suçlanıyor. Bunlardan birisi de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE).

BAE’nin Interpol üzerindeki etkisi aslında 2015 yılında teşkilata maddi desteğini artırmasından bu yana tartışılıyor. BAE şu anda ABD’den sonra Interpol’e en fazla mali destek veren ikinci ülke konumunda.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 2017 yılında Interpol Vakfı’na 54 milyon dolar bağışta bulundu. Bu paranın teşkilata üye diğer 194 ülkenin bir yılda kuruma yaptığı yıllık ödemelerin tamamına eşit olduğu belirtildi.

BAE, yaptığı katkıyla 2018 yılında Interpol Genel Kurulu’na ev sahipliği yapma şansını yakaladı. BAE, 2020 yılında da Genel Kurul’a ev sahipliği yapacaktı ancak Kovid-19 pandemisi nedeniyle ertelendi.

Geçen yıl Interpol Genel Kurulu Birleşik Arap Emirlikleri’nde yapılamadı ama Abu Dabi yönetimi geçtiğimiz günlerde İstanbul’da yapılan Genel Kurul’da ülkenin İçişleri Bakanlığı Başmüfettişi Ahmed el-Reisi’yi kurumun başkanlığına seçtirmeyi başardı.

YENİ BAŞKAN HAKKINDA İŞKENCE İDDİALARI BULUNUYOR

Interpol’ün yeni Başkanı Ahmet El Reisi

İstanbul’da 23-25 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilen Genel Kurul’da başkanı ve 2 başkan yardımcısı da aralarında olmak üzere Interpol Yürütme Komitesinin 13 üyesinden 12’si yeniden seçildi. Ayrıca kurumun temyiz organı olan Interpol Dosyalarının Kontrolü Komisyonu’nun yedi üyesinin tümü için seçim yapıldı

İstanbul’da düzenlenen genel kurulda, hakkında işkence iddiaları bulunan BAE’li aday Ahmed El Reisi teşkilat başkanlığına seçildi.

Interpol, seçimlerin üçüncü turunda el Reisi’nin oyların yüzde 68,9’unu alarak başkan seçildiğini açıkladı.

El Reisi dört yıl boyunca teşkilatın başkanlığını yürütecek. Interpol başkanlığı daha çok sembolik bir nitelik taşısa da teşkilatın genel kurul toplantılarına başkanlık etme gibi görevler nedeniyle önemli bir role sahip.

Teşkilatın günlük yönetiminden sorumlu olan isim ise yine Genel Sekreter Jürgen Stock olacak. Ancak Interpol Yürütme Komitesi üyeleri ve kurumun temyiz organı olan Interpol Dosyalarının Kontrolü Komisyonu’nun üyeleri kurum kararlarını etkileyebilir.

“KURUMUN İTİBARINI ZEDELEYECEK”

El-Reisi’nin adaylığı, hakkındaki işkence iddiaları nedeniyle tartışmalara neden olmuştu. Muhaliflerin keyfi şekilde tutuklanması ve işkenceye uğramasında rol oynadığı iddia edilen el-Reisi hakkında birçok suç duyurusu bulunuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün de aralarında olduğu 20’ye yakın uluslararası kuruluş ile Avrupa Parlamentosu’nun bazı milletvekilleri, el Reisi’nin adaylığını protesto etmişti.

BAE’de daha önce gözaltına alınan ve işkence gördüğünü öne süren İngiltere vatandaşı iki kişi, el Reisi’nin adaylığının engellenmesi için kampanya yürütüyordu.

Körfez İnsan Hakları Merkezi avukatları da hükümete muhalif Ahmed Mansur’a yönelik ‘işkence ve barbarlık eylemlerinden’ sorumlu tuttuğu el Reisi’yle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.

4 yıl boyunca Interpol’e başkanlık yapacak El Reisi ise hakkındaki suçlamaları reddediyor.

Çok sayıda insan hakları örgütü el-Reisi’nin başkan adaylığını protesto ederken Avrupa Parlamentosu’nun üç üyesi de AB Komisyonu başkanlığına bir mektup yazarak el Reisi’nin seçilmesinin Interpol’ün itibarını zedeleyeceği uyarısı yapmıştı.

El Reisi hakkındaki suçlamaları değerlendiren Interpol Genel Sekreteri Stock ise teşkilatın ülkelerin iç siyasetine müdahale etmeyeceğini söyledi.

Bütün protestolara ve iddialara rağmen El Reisi kuruma başkan seçildi. Bu da gösterdi ki uluslararası diplomaside parayı veren düdğü çalıyor.

“SİYASİ NEDENLERLE YAPILAN KIRMIZI BÜLTEN TALEPLERİNİ KABUL ETMEYECEĞİZ”

Interpol Genel Sekreteri Jürgen Stock, kurumla ilgili iddiaların artması üzerine İstanbul’da basın toplantısı düzenleyerek teşkilat konusunda oluşan şüpheleri gidermeye çalıştı

Parayı veren ülkenin etkin hale gelmesi ve haksız kırmızı bülten talepleri ile son zamanlarda çokça eleştirilen kurum İstanbul’da yapılan Genel Kurul’da bu iddialara cevap vermek zorunda kaldı.

Interpol Genel Sekreteri Jürgen Stock, insan hakları konusunda taviz vermeyeceklerini ve siyasi nedenlerle yapılan kırmızı bülten taleplerini kabul etmeyeceklerini söyledi.

Jürgen Stock, Kırmızı Bülten sisteminin suçlular ile mücadelede oldukça güçlü bir sistem olduğuna işaret etti, “Ancak işin içine siyasi talepler girerse biz yokuz” ifadesini kullandı.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında hareket ettiklerini belirten Stock, “Interpol kanallarını kullanmaya karar veren ülke bizim kurallarımıza, standartlarımıza uymak zorunda” ifadesini kullandı. İnterpol’e üye ülkelerden birinde mülteci statüsü alan kişiye Kırmızı Bülten çıkarılmadığını bir kez daha vurguladı.

ERDOĞAN REJİMİ, 15 TEMMUZ’DAN SONRA INTERPOL’Ü KULLANMAK İSTEDİ  

15 Temmuz’dan sonra otoriterleşen Erdoğan rejimi, birçok uluslararası kurumu olduğu gibi Interpol’ü de kendi siyasi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalıştı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 2020’de yaptığı açıklamada, 2016’daki darbe girişiminden bu yana “terörizm” suçlamasıyla yaklaşık 600.000 kişi hakkında soruşturma açıldığını, 100.000 kişinin tutuklandığını ve 150.000 kamu çalışanının görevden uzaklaştırıldığını duyurmuştu.

15 Temmuz’dan sonra Hizmet Hareketi’ne karşı cadı avı başlatan Erdoğan rejimi, ilk olarak Interpol veritabanına ‘60 bin kişilik aranan şahıs yüklemesi’ yaptı. Tabii ki bu yükleme Interpol tarafından kabul görmedi. Interpol’ün 2021 yılı itibariyle toplamda 66 bin 370 hakkında kırmızı bülten çıkardığını düşünürsek sayının ne kadar çok olduğu ortaya çıkacaktır.

Interpol bir raporunda, AKP hükumeti tarafından gönderilen taleplerin inandırıcı ve hukuki delillerden yoksun olduğunu, siyasi gerekçelere dayandığının altını çizerek, veri tabanını kötüye kullandığı için darbe girişiminden sonra Türkiye’nin veri girişini kısıtlama kararı aldığını duyurdu.

USULSÜZ PASAPORT İPTALLERİ

Erdoğan rejiminin giriştiği bir diğer usulsüzlük ise kişilerin haberi olmadan yapılan pasaport iptalleri idi.

OHAL döneminde tek gecede 50 binden fazla pasaport iptal edilmiş, ardından bu rakam 300 bine kadar yükselmişti. İnterpol’e pasaport iptallerini bildiren Türkiye’nin verdiği bu karar önce uygulandı ardından İnterpol, toplu pasaport iptallerinin politik kıyım olduğu gerekçesiyle Türkiye’nin gönderdiği listeyi yürürlükten kaldırdı.

Ayrıca AKP hükumeti yurt dışında bulunan veya yaşayan Hizmet Hareketi mennsupları ve muhaliflerin pasaportlarını kullanamaması için Interpol’e pasaportların kişilerin bilgisi ve talebi olmadan kayıp veya çalıntı olduğu bildiriminde bulundu. Bazı pasaportları ise direkt olarak iptal ettiğini Interpol’e iletti.

Almanya Başbakanı Angela Merkel 2017’de RTL televizyonuna yaptığı açıklamada Türkiye’yi uluslararası polis teşkilatı Interpol’ü kötüye kullanmakla suçlayarak “Interpol’ün bu tür şeyler için kullanılamayacağını” vurguladı.

Avrupa Birliği ise 2017 yılında düzenlediği bir oturumda, Türkiye’nin Interpol’ü kötüye kullanılmasına karşı üye ülkeleri uyarmış ve aynı zamanda İnterpol yönetimine Kırmızı Bülten prosedürlerini yeniden gözden geçirmesi çağrısında bulunmuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığı 2019’da yayınladığı İnsan Hakları Raporu’nda Gülen Hareketi’ne sempati duyan Türklerin pasaportları hakkında kayıp veya çalıntı ihbarı yapıldığını ifade etti.

INTERPOL, ÜYE ÜLKELERE ‘TÜRKİYE’NİN İPTALLERİNİ GÖRMEZDEN GELİN’ DEDİ  

2016 sonrası Türkiye’nin asılsız kayıp ve çalıntı ihbarları ile iptalleri o kadar arttı ki Interpol Türkiye’nin gönderdiği listeyi yürürlükten kaldırmakla kalmadı üye ülkelere ‘Türkiye’nin siyasi nedenlerle yaptığı pasaport iptali bildirimlerini görmezden gelin’ uyarısı yapmak zorunda kaldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın NBA yıldızı Enes Kanter’in pasaportunu iptal ederek İnterpol’den Kırmızı Bülten talebinde bulunması bunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Durumu Endonezya’da öğrenen Kanter, ABD’ye dönemk için çıktığı yolda Romanya’da gözaltına alındı. Kanter, yaşadığı ve kariyerini sürdürdüğü ABD’ye Amerikalı siyasetçilerin devreye girmesiyle dönebildi.

2017 yılında Almanya ve İsveç dışişleri bakanları Simon Gabriel ve Margot Wallström, imzaladıkları ortak bir mektupla, AB Komisyonu’nu, Türkiye’nin İnterpol aracılığıyla yaptığı siyasi güdümlü tutuklama taleplerine karşı harekete geçmeye çağrıldı.

SÜLEYMAN SOYLU: INTERPOL BİZİ KAALE ALMIYOR

Interpol’ü kendi siyasi amaçları doğrultusunda kullanamayan AKP Hükumeti’nin rahatsızlığını 2020 yılı Kasım ayı sonunda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu dile getirdi.

Soylu, Interpol’ün, Hizmet Hareketi ile bağlantıları nedeniyle 773 kişiyi tutuklama talebini reddettiğini duyurdu. Interpol de rakamın 700’den fazla olduğunu doğruladı. Bu sayının şimdilerde 800’ü bulduğu belirtiliyor.

Soylu, Meclis’te yaptığı açıklamada, “Dört yıldır göbeğimizin bağı çatladı. İnterpol diye bir kuruluş var; kızdık olmadı, bağırdık olmadı, kavga ettik olmadı, mücadele ettik olmadı, protesto ettik olmadı. Kırmızı bülten çıkarıyoruz, kabul etmiyorlar; askıya alıyorlar, düşürüyorlar. Ve netice itibariyle, Zekeriya Öz’ü de istiyoruz, Adil Öksüz’ü de istiyoruz, istemediğimiz yok, hepsini istiyoruz, kale almıyorlar” şeklinde konuşmuştu.

INTERPOL, YOL VERMEYİNCE ADAM KAÇIRMALAR DEVREYE GİRDİ

Erdoğan rejiminin, zulümden kaçan vatandaşlarını Interpol üzerinden ‘resmi yollarla’ ülkeye geri getirme çabaları büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Erdoğan rejimi de bunun üzerine Hizmet Hareketi mensuplarını yurtdışından illegal yollarla suç işleyerek getirmeye başladı.

Almanya’da devlet kanalı olan Deutschlandfunk, Erdoğan rejiminin yurtdışındaki muhalifleri kaçırmaya yönelik düzenlediği hukuk dışı operasyonlarını ele aldığı haberinde ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan adam kaçırmakla övünen tek başkan’ ifadelerini kullandı.

MİT tarafından gerçekleştirilen adam kaçırma ve zorla kaybetme olaylarının sayısı şu ana kadar 138’e ulaştı. Bunlardan en sonuncusu, bu yıl Kırgızistan’dan kaçırılan ve 1 aydan fazla alıkonulup işkence edilen ve daha sonra da Ankara’da olduğu itiraf edilen eğitimci Orhan İnandı oldu.

2019 yılında Kosova polisi, 5 öğretmen ile bir doktoru kaçırdıktan sonra MİT’e teslim etti. Kaçırılan 6 kişi Türkiye’ye getirildi ve İstanbul’da tutuklanarak cezaevine konuldu. Bu durum ülkede siyasi krize sebep oldu.

GENEL KURULA SADECE TÜRKİYE TALİP OLDU

Interpol Genel Kurulu

İnterpol Genel Sekreterliği, 89. genel kurul toplantısına gönüllü olarak ev sahipliği yapma arzusunu açıklayan tek ülke olduğu için Türkiye’nin talebini kabul etti.

İstanbul’da bu hafta gerçekleştirilen toplantıda Interpol’ün yeni başkanı, 2 başkan yardımcısı, Yürütme Komitesi’nin 13 üyesinden 12’si ve kurumun temyiz organı olan Interpol Dosyalarının Kontrolü Komisyonu’nun yedi üyesinin tümü belirlendi.

Toplantı öncesi Erdoğan rejiminin Interpol’e kesenin ağzını açtığı ve her türlü diplomatik imtiyazı sağladığı görüldü.

Toplantı öncesi ve sonrası birçok uluslararası kuruluş ve insan hakları kuruluşu Interpol’ü Erdoğan rejiminin oyuncağı haline gelmemesi konusunda uyardı.

Interpol başkanlığı daha çok sembolik bir nitelik taşısa da teşkilatın genel kurul toplantılarına başkanlık etme gibi görevler nedeniyle önemli bir role sahip. Ancak Interpol Yürütme Komitesi üyeleri ve kurumun temyiz organı olan Interpol Dosyalarının Kontrolü Komisyonu’nun üyeleri kurum kararlarını etkileyebilir.

Kurumun genel politikasında bir değişiklik olup olmadığını ve anayasasına ne kadar bağlı kaldığını önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Yaycı-Metre kriteri: Kürtaj yaptırmayan subay ihraç edildi

Okumaya devam et

Analiz

Doları bilerek yükselttiler, yeni rota 15 TL

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarıyla 13 TL’yi aşan doların bilerek yükseltildiği ortaya çıktı. Birleşik Arap Emirlikleri’nin getirdiği dolarları yüksekten bozdurmak için kurdaki yükselişe seyirci kalındı. Ekonomistler dolardaki yeni rotayı 15 lira olarak belirledi.

BOLD ANALİZ – Ekonomik kriz sebebiyle AKP Hükumeti zor günler geçiriyor. 15 Temmuz’un finansörü olmakla suçladığı Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelecek 10 milyar dolara muhtaç kalan Erdoğan Hükumeti, Abu Dabi’nin paralarını yüksekten bozdurmak için kurdaki yükselişi tetikledi. Piyasanın tepkisine rağmen faizin indirileceğini sürekli tekrar etti.

FAİZ YÜZDE 20’YE ÇIKMAZSA DOLAR DÜŞMEZ

Erdoğan’ın düşük faiz yüksek ihracat odaklı yeni ekonomi modelini değerlendiren uluslar arası finans kuruluşları da arka arkaya raporlar yayınladı. Goldman Sachs, Merkez Bankası’nın politika faizini 600 baz puan artırarak yüzde 14’ten yüzde 20’ye çıkartmak zorunda olduğunu raporlaştırdı. Aksi halde doların yönünün yukarıya doğru olduğuna işaret etti.

VATANDAŞ BANKADAKİ PARASINI ÇEKECEK

Societe Generale ekonomistlerinin hazırladığı raporda ise “hiperenflasyon” uyarısı yapıldı. Türk lirasına olan güvenin azalmasıyla insanların bankalardan varlıklarını çekebileceği vurgulandı. Raporda, finansal piyasalardaki istikrarın bozulduğu vurgulanarak, Türk lirasındaki değer kaybıyla ürünlere gelen zamlara yenilerinin ekleneceği aktarıldı.

YENİ BİR FAİZ İNDİRİMİ OLURSA

Alman Deutsche Bank ise yatırımcıların geçen haftaya kadar agresif bir faiz indirimini fiyatladıklarını fakat şu an halihazırda 100 baz puanlık acil bir faiz artırımına göre pozisyonlanmaya başladıklarını açıkladı.

Uluslar arası kuruluşların faiz yükselme beklentisi sonrası piyasalar Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun 16 Aralık toplantısına kilitlendi. Aralık toplantısında da faiz indirimi yapılması halinde doların önce 15 lira yolculuğuna başlayacağı tahmin ediliyor.

Lütfi Elvan’ın yardımcısı Nurettin Nebati, bakanlığa göz kırptı: Faizi indirmede kararlıyız

Okumaya devam et

Popular

Shares