Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Interpol’e Erdoğan’ın gölgesi düştü

Interpol, son zamanlarda otoriter ve anti-demokratik ülkelerin sopası haline gelmekle suçlanıyor. Erdoğan rejimi 15 Temmuz’dan beri bu uluslararası teşkilatı yurtdışındaki Hizmet Hareketi mensuplarına karşı kullanmaya çalıştı. Ancak bu noktada büyük oranda başarılı olamadı.  Peki Erdoğan bu hedefine tartışmalı yeni başkan ve yeni yöneticileriyle ulaşabilecek mi? 

BOLD ANALİZ  – 1923 yılında kurulan ve 1956 yılında bugünkü ismini ‘Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı’ (ICPO-Interpol) adını alan uluslararası kuruma Türkiye de aynı yıl üye oldu. 195 ülkenin üye olduğu kurumun merkezi Fransa’nın Lyon kentinde bulunuyor.

Kuruluşla ilgili kararlar üyelerin tamamının temsil edildiği Interpol Genel Kurulu tarafından alınıyor. Genel Kurul, ayrıca Başkanı, başkan yardımcılarını, 13 kişilik Yürütme Konseyi üyelerini ve önemli görevdeki diğer isimleri seçiyor. Yaklaşık bin civarında personelin görev yaptığı teşkilatın günlük işleyişini ise Genel Sekreter üstleniyor.

Interpol Genel Sekreteri Jürgen Stock

Teşkilatın şu anki Genel Sekreteri, Alman Federal Kriminal Polis Teşkilatı’nın eski başkan yardımcısı Jürgen Stock. 142 milyon euro’luk yıllık bütçesi üye ülke polis teşkilatları tarafından sağlanıyor.

Teşkilatın ana görev alanı ulus aşırı suçlar yani terörizm, siber suçlar ve organize suçlar. Bunun yanında insanlığa karşı suçlar, çocuk pornografisi, uyuşturucu üretimi ve kaçakçılığı, siyasi yolsuzluklar ve uluslararası telif hakları konularında işbirliği sağlıyor.

‘SİYASİ, ASKERİ, DİNİ VE IRKİ FAALİYETLERE MÜDAHALE YASAK’

Interpol Ana Tüzüğü, teşkilatın anayasası durumunda.

Tüzüğün 2’nci maddesi; teşkilatın rolünü, farklı ülkelerdeki mevcut yasalar çerçevesinde ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ışığında, mümkün olan en geniş düzeyde polis işbirliğini teşvik etmek olarak tanımlıyor.

Tüzüğün 3’üncü maddesi ise Interpol’ün politik, askeri, dini ve ırki karakterli faaliyetlerde bulunmasını ve bunlara müdahale etmesini yasaklıyor.

Interpol’le ilgili tartışmalar işte tam da bu noktada başlıyor. Askeri, siyasi, dini ve ırki olarak tarafsız olması gereken teşkilat son zamanlarda otoriter ve anti-demokratik ülkelerin sopası haline gelmekle suçlanıyor.

Örgüt, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, İran, Rusya, Türkiye ve Venezuela tarafından ülke dışına kaçan muhalifleri köşeye sıkıştırmak için kullanılmaması konusunda uyarılıyor.

Uluslararası kuruluşlar, insan hakları kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin teşkilata yönelik eleştirileri son zamanlarda iyice arttı.

2021 yılında Özgürlük Evi’nin (Freedom House) yayınladığı bir rapora gore teşkilatın halka açık yayınladığı ‘Kırmızı Bülten’lerin yüzde 38’i Rusya’nın taleplerinden oluşuyor.

Çin de Interpol’ü Müslüman Uygur Türklerine karşı kullanmakla suçlanıyor. 1997 yılından beri 1,546 Uygur Türkü’nün Çin’in Interpol’e yaptığı başvurular sonucunda 28 değişik ülkede gözaltına alındığı ve sınır dışı edildiği tespit edildi.

Interpol’ün son aylarda yayınladığı bilgilere gore teşkilatın şu sıralar yayınladığı 66 bin 370 kırmızı bülten var ve bunların 7 bin 669’u kamuya açık.

Erdoğan rejimi ise Interpol’ü başta Hizmet Hareketi mensupları olmak üzere yurt dışındaki muhaliflere karşı kullanmakla suçlanıyor.

INTERPOL BAŞKANI BİR ANDA ORTADAN KAYBOLDU

Interpol, son zamanlarda başkanları ile de gündemden düşmüyor.

2016 yılında Genel Kurul’da Interpol’ün başkanlığına Çin Kamu Güvenliği Bakan Yardımcısı Meng Hongwei seçildi.

Teşkilatın ilk Çinli başkanı Hongwei, Eylül 2018’de Fransa’dan Çin’e geldiğinde kendisinden bir hafta boyunca haber alınamamıştı. Gözaltına alan Çin makamları da Hongwei ile ilgili bir süre hiçbir açıklama yapmadı.

Eşi, Meng’in en son Çin’e gitmek için yola çıktığını ancak uçağa binip binmediği konusunda bilgisi olmadığını, o günden beri Meng’den haber alamadığını söyleyerek kayıp başvurusunda bulundu. Bunun üzerine Fransız polisi olayla ilgili soruşturma başlattı.

Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı, 8 Ekim 2018’de Hongwei’nin yolsuzluk soruşturması kapsamında gözaltında olduğunu açıkladı.

Interpol’e Kasım 2016’da başkan seçilen Hongwei’nin 2020’ye kadar görevde kalması bekleniyordu. Ancak Çin’de gözaltına alınınca istifa etmek zorunda kaldı ya da Çin tarafından istifaya zorlandı.

Interpol eski Başkanı Meng Hongwei

Çin hükumeti, 2 milyon dolardan fazla rüşvet almakla suçlanarak yargılanan Hongwei’nin suçunu itiraf ettiğini açıkladı.

Hongwei, ülkesinde yapılan yargılama sonucunda rüşvet almak ve görevi kötüye kullanma suçları nedeniyle 13,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hongwei’nin Fransa’deki eşi kocasına yapılan ait suçlamaların siyasi olduğunu savundu. Fransa Hongwei’nin eşine sığınma hakkı tanıdı.

Hongwei’nin geriye kalan iki yıllık süresi boyunca Güney Koreli Başkan Yardımcısı Kim Jong-yang geçici olarak başkanlık görevine getirildi. Geçen yıl koronavirüs pandemisi nedeniyle Genel Kurul yapılamayınca Güney Koreli Başkan 3 yıl görev yaptı.

TEŞKİLATTA PARTAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALIYOR MU?

Teşkilatın yaklaşık 142 milyon euroluk bütçesi bulunuyor. Bütçenni bir kısmı üye ülkelerin polis teşkilatları tarafından sağlanıyor. Ancak son zamanlarda bazı ülkeler teşkilata kaynak sağlayarak etkinlik kurmakla suçlanıyor. Bunlardan birisi de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE).

BAE’nin Interpol üzerindeki etkisi aslında 2015 yılında teşkilata maddi desteğini artırmasından bu yana tartışılıyor. BAE şu anda ABD’den sonra Interpol’e en fazla mali destek veren ikinci ülke konumunda.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 2017 yılında Interpol Vakfı’na 54 milyon dolar bağışta bulundu. Bu paranın teşkilata üye diğer 194 ülkenin bir yılda kuruma yaptığı yıllık ödemelerin tamamına eşit olduğu belirtildi.

BAE, yaptığı katkıyla 2018 yılında Interpol Genel Kurulu’na ev sahipliği yapma şansını yakaladı. BAE, 2020 yılında da Genel Kurul’a ev sahipliği yapacaktı ancak Kovid-19 pandemisi nedeniyle ertelendi.

Geçen yıl Interpol Genel Kurulu Birleşik Arap Emirlikleri’nde yapılamadı ama Abu Dabi yönetimi geçtiğimiz günlerde İstanbul’da yapılan Genel Kurul’da ülkenin İçişleri Bakanlığı Başmüfettişi Ahmed el-Reisi’yi kurumun başkanlığına seçtirmeyi başardı.

YENİ BAŞKAN HAKKINDA İŞKENCE İDDİALARI BULUNUYOR

Interpol’ün yeni Başkanı Ahmet El Reisi

İstanbul’da 23-25 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilen Genel Kurul’da başkanı ve 2 başkan yardımcısı da aralarında olmak üzere Interpol Yürütme Komitesinin 13 üyesinden 12’si yeniden seçildi. Ayrıca kurumun temyiz organı olan Interpol Dosyalarının Kontrolü Komisyonu’nun yedi üyesinin tümü için seçim yapıldı

İstanbul’da düzenlenen genel kurulda, hakkında işkence iddiaları bulunan BAE’li aday Ahmed El Reisi teşkilat başkanlığına seçildi.

Interpol, seçimlerin üçüncü turunda el Reisi’nin oyların yüzde 68,9’unu alarak başkan seçildiğini açıkladı.

El Reisi dört yıl boyunca teşkilatın başkanlığını yürütecek. Interpol başkanlığı daha çok sembolik bir nitelik taşısa da teşkilatın genel kurul toplantılarına başkanlık etme gibi görevler nedeniyle önemli bir role sahip.

Teşkilatın günlük yönetiminden sorumlu olan isim ise yine Genel Sekreter Jürgen Stock olacak. Ancak Interpol Yürütme Komitesi üyeleri ve kurumun temyiz organı olan Interpol Dosyalarının Kontrolü Komisyonu’nun üyeleri kurum kararlarını etkileyebilir.

“KURUMUN İTİBARINI ZEDELEYECEK”

El-Reisi’nin adaylığı, hakkındaki işkence iddiaları nedeniyle tartışmalara neden olmuştu. Muhaliflerin keyfi şekilde tutuklanması ve işkenceye uğramasında rol oynadığı iddia edilen el-Reisi hakkında birçok suç duyurusu bulunuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün de aralarında olduğu 20’ye yakın uluslararası kuruluş ile Avrupa Parlamentosu’nun bazı milletvekilleri, el Reisi’nin adaylığını protesto etmişti.

BAE’de daha önce gözaltına alınan ve işkence gördüğünü öne süren İngiltere vatandaşı iki kişi, el Reisi’nin adaylığının engellenmesi için kampanya yürütüyordu.

Körfez İnsan Hakları Merkezi avukatları da hükümete muhalif Ahmed Mansur’a yönelik ‘işkence ve barbarlık eylemlerinden’ sorumlu tuttuğu el Reisi’yle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.

4 yıl boyunca Interpol’e başkanlık yapacak El Reisi ise hakkındaki suçlamaları reddediyor.

Çok sayıda insan hakları örgütü el-Reisi’nin başkan adaylığını protesto ederken Avrupa Parlamentosu’nun üç üyesi de AB Komisyonu başkanlığına bir mektup yazarak el Reisi’nin seçilmesinin Interpol’ün itibarını zedeleyeceği uyarısı yapmıştı.

El Reisi hakkındaki suçlamaları değerlendiren Interpol Genel Sekreteri Stock ise teşkilatın ülkelerin iç siyasetine müdahale etmeyeceğini söyledi.

Bütün protestolara ve iddialara rağmen El Reisi kuruma başkan seçildi. Bu da gösterdi ki uluslararası diplomaside parayı veren düdğü çalıyor.

“SİYASİ NEDENLERLE YAPILAN KIRMIZI BÜLTEN TALEPLERİNİ KABUL ETMEYECEĞİZ”

Interpol Genel Sekreteri Jürgen Stock, kurumla ilgili iddiaların artması üzerine İstanbul’da basın toplantısı düzenleyerek teşkilat konusunda oluşan şüpheleri gidermeye çalıştı

Parayı veren ülkenin etkin hale gelmesi ve haksız kırmızı bülten talepleri ile son zamanlarda çokça eleştirilen kurum İstanbul’da yapılan Genel Kurul’da bu iddialara cevap vermek zorunda kaldı.

Interpol Genel Sekreteri Jürgen Stock, insan hakları konusunda taviz vermeyeceklerini ve siyasi nedenlerle yapılan kırmızı bülten taleplerini kabul etmeyeceklerini söyledi.

Jürgen Stock, Kırmızı Bülten sisteminin suçlular ile mücadelede oldukça güçlü bir sistem olduğuna işaret etti, “Ancak işin içine siyasi talepler girerse biz yokuz” ifadesini kullandı.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında hareket ettiklerini belirten Stock, “Interpol kanallarını kullanmaya karar veren ülke bizim kurallarımıza, standartlarımıza uymak zorunda” ifadesini kullandı. İnterpol’e üye ülkelerden birinde mülteci statüsü alan kişiye Kırmızı Bülten çıkarılmadığını bir kez daha vurguladı.

ERDOĞAN REJİMİ, 15 TEMMUZ’DAN SONRA INTERPOL’Ü KULLANMAK İSTEDİ  

15 Temmuz’dan sonra otoriterleşen Erdoğan rejimi, birçok uluslararası kurumu olduğu gibi Interpol’ü de kendi siyasi amaçları doğrultusunda kullanmaya çalıştı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 2020’de yaptığı açıklamada, 2016’daki darbe girişiminden bu yana “terörizm” suçlamasıyla yaklaşık 600.000 kişi hakkında soruşturma açıldığını, 100.000 kişinin tutuklandığını ve 150.000 kamu çalışanının görevden uzaklaştırıldığını duyurmuştu.

15 Temmuz’dan sonra Hizmet Hareketi’ne karşı cadı avı başlatan Erdoğan rejimi, ilk olarak Interpol veritabanına ‘60 bin kişilik aranan şahıs yüklemesi’ yaptı. Tabii ki bu yükleme Interpol tarafından kabul görmedi. Interpol’ün 2021 yılı itibariyle toplamda 66 bin 370 hakkında kırmızı bülten çıkardığını düşünürsek sayının ne kadar çok olduğu ortaya çıkacaktır.

Interpol bir raporunda, AKP hükumeti tarafından gönderilen taleplerin inandırıcı ve hukuki delillerden yoksun olduğunu, siyasi gerekçelere dayandığının altını çizerek, veri tabanını kötüye kullandığı için darbe girişiminden sonra Türkiye’nin veri girişini kısıtlama kararı aldığını duyurdu.

USULSÜZ PASAPORT İPTALLERİ

Erdoğan rejiminin giriştiği bir diğer usulsüzlük ise kişilerin haberi olmadan yapılan pasaport iptalleri idi.

OHAL döneminde tek gecede 50 binden fazla pasaport iptal edilmiş, ardından bu rakam 300 bine kadar yükselmişti. İnterpol’e pasaport iptallerini bildiren Türkiye’nin verdiği bu karar önce uygulandı ardından İnterpol, toplu pasaport iptallerinin politik kıyım olduğu gerekçesiyle Türkiye’nin gönderdiği listeyi yürürlükten kaldırdı.

Ayrıca AKP hükumeti yurt dışında bulunan veya yaşayan Hizmet Hareketi mennsupları ve muhaliflerin pasaportlarını kullanamaması için Interpol’e pasaportların kişilerin bilgisi ve talebi olmadan kayıp veya çalıntı olduğu bildiriminde bulundu. Bazı pasaportları ise direkt olarak iptal ettiğini Interpol’e iletti.

Almanya Başbakanı Angela Merkel 2017’de RTL televizyonuna yaptığı açıklamada Türkiye’yi uluslararası polis teşkilatı Interpol’ü kötüye kullanmakla suçlayarak “Interpol’ün bu tür şeyler için kullanılamayacağını” vurguladı.

Avrupa Birliği ise 2017 yılında düzenlediği bir oturumda, Türkiye’nin Interpol’ü kötüye kullanılmasına karşı üye ülkeleri uyarmış ve aynı zamanda İnterpol yönetimine Kırmızı Bülten prosedürlerini yeniden gözden geçirmesi çağrısında bulunmuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığı 2019’da yayınladığı İnsan Hakları Raporu’nda Gülen Hareketi’ne sempati duyan Türklerin pasaportları hakkında kayıp veya çalıntı ihbarı yapıldığını ifade etti.

INTERPOL, ÜYE ÜLKELERE ‘TÜRKİYE’NİN İPTALLERİNİ GÖRMEZDEN GELİN’ DEDİ  

2016 sonrası Türkiye’nin asılsız kayıp ve çalıntı ihbarları ile iptalleri o kadar arttı ki Interpol Türkiye’nin gönderdiği listeyi yürürlükten kaldırmakla kalmadı üye ülkelere ‘Türkiye’nin siyasi nedenlerle yaptığı pasaport iptali bildirimlerini görmezden gelin’ uyarısı yapmak zorunda kaldı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın NBA yıldızı Enes Kanter’in pasaportunu iptal ederek İnterpol’den Kırmızı Bülten talebinde bulunması bunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti.

Durumu Endonezya’da öğrenen Kanter, ABD’ye dönemk için çıktığı yolda Romanya’da gözaltına alındı. Kanter, yaşadığı ve kariyerini sürdürdüğü ABD’ye Amerikalı siyasetçilerin devreye girmesiyle dönebildi.

2017 yılında Almanya ve İsveç dışişleri bakanları Simon Gabriel ve Margot Wallström, imzaladıkları ortak bir mektupla, AB Komisyonu’nu, Türkiye’nin İnterpol aracılığıyla yaptığı siyasi güdümlü tutuklama taleplerine karşı harekete geçmeye çağrıldı.

SÜLEYMAN SOYLU: INTERPOL BİZİ KAALE ALMIYOR

Interpol’ü kendi siyasi amaçları doğrultusunda kullanamayan AKP Hükumeti’nin rahatsızlığını 2020 yılı Kasım ayı sonunda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu dile getirdi.

Soylu, Interpol’ün, Hizmet Hareketi ile bağlantıları nedeniyle 773 kişiyi tutuklama talebini reddettiğini duyurdu. Interpol de rakamın 700’den fazla olduğunu doğruladı. Bu sayının şimdilerde 800’ü bulduğu belirtiliyor.

Soylu, Meclis’te yaptığı açıklamada, “Dört yıldır göbeğimizin bağı çatladı. İnterpol diye bir kuruluş var; kızdık olmadı, bağırdık olmadı, kavga ettik olmadı, mücadele ettik olmadı, protesto ettik olmadı. Kırmızı bülten çıkarıyoruz, kabul etmiyorlar; askıya alıyorlar, düşürüyorlar. Ve netice itibariyle, Zekeriya Öz’ü de istiyoruz, Adil Öksüz’ü de istiyoruz, istemediğimiz yok, hepsini istiyoruz, kale almıyorlar” şeklinde konuşmuştu.

INTERPOL, YOL VERMEYİNCE ADAM KAÇIRMALAR DEVREYE GİRDİ

Erdoğan rejiminin, zulümden kaçan vatandaşlarını Interpol üzerinden ‘resmi yollarla’ ülkeye geri getirme çabaları büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Erdoğan rejimi de bunun üzerine Hizmet Hareketi mensuplarını yurtdışından illegal yollarla suç işleyerek getirmeye başladı.

Almanya’da devlet kanalı olan Deutschlandfunk, Erdoğan rejiminin yurtdışındaki muhalifleri kaçırmaya yönelik düzenlediği hukuk dışı operasyonlarını ele aldığı haberinde ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan adam kaçırmakla övünen tek başkan’ ifadelerini kullandı.

MİT tarafından gerçekleştirilen adam kaçırma ve zorla kaybetme olaylarının sayısı şu ana kadar 138’e ulaştı. Bunlardan en sonuncusu, bu yıl Kırgızistan’dan kaçırılan ve 1 aydan fazla alıkonulup işkence edilen ve daha sonra da Ankara’da olduğu itiraf edilen eğitimci Orhan İnandı oldu.

2019 yılında Kosova polisi, 5 öğretmen ile bir doktoru kaçırdıktan sonra MİT’e teslim etti. Kaçırılan 6 kişi Türkiye’ye getirildi ve İstanbul’da tutuklanarak cezaevine konuldu. Bu durum ülkede siyasi krize sebep oldu.

GENEL KURULA SADECE TÜRKİYE TALİP OLDU

Interpol Genel Kurulu

İnterpol Genel Sekreterliği, 89. genel kurul toplantısına gönüllü olarak ev sahipliği yapma arzusunu açıklayan tek ülke olduğu için Türkiye’nin talebini kabul etti.

İstanbul’da bu hafta gerçekleştirilen toplantıda Interpol’ün yeni başkanı, 2 başkan yardımcısı, Yürütme Komitesi’nin 13 üyesinden 12’si ve kurumun temyiz organı olan Interpol Dosyalarının Kontrolü Komisyonu’nun yedi üyesinin tümü belirlendi.

Toplantı öncesi Erdoğan rejiminin Interpol’e kesenin ağzını açtığı ve her türlü diplomatik imtiyazı sağladığı görüldü.

Toplantı öncesi ve sonrası birçok uluslararası kuruluş ve insan hakları kuruluşu Interpol’ü Erdoğan rejiminin oyuncağı haline gelmemesi konusunda uyardı.

Interpol başkanlığı daha çok sembolik bir nitelik taşısa da teşkilatın genel kurul toplantılarına başkanlık etme gibi görevler nedeniyle önemli bir role sahip. Ancak Interpol Yürütme Komitesi üyeleri ve kurumun temyiz organı olan Interpol Dosyalarının Kontrolü Komisyonu’nun üyeleri kurum kararlarını etkileyebilir.

Kurumun genel politikasında bir değişiklik olup olmadığını ve anayasasına ne kadar bağlı kaldığını önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Yaycı-Metre kriteri: Kürtaj yaptırmayan subay ihraç edildi

Analiz

Erdoğan’ın hesabı kimle? Hedef İmamoğlu mu iki kez veto yediği İstanbullu mu?

Anketlere göre gerisine düştüğü İmamoğlu’nu UKOME, İBB Meclisi, Ulaştırma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve ilçe belediyelerle sıkıştıran Erdoğan, hizmetlerden mahrum kalan İstanbulluyu da eziyor. Halk ekmek kavgası, taksi plakası kavgası, metro projeleri kavgası hatta Kanal İstanbul kavgası da İstanbulluya hayatı daha da zorlaştırıyor.

BOLD – İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, AKP iktidarının İstanbullulara hizmeti engellediğini belirterek isyan etti.

Cumhurbaşkanlığının 300 metrobüs alımını uygun görmeyerek 2022 yatırım planına almadığını açıklayan İmamoğlu, “Milyonlarca İstanbullunun yaşadığı 3. Bölge’ye yapacağımız metronun finansı bile hazırken, neden onay vermediniz onu anlamadık! Milyonlarca vatandaşın kullanacağı İncirli – Sefaköy – Beylikdüzü metrosunun yapımını kimse engelleyemeyecek. Projeler hazır, yatırımcılar hazır, finansmanı hazır. Ama bir imza eksik” ifadelerini kullandı.

İktidar mensupları ve AKP’li gazetecilerden İmamoğlu’na cevap gecikmedi. Önce Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi’den geldi cevap. Erdoğan’ın İstanbul aşığı olduğu için iddiaları araştırdığını söyleyen Selvi, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının yazısını paylaştı. İBB yönetimine gönderilen yazıda projedeki eksikliklere vurgu yapılıyor.

Selvi’nin yazısından sonra Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu da konuştu. Karaismailoğlu, İmamoğlu’nun bazı metro projelerine onay çıkmadığı açıklamasıyla ilgili olarak, “Hiçbir yükümlülüğünü yerine getirmeden algı operasyonu yapıyor. Hodri meydan, önce elindeki işleri bitirsin, şov yapmasın” ifadesini kullandı.

İBB VE AKP ARASINDAKİ İLK KAVGA DEĞİL

31 Mart’ta ilk kez İBB Başkanlığı koltuğuna oturan Ekrem İmamoğlu için Erdoğan, o dönem “topal ördek” benzetmesi yaptı. İmamoğlu’nun kısa süre sonra mazbatası iptal edildi.

23 Haziran’da bir kez daha, daha güçlü bir şekilde İBB Başkanlığına seçilen İmamoğlu ile Erdoğan’ın yıldızları hiç barışmadı.

İmamoğlu ile Erdoğan arasında devam eden sürtüşme Kanal İstanbul konusuyla doruğa çıktı. Erdoğan’ın “Neye mal olursa olsun yapacağız” diyerek savunduğu projeye İmamoğlu “Ya Kanal ya İstanbul” sloganıyla karşı çıktı.

EKMEK KAVGASI

İmamoğlu sadece Erdoğan ile de mücadele etmiyor. Halk ekmek büfeleri yüzünden İBB Meclis’indeki AKP ve MHP’li üyeler ve AKP’li ilçe belediyeleriyle de mücadele ediyor. İBB’nin koydurduğu ve gazi ve şehit yakınlarının işlettiği büfeler ilçe belediyeler tarafından kısa sürede kaldırtılıyor.

TAKSİ KAVGASI

İmamoğlu ve iktidar arasında süren bir diğer kavga ise taksi plakaları konusunda yaşanıyor. İBB’nin İstanbul’daki taksi sorununu çözmek için Ulaştırma Koordinasyon Merkezi’nde (UKOME) gündemine getirdiği 5 bin yeni taksi plakası ve buna bağlı yeni taksi sistemi teklifi, 11. kez oy çokluğuyla reddedildi.

UKOME’nin yapısı İmamoğlu seçildikten sonra İBB aleyhine değiştirilmişti.

İLTİSAKLI PERSONEL KAVGASI

Kavgaya kısa süre önce İçişleri Bakanlığı da katıldı. Süleyman Soylu, sosyal medya hesabından İBB’deki terör iltisaklı personeller için tahkikat başlatıldığını duyurdu. Erdoğan’ın ittifak ortağı Devlet Bahçeli ise İmamoğlu’nun görevden alınmasını ve İBB’ye kayyım atanmasını istedi.

OLAN İSTANBULLUYA OLUYOR

Erdoğan’ın 25 yıllık kalesi İstanbul, son yerel seçimde ana muhalefet partisi CHP’ye geçti. AKP, itiraz ederek seçimi iptal ettirince tarihi hezimete kapı araladı. Bir milyona yakın farkla İmamoğlu tekrar başkanlığa seçildi.

Erdoğan, anketlerde gerisine düştüğü İmamoğlu’nu topal ördek pozisyona itmeye çalışırken İstanbulluyu eziyor.

Halk ekmek kavgası, taksi kavgası, metro projeleri kavgası hatta Kanal İstanbul kavgası da İstanbulluya hayatı daha da zorlaştırıyor. Seçimin ardından İstanbullular adeta seçimi kaybeden AKP ve Erdoğan tarafından cezalandırılıyor.

İşkenceciye hiçbir yerde kaçış yok! Vasıflı işçi vizesiyle gittiği Almanya’da işkenceden yargılanıyor

Okumaya devam et

Analiz

Garo Paylan’dan Dink paylaşımı: Tedirgin güvercinin katilini biliyor

HDP Milletvekili Garo Paylan’ın Hrant Dink’i katledenlerle ilgili sözleri, sosyal medya gündemini salladı. “Dink’i ‘Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır’ diyenler öldürdü” paylaşımı yapan Paylan’ın sözleri, Dink cinayetini fabrikasyon yalanlarla Gülen Hareketi gönüllülerine yıkma girişimini bir kez daha çürüttü.

BOLD ANALİZ – Hrant Dink suikastının 15. yıl dönümünde Halk Tv’de Ayşenur Arslan’ın sunduğu Medya Mahallesi programına konuk olan Paylan, “Dink’i ‘Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır’ diyenler öldürdü” dedi.

Paylan, Dink’in hedef hale getirilmesinin sebebini ise şöyle anlattı: “Bizi düşüncelerimizden dolayı katletmeyi mübah gören bunu normal gören gelenek var. Bu yüzyılın hikayesi. Sabahattin Ali’den başlayabiliriz. Pek çok siyasi cinayet işlendi. Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır diye bakan. Bu cinayetlerle kendi siyasi pozisyonlarını sürdürmeye çalışan ve hedef gösteren bir anlayış var. Hrant’ı da hedef gösterdiler. Ermeni tabusu var. Hrant Ermeni tabusu yıkan bir kişidir. 80 yıl boyunca Ermeni halkına küfür edildi. Hrant bunu kabullenemiyordu ve Türkçe bir gazete kurdu.”

Paylan’ın Dink suikastı için “ölme ve öldürme yeminleri” eden Ergenekon zihniyetini adres göstermesi, kendilerini ulusalcı olarak tanımlayan haber sitelerinde ve sosyal medyada büyük yankı uyandırdı.

Dink’i Gülen Hareketi’nin öldürttüğü iftirasını yinelediler hep bir ağızdan.

Dink’in Şişli Adliyesinde “Türklüğe hakaret” suçlamasıyla yargılanırken Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz gibi Ergenekon davası sanıkları tarafından hedef gösterildiğini, Dink’e “güvercin tedirginliği”ni yaşattıklarını ne çabuk unutmuşlar öyle.

Kimlerin Dink aleyhinde kampanya yürüttüğünü ve Ogün Samast ile Yasin Hayal’in bağlantıları da hafızalarından çıkıvermiş.

Erdoğan’ın ve AKP’nin yolsuzluklarının, hukuksuzlarının ve zulmünün arkasına saklanıp, menfur suikastı Gülen Hareketi’nin üstüne yıkmak işlerine geliyordu tabi.

ERDOĞAN’IN KİRLİ İTTİFAKI

Erdoğan, kurduğu kanlı ve kirli ittifak gereği, Ergenekon zihniyetinin her pisliğini örttüğü gibi, bu pislikleri Gülen Hareketi’nin üstüne yıkıvermişti yandaş yargı eliyle.

Ergenekon zihniyeti için Erdoğan’dan daha kullanışlı bir bir müttefik mi mi olur?! Olamaz elbette.

İşte bu yüzden Doğu Perinçek ve Nedim Şener gibileri açıktan, fakat çok büyük bir kısmı da perde arkasından ittifak ediyorlar Erdoğan’la.

İkinci kategorideki kesimin danışıklı ve pasif muhalefetinin sebebi de bu.

HAKİKAT ER GEÇ ORTAYA ÇIKACAK

Soykırım tarihine geçen son 7 yılda, tüm zulümlere rağmen en küçük bir şiddet olayına bulaşmayan Gülen Hareketi gönüllülerini bir suikastla yaftalamak elbette tutmazdı, tutmayacak.

Fabrikasyon ürünü yalanlarını istedikleri kadar söyleye dursunlar, istedikleri kadar Erdoğan’ın arkasına saklanıp çamur atmaya devam etsinler.

Hakikat er geç ortaya çıkacak.

Söyledikleri o yalanlar, attıkları o çamurlar günü geldiğinde kendi yüzlerine çarpılacak.

Garo Paylan’ın sözleri, yakın gelecekteki o sahnelerin bir fragmanından başka bir şey değil…

Lucifer’in eline su dökemeyeceği Şeytan!

Okumaya devam et

Analiz

Lucifer’in eline su dökemeyeceği Şeytan!

Futbol oynarken ki zekasıyla teknik direktörünün dikkatin çeken ve ‘şeytan’ lakabını alan Rıdvan Dilmen’in yaşadığı sakatlıklar futbol hayatının sonu oldu. Futbol yorumculuğunda başarıyı yakaladı ancak Saray koridorlarında dolaşıp AKP’ye eklemlendi. Lakabını aldığı Şeytan da bir melekti, kibri yüzünden cennetten kovuldu. Aynı kibir, ‘her şeyi ben bilirim’ düşüncesi Rıdvan’ın da sonu olacak!

BOLD – Daha çocuktu, teknik direktörü gördü, “şeytan” bu çocuk dedi! Ne kadar da haklıydı. Az okudu tez papaz oldu. Futbolda başladığı şeytanlığı, TV ekranlarında spor yorumu altında siyaset yaparak sürdürüyor. Ali Koç’u avucunun içine aldı, istemediği hocayı kovduruyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bir numaralı adamı. Türk futboluna onun adına yön veriyor. Erdoğan’ın kardeşi Mustafa’nın da kankası! Aziz Yıldırım’ın ise postacısı. Netflix dizisi gibi… Lucifer bu sefer cehennemin efendisi olmaktan sıkıldı, Türk futbolunda mekan açtı. Milyonlarca lirayı cebine indirdi. İşte size Rıdvan Dilmen portresi…

Rıdvan Dilmen, Aydın Nazillili. Futbola da bu güzel ilçede, Sümerspor’da başladı. 17 yaşında Muğlaspor’a transfer oldu. O dönem Muğlaspor’u Kemal Dirkan çalıştırıyordu. Rıdvan’ın oyun stilini beğenmişti, “Şeytan” bu çocuk demişti! Ne kadar ön görülü hocalarımız var. O gün bugündür Rıdvan’da sanki şeytan tüyü var, çarpıp duruyor.

FUTBOLCULUK YILLARI

Eski futbolcuların dediğine göre bir Galatasaray taraftarıydı. Fakat Fenerbahçe’ye transfer oldu. Fenerbahçe “efsanesi” olarak anılsa da aslında futbolculuk kariyeri “efsane” olmaya yetecek kadar uzun değil. Güzel saçları, hızlı bir oyun stili olmasına rağmen kronik sakatlıklardan kurtulamadı. Yıllarca sakatlıktan dönecek, muhteşem bir performans gösterecek, Fenerbahçe şahlanacak diye beklendi. Ama bu uzun seneler boyunca hiç olmadı. 8 yıllık Fenerbahçe kariyerinde sadece 36 gol atabildi. Milli maçlarda ise sadece 5 gol attı. Seyircinin “Şeytan ortalar Kral (Tanju Çolak) bombalar” tezahüratları sustu. Rıdvan Dilmen, çok kısa sürede futbolun zirvesine çıkmış fakat yaşadığı sakatlıklardan, yaptığı yanlış tercihlerden dolayı zirvede kalmayı başaramamıştı. 94 yılında Ali Şen’in başkan seçildiği sene, 33 yaşında futbolu bıraktı.

Rıdvan, Fenerbahçe formasıyla.

BERBAT BİR ANTRENÖRLÜK KARİYERİ

Bir çok futbolcu gibi antrenör olarak kariyerine devam etmek istedi. Şansı pek yaver gitmedi. Fenerbahçe’de 7 maç sonra kovuldu. Karşıyaka, Altay, Adanaspor teknik direktörlük kariyeri hüsranla sonuçlandı. Antrenör olarak tek başarısı 1998-99 sezonunda Vanspor’u birinci lige çıkartması oldu.

SPOR YORUMCULUĞUNDA ŞEYTANIN BACAĞINI KIRDI

Geriye tek alternatifi kalıyordu, spor yazarlığı, yorumculuğu… Dilmen, güzel ses tonu, vurgulu ve net cümleler kurmasıyla, kaliteli yorumlar yapmasıyla dikkatleri üzerine çekti. Yıllarca futbol seyircisinin izlediği, köy kahvesi seviyesinde yapılan tartışmalardan bıkanlar, eğitimli, daha elit bir kesim Dilmen’i takip etmeye başladı. Dilmen bu sefer şeytanın bacağını kırmıştı. “Gol olur” diyor, gol oluyordu! Dilmen de bu ilginin farkındaydı. Ferit Şahenk, NTV’de kalması için önüne milyonlarca lira döktü.

TELEKULAK SKANDALINA KARIŞTI

Yıllardır spor yorumculuğu yaparak popülerliğini koruyor. Hatta korumakla kalmıyor, kullanıyor. Çünkü gücü, kontrol etmeyi, yönetmeyi, kulisler yapmayı, gizli kapaklı işler çevirmeyi seviyor. Bu karakterinin ilk ortaya çıktığı olay 2018 yılında yaşandı. Bir telekulak çetesi, işadamları başta olmak üzere isteyen kişilere para karşılığı telefon dinleme kayıtlarını sağlıyordu. Şebekenin içinde GSM operatöründe çalışan kişiler ve polisler de vardı. İddiaya göre; evli olan Rıdvan Dilmen, aşk yaşadığı bir kadın spor yazarını kıskandığı için Tanju Çolak dahil, sevgilisiyle irtibatı olan herkesin cep telefonunu çeteye dinletmişti. Davada, çete ceza aldı ama kendisi hakkında şikayetçi olmayınca kurtuldu.

Rıdvan, Aziz Yıldırım ve Aykut Kocaman.

AZİZ YILDIRIM’IN POSTACISI: KARISINDAN DAHA ÇOK ZİYARET ETTİ

Güç ve parayı seviyordu. Her zaman Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a yakın isimlerden biri oldu. Şike operasyonunda Yıldırım hapse düşünce tam 64 kez onu karısından bile çok ziyaret ederek rekor kırdı. Ziyaretleri sebepsiz değildi. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’ın kardeşi Mustafa üzerinden Aziz Yıldırım ile pazarlık yürüttü. Erdoğan, Türkiye’de bütün her şeyi ele geçirmeye çalışıyordu ve isteği netti, Fenerbahçe’yi kendine yakın birisi yöneltsin istiyordu. O Dönem İstanbul Emniyeti Organize Şube’de komiser olarak çalışan Soner Koç’un anlatımına göre; Rıdvan Dilmen, önce Metris’e gidip Aziz Yıldırım’la görüşüyor, aldığı bilgileri Mustafa Erdoğan’a taşıyor, sonra da İstanbul Emniyeti’ne gelip pazarlıkları anlatıyordu. O zaman Başbakan olan Recep Erdoğan, Aziz Yıldırım’a şart koştu, tekrar Fenerbahçe başkanlığına aday olmazsa yasa değiştirilecek ve Aziz Yıldırım tahliye olacaktı. Fakat Aziz Yıldırım pazarlığı bozdu, yeniden aday oldu. Erdoğan çok kızdı.

SİYASİ GÜCÜ ARKASINA ALDI

Bu süreçte Dilmen, Erdoğan’ın gücünü arkasına alarak futbol federasyonunda, dolaysıyla Türk futbolunda daha çok söz sahibi oldu. Erdoğan davetlerinin baş köşesine oturuyor, Saray’la randevu için aracı oluyordu. O kadar siyasetle iç içe geçmişti ki AKP’nin reklam kampanyalarına açıkça destek verdi. Erdoğan adına konuşuyor, onun adına ceza kesiyordu.

Rıdvan Dilmen, Erdoğan’a yakın isimlerden.

ERDOĞAN DA ÇOK SEVER!

Tabi bir de madalyonun öbür tarafı var. Bu ilişki Erdoğan’ın da işine geliyordu. Erdoğan, popüler insanları kullanmayı çok sever, onların desteklerini önemser. Eski futbolcu Rıdvan Dilmen’in popülerliğini kullandı, onun eliyle de Türk futbolunu bir kara çamura sapladı!

ERDOĞAN’DAN İSTANBUL’U ALAN İMAMOĞLU’NU HEDEF ALDI

Yazı çok uzatmanın anlamı yok. Resmi gördünüz. Bu kadar siyasetle iç içe girmesi Rıdvan Dilmen’i bitirdi. Siyasetle uğraşmaktan modern futbola adapte olmaya zaman bulamadı. Yorumları çağdışı kaldı. TV programlarında bilgi ve analizden çok algıları yönetmeye, yalanlar anlatmaya başladı. Futbol konuşurken lafı evirip çevirip İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na getiriyor, “STV’de futbol yorumculuğu yapmıştı. Fenerbahçe’nin şike yaptığını söylemişti” diyor. Kötü oynayan Mesut Özil’i yine siyasi kaygılardan yere göğe sığdıramıyor. Ali Koç üzerinden Fenerbahçe’nin gizli patronluğuna soyundu, teknik direktörü kovdurdu. İyi bir yorumculuktan kendisini tiksinç bir şeye dönüştürdü.

Ekşi Sözlük’te bir Fenerbahçe taraftarının söylediği şu sözler aslında işin geldiği noktanın özeti: “Koskoca Fenerbahçe camiası olarak esiri miyiz ulan bunun? Tutsak filan mı aldı koca kulübü? Kasetimiz mi var bunun elinde? Fenerbahçe’nin iç işlerine karışma!”

YALANLARI VE ALGILARI BIRAK

Başladığımız yere dönersek; Rıdvan Dilmen, “Bu şeytan işinden nefret ediyorum. Allah’ın sevmediği bir ismi benim sevmem mümkün değil. Şeytan diye hitap ederlerse dönüp bakmıyorum” demişti. Madem öyle Eyy Rıdvan, Allah’ın sevdiği işleri yapmak istiyorsan; tövbe kıl, karanlık oyunları, kulisleri, ayak kaydırmaları, yalanları ve algıları bırak. Şeytan da bir zamanlar Allah’ın sevdiği bir melekti. Gururu, kibri onu hataya sürükledi. Sen de aynı hataya düşme.

LeMan’dan Enes ve Bahadır anısına kapak: Delikanlım iyi bak yıldızlara

Okumaya devam et

Popular

Shares