Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

MİT Bölge Başkanı’ndan Dink cinayetini araştıran ekibe: Kırıntı sizi fırına götürür

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Trabzon Bölge Başkanı’nın Hrant Dink cinayetiyle ilgili bilgi talebine karşılık “Kırıntı sizi fırına götürür.” dediği doğrulandı. 12’nci yılında MİT-Genelkurmay hattında çok önemli bilgiler.

Dink ailesi müdahil avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu’nun, 12’nci yılında Hrant Dink cinayetiyle ilgili süreci özetleyen ve çok önemli yeni ayrıntılar veren röportajı Agos gazetesinde yayınlandı.

Yetvart Danzikyan’ın röportajı şöyle:

Öncelikle şöyle başlamak isterim. Eğer soruşturmanın genişletilmesi talepleriniz kabul edilmezse ya da yargı yeni bir soruşturma başlatmazsa, kamu görevlilerinin yargılandığı mahkeme sürecinin artık yavaş yavaş sonuna yaklaştığımızı söyleyebilir miyiz?

Hrant Dink’in ‘hedef kişi’ hale getirilmesi, cinayet için uygun zemin yaratılması süreci ile Hrant Dink Cinayeti arasında doğrudan bağ bulunduğunu müdahil taraf olarak cinayetin işlendiği tarihten bu yana beyan etmekteyiz. Hrant Dink’i ‘hedef kişi’ haline getiren, Hrant Dink hakkında görülmekte olan davalarda adliye binası içinde ve dışında eylem yapan, Hrant Dink’e fiziki saldırı girişiminde bulunan kişilerin cinayet ile bağları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturulmadı.

CİNAYET BÜTÜN BOYUTALARI İLE AÇIĞA ÇIKARILMADI

Hrant Dink’e yönelik tehdit atmosferi ve/veya Hrant Dink’in öldürüleceği bilgisine sahip ve cinayeti önleme yükümlülükleri ve imkânları olan devlet görevlilerinin bir kısmı hakkında iddianame düzenlenmedi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından etkin bir soruşturma yapılmadığı için Hrant Dink cinayeti tüm boyutları ile açığa çıkarılmadı.

Anayasa Mahkemesi’ne bu gerekçelerle yaptığımız ve sonuçlanmasını beklediğimiz bir başvurumuz bulunmakta. Anayasa Mahkemesi tarafından başvurumuz kabul edilir, ihlal kararı oluşturulur ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu konularda etkin bir soruşturma yürütülür, ek iddianame düzenlenir ise Hrant Dink Cinayeti birçok boyutu ve yönü ile açığa çıkarılmış ve bütünlüklü bir yargılama yapılmış olur.

Bu durumda da davada kararın çıkması uzun bir süreyi gerektirecektir. Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararı verilmez, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yeni bir soruşturulma başlatılmaz ve mahkeme tarafından müdahil taraf olarak soruşturmanın genişletilmesi taleplerimiz bütün olarak veya büyük ölçüde karşılanmaz ise sanık savunmalarını ayrı tuttuğumuzda, davanın sonuçlanmasına yaklaştığımız söylenebilir.

DİNK GENELKURMAY’IN TALEBİ ÜZERİNE MİT TARAFINDAN TEHDİT EDİLMİŞ

Peki gelinen aşamada elimizde ne var? 2018 kritik görevdeki isimlerin ifadeleriyle ve tanık ifadeleriyle geçti. Belki detaya girmek istemeyebilirsiniz ama cinayetin aydınlatılması ya da kimin neyi yaptığı/yapmadığı bahsinde önemli ifadelere ya da bulgulara ulaşıldı mı?

Cinayetin işlenmesi sonrasında müdahil taraf olarak cinayetin işlenmesi ve sonrasında yaşananlar ile ilgili iddia ve beyanlarımız, soruşturmalar ve açılan davalarda alınan ifadeler ve dosyalara giren belgeler ile doğrulandı. Soruşturma ve davada açığa çıkan, doğrulanan çarpıcı birkaç husustan bahsetmek isterim.

1. Hrant Dink ile 24 Şubat 2004 tarihinde İstanbul Valiliği’nde MİT İstanbul Bölge Başkanlığı görevlileri Özel Yılmaz ve Handan Selçuk ile İstanbul Vali Yardımcısı Ergün Güngör’ün katılımı ile bir görüşme gerçekleşmişti. Özel Yılmaz savcılık sorgusunda, 24 Şubat 2004 tarihinde Hrant Dink ile İstanbul Valiliği’nde gerçekleşen bu görüşmenin Genelkurmay Başkanlığı tarafından istendiğini, Genelkurmay Başkanlığı’ndan MİT Müsteşarı’nın arandığını, MİT Müsteşarı’nın MİT İstanbul Bölge Başkanı’nı ve MİT İstanbul Bölge Başkanı’nın da İstanbul Valisi’ni aradığını, görüşmenin İstanbul Valiliği’nde yapılmasının karara bağlandığını beyan etti.

Özel Yılmaz, ifadesi ile, Agos gazetesinde Sabiha Gökçen’in Ermeni olduğu iddiasını içeren habere yönelik ağır ifadeler içeren basın açıklaması yapan Genelkurmay Başkanlığı’nın, basın açıklaması ile yetinmediğini; Hrant Dink’in ‘had bildirme’ çabası olarak tarif ettiği İstanbul Valiliği’ndeki görüşmenin de Genelkurmay Başkanlığı’nın isteği ve talimatı ile gerçekleştiğini ortaya koydu.

2. Müdahil taraf olarak salt Hrant Dink’e yönelik yaşananların Hrant Dink’in talebi aranmaksızın koruma tedbiri alınmasını zorunlu hale getirdiğini; kaldı ki Hrant Dink’e yönelik yaşananların yanı sıra 2004 yılında Trabzon’da bombalı saldırı eylemi düzenleyen Yasin Hayal tarafından Hrant Dink’e eylem yapılacağı bilgisinin de 15 ve 17 Şubat 2006 tarihleri itibari ile İstanbul ve Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri ile Emniyet Genel Müdürlüğü görevlilerinin bilgisi dahilinde olduğunu iddia ve beyan etmekte idik.

ORHAN PAMUK’A RESEN KORUMA TAHSİS EDİLDİ

Hrant Dink’e yönelik tehdit ve saldırıların yoğunlaştığı, Hrant Dink’e ‘Türklüğe Hakaret’ ettiği suçlaması ile haksız hükmün kurulduğu tarihlerde, 2005 yılının aralık ayında Orhan Pamuk’a ‘terör örgütlerinin hedefi olduğu hususunda herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmamasına’ , ‘somut bir tehdit tespit edilmemesine’ rağmen ‘münferit sataşmalar olabileceği’ olasılığı üzerinden, Orhan Pamuk’un talebi olmamasına rağmen İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün teklifi üzerine İstanbul Valiliği tarafından resen koruma tedbirleri alındığına dair yazışmalar ve belgeler dava dosyasına getirtildi.

Orhan Pamuk’a yönelik ‘somut bir tehdit’ olmamasına ve ‘münferit sataşmalar’ ihtimalini bertaraf etmeye yönelik resen sağlanan koruma tedbirinin -ki Orhan Pamuk için alınan koruma tedbiri doğru bir tedbirdi- öldürüleceğine dair bilgi-istihbarat olmasına rağmen Hrant Dink’e neden sağlanmadığı hususunun, çok daha güçlü olarak beyan edilmesi mümkün hale gelmiş oldu.

“HİÇ YOKSA  BİZE KIRINTI VERİN”

3. Hrant Dink Cinayeti ile ilgili 2008 yılı ekim ayında rapor hazırlayan Başbakanlık Teftiş Kurulu üyelerinin İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde tanık olarak bilgilerine başvuruldu. Başbakanlık Teftiş Kurulu üyelerinin Hrant Dink cinayeti ile incelemeleri-görüşmeleri kapsamında Trabzon’da MİT Bölge Başkanı ile de görüştükleri, bu görüşmede MİT Trabzon Bölge Başkanı’nın Hrant Dink cinayeti ile ilgili herhangi bir bilgilerinin olmadığına yönelik beyanı üzerine Başbakanlık Teftik Kurulu üyelerinin cinayet ile ilgili ‘Hiç yoksa bize kırıntı verin’ sözlerine MİT Trabzon Bölge Başkanı’nın ‘Kırıntı sizi fırına götürür’ diye cevap verdiği iddiası tarafımızdan Başbakanlık Teftiş Kurulu üyelerine soruldu.

Başbakanlık Teftiş Kurulu üyeleri görüşmede Hrant Dink cinayeti ile ilgili ‘kırıntı’ bilgi talebinin dahi karşılanmadığını zira MİT Trabzon Bölge Başkanı’nın ‘Kırıntı sizi fırına götürür’ şeklinde yanıt verdiğini doğruladılar.

4. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin 17 Şubat 2006 tarihinde Yasin Hayal’in İstanbul’da Hrant Dink’e eylem düzenleyeceği yazısı ile ilgili yaptıkları tek çalışma olarak beyan ettikleri 24 Şubat 2006 tarihli Yasin Hayal’in ağabeyi Osman Hayal’in telefonun kayıtlı olduğu İstanbul’da Ümraniye-Sarıgazi’deki adresinin tespitine yönelik 2 polis memuru tarafından düzenlenen, amirleri tarafından da imzalanan ve üzerine notlar yazılan ‘tahkikat’ raporunun gerçeği yansıtmadığını; İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin bu belgeyi cinayetteki sorumluluklarını bertaraf etmeye yönelik argümanlarına dayanak yapmak amacı ile cinayetin işlendiği 19 Ocak 2007 tarihinden sonra düzenlediklerini iddia ve beyan etmekte idik.

Bu kapsamda raporu hazırlayan 2 polis memurunun cep telefonlarının 24 Şubat 2006 tarihli HTS kayıtları dava dosyası içerine getirildi ve incelenen HTS kayıtları, bu 2 polis memurunun 24 Şubat 2006 tarihinde gün boyu Bağcılar, Fatih, Beyoğlu, Eminönü ilçelerinde olduklarını 24 Şubat 2006 tarihinde Ümrinayi-Sarıgazi’ye hiç gitmediklerini dolayısı ile 24 Şubat 2006 tarihli belgenin gerçeğe aykırı düzenlenmiş olduğunu tartışma götürmez şekilde doğruladı.

Dink ailesinin avukatı Hakan Bakırcıoğlu

Sizin dönemin MİT görevlileri başta olmak üzere kimi isimlerin mahkeme sürecine dahil edilmesi yönünde talepleriniz var. Bunlar şu ana kadar kabul edilmedi. Bu taleplerin kabul edilebilmesi için hukuki açıdan her yere başvuruldu mu, karar ya da sonuç beklediğiniz herhangi bir merci var mı? Ve bu isimlerin sürece katılması neden önemli?

24 Şubat 2004 tarihinde İstanbul Valiliği’nde MİT görevlilerinin de katılımı ile Hrant Dink ile gerçekleşen görüşme Genelkurmay Başkanlığı’nın MİT Müsteşarı Şengal Atasagun’a talimatı – isteği ve MİT Müsteşarı’nın da MİT İstanbul Bölge Başkanı’nı araması ile organize edilmişti.

İstanbul Valiliği’nde Hrant Dink ile yapılan görüşmeye katılan MİT İstanbul Bölge Başkan Yardımcısı Özel Yılmaz İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli sıfatı ile soruşturulmuş fakat hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmişti. Bu karara yapmış olduğumuz itiraz İstanbul Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi.

Anayasa Mahkemesi’ne yapmış olduğumuz başvurumuzda Özel Yılmaz ile ilgili iddianame düzenlememenin hatalı ve hukuka aykırı olduğunun da karar altına alınmasını talebimiz de bulunmakta. Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararı oluşturulur ise MİT görevlisi Özel Yılmaz’ın yargılanması mümkün hale gelecektir.

MİT BAŞKANI: KIRINTI SİZİ FIRINA GÖTÜRÜR

Hrant Dink’e yönelik 2004 yılında başlayan ve ağırlaşarak devam eden linçten-tehdit atmosferinden ve Yasin Hayal tarafından Hrant Dink’e yönelik tasarlanan eylemden Milli İstihbarat Teşkilatı İstanbul ve Trabzon Bölge Müdürlüğü görevlilerinin bilgi sahibi olmamaları ihtimal dışı.

Nitekim Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu da Hrant Dink cinayeti ile ilgili 2012 yılında düzenlediği raporda: “MİT İstanbul ve Trabzon Bölge Başkanlıklarının arşivlerinde konuyla ilgili bir araştırma yapılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.” şeklinde öneride de bulunmuştu.

MİT Trabzon Bölge Başkanının ‘Kırıntı sizi fırına götürür’ beyanı, Milli İstihbarat Teşkilatı’nda Dink cinayeti ile ilgili bilgiler bulunduğunun ve bu bilgileri sorumlukları doğacağı için paylaşmadıklarının açık ve simgesel anlatımıdır.

Yasin Hayal’in MİT’in Trabzon’daki teşkilatı ile irtibatının olduğu ve yine Yasin Hayal ile Erhan Tuncel ile ilişkisi olan İ.K. isimli kişinin MİT görevlisi olduğuna yönelik iddialar bulunmakta.

MİT İstanbul ve Trabzon Bölge Başkanlığı görevlilerinin Hrant Dink cinayeti soruşturması kapsamında soruşturulmamış olmaları ve Devlet Denetleme Kurulu’nun önerisine rağmen MİT İstanbul ve Trabzon Bölge Başkanlığı arşivlerinde araştırma yapılmamış olması soruşturma ve yargılamadaki eksik boyutlardan biridir. Bu boyutun yargılamaya katılması Hrant Dink cinayetinde bütünlüklü yargılamanın yapılması için gerekli.

2018 ağırlıklı olarak, cinayet günü ve öncesinde olay yerinde olduğu iddia edilen jandarma istihbarat görevlilerinin sorgulanması ile geçti. Birçok jandarma görevlisi de tahliye oldu. Öte yandan olay gününe ait kamera görüntülerinden hangi jandarma istihbarat elemanlarının orada olduğuna dair çok net bir belirleme de yapamadı Adli Tıp. Bu cephede süreç nasıl ilerliyor ya da daha fazla ilerlenmesi için eldeki maddi bulgular yeterli mi?

Ogün Samast’ın cinayet mahallinde yalnız olmadığını ve güvenlik kamera görüntülerinde şüpheli davranışları olan kişiler olduğunu cinayetin işlendiği 2007 yılında güvenlik kamera görüntülerini izlediğimizde müdahil taraf olarak beyan etmiştik.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2014-2015 yıllarında bu konu ile ilgili çalışma yapıldı, görüntüler Emniyet birimleri tarafından izlendi ve tahlil edildi, akabinde de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve Emniyet birimleri tarafından görüntülerdeki kişilerin İstanbul İl Jandarma Komutanlığı görevlileri oldukları iddia ve beyan edildi.

10 Mayıs 2017 tarihli son iddianame de bu değerlendirme üzerinden oluşturuldu. Adli Tıp Kurumu görüntüler ile kişiler arasında görüntülerin belirgin de olmadığı beyan ederek bir eşleşme sağlamadı. Bu konu ile ilgili müdahil taraf olarak yargılamanın ilerleyen safhalarında beyanda bulunacağız.

Akbank kamera görüntüleri üzerindeki sis perdesi hâlâ kalkmış değil. Bu görüntüleri kimin aldığını bulmak bizi önemli bir yere götürecek mi?

Akbank Osmanbey Şubesi’nin güvenlik kamera görüntülerinin cinayet günü sabah saatlerine ait görüntüleri bulunmamakta. Oysa ki banka müdürü ifadesinde kameralarda herhangi bir sorun olmadığını beyan etti. Bir sorununun olmadığı 18 Ocak 2007 tarihine ait görüntülerin olması ve 19 Ocak 2007 tarihinde de öğle ve öğleden sonraki görüntülerin bulunması ile anlaşılmakta.

Bu görüntüler cinayet günü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından alınmadan önce kendilerini istihbaratçı olarak tanıtan 2 kişi tarafından banka şubesinden alınmış.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri soruşturmalarda kamera görüntülerinin kendileri tarafından alınmasına yönelik kurallar ve işleyişin olduğunu, İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne ihtiyaç duyar iseler, çalışma yapmaları için görüntülerin kendileri tarafından verildiğini, İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlilerinin olaylara dair kamera görüntülerini alma yetkilerinin olmadığını, uygulamada da almadıklarını beyan etti.

KAMERA GÖRÜNTÜLERİNİ ALANLAR HANGİ İSHİHBARAT BİRİMİNDE?

Görüntülerin Terörle Mücadele Şubesi görevlileri tarafından alınmadan önce kendilerini ‘istihbaratçı’ olarak tanıtan kişiler tarafından alınması, ‘istihbaratçı’ olduğunu beyan eden kişilerin gerçekte ‘istihbaratçı’ olup olmadıkları, gerçekte ‘istihbaratçı’ iseler bu istihbaratçıların hangi istihbarat biriminde [Emniyet, MİT veya Jandarma İstihbarat] görevli oldukları hususlarının açığa çıkarılması önemlidir.

19 Ocak 2007 tarihinde sabah saatlerine ait kamera görüntülerinin olmamasının tek bir nedeni vardır o da bu görüntülerin cinayet için önemli bilgiler taşımasından kaynaklanmaktadır.

Ekip olarak yıllardır büyük bir çaba gösteriyorsunuz. Klasörlerce ifade tutanak belge okudunuz. Tüm eksikliklerine rağmen bu mahkeme sürecinden umutlu musunuz? Bir yerlere varabilecek miyiz?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 4 Aralık 2015 ve 10 Mayıs 2017 tarihilerinde düzenlenen iddianameler önemli fakat cinayete dair tüm boyutları içermediği için bütünlüklü değildir. Hrant Dink cinayetine dair 12 yıldır süren sorgulama ve yargılamalarda birçok engel ve sorun ile karşılaştık.

Soruşturma ve yargılamada açığa çıkan bilgileri müdahil taraf olarak önemsemekteyiz. Anayasa Mahkemesi’nin 27 Mayıs 2017 tarihinde yapmış olduğumuz başvurumuz ile ilgili nasıl bir karar oluşturacağı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın nasıl bir soruşturma yapacağı ve İstanbul 14’üncüAğır Ceza Mahkemesi’nin de davayı yürütme hali ve nihayetinde nasıl bir karar vereceği önemli olacaktır.

Son olarak şunu sormak isterim . Her celsede bir kez daha tanık oluyoruz ki devletin neredeyse tüm birimleri bir yıl öncesinden itibaren Trabzon’daki bir grubun “ne pahasına olursa olsun” -resmi belgedeki ifade bu- Hrant Dink’i öldürmeye çalışacağını biliyor. Siyasi tarihimizde belki de bu kadar “geliyorum” diyen bir cinayet yoktur. Bu elbette milliyetçi saiklerle işlenmiş bir cinayet. Devletin bu cinayetteki sorumluluğu hangi boyutlarda?

Devlet görevlilerinin Hrant Dink cinayetini organize ettikleri, icra ettikleri iddiasını ayrı tuttuğumuzda dahi, devlet görevlilerinin Hrant Dink cinayetinin işlenmesinde ağır sorumluluklarının olduğu tartışma götürmez bir gerçek.

Türkiye’de kurdun dişine kan ilk defa değmedi

Gündem

Mehmet Ağar Yalıkavak Marina ile ilgili sözleri nedeniyle Soylu’dan özür diledi

İçişleri Bakanı Soylu’nun açıklamalarının ardından, eski Bakan Mehmet Ağar, Yalıkavak Marina’ya ilişkin olarak “Bizi buradan uzaklaştırınca yapılacak olan da belli: Buraya mafya çökecek” sözleri nedeniyle özür diledi.

BOLD – İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, eski Bakan ve eski Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın Yalıkavak Marina ile ilgili açıklamalarına tekzip beklediğini ifade etmesinin ardından Ağar özür diledi.

Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in iş insanı Mübariz Mansimov’u tehdit ederek, Bodrum Yalıkavak Marina’yı aldığı iddialarına yanıt vermişti. Ağar, Sözcü gazetesinden Saygı Öztürk’e yaptığı açıklamada marinaya işaret ederek “Bizi buradan uzaklaştırınca yapılacak olan da belli, buraya mafya çökecek” demişti.

Ağar, eleştirilere neden olan bu ifadeye ilişkin olarak bugün Sözcü TV’ye yaptığı açıklamada, “Bütün eleştirilere hak verdiğini” belirtti. Bunun iddialara ilişkin kızgınlıktan dolayı bir “sürçülisan” olduğunu vurgulayan Ağar, “Benim bu tabiri kullanmam fevkalade yanlıştır. Bütün meslektaşlarımı incittiğimi düşünüyorum, bundan dolayı kalbi olarak özür diliyorum” dedi. Haberin yayımlanmasının ardından rahatsızlık duyduğunu belirten Ağar, ama konunun “fevkalade uygun bir şekilde” aktarıldığını kaydetti. Ağar, “Ama buradaki kusur benim” dedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun çalışmalarını takdirle takip ettiğini ifade eden Ağar, “Gerek terörle mücadelede, gerek organize suçlarla mücadelede, gerekse teşkilata verdiği güven dolayısıyla fevkalade başarılı görev sürecini devam ettiriyor. Allah da uzun yıllar devam ettirsin” ifadelerini kullandı.

SEDAT PEKER NE DEDİ?

Suç örgütü lideri Sedat Peker, daha önce yayımladığı videoda, eski Bakan Mehmet Ağar ve oğlu Tolga Ağar’a yönelik suçlamalarda bulunmuştu.

Palmali Group’un sahibi Azeri-Türk iş adamı Mübariz Mansimov’un tutuklanması konusunda Ağar’a işaret eden Peker, Ağar ve oğlu Tolga Ağar’ı Mansimov’un mallarına “çökmekle” itham etmişti.

SOYLU NE CEVAP VERDİ?

İçişleri Bakanı Soylu, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarına yanıt verdiği açıklamada, isim vermeksizin eski Bakan Mehmet Ağar’ı da eleştirmişti. “Bu süreçte ‘belki dil sürçmesidir’ diye hala tekzibini beklediğim cümle. Biz olmasa idik oraya mafya çökecekti cümlesidir” diyen Soylu, “İnşallah saygısız gazetecinin çarpıtmasıdır. Benim devletim Libya’ya ve Karabağ’a çökülmesine fırsat vermedi. Kıytırık bir marinaya mafya bozuntularının çökmesine fırsat vermez. Türkiye eski Türkiye değil” ifadelerine yer vermişti.

Sedat Peker’le Mehmet Ağar’ın asıl derdi: Neyi paylaşamadılar?

Okumaya devam et

Gündem

Üç aşamalı normalleşme planı

Kovid-19 salgınıyla mücadelede ‘tam kapanma’ sonrası üç aşamalı normalleşmeye geçilecek. İlk etapta kafe, restoran ve lokantalar açılacak. Pazar günleri sokağa çıkma yasağı devam edecek.

BOLD – 17 Mayıs 2021 tarihinde sona erecek tam kapanma sonrası planlı normalleşmeye geçilecek. Kulislere göre bu sene okullar açılmayacak, uzaktan eğitim devam edecek. Her şey yolunda giderse okulların en erken Eylül, Ekim döneminde eğitime başlaması bekleniyor.

CUMARTESİ SERBEST PAZAR GÜNÜ KAPALI

Birgün gazetesinde yer alan habere göre Pazartesi sonrası uygulanacak planlamada ilk etapta kafeler, restoranlar ve lokantalar saat 20.00’a kadar açılacak. Sokağa çıkma kısıtlaması artık 19.00’da değil eskisi gibi 21.00’den sonra olacak. Cumartesi günleri ise sokağa çıkma kısıtlaması kaldırılacak. İlk etapta sokağa çıkma kısıtlamasının pazar günü sürmesi bekleniyor.

İKİNCİ AŞAMA MAYIS SONUNDA BAŞLAYACAK

Planlamanın ikinci aşamasındaki belirlenen tarih ise 31 Mayıs. İkinci aşama adımlarının bu tarihte başlaması bekleniyor. Bu dönemde kafe, restoran, lokanta gibi iş yerleri 22.00’de kapanmaya başlanacak ancak kapalı alanlar kullanılamayacak. Dışarısı ise yüzde 50 oranla kullanıma açık olacak.

Daha küçük işletmeler, kahvehane ve çay ocağı gibi yerler için valilik üzerinden izin çıkarılacak. Örnek olarak “kapınızın önüne masa atarak çalışın” denilebilecek. Bu dönem pazar günü de sokağa çıkma kısıtlaması da olmayacak.

ÜÇÜNCÜ AŞAMA TEMMUZ AYINDA

Üçüncü aşama için işaret edilen tarih temmuz ayı, hayat neredeyse normale dönecek. Düğünler belirli kısıtlamalarla yapılabilecek. Kafe ve restoran gibi yerler ise 23.45’e kadar açık olacak ama yine de kapalı alanlar kullanılamayacak. Dışarısı ise yüzde 50 oranda kullanılabilecek. Nargileciler ve gece kulüplerinin ise açılması beklenmiyor.

Okumaya devam et

Gündem

Mahpuslar bayram görüşü yapamadı

Türkiye genelinde hapishanelerde 283 bin 516 tutuklu ve hükümlü, “tam kapanma” nedeniyle Ramazan Bayramı’nda yakınları ile açık veya kapalı görüşe çıkamadı. Karantina şartlarının insan hakları ihlaline ulaşacak şekilde uygulandığını söyleyen TİHV Kurulu Üyesi adli tıp uzmanı Ümit Biçer, Adalet Bakanlığı’nı gerekli önlemleri almaya davet etti.

BOLD – Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, tam kapanma kararının alınmasının ardından, 29 Nisan 2021 tarihinde, cumhuriyet başsavcılıkları ve ceza infaz kurumlarına “Bilim Kurulu Kararı Gereğince Tedbir Kararlarının Devamı” konulu bir genelge gönderdi.

Genelge ile “tam kapanma” tedbirlerinin cezaevlerinde uygulanmasına ilişkin kurallar açıklandı. Buna göre, “Açık ve kapalı görüşlerin, ülke genelinde uygulanacak tam kapanma tedbirleri dikkate alındığında açık ve kapalı tüm cezaevlerinde tam kapanma tarihleri içinde kalan 1-17 Mayıs arasında ziyaret yaptırılmaması” kararı alındı.

ANKA’dan Sinan Tartanoğlu’nun haberine göre tam kapanma süreci sonrası için de “18-31 Mayıs tarihleri arasında hükümlü ve tutuklulara 2 yakını ile bir kez ziyaret yaptırılması, bunun dışındaki diğer ziyaretlerin 1 Haziran 2021 tarihine kadar ertelenmesi, 1 Haziran 2021 tarihinde durumun tekrar değerlendirilmesi, zorunlu durumlarda Cumhuriyet Başsavcısı kararı ile görüşlerin yaptırılması. Kurumlardaki eş ve aile görüş odalarının kullanımının 1 Haziran 2021 tarihine kadar ertelenmesi”ne karar verildi.

KARANTİNA TEDBİRLERİ İNSAN HAKLARI İHLALİLE DÖNÜŞTÜ

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi adli tıp uzmanı Ümit Biçer, salgının cezaevleri koşullarına etkisini ve cezaevlerinde alınan tam kapanma tedbirlerine ilişkin olarak, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye’de hapishanelerde var olan kronik sorunlar, Kovid-19 pandemisinde daha da ağırlaştı. Kovid-19, 2020 yılı başlarında dünyaya duyurulduğunda; bu hastalığın solunum yoluyla bulaştığı, hastalığın ileri yaşta ve kronik rahatsızlığı olan kişileri hedef aldığı; dolayısıyla bu grupların öncelenmesi gerektiğinin altı çizildi. Kalabalık nüfus içeren, insanların toplu yaşamak zorunda kaldığı mekanlar ile ilgili de düzenlemelerin yapılması gerektiği vurgulandı.

Ne yazık ki Adalet Bakanlığı sağlık meslek örgütlerinin uyarıları, insan hakları örgütlerinin taleplerine rağmen; hapishanede özgürlüğünden yoksun olarak tuttuğu, yaşam hakkından ve sağlığını korumaktan yükümlü olduğu kişilerle ilgili bu önlemleri yerine getirmedi. Yapılan İnfaz Kanunu düzenlemesinde; ağır hasta, kronik rahatsızlığı olan, engelli, ileri yaşta olan, hamile kadınlar ve çocuklar bu kapsam içine sokulmadı.

Bulaşma yollarının önlenmesi için alınması gereken önlemler; kişisel koruyucu malzemeler, hızlı ve düzenli test yapılması yerine getirilmediği gibi hastalığın bulaşmasının engellenmesi için uygulanan karantina tedbirleri, insan hakları ihlali olarak uygulandı.

“ETKİLİ VE HIZLI TEDAVİ YAPILMADI”

Hastalığın bulaşma yollarının tespit edilmesi, korunma önlemlerinin alınması ve tedavinin planlanması aşamalarında da Adalet Bakanlığı’nın etkili ve hızlı davrandığını düşünmüyoruz. Çünkü düzenli test yapılıp yapılmadığı konusunda bugüne kadar kamuoyuyla paylaşılmış bir bilgi yok.

Kapanma ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı tarafından alınan önlemlerde de farklı duyumlarla karşı karşıyayız. Özellikle karantinanın insan hakkı ihlaline ulaşacak boyutlarda uygulandığı veya karantinaya alınan kişilerin, her yeni gelen kişi ile birlikte burada kalma sürelerinin uzadığı, bu ortamlarda insanların kendi hijyenlerini sağlıklarını korumakta güçlük çektiği, günlük yaşantılarını, egzersizlerini yapamadığını avukatlar sıkça paylaşıyorlar. Kapanma önlemleri de hastalıktan korunma şeklinde değil, bir insan hakkı ihlaline ulaşacak şekilde uygulanıyor.

Adalet Bakanlığı’nı bir an önce hem hapishanelerde Kovid pandemisinin boyutları konusunda bilgi vermeye, yaşanan ihlalde önleyip gerekli adımları atmaya davet ediyoruz.”

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0