Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Diktatörlüğün gizli orduları-3: Portekiz

İlk iki bölümünde İtalya ve Fransa’daki gizli ordulara ve karanlık operasyonlara değindiğimiz yazı dizisinde bugün Portekiz’deki derin yapılara ve karanlık operasyonlara değineceğiz.

Portekiz’i 1932-1968 yılları arasında yöneten Salazar.

1990 yılında Portekiz basını Aginter Press (Aginter Yayıncılık) diye bir örgütten bahsetti. Yazılanlara göre bu örgüt CIA ve NATO’nun diktatör Salazar döneminde Portekiz’de kurduğu gizli bir orduydu.

Aginter Press’le ilgili olarak devletin hiç de istekli olmadığı soruşturmalar sonunda örgütün 1966 yılında kurulduğu ortaya çıkarıldı.

Örgütün kurulduğu dönem ABD’nin Vietnam’da yürüttüğü emperyalist savaşın da etkisiyle Avrupa’da geniş çaplı protestoların yapıldığı bir dönemdi. Yani bu gizli faşist örgüt, iddia edildiği gibi, bir Sovyet işgaline direniş amacıyla değil, iç olaylara dönük olarak kurulmuştu.

Birçok diktatöre hizmet eden Yüzbaşı Serac.

1960’ların sonuna gelindiğinde Aginter Press içindeki gizli askerlerin çoğu daha önce Afrika ve Güneydoğu Asya’da bağımsızlık hareketlerine karşı her türlü kirli savaşı yönetmiş kişilerdi.

Sözkonusu kişiler arasında en dikkat çekeni aynı zamanda Aginter Press direktörü olan Yüzbaşı Yves Guerin Serac’tı.

Fransız Vietnam Savaşı, Kore Savaşı ve Fransız Cezayir Savaşı’nda yer alan Serac, aynı zamanda Başkan De Gaulle hükümetini devirip yerine antikomünist otoriter bir Fransız devleti kurma amacındaki Organisation Armee Secerete’yi (OAS) kuran kişiydi.

OAS deşifre olup da Serac artık Fransa’da barınma imkânını kaybedince önce İspanya’ya geçip kirli yeteneklerini -elbette para karşılığında- diktatör Franco’ya sunmuş daha sonra da Portekiz’e geçerek başka bir diktatör olan Salazar’a hizmet etmeye başlamıştı.

1939-1975 yılları arasında İspanya’yı yöneten General Franco.

KONTROLLÜ GERGİNLİK STRATEJİSİ

Guerin Serac pek çok gizli ordu mensubu gibi Batı Avrupa’da komünizmi alt etmek için terör yöntemlerini kullanarak gizli operasyonlar yapılmasını şart görüyordu: “Politik faaliyetimizin ilk aşamasında tüm rejim yapılanmasında kaos çıkarmalıyız. Ya kör terörizmle (kurban sayısı yüksek rastgele eylemeler) ya da seçici terörizmle (seçilmiş kişileri temizlemek). Her iki durumda faşist ve aşırı sağ gizli ordularca yapılan bu eylemler sol harekete mal edilmeli(dir).”

Böylece devlet ve elbette toplum aşırı sağa kayacaktır. “Kamuoyunu öyle bir biçimde kutuplaştırmalıyız ki..” diyordu Serac, “Biz ulusu kurtarmaya muktedir tek araç gibi görünmeliyiz.”

Mozambik’in özgürlükçü lideri Eduardo Mondlane, Guerin’in adamlarınca bombalanarak öldürüldü.

GUERİN HER YERDE

Aginter’in gizli askerleri, Portekiz’de ve sömürgelerde; Portekiz muhalefet lideri Humberto Delgado, Afriklaı devrimci Amilcar Cabral ve Mozambikli Mondlane başta olmak üzere birçok kişiyi katlettti.

Ne var ki Aginter’in bu kirli savaşına rağmen sömürgeler bir bir bağımsızlıklarını elde etti ve Portekiz’de sol giderek güçlendi.

CIA ve Serac gibi paralı askerlerin örtülü operasyonları Guatemala’da binlerce hayata mâl oldu.

Serac ve arkadaşları, CIA özel kuvvetleriyle birlikte Guatemala’da 1968-71 arasında yaklaşık 50 bin insanın hayatını kaybettiği operasyonlarda görev aldı. 1973’te Şili’de seçilmiş başkan Salvador Allende’nin devrilip yerine faşist diktatör Augusto Pinochet’nin getirilmesi sırasında da Aginter Press aktif olarak rol almıştı.

SONUN BAŞLANGICI

1974 yılının mayıs ayında Portekiz’de “Çiçek Devrimi” diktatörlüğü nihayet devirip demokrasiye giden yolun önünü açtığında Serac yeni bir plan geliştirdi.

Portekiz’e bağlı Azores adalarını işgal edecek ve burayı Portekiz anakarasına karşı yürüteceği operasyonlar için bir üs olarak kullanacaktı. Ancak, Serac bu olanı uygulamaya fırsat bulamadan ordunun sol kanadı iktidarı ele geçirdi ve diktatörlükle birlikte Aginter Press’i de ortadan kaldırdı.

Üç hafta sonra örgütün Lizbon yakınlarındaki karargâhı tesbit edilip operasyon düzenlense de kimse yakalanamadı. Kaçarken bıraktıkları belgeler sayesinde polis Aginter Press’in terörizmle olan bağlantısıyla ilgili pek çok kanıta ulaştı. Ancak dosyalar bir süre sonra kayboldu Aginter Press’le ilgili etkili bir soruşturma hiçbir zaman yapılamadı.

KİRLİ EYLEMLERE DEVAM

Tekrar İspanya’ya geçen Serac, Madrid’de yeniden yapılandı. Burada 1975’te Avrupa’da dört ülkedeki Cezayir büyükelçiliklerine bomba yerleştirdi ve bombaların olduğu yerlere Cezayir muhalefeti olan SOA simgeleri bırakarak suçu özgürlükçü Cezayirlilerin üstüne yıkmaya çalıştı. Barınma karşılığında ayrılıkçı ETA lider kadrolarını avlama operasyonlarına katıldı.

Diktatör Franco’nun 20 Kasım 1975’te ölmesiyle Guerin Serac ve ordusu bir kez daha yer değiştirdi. Latin Amerika’ya Pinochet’nin yanına yerleşen Serac en son 1977’de İspanya’da görüldü.

Portekiz ordusu, istihbaratı ve parlamentosu ülkelerinde bir Gladyo oluşumunun varlığından haberleri olmadığı konusunda ağız birliği etti, hiçbir meclis araştırması yapılmadı. Bir rapor bile yazılmadı ve Aginter günahları için hesap vermedi.

YARIN : BRABANT KATLİAMI VE BELÇİKA’NIN KARANLIK YILLARI

Diktatörlüğün gizli orduları 2: Fransa

BOLD ÖZEL

İdare Mahkemesinden delilsiz ‘şifahi’ adalet

15 Temmuz’un ardından KHK’larla ihraç edilenlere yönelik hukuksuz kararlara bir yenisi daha eklendi. Bir ihbar üzerine açılan ceza davasından beraat eden KHK’lı, ihracının iptali için Ankara 24. İdare Mahkemesine dava açtı. Mahkeme, dosyada delil bulamayınca MİT’in şifahi(sözlü) olarak verdiği bilgiye dayanarak davayı reddetti.

BOLD – Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi, ceza davasından beraat eden KHK’lının ihracına karşı açtığı davayı reddetti. Mahkeme herhangi bir delile yer vermediği gerekçeli kararında emniyet ve MİT Bölge Başkanlığının şifahi(sözlü) bilgilendirmesini ihraç için yeterli buldu.

KHK’yla ihraç edilen bir kişi, hakkındaki ihbar üzerine gözaltına alınıp tutuklanması talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevkedildi. Sulh Ceza Hakimliği, tutuklama talebini reddetti. Hakkında açılan davadan da tanığın beyanlarını reddetmesi üzerine beraat etti. Ancak OHAL Komisyonu memuriyete iadesine dair başvuruyu reddedince KHK’lı Ankara 24. İdare Mahkemesine dava açtı.

İSTİHBARATIN ŞİFAHI BİLGİSİYLE KARAR VERDİ

Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi, Emniyet ve MİT Bölge Başkanlığının KHK’lı kişinin cemaat ile irtibatının bulunduğu yönündeki ‘şifahi’ bilgilendirmesini yeterli bularak davayı reddetti. Mahkemenin gerekçeli kararında, “…emniyet istihbaratında ve MİT Bölge Başkanlığından verilen şifahi bilgide kişinin yoğun olarak FETÖ mensupları ile ilişki içerisinde olduğu ve onlarla yoğun bir şekilde irtibat ve ilişkisinin bulunduğu bildirilmiştir” denildi.

Ankara 24. İdare Mahkemesinin hukuksuz ‘şifahi’ kararı.

Sedat Peker’in son videosu Hizmet Hareketine kurulan tuzağı deşifre etti

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Mikrofonu açık unutan Prof. Dr. Ahmet Özmen online derste nasıl torpil yaptığını anlattı

Sakarya Üniversitesi’nde online canlı ders sırasında mikrofonunu açık unutan Yazılım Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özmen, staj alımlarında nasıl torpil yaptığını detaylarıyla anlattı.

BOLD – Sakarya Üniversitesi Bilgisayar ve Bilişim Bilimleri Fakültesi Yazılım Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özmen’in online dersi sırasında bir öğretim görevlisi arkadaşı yanına geliyor. Özmen, arkadaşıyla konuşabilmek için bilgisayar başındaki öğrencilerine “Derse 5 dakika ara veriyorum” diyerek kamerasını kapatıyor ancak mikrofonunu açık unutuyor.

KİMSEYE YAYMAMALI!

Özmen, öğretim görevlisi arkadaşına, kendisine bir başvuru geldiğini, BAUM (Bilgisayar Araştırma ve Uygulama Merkezi) müdürü ve bölüm başkanı olduğunu söylediğini aktarıyor. Başvuru sahibinin gelip staj yapabileceğini ama kimseye yaymaması gerektiğini ise özellikle vurguluyor.

“DAYISI BİZDE PROFESÖR”

Özmen’in bu ifadelerinin ardından arkadaşı da “Bizde profesör dayısı, ben tanımıyorum” diyerek torpil rezaletini deşifre ediyor. Daha sonra Ahmet Özmen, kendi yeğeninin de geleceğini anlatıyor.

Ardından derse döndüğünde mikrofonun açık olduğunu fark eden Prof. Dr. Özmen, öğrencilere “Sorun yok siz de duymuş oldunuz biz böyle arada konuşuyoruz zaten mesele değil” diyor.

EKŞİ SÖZLÜK VE TWITTER TAKİPTE

Torpil skandalıyla ilgili Ekşi Sözlük’te “06.05.2021 saü’de torpil rezaleti” başlığı açıldı. Twitter’da de #meseledeğil etiketi altında rezalete tepki yağdı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevlerinde kaç insan koronavirüsten öldü?

Türkiye’yi Mart 2020’de etkilemeye başlayan koronavirüs salgınının üzerinden 14 ay geçti. Bu süre içinde cezaevlerinde Kovid-19 nedeniyle resmi açıklamaya göre 9, İHD’nin araştırmasına göre 17 insan hayatını kaybetti. Bold Medya olarak ise koronavirüs nedeniyle ölen; adını, yaşını, ölüm tarihini, kaldığı cezaevini tespit ettiğimiz mahpus sayısı 14.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ANALİZ 

Bir hafta içinde Türkiye cezaevlerinde 3 insan koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Afyon Bolvadin Cezaevinde virüs kapan makine mühendisi Ali Orhan 4 Mayıs’ta, Çanakkale E Tipi Cezaevinde hastalanan Yrd. Doç. Halil Şimşek 5 Mayıs’ta, Silivri 5 Nolu Cezaevinde korona olan eski yarbay Erdal Kılınç ise 12 Mayıs’ta öldü.

Türkiye’yi 14 Mart 2020’de etkisi altına alan salgın nedeniyle bugüne kadar cezaevlerinde kaç kişi öldü? Ceza ve Tevkifleri Genel Müdürlüğü’nün açıkladığı 9 rakamı doğru mu? İnsan hakları dernekleri bu konuda ne diyor?

DOKUZ MAHPUS MU, YOKSA 17 MAHPUS MU?

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün 18 Şubat’ta yaptığı resmi açıklamaya göre 14 Mart 2020’den itibaren cezaevlerinde 240 Kovid-19 vakası görüldü. Bu vakalar arasında bulunan 9 hükümlü virüse bağlı olarak yaşamını yitirdi. 18 Şubat’tan sonra medyaya yansıyan ölüm sayısı 4.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 1 Nisan’da açıkladığı 2020 Cezaevleri Hak İhlalleri raporuna göre ise 14 Mart 2020’den itibaren Türkiye cezaevlerinde 17 mahpus koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. Raporda ayrıca 20 farklı hapishaneden 489 tutuklunun Kovid-19’a yakalandığına dair İHD’ye başvuru yapıldığı bilgisi yer aldı.

TEADAVİ VE MUAYENE TALEPLERİNE GEÇ CEVAP VERİLİYOR

Resmi rakamlara göre cezaevlerinde şu anda 276 bin tutuklu var. İHD’nin raporuna göre Türkiye hapishaneleri mahpus sayısı bakımından tarihinin en yoğun dönemini yaşıyor ve bu durum yoğun hak ihlâllerini de beraberinde getiriyor. İHD raporunda, koronavirüs belirtisi gösterenlerin “muayene ve tedavi taleplerinin karşılanmadığı ya da geç cevap verildiğine” ilişkin çok sayıda başvuru aldıklarını belirtiyor.

Bold Medya olarak bizim yaptığımız araştırmaya göre ise 14 Mart 2020’den itibaren cezaevlerinde koronavirüs nedeniyle ölen; adını, yaşını, mesleğini, ölüm tarihini ve kaldığı cezaevini tespit edebildiğimiz kişi sayısı 14. Arif Yıldırım ve İsmet Nice adlı iki mahpus dışında hepsinin de fotoğrafına ulaştık. İşte o isimler…

1- Mehmet Yeter (70), 3 Nisan 2020, Bafra T Tipi Cezaevi ve Samsun Cezaevi.

2- İsmet Nice (60), 4 Nisan 2020, Şakran Cezaevi (fotoğrafına ulaşamadık).

3- Arif Yıldırım (70), 14 Nisan 2020, Ankara Sincan Cezaevi (fotoğrafına ulaşamadık).

4- Veysel Atasoy, polis, 12 Eylül 2020, Kütahya Tavşanlı Cezaevi.

5- Yunus Gökgöz (30), memur, 10 Ekim 2020, İzmir Buca Cezaevi.

6- Hüseyin Özen (49), Bursa Telekom Bölge Müdür Yardımcısı, 14 Kasım 2020, Bursa H Tipi Cezaevi.

7- Kemal Polat (68), emekli şoför, 6 Aralık 2020, Kahramanmaraş Türkoğlu.

8- Metin Yücel (51), Avukat, 18 Ocak 2021, Düzce Cezaevi.

9- Kahraman Sezer, Diyarbakır Çevik Kuvvet eski Şube Müdürü, 30 Ocak 2021, İskenderun T Tipi Cezaevi.

10- Ersoy Karamustafa (44), Din Kültürü Öğretmeni, 13 Şubat 2021, Manisa T Tipi.

11- Önder Ateş (45), İngilizce öğretmeni, 3 Mart 2021, Samsun T Tipi Cezaevi.

12- Ali Orhan (56), makine mühendisi, 4 Mayıs 2021, Afyon Bolvadin Cezaevi (12 Nisan’da tahliye edilmişti).

13- Yrd. Doç. Halil Şimşek (53), 5 Mayıs 2021, Çanakkale E Tipi Cezaevi.

14- Yarbay Erdal Kılınç (48), 12 Mayıs 2021, Silivri 5 Nolu Cezaevi.

VAKALAR SAKLANIYOR MU?

Salgın başladığından bu yana cezaevlerindeki koronavirüs vakalarının saklandığı bilinen bir gerçek. Sincan Cezaevinde virüs kaptıktan sonra 14 Nisan 2020’de hayatını kaybeden 70 yaşındaki Arif Yıldırım’ın ölüm nedenini ortaya çıkardığı için insan hakları savunucusu HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında soruşturma başlatıldı. Gergerlioğlu ayrıca geçen yıl haziran ayında “Dalaman Açık Cezaevi’nden tahliye olduktan sonra vefat eden başka bir mahpus da var. Tahliye sonrası aileyle konuştum. Nusaybin’de yaşıyorlar. Bu mahpus da koronadan öldü.” demişti.

ÇELİŞKİLİ RESMİ AÇIKLAMALAR

Cezaevlerindeki vakaların saklandığına dair en kuvvetli delil, 3 Nisan 2020’de Samsun Cezaevinde koronavirüse yakalanıp ölen Mehmet Yeter ile ilgili iki ayrı resmi kurumdan yapılan çelişkili açıklamaydı. Samsun Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü’nün 3 Nisan 2020’de yaptığı, Cumhuriyet Savcısı Serhan Güven imzalı açıklamaya göre Mehmet Yeter, Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetti ve cenazenin bekletilmesi riskli olduğu için ailesine ulaşılmadan hemen defnedildi. Yeter’in ailesi ölümden ancak 5 gün sonra haberdar edildi ve oğlu Ferhat Yeter bu olaya isyan etti.

Sosyal medyada çok tepki çeken bu ölüm sonrasında 8 Nisan 2020’de Bafra Cumhuriyet Başsavcılığı ikinci bir açıklama yapmak zorunda kaldı ve Mehmet Yeter’in koronavirüs nedeniyle değil, bacağındaki kangrene bağlı olarak hayatını kaybettiği ve ailesine de haber verildiği açıklandı.

Samsun ve Bafra olmak üzere iki cumhuriyet savcılığından açıklama yapılmasını nedeni; seker hastası Mehmet Yeter, 3 yıl Bafra Cezaevinde kaldıktan sonra sağlık sorunları nedeniyle 16 Mart’ta Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Hastanesi’ne yatırıldı. Bir hafta sonra sol bacağı kangren nedeniyle kesildi. 26 Mart’ta taburcu edilen Yeter, Samsun Cezaevine gönderildi. Burada tekrar fenalaşan Yeter, 3 Nisan 2020’de öldü. Hangi açıklama doğru ve akla daha yatkın? Hemen defnedilmesini talimat veren 3 Nisan’daki mi, yoksa ölümünden 5 gün sonra yapılan açıklama mı?

 

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0